sesli meram 559 -- քնել

kay(ıp)bedenler k/lan+-dereasonable (vv)arp presents
sesli_meram_559_/////քնել

04 mayıs 2026 pazartesi günü kaydedilmiş programın parça dizinidir.

/////sesli meram muhteviyatı\\\\\
01. Fanu - Weight Of Water (Lightless Music)
02. Fanu - Insomnia (Lightless Music)
03. Dreadnaught - Bad Guy (Kevlar Beats)
04. Dreadnaught - Full House (Kevlar Beats)
05. Homemade Weapons - Asesino (Onset Audio)
06. Homemade Weapons - Ikara (Onset Audio)
07. Korshoon - Now You Got That (High Resistance)
08. Korshoon - Travel Together (feat. Oksig) (High Resistance)

/////arz-i-hal
"Nefret kendi döngüsünü / çapını aşaduran bir menzili var ediyor bu sahnede. Her şeyin bir biçimde katran karanlığına demirlediği, aklın, fikrin değil tastamam gümbürtüde kopanı o tehdit akımının / kötürüm kılınmış bir istemeyiz, değiştirmeyiz diye çıkagelen bakışın var ettiği her şeyle birlikte nefret yaşamı kuşatıyor. Dertlerin arşı alaya çıktığı bir menzildeki gündelik sıkıntılar kafi gelmiyor, hiç yeterli görülmüyor bir de aralara nifak tohumlarının ekilmesine gayretkeş olunuyor. Hiç kimse diğerinin yarasından haberdar olmasın, sakın ha bilmesin, göremesin diye her türlü kuşatma var ediliyor. Sözün kerameti parçalanırken bir yandan, lime lime edilen sözlerle savunmanın imkansızlığa taşınması mevzubahis tüm bu ülkede gerçek kılınıyor. Yaralar, bereler içerisinde ilerlerken kendi doğrularını dayatıp duranların sormadıkları, bilmek istemedikleri, bilmeye teşebbüs dahi etmediklerinden ağır ve koca bir yıkımın çıkageldiği malum sessizce sineye çekiliyor. Nasılsa ezel ebet olanın, o düşman titrinin, kötü olarak atanacakların bir sonu, dibi, bucağı kalmıyor, bırakılmıyor. Her gün ağır bir sınama, her gün apayrı cendere, al sana yepyeni Türkiye!

Nefret döngüsü, iktidarın ve yaygın medyanın sıklıkla kullanışlı addettiği bir aparat kılınır tüm bu sınama sahasında. George Orwell’in 1984’ünün yazılmış cüzlerinin arasındaki her bir detay bu yeni, yepyeni ülkede birer hakikate dönüştürülür. Derdi görmek anlamaktan özellikle uzaklaşıldıkça, bet / fecinin yolunu aralamak tek gailedir. Kitabi 1984’ün düzeni tasvir ederken kullandıkları şu ülkenin yegane hakikatidir. Kendisinden saymadıklarını bir biçimde alt etmek için, önce tatlı dilli tehditlerin, hizaya geçin bakayım diye çıkanın hemen ardından türeyen linç pratiklerinde sözün esamesi okunmaz. Nasılsa oradaki gibi dün doğru denilenler, bugün eğridir. Dün düzdür diye anılanlar bugün yamuktur. Dünün doğruları bugünün yanlışları olarak ilan edilebilendir. Hayal imgesi değil hakikatin tam kendisi dönüşüme tabi tutulur. Havanın, soğuğu, pusu gibi gündelik yaşamı örseleyen ol katran karanlığı da bir biçimde besiye tabi kılınır. Hizanın işlevselliği, daha yaygın halle çıkagelecek bir tehdit, tahakküm ve denetim mekanizmasının sonsuz tekrarına dayanır. Bütün bu hallerle birlikte bir menzilin dönüşümü de kesintisiz yinelenir. Gelecek şimdiki zaman içerisinde çürümeye mahkum kılınır.

1 Mayıs, Emek ve Dayanışma Gününün suna geldiği perspektifin bu sahadaki temsiliyeti de bunu bir başka açıdan bütünleştirir. Bir kentin tastamam kuşatılmasının, Taksim’in artık o eski zamanlardaki gibi alternatif, muhalifler için gerçek bir kürsü kılınmasının da önünün alınmasına vesile bir cendereye esareti gözler önünde var edilir. Daha birkaç kısa gün önce Ankara’da madencilerin sokak ortasında var ettikleri direnişin, kalıcı belki de bu zaman aralığında doğrudan tek doğru düzgün kayıpsız hak gasbının önüne geçebilmek için kullanışlı kılındığı bir zeminde, ol Taksim bir kere daha insanların elinden çalınır. Bir biçimde geçim sıkıntısından, müşterek yaşam idesinin tarumar edilmesine karşı itirazların var edilmesinin önü kentin sıkıyönetimle idare edilmesinden belirgin kılınır. Suçtur çünkü onca nefretle, kinle, doğrudan hiddetle çıkagelen iktidarın pratiklerine, mahkum kıldığı ol yoksulluğa itiraz hakkını kullanmak. Metro seferleri aksar, Anadolu yakasında Kadıköy’ü Avrupa’da da Taksim’i cendereye alarak, soluksuz boş sokakları gösterip dururken yaygın medyanın avazları arasında düpedüz bir kırılmayı göstermeme halinin tezahürü çıkagelir. İyi de nereye kadar!" sesli meram

*akla düşenler, yola çıkıldıktan sonra derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. bahis açtıklarımız ana akımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. etmekten bir özenle koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya sesli meram // deuss ex machina ile devam...iyi haftalar...

allame-i ulul arz’dan ara nağmeler 
okuma parçası

sesli meram // deuss ex machina [ex.] genel geçer disiplinlerden uzak, deneysel ögeler ihtiva eden müzik türlerine kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. ambient’dan - folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları iliştirmeye devam ediyoruz. aralıksız yirmi iki yıldır... bir direniş hali içinde... yayındayız!...

her türlü eleştiri ve öneri için iletişim kanallarımız;
---------------------------------------------------------

/////poemé
Ագռավի Կտուցին՝ Սուրճի Հատիկներ -- Վարդան ՀԱԿՈԲՅԱՆ

(Էլեգիա)

Մայրաքաղաքի մայթերին, գավառական
մի պոետիկ (ծնվ. N քաղաքում, չգիտեմ՝ որ թվին)
բանաստեղծություններ է հանում սուրճի դատարկ բաժակից
ու բարձրախոսով փչում է դեպի հեռավոր դաշտերը -
ծաղիկներն իսկույն
դառնում են անբուրելի,
ու բարձրախոսով փչում է դեպի հեռավոր աղբյուրները -
ջրերը իսկույն
դառնում են անխմելի,
ու բարձրախոսով փչում է դեպի կապույտը վերին -
երկինքն իսկույն
դառնում է անթռչելի,
ու բարձրախոսով փչում է դեպի ճանապարհները-
ուղիներն իսկույն
դառնում են անգնալի,
ու բարձրախոսով փչում է դեպի հորիզոնները-
հեռուն իսկույն
դառնում է ոտնատակված թախիծ,
ու բարձրախոսով փչում է դեպի շիրիմները նահատակների-
նրանց անուններն իսկույն
կորչում են քարերի մեջ։

Փչում է, փչում է, փչում է պոետիկն այնքան,
մինչեւ գլուխն ընկնում է ուսերից՝
բերանի վրա,
սուրճի շրջված բաժակի նման։ Ապա
ագռավները սեւ ճանճերի պես վրա են տալիս՝
տանելու այն հատիկը, որ
աղալուց առաջ
եղել է սուրճի բրազիլիական թփերի վրա։

Comments