Sunday, November 08, 2009

Deuss Ex Machina # 273 - Me Caillte An Traenach Nílait Ar Bith A

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_273_--_Mé Caillte An Traenach Níláit Ar Bith A

02 Kasım 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Bibio-The Apple And The Tooth (Warp Records)
>1<-Nancy Elizabeth-Feet Of Courage (Paddy Steer Remix) (Leaf)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>2<-Fuji Kureta-Bonjour (Self Released)
>3<-Fuji Kureta-Slice Of Life (Self Released)
>4<-Bibio-Palm Of Your Wave (Bibio Remix) (Warp Records)
>5<-Bibio-All The Flowers (Lone Remix) (Warp Records)
>6<-Lone-Sea Spray (Brownswood Recordings)
>7<-Floating Points-Peroration V (Feat. Fatima) (Brownswood Recordings)
>8<-Flying Lotus-Breathe (Brabe Bootleg) (Self Released)
>9<-Ikonika-We Could Be Ikons (With Eero Johannes) (Planet µ)
>10<-Logos-Frontier Dub (Narcossist Remix) (Mindset)
>11<-Gus Gus-Thin Ice (Ben Frost’s Safety Pants Mix) (Kompakt)

Mé Caillte An Traenach Níláit Ar Bith A (273) – Anlaşılabilirliği Arttıracağız Diye Çıktığımız Yolculukta Birbiri Peşisıra Şanslarımızı Elimizden Kaçırır Kılındık. Kaybedenler Sahasına Dahil Olduk. Tren Son Seferine Çıkmadan Önce Son Bir Hamle Kalacak. Ya Hep Buradayız Aynı Kısır Döngüde Ya Da....

>>>>>Bildirgeç
Bellek zamanımızın olanca yıpratıcılığına karşı, yaşamımızın karakutusu olma işlevini sürdürmektedir. Görüp geçirdiklerimizden, feyiz alınması gerekli olanlar kadar, ibretlik vesikaların da yansımalarının yer edindiği büyük bir alandır. İnişleri ve çıkışlarıyla süredurduğumuz bu koşturmaca ve hengamenin ortasında neler oldu bitti sorularına yanıtlar bulabilmek için gereksinim duyulandır? Bellek kurgu ve gerçeğin birbirlerinden ayrıştırıldığı, uzunca süredir bahsetmeye çalıştığımız esas resimin herhangi bir eksik parçasını keşfedebilmemize vesile olandır. Şartlandırılmışlığın, suskun kalmanın nispeten yeğ sayıldığı bir zamanda, sözü doğruluğa getirebilmenin gereksinim duyulanıdır. İzlerinin görece derinlere saklı bıraktırıldığı, hayat derslerinin ve kıssalarının bulunabileceği bir eşiktir. Bellek kurgu alanıdır bir bakıma, hakikate ulaşmanın daha doğrusu hakikati oluşturmanın tek yolu gerçekliği yeniden kurgulamaktır, bellek bu gerçeklik-kurgu ilişkisini kurmayı olanaklı kılar. Önyargılardan bağımsız olarak, yaşamın karşılaşmamıza izin verdiklerini de çözümleyebilmemize yardımcıdır bellek. Eğrisine alışmış iken fazlasıyla, doğru nedir sorusunun yanıtını da buraya ekleyebilmek mümkündür. Döngünün içerisinde tekdüzeliğin hırçınlığında, başkalarının dediklerinin nispeten önemsiz kılındığı, yaftalarının birbiri ardına eklentilendiği bir düzlemde mümkünatların belirginleştirilebilirliğinin göstergesidir. Soru sorabilmenin adet yerini bulsun diye değil, kaçmaktan heder olduklarımız ile yüzleşebilmek için elzem bir araç olduğunu ortaya çıkartandır.

Yaşın yanında yanmaya terk edilmiş kurunun derdini anlayabilme, zihinde çözülmez kılınmışlara karşı bir söz söyleyebilme becerisini sağlama bu eşikte mümkün olur. Makus talihimiz olarak alnımıza kazınmış, çoğu zaman bile isteye kötücüllük ile taltif edilmiş yanılsamaların aşılabilmesi için gereksinim duyulan sağduyunun da temsilcisi olarak belleği kısa yoldan tanımlayabiliriz. Düşüncelerin tasarlanma aşamasından itibaren kademe kademe sağlamasının yapılabilmesini sağlayacak olandır bellek. Tıpkı bir tavan arasının en ücra köşesinde, belki de çoktan unutulmuş olan bir kapının ardında saklı duran sandukalar gibi, bellek de artık varlıklarını unuttuğumuz malzemelerle düşünmenin ve gerçekliği görünür olanın bir adım berisinde yeniden tasarlamanın zeminini sunar.

Yıllar boyunca itinayla saklanmış olanın, gün geldiğinde lazım olur denilegelenin varlıklarıyla da örtüşebilen bir haldir, sanduka ve bellek ikilisi. Düzensizliklerin aslında bizlere neler ettiğine, nasıl haklarımızdan bir haber olarak yaşamaya mecbur bırakıldığımızı, pek çok şeyi sineye çektiğimizi açık ve seçik olarak sunar, sandukalar. Belleğin hatim ettiklerinin yanında, önemsiz gibi duran nice detayın varlığıyla tekrar buluşmamıza neden teşkil eder pekala. Katmanları arasında bulduklarımızla (yadigar, eskinin izlerini taşıyan eşyalar, kitaplar veya resimlerle) nelere daha çok vakit ayırdığımızı, kendimizi avutmuş olduğumuzu hissettirir. Yol ve yordamı keşfedildikçe derinlerinde saklı duran biziz aslında kimliğimizdir, sandukalarda. Onlarca örtünün altında saklaya saklayan kendimizden uzak tutup görmezden geldiğimiz şeylerin resmi geçididir, kimi zaman ulaştığımızı sandığımız rahatlığımızın dev bir yanılsama olduğunu su yüzüne çıkartandır. Belleğin katmanlarında saklı duranların elle tutulabilir, gözle görülebilir, ruhla hissedilir kılınanlarıdır sandukanın beşeri coğrafyasındaki muhteviyatlar.

Girift bir biçimde döngülerin ve dengelerin yavaş yavaş çetrefilleştirildiği bir iklimin üzerinde hayat kendine yeni yollar keşfetmek isteyenleri zorlu şartlar uyarısıyla selamlıyor şimdilerde. Kindarlığın ve öfkenin pek çok karede, yazında, görüntüde kısa cümlelerle özetinin çıkartılmasına çaba sarf ediliyor. Hepimizin iliklerine kadar işlemiş olan çıkar beklentisiyle, sorgusuz sualsiz yaftalamaların peşisıra düzensizliğin sınırlarını şimdilerde yeni düzen olarak tanımlandırma gayretkeşliğine şahit oluyoruz. Belleğin sağladıklarının heba edilmesinin yanında, zamanı geldiği kanaatine vardığınız herhangi bir konuda söyleyeceklerinizle bile apar topar yargıların hedefine oturtulmanız içten bile değil hallere dönüştürülüyor bu giriftleşmiş seçeneklerin bolluğunda. Kavramların birbirlerinden uzaklaştırıldıkça, ana öznesinden ayrıştırıldıkça, birilerinin ellerine teslim edildikçe ve sorgulanamaz adledikçe ortaya çıkan seçenekler burada dikkatleri çekmeye çabaladığımız. İliştirmeye gayret ettiğimiz.

İnsanların birbirlerine olan tahammüllerinin, anlayışlarının neredeyse rencide ediciliğin en üst derecelerinde tahrifine çabalanarak ulaştırılmasının görüntülerini izliyoruz ekranlarımızdan. Okumaya gayret ediyoruz iki üç harfle dura kalka, nefes nefese kaldığımız heceli heceli parçacıklardan. Seslenmeye gayret ediyoruz bir daha olmasın diyerek, ‘fakat’larla ‘ama’larla bölünüyoruz giderek. Yoksun kaldıkça sesimizden her özgürlüğün, her kendinden emin adımın arkasını önünü kolaçan etme zorunluluğu hissediyoruz. Gereksinim duyuyoruz yıllar öncesinin Orwell'inin 1984'ündekine benzeş bir biçimde. Kontrol eden taraf olmanın getireceği güce tapıyoruz aslında, istemeye istemeye. Sonunda zincirlerimizden azade olacağımıza yeni eşiklerde daha büyük birer bağımlı haline dönüşüyoruz, büyük biraderin gözetiminde. Nasır tutmaya çok önceden başlamış olan vicdanlarımızda insanların aidiyetlerinin, bağlılıklarının, genel teammüler ile ters düşmesinin okumalarına girişip, işi dönülmez yokuşlara sürüyoruz. Kendiliğimizden yeni sınırların inşasına önayak oluyoruz. Yol katettiğimizi varsayımıyla giderek de dönülmez akşamın en son ufkuna doğru koşmaya devam ediyoruz. Nefesimiz yetmediğinden değil lakin durmaksızın aynı sözlerin ve vurgulamaların karşısında dut yemişten beter hallere düşmemiz asıl olarak kendi zihnimizi ve belleklerimizi kullanmıyor ya da kullanamıyor oluşumuzdan kaynaklanıyor.

Açılımın daha a'sı ortalığa düşmeden birbirilerimizin idelerinden hainleri aramaya çalışır kılınmamız biraz da bu seriye bağlantılı haldeki önyargıların içselleştirilmesinden ileri geliyor olabilir midir? Nicesinde ötelene ötelene açılımlar, intikamı soğuk yenen bir yemektir zannedenlerin ellerinde maskaraya çevrilmeye çalışılması biraz daha fazla insan olmanın gereklerini hatırlamamızı gerektirmemekte midir? Teferruatları alaşağı edildiğinde geriye kalanın 'insan' olduğunun bilincini idrak edemedikten sonra, hangi açılım halkları birbirlerine karşı daha açık ve samimi kılabilecektir. Söylenmesi elzem olanları illa hedef göstermeden, birilerinin canlarını daha fazla yakmadan ileri sürebilmek bu kadar zor mudur? Askeri vesayet ve darbelerle oluşmasına izin vermediğimiz demokrasi geleneğinin, olumlu bir yönde yol kat edebilmesi için attığımız adımlara ve söylediğimiz sözlere her zamankinden daha fazla özen göstermek zorundayız.

Kapsam daraltıldıkça, düşünceleri anlamlandırmaktan uzaklaştıkça, ‘hıyanet peşinde koşuluyor a dostlar!’ ikileminden bir türlü imtina etmedikçe daha çok kendi fasitdairemizde dolaşmaya devam edeceğimizi söylemek de yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda muhteviyatı ve içerdiklerini ne kadar çok dile dökmeye gayret edersek o kadar fazla korkulardan arınmış olabileceğimiz hatırlardan çıkartılmamalıdır. Yolların birbirlerine kesiştiği kavşaklarda durup tüm olan bitenlerin birer mizansen olduğu yanılgısından, sandukalarımız içinde kalmış olan eskinin acı gerçeklerinden ayrılabilmesi için makulun ne olduğuu ifşaa edebilme konusuna odaklanmalıyız. Yıllar yılı bu topraklarda kendilerini yaşama kanalize etmiş, insanlara kendilerini anlatma yolunu tercih etmiş, inandırıldığımız masalların aslını faslını ayan beyan serebilmiş, belge haline dönüştürebilmiş, konuşur kılmanın birbirlerine silah tutmaktan daha olumlu ve daha hakkaniyetli bir tercih olduğu konusuna çabalamışlara karşı bir borcumuzdur.

Yaşamının tam da en ucuna kadar getirilmiş Güler Zere'nin ayağına takılmış pranganın, her birimizin ayağına takıldığının bilincine varabilmektir, ifadelendirmenin açığı. Kör karanlıklarda kendimize reva görmediklerimizi de başkalarına uygun bulmadığımızın ifadelendirilmesidir beklenen. Yadsıdığımız gerçekliklerimizi adını bir türlü koyamadığımız doğruların ne olduğunun tam manasıyla ibret alınası bir vesikasıdır. Ayrışımı, kanıksadığımız bir hal olarak yaşamımıza sokmaya gayretkeş odaklara karşı sözcüklerimizi değerinde kullanabilmektir de ha keza. Adana Demirspor ile Livorno maçında sırf bu görmezden geldiklerimizi bizlere tekrardan hatırlatanlara, belleksizliğimize yenik düştüğümüz unutkanlığımızı yüzümüze vuran insanların açtıkları pankartlara kesilen cezanın hepimiz adına kesildiğini anlamalıyız. İnsani olanın ne demek olduğunu bir pankart ile dile getirebilmenin hala korkulması gereken bir konu olmasıdır burada can alıcı olan.

Irkçılığın harının sürekli karıldığı bir güncellikte dahası Che Guevera'nin posterinden korkulması gibi garabetliklerle tanışmamıza neden olandır bu koyu karaşınlık. Dile getirmenin bazı konularda her daim limitlerinin olduğunun tekrar gösterimdir. Sizden bizden ayrışımının bir maçın üzerinden yeniden takdim edilmesidir. Veyahutta makalesinde mizah yaptığı zannıyla Serdar Turgut'un Rojin'in kürtlüğü ve kadınlığı üzerine dizdiği mübalağasız sinir bozucu cümlelerinin can yakıcılığıdır, insanı hakir görücülüğüdür burada bahsedilmesi elzem olan. Nefret söyleminin bir mizah unsuru olamayacağı gibi bir insanı usturupsuz fantezilerde başrol biçilemeyeceğinin, eğlendiriciliğin ötesinde bir ayrıştırmayı tetikleyebileceğinin günyüzü bulmasıdır.

Dönemecin bambaşka bir yerinde siyaseten dostluk maçı olarak anılmasına devletler düzeyinde imzalanmış bildirge ile sebep olunmuş, arkasından ise kopan onlarca fırtınalı gün boyunca da gündemin baş köşesini yer edinmiş olan Türkiye-Ermenistan milli takımlarının mücadelesi sırasında yaşananların bir detayını da ilave edebiliriz. Etyen Mahçupyan’ın 6 Kasım tarihli yazısında değindiği üzere: Ermenistan’lı gazetecileri stada götüren otobüs taraftarlarca taşlanmış, otobüs itilip sallanmış ve taciz edilmiştir. Ne işlerin döndüğünü düşünmemiz için yeterli bir hadisedir bu. Yıllanmış anlaşmazlıkların tabii bir biçimde yoluna ve yeni bir rotada dostluğa el uzatılması çabasında daha ne kadar yol kat edilmesi gerekliliğini de ortaya koyan bir başka vesikadır. Toparlamaya çalışırsak, genellendirmelerin dışında olan bitenlerin, ana akım medyanın anlamsız bir biçimde yoksaymaya, kendilerinden şüphe duymamıza neden olmasına çaba sarf ettiği olgularda belleğin işlevi bir kere daha ortaya çıkmakta. Haklar hiçbir şekilde otorite tarafından insana verilmemesine karşın, insanlar fikri mücadeleleriyle daha fazla kazanımları için çaba sarf etmiş iken, anlayışlı bir ülkenin gereklilikleri için taşın altına yüreklice ellerini sokmak zorunda olduğumuzu da iliştirmeliyiz. Tersi zaten 2012 yılında Marduk kıyametine gerek duyumalayacak kadar açık ve karanlığın ayak seslerinin bariz gürültüsü olacağını öngörmek için kahin olmaya gereksinimimizin olmadığıdır. Bu kısa notumuzu Filiz Gazi’nin Sendika.org sitesinde yayınlanmış olan Kapatın Televizyonlarınızı başlıklı makalesi ile tamamlayalım:

“Çakıl taşlarını bir kutuya koyun, hemen yerleşirler, hem de özene bezene yerleştireceğimizden çok daha iyi. İnsanlar da öyle, kendi başlarına bırakılırlarsa daha iyi teşkilatlanırlar.” (Fourier)

Yazmak için sesli bir ortama kaçtım bugün. Karışıklıktan berraklık doğar demişti adamın biri. Düşünüyorum da bişeyler diyen hep adamlar. (Ben bunları düşünürken büyük olasılık Kürt olduğunu düşündüğüm uzunca saçlı bir kız bir şey isteyip istemediğimi soruyor. Çay istiyorum ve gözlerinden bir coğrafyayı anlatmaya koyulacağım yazıma başlıyorum ve titrek barış umudum için naçizane önerimi paylaşmaya…)

O Coğrafya
Bu topraklardaki gözyaşı izlerini takip ediyorum, o coğrafyaya ulaşıyorum. Ölüm doğuran mezarlıkları görüyorum. Ağır ağır ölüm veren bu coğrafyada, yapayalnız tek başına yüzlerce acı. Ardı arkası kesilmediği için seslerin söylediklerinin yetmediği. Hoş hangi dilin serinliği iyi gelebilir ki bu can dağlamalarına. Ölülerin karıştığı, birbirlerine girmiş yasların eskiyemediği, insanca soyluluğun karantinaya alındığı; tedirgin, huzursuz uykuya dalışların ustası olunduğu bir coğrafya. Kara haber düelloların ortasında kocakarıların zılgıtları.

( Tanımadığım insanların memleketlerini tahmin etme hastalığım nüksediyor. Bölge bölge saç telinin kalınlığı farklılaşır memleketim insanında. Kürt’ün saç teli rüzgâra karşı inatçıdır. Yani M. Mungan’dan alıntılayıp, değiştirirsem Kürtçe’nin saçını taramak çok zor. Etrafımda her türlü saç kalınlığına sahip insan var. Adamın söylediği gibi, karışıklıktan berraklıktan doğar.)

Sebebi acı dalgınlıkların, ölülere takılmış gözlerin her yüzde nasılda olmayı becerdiği yer. Geceleyin koynunuzda bir yığın işkence, ölüm, korku… Ki niye çağırsın dağlar onları insan savaşçısı olmaya. Ölüm solukları ile damla damla dağlara düşüvermişler. Seyrelmişler, seyreltmişler. Toprağın yazgısı bu ya, kimsenin kılı kıpırdamamış yıllarca. Haritada kimin eli oraya kaymışsa kana bulanmış parmakları, bilekleri.

(Cebimdeki para ikinci bardak çayım için huysuzluk edebilir. Aramızı dengede tutmalıyım, kalkmalıyım. Ve teşekkürler güzel saçlı kız.)

Şimdi yılların “o gün” özlemiyle yollara koyulmuşlar. Süreya’nın dizeleri döküldü dilimden görünce. “Özgürlüğün geldiği gün, O gün ölmek yasak!” Binlerce gönül gelmiş karşılamaya. Kadınlı erkekli, derler ya yediden yetmişe herkesin gözünde cıs çıplak barış umudu…

Evimdeki kutudan izliyorum her şeyi, kalkıp şıp o sevincin ortasına uçasım geliyor. Sonra söylenilenlere takılıyorum. Öfke saçan tüm haber seçkisi oldukça samimi(!) Yıllardır içselleştirilen, alışılan savaş halinin devamını öğütleyen tüm yaklaşımlarda o derecede mubah gözüküyor, bu samimiyet içerisinde. Sokak röportajlarında yıllardır süren savaşın cephaneliğindeki replikler tekrarlanıyor ve tüm bunlardan “kana kan anlayışın devam etmesi” gerektiği sonucu çıkarken haber spikerinin yüz ifadesi “Bu şımarık barış girişiminden dolayı ölülerin dargınlığı var bizlere” der gibi yüzümüze yüzümüze tükürüyor. Haber metninde yeni ölümler çağıran pervasız faşizan kelimeler yan yana getiriliyor, olanca şiddeti ile savaşın devam etmesine karar veriyor kutunun içindekiler. Hayat bolluğu var memleketimde ve savaşseverler bunu kararına indirmek için nefret tohumları ekiyorlar en kuytu yerlerimize. Misafirim olan kuzenime denk geliyor o tohumlardan biri. Konfeksiyondaki Hüseyin amca, bürodaki Ayla, cafedeki Murat… Televizyondan yayılan radyasyona ilaveten bu tohumlar yakalıyor bedenlerini. Sokağımdaki Basri Amca bayrak asıyor evinin camına. Üst kadında Ağrılı Safiye Abla… Televizyonlarını kapatsalar sanki her şey sükûnet içerisinde güzel olana kavuşacak.

Protez bacağını kameraların önüne atıp, hesap verin diyen adamın kopan bacağı savaş gerekçeleri ayininde fetiş olarak kullanılıyor. Faşist alınyazıcılarımızdan bir TV kanalında seyrediyoruz tüm bu ayini. Acıyı çaputlaştırmanın becerisi, öfkeyi palazlıyor. Hedef gösterilen ve gösterilene gösterecek hayatlar karşı karşıya getiriliyor. O yüzden en azından haber saatlerinde kapatın televizyonlarınızı. (25 dakikalık reklam payını da hesaba katarak dizi saatleri ve günleri ezberimizde ne de olsa.) Hep kazanacaklarmış gibi gözükenlerin ifadelerinin becerisi ile bu “yeniyetme barış bekleyişi” bunca yıl birikip taşlaşmış ne idüğü belirsiz nefreti hazırlıksız yakaladı. Ne yazık ki, barış içinde stratejik hamleler gerekli gibi gözüküyor ve bunu sağlayacak şurup medyanın mutfağındaki imkânlarla oluşturulabilir. Ama durum tersi ise… Günün bilmem kaç saatini TV başında geçiren bir çağın insanları için en geçerli barış reçetesi bu, Kapatın televizyonlarınızı. Ve askerlikten soğutmamak için diğer önerimi söyleyemeyeceğim.

Devlet (lere) karşı, Barış halk(ların) sanatıdır. Açılım diye adlandırılanın peşine sen, ben, o düşmediği sürece paşalar, ağalar, bozkurtlar (…) bu süreci “Aç, Puştsun sen!”, “Kapa, Türksün sen!” oyununa çevirirler. Bu oyunu izlemek kişiliğinizi anlatacak sıfatların acayip bir terminolojiye bulaşmasına neden olabilir.

Savaş’ın tarihi bitmiyor. Barış’ın tarihini yazmak için yıllarımı vermek isterdim. O yüzden Diyarbakır’daki bir elin kartona yazdığı Birinci Dünya Barış Günü çok anlamlı benim için.

Barış için kapatın televizyonlarınızı, her şey daha kolay olacak… (27 Ekim 2009)Bembeyaz bir sayfanın sağlamış olduğu alanı mümkün mertebe kelimelerle donatmaya gayret ediyor, dile getirmeye çalıştıklarımızı bir noktadan sonra müzik ile buluşturmaya özen gösteriyoruz. Her defasında teşebbüs ettiğimiz bir alternatifin dha var olduğunu belirginleştirebilmek. Karaltılı renklerin hakimiyetine aşina olduğumuz güncelliğin ötesinde bir umudun taşınması gerektiğini bir kere daha sunabilmek bütün bu dizin içerisinde iliştirmeye çalıştıklarımızı tanımlayacaktır. Tamamlayacaktır. Suskunluğun artık kar etmediğini, sözcüklerle ne kadar fazla karşılaşırsak o kadar fazla ilerleme kaydedebileceğimizi ortaya çıkartmanın da diğer bir erk olduğunu iliştirmeliyiz. Yoksun kaldıkça, sessizleştikçe anlamları yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olacağımız aşikar iken gönlün razı gelmediklerini dile getirmeye olanca gayretkeşliğimizle devam ediyoruz. Derlemeye çalıştığımız kelime kümeleri aramaktan heba olduğumuz doğruların ne olduğuna dair bir ihtimal yeterli verileri de sağlayacaktır. Sunulmuş olanın kırmızı çizgilerini aşabilmek için gereksinim duyulandır. Bahsini her defasında açmaya ısrarla devam ettiğimiz yolun ve yordamın bulunabilirliği için anlayışın bina edilebilmesidir sözü getirmeye çalıştığımız. Kasvetin döngü içerisinde, adına yaşam dediğimiz çemberin dahilinde görülmez, işitilmez, anlaşılmaz kıldıklarına dair ne kadar fazlasına ön ayak olabilirsek o kadar aladır diye düşünmekteyiz. Ne ki yapmaya çalıştığımızı bir nebze olsun sizlere aktarabilirsek, derdimizi kederimizi paylaşabilirsek, fikri paylaşıma girebilirsek ne ala. Müzik bu bağlamda, gerek içeriği derinleştiren gerekse de sözün kifayetsiz kaldığı halleri pekiştirir. Herkeslere anlaşılır kılar. Belirli bir düzenek içerisinde birbirlerini takip eden notaların değil aynı zamanda da güncelliğin sert ve tavisiz kararlılığında bir gedik açmaya çava sarf eder. Onun içindir ki, müziği fazlasıyla sizlere sunabilmeye bu minvalde sözcük dizileriyle başlamaktayız. Yaşadığımızı sandığımız, gelip geçiciliğin asıl hakkaniyet olduğu yerkürede ardımızda bırakabileceğimiz bir sedadan ötesi olmayacaktır. Ne uzun ne kısa en dosdoğrusu sözün kıssası olarak. Deuss Ex Machina’nın Pazartesi akşamı canlı olarak sizlere sunduğumuz bölümü içerisinde bu fikriyattan hareketle bir kolaj oluşturmaya çalıştık. Tüketilen sesin aslında ne gibi anlamlar ihtiva ettiğine dair bir kaç söz ekleyebilmenin şevklendiriciliği ile beraber. Yorumlar çeşitlendirilebilir bu noktada. Müzik dinlenceliğinin ileri noktalarında açmazlara gebe kaldığımız hayat hallerine dair göndermeler barındırır. Doğruluğundan emin olmadığımız, şüphe taşıdığımız konular bütününde bizlere yeni eşikler sağlar. Sağlamlaştırır. Aramasını bilen için bir bellek vazifesi gösterir tam da yazının başından bu yana değindiğimiz sandukalar gibi. Sadece tek bir yönüyle değil genelin algısında yerini edinmiş katıcıllığın anlaşılabilir kılınması için çok yönlülüğü teşvik ederek. Ötelemekten artık vazgeçip bir an önce düşünmeye ve konuşmaya daha fazla önem verilmesini sağlayarak. Yön göstererek. Mush plakevi çatısı altında 2005 yılından itibaren sunduğu müzikler ile elektronik seslerden giderek organik kurgulara doğru yol alan bir müzikal seyyahlığın sahibi olan Stephen Wilkinson’ın Bibio nam projesini sizlere Warp Records etiketli son çalışması olan The Apple & The Tooth’un rehberliğinde sunuyoruz.Elektronik müziğin sınırları konusunda yetkin bir dilin oluşturulabildiği, türetilen her bir yeni kurgu ile beraber giderek genişleyen bir sahanın varlığının ortaya çıkartıldığı belirtmeliyiz. Bir dinlencelik öğesi olmasının ötesinde, işaret ettikleriyle de yer yer alt okumalarıyla elektronik müzik, yılların geleneksel sesleri ve popüler müziğinin üzerinde yeni sözlerin tasavvur edilebilmesine vesile olmuş bir forma dönüştürülür. Kimi zaman makinelerden sağlanmış olan endüstriyel kurgulamalarda kimi zaman da pek yakınımızda duran bir doğal sesin izleri üzerinde yeniden şekillendirilir. Tasvir edilen melodilerin bir noktadan sonrasında eğlendirici unsurunun dışında, dinleyici için de yeterince verimli bir aşamayı tanımlandırdığını belirtmeliyiz. Klişelere bağımlı kalınmadan yıllar boyunca oluşturduğu ses erimiyle beraber tazeliğini koruyan bir müzik yaratımının öncüsü Stephen Wilkinson. Bibio adıyla yayınlamış olduğu çalışmalar dahilinde, Boards Of Canada’dan Nick Drake’e uzanan bir ses yelpazesinin varlığı üzerinde müzikal kesitler ilintilemeye gayret gösterir. Duygusal iletişimin duyusal yönlerinde mahir tasvirlerin altına imzasını atacaktır. Vurgulanan, ortaya çıkartılan her bir kayıt dizini dahilinde Bibio alameti farikası haline dönüşecek olan sınırsızlığı belirginleştirmeye çaba sarf eden, ulaşılmış olan elektronik bağlaçlı seslerin ilerisini ortaya sermeye gayret eden bir müzisyenlik kimliğini sunar. Her bir albümün kapsamı dahilinde muhteviyata eklentilenmiş olan seslerin sağladıkları hayatın tam da kendisidir diyebilmek de mümkündür. Bibio’nun müziğinde dinleyeni içerisine çekiverne bir mekanizmanın varlığı parçaların ve albümlerin oluşturduğu uzunca bir dinlencelik listesini ve hayat bağlantılarını ihtiva eder. Yorumlayıcının sağladıklarıyla beraber dinleyici tarafında olan bizler için fazlasıyla mesudelik vaat eden bir seremoni timsali Bibio’nun müziği ile ilk defa tecrübe edecekler için önemli bir ayrıntıyı sunacaktır: tanımlarıyla tecrübe edilmemişliği denenebilir kılmıştır. Londra’da Middlesex Üniversitesi’ndeki eğitimi sırasında temellendirdiği çalışmaların giderek ana akım müzik dinleyicisinin beğenilerine hitap edebilir hallere dönüştürülmesinin de Stephen Wilkinson’ın aldığı aşamayı belirginleştirebileceğini belirtmeliyiz. Deneysellik ile elektroniğin birbirlerine kavuşturulduğu debut kayıt olan Fi albümü 2005 yılında Mush etiketiyle yayınlanır. Kısaca değinmeye çalıştığımız ide üzerinde şekli kazandırılmış, ambient kavislerinden shoegaze hüzünbazlığına kafi miktarda elektronik deneyselliğinin günyüzü bulduğu bir çalışma olacaktır Fi. Bibio’nun daimi enstrümanı olan gitardan elde edilen pasajın minimalist elektro akustik öğelerde derlendiği Cherry Blossom Road ile kayıt açılır. Ses eriminde melodikanın önemini ortaya çıkartan bir kurgumasal olarak yola çıkmış giderek drone efekti ile beraber farkındalılık sağlayıcı folk müziğinin sınırında belirsiz kalmış alanları kulaklara ulaştıran Bewley In White gibi önermeler ile kapağı aralık bırakılmış bir not defterinin sayfaları arasında dolaşılmaya devam edilir. Puslu Londra havasının müzikal yansısı nasıl olabilirdi sorusunun yanıt bulduğu, gitar kayıdı üzerine bina edilmiş olan ambient katmanlarıyla beraber yıllar boyunca referans noktası olarak kabul ettiğimiz Boards Of Canada, Autechre gibi zaman zaman bu dolaylardan müzikler ortaya çıkartmış grupların sağladıklarının yamacında bir ses tahlilini sağlanır London Planes ile beraber. I'm Rewinding It... elektronik müziğin dikkat isteyen yüzeylerinde seyyahlık eyleyen bir gürültü karaşınlığında modern zamanların tasvirini gerçekleştirir. Yitirmekten korkmadığımız için artık çok daha fazla kaybetmeye mahkum olmuş hallerimizi, gözü karalığın yerini umursamazlığın aldığı bakışımı kıyasıya eleştiren bir toplam ulaştırılır. Puddled In The Morning parçasında da bu ağıt havasının elektro akustiğe sırtını vermiş bir örneğini dinleyebilmek mümkün kılınır. Fi albümün kapanışında yer alan Poplar Avenue bir taslak metin halinde önümüze serilmiş olan hissiyat vurgusunu düşük yoğunluklu elektroniklerde yeniden tanımlandırma yolunu seçmiş bir odağı oluşturur. Bibio’nun müziğinde aşina olduğumuz sesin yankılanması değil aynı zamanda da hüzünlendirici unsurlar taşıdığına dair bir önermedir. Bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen müzikte hissiyat var mıdır yok mudur tartışması hakkında açık bir sunumlandırma gerçekleştirilir. Müzik hissedilir! Dinlemesini bilin yeter ki dercesine kendinden emin çıkışlarıyla.Bibio’nun bu kendi haznesinde kaynaştırmaya çalıştığı müzik türlerinin bir sonraki durağını 2006’da yayınlanmış olan Hand Cranked albümü oluşturacaktır. Elektronik seslerin varlığını korumasına karşın git gide gitarın ve dolayısıyla folk müziğinin merkeze taşınmaya çalışıldığı bir geçişkenlik söz konusu olur. Plak metaforunun, çıtırtıların da kullanıldığı bir eskitilmişlik nakş edilir parçalara. Ayrımsız bir biçimde parçaların tümünün sağlamış olduğu dosdoğru bir nostaljinin tüketilmesinden ise varedilmiş ses ile entegre hale dönüştürülebilirliğine dair yeterince kuvvetli önermelerde bulunmaktadır Bibio. Bu durumu elektronik serpintilerin arasında kendini göstermekte olan folk müziğinin kulağa yakın halleri üzerinde çeşitlendirmelerden başlayarak derinleştirebilmek mümkündür. Zaman içerisinde bir gezinti halini yansıtan “sonik” seslerin hemen dibinde kayda girmiş gitarın melodikası ile beraber bir masal kutusundan yankılanan seslere ev sahipliği yapan The Cranking House, oluşturulan döngü içerisinde sık sık geri dönüşlerin mümkün kılındığı modern zamanlar elektronika dinletisi Cherry Go Round gibi örneklemler kayıtta yerlerini alırlar. Touch, Spekk, Mego gibi elektronik müziğin öncül kayıtlarını dinleyicilere sunmuş plak şirketlerinin müzikal kökenlerine sadık bir dinlenceliği sunarak albümün gayesinin de ön plana çıkmasını sağlayan önermelerden birisini oluşturan Black Country Blues, kasvet halini dağıtabilecek kadar kuvvetli bir önermenin sunulduğu Dyfi, yerel folk melodisinin tersyüz edilip elektronik bağlarla yeniden tanımlandırıldığı Woodington gibi kayıtlar ile Hand Cranked albümünün finaline kavuşuruz. Boards Of Canada’nın yarısı olan Marcus Eoin’in Bibio’yu Mush’a takdiminin ne kadar isabetli bir seçim olduğunu ortaya çıkartan, tıpkı önermeyi gerçekleştirmiş sanatçı gibi müziğin alelade bir tasvir yığıntılamasından çok daha özlü sıfatlarla anılabileceğini ortaya koyan Overgrown ile kayıt tamamlanır. Bibio henüz ikinci albümünde müzikal sınırlar arasında kalmış olan belirsizliklerin üzerine gidebilmiş, onları yeniden birbirleriyle kavuşturmayı kendince başarma konusunda epeyce yol kat ettiği bir kaydın altına imzasını atar. 2009 yılı içerisinde Warp Records etiketiyle sunulmuş olan Ambivalence Avenue ise gerek bu iki kayıdın sağladıklarını derleyip toparlayan, gerekse de artık çok daha sağlam bir biçimde eskinin seslerini günümüzün müzik dinleyicisinin beğenilerine uygun olarak sunabilen bir müzikal tertibatı tanımlandırır. Elektronika, lo-fi, drone, ambient ve folk müziğine ilaveten 70’li yılların soul müziğini, bir ucu Jay Dilla ve Madlib’e öte ucu ise Flying Lotus ve Hudson Mohawke’a uzanan hip-hop’u hatta kimi yerlerde technoya dümen kıran çıkarsamalara ulaşabilen bir tertibat. Tıpkı bir djin seçtikleri gibi zaman tüneli içerisinde müzikal gelişimleri, yönlendirme ve öneri bütünlerini bir arada sunabilen bir derleme olduğu Ambivalance Avenue için ilk olarak söylenebilir. Brezilya’lı sanatçı Marcos Valle’nin kayıtlarından esinlenilerek kotarılmış olan albümle de aynı adı taşıyan Ambivalance Avenue, popüler müziğin niş odaklarında dolaşıma çıkmış bir tadımlık ile albüme buyur eder dinleyiciyi. Gayet kıvamında bir melodika çeşitlendirmesiyle beraber. Kaydın bu şen şakrak havasını devam ettiren, kuvvetle muhtemel ana akım dinleyicisini de Bibio’nun müziğinin etki alanına dahil olmasını sağlamış funk güzellemesi Jealous Of Roses, kısacık süresine karşın ilginç bir anketodun tamamlayıcısı haline dönüşen, oluşturulmaya çabalanan eleştirel bakışımı da sürümcemede bırakmdan iletme yolunun tercih edildiği All The Flowers gibi birbirleri ile gerek bağlantı gerekse de bağımsız olarak dinlenebilecek bir müzikal çeşitlilik kayıtta karşımıza çıkartılır Bibio tarafından. Bir melodram sahnesinin canlandırıldığı, ikili ilişkilerin tahribatına göndermelerin yer edindiği ve bir noktadan sonra da yıllardır dinlediğimiz Yoni Wolf ve çetesi Why?’ın kayıp kardeşi intibasını uyandırmış Haikuesque (When She Laughs) gibi gizli cevherler ortaya çıkar. Pop müziği kıvamında derlenip şekillendirilmiş birer sunuş gerçekleştirilir, Bibio tarafından. Her defasında farklı bir okumaya gereksinim duyuracak kadar iyi gözlemlerin, müzikal halllerin karşılaştırıldığı bir toplam. Flying Lotus’un GNG BNG parçasında olduğu gibi elektronik ses örneklerinin braindance ekolünden ödünç alındığı Sugarette gibi Bibio için yeni sayılabilecek bir kurguyu da dinleyebilmek, S’Vive gibi enstrümantal hiphopun adının resmen konulduğu çıkarsamalara kulak kabartmak mümkün. Kaydın en uzun parçası olan Dwrcan aynı zamanda albümün de finalini oluşturur. Parçaların sürekli yer değiştirildiği bir müzikal tanımlandırma Dwrcan için de geçerlidir. 8bit ses kesitlerinin başlattığı ses kavislerinin finale doğru Autechre’nin en dingin yüzeylerinde sağlanmış hüzünlerle buluşturulduğu bir yapılandırma ortaya çıkartılır. Kirli endüstriyel seslerden bir dünya tahliline girişilir.Bibio’nun gelişiminin süreklilik gösterdiği müzik kaşifliği ve damıtımının şimdilik son durağını ise The Apple And The Tooth adıyla sunulan kayıt oluşturur. Warp Records etiketinden yayınlanan çalışma Ambivalence Avenue’nin de bir yerde devamlılığını sağlayan dört adet günyüzü görmemiş parça ve deneysel-hiphop-elektronika disiplinlerinin kesiştiği sınırlardaki sesleri türetmeye girişen projelerin sıklıkla başvurdukları bir yöntem olan dinleyici ile aralarını soğutmama geleneğinin bir parçası olarak ellerinin altında tuttukları bir ara kayıt olarak değerlendirmek mümkün. Burada istisnai olan Bibio’nun müziğinin deviniminin istikrarını koruması. Bir yandan da birbirlerine paralel müzikal disiplinlerden el alarak parçaları yeniden tanımlandırılabilirliği ortaya çıkartılma çabası olduğunu ifade etmeliyiz. The Apple And The Tooth parçası bossa nova ile rhyme geleneğini birleştiren, Bibio’nun kimi zaman modifiye edilmiş yetmişler film müziklerinin albenisine kendisine teslim ettiği bir kurgu içerir. Tek bir cephede ilerlemektense mümkün mertebe seslerin genişletilebilir alanları üzerine kafa yorulduğunu daha da belirginleştiren Rotten Rudd braindance aksanıyla hiphopun kaynaştırıldığı bir deneyim olacaktır. Birkaç satır öncesinde değindiğimiz Why?, Themselves, Clouddead gibi Anticon etiketi dahilinden çıkmış grupların tüettikleri müziği hatim etmiş dinleyiciler için biçilmiş birer dinlencelik olarak tanımlayabileceğimiz Bones & Skulls, dubstep ile pop müzik arasında bir bağlacı tanımlayan Steal The Lamp parçasıyla ilk bölüm nihayetlendirilir. Empty The Bones Of You gibi IDM söz konusu olduğunda bir başyapıtın ardındaki isim olan Christopher Stephen Clark’ın yapmış olduğu, mekanik melankolik S’vive, Ambivalance Avenue’nun kapanış parçası olan Dwrcan’in Brendan Angelides aka Eskmo tarafından yapılan elektronika, darkstep düzenlemesi üretilen müziğin değişik bakışlarda nasıl da bambaşka karakterleri ileri sürebildiğini son derece kulağa yatkın bir biçimde sağlamayı başarır. Bibio gibi nevi şahsına münhasır kayıtlarla, sonik / elektronik seslerin soul müziğinden etkileşimli hallerini ortaya çıkartan Lone’nin düzenlediği All The Flowers, albümdeki halinden görece daha temiz bir düzenleme ile kayda dahil olmuş Palm Of Your Wave’in Bibio’nun ellerinden çıkmış yeni yorum, pop standartlarını yeniden gözden geçirmek isteyenler için öznel bir çalışma olacaktır. Sözün kısası Bibio bir müzikal resim nakşediyor. Naklettiği sesler ve sözcüklerle hayatın bilinmeyen yüzeylerinden çok aşina hikayeleri birbirine ilişitiriyor. Tasarladığı her bir kayıt ile modern müzik seceresine kuvvetli bir çentiği atmayı, Warp Records’un kataloğu için de önemli bir köşeyi kapsıyor. Uzun soluklu, dinlendikçe değerinin anlaşılabileceğini düşündüğümüz kayıtları ile Bibio adlı müzisyeni takdimimizdir.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Dipnot: Notumuzun ilk kısmının ön okumasına ve düzeltmelerine vakitlerini ayırıp yardımcı olmuş arkadaşlarımıza müteşekkiriz.

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Kapatın Televizyonlarınızı – Filiz GAZİ – Sendika.org
Türkçe ve Kürtçe İçin – Ahmet TULGAR – Birgün
Kastımız Yoğundur Efendiler! – Yıldırım TÜRKER – Radikal
Uzaklaştırmaya İnat Yağmur Altında Ders – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Utanç – Erdal GÜVEN – Radikal
Solda İkon Durmaz – Uğur KUTAY – Birgün
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
TRT’de Koyunluğa Övgü – Burak TEKİN – Bianet
Facebook Eylemcileri – Bilge TERZİOĞLU – Sendika.org
Youtube, Irak, Binali – Seviyesiz – Seviyesiz Siyaset
Sarardıkça Güzelleşen Dergi Roll – íí – 13Melek
Imaginary Soundtrack For A David Lynch Movie – Moka – Motel De Moka
Tristesse Tropiques – Mersenne – Undomondo
Shackleton – Three Eps Critic – Jordan Rothlein – Little White Earbuds

Bibio Official At Myspace
Bibio At Warp Records
Bibio At Mush
Bibio Interview – Lee Hutchinson – Liberation Frequency
Bibio’s Ambivalence Avenue Review – Brian Howe – Pitchfork
Campfire Headphasing – Stephen Wilkinson – Bibio’s Myspace
Bibio İncelemesi – Hümeyra – Yedi12
Nancy Elizabeth Official
Nancy Elizabeth At Myspace
Nancy Elizabeth At Leaf
Nancy Elizabeth At RCRD.LBL
Fuji Kureta Official
Fuji Kureta At Myspace
Fuji Kureta Röportajı - Radnor – Bozuk Kaset
Fuji Kureta - Lucid Dreams EP Free Download Page – Last.FM
Lone Official At Myspace
Lone At Twitter
Lone At Werk Discs Blog
Lone New Album Informative – Thomas Rees – XLR8R
Floating Points Official At Myspace
Floating Points At Last.FM
Brownswood Bubbles Volume 4 Informative At Brownswood Online
Flying Lotus Official
Flying Lotus At Myspace
Brabe At Myspace
Brabe At Twitter
Ikonika At Myspace
Ikonika At Planet µ
Ikonika At Get Darker TV # 33
Eero Johannes At Myspace
Narcossist At Myspace
Narcossist At Virb
Gus Gus Official
Gus Gus At Myspace
Ben Frost Official
Ben Frost At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel C215 – I_Follow I_Follow’s Flickr Page
Static Memories – Nick GENTRY Nick GENTRY’ Flickr Page
Bibio Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
B- B- O-

>>>>>Poemé
Nazım'dan Ve Cendrars'dan Sonra – Onat KUTLAR

Geceyarısı geçen güzden kalma birkaç yaprak kırk yıllık kahve
renkli bahçeler ve bir mimibüste
Kartaldan eminönüne giderken uyumuş titreyen bir çırak
Karanlık denizi köpürten dalgaları yararak çook gizli bir yere
giden tenha bir üsküdar alanı gemisiyle
bu yolculuğa başladım senden ayrılınca

Balığın karnında yunus bir kumul masalı anlatmaya
başlarken solgun belleğinde
Söğütler ve leylak ve kara lale soğanı çorbasıyla
işe koyulan balıkçıların ilk çektikleri ağa
takılan dülger balığı gibi çirkin ve şaşkın ve öfkeli
Yaralı bir arap kısrağı gibi bekleyerek ensemde yağlı kurşunu
alanın güvertesinde öylece
kaptan miyim kürek mi bilmeden duruyorum

Bekçiler görünmez oldu çırak çocuklar ve köpekler
gizlendiler kuytu köşelere
Büyük ve paranoyak kaya devinin geniş çeneleri
boğazından soğuk sular akıtarak çarpıyor
birbirine ve karşı kıyıda duran solgun sevgilimin
saçlarına kül bana ateş savuruyor
Bütün ölü şeyler yangın yerleri eski savaşlar ve ne yapsam
geçip gidiyor ayrılığın günleri

Nereden çöküyor bu sis karadenizinin sularını akdenizin kuytu
ve narların portakallara karıştığı derin koylarına ulaştırıyor
Nereden başladı bu hüzün güz yapraklarını taa nisan günlerine
eşiklere rıhtımlara sürükleyip
yeniden çamura bulaştırıyor
Alanya kalesinde uçuruma yakın doğan kara saçlı bir oğlanın
kara keçi pöstekisinde kabaran bir kedi dili gibi diklenerek attığı
Beyaz niyet çakıllarıyla denizin dibinde yuvarlanan binlerce milyonlarca
büyük ve mermer güllenin uğultusu ters akıntılarla
üsküdarın karanlık sularına nasıl geliyor?

Alanya'da doğdum babam hakimdi
düzlüğe, kız kaçıranlara, denizin yakın sularına geceleri
koyunların çene kemiklerinden çift hörgüçlü develer yapıp ablamın
ağzını büyük bir çuvaldızla diken ve bana
korkulu masallar anlatan sırmalı nineye
O günlerden kaldı kulağımda "yeni kesilmiş" nar
çiçeği ve portakal yapraklarının sesi
Ve yaşamımdan hiç eskilmeyen uçsuz deniz duygusu
İki jandarma belirdi alanda, kaptan köprüsünde dolaşıyor
hergele bir ekip otosunun homurtusu
Sonra iki daha ve üç daha ve dört
acı bir hınç rüzgarı kasıp kavuruyor içimi
Yapraklar savuruyor derin ve çamurlu bir kuyuya
Üstüne müsteşarların kapıcıların şoförlerin
yarasa gibi dolaşan ozanların çocukluk anılarımın
kocalarının dizi dibinde kadınların perşembe tacirlerinin puştların
ve alanda kurumuş bir zakkum ağacı gibi duran benim üstume
Bir yere gidiyor bu bozkır gemisi ardında kuyunun çevrintisini bırakıp
ve senden uzaklaşıp sürekli
Atlasam karanlık bir deniz

Hep giden bir bozkır gemisiydi antep, yelkenlerini sam yeli
yapraklardı
Boz abalı köylüler geçerken develerle kapımızdan
Önünde bir yasemin ağacıyla korunan karanlık ve kör mutfağın
geniş taş döşemelerinde bir kurbağanın
küflü ve güherçileli duvardan korkusunu
uzun bir çocukluğun tek düşü olarak yazdım
çiçekli sayfalarında şiirler bulunan bir deftere
O defter araştanın ortasında elinde zindiyan asasıyla
geçmişimize geleceğimize söven bir dilenciden
kaçarken tekke istiklal ilkokulunun yosunlu havuzuna
kücük bir kağıttan kayık olup battı
Beni o gün olağanüstü öğrenciler tahtasına çaktı
kurutma baskısıyla hocam Ali Rıza

Saat iki. Genel iş üyesi ve bıçkın şöförüyle bir otobüs
ışıklarını bir erken vapur gibi yakarak ve harmanlayıp
gecikmiş sarhoşlarla erken işçileri yola koyuldu
Bomboş alanda sıkıntıyla hatirladığım öğrencilik yıllarının
kapısı zor kapanan kırmızı tramvayında
balık istifi duruyorum sanki ayakta kızgın sıkışık
Oysa yapayalnızım ve ellerinde kovalar, sopalar ve zamklarla
uzun bacaklı yabancı kuşlar gibi gölgeleri geçen öğrenciler duvara
bir anıyı çiziyorlar: Yarın...

Kuru ve beyaz çakıllarla döşeli dere yataklarından
geçerdim yağız parlak sağrılı bir atla
Postalıma takılı bir devedikeni, şebboy kokusuyla havada
derinlere kırmızı çiçekler çizen arıkuşları ve Lorca
Aklımda safonun küçük memeleri saçım ateş gibi ve saman
kokusunu uzak kentlere kadar uçuran rüzgar
Bütün bir yaz bekleyerek sevgilimi göreceğim günü
gene aşk şiirleri yazardım dalgın bakarak kağıtların
denizinde yürüyen şiir gemisine o yıllarda
fransızca öğrendim ve Hafızdan okumak için biraz farsça

Ay battı dindi fırtına iskele ışığı sabaha karşının kör sisine
bulanmış görünmüyor ortalık sessiz jandarmalar
potinlerini sürüyerek çekip gittiler köfteciler sarhoşlar sabahcılar
Kimse yok ortalıkta şimdi sen uyuyorsun bir çocuk gibi gülümseyerek
korkularını çoğaltan düşlere bakıp
yanımda ufacık ve gülünç bir seyis sırıtarak
atasözleri söylüyor; demir tavında dövülür
Herkes uyuyor gümüş saplı bir bıçak... boşver o da olsun
Yüreğime saplanarak taa derinlerden ve aynı soruyla kıvrılarak
acıtıyor kararan yüzümü "niçin?" anamın çini bir sandukadan
çıkarıp şimdi bir bir bavuluma doldurduğu
zakkum ve ateş ütüsüyle kırıştırılmış
İlk gençlik anılarını yırtan boynuz saplı bir bıçak
gölgeye düştü artık hiç titremeyen dünyamızı
tam ortasından acımasız ikiye ayırarak

Veznecilere abanoz sokağı arasındaki uzun kanalı bir laz
arkadaşımın tekleyen motoruyla günaşırı
geçiyor ve sakız çiğneyen ve bana kocam demeyi seven
Ve adı kadriye miydi? göbeğinin altında uzun bıçak iziyle
orospu sevgilime ulaştırıyordum tramvay durakları arabın
kahvesi palamut tava şiirler ve polislerle
vuruşurken ölen genç arkadaşlarım ıhlamur ağaçları

Gölgeleri sahaflar ve asaf halet'in kaldırımlara düşmüş büyük
yazı defterleri gibi ucuza satılan gençlik yılları
O yıllarda öykülere başladım.

Sabah oluyor ölümle yaşamın
gerçekle düşün geçmişle geleceğin birbirine karıştığı
Acının keskin düşüşün derin ölümün hazır olduğu saat
Uzun bir hesaplasmayı bitiriyorum sanırım
üsküdar gemisi dar boğazın
en sıkışık en dolaşık ağlarından geçıyor
Sırtımda dolu bir tabancanın horozu öttü ötecek
Ve kupkuru dereden bir yıldırım gibi geçen şimdi'nin atı
Artık düşle gereği iyice karıştırıyorum uyku
ya da artık yüzünü bile unutmanın saati
Paris bir yılbaşı gecesi karların
üstüne düşen aydınlık ve sisli
katedralin karşısında oymalı tahta gaveau saydam bir konyak
Sonra yeniden gittim oraya eski kahvelerin
yerinde yangın artıkları gibi çılgın
ve amerikalı bir manyak
chaillot'nun delisi bayan meerson'in her geceyarisi
lazare'ı ölü anılarından çıkararak helva yedirdiği
müzeler ve yaşamıma görüntünün
bitmez tükenmez şeridini sokan sinema paris

Üsküdar gemisi boğazdan çıktı seni düşünerek
yazdığım bu şiir bitmek üzere
Filmin sonu buluşamadığimız günlerin
ayların ikindi güneşinin sonu
Hesabı kapatan bir çizgi gibi
karşı tepelerde ışıyan gün kırçıl bir kalabalık
Asker asker asker bugün kızıldere bin dokuz yüz yetmiş dokuzun
bir nisan günü ve aslında çok uzun
bir acının bir ayrılığın bir susuzlugun
Ardından ışıyan gün iskelede
elele tutuşmuş bir delikanli bir kız
günlük şeylerden konuşuyorlar derslerden vapurdan
çok geciken devrimlerden ve yüzleri
Tertemiz deniz gibi aydınlık sakin ve onların
serinliğinde yeniden başlıyor yaşantımız

Artık bu şiir bitti, sanırım

Kaynak: Pera'lı Bir Aşk İçin Divan
Ağ Bağlantısı: Şiir Defteri

Sunday, November 01, 2009

Deuss Ex Machina # 272 - J'irai Cracher Sur Vos Tombes

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_272_--_J'irai Cracher Sur Vos Tombes

26 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Fuck Buttons-Tarot Sport (ATP Recordings)
>1<-Squarepusher-My Red Hot Car (Warp Records)
>2<-Jimmy Edgar-I Wanna Be Your STD (Warp Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Starkey-Gutter Music VIP (Keysound Recordings)
>4<-Dub & Run-One Last Time (Dub & Run)
>5<-2562-Flashback (Tectonic)
>6<-Skream-Swarm (Southside Dubstars)
>7<-Moderat-Seamonkey (Surgeon Remix) (BPitch Control)
>8<-Fuck Buttons-Rough Steez (ATP Recordings)
>9<-Fuck Buttons-Space Mountain (ATP Recordings)

J'irai Cracher Sur Vos Tombes (272) – Hamaset Hiç Olmadığı Kadar Harareti Arttırılan Bir Eşiği Ortaya Çıkartıyor. Söylem Giderek Nefreti Hatmedilir Kılmaya, Hazmedilir Adletmeye Çaba Sarf Ediyor. Vian Yıllar Öncesinden Demiş Bize De Susmak Kalıyor!

>>>>>Bildirgeç
Yanılsamalarla anlamlandırılması gerekli olan, öncelik taşıyan konularda nasıl da birer birer ayrıştırılıp dar ve kapsamsızlığın hudutlarına terk edildiğimiz bir kere daha hatırlatılmakta. Çözüm getirerek nihai bir yol bulmaktan uzaklaştıkça, derinleşilen bir yol ayrımında yeniden acabalara gebe kalarak nereye kadar ve nasıl bu açmazlardan kurtulabileceğiz? Yoksun bıraktırıldığımız sorguların, hataların birbiri ardında çıkagelen kemikleşmeye yüz tutmuş önyargıların kolay bir şekilde içselleştirilmesi bu hudut ve ayrılıkların daha görünür kılınmasını sağlamakta. Elimizin altında duran bilgi bir şekilde ucu hepimize dokunan bir yaralayıcı haline dönüşmekte. Giderek keskinleştirilerek, ucu daha da fazla sivriltilip yara açması mümkün kılınarak. Sözcüklerin sağlayabileceklerinin bir kalemde silinip atılmasından bu yana neredeyse istisnasız bir biçimde uygulamaya geçilen bir süreç halini almakta yaraların görünür kılınıp, üzerine yeni hamlelerin yapılandırılması. Rotası şaşmış bir biçimde kendi çözümlerini üretmek yerine, getirilen çözümlemeleri hakir görmekten başlayarak genişletilen bir düzenek. Parçaların nasıl da bambaşka yerlerde karşımıza çıktığını uzunca gözlemlerde keşfedebiliriz. Sözcüklerin çarpıtılıp değiştirilerek asıl odağından nasıl uzaklaştırıldığından tutunuz da, kimseciklere bir nebze faydası dahi olmayacak lafazanlıkların bir şekilde olur adledilmesi hep bu düzensizliğin sağladıkları arasında da rahatlıkla gösterilebilir. Feyz alınması gerekli olan sağduyunun yerini sesi çok baskın çıkartanın, yönü ve izi kendince kabul gördüğü sahalara sıkıştırmasını da bu duruma ekleyebiliriz. Yaşam sürdüğümüz yerkürenin ne bu kadar kasti faüllere ne de bu kadar irrite edici derecedeki yaftalamalara ihtiyaç duymadığı aşikar iken üstelik. Kendiliğinden tepkime olarak atfedilen, tanımlandırılan nicesinde de bu ve bu durumlarla benzeştirilebilecek kapsamın daraltılıp iyice etkisiz hala getirilme çabasından da dem vurulabilir. İstikametinden geriye çekildikçe, başka yöne taşındıkça fikriyatın belirsiz bir muğlaklığın tam merkezine taşındığından da ha keza. Yitirdiğimiz günlerimiz değil sadece giderek insancıllığımız ve hallerinin toplamı olan toplumsal birlikteliğimiz. Herşeylerin altında bir öç alma, bir tenkit etme ya da bir menfaat barındırdığının beklentisiyle temkinli davranmanın yerini nefret söyleminin, yoksayma, hakir görmenin makbul kılındığı bir iklime evriliyoruz. Bilmeden de değil üstelik kimi zaman elimizi hiç de korkak alıştırmadan sözcüklerimizle bizahati katılım göstererek, katkıda bulunarak. Girdap makul olmanın ne demek olduğunu unutturacak kadar safların belirginleştirilmesini gerekli görenlerin çoğunluğuna doğru istikamet verilmişçesine kuvvetini, etkisini arttırarak şeklini bulmakta. Değişkenin, farklılıkların vesair düzenekte türetilmiş söze söz katmaların karşısında oldurulamazcılığın dirayeti ile karşı karşıya bıraktırılmakta.

Bilgi, birikim ve söylemlerin çeşitliliğini sınıflandırabileceğimiz, kendimizce düzenleyebileceğimiz bir tanımlandırma olarak kullanabileceğimiz yapbozun parçalarını sürekli kaybediyoruz. Hasır altı edileni bir türlü eksik parçalarımız içerisinde bulamıyoruz. Dört dolanıyoruz, işitmeye çaba sarf etmeden, tek taraflı olarak yargılama yolunu tercih ediyoruz. Aslında önümüzde duran parçaları bile birbirlerine ekleyip resme bakmaya bir türlü teşebbüs etmiyoruz. Sorunlarımızdan ne kadar kaçarsak o kadar evla, o kadar ferahfeza yaşayacakmışız gibi. Tenkitler yerini giderek daha fazla önlemenemez sonu işaret eden, ya bizdensiniz ya onlardansınız fikriyatı eksenine çekilmesi de biraz da bu kolaycıl yol olarak sunulmuş bakışımdan kaynaklanmakta. İçtenlik yerini hesap kitabın, muhattap almanın söze söz ekleyebilmenin gereksiz bir icraat olduğu konusunda ısrarcılık bir şekilde bu hudutlardaki yapbozun eksikliğini tanımlandırmakta. Kaybettiğimiz parçalara odaklanmak yerine birbirlerimize olan hıncımızı laf yetiştirme hızlılığımızı arttırmanın gayretkeşliği içerisindeyiz. Dediklerimizi anlaşılır kılmaktan, makul olanı belirginleştirmekten kaçınmaya devam ettiğimiz müddetçe de üç maymunu oynamaya hep beraber devam edeceğiz. Soru ve sorunların açıklarında makulu aramadan, hemen her seferinde bir öncekinden de ağırlaştırılmış, kinlenmiş olarak daha da fazla yargılara ulaşmanın yapbozu ne tamama vardıracağını ne de görmek istediğimiz dirliğimizi sağlayabileceği aşikar. Ötelendikçe birbirlerine çok daha fazla uzaklaştırılmış görüşlerin nihayetinde ortak bir noktayı tesis edebileceği de ha keza. Korku yaygınlaştıkça, edilgen tavırlar ve görmezden gelmeler hak olarak bu hudutların içerisindeki herkese bahşedilmiş olandan bile tasarruf edilmesinin gerekli görülmesine kadar uç fikirler birbirleri ardına güne yazılmakta. Gereksinim duyulanın aslında sağduyu olmasının bu kadar aleni bir biçimde ortaya çıktığı bir zamanda nereye kadar körleşmenin kirli propagandalarına maruz kalacağız? Ötekisi olarak sınıflandırılmaktan, birilerine maşa ötekilerine öcü, diğerlerine vatansatar olarak bakmaktan ne zaman vazgeçeceğiz? Kendi içimizdeki vicdanlarımıza uygun bulmadıklarımızı başkalarına yakıştırmaya ne kadar daha devamlılık göstereceğiz? Taslak, proje, açılım, demokrasi kelimelerinin geçtiği her yerde bir sorunun ortaya çıkacağı endişesi ne bizi olduğumuzdan daha iyi bir konuma taşıyacak ne de bugün önem arz edip üzerine düşünmediğimiz konularda kendiliğinden ileriyi öngören gelişimi sağlayacaktır. Düşünce kendi içerisinde yaygın olana nüfuz ettikçe, söz derinleştirildikçe eklenen çabalarla beraber çerçevelenmiş, sınırlara bağlı bıraktırılmış olan görünümlerin de ilerisini görebilmemize vesile teşkil edecektir. Makul olmak, karşısına çıkan her fırsatta ötekini yerini dibine sokmak için çabalanmanın, hain aramanın, linç etmenin, sözünü bilindik yerlere göndermenin karşılığı değildir. Olmaması bizlerin insanlığımızın seviyesini belirginleştirecektir.

İstemsiz değil ortak iradenin varlığının peşinde yol kat ederek bu sorunların çözüme kavuşmasına daha fazla çaba gösterebiliriz. Sıklıkla kullanılagelen empati sözcüğünün içeriğini boşaltmadan, nefreti bir aşinalık haline dönüştürmeden, şiddeti kutsamadan, yitirilenlerin birer istatistik olduğunu değil birer can, insan olduklarının bilincini kaybetmeden. Şartlar ve şartlandırılmışlıkların giderek daha kör gözüm parmağına bir hedefsizliğe çıkartacağının idrakını paylaşarak. Ülkeler arasındaki polemiklerin halkların kendi kendilerinin dillerini birbirlerine yaklaştırdıkça, birbirlerini anlamak için gösterdikleri teşebbüsler ile aşılabileceğini hatırlardan çıkartmadan. Kollektif bilincin sağladıklarının çoğu zaman tetkik dahi edilmeden önyargılarla kabul gördüğü bir zaman diliminde hiç değilse bu aşamaları ve süreçlerin doğrusuna ulaşmak için çaba sarf etmemiz gerekmektedir. Samimiyetle, her hecesine kendimizden bir şeyler katacağımız bir barışın tesisi böyle gerçekleşecektir. Körletici bağnazlıkların terk edilmesiyle, inkar ettiğimiz, yüzleşmekten ısrarla kaçındığımız her sorunun bedelini yaşayanlar olarak hepimizin ödeyeceği kısmını bir an olsun unutmadan. Sınırlı alternatiflerin heba edilmesi ne bugünden daha mesut ne de bugünden daha hüzünlü bir günceyi tesis edecektir. Önümüzde duran yapbozun parça ve eksiklerini duyarlılıkla birbirlerine ilintileyebildiğimiz, sorun çıkartmak için değil anlamak için, kin kusmak için değil acılara ortak olmak için gösterebildiğimiz vakit resmin içeriği güzelleşecektir. Daha yaşanır kılınacaktır. Harap ettiğimizi yeniden bina edebildiğimizde, insanın hangi önceliklerle yaşadığını da daha rahat görebileceğiz. Acıya ve gözyaşıyla mı yoksa birbirlerine makul olanın sınırlarında tevazu ve anlayışla bütünleştirilebilecek kadar yaklaşabilmiş birbirlerini anlayabilmiş insancıllığın sevinçlerinin filizlendiği bir memleket olarak mı? Laf-ı güzafa girişmeden bu sorulara yanıt bulmamız hepimizin ortak kazanımı olacaktır. Ötekileştiridiğimizin gün gelip de kendimiz olabileceğimizin yadsınamayacak olan suretini bilinçten uzaklaştırmadan. Enver Aysever’in Birgün gazetesinde yayınlanmış olan “Bir Vicdan Yazısı...” başlıklı makalesini son söz kabilinden sizlerle paylaşalım:

“Bazı fikirleri savunmak müthiş keyiflidir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi… Bunu arzulamayan birine rastlamak güçtür. Eğer bunu istemeyen varsa, o kişinin insanlığından kuşku duymak gerekir. Buraya kadar sorun da yoktur…
Dile gelen bu kavramların üzerinde mutabık mıyız, aynı sözden, aynı anlamı çıkarıyor muyuz, esas açmaz buradır. Başka türlü söylersek, dile gelmesi kolay, yaşama geçirilmesi güç bu kavramlar, esasen insanlık tarihinin çağlar boyu verdiği kavganın sebebidir.
İnancım ve iddiam odur ki, Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların kafasındaki özgürlük, eşitlik, barış kavramları aynı değildir. Tüm etnik topluluklar, dini cemaatler kendileri için istemektedir bunları… Anlayacağınız, tartıştığımız Kürt için Kürt özgürlüğü, türbanlı İçin türban takma özgürlüğü, Alevi için Alevi özgürlüğüdür. Oysa biliyoruz ki hepimiz için özgürlük istemezsek, hiçbirimiz özgür olamayız!

Peki Özgürlük Nedir?
Uzun düşünülmesi gereken bir soru bu. Salt güncel rahatlamalarla, geçici ferahlık sağlayan kimi adımlarla koskoca bir sorunsalı anlamak, anlatmak olası mı? Hadi kolaycılık yapalım, birinin gözyaşı akarken, diğerinin gülmesi özgürlüğe en büyük kurşun değil midir?
12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi’nden taşan işkence çığlıkları öylesine acılı ve şiddetliymiş ki tüm kent, tüm Anadolu, tüm insanlık işitmiş o sesleri! Bugün bunu içinde hissetmek için o günleri yaşamak gerekmez! Bugün o acıyı kavramak için o süreci bilmek yeter!
Kanlı gözyaşlarıyla sulanmış bir toprağın insanları, birbirlerinin acıları üstünden sevinç duymaz, kederi yarıştırmaz, öfkeyi kine ve intikama taşımaz. Öyle günlerdeyiz ki dostlar, farkında olmadan birbirlerinin ölülerini çiğniyor, diğerinin yüzüne kan tükürüyoruz. Böyle barış, böyle kardeşlik olmaz.
Güldal Mumcu’ya sormuştum; “Rakel Dink’i tanıyor musunuz?” diye… “Tanışmadık ama ben onu tanıyorum” demişti. Kocasını terörün aşağılık kurşununa vermiş kadınların, birbirlerinin acısını kavraması için yüz yüze gelmesi gerekmez. Bazen o en derin irinli sızı buluşturur insanları…

Yıllarca dağlarda yaşamış kimilerinin sahici bir barış çağrısıyla yeni bir dil, yeni bir irade, yeni bir inanç için aramıza katılmasını isterdim doğrusu. Ama ortaya çıkan tablo kötü bir senaryonun, bayağı bir kurgunun, ucuz oyuncularla yansımasıydı. Üstelik kötü olan, yıllar yılı Kürt sorunundan ortaklaştığımız insanların bencilleştiğini görmekti!
İletişim, marketing, halkla ilişkiler çağının insanın ruhuna değmeyen, gerçekten kopuk, çok kötü bir biçimini izledik. Kandırıldığımı hissettim. O boynu bükük dört çocuğun ucuz siyasi sürece malzeme olması yüreğimi dağladı. Sonra birilerinin onlar için otuz dördün, dört pkk’lısı diye yazması… Çocukların ne Türk’ü olur ne Kürt’ü, milliyetsizdir… Ne pkk’lısı olur, ne de komandosu…
Çocuğa çocuk gibi bakamayan insanların yaşadığı bu topraklar için ne demeli bilmem ki…
Dostlar geldiğiniz noktada artık mazlum değilsiniz, farkında mısınız? Kibir, bencillik ve milliyetçi savrulmalar, zaferin şehveti başınızı döndürmüş. Nerede bilgelik, acıların ortaklaştırdığı o dil?
Zalim olmayın. Kurbanlar cellata dönüşürse orada haktan, hukuktan söz edilemez. Diyarbakır Cezaevi’nde olanlar ne denli insanlık suçuysa, çocuğunu teröre kurban vermiş bir annenin gözlerinin içine bakarak sevinç çığlığı atmakta o kertede büyük bir suçtur! İşkencedir!
Yaşamının en güzel günlerinde iki bacağını dağda bırakmış bir genç adamın sancısını anlayın. Çığlığını duyun. Göğsündeki madalya onun yaşam sevinciyse, direnme noktası, nefes alma nedeniyse anlayın!
Solcu, en güçsüz dayak yerken, saldırıya uğrarken onun yanında durandır madem, o zaman aklınızı başınıza alın! Yüreği yanan anneyi, yaşam sevincini yitiren genci rencide etmeyin…
Zalim olmayın ki, bu halk sizi bağrına bassın!” (29.10.2009)Söylemler zaman içerisinde değişim gösterse de aslolan varılmak istenen noktaya, esas olarak ufka ne kadar fazla yaklaşabildiğimizdir hep birlikte. Unutulmaya yüz tutturulana karşı kendi ayakları üzerinde durabilen sözcüklerimizi hayata ilintileyebilmektir. Bu kimi zaman bir yapıtın satır aralarında kimi zaman bir seyirliğin beklenmedik anında yüzyüze kaldığımız cümleleri toparlayabilmeyi, fikirleri dönüştürebilmeyi sağlatan ayrıntılarla mümkün olur. Mümkündür çehresine dahil olmadığımız, kendimize yakıştıramadığımızı da buluruz bir şekilde. O karşılaşmalarda, görünenlerin dahilinde. Düşündükçe, derinleştirdikçe aslında ayrıştırmaların salt bir gölgeleme olduğu gerçeğini buluruz pekala. Hızlandırılmış metropol yaşantılarının keskin virajlarında geriye dönüşler asla uygun bulunmasa da bir şekilde soluklanmak için de gereklidir bu buluşmalar. Yoksun bırakıldığımız sadece gelecek beklentisi değil aynı zamanda kaybedilen gündür çoğu zaman. Söylemlerin duvarlara çarptırıldığı, boş bir heves olarak algılandığı her an. Söylemlerin varlığını ve devamlılığını ancak ve ancak duyarlı olmanın getirdiklerini önemseyerek sağlayabiliriz. Üzerinde fikir yürüttüğümüz her an varedilmiş olan sabitliklerin sınırlarına bir nebze daha yaklaşmış oluruz. Değiştirebilmek için. Katıcıl kendi dinler kendi anlar sözcüklerin ötesindekilerinin neleri kapsadığını ancak bu şekilde idrak edilebilir kılarız. Yol ayrımlarıyla, didişmelerle, kulak kapatmalarla, görmezden gelmelerle, söze bin katıp aslen ne konuştuğumuzdan bile farkına varmadan, uzaklaşarak ufku yakalayamayacağımız kesin. Fikir kendi ekseni etrafında geliştirilirken ne kadar çok katkıyı verebilirsek o kadar gerçekçiliğin acımasızlığını aşabilecektir. Yol ve yordam anlamayı gerektirir. Her ne şart altında olursa olsun, tartışmalara değer verilmesini, söylemlere kulak kabartılmasını, varsa yanlışların dile getirilmesini de aynı şekilde. Mutat yanlışların çözümlenebilirliği, prangalara takılı bıraktırılmış çözülemezlerin üzerine gidebilmek için de gereksinim duyduğumuz yegane şey hayata tutunmak için kendimize biçtiğimiz dipnotlardır. İnceden inceye iliştirdiklerimiz, derleye derleye toparlayıp kendi ufuklarımıza doğru hareketlenebildiğimiz ayrıntılardır. Makbul olanı yaratabilmek için konuşmaların gerekliliğinin de bir an olsun yadsımadan. Söylemekten gerçekten çekinmediğimiz zaman. Nicesinde düşülmeyecek olan bariz aymazlıklara karşı bir duruş sergilemeye çabalanarak, eme sarf ederek. Hayatı bir istisnalar bileşkesi olarak sığ bir kalıba dökmeye çalışanların yürekleri taş kestiren cümlelerine biat etmeden ve gereksinim duyulanın sesinin daha fazla duyurulabilmesi için çabaları eksiltmeden. Yaklaşık altı aylık aranın ardından geçtiğimiz Pazartesi akşamı Dinamo FM'de sizlerle 'hey'canlı olarak paylaştığımız Deuss Ex Machina'nın 272. bölümü dahilinde de müziğin salt bir fon olgusunun dışında bu sözcüklere de kapıyı aralatmasına çaba sarf eden bir kurgulama gerçekleştirdik. Dönüp dolaşıp yine başladığımız sahanın dahilinde dört dönmektense genişletilebilecek bir müzikal seyyahlığı sunmaya gayret ettik. Bir gürültü ekseninin eksik olmadığı aralarda muhteviyata dahil olan ara seslerin bu çıkarsamaları anlaşılır kılabilecek örneklemlerine yol hazırlayabilme gayretkeşliğiyle beraber. Andrew Hung ve Benjamin John Power ikilisi tarafından 2004 yılında Bristol Art School'da temellendirmiş oldukları Fuck Buttons projesini ve ikinci uzunçalarları olan Tarot Sport'a dair notlarımızı sizlerle paylaşıyoruz.Noise veyahutta gürültü olarak sınıflandırabileceğimiz müzik formu alışılageldik kalıpları yıkmaya gayret sarf edilen bir bileşenler bütününü kapsar. Yaşadığımız güncede duyumsadıklarımız ya da maruz kaldıklarımızdan farklı olarak belirli yönlerden öznel bir canlandırmayı ve bilinci ortaya çıkartmaya gayret sarf eder. Tümleşik yapısı dahilinde ilintilenmiş her bir ayraç ve ses kümesiyle ortaya çıkartılabilen bir müzikal faunanın temsilcisidir gürültü. Kolaylıkla hatmedilememesine karşın dinleyici alıştıkça kendine farklı çıkarsamalar içerisinde bulabileceği bir deneyselliğin müsebbibidir. Düşündürücüdür bu bağlamda, ses kendi düzeneği içerisinde deforme edildikçe, artan dozlarda yeniden tasvir edildikçe, yapılandırıldıkça sorular ve görüntüleri belirginleştirmeyi başarır. Zihinin en sırlı noktalarında tezahür etmekte olan çarpışmaların, buluşmaların ve ayrışımların yankılanması olarak da sıfat kazandırabileceğimiz bir muhteviyattır, gürültü müziği. İçselleştirilebilmesi biraz da bu sorular ile yüzleşmeyi gerektirir. Elektronik sinyaller ile muğlaklığın duvarlarını dövdükçe, akustik pedallarla ortaya çıkartılan türetmeler yayıldıkça, saha kayıtlarında derlenmiş olan normal akışın içeriğine eklentiler gerçekleştirildikçe gürültü deneyimlenmesi gerekli bir kainatı oluşturur. Artan ve azalan her tını kümelenmesi aynı zamanda gerçekten kulak kabartıldığında bir çağrıyı beraberinde getirir. Formüllere bağlı bıraktırılmış olan müzikal kayıtlardan ayrışarak daha sanatsal olmanın tercih edildiği, belirginleştirildiği bir güzellemedir. Tüketilip unutulması için değil, açtığı gedikler ile beraber damıtılıp, ağır ağır hatim edilmesi gerekli olanı çağrıştırır. Andrew Hung ve Benjamin John Power ikilisinin Fuck Buttons projesini bu istikamette sesleri çoğaltmaya sarf eden müzikal bir şenliğin takdimciliği olarak tanıtabiliriz. Ayrıntılarda kendisini belli eden bir kolajlama tekniği müziklerini en başından bu yana gerek gürültü kavisleriyle gerekse de punk müziğin kural yıkıcılığıyla hemhal olmuş örneklerden yola çıkarak şekillendirildiğinin de altını çizerek. Kayıtlarda ortaya çıkartılan niş müzik ile zanaatın kesiştiği alanları rahatça gözlemlemeyi sağlayabilecek kadar kendi içerisinde tutarlı bir bütünlüğü sağlamakta. Sağlama alınmış müzikal rotalar dahilinde kimi zaman kasveti kimi zaman da neşeyi duyumsamak, tersyüz edilmiş her notanın ve eklentinin katılımlarıyla beraber dinlencelikte üst noktaların dinleyene aksettirilmesi sağlanır. En başından bu yana gürültü çerçevesinde değerlendirilen projenin bizlere Portishead, Tricky ve Massive Attack gibi trip-hop, Roni Size ve DJ Krush gibi drum and bass müziğinin Bristol’lü başat ekipleri ve sanatçılarının kayıtlarında olduğu gibi geleceğin müziğinin şeklini bulmasında katkılarının olabileceğini söylemek iş bu noktada abes olmayacaktır. Cilalanıp parlatılmaktan tek yönden hemen hemen aynı noktalardan ses vermiş olan alternatif müziğin kapsamsız örneklerinin yanında Fuck Buttons pek çok değişkenden destek alarak ilerletilmeye ve iletilmeye çabalanan bir müziği temsil edecektir. Henüz ilk dinleyişinizde.Autechre’den, Aphex Twin’e, Prefuse 73’den, Godspeed You! Black Emperor’a, Mogwai’den Sonic Youth’a, Public Enemy’e ve Shellac’a kadar uzayıp giden önyargısız müzik dinleyicileri için önem arz eden birer odak haline dönüşmüş üreticilerin sahne aldıkları, İngiltere ve Amerika’da birbirlerini takip eden tarihlerde gerçekleştirilen All Tomorrow Parties /bundan sonra ATP/ serisinin uzantısı olarak hayata geçirilmiş olan ATP Recordings çatısı altında Fuck Buttons namı ile yayınlanmış kayıtlarda yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız özgünlüğü barındıran, müzikal eşiklerin izleri üzerinde yeni şekillendirmelere girişildiği kayıtlar sizlere bu satırlar aracılığıyla sunabilmeye gayret ettiklerimizden daha fazlasını verecektir. Sahne aldıkları bir etkinlikte arakadaşlarının kendi isimlerini ATP Recordings’in kurucuları arasında yer alan organizatör Barry Hogan’a önermesinin ardından, kendi deyimleriyle olağanüstü tesadüflerin birbirini takip edeceği bir sürecin başlangıcı verilecektir. 2007’de yayınlanan Bright Tomorrow kırkbeşliği Fuck Buttons neşriyatı içerisinden ulaşılabilir ilk kayıt olarak dinleyicilere sunulur. Ritmik bateri sesinin dört bir yanından mellotron ile donatılarak kurgulandığı, melankolik yansının yedi dakikalık süre dahilinde giderek bir post rock ağıdına dönüşümünü mümkün kılan Bright Tomorrow çalışmanın da isim parçası olarak a yüzünü tanımlar. Kulak zarları için ferah fezalığı ortaya çıkartmayı başarmış olan indie-rock şöhretler karması Shellac grubunun üyesi Robert Spurr Weston IV’ın elinin değdiği çalışma olarak kaydın b yüzünde yer alan Little Bloody Shoulder ağırlaştırılmış mekanik seslerin enerjik gürültü patlamalarına vesile teşkil ettiği bir kurguyu belirginleştirir. İçten içe elektronik aksamlarla türetilmiş bir rock nümayişi hasıl olur. Sert seslerin aynen rock müziğinde olduğu gibi elektronik tınılarla da şekillendirilebileceğine dair değer arz eden önermelerden birisi olarak. Bu ağza çalınmış bir parmak balın ardından ise nihayetinde uzunca süre üzerine not düşülecek olan Street Horssing albümü 2008 yılında ATP Recordings’den yayınlanır. Kısa bağlaçlarla müzikal göndermelerin daha görünür, deneysellik potansının enikonu sonuna kadar açık tutulduğu bütünleştirme 6 şarkılık albüm boyunca derinleştirilir. “Lanet olasıca vurdumduymazlığın, neredeyse gerçek amâlardan daha görmez insanların kalp yaralarındaki kabuk bağlanmışlıklarının eziciliğine karşı, direniş sözü geçtiğinde o ne ola ki zırvalamasının diyarlarında “Mogwai” çişeltileriyle, duru bir uyanışı simgeliyor. Teşvik ediyor. Durduk yerde hiçbir değişim olmaz biraz da siz çaba sarf edin demeye getiriyorlar sözü” ile “The Hawk Is Howling” albümünü takdim ettiğimiz ekibin üyelerinden gitarist John Cummings’in prodüktörlüğünde gerçekleştirilen kayıtlar dahilinde doğaçlamanın sınırsızlığından beslenerek gelişim göstermiş kurgumasallar, gerçeklikle bağları bulunan sinematografik unsurlar albümün kuvvetini arttıran unsurlar olarak birer birer birbirlerine lehimlenir. Kaydın açılışında yer alan Sweet Love For Planet Earth bu paralelde şekillendirilmiş gürültünün en makul ve makbul hallerine zemin sağlamış bir girişi tanımlandırır. Neredeyse çişelti kıvamındaki ambient hüzmelerinin üzerinde yavaşça şekillenmeye başlayan elektro-gitar partisyonunun saniyelik geçişlerle beraber post-metal sınırlarına yaklaştırıldığı bir mizansen ortaya çıkartılır. Fuck Buttons bir yerde hayatın tam merkezinde yer edinmiş görünmez olduğu varsayılan çevre sorunlarına karşı okkalı bir yanıtı ililştirir, sanki doğa ananın söze geldiğini ve yaptıklarınız artık yetmedi mi? der gibi hallerinin canlandırıldığı bir süreç vuku bulur. Hemen ardılında yer bulan Ribs Out ismiyle müsemma bir biçimde, vurmalıların can verdiği bir belgesel kurgulamayı ortaya çıkartılır. Akustik dozunun son derece kararında ayarlandığı bir krautrock parçası. Dijital hardcore seslerinin sınıflandırılamaz örnekleri arasında rahatlıkla anılabilecek gürültü kesişimi olan Okay, Let’s Talk About Magic punk müziğinin tavizsiz duruşundan da beslenerek geliştirilmiş bir modellemeyi pekiştirir. Race You To my Bedroom / Spirit Rise bu kaotik sahnelemelerin bir diğer ayağını oluşturur. Post Rock gruplarının sıklıkla eleştirilere maruz kaldığı özgünlük kaybı, kendini tekrara düşüren gitar pasajlarının biteviye tekrarlarının olduğu bir müzik sahnesinde özgün bir adımlamanın, yön belirleyiciliğin ana hatlarını dinleyiciye sunar parça. Bir görünüp bir kaybolan metalik vokallerin, çiğleştirilmiş gürültü sağlayıcısı pedalların ve gitarın olması gerektiği gibi kurgulandığında nasıl uzunca bir serüveni ortaya çıkarttığına dair bir önerme olur Race You To My Bedroom / Spirit Rise. Albümün kapsamı altına aldığı gürültü ekseninin tavan yaptığı çalışma olan Colours Move bütün kaydın da özeti kabilinden bir dinleneceliği tümletir. Gerek vokal denemelerinden gerekse de ana kompozisyona ilave edilen endüstriyel seslerin sağladığı doyuruculuk, bir yerde de yazının başında değindiğimiz Bristol Sound ekolü içerisinde rahatça kendine yer bulabilecek bir kasvet düzeneğini de ihtiva ettiğini iletmeliyiz. Tılsımının uzunca süre bozulmayacağı bir harman ortaya serilir. Müzik disiplinleri arasında basamak basamak ilerletilen, doygun bir çoğaltım olur debut albüm Street Horssing.Albümün bilinmedik gürültü kuşakları arasında yapmış oldukları seyyahlığın karşılığı Fuck Buttons için müziğin bir hobi olmaktan öteye taşınmasına neden olacaktır. Kendi hallerindeki üretimleri artık belirli bir dinleyici kitlesini hitap etmeye, toplamaya başlayan, dinleyiciyi çoğu zaman etkisi altına alan bir kurgulama timsaline evrilir. Benzer olmazsa bile aynı hakkaniyetli müzikal eşiklerin yolcuları olarak tanımlayabileceğimiz Mogwai gibi bir topluluğun açılış grubu olmalarının izahatları arasında bu durumu da ekleyebiliriz. Sadece elektronik aksamlar ve bir kaç gitar melodisi / şiddetli gürültüsünden çok daha fazlasını sağlayabildikleri bu turne sırasında yayınlamış oldukları sınırlı sayıdaki Turne kısa çalarında dinlenebilir. Deneysellik vurgusundan imtina etmeden, özenerek çoğu zaman korudukları müzik türetimlerinin şimdilik son durağı 20 Ekim tarihinde ATP Recordings etiketiyle yayınlanmış olan Tarot Sport albümü olur. Prodüktör koltuğunda, Happy Mondays’den New Order’a, My Bloody Valentine’dan, James’e kadar alternatif müziğin çalışmalarıyla beraber mihenk taşı olan ekiplerine remiks çalışmaları gerçekleştirmiş The Sabres Of Paradise gibi güzide elektronik müzik tertibatlarının arkasındaki isim olan Andrew Weatherall yer almakta. 90’lı yılların Acid House müziğinde dj olarak adını duyurmasından bu yana elektronik müziğin kirli, kural yıkıcı, kudretli seslerini birbirlerine kavuşturmuş, eklektik yapıların ağır bastığı seçkilerin, Primal Scream’in Screamdelica’sı gibi modern zamanların öncül kayıtlarından birisini yaratan ekibin üyelerinden Weatherall. Çalışmanın elektronik dans müziğinden yansımalara kavuşmasıyla da Fuck Buttons’da deneyselliğin bir diğer önemli açılımı ortaya çıkartılır. Zor dinlencelik olarak yaftalanmış noize / gürültü müziği kulağa artık daha aşina hale dönüştürülmüştür ikili tarafından. Surf Solar bu bağlamda ilk önemli örneği albümün hemen girişinde sunar. Krautrock’da sıklıkla kulaklarımıza çalınmış olan elektronik döngülerin üzerine bina edilmiş olan elektro techno vuruşları ilerleyen sekanslarda raksı şahhaneye dönüştürülür. Derinlikli ses katmanları arasında dans ettirir öğeler içerir. Drone vuruşlarının ardına peydahlanan T.Raumschmiere, Modeselektor arasıda bir elektro-techno-herşey harmanı Rough Steez dinlencelikte geleceğimiz yeni eşikleri öngörmesi açısından da, sıklıkla kulak kabartılabilecek bir odağı tanımlar. Topyekün feragat etmekten neredeyse bir sonraki hamlesi için iyice karasızlaşan bünyelerin imdadına yetişeduran dokuz dakika dahilinde sinematografik unsurlarla şeklini bulmuş eskilerin ambient parçalarını hatırlatan The Lisbon Manu gibi detaylarıyla tanımlandırılmış, çerçevesi oturtulmuş eşikler de Tarot Sport’da kulaklarımıza çalınmakta. Fuck Buttons’ın çeşitlendirmelerinde en muktedir oldukları hallerin bir arada sunulduğu, eleştirel yaklaşımlarını pekiştiren bir kayıt olan Olympians, son dönemlerin dinletisi içerisinde hakkaniyetli bir yer edinmiş olan dubstepin, endüstriyel döngülerin karaşınlığındaki yansısı olan Phantom Limb gibi örneklemeler bir yanıyla elektronik müziği öte tarafıyla da deneysel çatı altında yer edinmiş tüm müziklerin birbirlerine uyumluluğu konusunda cevval önermeler getirmeyi başarır. Deuss Ex Machina içerisinde de paylaştığımız albümün uzun süreli çalışmalarından bir diğeri olan Space Mountain elektroniklere sırtını dayamış bir post-rock rüyasını simgeler. Katmanlar çoğalıp, sesler dönüştürüldükçe gürültü bir noktadan sonra vazgeçilmez kılınabileceğinin yetkin bir önermesini sağlayacaktır. Albümün kapanışında ise yine yeniden bir geleneği bozmadan sürdürülmüş olan Tarot Sport içeriğinde ara ara görünmüş olan seslerin kolajlarından hareketle türetilmiş ama Weatherall başta olmak üzere elektronik müzik cenahının en yetkin oldukları 90’lı yılların rave kültürüne de bir saygı ifadesi olarak kısaca değerlendirebileceğimiz Flight Of The Feathered Serpent ile çalışma sonlanır. Fuck Buttons ikilisi alternatif seslerden kendilerine özgün yeni bir dili oluşturmayı başarırlar. Üstelik her defasında dinleyenler için yeni sürprizler sunmaktan kaçınmadan. Müziğin uç noktalarından derlemelerine karşın alabildiğince düşüncelere daldıran örneklerden, dans ettirir kurgulara kadar pek çok kaydın altına ustalıkla imzalarını atarak. Keşfedin, pişman olmayacaksınız!

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Bir Vicdan Yazısı... – Enver AYSEVER – Birgün
Atatürk’ün Hiç Görülmemiş Fotoğrafları – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Çok Mu Zor?... Kolay Değil Tabii – Umur TALU – Habertürk
Cumhuriyetçi Olmak – Okay GÖNENSİN – Vatan
Misak-ı Milli’ye Veda – İlyas BAŞSOY – Birgün
Kertenkele Abdullah – Yıldırım TÜRKER – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Hem Anarşist Hem Alçakgönüllü – Eray AYTİMUR – Radikal
Roll Over Roll – Özgür UÇKAN – Özgür UÇKAN/Göçebe Bilgi
Internetin Ördüğü Çorap – Semih GÜMÜŞ – Radikal Kitap
Minimalizm: Veni Vidi Yallah – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Turkish Jazz Mix By Onur ENGİN – Mersenne – Undomondo
Dikkat Yahudi! – Amentian – 110 Desibel
Alt Sokak – Episode 30-10-2009 – Alt Sokak

Fuck Buttons Official
Fuck Buttons At Myspace
Fuck Buttons Official Blog
Fuck Buttons At ATP Recordings
Fuck Buttons Interview - Dom Alessio – Cyclic Defrost
Fuck Buttons Tarot Sport Album Review – Joe COLLY – Pitchfork
Fuck Buttons Tarot Sport Albüm Eleştirisi – Merve EVİRGEN – Reset Magazine
ATP Festival / Recordings Official
Squarepusher Official
Squarepusher At Myspace
Squarepusher’s Solo Electric Bass 1 Informative At Warp Records
Squarepsuher Solo Electric Bass 1 Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Jimmy Edgar Official
Jimmy Edgar At Myspace
Michael Jackson – Billie Jean (Jimmy Edgar Remix) Official Download
Warp 20 Official
Starkey Official
Starkey At Myspace
Starkey At Fact Magazine / Fact Mix #91
Dub & Run At Myspace
Dub & Run At Boomkat
2562 / A Made Up Sound At Myspace
2562 / A Made Up Sound Interview For RBMA Radio At Beatportal
2562 Unbalance Album Review At Resident Advisor
Skream At Myspace
Skream Genius Or Overrated – Dubstepforum
Skream At Noiseporn
Moderat Official
Moderat At Myspace
Radiohead + Moderat / Prague Vol. 2 Konser Kritiği – Divina – Imagine Room

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel After Love - Et Lille Oejeblik Et Lille Oejeblik’s Flickr Page
Freedom – -Icy- -Icy-‘s Flickr Page
Fuck Buttons Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
F- B- S-

>>>>>Poemé
Biz İkimiz İki Kardeş – Muzaffer İlhan ERDOST

(Bir Fotoğraf Altı İçin)

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Duracağız
Fotoğrafımızda durduğumuz gibi
Benim ellerimde kelepçe
Yüzümde yapay bir gülüş
(Kelepçeyi yadırgamanın gülüşü belki
İlk kez olduğu için
Sonra alıştım
Ve unuttum sonra kelepçeyi bileklerimde)

Senin yüzün
İçerde olmanın ve umudun arasında
Ve ilk yıllarında delikanlılığın
Gülüşü
Senin elinde sigara
O hiç sönmemiş gibi duran/
hemen her fotoğrafında
Ankara Adliyesinde/İkinci Ağır Ceza Mahkemesinin kapısında

Ve biz
Gene duracağız bir gün
(Böyle istiyorum öldüğüm zaman
Eğer bir cesedim olursa taşınacak)
Tabutumun önünde
Biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Fotoğraflarımızın ardında ben
Sen önde
Yüzümüzden eksilmemiş olan gülüşümüzle

Ve bir gün geleceğiz biz, biz ikimiz
Kuytularında yurdumuzun
Gecelerinde
Yeni düşmüş yıldızlar gibi
Kentin kucağına ya da kıyılarına
Emeğin faizden ucuz olduğu canpazarına
Ya da vardiyasından dönen işçinin
Kuytu sokağına
Geleceğiz bir gün biz ikimiz

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Bileklerimizde
Kitaba ve düşünceye vurulu zincir
-le
Taşıdığımız
Kitabı, özgürlüğü ve umudu
Göklerinde
Alanlarında gibi yurdumuzun
Ilık nisan güneşini
İçerken yapraklar
Eriyen karın altından topraktan
İnce dal uçlarından ağaçların
Yürüyen kalabalığın içinden

Sunday, October 25, 2009

Deuss Ex Machina # 271 - Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_271_--_Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz

19 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Klimek-Movies Is Magic (Anticipate Recordings)
>1<-David Syvian-Manafon (Samadhisound)
>2<-The Black Heart Procession-Iri Sulu (Temporary Residence Limited)
>3<-The Black Heart Procession-Drugs (Temporary Residence Limited)
>4<-Claro Intelecto-Great Day (Modern Love)
>5<-Klumpes & Ahmad-Her Lovers And My Letter Hand (hellosQuare Recordings)
>6<-Klumpes & Ahmad-You Can Have What I Take (hellosQuare Recordings)
>7<-Field Rotation-Regenzeit II (Ultimae Records)
>8<-Kevin Andrew-Three Weeks (Ultimae Records)
>9<-Klimek-True Enemies & False Friends (Anticipate Recordings)
>10<-Klimek-For Whom The Bells Toll (Anticipate Recordings)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>11<-Access To Arasaka-Sylvan-Hesh (Tympanik Audio)
>12<-Access To Arasaka-Chem (Tympanik Audio)
>13<-John Callaghan-Phylactery (Original Autechre) (Warp Records)

Download Episode / İndir

Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz (270) – Düşleri Unuttuk Sevinçleri Rafta Tozlu Bir Plak Kutusuna Sakladık. Belleğimizde Yer Edinmiş Soruları Sormak İçin Küçücük Bir Çaba Bile Pek Çok Hatıratı Canlandırabilecek İken Bu Israr Niye? Bu Kinleneme Nereye Götürecek Bizleri?

>>>>>Bildirgeç
Ekranlar vasıtasıyla hayatımıza bir şekilde dahil olan, gözucuyla da olsa yakalandığımız üzerine fikir yürüttüğümüz, söz eklediğimiz, kendimizce yorumlamaya giriştiğimiz söz öbekleriyle karşılaşırız. Bu kimi zaman bir tartışma programının ilerleyen saatlerindeki ufak detaylarında karşımıza çıkandır, kimi zaman da bir an öncesinden bitse de ilgilendiğimiz yayına bir an evvelinden dönsek dediğimiz reklam kuşaklarında çıkagelendir. Çok da ehemmiyet gösterilmesine gerek olmadan bir süre sonra dilimize dolanır, zihnimizde olur olmadık hatra düşer, kısacası kendini bir şekil ve yönde bize hatırlatır bu çıkarsamalar. Söz öbekleri veya reklam metinleri. Bir yanıyla hayat akışının olanca hızlılığıyla ilerlerken neleri önemesediğimizi de belirginleştirir. Öte yandan belki uzunca ifade tamlamalarıyla derli toplu anlatamadıklarımızı pekiştirir. Unutmaktan birtap düştüğümüz, sayısız kere de aynı hatalara tekrar düşmekten kendimizi engelleyemediğimiz hataları fark ettirir. Soru sorabilmenin, hesap kitap sorulmasının çok sık olmadığı sorumluluk sahiplerine karşı düşüncelerin özetlenmesidir bir yerde de, bir yere kadar. Farklı olanın okunmasında yardımcı da olandır aynı zamanda. Birbirlerinin rutini haline getirilmiş olan söylemlerin alacalı bulacalısından ise alabildiğince sadeleştirilmiş yanıtları da içeriğinin katmanları arasında keşfedebilmek de mümkündür. Tek yönlü bir bakış açısıyla ve neredeyse ana akım medya dediğimiz yayın düzeneğinin haşin gayretkeşliğiyle sağlamlaştırmaya çalıştığı; ilettiklerimizin takipçileri, sözlerimizin istisnasız onaylayıcıları bizdendir sözünün dışında kalanlar için de bir nevi soluk alma referansının temsilcisidir. Kısacık metinlerde, birkaç kelimelik cümlelerde, aslında neler olduğunun idrakına vesile teşkil edendir. Anlamazlıktan gelinen nicesinde farkındalılığı arttırabilendir. Söz her defasında eksik kalan bir haneyi tamamlar. Beklentilerin ve beklenerek geçirilmiş günlerin ardından nihayetinde bir umudun da varlığını tekrar belirginleştirendir. Geçmişin izleri üzerinde durmaksızın daima aynı nokta ve kör karanlıklara karşı çıkmadan, lafı sakınmadan tartışabilmenin sözü genişletebilmenin, anlaşılır kılmanın da yönlerini bulabilmemizi sağlar. Lafı güzaf yerine nitelikli okumalara geçiş yapılabilmesini, sözün kıymetininin anlaşılabilirliğini tesis eder. Birisi veya sadece belirli kesimi değil hemen tüm katmanlarıyla insanın bileşkesinde olması gerekenlerin tam da detaylara ihtiyaç duyduğumuz vakitlerde, gözlerimizin önüne serebilendir. Bu içeriğin küçücük de olası bir kısmını kapsayan metinler, sözcükler. Bir yerde toplumsal belleğe de işlenmeye yüz tutmuş, kendi anlamını bulmuş sloganlar, beyitler.

Uzunca bir süredir ekranlarda olmasına karşın reklamın kapsadıklarının ötesine de vakıf olabilmemizi sağlayan bir metinle karşı karşıyayız: Kirlenmek Güzeldir kıssası sözü getirmek istediğimiz. Eksikliği, sürekli sümen altı edilen, görmezden gelindikçe daha da fazla büyüyen sorunlarımızın nihayetinde de gerçekten, mecazi anlamdan çıkıp kirliliği elle tutulur bir hale dönüştürdüğü bir dünyada hayatı ikame ediyoruz. Dönüşüp didişip aynı konularda ne sesimizi duyurabiliyoruz, ne de bir adım da fazlasına ve ilerisine hamle yapabiliyoruz. Varsa yoksa önceliklerimizin bizleri boyunduruğu altına ala durduğu, kendi kendimizi zincirlemiş olmamıza karşın ısrarla ve handiyse de tefekkürle karşıladığımız halet-i ruhiye içinde, dönüştürülemezlik ve tartışılamazlık kısmında dört dönüyoruz. Üzerimize yapışıp duran kirliliğin yağır tutan hallerine alışmaya çalışıyoruz. Oysa bizzat insan eliyle yaptıklarımızın neticelerinde karşılığımızı buluyoruz bir şekilde. Aymazlıktan gözlerimizin âmalaştırılmasına da, biz halklardan çok başkalarını ve bakışlarını olur adletmeye o kadar fazla alıştırılmışız ki, kirlerimizden arınmamız gerekliliğini sair düzenekler içerisinde o kesif kokuların hepimizi etkisi aldığının tehditine aldırış dahil etmiyoruz. Burnumuzun dibinde olan bitenleri, sürekli gelişimini sürdürmekte olan sözleri ve eylemleri bu kendimizce korunaklı saydığımız faunusumuz içerisinden takip etmeye, hayatımızdan detaylarla ilintilemeye çalışıyoruz. Pek muntazam birşeymiş gibi önemsediğimiz konularda karşıtlıklar arasında saf tutmaya koşaradım ilerliyoruz. Beklentileri bir dengeye oturtup, sevinç ve hüzünlerimizi belirli bir dönem dahilinde sorgulamaya girişemiyoruz. Nelerden çektiğimizi nasıl kendi içimizde bile ayrıştırmalara maruz kaldığımızı ve dahası ötekileştirmekten imtina etmeden onay verdiğimiz müddet dahilinde yeni ayrıştırmalara gebe kaldığımızı bir türlü fark edemiyoruz. Düşüncelerimizi x'ciler y'ciler ikisinin arasında kalmışlar diye yaftalamaya devam ettikçe de yolun, açılımın ve ilerlemenin önünü bir türlü açamıyoruz. Alışkanlık haline yavaş yavaş dönüştürülen sorgusuz sualsiz kabullenmelerin, bir denileni iki etmemelerin, bir sürek avındaymışızcasına hedef göstermelere, yoldan çıkmalarla bütüncül bir tepki ortaya koyamamanın sonunda kirlendikçe daha da dibe vuruyoruz. Kem gözlerimizi önce sanal klavyelerde yazıya döktüklerimizde ifadelendiriyoruz, sonrasında daha hararetli bir ortam hasılı olduğunda birbirimizi ezmek, yermek için kullanıyoruz. Çark bir şekilde dönedurur iken ettiklerimizle, yaptıklarımızla sıramızı salmanın, gönlümüzü ferah tutmanın avutuculuğuna kapağı atıyoruz. Bir süre, kısa bir vakitliğine.

Girdap haline ilerlemekte olan değişimlerin ve paralel bir kurguda iyileştirmelerin karşısına her daim aynı sözcüklerle, kandan beslenerek, insan canını hiçe sayarak, birbirimize demediğimizi bırakmadan ite kaka, döke kıra ilerleyebileceğimizi mi zannediyoruz? Kirlenmenin önemli bir farkındalılığı yanına eklemlediği güzellikleri görmeden ömrümüzü tüketmekten ne zaman sonra vazgeçeceğiz? Yoksunluk ve inkar ile herkesin bildiğini kendimizden saklamayı hangi mühletlerde ne kadar sürdüremeye devam edecek, sorunların çözümsüzlüğünden birilerini nemalandırmaya olabildiğince aksatmadan da devam edeceğiz. Ülkelerin birbirleriyle olan diplomatik, siyasi, politik ayrılıklarının çözümü yaşamakta olan halkların iradelerinin yansımalarıyla beraber hasıl olur. Üstünkörü bir çalakalemlik ile birdenbire oldu bittilerle bir yere varmayacağımız ise kesindir. Bir imkan ve olanak yaratmanın şimdilerde daha da zor olduğu konularda şansımız varken bireylerin sesi, bilgisi ve çözüm önerilerine dikkat kesilmeliyiz. Muasır medeniyet yarım yamalaklığı da, biriktirilmiş olan kin ve öfkenin limitsiz hıncını da, bir türlü vazgeçilmeyecek öteki yaratma sonra da ona karşıtlık olarak susturmaları da bünyesine dahil ettirilemeyecek bir kurgudur. Yalın ayak başı kabak engellerle, kimseyi küstürmeyeyim diyerek herkesi birbirine daha da fazla düşman etmeye teşne olarak medeniyet sınırlarına ulaşmayacağız. Üzerimizde birikmiş olan verilmesi gerekli ödevlerimiz, sadece birilerinin istediği, uygun bulduğu için değil de insan olduğumuz için ve insana en uygun yönetişim biçimi olarak tanımlanan demokrasiye tabii olduğumuz için gerçekleştirildiğini usumuzdan çıkartmamalıyız. Düşler ancak birbirimize sırt sırta vererek, ütopyalar ne kadar uzakta şimdi kimimiz başlayacak buralardan sorunu ve sualini aşabilenlerce gerçekleştirilebilecektir. İtham ve ihtilafları kavgalara dönüştürmeden, sözcük kıymetini bilerek, çıkar farkları gözetmeksizin feraset göstererek, birbirlerimizi anlamaya şevkle seyrüsefer eylediğimizde bugün bahsettiğimiz iliğimize kadar kirlenmişliğimizden kurtulmayı başarabileceğiz. En azından çabalanmaları bütünlüğünde bir nebze olsun artık seslerimizi, ifadelerimizi daha olumlandırılır bir çizgiye taşıyabileceğiz. Esnetilebilen bakışımlarla, çözüme dair somut fikirlerle ülkeler arasındaki açmazları (Ermenistan, Suriye belki ileride Yunanistan) ülke dahilindeki 6-7 Eylül, 2 Temmuz ve en fazla sorunların müsebbibi olan 12 Eylül 1980'den günümüze adları bir vesileyle tam konulamayan sorunların, alt kimlik üst kimlik ve ötesi tartışmalarını, insanca yaşamanın en birincil gereksinimi olan duyarlılıkları, insana karşı devletin sorumluluklarını tanımlandırabildiğimiz müddetçe aşama kaydedebileceğiz. Kirlendikçe batağa iyice saplanan bakışımlardan eleştireceğim derken yerin dibine sokmalardan, belirsizliklerden doğmasına vesile olunacak yeni korkular üretmekten, en önemlisi de kesif kokunun yaygınlığının artık hepimizi etkilediğinin idrakına varamazsak olduğumuz yerde kalmaya, nihayetinde çürümeye devam edeceğiz. Ana renkler birbirlerinden ayrıştırıldığında nasıl ki kontrastın bozulduğu bir imgelem karşımıza çıkar, bütün hizalamalar boşa gider, heba olur öylesi bir tablo ile karşı karşıya kalmamak için külahımızı önümüze alıp tarta tarta düşünmeliyiz. Hatalarımızın nelere mal olduğunu, nelerin bizleri bu kadar kirletip, körleştirdiğini, vurdumduymaz kıldığını idrak edebilmek için. Çözüm tek seferinde olmayacaksa bile, ortak beklentilerin, asgari müştereğin korunup dillendirilmesinden geçtiğini görmezden gelmeden. Dilimize kilit vurmadan daha fazla söze karışmalı, dile getirmeliyiz. Berhava edeceğimiz daha fazla vaktimiz yoktur. Notumuzu, geniş bir çerçeveden bu tartışageldiğimiz açılımlara dair önemli bir yazar olan Mithat Sancar'ın Birikim Dergisi'nde yayınlanan Kürt Açılımı: Dinamikler, İmkanlar, İhtimaller başlıklı makalesinin sonuç bölümüyle tamamlayalım:

“BİR BARIŞ PROJESİ İÇİN

Açılım süreci başladığından bu yana, “şiddeti sona erdirmenin yolları” üzerinde her zamankinden daha ciddî bir tartışma yürüyor. Hükümet, temkinli ve ürkek de olsa, “yeni yollar”ın denenebileceğini ima eden açıklamalar yapıyor; mesela, dünyanın başka yerlerinde ve uluslararası literatürde, şiddeti sona erdirmeye ve temeldeki sorunu çözmeye yönelik kapsamlı projelerin anahtarı olarak kullanılan “silahsızlandırma” kavramını telaffuz ediyor.

Bu kavram, “af” veya “eve dönüş” gibi “tek taraflı bir girişimi değil, çok taraflı bir etkileşimi” yansıtır; yani, bir yandan şiddeti sona erdirecek şartları yaratma konusunda “devletin belirleyici rolü”ne gönderme yaparken; diğer yandan “silahlı aktörün hesaba katılmasını ve işin içine çekilmesini” öngörür. Atılacak adımların sonuç verebilmesi için güçlü bir kamuoyu desteğinin varlığı da, “çoklu etkileşim”in diğer ayağını oluşturur.

***

AKP, açılımı “Türk kamuoyu”na anlatırken, en iyi bildiği dil olan “pragmatizm”i kullanmayı tercih ediyor ve bütün ağırlığı “akan kanın durması”na veriyor. Bu argümanı öne çıkarmak, başlı başına yanlış değil; ama sistemin koordinatlarını değiştirme potansiyeli olan böyle kapsamlı bir “açılım”ı sadece bu argümanla yürütmek de mümkün görünmüyor. Başka bir deyişle, hükümet, “kanın durması” için yapmayı planladığı şeyleri, sadece faydacı gerekçelerle savunamaz; muhalefetin muhtelif itirazlarına inandırıcı cevaplar vermek, açılımın taşıyıcılığına soyunmuş olan hükümetin kaçamayacağı bir görevdir. Mesela dil haklarıyla ilgili düzenlemeler yapacağı zaman, bunların neden meşru olduğunu da anlatacak bir dil bulmak zorunda. Sadece “kanın durması” için mecburen ve tabii kerhen bu yola başvurduğunu ima veya ifade eden bir söylem, haklarla ilgili düzenlemelerin “Türk kamuoyu”nda büyük ihtimalle birer “taviz” olarak görülmesine ve katlanılması gereken bir kötülük olarak algılanmasına yol açacaktır.

Böyle bir dil, açılımın esasen zayıf olan toplumsal tabanını ve demokratik dayanaklarını fazlasıyla zedeleyecektir. Gerçekten de, bugün bu açılıma “demokratik meşruiyet telakkisi”yle destek veren geniş bir toplumsal tabanın var olduğu kolay kolay iddia edilemez. Açılıma bu ruhla sahip çıkması en muhtemel kesim olan Kürtlerde bile, kayıtsız şartsız bir destekten değil, olsa olsa kuşkucu ve temkinli bir bekleyişten söz edilebilir. CHP ve MHP tabanlarının durumu malûm. Ortada demokratik ve özgürlükçü kitlesel bir sol siyasal aktör de bulunmadığına göre, geriye AKP’nin üzerinde yükseldiği toplumsal kesimler kalıyor ki, burada da aktif bir sahiplenmeden ziyade, faydacı mülahazalara dayanan pasif bir destekten dem vurulabilir. Şayet AKP, açılıma münasip gördüğü “demokratik” niteliğin gereklerine uygun davranmaz, yani hak ve özgürlükler, eşitlik ve temsil üzerine kurulu bir dil tutturamazsa, açılımın toplumsal barış, demokrasi ve “milli bütünleşme” gibi sonuçlar üretmesi çok zor olur. Aksi durumda ise, hem AKP’nin kendisi, hem de temsil ve hitap ettiği geniş muhafazakâr kitle, demokrasi kültürü ve diliyle daha fazla haşır neşir olmak mecburiyetinde kalacak; bu ise, Türkiye’nin demokratik dönüşümüne önemli katkı sunacaktır.

Kürt sorununun Türkiye’de siyasal sistemin bütün unsurlarını ve toplumsal yaşamın bütün alanlarını derinden etkilediğini herkes biliyor ve kabul ediyor. Bu nedenle, böyle bir sorunun çözümüne yönelik kapsamlı bir süreç başlatmak, siyasal sistemi yeniden yapılandırmanın yolunu açmak anlamına gelir ya da bu sonucu doğurur. Bunun gibi, çözüm yolunda ilerlemek, toplumsal birlikteliğin normlarını ve sütunlarını yeniden tanımlamayı da gerektirecektir. Bu yönde harcanacak çaba ve atılacak adımlar, aynı zamanda bir kollektif öğrenme sürecini de harekete geçirecektir. Böyle olursa, çözüm sürecinde kat edilen her olumlu merhale, aynı zamanda siyasal kültürümüzde demokratik bir dönüşümü de beraberinde getirecektir.

“İçine şiddet bulaşmış etnik-ulusal sorunlar”ın kolay ve kestirme bir çözümü yoktur. “Çözüm”e varmak, esasen bir “süreç” işidir; daha doğrusu, “çözüm”ün kendisi bizatihi bir süreçtir, üstelik “uzun ve meşakkatli” bir süreç. Kürt sorununun sadece Türkiye’yi değil; Kürtlerin yaşadığı diğer ülkeleri ve bu ülkelerin yer aldığı bölgede çıkarları olan başta ABD olmak üzere “büyük güçleri” ilgilendirdiği de aşikârdır. Bunun anlamı, sorunu çözmeye yönelik sürecin, birçok değişkenin etkisine açık olmasıdır. Ancak bu durum, sorunun ve çözümün ayaklarının esas itibariyle bu ülkede olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu gerçek, açılım hangi faktörlerin etkisiyle ve hangi saiklerle başlamış olursa olsun, kaderinin büyük ölçüde bu ülkedeki siyasal faktörlere ve aktörlere bağlı olduğunu da içeriyor. Bu nedenle dikkatleri ve ilgiyi, ülke içindeki siyasal alan ve imkânlardan saptıracak her girişim, ülke gerçeğinden kaçmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

Böylesine köklü ve karmaşık bir sorunu “çözme süreci”nin doğrusal bir hat izlemesini beklemek, aşırı naiflik ve siyasal toyluk olur. İnişler ve çıkışlar, konum değiştirmeler, yeni denge arayışları, tıkanma ihtimalleri vs. bu tür süreçlerin “normalleri”nden sayılır. Bütün bunlarla baş edebilmek açısından hayatî önem taşıyan husus, iletişim ve siyaset kanallarını sonuna kadar açmak ve demokratik mekanizmaları pekiştirmektir. “Muhataplık” meselesinin “derin” anlamı da, öncelikle burada yatıyor. Bu açıdan bakıldığında “muhataplık”, toplumun çeşitli kesimlerinin, özellikle de Türklerin ve Kürtlerin birbirlerine hitap edebilmelerini, bunun için gerekli olan “dil”i öğrenmelerini ifade eder. Çözümü, demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamakta görenler, bu ortaklığın temellerine ve diline azamî itinayı göstermek zorundalar.” (Birikim Dergisi – Sayı:246)

Ses sınırlandırılmışlığın ötesine ulaştırılabildikçe varlığının devamlılığını sağlar. Yankıların çoğalması birbirinden farklı teammüllerin, farklı algıların da daha rahat dillendirilmesine yardımcı olur. Keskinlik ve önyargılar olmadan yeni tanımlar ortaya çıkartılabilir. Her bir vurgu, çabaların neticesinde ortaya çıkan her bir ses imi bu yarıda kalmışlığın, köşeye sıkıştırılmışlığın bezginliğinden de uzaklaştıracaktır bünyeleri. Tekrara düşe düşe aynı notaların resmi sabığımız haline dönüştürüldüğü bir imgelemin karşı cephesinde hakkaniyetli bir bütünlemenin sağlanabilirliğini ileri sürebilendir ses ve kapsamı. Vurgular aleni bir biçimde olup biteni manalandırabilmemize yardımcı olur. Sessizliğin irkiltici ortamında tınılar belli ki varedilmesi elzem olanları da çağrıştırır. Çağrıyı çoğaltan, derinleştiren ve muğlak belirsizliğin dışını görebilmemize imkan sağlayan bir araçtır. Konuşmanın anlaşılırlığı ve anlaşmayı sağladığı bir zaman dahilinde ses de bahsini bir türlü esasa getiremediklerimizi tümleştirir. Yarıda bıraktırılmış ve fakat fazlasıyla dağınık bir biçimlerde duran söyleyişlerin bir çırpıda bütünleştirilebilirliğini de kapsar. Yapılanlar edinilmiş olan birikimlerin kurgumasallıktan, gerçekliğe biraz daha olsun yakınlaşabilmeyi de kolaycıl bir biçime dönüştüren bir tanımı ihtiva eder. Ses bu minvalde farkındalılığın da, söylemin ve ardılından gelecek olan eylemselliğin de başlatıcısı olarak değerlendirilebilir. Muhteviyatın kapsamı genişledikçe, yeni eklemeler ve ifadeler bizleri bu açmazların dünyasında yeni eşikleri tanımlandırmak konusunda yardımcı olacaktır. Deuss Ex Machina'nın Pazartesi akşamı banttan sizlerle paylaştığımız bölümünde bu istikamette toparlayıcı unsurlar barındıran, kişisel eklemeler gerçekleştirebileceğimiz bir muhteviyatı ortaya çıkartmaya çalıştık. Sesin sağladıklarını söze eklemlemleyebilmeye gayret ederek. Alışılageldik tonlardan farklı olarak deneyselliğin sınırlarına yakınduran, kendi içerisinde geçişlerle, farklı okumalara imkan sağlayan bir dinlencelik. Tüketilip unutmanın dışında bir faydası olmayan günü birlik parçalardan ise müziğin aslında sağladıklarının önemini ihtiva eden bir güz kurgulaması. Paralel seslerin, birbirlerinden değişken disiplinlerin tamamlayıcığına binaen sorular sordurmayı amaç edinen Deuss Ex Machina dinlenceliğinde rotamızı ambient disiplininde hatırı sayılır kayıt ve projelerin altına imzasını atmış bir isim olan Sebastian Meissner aka Klimek'in Anticipate Recordings'dan yayınlanan dördüncü uzunçaları olan 'Movies Is Magic' in öncüllüğünde sizlere sunuyoruz.Gündelikliğimizi kapsayan seslerin muhteviyatına eklenerek, deforme edilerek kurguya iliştirildiği bir müzik türü Ambient. Sesin kapsadıklarına dair yukarıda kısaca değindiğimiz detaylandırmalardan modern müziğin temellerinde kendine yer bulmuş enstrümantal düzenlemelerin izlerinin birbirlerini takip ettiği bir düzenek karşımıza çıkmakta. Kulağa ulaştırılan her ses ile hayatı duyumsamak söz konusu. Eşikler ve zaman akışında değişkenliklerin minimal bir yapıda sunulmasından tutun da, tek bir sesle bina edilen komplike tasarımlara kadar farklı cepheleri ve yüzleri bulunan bir müzikal disiplin. Öncül isimler arasında yer edinmiş ve yaptığı çalışmaları “Furniture Music” olarak sınıflandırmış Erik Satie, modern klasik müziğinin mihenk taşlarından olan Philip Glass, Steve Reich, Terry Riley ve La Monte Young gibi kompozitörlere ve İzlenimcilik akımının nev-i şahıslarına münhasır adledilen kurgu belirleyicileri olan kompozitörler John Cage ve Morton Feldman’a kadar uzanıp giden, 1978 yılında yayınladığı Ambient:1 – Music For Airports ile disiplinin isim babası olmuş Brian Eno’ya kadar uzayan giden bir secerede geliştirilip sunumlandırılmış bir müzikal dünya. Formüle edilmiş olan unsur ve yan etmenlerin çeşitlendirilmesiyle giderek modern müziğin farklı dallarında varlığını göstermiş bir müzik Ambient. İşlenen seslerin belirgin bir biçimde lirik tasvirlere kapı aralattığı, rahatlayıclığı barındırmasına karşın belirli ölçülerde entellektüel bir birikimin de hanelerinde yer edindiği bir geniş saha Ambient müziğin ve üreticilerinin kayıtlarının diplerini daha rahat çözümleyebilmemizi sağlar. Vurgu ön planda tutulan seslerin arasında aniden kendini gösteren hayattan kesitlerin, tanıdık melodi veya tınıların yönlendiriciliğinde şeklini bulur. İletilen sesler aslında anlatmak istediğimiz nicesinde bir türlü vakıf olamadığımız arayışlarımızı simgeler. Ötelenen kelimelerin çoktan unutulmaya yüz tutmuş konuların birer birer hatra düşmesine vesile teşkil eder. Öylesine yalın ve belirsiz bir şekilde dinlenildiğinde dahi sizi bir şekilde yakalayan, içerisine dahil eden bir yapı olmasından dolayı da ortam müziği olarak da tanımlandırılabilir. Hissiyatların ve hikayelendirmelerin birbirilerini takip ettiği bir hayat güncesi, Ambient müziğinin çerçevesini daha berrak bir biçimde sunabilmemizi de sağlar. Polonya doğumlu Sebastian Meissner aka Klimek’in müziğini ele aldığımızda da bu önermelerin pek çoğunu kapsadığını öngörebiliriz. İliştirdiği ses haznelerinde Ambient müziğinin başatlığında kendi tabiriyle varolmayan bir film müziğinin icrasını gerçekleştirir sanatçı. Modellemeler ve yapılar bir çok tekrar ve ses katmanlarıyla örülmesine karşın birbirlerini tetikleyen bir dinlencelik ortaya çıkartılır. Salt bir kurgumasaldan daha gerçekçi, daha kirli ses yüzeyleri ihtiva etmesinin yegane sebeplerinden birisi de budur. Müzik ortaya çıkartılırken sanatçı tarafından gerçekleştirilen her bir eylemde varedilen sesi daha derinlemesine irdeleyen kimi zaman drone müziğin kasvetine kimi zaman da sessizliğin en yüksek perdelerindeki yansılara ışık tutan bir yapı karşımıza çıkar. Müzik alabildiğince genişletilirken, Klimek’in ses mihmandarlığında sunmaya çalıştıklarının enginliğine buyur ediliriz. 1995’de reklam müziği yaparak başladığı kariyeri boyunca da sesin türlü farklı yönlerine yelken açan, sesin kökenleri boyunca ilerletilmeye çabalanan bir belgesel kayıt çatısı altında müziğini geliştirir. Ekkehard Ehlers ve Mille Plateaux etiketinin kurucusu olan Achim Szepanski’nin de, kendi müziğini kurgulaması için teşviklerini de unutmamak gerekir. 2000’de Ritornell etiketinden Random Industries adıyla yayınlanan Selected Random Works sanatçının ilk topluca önermelerini barındıran kaydını oluşturur. Steve Reich, Jean-Claude Risset, James Tenney, Max Mathews gibi kompozitörlere atfen türetilmiş olan çoğu birer dakikanın altındaki 99 adet kesitle beraber yaklaşık sekiz dakikalık bir kompoziyon ortaya çıkartılır. Ses Cd’si karışık çalındığında ise onlarca farklı yüzeye bölünebilen, yeniden tasarlanabilen bir dinleti müziği, sınırsız bir ses kompozisyonuna dönüşür. Kurgulanmış müziğe yapılan müdahalelerle beraber değişkenliği ve yönlendirmeleri dinleyiciyle bıraktırılmış bir dijital ses kütüphanesi armağan edilmiş olur. Yehuda Amichai’nin ‘Hatılıyorum ki, bizim birlikte olduğumuz şehir Araplarla, Yahudilerin arasında olduğu kadar bizim aramızda da bölünmüştü.’ dizelerinde hareketle Sebastian Meissner’in tarafından temellendirilen Jerusalem: Tales Outside the Framework of Orthodoxy ve Walking In Jerusalem albümlerini ve Bizz Circuits Play Intifade Offspring görsel işitsel kayıtlarını da bu kronoloji devamında irdeleyebilmek mümkün. Saha kayıtlarından başlayarak zamansal olarak genişleyen ve süreç boyunca her iki halkın yaşayışlarından, beklentilerinden, sevinç ve üzüntülerinden detaylar içeren bir kolajlama yapılır sanatçı tarafından. Albümler birbirleriyle ilişkileri açık tutularak sonunda yayınlanan DVD kaydında olduğu gibi görsel takviyelerle beraber bir bütünün anlamlandırılması konusunda yardımcı olan bir kaynakça haline dönüşür zamanla.Sebasitan Meissner’in Klimek’e ulaşana kadar geçirdiği süreç dahilinde müziğin geliştirilmesi konusu daimi bir biçimde ön planda tutulduğu deneysel işlevsellik yapılandırılır. Sadece minimal öğelerle beslenen bir dans müziğinin çeşitlemelerinin yanında Pop Ambient gibi geleneksel müzik formlarıyla Ambient nüvesini birbirilerine ilintileyen yenilikçi projelere ev sahipliği yapan Kompakt etiketinden 2004 yılında yayınlanan debut ‘Milk & Honey’, bu dinlencelikte arayışlarının da ilk önemli önermesini oluşturur. Akustik ve Elektrik Gitarın ağırlıkla kullanıldığı bir tümleyiş kulaklarımıza ulaştırılır. Kurgu ve yapı çözümlendikçe, parçalar birbirlerini takip ettikçe tesadüfi bir biçimde seslerle yeniden karşı karşıya kaldığımız bir tasarlama albümü tanımlandıracaktır. Christian Fennesz gibi gitarını deyim yerinde ise konuşturmayı başarmış usta müzisyenin sunduğu ağıt havasının izlerini de barındıran bir bütün ortaya çıkar. Tasvirler dönüştükçe melodramatik yankıların bir sonraki evrede bambaşka bir biçim ve halde farklı atmosferleri tasvir ettiğine şahitlik edilir. Minimalist müziğin damıtımı üzerinde de şekillenen ara detaylarıyla beraber Klimek’in Kompakt ağı içerisinde tasvir edilmeye çalışılan müzikal çözümlemelerin zamanında en kıvrak yanıtlarını ilintilediğini de bu albüme bir dipnot olarak eklemeliyiz. Kompakt CD 50 katalog numarasıyla 2006’da yayınlanmış olan ‘Music To Fall Asleep’ kaydı Ambient müziğin tanımlandırlmasına yardımcı olabilecek, üzerine yapışmış olan hissiyattan çok dinlendirici özelliği ile anılan bir müzikal formun aslında nereleri kapsadığına dair detaylandırmalar sunan bir çalışma olarak dinleyicilerle paylaşılır. Birbirleriyle bağlantılanmış, iliştirilmiş bir halde 65 dakika boyunca süren bir yarı masal yarı gerçeklik arasında seyyahlığın belgesel kaydı olacaktır ‘Music To Fall Asleep’. İtinayla ördüğü ses katmanlarında sorularımızın yanıtlarını da beraberinde ses ile sunmayı amaç edinen bir prodüktörün de canlı enstrümanlarda derleyip toparladığı ses bütünü. Gitar sesinin pedal yardımıyla deforme edilmesiyle enstrümantal bir ağıdı simgeleyen Pathways To Work ile kaydın açılışı gerçekleştirilir. Yalnızlığın resmedildiği, ıssız bir koyun tam ortasında duran düşünceli bir insanın canlandırması Standing On The Beach, Duru bir gürültü hüzmesi halinde uzayıp kısalan ses dalgalarının drone tahribatına kulakları buyur ettirdiği Kingdoms Here We Come, albümün isim parçası olan yaylıların dokunaklı grimsi havayı taltif ettiği, doldurduğu parçalanmış bir düş kırıntısı Music To Fall Asleep gibi çözümlemesi ve yazıya dökmesi oldukça mahir olmayı gerektiren ses kurmacalarını sunar. Öyle bir bütünlüktür ki bu, dinleyicide rahatlama yerine daha fazla sorgulamayı sağlatan, diri tutan bir muhteviyat ortaya çıkartılır. Sorular sorulur Klimek rumuzuyla, dün yaşanılmışlara, bugün yaşananlara ve yarın yaşanacaklara dair. Biçim korunuyor görünse de aslında modernleşmemizin sıkıntılarından nasıl uzakta kaldığımızı, yaşadıklarımızı nasıl sorgusuz sualsiz bir biçimde hatim ettiğimizi hatırlatan bir görsellik tasvir edilir. Ezcümle.Geçmişteki kompozitörlerin ve müzisyenlerin oluşturdukları, Ambient müziğinin Marsen Jules, Deaf Center, Ben Frost, Machinefabriek, Tomasz Bednarczyk, Max Richter ve Ulrich Schnauss gibi yenilikçi sanatçıların önermelerinin yanında hatrı sayılır bir çalışma olarak anılabilecek ‘Dedications’ albümü ile ilgili notlarımızı iletelim. Daha derli toplu duran minimal kırıntıların, drone kesişimlerinin, aksak ritm dehlizlerinin ve organik seslerin vücut bulduğu bir çalışma ‘Dedications’. Kaydın yayıncısı Anticipate Recordings’in kurucusu olan Ezekiel Honig’den, Fotoğraf Sanatçısı Gregory Crewdson’a salt bir müzisyenden ötesi olarak tanımlandırılabilecek bir karakter olan Marvin Gaye ve yönetmen Steven Spielberg’e kadar uzanan geniş bir listede isimlere ithaf edilmiş, esinlenilmiş kurgular günyüzü bulur. Oluşturulan bağlar ve isimlere karşılık düşen seslerin tarlasında bir serüven vaat edilir. Bezeyişler gitar, piyano ve yaylıların kullanımlarıyla beraber farkındalılığı arttırıcı bir biçimde yeni müzikal odakların keşfine de imkan sağlar. Bir cam faunusun tınısını duyumsadığımız drone ses pasajının ilerisinde peydahlanan piyano yankısının kasveti açıkça ortaya çıkartan bir bellek tazelemesine neden olan For Jim Hall & Kurt Kirkwood ile çalışma açılır. Elektroakustik titreşimlerin parçalanmış yağmur çiseltisini andıran hareketliliğinde minimalist bir seremoniyi ihtiva etmiş olan For Ezekiel Honig & Young (Pan) Americans, Polonya’ya dair detaylardan biçimlendirilerek kotarılmış olan For Zofia Klimek & Gregory Crewdson, emprovize gitarların sert çığlıklara ulaştığı iç içe geçmiş olan katmanlarıyla Ambient müziğinin sınırlarına dair kesin ve net müzikal ifadelerden oluşan For Eugene Chadborne & Henry Kaiser gibi dönüştükçe, kırılganlıkları artan ama bir o kadar da dinlenme isteği uyandıran bütünlük kulaklarımıza ulaştırılır Sebastian Meissner tarafından. Melodiler veyahutta ezgiler karşımıza yeni bileşenler ve sorgular çıkartır. Düz biçimde anıları törpülenmiş bir hayattan giderek daha fazla detay ihtiva eden bir sorgudur ‘Dedications’da karşılaştığımız. Unutmaya yüz bulan her ne varsa bir kere daha hatırlatmayı başaran bir melankoliyi de, yıllar geçse de yenilmiş olan ilk yumruğun yaratmış olduğu huzursuzluğu ve bahtsızlığı ve öfkelenmeleri bir kere daha düşündüren deneyim ortaya çıkar. For Marvin Gaye & Russel Jones parçası bu bağlamda albümün meramını da anlaşılır kılacaktır. For Mark Hollis & Giacinto Scelsi parçasında da bu kederli halin daha dingin sularda ilerleyen bir temaşası yer alır. Sözcükler öylesine yetersiz kalmaktadır kimi kayıtlarda. İçerik yeterince anlatılamaz veya anlam katılamaz diye düşünülür çoğu zaman. Sesin sağladığı genişlik yazının ve kelimelerin vermiş olduğundan çok daha fazlasını ilintileyebilir pek çok zaman. For Steven Speilberg & Azza El-Hassan parçasında olduğu gibi keman öylesine bir noktadan dinleyene ulaşır ki afallamamak imkansız olur. Dinlenilen müziğin düz bir işitsel kayıt olmasının ötesine geçilmiştir artık. Derinlemesine, kah içsel kah ruhani kah da dünyevi sorunların görünürlüğüne kafa yoran bir yapıt tanımlandırılmaktadır. ‘Dedications’ bu yönden çok daha fazlasının müzikle sunulabildiğini ortaya çıkartan bir dinleyiş çabalanmasıdır. Çaba sarf edildikçe, kulakta biriktirilen sesler çözümlemeleri de, farklı anlamlandırmalar ve durumları da daha rahat anlayabilmemize yardımcı olur.Dünyanın sürekliliğinin biz yaşayanlarca sağlanan bir oyun sahnesi olduğuna atıflar yapılır. Her birimiz belirli sürelerde yerküre üzerinde varlık gösteririz. Fikirler ediniriz, belirli belirsiz olanlardaki hataları ayrıştırabilmek için. Anlık kararların ne gibi keskin virajlarla dolu dolu olduğunu yaşadıkça öğreniriz. Öğretiriz elimizin altında bulunan bilgi dağarcığına ne kadar fazlasını eklersek o kadar yararlı olabileceğimize inanarak. Sebat ederiz bildik hatalara düşmemek için çaba sarf edeceğimiz ama bilakis daha fazla hatalara gebeyizdir bir şekilde anlam yüklemesek de. Sorunların neden kısmına yanıt bulamamış olsak da. Çalışır ve didiniriz, yoksunluklarımızı ve yoksulluklarımızı tıpkı fikirlerde olan açlığımızı giderme dürtüsünde olduğu gibi halledebilmek, rahat bir nefes alabilmek için. Muhteviyatı ve gidişatı tam kestiremesek de kattıklarımız ile neslimizin devamlılığını isteriz. Küre dönerken, vakit hızlıca tükenirken bir atımlık ilerleme için. Bir adımlık ilerleme için. Elimizde avucumuzda bilginin kırıntılarına tamah ederiz. Üstünkörü bir vavelyada, bir kaosun tam ortasında kalmamak için. Gelişip daha da insancıl olmanın yollarını arar tararız zamanla. Ne de olsa yaşlanmaktayızdır, yaşımızı almaktayızdır. Gidenlerin ardından yas yeni gelenlerin çığlıklarında sevinçler yükleriz. Bir oyun sahnesidir kimimize hayat, kimimize bir an önce terk edilesi bir esaretin ana platformu. Yoklar, varlar, evet ve hayırlarla geçecek, sufle aldığımız her an üzerimize biçilmiş olan rollerimizi daha kestirme ve daha kolaycıl bir şekilde atlatmayı hayal ettiğimzi bir heyhuladır hayat. Belk, uzun metraj bir film çalışması her karesine müdahil olmak istediğimiz, yönetmen kurgusuna söyleyecek çok sözümüzün olduğu. Klimek’in son çalışması olan ‘Movies Is Magic’ birkaç dinleyişin hemen ardından bütün bu imleri akla getirmekte. Dönüştürdüğü ve referans aldığı müziklerin sahnesinde bir adım daha ileriye giderek şimdi yapmış olduğu müziği tanımlandıran sinematek bir kurguyu kulaklarımızla paylaşmakta Sebastian Meissner. Brian Wilson ve Van Dyke Parks’ın 1995 tarihli ‘Orange Crate Art’ albümünde yer bulan Movies Is Magic parçasından ismini alan kayıtta, kırılgan eşiklerin bir film hassasiyeti içinde anlık olarak derdest edildiği bir kurgu bütünü ortaya çıkartmakta. Film müziklerinin didaktik yapısını daha esnetilebilir örneklemelere taşıyan bir zenginleştirme çabası. Yaylı orkestrasyonunun elektronika sınırlarında dolaşmakta olduğu bir melodram kesidine evrildiği Abyss Of Anxiety (Unfolding The Magic) ile bu büyülü dünyanın kapıları aralanır. Neredeyse birbirlerini bir gölge gibi takip eden zıtlığı mercek altına alan, yaşadıklarımızdaki çelişkilere naif göndermelerin akustik pasajlarla sağlandığı Exposed To Life In Its Brutal, çekimser kalınmasına karşı belirli bir noktadan sonra ya herru ya merru denilerek sonuna kadar gidildiği, girdap haline dönüşmüş metropol yaşamının didik didik ettiği yaşamı, hayalleri ve engellemeleri devre dışı bıraktırılmasına dair genişçe bir parantezin açıldığı Exploding Unbearable Desires gibi nev-i şahsına münhasır kişiselleştirilebilir müzikler ortaya çıkar. Derine inildikçe, müzik dinleyene nüfuz ettikçe. Bir bilim kurgu filminin işitsel yansısı gibi durmakta olan endüstriyel pasajların yer aldığı Greed, Mutation, Betrayal, Klimek’in sağlamaya çalıştığı gerçeği duyurma çabasında önemli bir eksikliği ve mesajı iliştirdiğini belirtmeliyiz. Pop Ambient’09 toplama albümünde de yer edinmiş True Enemies And False Friends ismiyle müsemma bir şekilde hatalardaki ısrarlarımızı, nasıl kendimizi tekrarlara sevk ettiğimizi, düşünmeden adımladığımızı, dile geldiğimizi aslında çok manidar bir biçimde ortaya çıkartan bir kurgu olarak ‘Movies Is Magic’de yer alır. Düzenli bir elektroakustik metafor halinde süregiden, yapıya eklenen drone çığlıkları ve melodik kavislerle beraber isimsiz filmlerimizin nadide bir parçasını tamamlayan Sound Of Confusion parçasıyla kaydın doruk noktası olan For Whom The Bells Toll’a ulaşırız. Savaşın anlamsızlığını usta bir dille ifade eden Ernst Hemingway’in romanına atfen türetilen çalışma başlı başına romanın müzikal bir tezahürünü sağlamakta. İnişli çıkışlı uğursuz savaş borularını simgeleyen zillerin, bir an sonrasında hangi yaşamı, hangi günü mahvedecek alıp götürecek olan makineleşmiş ölüm mangalarını telin eden yoğunluklu bir enstrümantal seremoni karşımıza çıkar. Sözünü müzikle şekillendirebilen ve albüm boyunca yönetmen koltuğunda oturmuş Klimek’in sesli çoğaltımlarında. Tears Of Happiness (Dismissed Into Mundanity) derli toplu bir ambient ağıdıdır artık. Fragmanların yazılı olduğu, son sekansın çoktan geçtiği, zihinde kalıp kalmayacağının izleyicinin tercih edeceği bir anın müziğidir belki de. İzlediğimizi sandığımız ama üzerinde yeterince düşünemediğimiz, sorgulayamadığımız gerçekliğimiz ile başbaşa kaldığımız çoğu zaman “filmde olmuştu bu” diye iç geçirdiğimiz hallerde akıllara gelebilecek bir kırılma anının, zamandan kopmanın bir müziği olur parça. Scott Arford, Steve Heather, Zeitblom, Robert Curgenven, Gerard Lebik, Dawid Frydryk, Marta Collica, Hugo Race, Ran Slavin ve Ursula Maurer’in konuk olarak yer aldıkları ‘Movies Is Magic’ ile Sebastian Meissner, Ambient müziğinin henüz keşfedilmedik alanlarında yeni önermelere çaba sarf etmekte. Endüstriyel tını hüzmelerinde anın ritmine, yaşamın çelişkilerine somut cümleler yerleştirmekte yapmış olduğu müziklerle. Toz pembe olmayan hayatlarımızın seceresini tutmakta, yaptığımız hataları yüzümüze vurmadan kendi sözlerimizi oluşturmamız için bir yol göstermekte. İyi dinlenceler.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Kürt Açılımı: Dinamikler, İmkanlar, İhtimaller – Mithat SANCAR – Birikim Dergisi
‘Savaş ve Barış’tan ‘Savaş Ya Da Barış’a – Kaçakkova – Serbest Yazarlar / Mutlak Töz
Özgür DOĞAN: Kimse Kimseyi Dinlememiş Kimse Kimseyi Anlamamış – Gülşen İŞERİ – Birgün
Hükümetin Talihi – Erdal GÜVEN – Radikal
Retorik Sorular – Ersin TOKGÖZ – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Amerika'nın "Ağalık Hakkı" Tehdit Altında – Korkut Boratav – Sol.org.tr
Murphy Açılımı – Uğur KUTAY – Birgün
Wojciech Wiszniewski - Elementarz – Abdullah Tarık ÇAKIR – Keep Talking
45 Minutes Of Music #2: When You Are Sorry: Right On! – Tolga D. – 45 Minutes Of Music
Poor People Must Work – Mersenne – Undomondo

Klimek / Sebastian Meissner Official
Autokontrast / Sebastian Meissner Official
Ghetto Ambient / Sebastian Meissner Official
Klimek / Sebastian Meissner At Myspace
Klimek / Sebastian Meissner Interview At Mnml ssgs
Klimek / Sebastian Meissner Movies Is Magic Album Review At Cyclic Defrost
Klimek / Sebastian Meissner At Anticipate Recordings
Klimek's "For Ezekiel Honig & Young (pan)Americans" Video by Maximillian Jaenicke aka RAWIMAGE At Anticipate Recordings
David Sylvian Official
David Sylvian Official II
David Sylvian’s Manafon Album Official
David Sylvian’s Manafon Album Review – Jess Harvell – Pitchfork
The Black Heart Procession Official
The Black Heart Procession At Myspace
The Black Heart Procession At Temporary Residence Limited
The Black Heart Procession – íí – 13Melek
Claro Intelecto At Myspace
Claro Intelecto Interview – Carl Ritger – Resident Advisor
Adrian Klumpes At Myspace
Shoeb Ahmad At Myspace
Klumpes & Ahmad - In Bed We Trust – Album Review – Marcus Whale – TSB
Field Rotation Official
Field Rotation At Myspace
Ultimae Records Official
Access To Araska Official
Access To Araska At Myspace
Access To Araska At Tympanik Audio
John Callaghan At Myspace
Warp 20 Official

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Poemé
Yaşıyoruz Ama Hissetmiyoruz – Osip MANDELSTAM

Yaşıyoruz, ama hissetmiyoruz artık bastığımız toprağı.
On adım öteden duyulmuyor konuştuklarımız.

Oysa ne zaman iki çift laf edecek olsa birileri,
Kremlin'in dağcısını anmadan edemiyorlar.*

Parmakları kalın tırtıllar gibi
ve ağır kurşun gibi dökülüyor ağzından kelimeleri.

Hamamböceği bıyığı sırıtıyor
ve pırıl pırıl çizmelerinin üstleri,

İnce boyunlu adamları sarmış çevresini,
bu insan bozuntularının soytarılıklarıyla oyalanıyor.

Biri ıslık çalıyor, biri miyavlıyor, biri inliyor,
Yalnız o parmağını bize sallıyarak kükrüyor.

İnsan karnına, alnına, şakağına, gözüne
nal fırlatır gibi durmadan emirler yağdırıyor.

Bu geniş omuzlu Kafkas Kocası, tatlı bir meyve gibi
dilinin üstünde yuvarlıyor her idam kararını.

*Joseph Stalin
Çeviri: Cevat ÇAPAN
Kaynakça: Stalin Epigramı

Sunday, October 18, 2009

Deuss Ex Machina # 270 - Seventythousand4hundred24 Memories (Excerpt)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_270_--_Seventythousand4hundred24 Memories (Excerpt)

12 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Themselves-CrownsDown (Anticon)
>1<-Tranqill-Payroll (Paul White's Clean Dub) (One-Handed Music)
>2<-Darkstar-Videotape (Planet µ)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Throwing Snow-Kettleness (Dusted Wax Kingdom)
>4<-Throwing Snow-Glisten (Dusted Wax Kingdom)
>5<-Themselves-Oversleeping (Anticon)
>6<-Themselves-Gangster Of Disbelief (Anticon)
>7<-Antipop Consortium-New Jack Exterminator (Big Dada Recordings)
>8<-Antipop Consortium-The Solution (Big Dada Recordings)
>9<-Neil Landstrumm-How Do You Feel (Planet µ)
>10<-Neil Landstrumm-Say'n'Do (Feat. Profisee) (Planet µ)
>11<-Gang Gang Dance-Bebey (DJ/Rupture & Matt Shadetek Remix) (theAgriculture)
>12<-OMFO-Baghdub (Essay Recordings)
>13<-The Gaslamp Killer-Turk Mex (Brainfeeder)
>14<-Hayko Cepkin-Sıkı Tutun (Kabus Remix) (Bootleg) (EMI Kent)
>15<-Hayko Cepkin-Yalnız Kal Ulen (Kabus Remix) (Bootleg) (EMI Kent)

Download Episode / İndir

Seventythousand4hundred24 Memories (Excerpt) (270) – Durağanlaştırılmış Düşler, Düşe Kalka İlerletilen Hamleler, Kendini Yerine Koymadıkça Anlaşılamayan Gerçeklikler Ve Biriktirilen Tümceler. Anılarımız Şimdi İçimizde Canlandılar. Ses Verecekler

>>>>>Bildirgeç
Açmazlarımızın çözümlenebilirliğini sağlayabilecek çabalanmaların tümünü kapsamı altına almış bir harf dizilimi anahtar. Somut hale dönüştürülmedikçe fark edilmesi imkansız kılınmış olan nicesinde de olduğu üzere üzerimizde, boynumuzda yükünü giderek daha fazla hissettiğimiz, sorunlarımızı belirgin bir biçimde görünür kılmayı amaçlayan bir kavramsal yardımcı. Derinleştirilen aymazlıkların, adam sendeciliğin, en kolay ve basitçe biçimlerde dahi sorunların çözümüne kavuşabilmenin kıyısında zamanı nasıl da heba ettiğimizin farkındalılığını bir kere daha sağlandıktan sonra üzerinde daha fazla düşünülmesi elzem olanı tanımlandıran anahtar. Herkeslerin elbirliğiyle yoksunluk ve sair bir düzenek içerisinde damıtılmakta olan, sizden çok önce denedik bu işler öyle kolay bir şekil dahilinde çözümlenemiyor önermesine karşın hala umudun varlığını sürdürmemiz gerektiğini hatıra düşürmeyi başaran bir yardımcı. Gailelerimiz, koşuşturmacalarımız günlük kaygılarımız arasında nasıl da hemencecik kenara sıvışmaya çalıştığımızı, ucu bizlere dokunmadıkça ses etmediğimizi, tepkilerimizin hepi topu bir ateş olsa cürüm kadar yer yaktığı tasavvuruna kapı bıraktığını çözümlediğimizde kaba hatlarıyla anahtar imgesinin sağlamaya çalıştıklarını daha rahat manalandırabileceğiz. Sözle ve edinip kendimize göre şekillendirdiğimiz bakışımımızın tümüyle, öngörülerle ama asla tenkite ulaşmayanlarla kendi dediğinden başkasına tamah etmeyen önyargılarla mücadele edebildikçe aslında olmamız gerekli olan ama bir türlü bu kavisli yollardan doğrusunu tercih etmemekten kaynaklanan hantallık yüzünden de yanaşamadığımız çözümlemelere hep beraber kavuşabileceğiz. Kendi yanılgıları içerisinde inanmak ölesiye inanmak dışında pek de bir işlevsellik barındırmayan cepheleşmelere karşı fikirlerimizi daha da fazlalaştırmalıyız. Zaman mevhumu yıllarımızı istisnasız bir biçimde ömrümüzden alıp götürürken, bir an öncesinden karar anımıza yakınlaşmalıyız. Sorunların çözümü için önümüzde duran enikonu karışık yapboz parçalarından doğru hamlelerle gerçek resme ulaşmalıyız. Aidiyet ve kavramsal yığıntıların bir örnekleştirmek dışında sunduklarının alternatiflerinin de ancak insan eliyle olabileceğini bir kere daha kalınca altını çizerek paylaşmalıyız. Günler geçip gittikçe yitirilen yaşama bağlılığı, sorunlarımızı çözmek konusunda olan inancımızda yer edinen aşındırıcılığa karşın harekete ve söze geçebilmemizin gerekliliği önem kazanmakta iş bu noktada. Anahtar yek başına yolumuzu tayin etmeyeceğinden çok daha fazla emeğimizi gerektirmekte. Hem de hiç olmadığı kadar fazlasıyla ve ısrarla birlikte. Bütüncül kapsayıcılığın refakatlerinde. Anahtar metaforu bir yerde makul olarak tanımlandırılmış sınırların, atıl duruma terk edilmiş olan kurcalamayın belleğinizi sonrası kötü olacaktır diklenmesine karşı bir duruşu da ihtiva eder. Yol yordam keşfedildikçe, açılan gedikten yeni çabalanımlara ve teşvik edici önermeler dizinine kulak kabarttıkça bu durumu somutlaştırabilmek mümkün.

Peyderpey yapılandırılacak okumalarla öne sürülecek yaşanmışlıkların paylaşılması ile beraber bu enikonu dört taraftan kapalı tutulmaya devam edildiğimiz, duvarlarla örülmüşlüğümüzü aşabilmemiz kolaylaşacaktır. Fikirlerimizi nihayetinde konuşur kıldıkça, ötekileştirmekten bir an evvel imtina etmeye gayret gösterdikçe, karşıda olan ve karşımızda konumlandırılan, bulunanın demek istediklerine yürekten bir sağduyu ile itimat ettikçe giderek giriftleşen bu açmaz yumağının ve sorun keşmekeşinin de bir yerinden çözümleyebilme konusunda ilerleyebileceğiz. Yaşananların türlü farklı yönlerinde insanların birbirlerine duymazdan ve anlamazdan geldikleri, körü körüne birbirlerine kırdırıldıkları, söze ve dile getiremedikleri bir yerden de ortak acılarının çokluğu karşısında nasıl bu kadar sessiz ve derinden birbirlerinden ayrıştırıldıkları iyice düşünülmesi gereken bir noktayı teşkil etmekte. Çözüm yerine çözümsüzlüğün daha evla olduğu sanrısından nemalanmaktan bir an çekinmeyenlere karşı hiç değilse onlar kadar cevval olmalıyız. Geçmişin izlerinin bizlerin peşinde takılı bıraktırdıklarından arınabilmek için artık pandoranın kutusunu açabilmeye teşebbüs etmeliyiz. Karşılığı bulunması gerekli olanın asgari insani müşterek olduğu gerçeğini unutmayarak. Uzunca sayılabilecek bir dönemdir neredeyse birbirleriyle ilişkilerinin asgari altındaki düzeyde bulunan Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesine dair devletler düzeyindeki protokollerin arkasından biz yaşayan halklara önemli görevler düşmekte. Anahtar olarak kısaca tanımlandırmaya çalıştığımız o metaforda olduğu gibi çelişkilerin üzerine ne kadar çabuk gidebilirsek, birbirlerimizle ne kadar fazlaca karşılaşabilirsek o kadar da hızlı bir biçimde öteki komşumuzla, yaşayan insanlarla birbirlerimizle kavuşacağız. Kem küm etmeden, lafı eğip bükmeden, yapmacıklıktan ve geçici bir yanılgı olarak tasarlananın dışına ulaşabilmek burada Ermeni dediğimiz zaman oralarda da Türk dediğimiz zaman karşılaşılan önyargıların vurgulamalarındaki şiddet dozunun karşısında kendi sözcüklerimizi bina edebilirsek, anahtarımıza kavuşmuş olacağız. Öyle ya da böyle başkalarının beklentileri doğrultusu ve yönlendirmeleriyle değil kendi içimizde, kendi kendimize sorunlarımızı, gerçekliklerimizi, ağıtlarımızı ve şenliklerimizi harman edebilirsek düzlüğe çıkmamızı sağlayacak bir yol tazminini sağlayabileceğiz. Farklı olanı kalıplara dökmeden, ötekileştirmeden kendi özümüzde insan olduğumuz gerçeğini bir an olsun karıştırmadan alabildiğince daha fazla derinleştirmek, çözüm, açılım, protokol adı ne verilir ise verilsin yapının devletler düzeyindeki yansımasından daha da hakikatlisini sağlayabilecektir. Tektip vurguların birbirinin neredeyse tıpatıp aynısı olan dar kapsamlı bakışımların, mutlak hinliklerin her iki tarafca da el altında tutulan bir gizli alet çantası olarak damıtılmakta olan körleştiricilik, çözümsüzlük ve fazlaca acının hiç kimselere bir fayda sağlamayacağı aşikardır. Gidip döndüğmüz, durup düşündüğümüz bu noktada. Sarı Gelin insanın şarkısı olarak her iki dilde karşımıza çıkarttığı gibi belki bir gün yeniden o sevdaları birbirlerine tereddütsüz bir biçimde paylaşabilecek nesillerin öncülleri arasında yerimizi alabiliriz. Kendi ettiklerimizle nasıl istisnasız bir biçimde bu kadar zamanı heba edip, mozaik söyleminin altını ciddi ciddi mermere evrilirken son raddede kıyısından da döndüğümüzü ifade edebiliriz.

Bu katmanları çokça derin ama sorunların çözümlenebilirliğinin asla zor olmadığını düşündüğümüz halklar arasındaki ihtilafların bir şekilde anahtarlarını düşünebilmeyi bir kişiye daha borçluyuz. 36 ay öncesinde aramızdan alınarak karanlığa teslim edilen, belki bu ikili yakınlığın tesisinin ne olması gerektiğini hepimizden daha manidar cümlelerle ifadelendirebilmiş olan Hrant Dink’e karşı borcumuz çok büyük. Aidiyet kavramının, Anadoluluğun ne demek olduğunun nasıl bir bağlılık ve inançla bu topraklarda yer edinebilmenin gerektiğinin, istemsiz ve çelimsiz söylemlerini sadece maddi teberrular ile perdelemeye gayret etmekte inat eden Diaspora’ya karşı savlarını, sözcüklerini çekinmeden paylaşarak öne sürebilen, yalnızca yaşam seviyesinin insanca olduğu bir memleket hayalini kuran bir insana karşı elimizdeki en büyük sorumluluk da şu anda budur. Yitirtildiği karanlıkların peşini bırakmadan ama biz insanlara bırakmış olduğu en önemli özellik olan anlamak için dinlemek, anlayabilmek için daha fazla konuşmak gerekliliğini hatırlarda sıklıkla tekrar ederek. Hafızanın malüllüğüne çok güvenmeden bir şekilde tekrarlara başvurarak. Sıklıkla birbirlerimizin hatalarını anlamaya doğrusunu çarpıtmadan ne biliyorsak o şekilde sunarak, belirginleştirerek. Unutmanın her halükarda yoksunluğumuzu ve halkların ortak olarak sineye çekmek zorunda oldukları darbeleri ve engellemeleri daha da fazla büyüteceği kesin. Direnebilmek için hayatta varlığını sürdürenler olarak durmak nedir bilmeden düşünmek, izlerin bizleri götüreceği esaslara kavuşmak için çaba gerek. İnsani değerlerin birilerinin tekelinde istedikleri şekilde at koşturabilecekleri, daraltımlara girişebilecekleri bir saha olmadığının bilinci hissettirerek bu yakınlaşmanın temellerinin daha hızlı bir biçimde yaşamdaki karşılıklarını bulabiliriz. Âma olmak, lâl kalmaktan özellikle imtina ederek. Tutturlan yamaların artık bilinçli bir biçimde yeniden düzenlemesinin tek parça olmasının teminine çaba sarf ederek. Türkiye ve Ermenistan, Türk ve Ermeni sözcüklerinin yakınlaştırılabilmesinin, herkesin birbirlerini kötülemeden de bir ortak nokta bulabilmesinin yapılandırılmasında daha söylenecek çok söz, dillendirilecek çok çok fazla nağme var. Tarih yeniden gözden geçirilirken, sulhe daha fazla ihtiyacımız varken düşünmeye de , olabildiğince bir zamanların ütopyası olanı gerçeğe dönüştürebilmek de bizlerin ellerinde. Karar her bir bireyimizin, her birimizin, hepimizin. Sözümüzü nihayetinde bu konu üzerinde yazdığı makalelerle sıklıkla başvurduğumuz bir kaynakça haline dönüşmüş, kişisel görüşlerin önemine bir kere daha şapka çıkartmamıza vesile olan Ece Temelkuran'ın tarihi maç öncesinde kaleme aldığı 'İsmail ve Hrant' adlı makalesinden bir alıntı ile noktalayalım:

“Parmaklar silahların emniyetinde beklerken kardeşlik ne kadar olur, bugün göreceğiz. Elbette kolay değil küfürlerini bile ‘Ermeniler’ üzerine kurmuş bir ülkenin bir günde her şeye yeniden başlaması, hikâyelerini, belleğini, kalbini temizlemesi.
Ama şunu bilmeli o tetikteki eller:
O Ermeni çocuklar o sahaya nasıl bir kalple çıkıyorlar? İçlerinden ne geçiyor, nelere rağmen buraya geliyorlar? Burada öfkesini, endişesini dizginleyemeyenler, Ermenilerin kalbinden ne geçtiğini bilmeli.
Türkiye’ye gelmekten korkar bir Ermeni. Kesilip öldürüleceğini düşünür, hatta inanır buna. Bu, son derece somut bir korkudur. Kendini ihanet etmiş hissedebilir. Halkının acısına ihanet edip etmediğini tartar kalbinde. Barışırsa, tıpkı burada nasıl bir korku varsa ‘ulusun’ yitirilmesine dair, kendi halkını yitireceğine dair bir korku duyar. Bunlara rağmen gelir bir Ermeni buraya. Kardeşliği ve hayatı, düşmanlığa ve ölüme tercih eder, içini kanırta kanırta.

Düşmanlıktan vazgeçmek
Korku, korkutucudur. Ama insanın kalp matematiği tuhaftır. İnsanlar korkularından kurtulmaktan da korkar aslında. Bugün, Türkiye’de yaşanan bu. Ermenistan’da da bu yaşanıyor. Bunu, Erivan’dan Los Angeles’a kadar bütün Ermeni diasporasının kalbine yakından bakmış biri olarak söylüyorum:
Korkuların yeri boş kalınca uğuldar ve insanların kafası karışır. Kafa karışıklığını, dostluğun ve barışın koşulsuz güveniyle doldurmazsanız uğultu insanları ele geçirir ve öfke yeniden, bu kez yanlış kullanılmış antibiyotikle güçlenmiş mikroplar gibi geri gelir.

Arpa boyu
Birkaç gündür şoven yayınlar yapan televizyonlara bakıyorum. Hitap edecek, kışkırtacak, galeyana getirecek kalpler arıyorlar. Neredeyse ‘Ermenistan Milli Takımı’na saldırın’ demedikleri kaldı. Çok müdanasız sözleri. Öte yandan, Cumhurbaşkanı Gül Çankaya tepelerinden inip Bursa’daki ‘çocuklara’ olay çıkarmamaları için ikna konuşmalarına gitmek zorunda kalıyor. Barış ‘arpa boyu yol’ ile ilerliyor yani, savaş çorap söküğü gibi.

Kurban edilen İsmail
Öfkeyle karılmış bir kalbi olan bir ülkeyiz biz. Kalbimizin barışa temrini zayıf. Aklımız, dilimiz öyle çalışmayı ezberlememiş, şimdi yeni bir dil öğreniyoruz. Kırık dökük konuşacağız önce, sonra sökeceğiz bu yeni dili. Olmaz denenler oluyor şimdi. Daha çok olacak, şimdi olmaz dediklerimizin de sırası gelecek. Ve bütün bunlara her seferinde acı acı gülümseyecek birçok insan, tıpkı benim gibi.
Tutamıyorum kendimi bütün bu olup bitenlere, sürecin ne kadar hızlı ilerleyebildiğine bakarken. ‘Demek ki’ diyorum, ‘Bir kurban kesmeleri gerekiyormuş bu dostluk için’. Hrant’ın kanını alnımıza sürmemiş gerekiyormuş. Bir garip İsmail’in ölmesi gerekiyormuş... İki halkın ortak oğlu, güzel oğlu, öfkenin tanrılarına armağan edilmeliymiş. Kederle seviniyorum Ermenilerin ve halkımızın barışmasına bakarken...” (18.10.2009)

Bakınıp durduğumuz, görüp de işitemediğimiz veyahutta kıyısından bi’an evvel uzaklaştığımız renk cümbüşünün aslında tam da ortasındayız. Ne yöne gidersek gidelim sonuçta grileşen alanların dışının da var olduğunun bilincindeyiz. Keşmekeşlerin taşıyıp bıraktığı noktalarda fikren uygunluk, zihnen yakınlık kurabildiğimizde zaten renklerin artmasına şahitlik edebileceğiz. Fark edebileceğiz tek düzeliğin kapsamsızlığının bizlere neler ettiğine. Nasıl körü körüne düşmanlıkların üzerine yeni eklemelerde bulunduğumuza. Hissetmeden, bir an olsun ne yapıyoruz biz yahu demeden, alelacele derme çatma. Yoksun bıraktırıldığımız insancıllığımızın kodlarına nüfus etmiş olan zararlılardan arınmak, ardındıkça kendimizle yüzleşebilmek görmediğimizi varsaydığımızı capcanlı bir halde karşılaşmamıza vesile teşkil edecek. Yoksunluk yitirilip gitmiş zamana karşı bir ağıdın rengini de, en sevinçli anlarımızın içeriğini dolduran mutlulukların rengini de birbiri peşi sıra bu dizinde sunmakta. Hayat öylesine bir akış düzeneği ki, her anında farklı bir değişkenliği, bir süre öncesinde ısrarla yok olmaz dediğinizin gerçekliğine tanık olabileceğiniz bir olgular bütünü. Gayri resmi geçit töreni. Makul bir yapılandırmanın dışında yeri geldi mi özverinin, yeri geldi mi teferruatlara fazla takılmamanın gerekliliğini duyumsatan cinsinden. Yaşadıkça eklenilecek her bir detay ile renkleri çoğaltabileceğimiz veyahutta azaltabileceğimiz bir saha. Geçmişin izlerini unutmadan ama geleceğe karşı olan sorumluluklarımızı da bir an olsun aklımızdan çıkartmadan bugün yeniden o çabalar bütününe dahil olabiliriz. Kendimizi soyutladığımız problemlerin sadece kapımızı çalma sırasının değişkenlik gösterdiği bir zaman diliminde hiç yoktan bu kadarına hazırlıklı ve teferruatlı bir biçimde dayanma gücünü gösterebilmeliyiz. Kaybettiğimiz her anın, yitirdiğimiz her rengin sadece bize değil bu ülkeye ve dahası yaşadığımız dünyaya karşı büyük birer mağlubiyet olduğunu idrak etmeliyiz. Deuss Ex Machina!nın geçtğimiz Pazartesi akşamı sizlere sunduğumuz 270. bölümünde de yukarıda ufak tefek tümcelerle iliştirmeye çalıştıklarımızı bütünleştirmeye gayret ettiğimiz bir seçkiyi kurgulamaya çalıştık. Mono renklerden artık gerçekçi bir çoklu renk düzeneğine geçmenin vakti ve zamanı geldiği düşüncesinden hareketle. Dahası ne kadar fazla birbirlerimize kırdırılıp, kendi sözlerinin olur olduğuna kör kör gözüm parmağına kani olmuşların giderek daha fazlalaştığı durumlara da bir kere daha dikkat çekebilmek için. Veryansın etmektense hala elimizde bir şansın bulunduğuna dikkat çekmeye çabalayarak. Harcadığımız onca zamandan sonra durup bir yeni rota belirlemeyi işaret etmenin gerekliliğini de hatırdan çıkartmadan. Kıymetini bilmeden geçirdiğimiz her saniyenin bizlerin aleyhine bir azalmayı daha da fazla çoğaltacağını düşündürme gayretiyle. Bu minvalde 1997 yılından bu yana gerek giderek büyümekte olan bir alternatif rap kollektifi gerekse de içeriğinde paylaştıklarıyla beraber kimi zaman politik görüşlerin, kimi zaman da hayattan kesitleri ironik bir dille eleştirme yolunu tercih etmiş gruplara ev sahipliği yapmakta olan Anticon etiketinin temellendiricilerinden ‘Themselves’ ekibini son albüm çalışmaları ‘CrownsDown’a dair detaylarla beraber sizlerin beğenilerine sunuyoruz.
Sanatsal yapıtların en ulaşılabilir, dinleyici tarafından en anlaşılabilir biçimlerde sunulduğu örneklere zemin teşkil eden müzik gerek kapsadıkları ile gerekse de ilintilendiği akımlar ve türler ile yeni rotaların, yeni renklerin belirginleştirilmesinde önemli bir disiplini tanımlandırmakta. Haleti ruhiyenize göre değişiklikler arz edebilen, içeriğine nüfuz edildikçe farklı türetimlere de imkan sağlayan bir nevi kalıt halini alması da, tüketilebilir bir olgunun yanında bazı başka şeylerin de varlığını bir kere daha çağrıştırmakta. Belirginleştirilen sesler arasında verilmesi elzem olan, söze katılması lazım gelenlerin duyumsatılabildiği bir kurgulama düzeneğini tanımlandırmakta. Yüzey ve içeriğin dönüştürüldükçe sınırların yersizliğini ortaya çıkartanından tutun da, vurgulamalarıyla yıllardır kendi yağlarında kavrulmuş ama dünyanın bir haber olduğu nice üreticiyi keşfedebilmeyi mümkün kılan da aynı zamanda. 1997 yılında San Francisco’nun Bay Area bölgesinde Tim Holland aka Sole ve James Brandon Best aka Pedestrian tarafından temellendirilen Anticon plakevi bu işleyişin ve çözümlemelerin bariz bir biçimde somutlaştırıldığı bir kollektif. Genel geçerliğe sıkı sıkıya bağlı bir hip-hop türetiminden ise, üreticiler tarafından derinleştirilebilen, punktan, folka yolu uzanan bir harmanın karıldığı odaklardan. Brendon Whitney aka Alias, David P. Madson aka Odd Nosdam, Yoni Wolf aka WHY?’ın ve birazdan değineceğimiz ikili Jeff Logan aka Jel ile Adam Drucker aka Doseone’ın katılımlarıyla yapısının tamamlandığı bu alternatif bakışlı türetimler mekanizmasının türlü çeşit yorumlarla gerek solo gerekse de ortak projelerinde bu çabalanımı dinlenir kıldıklarını ilk elden belirtmeliyiz. Wu Tang Clan’den Gangstarr’a, Mos Def’e hip-hop’un altın çağını yaşatmış ekiplerden Saul Williams, Dälek, Sage Francis vd. gibi endüstriyelliğin damarlarında yeni gedikler açmış yaratıcı ozan kimliklerine kadar fikriyat harmanı genelinde Anticon’un ve Themselves’in müzikal seyyahlığının sunmaya gayret ettiklerini tanımlandıracaktır. Hip-hop’a gönül verilmiş uzun soluklu bir serüvenin içerisinde mümkün mertebe değişkenlikler üzerine kafa yorulan, sorular sordurtan bir bileşke karşımıza çıkartılır. Themselves bu bağlamda Jel aka Jeff Logan’ın müzikal tasvirleri üzerinde Doseone aka Adam Drucker’ın kişiselden genele uzanan eleştiri ve ironi dolu sözlerinden müteşekkil bir kolajlamayı ihtiva eder. Ana akım figürü haline dönüştürülmüş tüketilir unutlur hip-hopdan da bu noktada ayrışmaktadırlar. Vurguların daha seri biçimlerde ön plana çekildiği, yeraltı kültürünün dinamiklerine kapısını her daim açık tutulmuş olan, deyim uygunsa eklektik bir müzikal seyyahlık tanımlandırılır ikili tarafından.

1999 yılında yayınlanan debut kırkbeşlik Joyful Toy Of 1001 Faces, Themselves külliyatından inceleyeceğimiz ilk örnek oluşturacaktır. Derinlemesine bir ironi dillendirmesi olarak asker oyuncaklarından sözünü sakınmadan sözcüklerini sınıfındaki öğrencilerle paylaşan bir anaokulu öğretmeni kimliğinde dinleyiciyi selamlar Doseone. Seri biçimde serpiştirilmiş notlar ile beraber ham kurgulamaların, tek yöne bağlı bakışımların nasıl birer hataya yol verdiğinin alt okuması gerçekleştirilir. Hemen ardı sıra gelen enstrümantal versiyonunun da bu sözlerden arınmasına karşın etkinliğinden bir şey kaybetmediğini kayda değer bir diğer not olarak ilave etmeliyiz. Elektro titreşimlerinin, drumbox maharetiyle türetilmiş vuruşlarda canlandırıldığı enstrümantal hip-hopda daha öncesinde DJ Spooky ve DJ Shadow gibi kes yapıştır ve kendi biçimini oluşturun ilmini gerçekleştirmiş usta pikapçıların (enstrüman olarak kullanımının) izlerini takip eden bir düzenleme kayıtta yerini alır. Dikkat çekici ve provakatif bir bileşkeyle havadaki zehirleri iğneleyici ifadelerle işledikleri kurgu Mr.Dibbs’in bir diğer MC olarak kayda konuk olduğu John Brown's Vaporizer parçası 1999 yılında yayınlanacak ilk uzunçalar olan ‘Them’in de müjdeleyicisi kayıtlardan birisini oluşturacaktır. Formlar ve geçişler ile yer yer Beastie Boys’un cevval zamanlarında kayda değer elektrock dokunuşlarının türetimlerinin paralelinde ilerleyen bir müzikal yapılandırma kulaklara ulaştırılır. Çoklu katmanlı ses evreni dahilinde türetimlerinin artık elle tutulur bir biçimde kıvam tutmaya başlamasının yansıması albüme yeterli derinliği de katacaktır. Bir yandan da Anticon etiketinin başlangıç noktasını oluşturan ana unsur olan hip-hop’un geliştirilmesinde en ortodoks kayıtlardan birisini oluşturur. Genel hatları korunarak eklentilenen detaylar ile değişimin sağlamlaştırılmaya çalışıldığı bir çeşit deneysellik tüm kaydı kapsar. Albümün açılışında yer edinen Directions To My Special Place bu duruma ilk örneği teşkil edecektir. Doseone’ın bezemelerle süslediği, bol fişekli sözleri bir karakterin bakışı ve öngörülerini işitilebilir kılındığı genellendirmelerin devre dışı bırakıldığı bir yapıyı tanımlar. Tamamı endüstriyel davul kesidinin ötesine berisine serpiştirilmiş döngülerin şenlendirdiği teknolojik gelişim ve doğa ana temasının karşıtlıklarını da birbirine ilintileyen detaylarla süslenmiş Revenge Of The Fern, eğitim sisteminin sağladıklarından çok neleri yok ettiğine dikkat çeken, albümün de önemli odaklarından birisi olan Eating Homework gibi kurgulamalarla Themselves’in salt bir müzik yapmaktan daha fazlasına çaba sarf ettiği irdelenebilir. Gerçeklik ile bağlarını asla kesmeden bir çeşit güncelliğin mercek altına alındığı diğer bir örnek olarak Grass Skirt & Fruit Hat’i anabiliriz bu noktada. Jel’in elinden çıkma yaylı seslerin ve irrite edici davul kesitlerinin Doseone’ın vokallerini enstrüman edasıyla kurguya dahil ettiği, fazlaca içe dönük ama ufak bir dinleti ile beraber giderek anlaşılır kılınan tereddütlerinin canlandırıldığı bir monolog hali ortaya çıkar.İkili oynamak zorunda olan bir palyaçonun mecburiyetlerini ve zihninde kopan fırtınalara karşı gülmek zorunda olmasını gözlemleyen iptidai unsurlarla yarımda kalmış sözlerin kimilerine gönderildiği Another Part Of The Clown's Brain gibi öznel vurgularla bir kaç kuşun vurulduğu şarkılar kaydı üzerinden dokuz sene geçmesine karşın önemli kılmakta. Albümün finalinde de sanat neredeyse ben biliyorum. evet bu yaptığım gudik bir rap değil evet kendi sözlerimle ifade ettiğim bir yapı, tamamen kendimden çıkagelen dizelerinin üzerinden tereddütsüz bir laf ebeliğinin vuku bulduğu It’s Them parçası ile kayıt nihayetlenir. Yaklaşık on yedi dakikalık bir bölümün kapsadığı alanın sonunda ise Müzik Endüstrisinin giderek vahşileşen, dinleyiciyi ve amatör ruhlu müzisyenleri önemsemeyen yapısına dair eleştirilerin dillendirildiği, Doseone’ın bizahati onların karşısında çabalayacağım demecini ihtiva eden bir manifesto iliştirilir. Themselves kayıtlarının hemen tümünde ortaya çıkartılan müziğin salt bir tüketme güdüsünden ayrıştırılması gerekliliğini bir kere daha gözlemleyebilmemize vesile teşkil eden bir düzenek ve savaşımın gerekliliği de nakşedilir. Abr 0025 katalog numarasıyla 2002 yılında yayınlanmış olan ‘The No Music’ uzunçaları ikilinin müzikal çeşitlendirmelerinde epeyce yol kat ettiklerini kanıtlayan bir deneysellik ihtiva eder. Türler arası geçişkenlik üzerinde daha gerçekçi ses oyunlarına çabalayan Jel’in yanında Doseone’ın da 2000’lerin dünyasında kişisellikten genele ulaşan sözlerinin nasıl farklı yüzeylerde çoğaltımının mümkün kılınabileceğini soruları ortaya çıkartma gayretkeşliğini yansıtan bir yapı bütününü oluşturulur. Dosdoğru mesajları iletmek yerine değişik metaforlar ile bu sorunlara dikkat çekilmeye çabalanılan bir kurgu ortaya çıkartılır ikili tarafından. Minimalist bir anlayışla, parçaların tabanını oluşturan ses kesitlerinin veyahutta kompozisyonların daha derli toplu bir biçimde giderek gürültü kavislerinde canlandırıldığı, tam tersi düşük tempo nağmelerinde yeniden diriltildiği açılımların yerli yerinde dinleyiciyle paylaşıldığı bir kayıt olur ‘The No Music’. Acaba gerçekten müzik yok mudur? Sınırları sabitlenilmiş bir sahanın dışında işler ortaya çıkartmak yasak mıdır? gibi okumalara açılan bir eşik atlatıcı. Kaydın açılışını gerçekleştiren, endüstriyel damıtın en uç noktalar ve didaktik bir biçimlendirmede sunulduğu Home Work parçası Anticon plakevinin külliyatını ve bir şekilde sunmaya gayret ettiği ses yelpazesini müstesna bir biçimde belirginleştiren örneği oluşturur. Durağanlaştırılmış rock melodikasının tersyüz edildiği her anında ağız dolusu lafın Doseone tarafından taltif edildiği, paylaştırıldığı Mouthful, albümün önemli anlarından birisine ev sahipliği yapmış Good People Check mizansen olmanın ötesinde hayata dair sözlerin sarf edildiği birer güzellemeyi tanımlandırır. Jel’in de vokallerde ilk defa göründüğü parça olur aynı zamanda. Rephlex, Mush, Lex Records gibi küçük bağımsız etiketlerden yayınlanmış deneysel elektronikler ile rap’in buluştuğu çeşitlemelere yakınduran Live Trap, seri bir biçimde endüstriyel tasvirlerin raksına sahne alan bir bütünlüğü kapsamı altına alır. Paging Dr. Moon Or Gun ismiyle müstesna bir biçimde ironinin tavan yaptığı, kesitlerin yer yer 70’lerin orjinal film müziklerinde kulaklarda yer edinmiş tını yığınlarıyla benzeştiği bir melodikadan beslenen kurgumasal ortaya çıkartılır.

Daha sert ve girift tonlardan Jel’in kişisel kayıtlarında yer edinmiş deneysel vurguların albümde ön plana çekildiği, vokallerin belli belirsiz bir biçimde o buhran dolu atmosferi daha belirginleştirdiği, içe dönük bir hesaplaşma You Devil You ile finale ulaşılır. Doseone’ın Subtle projesinde yer alan Dax Peirson’un ses kesitlerinden sorumlu olarak parçanın yapısını oluşturduğu, Tortoise grubundan Jon Herndon’un bateride konuk olarak yer aldığı avantgarde caz ile hip-hop kaynaşması ya da iyi niyetli bir denemesi olarak kısaltabileceğimiz Hat In The Wind ile ‘The No Music’ sonuçlanır. Kayıtlar ve işlenen ses örnekleriyle tek bir noktadan bakışımdan ziyadesiye uzaktan, dinleyici için pek çok farklı çözümlemeyi ihtiva eden, zamanın ilerisinden bir kayıt olarak Themselves diskografisi içinde yerini alacaktır. Bu kayıtların yanı sıra bir Anticon geleneği haline dönüşen canlı performanslardan derlenerek sınırlı sayıda yayınlanan CD-R kayıtlarda da tüm bu müzikal izleğin nasıl sahneye taşındığı konusunda yeterince kuvvetli önermelerin dinleyicilere sunulduğunu da bir dip not olarak iletmeliyiz. Özellikle 2002 yılında yayınlanmış olan ‘Themselves Live’ alternatif müziğin tanımı ve ötesinde nelerle karşılaşacağımızı yıllar öncesinden belirlemiş, radyo programcılığının piri merhum John Peel’in kuşak yayınında yapmış oldukları performanslardan, Munih konserinde bambaşka bir görüngüye bürünmüş olan Home Work parçasına, gerçek bir ‘battle’ havasının yakandığı Darksky Demo konser yorumlarına kadar müziklerinin asıl göründüğü alanlarda nasıl tınladığını ortaya çıkartmaktan ve paylaşmaktan geri kalmazlar. Sonuç itibariyle formüle edilmemiş, birbirlerinin zıttı olan müziklerin nasıl harman edilebildiğine dair verimli örneklerdir bu kayıtlar. Keza benzer bir şekilde 2005 yılında yayınlanmış olan ‘Live 2’ derlemesinin de kendi içerisinde tutarlı bir diğer dinlencelik olduğunu ifadelendirmeliyiz.. Alman, letafetli neo pop grubu The Notwist ile ortaklaşa gerçekleştirilen 13 & God projesi gibi “leftfield” tarafı ağır çeken bir hip-hop-tronika kayıt silsilesi ortaya çıkartılır. Yüzeyler ve müzikal türler değiştikçe hip-hopun giderek daha saydamlaştığı, çeşnisi bol elektroniklerden rock gitarlarına nispeten daha fazla yakaşıldığı bir türetme yolu ortaya çıkar Themselves külliyatında. Dosdoğru müzikal tekniğin aynı noktalarına kendini tekrar etmekten ise oldukça değişken ve verimli bir dinlencelik sağlanıldığını da ifade edelim. Geçtiğimiz yıl Anticon sitesinden önce bedelsiz olarak daha sonra da 15 dakikalık süre eklentisiyle ve sınırlı sayıda CD versiyonunun satışa çıkartıldığı theFREEhoudini Mixtape’inden de bahsetmeliyiz. Aesop Rock, DJ Baku, Andrew Broder, Passage, Serengeti gibi hip-hop alternatifinin yetkin isimlerinin konuk sanatçı olarak yer aldığı Odd Nosdam tarafından miksi gerçekleştirilen kayıt, Anticon külliyatından başlayarak genel bir rap-hip-hop retrospektifini tanımlandırma gayretini ortaya çıkartır. Dönemler arasında geçişlerden, nitelikli saha kayıtlarına, canlı rap örneklerine, endüstriyel ses karaşınlıklarına kadar genişletilebilecek bir yelpaze dahilinde yaklaşık bir saatlik bir özet ortaya çıkar. Her dinleyici için keşfedilmesi gerekli bir ses / müzik arşivi olacaktır: theFREEhoudini.Ağustos ayında öncül tanıtımının ve tüm detaylarının belirginleştirildiği içinde bulunduğumuz hafta içerisinde de yayınlanan üçüncü albüm ‘CrownsDown’ ile ilgili notlarımıza geçelim. Doseone ve Jel’in doğaçlama ile hip-hop kökleri arasında seyyahlıklarının bariz bir biçimde üst sınırlara ulaşıp kendine varedebilen bir müzikal form haline dönüşmesinin yansıması albümün yapısını da enikonu tanımlandırmakta. İlk günden bu yana yapmak istedikleri, ilham edindikleri hip-hop müziğine dair akıllarındakini tüm çelişkilerden arındırılmış, yönünün belirginleştirildiği on parçalık bir toplamda savladıkları bir bezeyiş karşımıza çıkmakta. Methiye halinde dönemlerin de tıpkı theFREEhoudini de olduğu gibi dikkatle gözetildiği, yükselişe geçiş dönemlerinde diğer alternatif hip-hop türeticileri tarafından da ortaya atılmış önermelerden de yer yer örnekler ihtiva eden bir kurgu karşımıza çıkar. Kulaklarımıza çalınır. Albümün açılışında Jel’in yüksek bas kümelerinde taltif ettiği endüstriyellik ile 80’lerin East Coast parçalarının şimdilerde nasıl kurgulanırının yanıtını barındıran Back II Burn parçası yer almakta. Anticon’un eski cevherlerinden The Pedestrian’ın parçanın yazımı sürecindeki katkısını da yadsımamak lazım. Eklektik deneyselliği içerisinde zerk edilmiş vokallerle beraberce hararetli bir giriş gerçekleştirilir. Eski okul elektro nağmelerinde zihin açıcı endüstriyel tınıların birbirlerine yakınlaştırıldığı, Oversleeping dört dörtlük bir rap parçasını tanımlandırır. Eleştiri oklarının son derece kuvvetli bir biçimde kapitalist düzene ve insana ettiklerine dair çıkarsamalara göndermelerin bulunduğu politik bir parça olur aynı zamanda Oversleeping. İkilinin solo albümleri dahilinde mercek altına aldıkları eklektik,ilerici tavırların bir devamlılığı olan Gangster Of Disbelief vokallerin dozunda kullanıldığı bir karaltılı atmosfer tahlinin günyüzü bulduğu bir çalışma olur. Yer yer indie rock melodikasına seyirten vurguların ön plana çekildiği, bir kaç dinleyişin hemen ardında albümün de çıta noktasını belirleyen kurgulamalardan birisini oluşturur. The Notwist’den Markus Acher konuk olduğu Daxsong bu alternatif şenliğin bir diğer kuvvetli parçasını oluşturur. Sesler giderek gürültü düzeyine evrilirken, vokalini türden türe evirildiği Doseone’ı dinleme fırsatı yakalarız. 13 & God projesinde yer edinmiş, turneleri sırasında geçirdiği felç yüzünden ekipten ayrılmak zorunda kalmış Sublime kurucusu Dax Pierson’a bir vefa borcu kabilinden türetilmiş bir parça olduğunu da ilave edelim. Anticon’un basın bülteninde yer alan bilgilerden alıntılarsak hem anaakım müziğin sözde ikonlarına hem “bootleg” mp3’lerin paylaşımcılarına göndermelerin ve sıkı eleştirilerin bulunduğu You Ain’t It ve Roman Is As Roman Does parçalarında ilginç vurgulamaları duyumsamak olası. Bir yanda kendilerini dinleyicinin üstünde gören sözde sanatçıların giderek ön plana çıkmalarının, alternatifi belirleyenlerin müziklerini sunabilmelerindeki engellemeleri öte yandan da bootleg olarak kayıtların aylar öncesinden dolaşıma çıkmasını, müziğin ölümünden başka bir şeye yol açmayacağının ifşaasına girişilmekte. Anticon ses kurgusunun da belirginleştiği bir diğer örnek olarak sınıflandırabileceğimiz Deadcatclear II kendi içerisinde katmanlarıyla beraber yarı endüstriyel yarı elektronik bir doğaçlamanın duyumsanmasını sağlar. Albümün kapanışında yer alan Gold Teeth Will Roll “diss” özelliğinin sadece küfürden ibaret bir biçimde olmadığını akla getirmeyi başaran okkalı bir eleştiriyi oluşturur. Yalın bir biçimde Doseone’ın vokallerinde anlaşılır kıldığı hip-hop ve genel anlamıyla rap dünyasına göndermelerinin işlendiği bir kurgu kulaklara çalınır. Kaynağından üreticinin (burada MC) sözcüklerinin paylaşıldığı, dinleyicilerin bir cehennemi değil bir takipçiyi tanımlandırdığını, sadece yalın ayak başı kabak sözlerle, atıp tutulan, müzikten gayrı altın kolye ve güzel kızlarla geçirilen vakitlerden ibaret sanılan bir rap dünyasının nasıl olayı manasızlaştırdığına dair sözlerin diken gibi olduğunu belirtmeliyiz, anlayana. Doseone ve Jel, Themselves çatısı altında hip-hop’un ötesine merak edenlere yeterince açık ve seçik olarak yanıtlarla yönlendirmeler gerçekleştiriyorlar. On iki yıldır Anticon plakevinin türlü kayıtlarda ilettiği çağrıların da bir özeti kabilinde. Oldukça derinlemesine kulak kabartılmasının elzem olduğunu düşündüğümüz 2009 yılının kendi hudutları dahilinde istisnasız adı anılacak albümlerden birisi ‘CrownsDown’.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
İsmail ve Hrant – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Bir Sultadan Kurtulduk – Yasemin ÇONGAR – Taraf
Ermeni Diyasporası Da Yekpare Değil – Ahmet İNSEL – Radikal 2
Futbol Asla Sadece Futbol Değildir! – L.Doğan TILIÇ – Birgün
Türkiye Büyük Oynamaya Başladı – Stephen KINZER – The Boston Globe / Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
"Nefret Söyleminin Mağdurları Demokratik Yaşamın Dışına İtiliyor" – Erol ÖNDEROĞLU – Bianet.org
Ceylan’ı Vurmak – Mert ATAOL – Atilla DOĞAN – Serbest Yazarlar
Hatırla Sevgili (III): Kenan Evren’in 27 Aralık 1979 Tarihli “Uyarı Mektubu” – Hasan RUA – Bloknot
Bosphorus By Moonlight – Cenk AKYOL – Undomondo
Richard Youngs – Like A Neuron Album Critic – Charles FRANKLIN – Foxy Digitalis

Themselves Official At Anticon
Themselves At Myspace
Themselves At Wikipedia
Freestyle 101 With Doseone & Jel At XLR8R.TV
Doseone Talks Themselves – Jeff Weiss – Los Angeles Times
Doseone At Myspace
Jel At Myspace
13&God At Myspace
Anticon At Facebook
Tranqill At Myspace
Paul White At Myspace
Darkstar At Myspace
Darkstar At Fact Magazine
Wild Angels At Planet µ
Throwing Snow Official
Throwing Snow At Myspace
Dusted Wax Kingdom At Myspace
Antipop Consortium At Myspace
Antipop Consortium At Big Dada Recordings
Antipop Consortium Fluorescent Black Album Review – Jess Harvell - Pitchfork
Neil Landstrumm Official
Neil Landstrumm At Myspace
Neil Landstrumm’s RA Podcast 174 – Resident Advisor
Gang Gang Dance Official
Gang Gang Dance At Myspace
DJ/Rupture Official
DJ/Rupture At Myspace
Matt Shadetek At Myspace
Matt Shadetek At Dutty Artz
OMFO Official
OMFO Omnipresence Album Review – Mersenne – Undomondo
The Gaslamp Killer Official
The Gaslamp Killer At Myspace
The Gaslamp Killer At Finders Keepers
Hayko Cepkin Official Page At Myspace
Hayko Cepkin Wikipedia Sayfası
Kabus Kerim At Myspace
Kabus Kerim At Twitter

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel Jef Aérosol - "May Flower" (2008)
Jef Aérosol’s Flickr Page Jef Aérosol’s Myspace
Themselves Photos Courtesy From Anticon Website

>>>>>Poemé
Ey Çoban – Ludwig Duryan

Ey çoban, izin ver peşinden geleyim…
Yardımcın olayım, çoban çırağı olayım.
Senin gibi taşıyayım ağır bir koyun derisini
Ellerimde, taşıyacağıma ağırlıksız bir kalemi,
Eğri büğrü bir çoban asası taşıyayım.
Bana diş bileyen çoban köpeklerine söyle
Daha dostça davransınlar bana
Daha sıcak
- nasıl davranıyorlarsa sana, öyle –
Ve geldiğimde yanlarına
Sallasınlar kuyruklarını sevinçle.

Ey çoban, izin ver peşinden geleyim…
O engin çayırlıklarda dolanmak isterim,
Karanlık bastığında ovalarda ve uysal dağlarda,
Kulaklarımda hiç dinmeyen
Toynak sesleri duymak isterim.
İsterim ki
Taze çimenler
Okşasınlar çıplak ayaklarımı
Özleriyle.
İnsanlar ve dünya hakkında
Huzur içinde düşünebildiğin
Yalnızlığını ve sakinliğini de
İstiyorum. Senin gibi,
En derin sessizlikte en içteki şarkıyı
Çekip çıkarmak isterim taze bir kavaldan.

Ey çoban, izin ver peşinden geleyim…
Senin gibi görmek isterim dik bakışlı
Karnı guruldayan kurt köpeklerini, saklı bir sevgiyle dolu,
Dikkatli gözlerle kapsayan korkusuz olanı
Ve korkmuş geyikleri, çevik bir huzursuzlukla
O hissi duyumsamak… İsterim ki
Çadırımın içine boz bir kurt derisi atayım
Koyun derilerinin üstüne, oturayım orada,
Huzur içinde, kulak vereyim yağmura,
Elimde tesbihim, fısıldayayım sessizlikte.

Ey çoban, izin ver peşinden geleyim…
Senin gibi, gece bastırdığında yakayım
Obur bir ateşi,
Besleyeyim onu, ta ki güneş
Göğe atana dek ışıklarını.
Ey çoban, izin ver peşinden geleyim…

Çeviri : İsmail AKSOY
Kaynakça: Antoloji.com

Monday, October 12, 2009

Deuss Ex Machina # 269 - The Civil Mechanism Is Dismantled By The Beasts Of The Field

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_269_--_The Civil Mechanism Is Dismantled By The Beasts Of The Field

05 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-King Midas Sound-Meltdown (Hyperdub)
>2<-Narcossist-Slow (Mindset)
>3<-Pinch & Moving Ninja-False Flag (Kryptic Minds Mix) (Tectonic)
>4<-Hatcha vs. Lost-Gremlins (Dub Steppers Recordings)
>5<-Leon & J Rogers-Insomnia (Roommates Babylon Remix) (Blipswitch Digital)
>6<-iTAL tEK-Lightning Fields (Atom River)
>7<-Submerse-Forgive Me (Night Audio)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>8<-Greymatter Feat. Heidi Vogel-Believe In Something (TRG Remix) (Unique Uncut Records)
>9<-Blasta-Black Muscatel (Argon)
>10<-Marlow-Back 4 More (Boka Records)
>11<-Gemmy-Rainbow Rd. (Planet µ)
>12<-Rusko-Cockney Thug (Buraka Som Sistema Remix) (Sub Soldiers)

Download Episode / İndir

The Civil Mechanism Is Dismantled By The Beasts Of The Field (269) – Parçalarına Ayrıştırılmış Bellek, Genelgeçerlikle Perdelenmiş Gerçeklik Yönü Kaybettirilmiş Bir Demokrasi Denemesini Belleklere Kazıyor. Ya Şimdi Ya Hiç Bir Zaman.

>>>>>Bildirgeç
...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gazlayıp Gidiyoruz! – L.Doğan TILIÇ – Birgün
Küresel Kent Direnişi – Serhan ADA – Radikal
Banka Camından Görünen Sınıf Mücadelesi – Umar Karatepe – Sendika.org
Kapitalizm İntiharları – Ahmet İNSEL – Radikal 2
Eşekler ve Çocuklarımız – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Hasan Celal Güzel’in Radikal Cehaleti – E.Ahmet TONAK – Birgün
IMF Dünyadan Defol – Sungur SAVRAN – İşçi Mücadelesi
NYFF: Lebanon – íí – 13Melek
Hrant Dink Davası’nda Adalet Talebi İçin, Binlerce Kişi Meşalelerle Yürüdü! – Kronik Muhalif

King Midas Sound At Myspace
King Midas Sound At Last.FM
Hyperdub At Myspace
Narcossist At Myspace
Narcossist At Virb
Narcossist aka Kowton Fact Mix #60
Mindset At Myspace
Pinch (Tectonic Recordings) At Myspace
Moving Ninja At Myspace
Kryptic Minds At Myspace
Hatcha At Myspace
Hatcha & Crazy D At Kiss100
Hatcha & Lost At Roll Da Beats
J.Rogers At Myspace
Leon & J.Rogers At Blipswitch Digital
Blipswitch Digital At Myspace
iTAL tEK At Myspace
iTAL tEK / Atom River Official
iTAL tEK At Planet µ
Submerse At Myspace
Submerse Smitten Track Official Download
Submerse At Sub.FM
Night Audio Official
Night Audio At Myspace
Greymatter Official
Greymatter At Myspace
Greymatter At Soundcloud
Heidi Vogel At Myspace
TRG At Myspace
Blasta At Myspace
Blasta At Facebook
Argon Official
Marlow At Myspace
Marlow At Twitter
Boka Records Official
Boka Records At Myspace
Gemmy At Myspace
Gemmy Interview At Highrise Clothing
Rusko At Myspace
Rusko Exclusive Mix For Fenchurch
Buraka Som Sistema At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel Alaarm !!! By Funky 64 (Luca Rossato)
Funky 64 (Luca Rossato)’s Flickr Page

>>>>>Poemé
Sol El Konçertosu – Aziz NESİN

Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Hem de ölmeden yaşanabilirmiş
Ama sevmeden yaşanamıyor Üçgülüm

Bir ölüyle bir canlı
Bir bedeni bölüştük
Sağ yanım ölmüş
Sol yanım capcanlı

Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Ama düşünebildiğim için seni yaşıyorum
Yaşayabildiğim için sevmiyorum
Sevdiğim için yaşıyorum

Bir kolum bir elim bir bacağım ve dilim tutmuyor
Öyle bir sevgi var ki içimde
O beni hâlâ diri tutuyor
Yazamasam da okuyamasam da konuşamasam da
Seviyorum seni Üçgülüm
Sevdikçe yaşıyor yaşadıkça seviyorum

Sunday, October 04, 2009

Deuss Ex Machina # 268 - Fanfare In The Minimal Kingdom

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_268_--_Fanfare In The Minimal Kingdom

28 Eylül 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Fedayi Pacha-From The Oriental School Of Dub (Hammerbass)
>1<-Dubblestandart Feat. Devon D-We All Have To Get High (Tom Watson Remix) (Collision: Cause Of Chapter 3)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>2<-Gemmy-Supligen (Planet µ)
>3<-Wascal-The Lesson (L2S Recordings)
>4<-DZ-The Things We Do (Dubs Alive)
>5<-Rogue State Feat. Bongo Chilli-Opportunity (Argon)
>6<-Mungo’s HiFi-Tweeky (Police In Helicopter)
>7<-Dom HZ & Synkro-Dub Discipline (Synkro Remix) (Dubbed Out)
>8<-Sasquatch Feat. Dialect & Asher Don-Life's Changing (Senseless Records)
>9<-Ghosttown Feat. YT-Hidden Agenda (Senseless Records)
>10<-Dubblestandart Feat. Lee Scratch Perry-Chase The Devil (Subatomic Soundsystem Remix) (Collision: Cause Of Chapter 3)
>11<-The Spit Brothers-Roll & Tumble (Bakir And Dubsworth's VIP) (Dubs Alive)
>12<-DZ-Jah Prayer (Dubs Alive)
>13<-Fedayi Pacha Feat. Alexander Hacke-Pyramids (The Moon) (Hammerbass)

Download Episode - İndir

Fanfare In The Minimal Kingdom (268) – Ayrıştırılmış, Değiştirilmiş Sözcükler Gizli Saklı Bırakılan Gerçeklerine Yerlerini Terk Etmeye Zorlanmakta. Tepkisizlik Makus Talhimiz Olmadığı Gibi Bundan Sonrasında Da Suskunluk Kolay Kolay Mümkün Olmayacaktır. [DemokraZine]

>>>>>Bildirgeç
Biteviye aynı noktalarda kendini tekrar etmekte olan argümanların günyüzü bulduğu, çekimserliğimizi daha da fazla belirginleştirmeye yardımcı engellemelerle iyice haşır neşir olduğumuz bir güncenin dahilindeyiz. Sözün arttırılıp çoğaltılabilmesinden ise olabildiğince kendi içerisine kapalı bir biçimde, bırakınız argüman geliştirmeyi doğru dürüst tepki vermenin bile belirli kıstaslarla olur! kabul edileceği günler ise çok yakınımızda. Zaman mevhumunun hızlılığına binaen de kısa bir aranın hemen sonrası doğru bildiğimiz nice yanlışlara daha fazla hemhal olacağımız öngörüsünü beraberinde getirmekte. İde öncülü olarak yapılandırmaların zeminini sağlamlaştırsa da, dur durak bilmez bir şekilde geliştirilmeye çaba sarf edilen usturuplu! tepkilerin eskisinden de zor bir biçimde argümana dönüştürülebildiğini fark etmek de mümkünatlar dahilinde. Derinleştirilip detaylandırılmaya çalışılan her bir olguda karşılaşmak zorunda bıraktırıldığımız kalıplaşmış tekdüzeliğin ötesine ulaşmak ise büyük bir özveri gereksinimini duyrumakta hali hazırda. Yanlışlara yanlış diyebilmenin, her doğru olarak öne sürülenin istisnasız bir biçimde uygundur onayını vermeden önce birkaç kez daha düşünmemiz gerekliliğini de ha keza. Tepki bu girift halin daraltılmış yollarına düşmeden önce son bir geri dönüş için zemin sağlayandır. İstisnasız bir şekilde her eyvallah denilenin ardılında saklı duranın ifşaası için gerekliliği ayan beyan ortada olan bir olgudur. Sorunların daha en başından sorumluluk alabilmenin, fikri tespitlerde hatalarla mümkün olan en az seviyede temas edebilmenin yollarını ihtiva eder. Doğru bildiğimizi varsaydığımız nicesini tekrardan temize çekebilmek ve yapılmış hatalardan ders alabilmeyi kolaylaştırır. Tepki baskılarla ve uyarılarla beraber gelmiş olan engellemelerin, önü çoktan kesilmiş endişelerin de daha fazla görünür kılınmasına vesile olur. Fikriyat olarak öne sürülenlerin dahilindeki tututarsızlıkları iş işten geçmeden fark edebilmeyi de pekâla. Tepkisizlik bir şekilde birilerinin daimi bir biçimde elini kuvvetlendirip, ses kısmalarına, hizaya çekmelerine zemin teşkil etmekte. Nitelikli bir savunma, olumlandırılabilir bir sonucu talep etmenin ise tepki koymadan elde edilebildiği ülkemiz sınırları dahilinde bâki değil. Türlü çeşit örnekleri dikkate aldığımızda. Baskın bir biçimde sesi daha fazla çıkanın yönlendirmelerinin bir şekilde muktedir olarak tanımlanması, sorgulanamaz adledilmesi de bu durumu daha fazla pekiştirecek yan unsur olarak değerlendirilebilir. Yüzeysel düzenlemelerin, daha henüz üzerinde konuşulur iken rafa kaldırılan nice tasarının, önerinin akıbetinin ne olduğundan tutun da, şimdilerde internet dediğimiz bilgi ağının ötesinde berisinde konuşlandırılmış olan sitelere karşı ortaya çıkartılan engellemelerin hadi adını doğrudan zikredelim sansür girişimlerinin ardından sürekliliğinin sağlanması elzem olan bir olgu tepki. Gereksinim.

Farkındalılığın sağlanabilirliği konusunda büyük bir yanılgının da vesilesi olan sansür girişimlerinin tek bir yönden bakışımı keskinleştirmek dışında ötesini yok saydığından bu noktada bahsedebiliriz. Bir baskı oluşturabilmenin yegane yöntemi olarak hemen uygulamaya geçirilmesi de, el altında tutulması da aynı yönden ele alınabilir. İçeriğinin bariz bir biçimde kullanıcıların taleplerine ve arzularına göre şekillendirilebildiği web 2.0 ortamının hala ne kadar kenardan seyircisi olduğumuzu da farklı bakışlar ile örnekleyebilmek mümkün. İçeriği değiştirmek için çaba sarf etmekten, beğenmediğimiz vurgulara dair yorumlar getirebilmekten dahası kendi kendimizi koruyabilmekten bu kadar muaf tutulup, hakir görülüp esirgeniyorsak ilk elden tepkisizliğin bizleri bu noktaya taşıdığını belirtebiliriz. Bizler sizlerin yerine düşündük, bizler sizlerden çok önce o yollardan geçtik, bizler sizlerin göstermiş olduğunuz uyarma bilincini yıllar önce kaybetmiştik diyenlerin elinde bir görünmez bir değnek halini alan sansür girişimi ve fikir belirtebilme hakkından mahrum bıraktırılmanın karşısında doğal olan sesi daha fazla çıkartmak , daha fazla yükseltebilmek. Nitelikli bir biçimde kimilerinin öngöremediklerinin aslında ne olduğunun detaylarla çözümleyebilmek. Israrcıl bir biçimde yasak hemşerimden başka bir argümanın reva görülmediği bir anlayışa karşı böylesi de mümkündür diyebilmek için tepki gereklidir. Ama tekil ama daha fazla insanın da katılımlarıyla beraber, yıllardır önce basılı yayınlarda karşımıza çıkan, daha sonra televizyonlarda varlığını sürdüren, şimdilerde ise internet denilegelen bilgiye ulaşmanın kolaycıl olduğu bir yapının sınırlarında karşılaştığımız sansür ve engellemelerin ürkütücü verileri bunu gerekli kılmakta. Alttan alına alına yıllardır aynı düzlemde sabit tutulmamızdan da pay biçilebilir. Sorumluluk salt bir şeylerden nemalanmak uğruna değil, herkesin eşit bir biçimde varlığını gösterebileceği, fikrini paylaşabileceği, kendini ifade edebileceği ve dahası standart olarak katıcıllaştırılmış olanın dışını idrak edip yeni keşifler gerçekleştirebileceği bir paydaşımı da beraberinde getirecektir. Kıssaslarla beraber tüm (artık sadece adı anılan) o muasır medeniyetlerin seviyesine nasıl ulaşılamayacağını idrak ettirmek için biçilmiş kaftandır. Söze mana katılabildikçe, tartışabildikçe, yazıya ve fikre dönüştürebildikçe dar kalıp, tekdüze, odağını çoktan kaybetmiş engellerin aşılabileceğini söylemek hayalcilik olmayacaktır. Deneyebilmek en azından teşebbüs edebilmek bile yaklaşık 12 gündür kapalı durumda olan ve diğer yazılarımız boyunca da iletmeye gayret ettiğimiz notlarımız ile de derinleştirmeye gayret sarf ettiğimiz Last FM ve Myspace sitelerinin Türkiye uzantılarının engellenmesi girişiminin ardından daha da büyük önem arz etmekte. Tepkimizi ve sesimizi bireysel olarak yükseltebileceğimiz gibi temellerini akademisyen Özgür Uçkan’ın Friendfeed sitesinde atmış olduğu “hak ve özgürlükler odası” başlangıçlı Netdaş hareketi üzerinde fikirlerimizi paylaşarak gerçekleştirebiliriz. Çabaların birbirlerine bütünleştirildiği, söylemlerin doğrusu için tek bir yönden değil mümkün mertebe olabildiğince genişçe tutularak bütüne ulaştırılmasına kısa yol oluşturmayı amaç edinen Netdaş kavramsalı ve bu ağın bireyleri olarak bizleri de tanımlayan söxcük öbeği ile beraber farkındalılığı arttırıcı çalışmaların önümüzdeki günlerde daha da fazla bahsinin açılacağını söylemeliyiz.

Fikir anlamında kendi özgün karakterlerini yaratmış olan Netdaşlığın /internet kullanıcısının/ istikrarlı bir biçimde giderek sınırları daraltılmaya çabalanan internet kavramının niteliğini ve özgürlüğünü de tekrardan gündeme taşımasından tutun, bugün karşılaşmış olduğumuz veyahut gelecekte karşılaşacağımız engellemelerin vesair düzenlemelerin önünü alabilmek için bir gayretkeşlik barındırdığından da dem vurmalıyız. Özgün bağımsız yapısından giderek devletlerin, şirketlerin yurttaşlarını takip ettiği, neredeyse her hareketlerini kontrol altına almaya çalıştığı ve gerektiğinde fikirlerini paylaşmasının önüne yeni engeller çıkartmaya gayret gösterttiği internet alanının biçeminin bozulmamasına dair tepkilerin de şekillendirilmesine, öneri ve düşüncelerin paylaşılmasıyla beraber düzenlemelerin talep edilmesi için baskı unsuru oluşturulabilmesi gibi aslında olması gerekenleri hatırlamamız için bir vesile oluşturacaktır. Kuşkusuz ki düşünceler birbirini tetikledikçe bir kamuoyu yaratacaktır. Popüler kültürün dayatmış olduğu tüket tüket sonunda unut gitsin balık hafızalığınından da mümkün mertebe ferahfezaya ulaşabilmektir. Bugün sadece belirli başlı internet sitelerine ve kullanıcılarına yönelik olan sınırlandırmaların ana akım medyada yankılanmadıkça, sorgulanmadıkça en önemlisi de gereken tepkinin gösterilmediği müddetçe bizimle beraber yaşayacağını ve bu vahayı içinde kısılı kaldığımız bir özgürlük yanılsaması dışında bir şeye dönüşmeyeceğinin idrakının aşılanabilmesidir. Bu bağlamda Netdaş Hareketi’nin 26 Eylül 2009 tarihinde Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul kampüsü dahilinde gerçekleştirilen ilk toplantısı ardından ivme kazanmaya başlamış yapının dahilinde sözcükler daha da çoğaltılacaktır. Geleceğin internetinin önizlemesi olarak tasvir edilebilecek koskocaman kırmızı harflerle donatılmış bir ekrana ulaşacağımıza, kullanıcı tarafında olan Netdaşların da sözlerinin duyulduğu, tepkilerinin karşılık bulabildiği bir yapının bu kısır döngüden çıkabilmek için gereksinimimiz olduğunu tekrar etmeliyiz. Sözümüzü Bilişim Hukuku Bülteni’nde yayınlanmış olan makaleden yaptığımız alıntı ile tamamlayalım:

“26 Eylül 2009’da Santral İstanbul’da ilk Netdaş toplantısı yapıldı. Bu toplantıda, 2001’den bu yana 6000’e yakın sitenin erişime engellenmesi, internete dair yasal düzenlemelerin olumsuz bir anlayışla ve katılım sağlanmadan yapılması, düşünce, ifade ve iletişim özgürlüğüne, kişilerin mahremiyetine ve özel hayatının dokunulmazlığına yönelik tehditlerin azaltılacağına gittikçe artırılmasına yönelik yaklaşımların bulunması, bilişim suçlarına dair yeni yasa tasarısının arkasında kişileri izlemeye yönelik bir mekanizmanın kurulması kaygılarının bulunması gibi temel sorunlar masaya yatırıldı.

Bu sorunların çözümü için bir platform olarak hareket etme kararı alan Netdaş üyeleri, modern toplumun olmazsa olmazı sayılan sivil toplum örgütlerinin kullanmış olduğu; kampanyalar yürütme, hak savunuculuğu yapma, lobi yapma, ilgili kurumlarla ilişki kurma, raporlama, izleme ve analiz yapma, farkındalık yaratan eylemler yapma, eylem tarzında farklılaşma yaratma gibi yöntemleri etkin ve verimli bir şekilde kullanmayı amaçlıyor.

Çeşitli çalışma gruplarının oluşturularak görev paylaşımının yapıldığı toplantıda Netdaş Hareketi’nin dikkat çekme ve farkındalık yartmaya yönelik eylem planları da tartışıldı. Sonuçta, Netdaş Hareketi’nin ilk tanımı da yapılmış oldu.

Bu tanıma göre, Netdaş Hareketi:
İNTERNET ÜZERİNE (VE ÜZERİNDE) ODAKLI POLİTİKA YÜRÜTÜR;
DÜŞÜNCE, İFADE VE İLETİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜNÜ;
BİREYİN MAHREMİYET HAKKINI VE ÖZEL HAYATIN DOKUNULMAZLIĞINI;
BİLGİYE ERİŞİM HAKKINI;
YANİ İNTERNET KULLANAN BİREYLERİN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ SAVUNUR…
“NET YANSIZLIĞI”NDAN YANADIR VE İNTERNETİN TOPLUM FAYDASI İÇİN GELİŞTİRİLMESİNE KATKIDA BULUNUR.

Netdaş Hareketi çok yakında web sitesini açmayı ve iletişim konusunda teknolojinin en son olanaklarını kullanmayı planlıyor. Netdaş’lar şimdilik http://friendfeed.com/netdas adresinde çalışmalarını yürütüyor.”

[Katkılarından dolayı Özgür UÇKAN, Sühan GÜRER ve Tolga DARCAN'a teşekkür ederiz.]

Bilginin paylaşılabilir olması, fikirlerin ortak bir çerçevede oturtulup değerlendirilebilmesine de imkan sağlar. Sınırlandırılmış bir görünümden, sözel bağnazlıklardan az biraz uzaklaşıldığında, muhteviyata eklenmiş olan her bir detay ile beraber yeniden bir yapılandırma eylemi ortaya çıkartılabilir. Saklı tutulmakta olan, görmezden gelinmesine çaba sarf edilen özümsenmesi gerekli olan esas detayların varlığını da bu sınır ve hudutların dahilinde işleyebilmek mümkün olur. Fasılasız belirginlik kazandırılmaya çalışılan her bir çaba muğlaklığın ötesindeki anlamlara ulaşmak için gereksinim duyulandır. Ötekileştirilenin seslerine ve sözcüklerine yabancı bıraktırıldığımız ifadelendirdiklerine üç maymun prensibiyle manidar bir biçimde anlamsızlığa terki diyar ettiklerimiz ile yüzleşebilmenin de anahtarıdır: Paylaşım. Sonuca gidilebilecek derlenip bütüne ulaştırılan her bir detayda bu durumu bir kere daha göz önünde bulundurmalıyız. Kendimiz biçtiğimiz yol ve satıhlar ile aynı noktalara temas etmekten farkına varmadığımız pek çok şeyin varlığını, olumlu veyahutta olumsuz anlamlarda keşfedebilmek mümkün. Paylaşılan sözün, katılan mananın ve önemli bir biçimde eklentilenen her bir çabanın karşısında durup düşündüğümüzde ortak bilincin ve kollektif doğruların altının kazıldığını ve bir de böylesi var sunumunun gerçekleştirildiğini fark edebiliriz. Yarıda bırakılmış sözlerin sonunda nihai bir biçimde cümleler haline dönüşümünü de pek tabiiki. Tüketmekten başkasına olur vermeyen popüler kültürün sunmaktan özellikle imtina ettiği alt metinler geri dönüşümleri de yeni söylemleri pekiştirebilmenin de olası olduğunu ispatlayacaktır. Paylaşım bu minvalde Deuss Ex Machina programının genellendirip tekil bir noktaya sabit bakışımlardan ötesine uzanabilmesinde tutunduğu dayanaklardan birisidir. Aynı tonlardan, benzer çağrıların, kendini tekrar ettiği düzlemlerden ilerisini keşfetmek için bir çabalanımdır. Geçişler ve bağlaçlarla beraber müzik bu seyrüseferde en mühim yardımcımız. Başvuru, başlangıç kaynağımız. Tınıların sunageldikleri ile nicesinde çelişkilerle hemhal olduğumuz karaşınlıklara karşı bir alternatifi oluşturabilmeyi düşünmüşüzdür. Fikriyatın sağladıklarına yeni eklemeler, yeni tanımlamalar ve yeni bakışlar. Gerçek hayatın ezici bir biçimde nefes aldırmadığı düşünsel yanımızdaki yarıda kalmışlıkları fark edebilmemizi de pekâla. Müzik kendi başına bir unsur olmasının yansıra üreticisinin kattıklarıyla, dinleyicinin keşfettikleriyle beraber bu paylaşım hanesinin de altını kuvvetle dolduran bir gelişime yol açar. Genelgeçer fasaryalarla süslendirilmiş unutulup giden , dinlenilip unutulanlar değil burada kastetmeye çabaladığımız. Tını öbeklerine kattıklarıyla kısacık da olsa ifadelendirmeye çalıştıklarımıza kapı aralatan müzikler burada bahsetmeye çalıştığımız. Söze çok daha fazla ehemmiyet göstermemizi işaretleyen kurgulamalara. Another Sound System Experience ve Bangarang gibi Fransa menşeili öncül Dub müzik kollektiflerinde kendini geliştirmiş, Fedayi Pacha mahlasının altında sunduğu albümlerle beraber doğu batı karşılamasının bilinmeyen kontrast alanlarını belirginleştirmeye çaba sarf eden Denis Sefani'yi üçüncü uzunçaları 'From The Oriental School Of Dub' ile sizlerle paylaşıyoruz.

Yaşadığımız güncenin dahilinde karşılaştığımız, söze ve eyleme karıştığımız her an bizlerin peşinde olduğu intibasını üzerimizde taşıdığımız engellerin karşısında durmayı nitelikli örneklerle kulaklara amade bir biçimde sunmakta olan müzikal disiplinlerden birisi dub. Jamaika’da formüle edilmiş, gündelik yaşananlara dair tavır ve tepkilerin belirli bir kademeden sonrasındaki iğneli sözler ve oluşturulan kurgular ile beraber yapılandırıldığı ‘reggae’ müziğinin enstrümantal yönünün üzerinde denemelerin gerçekleştirildiği bir kurgulama biçimi. Yoğun ses alaşımlarının dahilinde eklentilenen yüksek perdeli bas öğelerinin, kendi mizanseni içerisinde öncül adledilen kollektif yapılandırmaları ile beraber türler arası geçişlere de, çıkışına zemin sağlamış reggae formuna da göndermeler barındıran bir seyrüsefer. Tekil hatlardaki üretimlerden ise mümkün olduğunca eldeki verilerin iyi gözlemlerle beraber yeniden ve yılmadan şekillendirildiği birer hayat kıssası olduğunu da bu bağlamda eklemeliyiz. Dinlencelik sınırı ve ötesinde türetilmiş olan ses kümeleriyle beraber aslında konuşulması gerekenleri de işaret eden, uluslar arası bağlarla yerelleştirilebilen müzikal formlardan. Bir kaç dinleyişin hemen ardından tüm o aranılan nitelikli çözümlemelere de ulaşabilmek mümkünatlar dahilinde. Lee “Scratch” Perry ve Osbourne “King Tubby” Ruddock gibi nevi şahıslarına münhasıran dub müziğinin öncülleri olmuş prodüktörlerin izlerini takip ederek, bugünün müzikal çeşitliliğinde kendine özgü bir hat çizmeyi başarmış bir isim Fedayi Pacha. Yüksek bas öğeleri ve eko verilip derinleştirilmiş ses kümelerinin yanında çok yakınımızda duran etnik müziklerden de beslenmeyi tercih etmiş bir müzik seyyahı. Tam tanımı bu olsa gerek. Derleyip toparladığı ve bir diğerinin üzerine Lego parçaları gibi oturan yayınladığı toplamda üç albümü ile tüm bu formüllerin üzerinde uzunca zihinsel bir idmanın gerçekleştirildiği bir sahayı belirginleştirmekte. Kıymetini bir türlü bilemediğimiz doğu’nun müzikal zenginliğini batıcıl bir müzikal izleği ortaya çıkartan dub öğesi içerisinde yeniden tanımlandırmak başlı başına bir çabalanma bütününü temsil etmekte. Üzerinde onlarca farklı projenin gerçekleştirildiği sentezin kimi zaman muğlaklıkta bir gölge kimi zaman da yıllarca çözümlemesi gerçekleştirilebilecek kadar farklı odakları ortaya çıkarttığı Doğu – Batı buluşturmalarına yetkin bir çözümleme ve alternatif bir dilin de getirtildiğini Fedayi Pacha tarafından söyleyebiliriz. Martin ve Raf ikilisinin temellerini attıkları Brain Damage kollektifinin sacayaklarından birisini oluşturan Another Sound System Experience projesine 1998 yılında dahil olmasıyla beraber müzikal kariyerinin de başlangıcına ulaşırız. St. Etienne’den başta Fransa olmak üzere dub sahnesi üzerindeki diğer projeler ve üretim kanallarıyla da bağlar barındıran bir dizi konser ve kaydın dahilinde kendi sesini yakalayabilmenin yollarını arar sanatçı. Muhalif kimliğe sahip diğer müzikler gibi dub müziğinde de Fransa’ya özgün çerçeveler ve kapsamlar dahilinde genişçe bir bakışımın da izlerinin kademe kademe oluşturmak istediği ses kurgusu ve yapılara yakınlaştırdığından da bahis açmalıyız. Ermeni kökenlerine karşın mümkün mertebe tüm Doğu seslerine ilgisinin de salt bir egzantrik paylaşımdan fazlasını barındırdığını da ha keza. Öğeler birbirleri dahiline eklenme sırasıyla beraber makine-insan kurgusundan tutunuz da bugün artık bahsini açmaktan çekinir olduğumuz insanlık hallerinin derinlerinde saklı kalmış öğelere, farklı tevatürlere ve karşılaşmalara açık bırakıtırılan, merak ettiren bir dinlencelik karşımıza çıkar. Benzeş formlar üzerinde ses türetmelerine karşın kendi solo kariyerinin ilk kayıtları olan Severe Beating ve Persian Blind gibi parçalarda bu durumları daha yakından gözlemleyebilmek bir yandan çalışmaları dinlerken mümkün.Bryan Jones’un Muslimgauze namıyla yayınlamış olduğu ve Batı’nın genel anlamıyla fazlasıyla önyargı ve genellendirme çalışmalarının ardından yek başına bırakılmış, tek yönlülükle beraber iyice köşeye sıkıştırılmış, anlamından ve bağlamından kopartılmış Doğu’yu ve özelinde İslam aleminin yapısına dair muhtelif yapılara ve işleyişlere göndermeler barındıran politik dub örneklemelerinin bir kaç kademe altında işlevsellik barındıran bir hattın daha mülayim örnekleri olduğunu ifadelendirelim. Sözün bir türlü esasa getirilmediği çerçevenin dışında olan bitenlere dair kesitler Fedayi Pacha’nın müziğinde alttan alta kendini gösteren bir detaylandırma olarak yer almakta. 2005 yılında Hammerbass çatısı altından yayılanan debut albümü Dub Works (In Mysterious Waves) bu bağlamda Fedayi Pacha müziğine kulak kabartmak isteyenler için önemli bir başlangıcı temsil etmekte. Süreklilik arz eden bir biçimde ses tasvirlerinin arasında köprülemeler gerçekleştirmeye imkan sağlayan bağlaçlarla beraber dinleyiciyi içerisine dahil eden, çevreleyen bir etkinlik kayıdın genel müzikal anlayışını ve ana fikrini ortaya çıkartmakta. Albümün hemen açılışında derinleştirilmiş sinyallerin arasında görünür kılınmış Arap sanat musikisinin keman pasajlarından bir örneklemin yer bulduğu “L'ile Aux Chiens” ile rahat bir dinlencelikle kayda dahil olunur. Yaklaşık altı dakikalık süresi dahilinde Hindistan’ın dinsel-mistik raga müziğinin vurmalılarına ev sahipliği yapan, daha adı henüz koyulmakta olan dubstep’in sınırları içerisinde rahatlıkla ilintilenebilecek deneysel “Qawwali Steppa” bir çeşit zamanda yolculuğu da beraberinde getirir. Alıntılanan vokallerin yer yer Nusrat Fateh Ali Khan’ın Qawwali’ye özgü vurgularıyla benzeştiği bir çeşit uhreviliğin de sınırlarına ulaşılır. Albümün odak noktalarından birisi olarak değerlendirilebilecek, vokallerde büyükanne Maeram Demirdjian’ın yer aldığı “Diaspora” parçası bir anlatı, bir çeşit geçmiş ile yüzleşmenin de vuku bulduğu belgelemeyi tanımlandırır. Gidenlerin peşinden unutmanın en büyük kayıp olduğunu fark ettiğinizde oluşan burukluğu yeterince iyi biçimde kotarılmış endüstriyel dub haznelerinde Fedayi Pacha’nın dokunaklı yapılandırması bu belgeleyiciliği perçinler. “The 40 Nights Of Musa Dagh” vurmalıların ön planda tutulduğu melankolik yanı ağır tutulmuş bir ezginin üzerinde şeklini bulan, albümden önce çeşitli toplama albümlerde dinleyicilere sunulmuş bir kayıt olur. Albümün karaltılı sularda dolaşıma çıktığı, Bryan Jones’un adını bir kere daha zikredebilmemize vesile olan “Loudspeaker” ve “El Fırat” ikilisi daraltılmış bir örnekliğe inat genişçe bir yelpazeden sesleri birbirilerine kavuşturur. Filistin’li şair Mahmoud Derwish’in “On Earth As In Heaven” kitabından alıntılanmış şiirin Walid Abboud’un seslendirmesiyle vücut bulduğu “Ma'sa Tun Nargess” albümün de kapanışını gerçekleştirir. Yaşadığımız dünya’da farklılıklara olan katıcıl direncimizin, görmezden gelişlerimizin bizleri nasıl da etkisi altına aldığını deşen, cenneti nasıl da cehenneme çevirdiğimizi imleyen bir son ile kayıt nihayetlenir.2007’de yayınlanan ikinci uzunçalar olan The 99 Names Of Dub, elektronik dub elementleri ile şark bakışının hemhal ettirildiği bir bütünlük olarak dinleyicilere sunulur. Sınırların daha da görünür kılınıp detayların üzerinde şekillendirilme yolunun sanatçı tarafından tercih edildiği sentez ne olmalıdır? sorusunun yanıtını barındıran bir kayıt olur The 99 Names Of Dub. Çok sesli Arap müziğinin kendine has figürleri arasında anılabilecek orkestral bölümlerin üzerine ilintilenmiş bol efektli dub tınısının parçası “Apricot Wood” ile albüm açılır. Parça sürelerinin nispeten daha kısa tutulduğu ancak etkisinin asla azalmadığı örneklerden bir diğeri olarak “Sub Dhol” parçası önemli bir yapıyı oluşturur. Karaşın dub tasarımında kendini gösteren Seviyormusun, İnşallah, Maşallah kelimeleriyle uzaktan uzağa Batı’nın algısında yerleşmiş, eğlenceli egzotik ama hepsi sınırların çok önceden tespit edildiği günler dahilinde ambalajlanıp tüketildiği bakışıma sert bir eleştiriyi getirir, davulun egzantrik kullanımıyla beraber. İstifini bozmadan deyim uygunsa kafaya çakarak. Keza “Yallah, Cowboy” parçasında da bu ironi dolu göndermelerin aksak ritmlerle bütünleştirildiği bir diğer örnekten de dem vurabilmek mümkün. Oyun havasının “amen break”lerde yeniden tahayyül edildiği, şenliğin en başından bu yana sorgulatmayı amaç edinmiş olan Fedayi Pacha’nın anlatmak istediklerini daha rahat anlam kazandırmamıza yardımcı olan bir kurgu kulaklarımıza ulaşır. Doğru bileşkelerde müziğin sunduklarının nasıl da çözümlemeleri beraberinde getirebildiğini kanıtlayan “Baghdad Bahnof”, dub müziğinin surlarında doğru motifler ve ses kesitleriyle birleştirilmiş “Kufiq Type” gibi denenmemişin adının nihayet konulduğu gerçekçi yaklaşımlar albümün de değerini arttırmayı başarır. Seyyahlık eylediği güzergahlara eklediği yeni rotalardan bir başkası olan Balkanların açıklamalara ihtiyaç duyulmadan açık açık dile getirdiklerini görünür kılan melodikasında derlenmiş “Fortress Of Suram” gibi nitelik olarak albümün kapsamsallığını geliştiren örnekleri de duyumsayabilmek mümkün. Dubstep disiplinine göndermelerin bulunduğu ‘Bütün Dünya Oryantalizme Gidiyor’ jeneriğinin parça dahilinde tınlayan nağmelerle buluştuğu rehberliğe ev sahipliği yapmış “Emir Of Dub High” dans ettirirken düşündüren bir muhteviyatı temsil eder. Albümün finalini oluşturan “Djebel Tariq” gerek kapsam dahiline alınmış ses hüzmelerini gerekse de Fedayi Pacha nam lakabın altında saklı tutulmuş olan bilmediğimiz diyarların kıymetini bir kere daha anlamamız için çaba sarf etmemiz gerektiğini ortaya seren bir sonucu iletir. 2 yıllık araların ardından çıkarttığı albümlerinde oryantalist vurgunun alışılageldik örneklerine karşı seri, cevval yanıtlar barındıran kayıtların altından ustalıkla kalkan Fedayi Pacha’nın üçüncü uzunçaları olan From The Oriental School Of Dub’ı da Hammerbass etiketiyle yayınlanır. Taşların artık tam anlamıyla yerine oturtulduğu, sosyo politik gerçekliklere dair sözlerinin de olduğunu fark ettirecek kadar önemli detaylarla şekillendirilmiş bir kalıt, uzun soluklu dinlencelik albüm için bahsini açacağımız ilk söz öbeğini oluşturacaktır. Sınırların yok olduğuna dair yanılsatıcı algının örnekleriyle her yeni gün haşır neşir olduğumuz dünyamızda bariz ayrıştırmaların nasıl istikrarlı bir biçimde rutini oluşturduğuna dair gözlemlerin iliştirildiği bir kayıt olur From The Oriental School Of Dub. Adım adım yükseltilen raga vurmalılarının evsahipliğindeki elektro-dub raksının resmedildiği “Autorickshaw Chase” parçasıyla albüm açılır. Duduğun ağıt harici nadiren kullanıma örnek olarak gösterebileceğimiz ilerleyen her bir sekans boyunca eklenen enstürmanlar ile beraber giderek derinleştirilmiş pasajların dinleyiciyi çehrelediği eklektik dans musikisi “Stand On Zanzibar” parçası gibi öncül kurgulara da kulak verilir. Kaydın doruk noktalarından birisini oluşturan yıllanmış ekip Einstürzende Neubauten’in bass gitaristi olan aynı zamanda da solo projeleriyle adından sıklıkla bahsedilen Alexander Hacke’nin vokallerde konuk olduğu “Pyramids (The Sun)” parçasına ulaşırız. Piramit yapısından genel bir durum değerlendirmesine girişildiği, etkileyici sözlerle beraber politik tavır anlamında yalnız bırakılmış Bosna gerçeğini de bir kere daha hatırlatmayı başaran dinlendikçe değeri anlaşılabilecek bir örneklem ortaya çıkartılır. Sese büründürdüğü temas noktalarıyla Dub müziğinin muhaliflik ve söz söyleme konularında hala nasıl etkin bir disiplin olduğunu da tekrardan teyit etme imkanı sağlar. “9 In 1 Mantra Box”: kuvvetlendirilmiş bateri ataklarının kendini gösterdiği melodika içerisinde dönüşmekte olan ritm cümbüşünün gün yüzü bulmasını sağlayan bir parça. Düşük yoğunluklu ritmlerin ses verdiği nispeten daha sakin bir ses harmonikasının yakalandığı “Eastern Cult Of Dub” bir kaç dinleyişin hemen ardından insanın içine dönmesine yardımcı olan bir tefekkür halini sağlamakta. Manaların ötesine dair anlam kazandırılma çabasında yardımcı olabilecek bir epik yapıt haline dönüşür. Davulların armonik seremonisi ile açılan “9 In 1 Mantra Box” da duyumsadığımız ritmlerin evrildiği Fedayi Pacha’nın vokallerini de duymamıza vesile olan “Aman Aman” kendi içerisinde albümün de bildirisi olabilecek kadar kuvvetli bir sunuşu nakşeder. Balkanların yapısının neredeyse tamamen değişime uğratıldığı felaket günlerinin iz düşümü olan bir diğer çalışma olan “The UÇK (Took My Baby Away)” ile albümün finaline ulaşırız. Dub ekolarının üzerine lehimlenmiş saz kompozisyonu aralara serpiştirilen darbuka nağmeleri, dış seslerle beraber gözlere mühür vurulmuş günleri de bir kere daha hatırlama imkanı sağlanır Fedayi Pacha tarafından. Sıralı kayıtları içerisinde belki de doğrudan politik söylemleri en belirgin bir biçimde görünür kılndığı çalışmadır: From The Oriental School Of Dub. Fedayi Pacha dub müziğinin içeriğine eklemlediği her sesle beraber kendi keşiflerimiz için zihinlerimizin derinliklerini az biraz kurcalamamızı salık vermekte. Daimi bir biçimde karşımıza çıkan bir argüman haline dönüşen “balık hafızalılığa” teslim olmaktan bir an evvel kurtulmak isteyenlere duyurulur.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
İnternet Vatandaşlarının Hak ve Özgürlüklerini Savunan Yeni Bir Oluşum: “Netdaş Hareketi” – Bilişim Hukuku Bülteni
Türkiye’de İnternet Sansürünün Kısa Tarihi... Ve Mümkün Geleceği – Özgür UÇKAN – Göçebe Bilgi
İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme - Dr. Yaman AKDENİZ & Dr. Kerem ALTIPARMAK – Cyber-Rights.org.TR
Özgür Müziğe Dokunma – İnternet Çağı ve Müzik Endüstrisi - Tolga Darcan – Çöpkuşağı
Is It Legal To Download Music If You Don’t Upload? – Nate Anderson – Ars Technica
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Sansür Sezonu Açıldı – Gönenç GÖÇMENGİL – Reset! Magazine
Dijital Çağda Metamorfoz – Erdem DİLBAZ – Muhteviyat
Actuel And Virtuel - Gilles Deleuze – Yazgı R. - Proscenium Arch
Kimliksiz Cinayetler – LiberterKedi – Serbest Yazarlar
Getme Getme Gözel Yâr – íí – 13Melek
Tarwater – Donne-Moi La Main OST – Albüm Eleştirisi – Okan AYDIN – Fasitdaire
Set List: Sunn O))) At The Brooklyn Masonic Temple, Fort Greene, Brooklyn Sep.22.2009 – Sasha Frere-JONES – The New Yorker

Fedayi Pacha Official
Fedayi Pacha At Myspace
Fedayi Pacha At Hammerbass
Fedayi Pacha At Bangarang
Fedayi Pacha Interview At Dubzone (FR)
Fedayi Pacha - From The Oriental School Of Dub – Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Alexander Hacke Official
Muslimgauze: Elektronik Müziğin İslami Yüzü – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Fedayi Pacha The 99 Names Of Dub – Album Critic – Mersenne – Undomondo
Dub Music – Wikipedia
Dubblestandart Official
Dubblestandart At Myspace
Dubblestandart At Collision: Cause Of Chapter 3
Gemmy At Planet µ
Gemmy At Myspace
Gemmy The Bass Transmitter – Highrise Clothing
Wascal Official
Wascal At Twitter
Wascal 30 Mins Wascal Only Mix – Soundcloud
DZ At Virb
DZ At Myspace
Dubs Alive At Myspace
Rogue State At Myspace
Rogue State Official Free Downloads
Argon Records Official
Mungo’s HiFi Official
Mungo’s HiFi At Myspace
Mungo’s HiFi – Scotch Bonnet Mix – Spannered
Dom HZ At Myspace
Synkro At Myspace
Sasquatch At Myspace
Senseless Records Official
Senseless Records At Myspace
Ghosttown At Myspace
YT At Myspace
The Spit Brothers At Myspace
Dubs Alive At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------

>>>>Info Go-R-Sel Dolk-ting Med Megafon By Dalager
Christian Dalager’s Flickr Page

Fedayi Pacha Concert Photos Courtesy From RA²’s Flickr Set:
http://www.flickr.com/photos/rax2/sets/72157605484395007/
RA² Flickr Page

>>>>>Poemé
Yine De Gülümseyerek – Nihat BEHRAM

Ne sağnaklar görmüşüz, yarılan gökyüzünden alnımız
yıldırımlarla ağmış,
ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış
kaburgamız,
dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifir
uçurumlar,
yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin
yaşından
incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği;
şimdi asmalardan korukların tadı silinmiş,
sesimizde sendeleyen bir keder,
uykusuzluk serin serin sızıyor acıyan tenimizden;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzde aşkın yeri çok derin.

Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz bir demet
çiçek için,
neyimiz var neyimiz yok vermişiz bir narin dilek için,
yıllarını taş duvara örmüşüz ömrümüzün bir hırçın
yürek için;
şimdi çevremizde yosunlaşmış sessizlik,
yabanıyız gittiğimiz her şehrin, çiğdemsiz, kükremesiz,
kimsecikler sezmiyor boynumuzdan didişen örümceğin
zehrini;
ziyanı yok, nasıl olsa nabzımızda durulanır yaşamanın
iksiri.
Ne güzel sevmişiz, ağzımızda mavi bir tat kekremiş,
ne sızılar sarmışız yumuşacık öpüşlerin çığlığını kuşanıp,
şafaklar tutuşkunu şarkılar yuvalanıp ne mintanlar yırtmışız,
şimdi usulcacık ürpersek kara gece uykumuz kaçacak
kadar delik
üstümüz çimensiz tepeler gibi bereketsiz, örtüsüz, serin;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün çayırları ipekten,
bakışımız lekesiz.

Ne masalar düzmüşüz kıvrımları gümüş, kakmaları sedeften,
ne milyonlar yanından başeğmeden geçmişiz, huyumuz
değişmemiş,
hayatımız günbegün çarpışarak yaşanılan sırların ürünüdür;
şimdi kar altında avcumuz, avurdumuz ilaçsız,
ıssızlaşmış sabahlar, yoksunluk arsızlaşmış,
kaçışır yolumuzdan gölgesini de alıp o şaklabanlar
inildesek açlıktan;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün dağı taşı altından.

Ne devlerle dalaşmış kanımızı göstermeden silmişiz.
ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz,
bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden;
şimdi nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk,
nicesi elsıkışların sahtekar çıkmış.

- Bizi eşkiyalar soymamış abi
muhabbet yıkmış!

Friday, September 25, 2009

Sessiz Kalmak Evla Mıdır? - Mü-Yap'a Protesto #3

'Internet'in kafa ayarının arzu edildiği her yeni günde en başından bir daha yapılandırılmasından muzdarip bir biçimde sınırları ve duvarları belirginleştirilmeye çabalanan, artık dayatmalarla, bilinçli karşıtlıklarla iyice perdelenmekte olan bir vahayı takip etmeye çalışıyoruz. Tıkır tıkır herşeyin yerli yerinde işlevselliğinin de olduğu bir internetten ise yıllardır değiştirilemeyen kanunlarla, Ulaştırma Bakanlığı gibi konunun neresinden bakarsanız bakın nasıl yahu! diye alakasını düşünmek durumunda kaldığımız bir mecranın gözetim ve şartlandırmalarıyla yaşam süren bir internet mecramız var bugün. Bir elin daimi bir biçimde yönlendirdiği bu siteye girmek yasak, şu fikir politikalarımıza ters, bunun görüşleri bize uymaz, onun videosu müstehcen, öbürünün videoları tahammül edilemez, berikinin kendi başına ürettiği müzik bizden habersiz paylaşılamaz vd. gibi çoğaltılabilecek örneklerle beraber internette sansür ve engellemeler silsilesi, sanki alışkın olduğumuz bir durummuş yanılsamasına da vesile teşkil etmekte. Enikonu derli toplu çözümler ortaya çıkartmaktan ise mümkün mertebe fişiniçekelimrahatedelim.com. kısasına ulaştırmakta.

Nasıl olsa ince ayarlamalar ile bu engellenmiş sitelere girmelerine sesimizi çıkarttığımız da yok, daha ne istiyorlar dar bakışımının keskinliğinde vuruladuran bir yapıyı bütüncül bir biçimde boyunduruk altına alma teşebbüsü. Özgürlükten anlaşılması elzem olan illa ve billa her beklenti, durum ve şartta hakların kötüye kullanımının, hak ihlali olmadığının bilinci yerleştirilemedikten sonra söylenen her bir sözcük yarıda kalacaktır. "Ben giriyorsam sizler de girin!" diye meşhur atasözümüz durumun vehametini yeterince açıklarken üstelik. Yapılan her bir engellemenin ardından biz yaptık oldu, darısı diğer şikayetçilerin başına denilerek, durmaksızın aba altından sopa sallanarak geldiğimiz nokta doğru tepkinin gerekliliğini ve hata olarak algılanmış olan yanlışların çözümlenmesinde neler yapılması gerektiği konusunda yeterince açık ve net bir biçimde saflarımızı belirginleştirmemiz gerekliliğini ortaya çıkartmakta. Müziğin bizzat üreticinin kendisi veya bağlantılı çevresi tarafından görsel ve işitsel olarak sunulduğu bu iki mecranın (toplamda ise yüzlerce sitenin) kapatılmasının ardından salt dinleyicilerin (bir yerde potansiyel tüketicilerin) tepkileri ve etkinliğinin bir yere kadar kendini gösterdiği ortada. Alışılageldik kaderciliğimizin yamaçlarında tepkiyi olabildiğince çoğaltıp yaygınlaştırmak, dillendirmek söze söz katmak zor bir yol olduğu sanrısına yine bağımlı bıraktırılmıştır.

Aman çamuru bize bulaşmasın da ne olursa olsun kabilinden durumundan memnun olanların ezici çoğunluğunda çözüm için sesimizi daha fazla yükseltebilmemiz lazımgelmekte. Deuss Ex Machina, radyo programı ve bloguyla paralel bir biçimde mümkünatlar dahilinde Türkiye'li üretimlerin, seslerin önemini paylaşmaya azami gayret gösterdik, kısmetse önümüzdeki bölümlerde yine devam edeceğiz. Bu bağlamda MySpace ve Last FM siteleri aracılığıyla, müzik piyasasının dışında yer edinmiş amma velakin en az bandrollü eserlerde olduğu kadar değer ihtiva eden müzisyenlerin çalışmalarına ulaşmamızı da mümkünatsız kılmış bu engelleme silsilesinde Mü-yap'a bağlı sanatçıların da bakışlarına ve fikirlerine ihtiyacımız var. Müziğin aleleade bir biçimde paylaşılmasından ise yasal olarak sunumlandırılmasına zemin teşkil eden kaynakların kökünün iyice kurutulması, isyan etmekten doğru adımları bir türlü atamayan yöneticileriyle müzik piyasamızı nasıl etkileyecektir?

Ed O'Brien, Dave Rowntree, Billy Bragg gibi İngiltere'de müzisyenlerin başlatmış oldukları fikir münazaraların çözümlemeleri beraberinde getirebileceği gibi, en azından diğer sanat birliklerince de çatı olarak adledilmiş Mü-Yap sanatçılarının yapacakları teşebbüslerin, açıklamaların da sessizlikten daha yeğ olduğuna sanatçılarımızın ekleyebilecekleri yok mudur? Mü-Yap'a Gerilla hareketinin üçüncü ayağında, Dinlemeparkı.com sitesinde yayınlanmış olan müzik emekçilerine bu soruları yöneltebilmek için bir duyuru hali hazırda sunulmakta. Çabalarımızın yoğunluğu ile sorunların üstesinden gelinebilirliği konusunda önemli bir sınav daha bizleri bekliyor.' (25.09.2009)

"Dijital Çağda Metamorfoz: Müzik Sektöründeki Değişim" - Erdem DİLBAZ

Muuuh-Yap MixTayyiip - Kabus Kerim Podcast

Artists Support "Three Strikes" Sanctions For File-Sharers - XFM

Yesterday, Music’s Troubles Seemed So Far Away - Dan Sabbagh- The Times

Educate Not Punish - Georgie Rogers - BBC 6 Music

Filesharing Crackdown Divides UK Music Industry - Katie Allen - The Guardian / The Observer

Radiohead And Blur Members Defend File Sharers - David Renshaw - Gigwise.com

"Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerinden albüm çıkaran bazı sanatçılar aşağıda. Özellikle bu sanatçıları seçmemizin temel sebebi onların her daim özgürlükçü ve demokrasi yanlısı hareketler içinde yer almaları veya bize öyle bir imaj vermeleridir. Ancak bilgimiz dahilinde, bu sanatçılardan hiçbiri şu ana kadar MySpace ve Last.Fm’in kapatılmasına ilişkin herhangi bir tepki vermiş değil. Tabii bu sanatçıların ismini Mü-Yap’ın yapıtları listesinden aldık. Halen Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerindeler mi bilemiyoruz. Değillerse isimlerini listede yayınladığımız için özür dileriz; ancak her halükarda kendilerini tepki vermeye davet ediyoruz. Sanatçıların web siteleri (Ne ironidir ki bazılarınınki MySpace) ve bulabildiklerimizin e-postaları da aşağıda.

Şu ana kadar Demirhan Baylan ve Aylin Aslım konuyla alakalı olarak tepkilerini dile getirdiler. Bu da bize güç verdi. Ne kadar teşekkür etsek azdır.

Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerinin tepkisiz kalan sanatçıları ve iletişim imkanları:

Arif Sağ - info@arifsag.com

Bulutsuzluk Özlemi - info@bulutsuzluk.com

Burhan Şeşen - Yok

Coşkun Demir

Doğan Canku

Duman - sermin@evento.com.tr

Edip Akbayram - Yok

Erkin Koray - Yok

Ezginin Günlüğü - husnuarkan@ezginingunlugu.com.tr, nadirgokturk@ezginingunlugu.com.tr

Fairuz Derin Bulut - info@doublemoon.com.tr

Grup Çığ - Yok

Haluk Levent - Yok

Mazlum Çimen - Yok

Moğollar - poem@mogollar.com

Mor Ve Ötesi - iletisim@morveotesi.com

Nekropsi

Özlem Tekin - Yok

Replikas - replikas@replikas.com

Tibet Ağırtan - Yok

Trio Aksak

Tuluğhan Uğurlu - info@tuluyhanugurlu.com

Zafer Aracagök

Zuğaşi Berepe - zugasiberepem@gmail.com

TEPKİSİZ KALMAYIN!!!

Bilinçli Internet Hareketi

Not : Bu yazıyı dilediğiniz gibi kopyalayabilir, kesip biçebilir, tekrar yapıştırabilirsiniz.
Yaşasın Özgürlük!!!