Friday, October 26, 2007

Müzikal Notalar Arası Bir Memleket Değerlendirmesi – Almanya’daki “Hayali Türkiye”



Modernizm aynı zamanda gelişmekte olanı da dişlileri arasında harman eden/ asimile eden bir makine. Toplumsal gelişimini İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcılığının üzerinden sıfırdan kurgulamış bir adet Almanya ve bütün bu yıkıcılığı daha öncesinde enikonu daha fazla yaşamış, gelişmek ve en azından ilerici bir toplum klanına ulaşmak için çaba sarf eden, genç nüfuslu bir ülke Türkiye.

Ortak paydada buluşmaları uzunca bir süredir var edilmiş olan iki ülke. Geçmişi Osmanlı İmparatorluğu’na, Birinci Dünya Savaşı içerisindeki ortaklıklara (müttefik kuvvetler), ülkenin Cumhuriyet rejimine geçmesi ile beraber resmi ideolojinin halkın anlayabileceği biçimde kavramsallaştılmasında, toplumsal düzeneğin sıfırdan inşasına (ki bunun için en başta eğitim alanında olmak üzere), kısacası oryantalist bir geçmişin üzerine yüzünü Batıya çeviren bir ülke yaratılmasında Almanya’nın ve Alman halkının kalifiye isimlerinin çabaları ile bir temel atılmış hem de bir bağ oluşturulmuştu.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından henüz on yıl kadar geçmişti ki, ülkedeki iş gücü Federal Almanya’nın genişleyen ekonomisi için yetersiz kalmıştı (1) Nitelikli iş gücü ihtiyacının ortaya çıkmasının ardından başta İtalya olmak üzere, İspanya, Yunanistan, Fas, Portekiz, Tunus, Yugoslavya ve Türkiye ile İşçi Mübadele Antlaşmaları imzalanır. 1960-1995 yılları arasında bu çalışmaların neticesinde 3.3 Milyon Türk vatandaşı Almanya’da çalışmış veya çalışmak üzere bu ülkeye giriş gerçekleştirmiştir.Bugün, Alman resmi makamlarınca verilen bilgiler doğrultusunda 2 Milyon insanın Anavatana geri dönüş gerçekleştirdiği bildirildiğinde dahi büyük bir nüfustan ortaya çıkıyor.

Ortada böylesine büyük insan nüfuzlarının olduğu bir tablonun neticesinde de bir “öteki” kimliği ortaya çıkmakta. Türkiye ile Almanya arasında bu değişimlerin yaratmış olduğu kültürel çelişimler, sosyal çözülümler, paylaşımlar ve muhafaza edilmek istenen ile modernizm içerisinde yitip gidebilecek ayrıntıları savlayan yakın tarihili bir dökümantasyon / çalışma bahsini edeceğimiz. Freiburg’lu Etnomüzikolog Martin Greve’nin Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği adlı araştırması geçtiğimiz günlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınlarından Türkçe’ye kazandırılarak okurlarla buluştu.

Çalışma üç ana bölümden oluşuyor. “İlk kısımda, “Hayali Türkiye”de müzik yaşamının oluşumu ve bugünkü durumu ele alınıyor. Ardından kısaca Türkiye’den Batı Avrupa’ya göçün, özellikle müzisyen göçünün tarihi ile bunun sonuncunda göçmenlerin ve ileriki nesillerin Türkiye ile Almanya arasında çapraz kimlik bağlarının gelişimi ve nihayet iki ülke arasında bugünün müzik yaşamı bakımından önem arz eden devletler ötesi bağlar gözden geçiriliyor. Son olarak günümüz Alman kentlerindeki “Türk Müzik Yaşamı”, yapısı, kuruluşları, müzisyenler, organizatörler ve dinleyici açısından ticari olanak ve kısıtlılıkları, ülke içi bölgesel farklılıkları ile birlikte ele alınıyor.” (2)

Kendi öz dillerini konuşmayan insanlar ile ilk temasın ardından gerçekleştirilen biraz da tedirginlik dolu ilk günlerde, vatan hasreti; bunun daha önceki geleneksel (Osmanlı) mevsimlik işçiler ile bağdaşlaştırılmış olan göç/gurbet şarkıları şimdilerde modern Cumhuriyet üyelerinin göçerlerinde de aynı etkiyi gösteriyordu. Özlemlerin ayrıntılı örnekler ile tasnif edilmesi ve ayrıntıların içerisine inildikçe 1970’li yıllarda Arabesk kültürün doğuşuna kadar özde türkü formunu saklayan çalışmalar aynı duygudaşlığın mekan değişse de devamlılığını mimliyordu. Yine bu bölüm içerisinde ilginç ayrıntılar sunulmakta. Örneğin “Asıl” Vatan olan Türkiye’ye bağlığın müzikal tevatürlerinden birisi olarak kullanılan saz’ın (ağırlıklı olarak bağlama) tel gibi tüm aksesuarlarıyla, bizzat sahibi tarafından Türkiye’den alındığı takdirde iyi kabul edilir. Keza müzik prodüksiyonunda da yeğ olan Türkiye’de bir stüdyoda kayıt etmek önceliğini yıllar geçse de korunmakta olan gizli kurallardan birisi olarak da bilgi dağarcığımıza ekliyoruz.
Gurbetçi kimliğini oluşmasında Martin Greve’in de beyanını aynen alarak; Bulvar gazetesi işlevi gören renkli medyamızın da payını, tutarlı yanların olduğu kadar birbiri içerisinde bağlantısız gibi duran ama asla müziği eleştirmeyen, anlatmayan sadece görece olarak “Almanya’yı titretti”, “Almanlar ayakta alkışladı”, “Alman Operasının en Sevimli Balerinleri” gibi “Türk” kültürü üzerinde uluslararası bir uzlaşı var gibi tek yönlü bir sunumlandırmayı tercih ettiğinin altı çizilerek çeşitli örnekler ışığında düşülen yanılsamalar okura iletiliyor.
Örneğin yine kitaptan alıntılayarak gidersek; Alman müzisyenlerden, ancak “Türk Müziği” ile yoğun şekilde uğraştıkları taktirde bahsedilir. Tek bir Türk kökenli müzisyen dahi kültürel ilişikliğini Türkiye’yle değil de Almanya ile kurduğunda, Hürriyet’te asla yer bulamaz Müziğin sanatsal boyutu her halükarda, özniteliklerinden ayrımsallaştırılarak daha propagandist düz mantıksal sunular buralarda gerçekten emek harcayan müzisyenler için halen bir handikap teşkil etmektedir.

Güncel yazılı medya olduğu kadar buralarda müziğe ilk elden ulaşmanın zorlukları, Merhaba gibi kültürel olarak Almanya çıkışlı yerel gazetelerin daha fazla üzerinde durduğu nüanslar ile toplumsal gelişimin de başlangıcını daha rahat bir bilgilendirme erkine hizmet eden önemli aracılardan birisini oluşturur. Aynı zamanda da TD-1 gibi gerek bölgesel, gerekse de yerel bazlı televizyonların kurulması ile kapalı bir görünüm sergileyen müzikal sahnenin de, o alt kültürün tüm yansımalarının da görece iletimi yaygınlaşmaya başladığını kronolojik olarak kitapta bulmanız mümkün.

Bu bölümde yine bir sosyal kontrol olanağı sağlayan ve bireylerin, hemşehriliklerini de göz önünde bulunduran aktivitelerin Almanya’da Türk kimliğini oluşturmadaki etkileşimleri de ele alınmakta. Geleneksel düğünlerin ses tematiğinden, çeşitli siyasi partilerin eğlence tertibatlarına, dini söylemlerin daha ön planda yer aldığı dinletiler/cemler vs. gibi farklı kesitlerin içerisinde değerlendirilebilecek, aslında genel bir Türkiye mozaiğinin (benzeri) mikro örneği olarak Almanya’daki modellemesi gözler önüne seriliyor. Üstelik tüm bu ayrıntılar destansı bir lügatoloji yerine sade ve anlaşılabilir kılınan örneklemler ile de desteklenerek.

Bütün bu çıkarımların ortak bir derleme haline dönüşmesinin en önemli yansıması belki de Martin Greve’in kulaktan dolma bilgiler yerine bizzat kendisinin çalışmaları en küçük ölçekteki Türk topluluğunun yaşadığı eyaletlerden en yoğun yer aldığı Kuzey-Ren Westfalya’ya kadar şehir şehir incelemesi ile de cevaplandırabiliriz. Yazar, örnekleme metodu ve şehirler içerisinde dahi belirgin olan nüans farklarının ortaya çıkarılmasında bir öteki vazifesi gösteriyor.

İkinci kısım, Almanya’daki Türklerin müziğine ve müzik yaşamına etkide bulunan, karmaşık kimlik örüntülerinin bir tür haritasını sunuyor.Özellikle Almanya’da müzik, genelde
hemşehriliği, milliyeti ve dini ifade eden bir kimlik belirteci işlevi görür.(3)
Hayali Türkiye’de –yeni diaspora konsepti gibi bu kavram da sosyal kimlik unsuruna dayanmaktadır- kültürel kimliklerin yapılandırma yöntemleri ve temsilleri, birbirinden tamamen farklı içeriklerine rağmen şaşırtıcı bir benzerlik ihtiva eder. (4) Siyasal, sosyal ve etnisiteye bağlı görece farklı alt kimlikler, türler arasında geçişleri barındıran resmiyetler birebir olmasa da Ana Vatan ile benzerlikleri ve uygulanış biçimleri hakkında geniş bir muhteviyat bu bölümün içeriğini oluşturuyor.

Yine aynı bölüm içerisinde Türk Halk Müziği, Âşık, TRT Türk Halk Müziği ve Halk Oyunları, Kürt Halk Müziği ve bunlarla bağlantılı Zaza, Yezidi ve Dengebej kültürleri keza Almanya’da İslam ve Alevilik başlıkları ile detaylara inilerek köken araştırmaları gerçekleştirilmiş ve bunların “Hayali Türkiye” imgesinde yerelleşmesi, değişimleri irdelenmiştir. Üçüncü bölümün sonunda yazarın da belirttiği üzere “Tek anlamlı bir hareket noktası olan ‘Türkiye’, gerçekte, herkesin farklı zihnindeki kurguları üzerine yansıtabildiği bir perde gibidir. Türkiye ile kast edilen kimilerine göre belirli bir yöre ya da İstanbul kenti, kimilerine göre hayali bir Kürdistan, kimilerine göreyse İslam ya da daha doğrusu Aleviliktir. Bu farklı anlayış/görüşlerin müzikteki etkisi daha karmaşık neticeleri beraberinde getirmektedir.

İkinci kısma bağlı bulunan dördüncü bölümde müziğin modernleşmesinin yanı sıra farklı varyasyonları ile de harman edilmesi ele alınmakta. Sanat Olarak Müzik üst başlıklı bölümde İstanbul ile bağlantılı olan müzikal kronolojinin disiplinler arası irdelenmesi ince ayrıntıların da sunulması ile çarpıcı bir özet ortaya çıkarıyor. Klasik Batı Müziği başlığı altında ; ilk nesil Türk bestecileri- Ziya Gökalp’in ve hatta Paul Hindemith’in de önerdikleri gibi- Türk Halk Müziği ile Batı yapı tekniğini müzikal olarak birleştirmeyi denemişlerdir. Özellikle Ahmet Adnan Saygun Türkiye’ye döndükten sonra Anadolu Halk Müziği üzerine araştırmalara girişti. (5) Özsoy, Taşbebek, daha sonraları 13 ve 14 yy. halk şairi Yunus Emre’nin deyişlerinden oluşturduğu Oratoryo gibi çalışmalar modernizm ile Osmanlı kültüründen arda kalanları vd. bir tümevarıma ulaştırıyordu.

Bu çabaların yanı sıra ülkemizin belki de önder akademik elektronik müzisyenlerinden Bülent Arel ve Edgar Varése gibi modern müziğin mimarlarından Columbia Üniversitesinde eğitim almış İlhan Mimaroğlu gibi görece daha yüzü batıya dönük müzisyenler de bu kronoloji içerisinde değerlendiriliyor. Her ne kadar Anavatanda bilinmez olmuşlarsa da bu satırların ardından okurda bir merak uyandırabileceğine kanaat getiriyoruz.

Türler arası seyrüseferine yazar ardından, Caz, Osmanlı Türk Sanat Müziği, Klasik Türk Müziği, Sanat Müziği Olarak Halk Müziği ve son bölüm olarak Melezleşmeler başlıkları ile devam ediyor.İrdelenen her bir üst başlıkta genel değerlendirmelerin yanı sıra Almanya’da yaşanmış ve yaşatılan müzikal sahnesi ile de bağlantılar kuruluyor. Arel’in “Osmanlı Sanat müziğinin Türk kökenli olduğu” tezi de Anadolu Halk Müziği ile bu müzik arasında ortak noktaların olduğunu ima ediyordu.İki müzik dilinin (halk ve sanat) ses sistemlerinin özde aynı olduğu, bugün de geçerli kanıdır.Oysa köylerde basit haliyle halk müziğinde, bir ses sisteminden bahsetmek en azından problematiktir. (6)

Bu deneme/deneysel çalışmalar düzeneği içerisinde adı en çok anılan isimlerden olan, Anadolu halk müziğinin özünde olmayan yapay öğeler katma denemelerinde önemli bir yere sahip olduğu Greve tarafından vurgulanan Ruhi Su’nun Opera’da bas olarak yer almasından şimdilerde birer klasik mertebesine ulaşmış olduğu kayıtların ve türkülerin izlediği yorumlamanın çizgisi, klasik TRT sunumunun da önüne set çekmeyi başaran yapısı ayrıntılanmakta, Almanya’da etkileşim ile o’nun izinden hareket eden Adil Arslan, Hayrettin Akdemir, Fata Morgana, Metin ve Kemal Kahraman, Derya Ciwan Haco gibi isimlerin halk müziğinin yapısındaki geliştirmeler irdelenmekte.

Kitabın üçüncü ana bölümünde de Alman ve Türk kimliklerinin birbirlerine olan bakışları farklılıklar ve/veya sorunlar irdelenmekte. Görece bakış açılarının yıllar içerisindeki olumlu olumsuz gelişimleri irdelenmekte, sahne üzerinde müzisyenlerin birbirleri ile olan iletişim düzeneklerine, keza 9/8lik ile Avrupa ses düzeneğindeki tam seslerin farklıklarına, sorunların çözümleme yollarına, geliştirmelere ve sonuç olarak iki kültürün birbiri için artıları ve temennilere yer veriliyor.

Üçüncü kısmın kapsamı alanında yer alan Beşinci Bölüm: Almanlar ve Türkler başlığı altında şu tespit yer almakta; “İnsanlar, gündelik yaşamlarında tam tersi deneyimler yaşasalar dahi, “kültürel olarak yabancı, Şarklı Türkler” imgesi varlığını sürdürecektir. ...Batı yönelimli Türk Müzisyenlerin de, halk veya sanat müziğinin keman ya da klavyeli yorumlarının da genelde ‘otantik olmadığı’ düşünülür. Bu yaygın anlayışa göre, ‘gerçek’ Türkler gerek dış görünüşleri gerekse de duygu, düşünce ve tavırları, yani iç dünyaları itibariyle yabancı ve Almanlar tarafından anlaşılmaz olmalıdır” (7)

Öte yandan bu şark aidiyetine karşı olan önyargı, oryantalizmi batıcıl modernizmle güncel hayata bütünleme çabalarının örnekleri karşımıza oryantal dans kursları gibi, Şark asıllı Alman Müzisyenlerin örneğin Sadık Ziypak Saz Metodu kitabı, Orientaton, Kobra, Sultana gibi grup sanatçıların çeşitli denemeleri ile modernist ve olumlu bir yönelim sergileme amacını teşkil ediyor.Kültürel bu yoğunluk olabildiğince çok örneklenerek sufizm’e kadar genişletiliyor.

Tüm bu bölüm içerisinde genel Almanya ve genel Türkiye (Hayali Türkiye imgesi de dahil) problemler, farklılaşma sorunları ve öteki kavramlarının içeriksel olarak dökümanı gerçekleştiriliyor. Sosyal farklılaşmaların giderilmesi en azından ön yargıların alaşağı edilebilmesi için gerekli olan kurumlar arasında dahi ortaya çıkabilen sorunlar yakınlaşmanın zorlukları hakkında fikir edinmek isteyenler için önemli dipnotlar barındırıyor.

Kitabın son bölümü olan Altıncısı da Kültürlerarası İdealizm ve Uluslararası Pazarlama başlığını taşıyor. Almanya’da görece kabul görmüş ve/veya etkisi altında kalınmış diğer yabancı ülkelerin müzisyenleri, müzikleri ile beraber sundukları yaşam tarzlarının ve bunların Türk asıllı isimler ile beraber kimi ortaklıklarından dem vuruluyor. Üretim süreçlerinin çeşitlenmesi, en nihayetinde bir “Dünya Müziği” yaftasının Amerikan müzik endüstrisince tanımlandırılmasının neticeleri vurgulanıyor. İrdelenen isimler arasında akıcı Almanca’sı ile nam salmış Rafet El Roman (latin vuruşlar arasına derli toplu popüler melodiler, kararında da Türk motifleri ile oluşturulmuş bir müzik), Pforzheim’li iki Türk üyenin (Tayfun ve Mehmet Ünlü) başını çektiği Ünlü topluluğu (Erkin Koray-Estarabim coverı, Rock müziğin içerisinde uygulanmış bir tutam arabesk ile formüle edilmiş bir tarzları ve yayınlanmış üç albümleri kaldı), Benzeşlik odağı olarak kendilerine Amerika’daki Zencileri yakın bulan Cem Gözü Kara (Cem Kayabaş) “Almanya’daki Türkler Amerika’daki Zenciler ile aynı kaderi paylaşıyorlar” tümcesi ile ifade ettiği, onlara da yakın gelen hip-hop müziğinin de temellerinde üçüncü kuşağın artık biriktirdiklerini paylaşma isteğinin ve görece öteki olarak adlandırmalarının, yaşadıkları problemleri betimlemeleri için bir araç olarak kullanımları ele alınıyor. Keza bu örnekten hareketle Cartel gibi Türkiye’de de önemli bir çıkış (hip-hop, rap piyasasının da ateşleyicisi) gerçekleştiren grup başta olmak üzere White Niggers Posse, Islamic Force, King Size Terror, Dj Mahmut & Murat G ve Aziza A. vd. ile birbirine bağlantılı geçişlerin, Alman müzik sahnesine olan entegrasyonları geniş bir perspektif ile irdeleniyor. Yine Kitaptan alıntılayarak “Bugün Türkiye’deki hip-hop dünyası, topluca bakıldığında, büyük ölçüde ABD’ye yaslanır ve şarkı sözleri İngilizce sözcüklerle doludur. Ancak burada, Almanya’daki Türk rap’çilerin aksine, Afro-Amerikalarla bir özdeşleşme söz konusu değildir. Yine Türklüklerini temel alan diğerlerine nazaran İstanbullu rapçi’ler , bunu çok fazla ön plana çıkarmama eğilimindedir. (8)

Bu aslında karmaşıkmış gibi duran (dışarıdan bakan birisi için özellikle) çeşitlendirmeler, Dünya Müziği konseptleri, çeşitli uzlaşmacı müzikal denemeler ile artık eskisinden de sık Almanya’da dinleyicilerle buluşuyor. Vurguların yazar tarafından da belirtildiği gibi, üstelik hiç olmadığı kadar çabuk ve hızlıca.

Son söz olarak kitaba eklenmiş olan notlar arasında altını çizdiklerimiz de genel olarak Dünya üzerinde ortak yaşamsallığın karşılaştığı sorunları çözümleme amaçlarını, yollarını göstermesi açısından önemli dipnotlar barındırıyor.

Örneğin Internet’in artık yadsınamaz bir gerçek olmasından hareketle çeşitli politik söylemleri de beraberinde getirmesi olası olmakla beraber nispeten daha yapıcı yönlerin en azından Anavatan ile bağlılığın daimiliğini sağlama konusunda yardımcı olabileceği, söyleyiş, derlemeler ve bunların farklılaşmanın irdelenmeye açık olarak hızlı bir şekilde müzisyenlere ulaşabilmesi için bir köprü vazifesi göstereceğinin önermesi yapılıyor.

Şark ve Bin Bir Gece klişelerini ve oluşmuş olan negatif öngörüler artık bir hayal olmaktan çıkan lobiler vasıtası ile (Türk Kültür Forumu 1995 Yaşar Kemal, Günter Grass ve Aziz Nesin kuruculuğunda) kültürel diyalogun geliştirilmesi için çabalarda göz önünde bulundurulduğunda nispeten daha olumlu bir portrenin ortaya çıkması söz konusu. (9)

Uzun soluklu bir çalışma olan Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği başlıklı çalışma okundukça ülkemizde de fark edemediğimiz, oralılık (gurbet-aidiyet) hakkında detayları bizlerle paylaşıyor. Sıfırdan başlanan ve gelişmeye daima devam eden bir Müzikal izleğin çıkarımları, belirli başlı okumaları, kanaatler ve daha fazlası Metin Türköz, Yüksel Özkasap, Avrupa Türkiyeli Toplumcular Federasyonu İşçi Korosu, Nurê, Baba Jam Band, Duo Avireto, İki Dünya, Aylin Aykan, Andrea Giani, Şeref Dalyanoğlu, Tülay, Anibal/Sami, Islamic Force, Kanak Atack, Nevzat Akpınar, Berlin Türk Müziği Korosu, Sıddık Doğan, Ensemble Kardeşler, Kemal Dinç gibi daha önce adını duymamış olduğunuza hayıflanabileceğiniz ses emekçilerinin yorumlarını kitabın yanında keşfetmemiz için kitap ile beraber cd formatında sunuluyor.

Ön yargısız destinasyonlarda buluşmak üzere...



(1) Steffen Angenendt (1997/a):Phasen und Formen Der Eüropaischen Migration,, S.A. Migration und Flucht, Aufgaben und Strategien für Detschland kaynaklarından. Kitap için alıntılanmış.
(2) Martin Greve- Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – Giriş Bölümünden
(3) Martin Greve- Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – Giriş Bölümünden
(4) Martin Greve- Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – İkinci Kısım: Müzik Örgüsünde Kimlik / Üçüncü Bölüm Müzik ve Sosyal Kimlikler Sayfa 210
(5) Martin Greve-Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – İkinci Kısım: Müzik Örgüsünde Kimlik / Dördüncü Bölüm Sanat Olarak Müzik Sayfa 315
(6) Martin Greve-Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – İkinci Kısım: Müzik Örgüsünde Kimlik / Dördüncü Bölüm Sanat Olarak Müzik Sayfa 352
(7) Martin Greve-Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – Üçüncü Kısım: Kültürel Farklılığın Yapılandırılması ve Ortadan Kaldırılması Beşinci Bölüm Almanlar ve Türkler Sayfa 386 – 399
(8) Martin Greve-Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – Üçüncü Kısım: Kültürel Farklılığın Yapılandırılması ve Ortadan Kaldırılması Altıncı Bölüm Kültürlerarası İdealizm ve Uluslar arası Pazalama Sayfa 464 Dip Not 139 (Jan Kage- Wir Tanzen Auch Beim Militar-Berliner Zeitung 30.10.2001 tarihli makale)
(9) Martin Greve-Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği – Üçüncü Kısım: Kültürel Farklılığın Yapılandırılması ve Ortadan Kaldırılması – Son Söz 467-473
(10) Kitabı Edinebilmek İçin
(11) Wikipedia – Almanya Türkleri

No comments: