kay(ıp)bedenler k/lan+-dereasonable (vv)arp presents
sesli_meram_558_/////վիճաբանություն
27 nisan 2026 pazartesi günü kaydedilmiş programın parça dizinidir.
/////sesli meram muhteviyatı\\\\\
01. Spinback - Lotus Flower (C.I.A.)
02. Spinback - You Know What (C.I.A.)
03. Conrad Subs - Beneath The Surface (Metalheadz Platinum)
04. Conrad Subs - Jiggery Pokery (Metalheadz Platinum)
05. Dom & Gridlok - Droids (Individiual)
06. Dom & Presha - The Past Is A Dream
07. Holsten - Service Kru (Droogs)
08. Holsten - Twisted Music (Droogs)
/////arz-i-hal
"Bir gümbürtüdür kopup gidiyor. Sözün kerametinin, hayatın esamesinin, geleceğe dair en kestirmeden umudun, her şeyin her şekilde zehirlendiği bir dünya imgesinde, ülkenin hali de o benzersiz kopuşun kaosuna teslim ediliyor. Ne kimse kimsenin yarasından haberdar, ne bunca açık var edilebilen tahakküme karşı bir ön alma söz konusu edilebiliyor. Anlığın hep saniyelik farkındalık hallerinin tam da dibinde bitiveren cerahatle birlikte mutlak olan o kati teslimiyet vaz ediliyor. Vaz geçilmiş olanların çokluğu göz önüne alındığında halen sabır ve sebat reçete ediliyor, ki daha büyük kayıplar anlaşılmasın. Gümbürtü öylesine bir halde şekillendiriliyor ki, kopan fırtınalar, var edilmiş isyanlar, ne olacak şu haller hayatta duruşlar, şimdi ve ötesi sorguları unutturuluyor. Olanca kötülük, bu tahayyül sayesinde de kendisine makam mevki elde eden sırtlarını sağlama alırken geleceklerini de ipotek etmiş, gel gelelim hayat lay lay lom diye çıkagelenler elinde giderek giriftleşiyor. Yaşamın artık her anının kuşatıldığı, doğru tahayyülün eksik kılındığı, göz ardı olunduğu bir safiyane en açık tabiriyle yağmalanan insan idesi var ediliyor. Altta kalanın canı hep çıksın deniliyor, o da gerçekliğimiz ilan ediliyor. Gümbürtü içinde…
İki satır sözle de olsa bir taziye mesajının var ettiği şeyin nasıl bu yukarıda kabaca anlata durduğumuz şeyi var ettiğini örneklemek de mümkündür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çıkagelen 1915 mesajının sunduğu perspektifin dahi gerisinde kalabilmiş bir menzildeki hayat idesinin her nasıl gümbürtüde zehir edildiği de az çok meydana çıkar. 1.5 Milyonun sadece bir rakam değil aynı zamanda on binlerce farklı mekanın, yaşam yerinin, görüşün, tastamam yüz binlerce apayrı hikayenin ardından çıkagelen “sözde” lafının nasıl da eksik yarım yamalak olduğu en azından şimdilik kabullenilir. O iki satırda yer bulanlar belirli bir hikayenin değil birlikte yaşanmış olagelen en büyük insani katastrofun da görünürlüğü için bir adımdır oysa, sessizlik varmış gibi yansırken kendisinden beklenmeyeni bildiren bir temsilcinin sunduğu şey, ülkenin de vardığı iklimi göstere gelir. “Tarihten husumet çıkarmak isteyenlere karşı en güzel cevabı, ideolojik kalıplara hapsolmaksızın barış, empati ve diyalog dilini üstün tutan, çatışmayı değil, uzlaşıyı temel alan bir yaklaşımla veriyoruz. 86 milyon olarak, istikbalimizi ve torunlarımıza bırakacağımız mirasımızı birlikte inşa edeceğiz. Bu düşüncelerle, Ermeni toplumunun geçmişte yaşadığı acıları paylaştığımı tekrarlıyor, hayatlarını kaybeden tüm Osmanlı vatandaşlarını bir kez daha saygıyla yâd ediyorum.” Gümbürtüde bunu dahi sindiremeyen, küfürlerle, hakaretlerle birlikte 111 yıllık bir ağrıyı önemsemeden yoluna gitmekte kararlı olanların arasında ol hayat ne haldedir, kendileri için de düşündüklerini zannetmiyoruz.
Hazin tabloların, engin yıkımların, görkemli medeni ülke masallarının kıyısında sadece bir günlük haber bülteninde dahi en az iki kadının hedef alındığı, sevdiğini sandığı insan eliyle zorbalanıp, katledildiği bir menzilin gerçekliği durur öte yanda. İki satır siyasi hal, hasbıhal ve kendi cenahlarının söylemleri sonrasında kalan kırk beş / elli dakikanın hani neredeyse tamamında cerahat, vurdulu kırdılı cinayetler, eksiltmeler, şiddet seremonileri, yağmalar ve küçük hırsızlıklar arası / sonu gelmez biyopolitik cendere haberlerinin ortası, ortalık yerinde birilerinin yaralarının anılması dert kılınır. Buralılık bahsinin tükendiği bir biçimde dostluk kavramının zedelendiği, salt iktidarın baş partisi olagelen dışında açıktan ve aleni bir biçimde yaşam hakkına dair güvencenin dahi verilemediği bir menzilde öteki kılınanların ne yapması gerektiği muğlak kılınır. Hayat böylesine basit kurallarla ilerleyen bir mefhum değildir ki! Newyork Belediye başkanı 3 tane Ermeni oyu alabilmek için “yavşak yavşak” Ermeni sözde soykırımı diye konuşuyor. Sen tarih bilirsin ne coğrafya. Ermeni oyu alacağım diye Türklerden bak ne alacaksın seçimlerde diye yaza duran Zafer partisinin başkanının paylaşımı gibi nicesi dururken kenarda ol hakikate sıranın hiçbir zaman tek bir an olsun gelmeyeceğinin utancı karşımıza çıkartılır. Gümbürtü bütünüyle yaşamın tarumar olunmasının da zeminini tamamlar işte. Her şey sil baştan, hep sil baştan binbir türlü sınamaya dönüştürülür." sesli meram
*akla düşenler, yola çıkıldıktan sonra derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. bahis açtıklarımız ana akımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. etmekten bir özenle koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya sesli meram // deuss ex machina ile devam...iyi haftalar...
allame-i ulul arz’dan ara nağmeler
okuma parçası
sesli meram // deuss ex machina [ex.] genel geçer disiplinlerden uzak, deneysel ögeler ihtiva eden müzik türlerine kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. ambient’dan - folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları iliştirmeye devam ediyoruz. aralıksız yirmi iki yıldır... bir direniş hali içinde... yayındayız!...
her türlü eleştiri ve öneri için iletişim kanallarımız;
---------------------------------------------------------
/////görsel///// serkan özkaya:::meşrutiyet 76:::artful living
/////poemé
Ստվերների Բանալին -- Վարդան ՀԱԿՈԲՅԱՆ
Ես միշտ գնում եմ՝ հայտնաբերելու իմ «դեպի
ուր»-ը։ Եվ որտեղ հայտնվում եմ՝ միայն առաջին
հայացքից,
որովհետեւ անհնար է որեւէ վայրում լինել։
Քամու վրդովմունքը
քրքրում է իրեն
գագաթների շուրջ։
Արձագանքների ծառ, աստղ հիշողության՝
հորիզոնի վրա։ Երեւույթը աներեւույթ է
ծաղկի ոգորումներում, երկնքի ծերին,
արյանդ մեջ, ուր անճշգրտությունը
տեղավորում է ուղիները մարդկանց ոտքերի տակ։
Լույսի գայթում՝
հիշողության գիշերներում,
օրենսդիր հայացք։
Ընթացքը կանգառների կենսագրություն է։ Եվ ես տեսնում եմ, որ
Սեւակը նվագարկիչի ասեղ է դարձել՝
երկրագնդի անռիթմ պտտվող ձայնասկավառակի վրա։
Լույսը եւ բաժանում է, եւ ազատականացում։ Իրարից
պոկված ստվերները գնում են՝ ամեն մեկը
իր եկած ճանապարհով։ Քարի վրա դրվող քարի մեջ
զրնգում է աշխարհի բոլոր ավերակների բանալին։

Comments