Sunday, July 05, 2009

Deuss Ex Machina # 258 - While My Voices Violently Bleeds

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_258_--_While My Voices Violently Bleeds

29 Haziran 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Susumu Yokota-A Ray Of Light (Oen Sujet Remix) (Lo Recordings)
>2<-James Blackshaw-Key (Young God Records)
>3<-James Blackshaw-Fix (Young God Records)
>4<-Kronos Quartet-Wa Habibi (Nonesuch)
>5<-Kronos Quartet-Kara Kemir (Nonesuch)
>6<-Micah Blue Smaldone-Mortissa (Honest Jon's Records)
>7<-Rick Tomlinson-Surfin' UAE (Honest Jon's Records)
>8<-A Hawk And A Hackshaw-Türkiye (Leaf)
>9<-A Hawk And A Hackshaw-The Man Who Sold His Beard (Leaf)
>10<-Sir Richard Bishop-Solenzara (Drag City)
>11<-Sir Richard Bishop-The Pillars Of Baalbek (Drag City)
>12<-Fairuz Derin Bulut-Benim İçin Üzülme (Doublemoon)

While My Voices Violently Bleeds (258) – Mütereddit Bilinç Genelin De Sus Pusa Kavuşmasını Sağlamakta. En Düşük Tını Değişikliğine, Yorum Farkına İzinin Olmadığı Bir Dünya’da Yitirdik, Yenildik Derken Sonunda Tükeniyoruz Da...(Boşlukta Çığlıklar / Karadul)

>>>>>Bildirgeç
Resmedilmiş olan gerçeklik tüm yönleriyle beraber farkına varamadığımız özneleri, zihinlere düşürüp, sorular sordurmakta. Akış eskisinden de hızlı bir biçimde gelişip ilerler iken, giderek katıcıllaşan, sert ve seri bir biçimde önyargı duvarlarıyla şekillendirilmesine karşın hala ve henüz sorular sordurabiliyor olması en azından önemli ayrıntıları da keşfedebilmemizi kolayladığından bahsetmeliyiz öncelikle. Bir biçimde bilgiye ulaşılmakta yanılsamasına karşın, edindiğimiz, belleğimize kattığımız nice küçük bilgi kırıntılarının da nasıl birer, ön tanımlandırmanın ötesini sunmadığının, aksine tekil düşünce, tekçe yön hizasına çekildiğimizin gerçekliğini de hatırlardan çıkartmadan. Ballandıra ballandıra anlatılan küresel köy hikayelerinde ise sadece sıramızın ne zaman bizlere geleceğini bilmediğimiz bir kurgunun seyirci / oyuncu / takipçileri olarak iz üzerinde ilerlemekteyiz. Yönlendirmelerin takdirlerine bırakılmış olduğu büyüklerimizin uygun gördükleri kırmızı hatların dahilinde olagelmiş olanları çözümleyebilmek, idrak edebilmek ve gerektiği anlarda müdahalede bulunabilmek bu bağlamda kazanımları da mümkün olanın en asgarisi seviyesine indirmekte. İndirgemekte. Kabul edilebilir buyurulanların ardından ortaya çıkan, öne sürülen fikirlerin hemen tümünde, biz sizden evlâyız, denedik budur kolaylamasının, kurcalamayın sözün gerisini sonrası çok fena olur levhalarının gölgesinde fikirler münazara alanına iliştiriliyor. Kısa, kısıtlı eklentiler, tüm sözümona doğruculuğu imdinin lügatına dahil etmekte. Teşebbüs edilmeye, çaba sarf edilmeye, bir adım daha ilerisine odaklanmış olmaya olan inancın kırılmasını müteakiben, gereği düşünülüp altına iki satır karar yazılmadan infaz edilen bir özgürlük daraltımından da dem vurulabilir. Görmekte olduğumuz veya gördüğümüz sanrısına kapıldığımız görünenlerin pek şenliksiz geçişlerinde , resmi geçitlerinde. Yaralayıcı olan giderek daha fazla bir biçimde, özgürlüklerin kısıtlanması bir türlü sözün dönüp dolaşıp mevuzunun hasbıhal edilmesi gerekli olana, esasa gelmemesi olduğunun da altını çizebiliriz. Kesinlikler, aşırılıklar, fazlasına tahammül edemeden sınırlandırmalar, gelişigüzel tanımlar ve tanımlandırmalar, normal olarak addedilmeye başlanan yanlış genellendirmeler hep bu izlek içinde zihinde yeni çoğaltımlar ortaya çıkartır. Neredeyse eksiksiz bir kurgunun ortaya çıktığı, herkesin kendi sahnesini ezbere bildiği bir mizansen sunulur. Vuslata beş kala kaba saba gülücüklerle, yitirilenleri yâd edemeden, yitirilenlerin değeri anlaşılamadan süreç geçip gider taa ki kısa bir mola sesi işitilene kadar. Vardiyanın tamamlandığı duyurusuna kadar. Ne kadar yalın bir biçimde sunulmuş olsa da yazınsal ve veya kurmacalı metinlerin satır aralarında karşımıza çıkan durumların sahiciliğinin, zamanımızda ispat edilip kanıtlanabilirliğinin ortaya çıkaması sözü daha fazla uzatmaya da gerek bıraktırmıyor. İfşaatların tümü sonunda gerçeklerle buluşuyor.

Özgürlük tanımının nerelere kadar darlaştırılabileceği, hangi kıstaslara göre uygun olup olamayacağını veyahutta kimlere nasip olmasının gerektiği gibi ayrışımları da çözümlemek mümkün. Ekranlardan 7 / 24 yayınlanan görüntülerin de yardımlarıyla beraber. Farkına varmaktan çekindiğimiz, dile getirsek de bir türlü sonunu getiremediğimiz konulardan birisi olagelmiş olan özgürlük kavramının zümreler arası bir mücadelenin el altında tutulan kozları gibi gösterildiğini, zamanı gelince kullanılabilirliğinin akılda tutulduğunu bildiğimiz karaşınlık ortaoyunu, ortalaması, orta malı iş bu görüntülerin içerisinden duhul olmakta, yaşantılarımıza.İran'da seçim sürecinin ardından ortaya sürülmüş olan demokratik! sonuçların eleştirilebilirliğinden dem vurmanın bile ne kadar zor ve katı bir tepkime ile karşılandığını ilk elden bu duruma örnekleyebiliriz. İnsanların bilinçlerinde oluşturulan demokrasi açılımlarının henüz nasıl da ip incecik sicimlere bağlı ve bağımlı bırakıldığının, fikirleri savunabilmenin bile oluşturulan sistemsizliği alt üst edebileceği korkusuna neden olduğunu idrak edebilmek açısından önem arz eden bir bütünlüğü ortaya çıkartır. Kıstırılmışlığın, yok sayılmanın, kuralların ağırlaştırdıklarının artık insanların gırtlağına kadar geldiği gerçeğini ortaya çıkartan bir düzine detayı önümüze serilmesine vesile teşkil etmişti, son birkaç haftadır yaşananlar. Ve vesair namlara sahip 'sosyal paylaşım' siteleri aracılığıyla, kimseciklerin müdahalelerine, gözetimlerine, sopalarına, sözlü ikazlar ve uyarılarıyla karşı karşıya kalmadan kendine yetebilenleri seslerinin daha gür çıkabildiği özgür toplumlar olabilmenin çabasını görmek bu kadar zor mudur? Neda'nın özgürlük yazısını elinde taşıdığı için yaşadığı ülkede kim vurduya gitmesinin hesabı sorulmamalı mıdır? Demokrasinin gerçekten tam anlamıyla, tüm anlamları ile karşılığını bulabileceği hak arama mücadelesinin nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, şu vakitte ortaya çıkan direnişle sonuna kadar arayabilenlerin, ısrarlı varlıkları bu espirisi çoktan kaçmış dünyada hala bir umudun yeşertilebileceğini hatırlatıyor. Herşeye rağmen, her körlüğe, her bağnazlığa, her aymazlığa rağmen. Toplumsal dinamiği, tüm bu gözetilmiş ayrımcılıkların insanlara neler ettiğini açıklaması da o görüntülerde mevcut. Olması gerektiği kadar demokratik olabilmenin, bağlı bulundukları şartların altında dahi bir nebze değişkenlik barındırabilen, sözün geçerlilik sağlanabileceği, nihayetinde de halk denen kavmin de yöneticilere hiza gösterip, sorular sorabilecekleri bir eşiğin varlığı ispatlanmasıdır, insanı düşündüren akışkan kayıtların ortaya çıkarttıkları.

Özgürlüğü ve buna bağlı olarak özgünlüğün bireylerin taleplerinin, karanlıkta bırakılan tüm sorunların çözümlenebilmesinin anahtarını barındıran sorgulanabilirliğin ve talepkâr olabilmenin bir diğer örneği olarak da Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi çatısı altında uzunca tartışmalar kopartan, Askeri Darbenin mimarlarının yargılanabilirliğine imkan sağlayacak geçici maddenin düzenlemesinden dem vurabiliriz. 12 Eylül 1980'den bu yana varlığını sürdüregiden, her daim oldurulamazcılığın kabulünün zorlatıldığı, dayatmaların deyim uygunsa tekmili birden halkın hizaya çekilerek, esas duruşta ezberlere taşındığı, kazındığı bir dönemin üzerinden 29 sene geçtikten sonra bir karara varabilme olgunluğundan nihayetinde bahsedebilmek bu çıkarsamaya eklemlenebilmesini sağlamakta. Bir koruma kalkanı olarak tanımlandırılmış olan, askeri kurulun dokunul(a)mazlığı, insan haklarının hâlâ tam düzenlemeyen ayrı ayrı sorunlarının temelinde o günlerden bu yana süren derme çatmalılığı, asayiş sağlayacağız denilerek daha farklı oluşumların zeminin sağlamlaştırıldığı veya temellendirildiği durumun, geleceğimizden de neleri alıp götürdüğünün, demokrasi deneyiminin nasıl halktan uzaklaştırıldığının bariz tanımlamaları ve evrelerini ortaya çıkartıyor olması bile bu konuyu ön plana getirmekte, nihayetinde birşeyler oluru neyse o duruma istisnasız bir biçimde bırakılmadan sonuca taşınabilir mi sualini de akla getirmekte ? 12 Eylül 1980'in yaşadığımız toplum üzerinde yaratmış olduğu ayrışımların hemen tümünde fitilin en baş ateşleyicisi olduğu gerçeğini de ha keza. Kazanımların ve hakkın üzerlerinin nasıl birer ikişer, ses çıkartılmadan saman altına sürüldüğünün, insanların birbirlerine olan itimatlarının, beyan ettiklerinin, görüşlerinin de nasıl birer, sistemin köstebekliğine dönüştürüldüğünün, fikriyatın bileşkesinde her ne durumda olursa olsun özgünlüğünün korunması gerekliliği, fikrin savunulması gerekliliğinin üzerinde derin izler bırakmış olan engellemelerin ortaya çıkartıldığının kanıtlanabilmesi için yüzleşmek gerekir. Gerekendir. Zamansal bir duraksamanın, biteviye aynı hatalara ısrarlı düşmelerin neticesinde sonuçsuz bırakılmış olan hemen tüm soruların yanıtlarının günyüzü bulabileceği, konuşulmaktan ötesinde türlü çeşit bahanelerle yola koyulamayan sivil anayasa girişimlerinin de başlayabilmesi için yüzleşme gerek, yüzleşebilmek tüm saklı bırakılmış, unutturulmuşlarla. Resmedilmiş olanın bir masaldan fazlasını artık ortaya çıkarttığının bilincine vakıf olabilmek için. Siyasetin ısrarcıl aymazlıklarına artık daha çok izin, tahammül gösterilmemesinin birilerine ispatlanması için. Hangi şartların ısrarla aynı noktalara gerisin geriye dönmemize vesile teşkil ettiğinin seceresini çıkartabilmek için. Pek çok farklı mecrada bu konu ve izleri üzerinde yorumlamalar, gereksinimler ve bir türlü bitmeyen tereddütlerin işlendiğinin altını da çizmek mümkün. Son söz kabilinden, Şermin Topçu'nun Gazeteport sitesinde yayınlanmış Hadi Aklan Netekim! Başlıklı yazısından bir bölümü paylaşalım:

Darbe çığırtkanlığı yaparken darbeden ümidini kesip aniden darbe sorgulayıcı rolüne soyunan Deniz Baykal, biraz da ne yapacağını bilememenin verdiği çaresizlikle 12 Eylül darbecilerinin yargılanması gerektiğini söylemiş. Memleket bu öneriyle çalkım çalkım çalkalanıyor.

Ertuğrul Özkök başrol oyuncusu olmaktan geri kalmak istememiş, dün bir yazı yazdı: Yoksa bunlar 92 yaşındaki Kenan Evren’i hapse mi tıkmak istiyorlardı? Bir de üstüne üstlük hızını alamayıp bugün de Kenan Evren’le yaptığı telefon konuşmasını yazmış. Tam da beklendiği gibi konuya Kenan Evren’in zatürree’sinden girmiş. Diyor ki “O yaşlarda zatürreenin ne kadar tehlikeli olduğunu bilenlerdenim” Bizlere de bu muhteşem tespit üzerine “bravo” demekten başka yapacak bir şey kalmıyor!

Ne diyor Kenan Evren: “Referandum yapın. Eğer halk evet yargılansın derse bu işi yargıya bırakmam intihar ederim. Çünkü bu kara lekeyle yaşayamam”.

29 yıldır sadece Erdal Eren’in idamı kara lekesiyle bile yaşamını sürdürebilen Kenan Evren bu kadar da iddialı konuşabiliyordu. Bizim kuşağın katlinin kara lekesiyle 29 yıldır lafta değil gerçekten “paşalar” gibi yaşamını sürdüren Kenan Evren bu yaşında bu kadar iddialı konuşabiliyordu. İşkence görmüş on binlerce insanın alnındaki kara lekesiyle yaşayabilen Kenan Evren bu lafları edebiliyordu. O zaman intihar etmeyi aklanmak sayıyorsan Kenan Evren, gel kendini aklayacak bir harekette bulun. 17 yaşında idam edilmesini sağladığın Erdal Eren’in hatırına akla kendini. İşkencede öldürülenlerin, sakat kalanların onuru için akla kendini. Ama bunu referanduma sığınarak falan yapmaya kalkışma!

Hatırla ki bu milletin yüzde 92’si elleri titreyerek korku bokuna senin anayasana “evet” dediler. O yüzden sakın referanduma sığınma. Gel akla kendini! Gel vazgeç madem öyle bu lekeyle yaşamaktan! ” (27 Haziran 2009)

Detaylar, güncele dair bilip kendimize sakladığımız şeyleri daha farklı bir biçimde irdeleyebilmemizi, gerçeğin ta kendisini bulabilmemize vesile teşkil eder. Yüzeysel, üstünkörü bir çabalanmanın, kulaktan dolmalığın ötesinde bilgiye vâkıf olabilmenin açılımlarından birisi olan detaylar üzerinden ilerlemenin salt yazılanların birer bilgi topaçlamasından, edinimiden daha fazlasını sağladığı ise aşikar. Bildiğimizi sandığımız bölümlerin tekrardan gözden geçirilmesine neden olan detaycıllık, aslolanın “ansiklopedik” bir metin biriktirmesinden çok, içselleştirebileceğimiz hatrımıza baki kalacak örneklemleri içerdiğinin, vurgulamalar ve bulgular doğrultusunda yeni önermelere girişebilmemizi kolaylaştırır. Ayrıştırılmış ve birbirlerinden farklı odakları imgeleyen yazınsallığın, görselliğin ve işitselliğin bütünlendiğinde aynen diğer sanatsal / gündelik tasavvurlarda olduğu gibi hayata dair bir tık fazlasına zemin oluşturduğundan, eklenenler ile yeni bir derlemeye imkan sağladığını belirtebiliriz. Temcit pilavı gibi aynı noktalamalara ,vurgulamalara haiz olarak bırakılmış sözcüklerin ardılından bahsini açmaya sıklıkla başvurduğumuz, diğer yanlarında olan biteni anlayabilmek için detaylar bizlere yol gösterir. Farkına varalım veya önem göstermeyelim ama bir boy aynasında kendini sürekli seyretmekten, iltifatlar ve ithamlar ile dolu dolu mono kanallı / monolog bir yaşamdan da ötesini işleyebilmek, hayatın kendimize bıraktırdığı sorunlara ve sorularla nihayetinde yüzleşebilmek bu eşiklerde ne kadar birikim sağlayabildiğimizle orantılanarak , orantılı olarak gelişim gösterir. Hatalardan, doğrulardan, eksiklerden ve fazlalardan bahis açılacak ise önceliği içimizde ne kadar tamam olduğumuz sorusunun yanıtını arayarak başlayabiliriz. Detaylamaya başladıkça, sözcüklerin izlerini sürdükçe, vurgulanmaya başlanalardaki hataların neler olduğuna dikkat kesilebildikçe, hayatta kendimizi yeniden konumlandırabilmeyi de sağlamamız mümkün olacaktır. Bir tespit düzeneğinden, nükteli eleştirilerden, imalı sözlerden öte bu sayfa aracılığıyla paylaşmaya gayret ettiklerimizin hemen tümü, amatörce bir müzik tanıtma çabasından ötesi değildir. Deuss Ex Machina'yı bu minvalde profesyonel site / ürün olgusundan da ayıran budur. Hatası ve sevabıyla sözcüklerin bize sağladıklarının dahilinde, detaylara başvurmaktan çekinmeyen bir bütünleştirme ve keşfetme çalışması , çabalanması bu sayfayı ve radyo programının düşe kalka sürekliliğini sağlamakta. Koşul ve şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun (Radyo'nun teknik anlamda son bir aydır yaşadığı problemler, yazılanların vakitlice tamamlanaması ve sair problemlerin giderek ivme kazanması) müziğin detaylarında ilerlemek bir kaç satır da olsa kelam ekleyebilmek hâlâ en büyük gailemiz. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı 'banttan' yayınlanan 258. bölüm dahilinde de kapsamı giderek genişleyen bir müzikal sunumu ortaya çıkarmaya çalıştık. Ambient kulvarında açtığı gedikler ile nam salmış Susumu Yokota'dan, modern klasik müziği söz konusu olduğunda adı anılası, gitarist James Blackshaw'a, Mısır'lı gitarist Omar Khorsid'e ithafen giriştiği Kaddak el Mayass (The Freak of Araby) güzellemesiyle Sir Richard Bishop'a ve ülkemizden Arabesk parçalarına iliştirdikleri seslerle alternatif bir okuma gerçekleştirmiş Fairuz Derin Bulut gibi ekip ve sanatçılar aramakta olduğumuz detaylara dair birer vesika teşkil ettiler. Haftalık olarak sizlere sunduğumuz albüm seçkisinde rotamızı Neutral Milk Hotel eskisi davulcu Jeremy Barnes'ın kurucusu olduğu, Heather Trost'un katılmasıyla, zamanla doğu/batı harmanlamasına evrilen projesi A Hawk and A Hacksaw'ı son uzunçalarları olan Délivrance'ın rehberliğinde sizlerle paylaşıyoruz. İyi Okumalar...İtinalı bir biçimde tersyüz edilen sesler zaman(ma)sal bir müzikal devinimi ve dinlenceliği beraberinde ulaştırmakta. Kurmacanın sağlamlaştırdığı, harmanlamaya eklenen her bir sesin varlığıyla beraber de müzikal sunumun çeşitlendirilebilirliği ortaya çıkar. Vurguların kimi zaman kakafonik yansımalardan kimi zaman da alelade dizilmiş izlenimi uyandıran kısa ses pasajlarının birbirlerine iyice lehimleyerek kotarıldığı bir devinim hasıl olur. Geçişlerde geçmişin izleri üzerinde yukarıdaki not boyunca iletmeye gayret ettiğimiz detaylardan yeni yollar bulunmasına benzeş çıkarsamaya imkan sağlayan bir düzenek tercih edilir. Müzik, akışın dahilinde değişiyor olsa da aslolanın betimlenen her bir kavisin içerisinde mümkün mertebe zamanın getirdiklerine dair birer çözümlemeyi de ihtiva ediyor olduğu gerçeğidir. Uygulamalı tatbik edilmesidir. Ayrıntılanan melodilerin, zamansızlaştırılan seslerin, çağrılarının bir yerlerden de tanıdık gelen vokal kesitlerinin bütünleştirildiği, kendiliğinden gelişim gösterdiği bir form olarak ‘disiplin’ soy ağacında yerini alan deneysel-folk-eklektizminin de bu minvalde benzeşen bir yapıda muhteviyatının kotarıldığından bahsedebiliriz. Çok bilindik formüllere bağlanmadan, aynı enstrümanlarla nasıl farklı yorumlamalara girişilebileceğine dair önemli bir örnekleme A Hawk And A Hackshaw. Dönemi içinde başlı başına bağımsız bir müzik düzeneğini oluşturmuş Neutral Milk Hotel’in kimi nağmelerini dolgun bir kıvama ulaştıran sesler ile benzerlikler barındırabilen yönleriyle A Hawk and A Hackshaw farklılığı sentezlerde arayan, deneysellik öğesini de müziğin merkezine konumlandıran bir proje / grup / çatı. Jeremy Barnes tarafından 2004’den bu yana sürdürülen müzikal çeşitlilik tüm ifade etmeye çalıştığımız, bütüncül katmanlarıyla birleştirilebilen, sözcüklerin tamamlayıcılıklarına ihtiyaç duymadan da enstrümantal yüzeylerinde tamama erebilen bir çeşitlendirmeyi sağlamakta. Kat'a gidilememiş yerlerin müziğinin yansıtılmasını da başarmakta tıpkı kendisine isim olarak alıntı yaptığı Cervantes’in Don Quixote başyaptının benzeşsizliğinde olduğu gibi iddiasını dinledikçe dinleyiciye taşıyan bir yapılandırmanın da altından başarıyla kalkar. Leaf Records etiketiyle yayınlanan “debut” çalışmadan itibaren bu süreçi irdeleyebilmek mümkün. Fransa'nın bir sayfiye yöresi olan Saumur'da derlenerek, birleştirilerek kotarılan bu ilk kayıtta, müzikal eşiklerin ham hallerinin kurgunun merkezine konumlandırıldığı bir dinlencelik ulaştırılır, tek kişilik Jeremy Barnes orkestrası tarafından. Kurguda muhtelif ayrıştırmalardan, aykırılıklardan beslenilerek sayfiyenin kakafonisi bir ezgi haline dönüştürülür incelikli bir ses ustalığıyla. Değişken saha kayıtlarından tutun da gövdeye eklenmiş olan her bir akustik öğenin kıvamı son derece iyi kotarılmış bütünlüğe ulaşabilmiş olması da bu ilk kaydı önemli kılmaya yeterlidir. Laternadan esinlenilerek yapılandırılmış bir ses kesidinin modern minimalist kompozitörler kuşağının ses yerleştirmelerine yakın duran, izini bu tarifi dinleyene göre değişebilen müziğe montesi ve halet-i ruhiyesini imgeleyen Maremaillette albümün müzikal iklimine dair bir fikri de verecektir. Hüznü yerle yeksan eden, doğaçlama bir doğu (çingene müziği) - batı (kabare müziği) buluşmasına ev sahipliği yapmış Romceasca, Black Firs, Cotton Woods, At Dusk üçlemesinde olduğu tamamen kurgulamanın bir doğaçlama ekseninde yorumlandığı kısa pasajlara uzanan, albüm boyunca süren müzikal hengamenin de içinden çıkabilmeyi sağlamlaştıran bir kayıt süregider.

İsimsiz debut kaydı müteakiben yayınlanan Darkness At Noon albümü, Jeremy Barnes'ın ileri sürmeye çaba sarf ettiği müzikal kesişimlerin yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı bir geçiş kaydına dönüşür. Tek kişiye bağlı olan bir üretim aşamasından, Dan Clucas (Trompet ve Kornet), Mark Weaver (Tuba) Jospeh Garcia (Ud) ve ilerleyen dönemde grubun daimi üyesi olacak Heather Trost (Keman) gibi isimler projeye dahil olmalarıyla bu çözümlemede ilk önemli safha aşılır. Melodik öğelerin yanında deneysellik dozu kuvvetli bir biçimde muhafaza edilmeye devam edilen Darkness At Noon'da bu sefer müzikal rota Transilvanya bölgesi olacaktır. Etnik-folk müziğinin seceresi dahilinden alıntılanmış yerel tınılara bağlar bulundurulan bir modern zaman melodikası ortaya çıkartılır. Zamanı durağanlaştıran, hayret verici biçim ve tavırlarla aklın bir köşesinde devamlı çalmaya devam eden bir ayin-i ruhani havası kaydın dahilinden dinleyiciye takdim edilir. Bir metafor halinde karanlığın sınırlarında kopan kahkahaları, aynen yaşamları boyunca sürekli bir o yana bir bu yana sürülüp duran çingenelerin durumuna işaret fişekleri yollayan bir başlangıç olan dikkat çekici Laughter In The Dark ile çalışma açılır. Enstrümantal yoğunluğuyla beraber Klezmer kültürünü modernize etme gayesinde olan 'Tzadik' kataloğuyla aynı hattan ilerleyen The Moon Under The Water ve A Black And White Rainbow parçaları gibi örneklerle A Hawk And A Hacksaw'un ses kapsayıcılığı, türetilen geçmiş gelecek birlikteliğine dair önemli açılımları temsil eder. Bir konseptin sınırlandırmasından öte eklentilenenlerin detaylarındaki değişkenlikler ile bir yanı daima canlı bırakılan ses erimi kotarılır. Albümün kapanışında yer edinen Amerika'lı folk sanatçısı / zanaatkarı Derroll Lewis Thompson'ın Portland Town parçasına yapılan düzenleme gibi hayat ile müziği buluşturan, duvarların da alaşağı edildiği gerçek bir gözlem sunumu gerçekleştirilir. Yaşayışın kendisinin nasıl hızlıca geçip gittiği elden avuçtan kaydığı konusunda derslik bir dinlencelik sağlanır parçanın özerk yapısı dahilinde. Seslere verilen önem ve bileşeyi oluşturan sentezlemenin kalıpların dışında tutulmasına uygulanan imtinalı kayıt dizilimi, dönemdaşları olmuş Beirut, Gogol Bordello, Amsterdam Klezmer Band vd. namzet batılı grup ve üretimlerden bir nebze olsun orjinaline daha yakın duran, daha can yakıcı, daha şenlikli bir tasvirler bütününe ev sahipliği yapmasına imkan tanır, A Hawk And A Hacksaw projesinin.Türetilen her bir kayıt aynı zamanda tarihe düşülen de birer nottur, A Hawk And A Hacksaw külliyatı kapsamında. Kimi zaman unutulanların hatırlatılması işlevini gösterir. Kimi zaman hüznün duygu dolu yansılarını ihtiva eder. Düzenek ve çark işletilir iken durağanlaştırılmış imgeler paylaşılır. Veryansın edebilmenin, hakka sahip çıkabilmenin, sevdanın ve acının nasıl birbirlerine bağlı kapı komşuluğunu gerçekleştirdiklerini ortaya çıkartan önermeler, dışavurumlar belirginleştirilir. Müziğin kökleri boyunca tüm Doğu Avrupa müziği semalarında seyrüseferine devam eden grubun 2006 tarihli Fanfare Ciocărlia grubu ile ortaklaşa kaydedilen The Way The Wind Blows albümü de bu bağlamda yenilikçiliğini eldeki tınıları manipüle etmeden olduğu hallerine en yakın bir biçimde duyumsayabileceğiniz bir denklem ve deneyimleme olarak tıpkı diğer çalışmalar gibi Leaf Records etiketinden yayınlanır. Detaycıl tasvirlere ihtiyaç bıraktırmayacak kadar hızlı bir biçimde, birbirlerinden ayrıştırılamayacak kadar bütünleşik bir tek parça hakimiyeti, bütünlüğü albümde dinleyicileri bekler. Müzikal hissiyatı en doğal şekliyle kayda ekleyen ekip çalışması boyunca bizlerin de aşina olduğu Çingene Müziği'nin kökenleri hakkında farklı okumalara da imkan sağlayan bir devinim gerçekleştirilir. Calexico'nun Amerikan kıtası folklorik öğe ve tavırlarının Balkanlardaki esintisi olan In The River güzellemesi ile beraber bu evrene dahil olunur. Ağıt formuna yakınduran meşakkatli, hızlıca akıp giden dünyayla hesaplaşmanın ezgisi The Way The Wind Blows, serbest cazın Osmanlı müzikal renklerinden yeniden konumlandırılmasına zemin sağlayan God Bless The Ottoman Empire, ilk albümde yer edinen tumturaklı, kallavi deneysel pozisyonun değişiklik geçirmiş hali; yaylıların baskınlığında The Sparrow, laternanın içine hapsedilmiş melodikanın, tıpkı o topraklarda yaşayanların hemen tümünün gönlünde yer edinecek kadar şeffaflaştırıldığı, yaşamlarının gelgitlerine değişimlerine içeriden, bir yorumun getirilmeye çalışıldığı Salt Water gibi kademe kademe arttırılmakta bir beis görülmeyen müzikalitesiyle mihenk taşı bir yapıt kotarılır. Keza buna benzeşen bir diğer kayıt olan ve aşağıda ağ bağlantılarımız üzerinden Undomondo sitesinden yorumları okuyabilecek olduğunuz Macaristan'lı The Hun Hangár Ensemble kollektifi ile kaydedilmiş kısa çalarıda bu bağlamda (DVD görsel desteğiyle beraber) diskoteğinizde uzunca bir süre dinleyebileceğiniz bir diğer seçki olarak dip not olarak iletelim.Mayıs ayının ortalarında yayınlanan Délivrance albümü gerek bu biriktirilenlerin, gerekse de The Hun Hangár Ensemble kollektifi ile adımlanan yeni eşiklerin birleştirildiği, yorumların daha Doğu'ya hatta sınırlarımıza kadar ulaştırıldığı derinlemesine müzikal kronolojiyi sağlamlaştırdığını belirtmeliyiz. Bir akademik tanım taşımamasına karşın, akla Kalan Müzik çatısı altında sunulmuş olan değerini bilemeyip de yıllar sonra keşfettiğimizde nerelerde imiş bu müzikler sorusunu getiren nadide örneklerle beraber rahatlıkla dinlenilebilecek bir albüm ortaya çıkartılır. Herşeyden önce hayat ritüelinde yerini almış, sese bürünmüş yaşamların, medeniyetlerin ve etnik toplulukların şimdilerdeki küresel köy olduk biz geçelim hemen Dünya vatandaşlığına, tek kimlikliliğine çıkarsamasına biraz yavaş olun uyarısını taşıyan, kendi has vurgularıyla oldukları gibi kültürel kimliklere hala ihtiyaç duyulduğunu ortaya çıkartan bir düzeneği hissettirir, ilk birkaç dinleyişin hemen ardından. Sorunların çözümü görmezden gelinerek, varlıklarının yok sayılarak, üstlerine baskı kurularak sağlanamayacağı aşikar olan genel anlamda Çingenelerin, özel anlamıyla da Balkan etnisitesine dahil olan herkeslerin dikkatle kulak kabartmasını gerektirecek kadar kendinden emin vurgular, önermeler barındır, sadece notaların bahşettiği tılsımlı seslerin yankılarıyla beraber. Rembetika: Aşk, Gurbet, Hapis ve Tekke Şarkıları (Kalan Müzik, 2007) toplama albümünde de yer edinmiş olan Foni Tu Argile (Nargilenin Sesi-Yedikule) parçasının A Hawk And A Hacksaw'a özgü yorumlaması ile çalışma açılır. The Hun Hangár Ensemble üyesi Balázs Unger'in virtüözitesini Kálmán Balogh ile beraber çaldıkları cimbalom enstrümanının performansına sahne olan Kertész gibi örneği de albümlerin oluşturmaya çabaladığı ortak dili pekiştiren bir doğu-batı harmanı olarak değerlendirebilmek mümkün. Bu yönde devamlılığı sağlayan, The Man Who Sold His Beard D.Avrupa Klezmer müziğinin kendine has yoğunluğunun kuvvetli bir yorumla canlandırıldığı, Heather Trost'un kemanı ile kollektif üyelerinin karşılıklı olarak atışmaları şeklinde süregiden parça finaline kadar temposu düşmeyen bir kompozisyonu kulaklara ulaştırır. Daha sonrasında yer bulan hayat imgelemini ortaya çıkartabilecek kadar kuvvetli bağlaçlara sahip, kemanı parçanın en başından sonuna kadar taşıyan deyim uygun ise enstrümanın konuşturulduğu, hüzünlere yol açıp ışığın yakalanmasını simgeleyen nefes kesici bir finale imza atılan, Raggle Taggle gibi geleneksel parçaların zamanımıza taşınmasına vesile teşkil edilir. Kendi dilini oluşturmuş bir yapını üzerine eklenmiş olan her yeni partisyonun nazar-ı dikkati cezbeder biçimde geleneksel ile modern arasına köprülenmesine örnek olabilecek Turkiye, hem müzikal yetkinliğiyle hem de güçlü dans ettirir öğeleriyle beraber Délivrance'ın ses kesişiminin doruğa ulaştığı bir odağı oluşturur. Mutluluğun olduğu kadar da acının, dünyadan öte tarafa göçmenin, final anının resmedildiği, folklorik yansının kasveti de irdeleyebileceği özgün bir tonlama Vasalisa Carries A Flaming Skull Through The Forest parçasıyla çalışmanın finaline ulaşılır. Anonim bir ezgi olan Lassú doygun bir dinlenceliğin de tamamlanması için nihai, vakur bir sonu gerçekleştirir. A Hawk And A Hacksaw'un, Jeremy Barnes ve Heather Trost ikilisinin bir müzikal keşif projesinin yanısıra, kültürlerin uygun bir potada birleştirildiği evrede ne kadar çok şeyi hatırlatabildiğinin kanıtını ortaya çıkartır Délivrance albümü. Son kertede bu çalışma kuralların, müziklerin disipline edilebilirliği gibi ön şartları, iyice meta haline indirgenmiş olan Dünya Müziği kavramının da hakkını fazlasıyla veren bir önerme olduğunu belirtmeliyiz. Esef miktar ile gündelik olarak tüketilesi, zihinlere ilaç niyetine takviye kabilinden... Takdimimizdir...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Hadi Aklan Netekim! – Şermin TOPÇU – Gazeteport
12 Eylül’ü Unutmamak – Fikret İLKİZ – Bianet
12 Eylül’ün Yardım ve Yatakçıları da Yargılansın! – Melih PEKDEMİR – Birgün
Madımak’ta 2 Gün – Serdar DOĞAN – Devrim SEVİMAY – Milliyet
Biz ‘Öteki’ Olduğumuz İçin O Günü Yaşadık – Serdar DOĞAN – Devrim SEVİMAY – Milliyet
Grev Güncesi – Sabah / ATV Emekçileri


A Hawk And A Hacksaw Official
A Hawk And A Hacksaw At Myspace
A Hawk And A Hacksaw At Leaf
A Hawk And A Hacksaw / Jeremy Barnes Interview At The Quietus
A Hawk And A Hacksaw / Heather Trost Interview At Layabozi
A Hawk And A Hacksaw & The Hun Hun Hangár Ensemble Review At Undomondo
Susumu Yokota Official
Susumu Yokota At Myspace
Susumu Yokota At Lo Recordings
James Blackshaw At Myspace
James Blackshaw Interview At Pitchforkmedia
James Blackshaw A One Man Orchestra At NPR Radio
Kronos Quartet Official
Kronos Quartet At Myspace
Kronos Quartet Floodplain Album Review At BBC Music
Micah Blue Smaldone Official
Micah Blue Smaldone At Myspace
Rick Tomlinson At Last.FM
Open Strings Early Virtuoso Recordings From The Middle East, And New Responses At Honest Jon’s Records
Sir Richard Bishop Official
Sir Richard Bishop At Myspace
Sir Richard Bishop The Freak Of Araby Review At Pitchforkmedia
Fairuz Derin Bulut At Myspace
Fairuz Derin Bulut Arabesk Albüm Eleştirisi Limbo Pillow


Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Poemé
Yürek Çağrısı – Adnan YÜCEL

Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere
Tatlı su göllerine akamıyorum
Yüzüm yüreğim deprem dalgası
Bu gül kıyımlarına bakamıyorum
Her sevi bir türküdür bağrımda
Her öfke bir ağıt
Ağıtlar kuşatmış dört yanımı
Kendi türkülerimi haykıramıyorum

Şarkılarla bezeniyor ufuklar
Yüreğim patlıyor dağbaşlarında
Yüreğim
Sancımı duyar mısın yaralarında
Kuş seslerinde yas nağmeleri
Şarkılar sabır ve çile makamında

Mendilimde öfke çıkınımda bilinç
Uykusuz kalır mısın kitaplarıma
Dudaklarımda hüzün
Avuçlarımda sevinç
Kulak verir misin çığlıklarıma
Dağları aşarak gelmişim sana
Demir kapıları kırarak
Işık olur musun karanlıklarıma

İsterim ki senden
Yaylalarda otlak olasın
Ovalarda ırmak olasın
Yayılasın göğsümün kırlarına
Sarasın beni sarasın

Dalların sevdası düşmüş toprağa
Olgun meyvelere hasret gençliğimiz
Zamanın billur çağlayanı
Gürül gürül akarken avuçlarımızda
Bir damla yağmur adına
Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz
Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam
Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz

Ateşler yine parlıyor dağlarda
Dolular yine kırıyor çiçekleri
Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri
Bulutları delen ışıklar
Ezik ve kinli
Aydınlık iri
Sanki kocaları işkencede kadın gözleri

Nasıl kapanır bu kanayan yara
Nasıl anlatılır ki sana bu hal
Terimde tuz gözyaşımda bal
Bağdaş kurar mısın soframa
Gözlerimde umut yüreğimde aşk
Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama

İsterim ki senden
İnancıma aşık olasın
Zindanıma ışık olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sorasın beni sorasın

İnce kabukları zorlanıyor zamanın
Gelecek damlıyor yorgun havuzlara
Damlalarla yılların gelin yüzü
Suların üstünde koskoca bir çağ
Umutlar sığmaz oluyor alanlara

Baharda gazel dökme bahçelerime
Ben yaşamayı bilmez miyim
Çocuklarım okul yollarında
Okullarım sabah kollarında
Sanki güzellikleri görmez miyim
Papatya beyazlığında ölüm sarısı
Karanfil kıvrımlarında kan
Bu çiçekler uğruna ölmez miyim
De gülüm ben seni sevmez miyim

Bahar değil acı yükleniyor dallarıma
Yapraklarımda ayrılık
Meyvelerimde gurbet
Vuslat olup gelir misin kollarıma
Ellerimde kış saçlarımda kar
Cemre olup düşer misin toprağıma

İsterim ki senden
Yılgınlıkta inanç olasın
Zulme karşı direnç olasın
Gömülesin aşkımın sularına
Göresin beni göresin

Göresin ki destan edesin
Söyleyesin dillerden dillere
Bir türkünün dizelerinde
Bir kavalın nağmelerinde
Alıp başını gidesin
Bağrı yanık yeller üstünde
Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma
Kırasın karanlıklarımı kırasın

(2 Temmuz 1993’de göz göre göre öldürülen 37 cana ithafen...)

Saturday, June 20, 2009

Deuss Ex Machina # 257 - Outmospheric Arts Of The Outmosphere

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_257_--_Outmospheric Arts Of The Outmosphere

15 Haziran 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanan programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week:Ilyas Ahmed-Goner (Root Strata)
>1<-Riceboy Sleeps-Boy 1904 (Parlophone Records)
>2<-Riceboy Sleeps-Stokkseyri (Parlophone Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-aAirial-Untitled #2 (Self Released)
>4<-aAirial-Poussières D'Etoiles (Self Released)
>5<-Ilyas Ahmed-As Another (Root Strata)
>6<-Ilyas Ahmed-Exit Twilight (Feat. Elizabeth Harris) (Root Strata)
>7<-Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu-Pencereden Kar Geliyor (Kalan Müzik)
>8<-Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu-Kaleden İnişmolur (Kalan Müzik)
>9<-Musa Göçmen-Ağıt (Rec By Saatchi)
>10<-Musa Göçmen-Yüzün (Rec By Saatchi)
>11<-Yaşar Kurt & Arto Tunçboyacıyan-Kendim Gibi (Arma Müzik)
>12<-Bandista-Hiçbir Şeyin Şarkısı (Self Released/Opzzz!)

Outmospheric Arts Of The Outmosphere (257) – Dışlanmış, Kapı Dışı Edilmiş Hayallere Yer Açmak Çabası Atmosfere Takılıyor. Siz / Biz / Onlar Çemberinde Tekil / Çoğul Hazımsızlıklar Yüzünden Bir Türlü Gün Yüzü Görülemiyor. Hep Beraber, Hep Beraber.

>>>>>Bildirgeç
Mesele, geçmişten tecrübe edilerek edinilenlerin, şimdilerde derinleştirilip, geleceğe aktarılabilmesidir. Bütünde işlevselliğinin de hezimete uğratılmasına fırsat verilmeden, sözleri tazeleyebilmektir. Mesele, vurgulanmaya çalışılanların öneminin imlenebilmesidir. Ayırdına varıldığında vah, tüh dememek için, deneyimleme, özümseme ve yeniden varedebilmenin yansıtılmasıdır. Farklı bileşenlerden sabit ayrılıklar ortaya çıkartmaktansa, bütün farklılıklardan yepyeni bir ortak sahanın, bilincin çabalanmasıdır, mesele. Kederli bakışımların, oluruna alışılmış hezeyanların, yetersiz söylemlerin bir daha karşılaşılmamasının sebebiyeti olarak ilintilenebilir. Mesele, boşa giden, heba edilmiş zamanda daimi bir biçimde eskilerin, söylenmişlerin tekerleme halinde tekrarlanmasının önüne geçilebilmesidir. Söylendikçe, söze değeri de katıldıkça dönüştürülebilen, nihayetinde bilinenlerin refakatinde yeni odaklar keşfedilmesidir. Çabanın tam da karşılığıdır, mesele. İdrak edilmişler ile yönlendirilmiş tenkit edilmişliğin birbirlerinden ayrışıp, ayrıştırılıp çözümlenmesidir. Kuvvetle muhtemel günün getirdiklerinin ardına da bakabilmektir pekala, çok istemsiz bir biçimde hayatlarımıza bir şekilde dahil edilmiş, sorunlarımızı da göremememize neden teşkil eden ara görüntülerden ve görünenlerden ırayabilenlerin karşılaşmasıdır mesele. Fikrin belirli bir düzlem içerisinde akışın dahilinde kendisini hissettirmesine karşılık verenlerin vicdanlarının seslenmesi, çağrısıdır mesele. Mesele, yerle yeksan olanın karmaşasında yeniden hayata tutunabilmektir. Belirsizlik bulutu dahilinde saklı tutulmaya, söze kavuşturulmamaya, üzeri kapatılmaya devam eden her bir durum, olgu ve olayda hatra düşen şüphenin diğer adıdır. Sınırlandırılmış sahaların dahilinde göstermelik izinler ve beklentisizliklerle hemhal edilmiş gerçek addedilenlerin sorgulanmasıdır mesele. Yönsüzleştirilip tek bir doğrultu üzerine, doğru olarak savlananların ne kadar yanıltıcı olabileceğinin keşfedilmesidir mesele. Nasıl olsa farkına varılmaz denilerek, ses edenimiz, karışanımız edenimiz olmaz denilerek giderek daha da fazla esasın arkasına gizlenen gerçeğin farkındalılığıdır, mesele. Çaba; ister tekil, ister daha kalabalık olsun bireylerin seslerini yükseltebilmelerinin, dayatmaların ve horgörünün tavan yaptığı zamanın hızını bir nebze olsun kesmesi, ne oluyoruz dedirtebilebilmesi de bir başka tamamlayıcısıdır, meselenin. Taraf olmanın zorunluluğudur kimi konularda, mesele. Bir tarafından tutulup peşine düşülen hayat gailesinden resmi geçitler tasavvurunda duraksamadan sözünü ifade edebilmektir mesele. Görünmüş olanların birer vakit öldürücü hezeyanlar olmasından öte, zihindeki yarıda kalmış soruların yanıtlarının tamamlayıcılığı unsurundan da dem vurulmasıdır mesele. İnsan olmanın, insani kaygılar taşımanın, kendilerini kurtarmış belleyenlerin dar bakışımlarından, adam sendeciliklerinden de uzaklaştırabilecek hareketlenmedir mesel. Kederin simsiyahlığında bambaşka renklerin varlığını kanıtlayabilmek, olurunu değil eşitlikçiliğini, hak edilebilirliğinin sınırsızlığını, sesin yankısını tanımlandırandır mesele. Yaşadığımız güncelliğin kapsamı dahilinde oldurulmaz, olumsuzluğunun yükselen eşiğini dizginleyebilmenin gerekliliğidir meselenin tam kapsayıcılığı, sözün özü.

Akıntının tersine karşı alabildiğince itikatli bir biçimde yol açabilmek, yeni eşikler ortaya çıkartabilmek, sözcüklerden edinilenlerle kelamlar ortaya sürmek da bu kapsamın dahilinde değerlendirilebilir. Mesele, varedilmiş olanın yanlışlarını tekrar etmek değildir. Eleştirilebilirliğin herkes için eşit mesafede, eşit şart ve düzeylerde gerçekleştirilebileceğini belirginleştirmektir. Bölünmelerin getirmiş olduğu ayrılıkların da nihayetinde, sorunları önünü alınamaz bir biçime evirdiğini, genişlettiğini söyleyebilmektir. Susmaların sonsuz bir döngüde kaçıyormuş hissinden ötesini sağlamadığının bilinmesidir. Durmaksızın ilerleyen an, vakit, günün ardından ümitsizliğin tepelemesine kasvetine teslimiyetçilikten ötesine vakıf olabilmektir ha keza. Hakkın kendisinin nasıl badirelerle edinilebildiğinin düşünsel bir yansımasıdır. Tepkimeleri ortaya çıkartan yegane şeyin düşünsel bir mesel ediniminden kaynaklandığı iddia edilebilir. Bunu yaşanmış olan nice toplumsal olayda imleyebilmek de ayrınıtlarıyla beraber mümkündür. Varlığı kanıtlanmış sistematik dahilinde halkın kendi kendini yönetmesi olarak tanımlandırılan demokrasinin uygulanabilirliğine dair de, takılı kalınıp da her daim en başa geri dönüşlerin hemen tümünü de bu detaylarda sabitlemek, al kalemler ile beraber kalınca çizebilmek de söz konusu. Yaşadığımız coğrafyanın da bu konularda pek mahir örnek, çıkarsamalar barındırdığını iletebiliriz. Yakın doğu komşumuz olan İran’da 12 Haziran tarihinde yapılmış olan seçimlerin ardından da ortaya çıkan karaşınlığı, sistemin nasıl kendi içerisinde bölünmez, değiştirilip geliştirilemezliğinin katıcıl bir biçimde ortaya, yine yeni yeniden çıktığının ispatı arasında ilintileyebiliriz. Kimi zaman ağır kuralların ve hükümlerin geçerlilik sağladığı, kimi zamanda umulmadık çıkışların odağa alındığı, dine dayalı bir demokrasi yorumlanmasına sahiplik yapan bir ülkede hemen hemen birbirlerinin aynısı, tamamlayıcısı hassasiyetler üzerinden hareket eden iki adayın arasında bile ne kadar büyük farklar ayrışımların da ortaya çıktığınıysa en son bir kaç gündür internet üzerinden yayınlanan görüntülerde fark etmek mümkün. Meselenin özünde ne kadar aynı olunsa da detaylar üzerinde farklı bir söylemi tutturmak, ilerletmek konusunda çabalara girişmiş olan Mir Hüseyin Musavi’nin destekçilerine reva görülenlerin tam da katıcıllığın koruma kalkanlarını nasıl da tehlike var! denildiği anda harekete geçirdiğini ortaya çıkartan bir imgelemi önümüze getirmekte. İnsanların temel hakları olan seçme özgürlüklerine bile müdahalelerin, demokratlığın bile sadece yönetimin devamlılığını sağlayacağına Din Konseyi tarafından hemfikir olunup onaylanan adaylardan Mahmut Ahmedinecad’a ve taraftarlarına hak olarak tanımlanmasının, haberleşme özgürlüğünü bile çok sert tedbirlerle beraber ulaşılmaz kılınması gibi çoğaltılabilir örneklerin gerekliliğini tanımlandırabilecek, açıklayabilecek herhangi bir argüman henüz yok. Farklılaşmanın sadece ucunun dahi gösterilmesinin, sınırlı taleb edilmesinin veyahut ismen anılmasının bile belli başlı problemlere kol kanat germekle eşdeğer olarak atandığı bir ülkenin, halkının ortaya koyduğu çabanın ne kadar önemli olduğunu açıklayacak pek çok söz edilebilir. Mesele, mümkünatlar için çaba sarf edilmesidir, mesele hak olanın da edinilebilmesine olan sebattır. Ufak bir ihtimal de olsa güneş yeniden doğduğunda nefesin daha gür, daha kendinden emin çıkabilmesidir. Gerisi laf-ı gûzaf. Sözümüzün sonuna Milliyet Gazetesi yazarlarından Ece Temelkuran’ın 17 Haziran tarihli İran yazısından yaptığımız altınıyı ekleyelim:

Tiannenmen?
Daha ilk gün, insanlar sokaklara çıkmaya başladığında, görüntüler 1979’daki Şah’a karşı ayaklanmada insanların sokaklara çıktığı günlerin arşivlerden çıkarılmış görüntülerine benziyordu. Daha ilk saatlerde bile içimden şöyle geçti:
Çünkü biliyorum, İran halkı ciddidir. Bir kere ayağa kalktılar mı...
Fena. Nitekim muhalefet lideri Musevi eğer kararlaştırılan büyük gösteriyi iptal etmeseydi ve göstericilere ‘itidal’ çağrısı yapmasaydı şimdiye kadar çoktan bir Tiannenmen görecektik.
Zira seçimlerin sadece bir gün öncesinde İran’da bir e-muhtıra olayı yaşandı. Muhtıra, kısaca ‘Öyle renkli devrim falan yapmaya kalkarsanız icabına bakarız’ diyordu. Bu uyarıya aldırmayanlar Devrim Muhafızları’yla bağlantılı askeri bir binayı kundaklamaya kalktılar.

Sonuç tuhaf...
Polis linç girişimleriyle karşılaştı. Fakat bütün bunlara rağmen İran’daki kaynaklar Ahmedinecad’ın ardındaki sistem desteğinin azaldığını söylüyor.
Ayetullah Ali Hamaney, seçimlerin incelenmesini istiyor. Haklı, zira sandık sonuçlarında hakikaten bir tuhaflık var.
Musevi’ye desteğin en yüksek olduğu yerlerde bile Ahmedinecad her nasılsa tulum çıkarmış. Öte yandan, seçim sonuçlarının açıklandığı gece İran televizyonu sonuçları bölge bölge verirken arada yirmi dakikalık bir kesinti oluyor, bambaşka şeylerden söz ediliyor ve seçim sonuçlarına geri dönüldüğünde aniden ulusal sonuçlar verilmeye başlanıyor.
---
Taraf olmak
Peki siz İran’da olsaydınız? Biliyorsunuz ki bölgede ABD tarafından istenen bir değişiklik var ve Musevi o değişikliğe tam denk düşüyor.
Sinir bozucu. Ama öte yandan, Ahmedinecad döneminde her türlü özgürlük ciddi biçimde hasar gördü ve ahlak polisi sokaklarda durmadan insanların peşinden koşturuyor. Batılı haber kanallarının ısrarla ‘devrim’ diye vermeye çalıştığı haberleri görüyorsunuz ve bunun bir devrim olmadığını biliyorsunuz ama özgürlükleriniz için sokağa çıkmak istiyorsunuz.
Halk iradesi üzerindeki dini ve siyasi vesayetin kalkmasını istiyorsunuz. Ama biliyorsunuz ki bu sizden başkalarının da işine yarayacak. İran’da siyasi denge değişirse bölgede ‘imparatorluğa’ karşı kafa tutacak kimse kalmayacak. Dışarıdan bakanların durumu olmadığı şekilde paketleyip yabancı haber bültenlerinde ülkenizin olmadığı gibi gösterilmesine, hikâyenin eksiltilmesine kızıyorsunuz ama bu ülke de böyle gitmez.
Ne çok karışıklık. Taraf olmak kesinlikle gerekli ama taraf olmak ne kadar zor. İran sokaklarından gelen görüntüleri televizyondan, internetten neredeyse saplantılı bir biçimde takip ederken bunu düşündüm. İran’da araya giden arkadaşlara selamla...


Öne sürmeye, atıfta bulunmaya, iletme gayreti içerisinde olduğumuz konularda giderek daha da fazla grileşen bir metinsellik üst çatısına ulaşmaktayız. Sözcükler, çoğu zaman keyiflendirici bir durumdan ırakta olan konuları karşımıza çıkartıyor. Hafifletme gayretkeşliği içerisinde olunsa da bir noktadan da sonrasında düşüncelerin iletimi daha önem arz eden bir kimliğe bürünüyor. Zaman mevhumu sürmekte iken, edinilen, idrak edilenler ve bilinmezlikle terbiye edilip anlaşılmaz addedilenlere dair çıkarsamalar bir şekilde bu günce aracılığıyla sizlere ulaştırılıyor. Hatalarını barındırsa da ortak sorunların herkesleri kapsayacağına, ucunun birilerine nihayetinde dokunabileceğini fark ederek, sorumluluklarımızı tekrardan hatırlatmaya çaba sarf ederek yapılandırılan bir sunum gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Hoşnutsuz gidişatta farkındalılığı sağlayacak, arttıracak yegane kaynaklardan birisi müzik. İster atonal tekniklerle tek bir tını haresinden şekillensin, ister çoklu katmanlarıyla yüzeylerine eklenmiş her bir dönemeciyle beraber çoğul bir müzikal dinlencelik sağlasın, sözcüğün ve yazınsalın tamamlayıcısı bir devinim kulaklarımıza ulaşır. Müzik, önceden hazırlanarak tüketime sunulmuş ön tanımlı bir bütünselliğinin yanında, dinleyicilerin de kendi yol haritalarını, fikriyatlarını eklemleyebilecekleri değişken bi'geniş sahayı beraberinde getirmekte. En serbest kürsüsünden. Yorumlamaya ve yorum katabilmeye de imkan sağlar bir şekilde işlenmeye hazır ve nazır bir biçimde, türlü farklı çeşitlilikte sesler bu gri güncelliğin içinde nefes alabilmemizi sağlar. Bir düşünce zincirlemesi içerisinde, tınılar kümesinden yayılan tılsımlı dinlencelikler tamamlanmayı bekleye duran dönüşümleri de sonuca ulaştırmaya vesile teşkil eder. Kümelenmiş olan kasvetin üzerinden güneşi, yeniden keşfedebilmeyi, meselelerin özüne dair yetkinliği arttırabilmeyi sağlar. Pazartesi akşamı Dinamo 103.8'den yayınlanan anonssuz, katışıksız Deuss Ex Machina, 257.bölümünde de bu bağlamda şekillenen bir müzikal kesişimi sizlerle paylaştık. Ambient müziğinden, halk müziğimizden örneklere, yenilikçi işler ve tasvirlere zemin sağlayan alternatif yorumlarla da tanmlandırılan bir kurguyu sunma gayreti içerisinde idik. Bu bağlamda gitarıyla oluşturduğu müziğinde folk disiplininden, drone elektronikalara uzanan çeşni harmanının altına ustalıkla imza atan Ilyas Ahmed'i Root Strata etiketinden yayınlanan Goner albümünün de öncüllüğünde sunuyoruz. Bir mizansen hayal edin. Evet tam şimdi, şu anda bulunduğunuz ortamdaki kargaşayı anımsatan seslerden kendinizi izole edip sadece o sese odaklanmaya çaba sarf edin. Bir yerlerde henüz çalınıp durmaya devam eden ama hissedip, fark etmek için özel çaba göstermedikçe yüzünü göstermeyen o seslere. Gündelikliğin karaşınlığı içerisinde imtina etmediğiniz, kulağınızın arkası ettiğiniz tüm o varedilmiş tınılara. Kah berrak bir durağanlığı çağrıştıran efsunlu hayal dünyasına, kah şimdiye geri dönüş yapmanıza da imkan sağlayan nispet edercesine kuvvet kazanan hışırtılara. Durak ve yolculuk belirsiz, sadece kulak kabarttığınız sürece kendini dönüştüren, size farklı tınılar duyumsatmak konusunda yardımcı olan bir ses evreni, dahil olmaya çabaladığımız. Uzaklarda bağlı kalmadığınız, bağlılığınızın olmadığı bir yerde sizi kendisine bağlayan bi ses kümesi. Ehemmiyet gösterdikçe, kayıp otobanın tercihli yollarında sesinizin yankılandığını, çıkmazlar arasında seyyahlık eden bünyenin bir anda ikiz tepelerin üzerinde, tıpkı adaşı kült dizinin çarpıcılığındaki karelere dahil olduğu bi’büyüleyici atmosferin sınırlarına uzandığınızı hissettiren birbütünlük. Pakistan’ın Karaçi şehrinde dünyaya gelen Ilyas Ahmed’in önce New Jersey ardından da Portland şehirlerine uzanan göçerlik / seyyahlığının izlerini barındıran müzikal külliyatı dahilinde de yukarıda kısa değindiğimiz gibi bir içsel ses keşfi gerçekleştirebilmek mümkün. Tavizsiz bir biçimde vurgulamalarıyla yeni akım folk ile beslenerek geliştirilen içeriğine bir tutam doğu mistizmi katılan bir formül kulaklarımıza çalınmakta. Sesi çıkartan gitar naif deryayı tanımlandırma çabasında Ilyas Ahmed’in en büyük yardımcısı konumunda. Ara yüzeyler, modifiye edilmiş vokal kesitleriyle beraber muğlaklığa yer bıraktırmayacak bir biçimde modern zaman hikayeleri tellendirmekte, adım adım yapılandırmakta, Ahmed. Diğer yanda, doğu ile batı arasında gözlemlere yer veren ama hiçbirini diğerinden üstün bir biçimde kurgusunda ön plana çıkartmayan döngü birleştirmesine de giriştiğinin de altını çizebiliriz. İşitilir bilinmez, görülür anlaşılmaz, konuşulur yürekten karşılık bul(a)maz müziklerden koşar adım uzaklaşırcasına kendi içerisinde dönüşümler gerçekleştirebilen bir yapının temelleri üzerinden hareket eder sanatçı. 13’ünde edindiği gitarla beraber büyütülüp, damıtılan müzikal yolculuk birbirleriyle bağlar barındıran toplamdaki dokuz albümlük serinin çatısını oluşturur. Bir yapı içerisinde pek çok farklı müzikal odağın birleşimidir de bu aynı zamanda. Foxy Digitalis sitesinde de yazar Brad Rose’a verdiği röportajda da bahsettiği Captain Beefheart And His Magic Band’in Trout Mask Replica’sı ile Ravi Shankar’ın ‘In New York’ albümlerinden ilham edinilmiş bir düzenek Ilyas Ahmed’in kolajlarının kökenleri ve çıkış noktaları konusunda yeterli bilgiyi sizlere sağlayacaktır. Geçmişin izleri takib ediledurur iken doğaçlamalara zemin sağlanan bütünleştirme müziğinde daima ön plana çıkartılır.

2005 yılında kendi imkanlarıyla, iki basımda toplam 100 adet olarak yayınlanmış olan “Between Two Skies” albümü bu deneysel dinlenceliğin ilk örneği olup sanatçının külliyatının da başlangıcını oluşturur. Yeni akım folk müziğiyle de benzeş hüzmeleri barındıran, dört kanalın dahilinde eklemlenebilecek tüm ses katkılarıyla sonuna kadar emek verilerek katık edilen kayıt dinleyicilere sunulur. Ardılı, dönemlerinde karşımıza çıkacak olan sentezlenebilir sesler dünyasından ters köşeleri imlemeye gayret gösteren, gecenin kaydı olur. Karaltılarla, sessizliğin kolkola girdiği, özellikle doğu külliyatında melanetle eşdeğer tutulan bir olguya dair bilinmeyenleri müziğinde, tasvirlerle beraber işler, Ilyas Ahmed. Melankolik akislerin ön yüzeyde gitar pasajları ile sağlandığı yaralayıcı bir derinlik kaydı olan Black Midas'la kayıt açılır. Puslu, kavetli bir yankılanma / yakarma / vokal denemesinin odağı belirlediği elektro-akustik As Those Above, hemen ardında bitiveren Night Song parçaları melodikanın kuvvetini irdeleyen birer belgesel kayıt olarak çalışma içerisinde yerlerini alır. Sözcüklerin fısıltı raddesinde düşük, bozulmuş, dönüştürülmüş halleriyle sakinliğin içerisinde dinleyiciye daima sorular sorduran, düşündüren bir kurgu iletilir. Onyedi dakikalık süresiyle beraber albümün kapsamış olduklarının özeti kabilinden bir dinlenceliği sağlayan, deneysellik vurgusunda geleneksel “Hindustani” müziğinden de etkileşimler ihtiva eden To You Soon - Silence The Night, Ilyas Ahmed'in müzikal modellemelerinden bir diğerini oluşturur. Gece kavramı üzerine kotardığı bir diğer kayıt olan “Towards The Night”çalışmasının da zemini oluşturulmaktadır bir yandan. 2008 yılı içerisinde Digitalis Recordings etiketiyle Pete Swanson tarafından yeniden derlenip toparlanarak sunulan bu iki dönemsel kayıt müzik-hayat bağlamını imlemeye gayret göstermekte olan bir aynalamayı da sağlar. Vokal kullanımının asgari seviyeye çekildiği, enstrümantal yoğunluğun arttırıldığı bir ruh dinlenceliğinin ortaya çıkartıldığından dem vurabilmek mümkün, Towards The Night kaydında. Dönüştürdüğü, müzikal eşiklerden derledikleriyle farklı olana dair yorumlamaları belirginleştirildiği sinematografik detaylardan hareketle ilerleyen bir kurgu albümün çatısını oluşturur. İnsansı kaygı ve endişelerin tavan yaptığı, ıssız gece seslerinin, karanlığın kasvetini arabeskleştirmeden işleyen bir epik yapıt olacaktır, zamanla. Bu iki meselesi ve kapsamı önceden belirlenmiş albüm dizisi. Oluşturulan şarkılar iç içe geçtikçe mekandan ve zaman mevhumundan ayrışmakta olan, kompleks birer yapılandırmaya evrilir. Görsel desteğe ihtiyaç da duyulmadan sözcükleri sıralamanıza vesile teşkil edecek kadar kendi rutininde değişkenliklerle mürekkep , tonal batı müziğiyle bağları bulunan, kuralcı, geleneksel raga ezgilerinden türetilen bir çeşitlendirmeyi içerir. Ne eksik ne fazla.2006 yılında Portland'lı, 'Six Organs Of Admittance', 'Kuupuu', 'Matt Valentine' vd. gibi mahir üreticilerin deneysel kayıtlarını paylaşmış Time-Lag Records'dan “Century Of Moonlight” albümü yayınlanır. Artık daha fazla çiğ seslerin duyumsanabildiği, taşların da giderek yerlerine oturtulduğu izlenimini daha ilk bir kaç dinleyişte zihinlere kazıyan bir metafor kayıt olarak ilintilenebilir, ilk elden çalışma. Karanlık ve pus, kasvet ve tedbirlilik baki kalmakta iken, bütün o bölünmüş, bölümlenmiş yeniden yorum katılmış seslere acının zuhur eylendiği bir kesişim irdelenir. Ilyas Ahmed'in gitar nağmelerini manipüle ederek tertip ettiği kesitlerde hakkaniyet aranır, yitip gidenlerin üzüntüsü paylaşılır. Alexander Keefe’in Jugaad ağ güncesi için yaptığı röportajında da değindiği üzere Hindustani Müzisyenlerinin ve Urdu Gazalilerinin zorunlu olarak göç ettirilip sürülmelerinin, hayatlarını nasıl alt üst ettiğini ama bir yandan da müziklerinin azami doygunluğu yakalanmasına önemli bir etmen olduğundan dem vurur. Bunu da Ilyas Ahmed'in müziğinin yansıttıkları ile bileşkesinden söz eder. Her ne kadar o toprakların uzağında olsa da, türetmiş olduklarının sadece özgün bir türün getirdiği, kendine özgü bir cemaatin tınılarından daha fazlaca 'evrensel' bir yorum gücünü içerdiğini ekleyebiliriz. “Century Of Moonlight” çalışmasına dair önemli bir diğer ayrınıtı olarak. Derinlemesine 'drone' kompozisyonun işlendiği, zilin yabancılaşma efekti olarak da kayda dahil edildiği meditatif bir ağıt olan Softly Tomorrow ile kayıt açılır. Tim Hecker'in piyano ile elektronik elementleri bütünleştirdiği yapıtlarının gitarlı düzenlemesi olarak tanıma kavuşturabileceğimiz Red Spring gibi somut tasvirler albüm boyunca dinleyiciye sunulur. Albümün doruk noktası olan, ambient mahlasında deneysel izlerin, gizemli vokallerle taçlandırıldığı The Gathering parçası gibi örneklemeler deneysel müziğin ileri uçlarından tatları belirginleştiren zengin bir dinletiyi oluşturur. Naqi ve Yahan Dur Wahan çalışmalarında da yakalanan bu benzeşsiz formun dahilinde zaman zaman epik dönüşümler ihtiva eden, zaman zaman da saydam melankoliye buyur edildiğimiz müzikal ziyafetlerin de altına imzasını atar, Ahmed. 2008 yılında yayınlanan “The Vertigo Of Dawn” ismiyle müsemma bir biçimde psychedelic rock ile kalifiye yeni akım folk müziğinin karşılaştırıldığı, bozulup yeniden kotarıldığı bir sahanın temsilini sağlamlaştırır. Tekrardan kotarılan seslerin detayları tektipleştirmekten alıkoyduğu tesfirlere girişir Ilyas Ahmed. Fazlasıyla uyanık tutan, düşüncelere daldıran yoğunluk ilk parçadan itibaren dinleyiciyi kendi çekim alanına dahil eder. Bir uyarlama ve edinimlerin tekrarlanmasından ise giderek ilk albüm ikilisinden daha uzağı işaret eden, raga, qawwali gibi doğduğu yerlerin dinsel-ağır başlı musikilerinin, elektronik kesintilerde resmedildiğinin de altını çizmeliyiz. Kapak tasarımından, parça isimlerine kadar tamamlayıcı öğelerle yapılmakta olan kayıt bir sanatsal doküman haline dönüştürülür böylelikle. Dinlenip bitirilen bir ritüelden çok daha fazlasına da merak uyandıran bir derleme hali, dertlenme halidir, “The Vertigo Of Dawn”.Ilyas Ahmed’in çoğul katmanlı çok zaman kişisel çıkarımlara imkan sağlayan neşriyatlarından sonuncusu 1 Mayıs tarihinde Root Strata etiketinden Goner mahlasıyla yayınlanır. Temas edip, dayanak sağlamakta olduğu folk öğesinin üzerine eklenmiş olan yeni hatlar albümün içeriğinde karşımıza değişken müzikalite ve yansılar ile çıkar. Bir grup formuna yavaş yavaş evrilmekte olan bir ses erimi söz konusudur herşeyden önce. Bütün teknik imkanların tek başına bir sanatçı tarafından kotarıldığı kayıtların yanında Goner başka neler türetilebilir sorusunun yanıtını barındırır. Elektronik sekansların dahil ediliği kuşaklarda, çiğliği hala muhafaza edilen bir pop aranjman dizisi oluşturulur, Ilyas Ahmed tarafından. Nispeten de eskilerden daha farklı ve farkındalılığı arttırılmış olarak hayata karşı bir sorgulama eylemi albümün bütününde yaygın bir biçimde kulllanıldığı bir yapılandırma oluşturulur. Gidenlerin ve yitirilenlerin ardından bir şapkanın öne konularak durum değerlendirmesi, veryansını olarak da ele alabiliriz bu durumu. Badirelerin beklenmedik anlarda insanı bulduğu bir dünyada yaşanılan çelişkilere dair detayları belirginleştiren komutlar, sözler de her zaman olduğu gibi muğlak bir biçimde kayda yansır. Sanki dinleyicinin kendi sözlerini oluşturmasına fırsat sağlanması istenmişçesine özenle ve itinayla. Albümün açılışında rahatlıkla modern rock tabiyatına uygun düşecek modifiye piyano elementleriyle kavuşturulmuş Earn Your Blood ile çalışma açılır. Blues’u bu seferinde parçanın odağına çekmiş olduğu distorte sesler arasında Cocteau Twins’in nağmelerini gerek his gerekse de duruş olarak anımstan kolajlaması Love After Love gibi özgün nağmeler kulaklara misafir olur. Davul makinesinin düşük filtreli arka fonunun üzerine serpiştirilmiş olan gitar nağmelerinin, bölük, pörçük bir aşk ezgisini sunduğu Some Of None pek ala eski zamanların hissiyatlı folk nağmeleriyle başa baş gidebilecek bir yetkinliği tanımlandırır. Kuvvetli elektro gitar nağmelerinde psychedelic rock’la drone elektronika arasında gidip gelen sinematografik Enter A Shadow gibi geçmiş kayıtlarla bağlar bulunduran bir köprüleme gerçekleştir. Jóhann Jóhannsson, Ólafur Arnalds, Stafrænn Hákon gibi teoris-müzisyenlere ait ortam müziği halet-i ruhiyesini albüme taşıyan As Another kurgusuyla, beraberinde kulakların pasını silen akustik bir yapıyı tanımlar. Albümün finalinde bariz ayrıştırmalar barındıran nu-folk akımında kendi yolunu çizebilmiş kadın ozan/sanatçılarından Elizabeth Harris’in vokallerde konuk olarak yer aldığı Exit Twilight parçası yer alır. Bütünlüğün yine bozulmadığı albümün genelinde bahsedilmekte olan gidişlerin vuruculuğunu, vurgun yemişliği ortaya sereserpen bir akis olur, Exit Twilight. Ilyas Ahmed zor olanların dünyasında kendi meselesini tanımlandırmak için yeni güfteler ve besteler çıkartıyor. İstisnasız bir biçim ve tavırla beraber somut örnekler geliştirmekten, kendini ifade etmekten kaçınmayan bir atmosferin gerek tanım gerek içeriğini dolu dolu irdeliyor. Sesle, solukla, nefesle, defaatle tüketilebilecek, dinlendikçe yeni keşifler gerçekleştirilebilecek hikayeleri müziklendiriyor…

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
İran – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Revolutionary Road.. – Saeed VALADBAYGI – Blogger
İran Soruyor: Oyum Nereye Gitti? – Maral JEFROUDI – Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi – Birgün
İran: Sessizliğim İkrar Değil – Maral JEFROUDI – Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi – Birgün
Salome Tahran Sokaklarında – Salome – Dünya Bizim
Ayetullahları Cin Çarpacak – Ramin CIHANBEGLU – L.A. Times – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Ilyas Ahmed Official
Ilyas Ahmed At Root Strata
Ilyas Ahmed At Last.FM
Ilyas Ahmed Interview At Foxy Digitalis
Ilyas Ahmed Interview At Jugaad
Riceboy Sleeps Official
Riceboy Sleeps Official Album Informative
Riceboy Sleeps At Myspace
aAirial At Myspace
aAirial Album Review At Dinleme Parkı
aAirial A Ma Muse At In The Backyard
Erkan Oğur / İsmail Hakkı Demircioğlu At Kalan Müzik
Erkan Oğur Vikipedi Sayfası
İsmail Hakkı Demircioğlu Vikipedi Sayfası
Musa Göçmen Official
Musa Göçmen At Rec By Saatchi
Yaşar Kurt – Yashar Resmi Sitesi
Yashar Nefrete ve Kine Karşı – Özlem ERTAN – Taraf
Kardeş Türküler, Tunçboyacıyan ve Kelani’yle Sahnede – Uğur BİRYOL – Bianet
Bandista Resmi Sitesi
Bandista Devrimci Müziğe Yeni Bir Ses – Fırat İLİM – Birgün
Bandista At Ekşi Sözlük

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Free Iran – By Sardar FARROKHI
© Sardar FARROKHI’s Flickr Page

Ilyas Ahmed’s Pictures Courtesy From:
A & B C

>>>>>Poemé
Yokluğun İklimi – Odisseus ELİTİS

I
Dünyanın bütün bulutları günah çıkardı
Yerlerini tasam doldurdu

Ve saçlarımın içinde üzgün düşüverince
Pişmanlık duymayan elim

Bir acının düğümüne bağlandım.

II
Saat unuttu kendini akşam olurken
Anıdan yoksun
Ağacı sessiz
Denize doğru
Unuttu kendini akşam olurken
Kanat çırpmalardan yoksun
Yüzü kımıltısız
Denize doğru
Akşam olurken
Sevgiden yoksun
Ağzı kararlı
Denize doğru

Ve ben içinde, kendime çektiğim durgunluğun.

III
Öğle sonrası
Ve onun imparator yalnızlığı
Ve rüzgârların sevecenliği
Ve atılgan çekiciliği
Hiçbir şey gelmiyor. Hiçbir şey
gitmiyor.

Bütün alınlar çıplak

Ve duygu yerine bir duru cam.

Türkçesi: Herkül MİLLAS

Monday, June 15, 2009

Elektronmaşina---Serial 12

ELEKTRONMAŞİNA-------------------------------dR.Warp Bildiriyor.

Giderek giriftleşen bir döngünün içerisinde yön tayini gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Mevzular ve mevkiler birbiri ardına bu çelişip karmaşıklaşan döngünün içerisinde doğru nedir sorunsalını beraberinde getiriyor. Her seferinde, her saniyesinde. Açmazlarımızda bir arpa boyu yol almayı başarabilirsek de her seferinde bize özgü bir halet-i ruhiyeymişçesine çarptığımız duvarların etkilerini azaltmaya çalışırken kendimizi buluyoruz. (Bkz. Derdest edilsek de yıkılmamaya çalışmak için sarf edilen efor.) İkisi bir arada. Formüle edilemeyecek kadar derinleşip, ayrışan içselleştirilip kendinizce bir tarif sağlayabileceğiniz çoklu ortam içerisinde, teknolojinin payını da idrak etmeye çalışıyoruz. Ön tanımlı model ve modernist bir yaşayış biçimine tıklım tıkış sıkıştırılmış bireyler olarak keşke tali yollarda mı kalsaydık sorusu zihinlerimizde kendini gösteriyor. Çelimsizleşip, yıldırılan düşün daha nerelere kadar sabır gösterecek seyreyleyeceği

“Bu birbiri içerisinde çelişen ve çelişmeye de devam ettikçe hayatı içinden çıkılması zor bir sarmal haline dönüştüren açılımların arasında bir nebze olsun nefes alabilmemizi olası kılabilecek bir sunumu gerçekleştiren “müzik” bizim bu satırlar içerisinde temel çözücümüz. Kelime dağarcığımız, hiç belli edilmemiş bir resmin yansıması, bir sonra çıkacak karedeki çözümleme aracımız.Elektronmaşina burada bir aracı olmaktan gurur duyarak sizleri selam eder.Sözel inceleme kısımlarının yanı sıra, listeleme metodu ile de merak uyandırabilecek parçalar için küçük bir takip listesi sizlerle olacak. Elektronmaşina, müziği var edilir, yaşanılır bir forma kavuşturmaya devam edecek. Her daim desturumuz olan söz öbeği ile sizleri yazıların içeriğine bırakalım. İyi Okumalar”

“Elektronik müziğin asallığında, aslında her daim bizlerle olmuş müzikal disiplinlerden seçkiler, derleme listeler, farklılığın sadece albüm kapaklarının renklerinde olmadığına biat etmiş müziğin gerçek emektarlarından bir kaç örnek, isabet ettirebildiğimiz gerçekliğimizin yansımaları... sözü fazla uzatmadan...notalar sizlerle olsun. Müzik sadece Play, Pause, Stop değildir....Müziğinize sahip çıkın...”
Maşina Ayın Albümü
Matmos – Supreme Balloon (Matador / Equinox Music)

Elektronik müziğin salt dans edilebilir kurgulardan ibaret bir form olmadığını ispat etmeye, yayınlamış oldukları türlü çeşit kayıtlarında uyguladıkları ve izlerini takip ettikleri öncüllerden beslenerek “yeni” tanımlar ve müzikler ile bütünleştiren San Francisco’lu Matmos ikilisi, deneyselliği dinlenebilecek ölçütler dahilinde daha makul bir perspektif ile dinleyicilerle buluşturdukları yedinci uzun çalarları olan Supreme Balloon kaydı ile Elektronmaşina’da sizlerin beğenisine sunuyoruz.

Deneysel elektronik müziğin dinlenceliği konusunda gerekli olan, kullanılan müzikal altyapıların çözümlemelerinden, feyz alınan isimlerin, kullanılan müzik aletlerinin detaylarına dair bilgiler ile beraber komple bir tasarım olarak icra edilen paket programın temsilcisi bir ekip Matmos. Yıllar yılıdır da bu istikamette işlerini dinleyicilerle paylaşmaktalar. Martin C. Schmidt ve Drew Daniel’den müteşekkil olan ekibin Supreme Balloon kaydı da bu minvalde söylencesi ile beraber tüketildiğinde daha manidar olacak çıkarımları olası kılan, ses dehlizleri arasındaki bağlaçları daha rahat çözümleyebilmek için gerekli olan tüm detayların paylaştırıldığı bir özel kayıt haline dönüşmesi de kaçınılmaz bir biçimde gerçeğe dönüşüyor. Dinginleşip, durağanlaşan melodik kesitler ve kullanılan formlar ile yetmişli yılların sonlarında müzikal literatüre dahil olmuş bulunan “kozmik pop”a ithaf edilmiş ve tamamen “synthesizer” üzerine yapılandırılmış bir formun yeniden tanımını gerçekleştiriyorlar. Çocuksu bir hayal imgelemeninden, tepkisi saniyeler ile ölçülebilen titreşim yığınlarına, sinematografik öğelerden metropol hızına eşlik edebilecek elektro deneylere geçişlerle paralel, paralize, paradoksal.

Albümün açılışında Richard Hayman’ın 1969 yılında yayınlanmış olan Moog külliyatı "The Genuine Electric Latin Love Machine" albümüne ithafen gerçekleştirmiş oldukları, Hrvatski namı ile tanıdığımız Keith Fullerton Whitman’ın da prodüksiyonda ikiliye eşlik ettiği “Rainbow Flag”, Drew Daniel’ın MAX-MSP ile gerçekleştirdiği karaşın günce kaydı, tekno-taşlama “Polychords”, Yapmış olduğu anime filmleri ile nam salmış İskoç sanatçı Norman MacLaren’a ithaf edilmiş sanal gerçeklikle tasarlanmış minimal ses öykünmesi, çağrısını duyurdukları deneysel kurguya haiz ses elementlerinde anime müziği nasıl icra olunur kaydı; “Exciter Lamp And The Variable Band” ile albümün isim parçasına ulaşıyoruz. 24 dakikalık süresi içerisinde sürekli bir devinim gerçekleştiren kompozisyonda ikilinin Roma’da keşfettikleri Radel "Taal Mala" isimli “drum machine”i merkeze koydukları bir yapı bozum kulaklarımıza çalınmakta. Fırsatını buldukları her anda belirttikleri üzere Terry Riley (ki daha sonra kendisiyle Hashish Master adlı özel bir parça da kaydederler)’nin minimalizm kuramından da feyz alınan örneklem ile dinleyicide yeterli tatmini gerçekleştiren bir kayıt haline dönüştürmeyi başarıyorlar. Serin yaz akşamlarında önce tadımlık örnekleri daha sonra da bu uzun masalın finalini tüketmenizi salık veririz.

Maşina Ayın Kırkbeşliği
Deaf Center – Vintage Well (T7pe)

Elektroakustik müziğin görece dar bir kitleye hitap ettiği sanrısının ve sınırlarının genişlettildiği bir senin içerisindeyiz. Akustik yapılar (insan) ile elektroniğin sınırlarına (makine) duhul olmuş ses örneklemlerinden beslenen türler arası bir geçiş yapısı kulaklarımıza çalınmakta, her yeni seçkide , her yeni kayıtta. 2005 yılında birazdan değineceğimiz 7’’lik gibi Type Records etiketi altından yayınlanmış olan Pale Ravine albümleri ile ilgiyi üzerlerine toplamayı başarmış bulunan Norveç’li ikili Deaf Center’de geçtiğimiz günlerde yayınlanan Vintage Well kaydında da bu istikrarlı sunumlarına devam etmekteler. Erik Skodvin ve Otto Totland’dan müteşekkil grubun debut kayıtlarının tanımımında da kullanılan en önemli özellik olan sinematografik unsurlar bu özel çalışma içerisinde de kendini korumaya devam ediyor.

Deaf Center’ın müziği geçtiğimiz son iki sene içerisinde yayınlanmış olan Marsen Jules, William Basinski gibi üreteçlerin melodik kesitler ile kimi zaman ağıt formunu yakalayan, sentezlendiği akustik pasajlar ile hayat güncesine dair önemli çıkarımları paylaşan kayıtlarının paralelinde bir noktayı sabitliyor. Belirli bir formüle bağımlı kalınmadan da deneyselliğin kulakta yer etmesi sağlanıyor. Type Records’un 400 adet gibi sınırlı sayıda yayınladığı seri içerisinde yayınlanmış olan Vintage Well ile ilgili notlarımıza geçelim. 7’’liğin açılışında yer alan ve çalışma ile aynı ismi taşıyan parça klasik müzik orkestrasyonunda gerilimi son derece başarılı bir biçimde işleyen bir kurguyla tekinsiz bir giriş vaat ediyor. Boomkat sitesinde yayınlanan incelemeden alınıtlarsak, Bernard Herrmann’ın Taxi Driver film müziğinin izlerinde, Badalementi, Arvo Part, Ry Cooder gibi prodüksiyon üstatlarına selam duran bir çalışma ile huzurlarımıza duhul ediyorlar. Küllenen yaşanmışlıkların ardınan bir seremoni müziği kısacık “Ashes”, devamlılığında piyano’nun baş ses sunucusu olarak atandığı, ilerleyen her bir sekansda duru bir ninniye dönüşen “Close” ile elektro akustik müziğin çehresine yeni dahil olmak isteyen dinleyiciler için iyi bir başlangıcı teşkil ediyorlar. Başyapıt.

Maşina Ayın Sitesi
Punkreas

Fanzin, ana akım medyanın ilgisine nail olmak için kıstasları eksik kalan grup / müzisyenlere kucak açan, yenilikçi akımlar arasında nev-i şahsına münhasır karakterlerden haberdar olabilmemizi sağlayan platformlardan birisi olarak internet öncesi müzik güncesini oluşturan platformlardan birisini oluşturmaktaydı. Bundan çok değil bir beş sene öncesinde. Hemen hemen herkesin fikrine, zikrine uygun olarak tasarlanan, yazılıp çizilen fanzinler üzerinde müziği de çok farklı gözlemler ile beraber okuyabilmek mümkündü. Gerek politik gerekse de güncel sorunların üzerine daha sık eğilebilen sanırız en önemlisi hala söyleyecek sözü olanların fikirlerine ulaşabilmek için bir vesile teşkil eden bir aracılık “fanzin”ler ile gerçekleştirilmekteydi.

Elektronmaşina’da bu ay sizlerle paylaşmak istediğimiz “Punkreas”da fanzin geleneğinin yapısını hemen hemen her tür müzikal disiplinden ses vermek için kullanan bir platformu sizlerin beğenisine sunuyoruz. Okan Vardarova’nın çabaları neticesinde 2008'in Mayıs ayında yayına başlayan Punkreas’ın özü ilk giride “Müziğe duyarlı blog” olarak belirtilmekte. Türler arası geçişleri, müzikal bilginin cılkı cıkartılmadan dosdoğru iletildiği, arada ne kadar sevindiricidir ki pek çok sitede de yavaş yavaş karşımıza çıkmakta olan “Yeni Keşifler” gibi amatörlükten profesyonelliğe geçiş yapan isimlere dair haberler ile farkında olamadıklarımızı da öğrenebilmemizi sağlayan çabalar ile uzun soluklu olmasını temenni ettiğimiz bir günceyi daha “sık ziyaret edilenlerimize” ekliyoruz. İyi okumalar, dinlenceler.


Maşina TamPUAN
Aylık olarak Elektron Maşina’nın gözde isimleri, takipçisi olunan dj’lerden seçkiler.. en çok dinlediklerimizden örnekler Claro Intelecto – Chart For Groove Magazine May’08
1. Newworldaquarium – The Dead Bears (NWAQ)
2. Move D – Quit Quittin' (Uzuri)
3. Kassem Mosse – EP (Workshop)
4. Theo Parrish – Sound Sculptures Vol. 1 (Sound Signature)
5. Radio Slave – Tantakatan/Grindhouse Tool (Rekids)
6. Move D – Drøne (Modern Love)
7. Mr G – U Askin'? (Rekids)
8. Various Artists – Historical Archives Vol. 9 (Members Only)
9. Various Artists – Basic Replay 1 (Basic Replay)
10. 2Raumwohnung – Ich Bin Der Regen (Maurizio Mix) (It Sounds)

Elektron Maşina TamPuan
1.) Ital Tek-Cyclical (Planet µ)
2.) Deaf Center-Close (T7pe)
3.) Matmos-Supreme Balloon (Matador)
4.) Renfro-Half-Life Of Happiness (Meltwater)
5.) Tzolk’in-Kumk'u (Ant-Zen)
6.) Claro Intelecto-Beautiful Death (Modern Love)
7.) Sigur Rós-Viğ Spilum Endalaust (EMI)
8.) A Mountain Of One-Brown Piano (Remake By Studio) (Information)
9.) Autechre-01 IO (Mons) (Warp Records)
10.) Hijak-Nightmarez (Tectonic)

Elektronmaşina daha önce Trendsetter Dergisi Temmuz 2008 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...

Sunday, June 07, 2009

Deuss Ex Machina # 256 - Maybe It Is The End Of Time

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_256_--_Maybe It Is The End Of Time

01 Haziran 2009 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Melodium-Lullabies For Adults (Self Released)
>1<-Melodium-Berceuse 1 (Self Released)
>2<-Melodium-Sad Machine (Self Released)
>3<-Kettel-Sentiment (Sending Orbs)
>4<-Kettel-Kingscourt Imp (Sending Orbs)
>5<-The Field-I Have The Moon, You Have The Internet (Kompakt)
>6<-The Field-Everybody´s Got To Learn Sometime (Kompakt)
>7<-Sines-Mala Suerte (Echodub)
>8<-Sines-Stills (Indigo Remix) (Echodub)
>9<-Hector & Bryant-Tension (Appleblim & Al Tourettes Remix) (Phonica Records)

Maybe It Is The End Of Time (256) - Pusun Ardından Muhakkak, Yine Güneş Doğacak, Yeniden, Yenilenerek, Gücüne Güç Katarak. Şenlik Ateşi Yavaş Yavaş Cılızlaşırken, Son Kalanlar Seslerini Yükseltecek. Güneşi Yüceltecek. Kor Bir Yerde Söndürülürken Başka Bir Yerde Yeniden Harlanacak. Taa Ki Zamanın Sonuna Kadar, Son Nefese Kadar! [Yitik10.38Yazıtı]

Kısa Not: dinamo fm 103.8'in içerisinde bulunduğu dönüşüm ve değişikliklerin, ilk elden resmi açıklamasını bekler iken bir haftalığına müsadenizi istiyoruz.

>>>>>Bildirgeç
Sürekli bir devinim halinde bulunan zamanın genişliğini, genişletilebilirliğini ortaya çıkartan bir imi muhteviyatında barındırır, masal. Gerçekliğin enikonu çetrefilleştirdiği, kötümser kıldığı anları, olgu ve düşünceleri dozunda bir eleştiriyle beraber karşımıza çıkartan, söylenmedik sözlerin zikredilebilir kılınmasına zemin sağlayan bir odağı çağrıştırır, masal. Kendimizden katmaya çabalandıklarımız ile görmek istemediğimiz çelişkilerin/imizin birbirleriyle sırt sırta verdikleri bir alandır, oyun sahasıdır. Kimseciklerin müdahil olmadığı, elini taşın altına bir türlü sokamadığı gerçek Dünya'nın huzurunda, ait olunmak, dahil olunmak istenilen, imrenilen doğruların iletimine aracı bileşendir masal. Sınırların keskinleştirildiği hatlar ve türlü çeşit cepheleşmenin, ayrımcılığın müspet olur kılındığı zamanımızda değerinin bilahare artarak,yükseldiği bir tahlil imkanı sağlar, düşüncesi olana, düşlerini ısrarla ayakta tutana. Sözün dolaştırılmadan, dosdoğru olduğu gibi iletimine de, meselenin özüne dair göndermeleri vesair ideleri ortaya çıkartılmasına imkan sağlar. İkrar edip durulan hatasız olduğumuz, noksansız tas tamamlığımızın, kendimizden ötesine vurdumduymazlığımızın, giderek daha da fazla körleşmemizin kendi kendimize gelin güveyliğimizin beraberinde getirdiklerine dair gözlemlerin canlandırıldığı bir vesikalıktır, en kral tek pozlusundan. Tek kareye, kadraja sığdırılan koskoca bir imgeler geçididir, de vesselam. Açılan her gedik, yazılmış her bi'masalda biraz da gelişmişliğimizin körlemesine ilerisinin düşünülmeden yapılandırılmasına dair vurgular kendini belli eder. Gözle görülür, ruhla hissedilir bir biçimde ayrıntılara dikkat çekme çalışması olarak da sınıflandırılabilir, masalların çözümlemelerinde karşımıza çıkan satırlar. Zaman mevhumu ilerlerken, çarklar tıngır mıngır döndürülürken bir anlık da olsa duraksamanın elzemliğidir, gereksinimidir masalların sınırsızlığında betimlenenler. Koşmaktan helak olunan hızlandırılmış çarkın dışarısında neleri kaçırdığımızı, nasıl ısrarla kendimizi kandırmak konusunda çaba sarf ettiğimizin de izleri yer alır oralarda. Kimsenin, kimsenin sözünü tam anlamıyla dinlemediği, kulak vermediği, görünürde tanımlanmış kodlara haiz olan vurgularda tepkilerini ortaya çıkarttığı ahir zamanın, tozu dumana katılmış engebeli güncesinde, yitirdiğimiz sözcüklerimizin asıl manalarının, çizmeye çalıştığımız akışın iniş ve çıkışlarını görmeye imkan sağlayan cümleler denizi ile yüz yüze kalınır. Geçer akçelerin nasıl da koskocaman boşluklar doğurduğuna, nasıl da onulmazı yücelttiğinin okumasını sağlamlaştırır. Sürek avına katılmışçasına yarınını düşünmeyen, sorumluluk söz konusu olduğunda kendisinden bile kaçarcasına uzaklaşan personanın, üstü örtülemez, belleksiz kılınamaz çelişkilerinin günyüzüne ulaştığı tek perdelik performanstır, masallar.

Yaşadığımız coğrafyada saklı bırakılanların, arkası getirilmemesi için uyarı levhaları dikilen soruları, kıyaslanmaması için gözlerden ırak tutulanları da hatra düşüren bir imgelemi ortaya çıkartıyor masal. Çekinceler yüksek yüksek yeni karşıtlıklar ortaya çıkartmaya devam ederken, suskunluğu olurundan bir yaklaşım olarak idrak ettirilme çabasının tezahürüdür, şimdilerde dinlemeye doyamadığımız avuç avuç, öbek öbek tüketmeye devam ettiğimiz kıssadan hisse masallarımız. Ekranlar aracılığıyla duhul olduğumuz, çeşitlendirme adı altında kendisinden ötekisinin farkına varmaktan bile aciz demeçlerin, sözcüklerin, sunumların bütünleştirildiği bir kara mizah örneklemesi karşımıza çıkmakta. Geçmişi ve tüm o yaşanmışlıkları öyle oldu, böyle oldu, haybeden oldu diye diye sonunda mevzunun esas kısmı karıştırılan bir seyirlik hüküm sürmekte, şimdi tam bu an. Sonuca ulaştırılabilecek ne dirayet ne çaba söz konusu. Varsa yoksa bildiğimizden şaşmadığımızın göstergesi olarak taçlandırılmaya, anlamsızca bir girdap halinde yaygınlaştırılmaya çabalanan etki alanının içerisinde tutulmaya devamlılık hükmü sürdürülmekte. Boyunduruk halini almasından çekinilmeyen, en temeli demokrasinin gerekliliği olan halkın özgürce fikrini beyan etmesinden tutunuz da, yaşanılan yaman çelişkilere dikkat çekmeye çaba sarf eden, kalem oynatanlara reva görülenlere ikaz mahiyetinde çıkartılan, söylenen ibretlik! masallar burada bahsetmeye çabaladığımız. Yadsımanın, ayrıştırmanın sözümona açılımların nasıl da punduna getirildiğinde başdöndürücü bir süratle, insanların karşısına sorun olarak çıkartıldığının belgesi haline dönüşen masallar. Ne sürüklenip bırakıldığımız noktanın ücralığının farkındayız, ne de monologların artık enikonu şirazesinden çıkmış argümanlar haline dönüşmesinin. Birbirinin ardına ortaya çıkartılan tespitler sadece kendi başlarına dahi, masalın özündeki gerçekten uzaklaşmanın, görece yapmacıklığı, oldurulabilirliğin çetin mücadeleler arkasından gerçekleştirilebileceğinin ayırdına varmadan sürmesi, temennisiyle ifa ediliyor. Her anında görev belleniyor, sırası gelenin zikredeceği biz avamın da kanıp yolumuzu değiştirmeden devam edeceğimiz bir ortaoyunu sergilenmekte. Şurası kesin ki, oyun daimi bir biçimde tek yöne, tek bakışıma, tek cephenin doğrularına göre şekillendirilmeye devam ettikçe bir kerecik olsun, doğru bir zemine ulaşamayacak olmamız bizleri bekleyen büyük dertlere kapının daim olduğu üzere açık olduğunu belirginleştirmekte. Her durumda yeni yasaklar getirmenin, durumdan da hal ve vazife çıkartma gayretinin görünümünde iki ileri birkaç adım geriye/liğe gitmenin, sözününün eyleminin de arkasında duramamanın neticelerini yaşadıkça görmeye yazılmamış daha nice masalları keşfetmeye devam edeceğimiz ise aşikar.

Kısıtlı kaldığımız, kıstırılı kaldığımız açmazların 80’den bu yana devamlılığının sağlanıyor olmasının da ayrıca düşündürücü olduğunu belirtmeliyiz. Üzerinden 29 sene geçmesine karşın etkisinin hala ve ısrarla sürdürüldüğünün farkına vardığımız, bize göre devasa bir “bigbang” masalı. Herşeyin durduğu, her türlü farklı olanın tektipleştirilmesine ilk adımın atıldığı, sesi çıkanın canı çıksın denilerek, kendi tabirleriyle hizaya getirilip, yontulduğu, adam edildiği, gözden çıkartılanların ise çoktan imha edildiği nötre bağlantılandığı bir ibretlik masal. Arkası bir türlü gelmeyen sonu gözlenemeyen bir ibretlik resm, vicdanın kanatıldığının öyküsü yer almakta bahsini kısaca ettiğimiz boyunduruğumuzda. Öyle ki, ortak noktaları silmeye ve görünmez kılmaya çabalama, üzerinde konuşmak için bahis açıldığında dahi türlü çeşit savunmalarla saklanmaya gerek duyulması, lafın dolandırılıp da hatalardan dem vurulamamasının ceremesini hala nasıl çektiğimizin örneği, geçtiğimiz hafta içerisinde yazmaya çalıştığımız ‘geçmişte azınlıklara faşizan yaklaşımlarda bulunuldu’ demecinin ardınan yazıya dökülenlerin de devamlılığında, Birgün'den Melih Altınok’un Çelişkiler Keskinleşşin Diye Böyle Mi Geçsin Ömrüm(üz) ? başlıklı makalesinden alıntı ile notumuzu tamamlayalım:


"Şimdi ortada, bu ülkenin demokratlarının, solcularının kısacası insan hakları mücadelesini önemseyen herkesin türlü çeşitli bedeller ödemeyi göze alarak dillendirdiği bir gerçeğin, resmi bir ağızdan üstelik de başbakan tarafından teyit edilmesi gibi olumlu bir gelişme var.

Peki, bu noktada yapılması gereken nedir sizce?

Türk filmlerinin o unutulmaz diyalogunda olduğu gibi, duymak istediğimizi (tabii ki bildiğimizi de)üç kez yinelemesine rağmen “Yalan! Yalan söylüyorsun” deyip, doğru söyleyeni tokatlamaya çalışmak, melankolikleşmek ve ortamı terk etmek mi? Yoksa milli görüşçü ailesinin tepkisine ve milliyetçi akrabalarından uzaklaşmak pahasına bizimle ve söylemimizle yakınlaşan kişiye, daha güzel bir gelecek için, en azından doğacak boy boy çocuklarımızın geleceği için cesaret vermek mi?

Tamam, kör değilim elbette, ben de görüyorum karşımızdakinin ne kadar tutarsız olduğunu. Daha dün kendisini meşhur edecek taliplerini etkilemek için gözümüzün içine baka baka ‘Ya sev ya Terk et’ dediğini.

Ama ne olursa olsun nikah memurunun önünde deklere etti bir kere. Onca şahit de cabası. Bize düşen, resmi tarihe en yetkili ağızca düşülen bu şerhi basamak yapmak. Bu kabulü somut kazanımlara dönüştürmek için sahiplenmek ve sık sık hatırlatmak.

Sosyalist olmadıkça ağzıyla kuş tutanı muhatap kabul etmeyiz” diyorsanız bilemeyeceğim. Ama benim demokratik mücadeleden anladığım, politik niteliği ne olursa olsun siyasal iktidarların, gerek kamuoyu baskısıyla gerekse uluslararası konjonktürün dayatmasıyla attığı ileri adımların önemsenmesi en azından reddedilmemesi. Zaten demokratik bir düzeni kuracak ve yaşatacak bireyler de onların yan yana geleceği örgütlülükler de ancak bu tarz kazanımlardan ilmik ilmik dokunacak bir atmosferde var olabilirler.

Sivil toplumun kazanımları karşısında anlaşılmaz bir inkarcı tavır takınmamıza neden olan siyasi körlüğümüzü “Sırf çelişkiler keskinleşsin, kendim için bir şey istiyorsam namerdim” diyerek gizlemeye çalışmamızı kimse yemiyor artık. Bu hepimiz için hayat memat meselesi; kuru inadınıza kurban edilecek bir mevzu değil.

Olumlu söylemleri karşı taraftan geldiği için ‘ileri bir adım’ olarak kabul etmeyi hazmediyorsak bile, işe, bu adımı muktedirlere demokratlarca attırılan ‘geri bir adım’ şeklinde okuyarak da başlayabiliriz. Yeter ki kârdan da olsa zararın zarar olduğunu bir anlayalım.

Ne olur çocuklarının gözünü korkutmak isteyen ebeveynlerin sık sık başvurduğu, İran Devrimi’nde amaç aracı haklı kılar deyip ele ele tutuştuğu nişanlısı Humeyni tarafından yüz üstü bırakılan Tudeh’in öyküsünü anlatmayın. Masal anlatın mesela; en azından eğlenceli olur.

Kimse bir kez evet dedi diye varlığını varlığına armağan edin falan da demiyor ayrıca; Katolik nikahı kıymayacaksınız ya. Yarın bir gün aldatmaya kalkarsa gereken neyse onu yaparsınız yine. Verirsiniz ağzınız payını. Herkes yoluna, herkes sağ herkes selamet." (02 Haziran 2009)


Farklı olana dair, gerçekliğin en sert noktalarında bile çıkılmaz addedilen alanlardan yönümüzü keşfe imkan sağlayan müzik, Deuss Ex Machina'nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı Dinamo FM 103.8'de son kez gerçekleştirdiğimiz canlı yayınında da yeni sözcükleri ilinitleyebilmemizi sağladı. Sözün kaderi ve kısmetinin daraltıla daraltıla en sonunda kısıtlı bir alana mahkum kılındığı modern zamanlarda, yetkin olunabilecek, kanaat bildirilebilecek konularda fikirlerin çoğaltımına vesile teşkil etsin diyerek müziği duyumsatmaya devam ettik. Birbirlerinin en çaresiz anlarının yolunu gözlemleyen, sözden ve sesden ıradıkça, kulaklarını kendi söylemlerinin beğenisine ortak olmayanlara kapatanların muktedirliğinde, Makina gerek sözlü, gerek müzikal bağlantılarının da katkılarıyla, varedilmiş olumsuzluklardan yeni ümitleri duyurabilmenin gayretkeşliği içerisinde oldu, çaba gösterdi. Süreklilik arz eden bir biçimde baskın olanın aksi istikamette sözlerin, yaşantıların ve onların beraberinde getirmiş oldukları çoğulcu müzikal izlerin takibini örneklendirmeye, imkanlar dahilinde el verdi. Bu satırlar ile mevzuu etmeye çabaladıklarımızın pek çoğunda müziğin, aslolan hayat ilintisine dair çıkarsamalar ile sunabilmek en büyük beklentimizi oluşturmakta idi. Tümleşik katıcıl yapılandırmalar, keskin ayrıştırmalar müziğin şimdilerinde hakkaniyetle ortaya çıkartılmaya çabalanan amatör ruhun da üzerinde bir baskı unsuru oluştursa da, sözcüklerde olduğu gibi müzikte de alternatifin sesini sınırsız bir biçimde vurgulamaya devam etmekte ortaya çıkan işler ve kayıtların bağlamında. İlintilenen her çalışma ile beraber akışın dışına dair gözlem ve paylaşımlar söz konusu olmakta. Salt bir fon algısının ötesinde zaten kendinden emin seslerin yükseltildiği bir vahayı tanımlandırmakta, üzerine yoğunlaşıp aktardığımız seçkilerin de hemen tümü. Bir örnekleşmekten ise, birbirini tamamlayabilen sesler kulaklarımızda misafir olmaya, emin olamadığımız anlarımızda yeni yollar keşfedebilmemize imkan sağlayacak, şüphesiz. Klişelerin sınırsız bağımlılığında sanırız ki daha olurunda bir tercihi tanımlayacaktır, böylesi bir seçim, seçenek. 2001 yılında Active Suspension etiketinden yayınlanan ilk kaydından bu yana değişken müzikler arası bir seyyahlığın anlatıcısı, yorumcusu olagelmiş Laurent Girard ya da Melodium'u kendi imkanlarıyla yayınlamış olduğu son çalışması Lullabies For Adults'in refakatinde sizlere sunuyoruz.Melodi ve gürültü birbirlerinden ziyadesiyle uzaklıkta iki kavram. Birbirilerinin çekim alanlarına pek de dahil olmayan cinsinden iki farklı kutubu, iki ayrı bakışımı barındırmakta. Bir tanesinde naif melodilerin ortamın içerisini huşu ile doldurması saklıdır. Diğerinde hiç alışık olmadığımızı varsaydığımız ama nasıl oluyorsa yaşadığımız her günün içerisinde hemhal olmaya da devam ettiğimiz bir zorunlu birliktelikliğin zeminini barındırır. Bir tarafın sakinleştiriciliği mevcut iken, öte tarafın zihinde başka çağrışımları haber eden bir yapı söz konusudur, kendiliğinden farkındalılık sağlayıcıdır. Kulak kabartıldıkça dinlenilen sesi yakınlaştıran imgelere büründürebilen bir temsil kuvveti sağlayan melodi ile kavislerinde saklı tuttukları sözcüklerin çığlığa dönüştürüldüğü gürültü, tam da lazımgelen çözümlemeleri beraberine getirir. Her ne kadar birbirlerine yakıştırılmasa da, uygun görülmese de. Sedaya karışmış olan gizil sırların açığa çıktığı bir mizansen kotarılır, kıvamı tutturulduğunda. Ne tarifi vardır, ne belirli adımlamaları ve uygun adımı. Oluşturulan atmosferin içerisinde duyumsatılmaya çabalanan, hasılı olduğumuz güncenin yankılanması, karşılaştığımız çelişkilerin vurgulanması olduğundan dem vurmak da olası. Melodium projesinin altında imzası bulunan Laurent Girard’ın müziği bu tanımlamalardan hareketle oluşturulan bir bütünlüğü içerir. Kayıtlarının içeriğine dahil ettiği ses öbekleriyle gündelikliğin koşturmacasını duyumsatır, tükenmeyen bir telaşenin izlerine dair önermeler ortaya çıkartır. Modern müziğin sacayaklarından birisini oluşturmuş şehir imgeleminden, yaşayışlardan ve gözlemlerden fazlasıyla faydalanarak, değişkenliklere gedik açan bir müziğin mihmandarı haline dönüşür. Basite indirgenmiş seslerin ilintilendiği kompleks yapılandrma, sanatçının karakteristik vurgulamalarını daha rahat ifade edebilmemizi de sağlayacaktır. Kariyerinin de henüz başlarında Klasik Müzik ve piyano eğitimi sırasında damıttıkları ile kendi rotasını oluşturmaktan tereddüt etmeden yoluna ilerleyen bir amatör ruh karşımıza çıkartır, Laurent Girard. On seneyi aşkın bir deneme, yenileştirme, yeniden kotarmanın ardından mazhar olduklarını ve gözlemlerini kotarabildiği bir elektronik müziğin de temellerini atacaktır. Synthesizer (sentezleyici) ile klasik enstrümanların bileşkesi üzerine edinimleri bu derinlemesine ilerleyen, görece kolaylıkla dinlenebilecek bir müziğin de işlenmesi ve türetilebilmesini sağlayacaktır. Ürettiği bu kayıtları ulaştırdığı plak şirketlerinden Londra'lı 'Tugboat' etiketinin sahibi olan Glenn Johnson'ın yönlendirmesiyle Magnetéphone, ISAN, Tarentel gibi gruplara ev sahipliği yapan Static Caravan etiketiyle yolu kesişir. 1999 yılında Rhythmi ve 2000 yılında Silica 7'' plakları bu bağlamda müziğinin de ilk örnekleri olarak dinleyicilerle paylaşılır.

Derinlemesine ilerletilmeye çaba sarf edilen bu kurgu dizisinin bir sonraki durağını ise 2001'de Active Suspension etiketiyle yayınlanan beyaz 7''lik isimsiz kayıt oluşturur. Laurent Girard'ın dizilimi üzerine kafa yorduğu bileşkenin belki de can alıcı örneklerinden birisi olan kayıt içerisinde, elektronika ile avant pop deyim uygunsa lehimlenir. Alternatif ses kolajlamasının tutarlı örneklerinin işlendiği çalışmada, ses üzerine öbek öbek yoğunlaştırılmış elementlerden uzakta, tekil seslerden kotarılmış bir düşük yoğunluk, melodikası olan Gamm, plağın hem A hem de B yüzünde sürdürülmüş olan gerçekliğin gürültüsü izleri üzerinde temellendirilmiş Cyclamen 1 & 2 ile Aphex Twin'in Selected Ambient Works başyaptında da işlediği önermelere yakın duran ağıdımsı Hiko parçalarıyla Melodium'un müzikal iklimine dair önemli ayrıntıları barındıran bir kayıt ortaya çıkartılır. Disasters By Choice'den sunulmuş olan QuietNoiseArea debut albümünde bu kayıtların tümünde getirilmiş olan yapısal değerlendirmelerin bir sağlamasının yer edindiğini belirtmeliyiz. Kendi içerisinde dönüştürülebilen, kişiselleştirilebilen tıpkı üreticisinde olduğu üzere tesir alanının ve okumalarının dinleyicilere bırakıldığı geniş zamanlı bir masal, tüm yönleriyle de belirginleştirilerek sunulur. Laurent Girard'ın hayata bakışımına dair, karşılık barındıran yüzeyler, sesler ve gürültülerden mürekkep bir tasvir gerçekleştirilir. City Centre Offices gibi zamanın ilerisinde popüler olanla alternatifin tepkimesini ortaya çıkartan ortam müziğinin paralelinde, vurgulamalarıyla etkileşimli drone-pop parçası Minkowski's Mind parçası bu kayıt içerisinde yer alır. Endüstriyel technoesk kesidini birfiil deforme edilmesinden yola çıkılarak oluşturulmuş, sinematografik yansımalar barındıran Exhib-Inhib, ham halleriyle kayda geçirilmiş doğal saha kayıtlarının izleri üzerinde rotasını çizmiş olan keskin tanımların günyüzü bulduğu Something Soft And Dead gibi parçalarla bütünleştirilerek, düşüşlerin an be an yitirilişlerin, çok nadir de olsa kazanımların beraberinde getirdiği sevinçlerin müzikal tasvirlerine dair göndermeleriyle yetkin bir dinleti sağlanır. A Possible Way Of Spending Time mahlasıyla sunulan Peter I'm Flying etiketli albümde de yoğun ses işçiliğinin tamamlayıclığında ortaya çıkan büyük resmin çözümlemelerine bilahare devam edilir. Kurgulanan partisyonlarda zamanın elektronika tınılarının tüm alt disiplinleriyle ilişkilendirildiği bağlaçlarla müziğin kuvveti ve hikayelendirme gücüne göndermelerin yer aldığı, Ulrich Schnauss'dan Arovane'e ve hatta Boards Of Canada'ya kadar da müzisyen ve grupların kayıtlarıyla örtüşen nağmelere ev sahipliği gerçekleştirilir. Ağır çekime alınmış bir melodikanın zuhur eylediği, atmosferi tamamlayıcısı olarak piyano'nun tılsımlı seslerinden feyz alınarak kotarılan new age Yesterday, Japon elektronik müziğinde önemli payı olan isimlerden minimalist Taku Sugimoto, Fonica, Kazumasa Hashimoto, Secai gibi türeticilerin melodik-mekanik alaşımlarına yakın Felt/Melt, Erythree örneklemeleri gibi, sıklıkla dinlenildiğinde değişik güzergahlardan müzikal makamları ulaşılabilir kılan, denemelerle sınırları biraz daha genişletebilmeye odaklı bir kurgu çıkartılır, Laurent Girard tarafından.Başlangıcında 'fanzin' olarak yayın hayatına başlamış olan Autres Directions In Music etiketi altından sunulmuş olan ücretisiz kayıtları bir sonraki müzial evresinin temellerine ulaştırır. 2003 yılının Kasım ayında yayınlanan Parthenay kısaçaları erken dönem kayıtlarının elden geçmiş hallerinden toparlanmış bir kayıt dizini olur. 5 yaşında iken kaydetmiş olduğu bir piyano pasajını ambient formunda yeniden diriltimini işleyen, avantür gürültüler ile geçmiş zamanın akademik elektronik müziği arasında gidip gelen Ichito, düşüktempo'nun kaliteli bir örneğini tanımlayan Terminus ve Tim Hecker gibi zamanın müzikal dinamiklerine meydan okuyan, kendi formunu kotarmayı başarmış üreticinin, sadece ve sadece tüketime odaklı olarak tanımlandırılan elektronik müziğe bakışımı törpülediği, dosdoğru farklı bakışıma ulaştırdığı yüzeylerin izinde ilerletilen Pluraple gibi, değişken örneklerin ardı ardına sıralandığı bir kayıt olur, Parthenay EP. Laurent Girard'ın röportajlarında da değindiği üzere tamamıyla kişisel veri akışları barındıran, melankolik tasvirlere girişmekten de çekinilmeyen üzerine ilintilenmiş “elektronika pop” bakışından da yavaşça ıradığının, müziğini de değiştirmeye başladığının ilk örneklerini sunumlandırır. Kaydın bir diğer önemli yanını ise, solo projesininin tamamen kendi hakimiyeti altında, beğenilerine göre şekillendiren bir üreticinin ilk kez Motenai & Mimao, Dudley, Depth Affect gibi prodüktörlere parçalarının yeniden düzenlenmesine izin verdiğini belirtmeliyiz. Kimi zaman dingin, sakinleşmiş bir atmsoferi çağrıştıran, kimi zaman da hesap soran bir kıvılcımın tetiklendiği bu kayıtların, Anticon ses erimine yakın hip-hop, endüstriyellik ile buluşturulmuş melodik kesitler ve Depth Affect'in yapısında olduğu gibi 8 bit elektroniklerine kadar biçimsel değişkenliklerin ürünleri ortaya çıkartılır. Bu çalışmayı takip eden Hum Hum & Bla Bla EP'si kesitlerin daha farklı kullanıldığı, Mille Plateaux Records etiketi gibi elektronik açılımlara önayaklığı tartışmasız bir biçimde tescillenmiş odaklar altından sunulagelmiş olan tasvirlerle harman edilen yapıların da dengeli bir biçimde kotarıldığı bir kayıt olur. Klasik müziğin elektronika sınırlarında dolaşıma çıkartıldığı Toytronic Records'dan Ochre'nin minimalist vurgularında yenileştirilen Hellomusic, bir saha kaydından devamlılığı getirilmiş izlenimini daha ilk dinleyişte fark ettiren, yapılandırmalar bütünü, kaotik sesleniş Untitled 2 gibi nevi şahsına münhasır çıkarsamalarının ön planda olduğu verimli bir dinlenceliği ihtiva eder, kayıt. Kısaçaların kapanışında yer bulan Autoplate, City Centre Offices gibi plak şirketlerinden sunulmuş kayıtlarından tanıyabileceğiniz Marsen Jules'nin neofolk-ambient ağıdına dönüştürdüğü La Fin De Tout'un da düşündürücü bir kurgu olarak çalışmanın dahilinde sunulduğunu da dipnot olarak iletelim. Bütün taşların yavaş yavaş yerine oturtulduğu, sesleri ötesine vakıf olmaya çaba sarf eden bir üretim biçiminin kulağa da aşina hale gelmesinin belgeleyciliği üzerine önemli eklemeler gerçekleştirir, Laurent Girard. Tasvirler üzerine kurduğu, yakadığı melodilerin sınırlı ses kümeleriyle bütünleştirmekte olan bir prodüktörün alternatif yolları keşfetme çabası Anaemia, Flacana Flacana, Cerbero Spin (hepsi Audiodregs Records), Vilnius (CD-R), Music For Invisible People (Autres Directions In Music) albümleri boyunca da devam edecektir. Rutin yaşantılarla sarılmış, çevresi kuşatılmış insanlığa dair içsel hikayelendirmeler, başucu kayıtları gibi farklı isimler ile anılabilecek bir devamlılık ile beraber paylaşılır.Melodi ve ortam kelimelerinin izinde süregiderek çeşitlendirilmiş söze, sese büründürülmüş Melodium külliyatının şimdilik son durağı, sanatçının resmi sitesi aracılığıyla satışa sunduğu Lullabies For Adults albümü olur. Detaycıl bir müzikal form oluşturma gayesi içerisinde olmuş Laurent Girard'ın müziğinin enikonu deviniminin sürekliliğini koruduğuna işaret eden bir belgesel albüm olur Lullabies For Adults. Elektronik tınılarda duygusal akımların izinin sürüldüğü, tasvirlerin ustaca, iddiasız bir biçimde olsa da kendinden emin bir biçimde vurguları, imgeleri çağrıştırdığı adıyla müsemma bir biçimde yetişkinlere yönelik bir yapılandırma 14 parça boyunca dinleyiciyle buluşur. İletişimsizliğin çıtasının giderek daha da fazla yükseltildiği, sözün pahasının maddiyatla ölçümlendiği, kabul gördüğü bir yaşamsalda, farkında olmadan yitirilenleri ön plana çekmeye çaba sarf eden mizanseler kırksekiz dakikalık bu masalsı formu, isimsiz hikayelendirmeyi çoğaltıp yetkin kılmakta. Piyano’nun naif girişinin ardından çıkagelen elektro formlarının melankolik bir yansımayı betimlediği Berceuse 1 parçası ile albüm açılır. Kısa süresine karşı alabildiğince vurguların ön planda tutulduğu Planet Mu, Rephlex, Warp üçlüsünün melodramatik tınıları ile bağdaşık bir dinlencelik Valeglas, bir kaç haftadır üzerinden geçmeye çabaladığımız, kelamlarımızla da geri dönüşünü müjdelediğimiz braindance janrının üyesi olarak addedebileceğimiz Sad Machine işin hakkını fazlasıyla veren bir neşriyatla beraber albümdeki yerini alır. Hüzünbaz bir devinim, kaçınılmaz bibiçimde hakedilmeyen tüm yaşananları ister istemez zihnin ücra köşelerinden hatra düşürtmeyi sağlar. En başında da değindiğimiz gibi çoğunlukla kişisel olarak algılanabilecek detaylar üzerine şekillendirme , yorumlama Laurent Girard’ın müziğine daha kapsamlı bir biçimde irdelemek için zemin sunmakta. Bir yanı son derece aşina gelen melodika üzerine serpiştirilmiş technoesk döngülerin elele verdiği Florette ve Turbulette birbirlerinin sözünü tamamlayan bir ying-yangı oluşturur. Ne eksik ne fazla. Minimalist kompozisyonun afallatıcı etkisini üzerinde taşıyan Lit Paraplule, sihirli oyuncak kutusundan melodilerin hemen yanıbaşında kurgulanmış bir gece yarısı düşünü betimleyen Berceuse 2, ortam müziği ile kederli Aphex Twin döneminin parçalarını birbirlerine kattığınızda ortaya çıkanın resmedildiği Bruit De Fond ile albümün finaline ulaşırız. Sorunların bir türlü peşimizi bırakmadığı, inanmaya çalıştığımız masalların bile isteye tahrif edildiği, içinin boşaltıldığı, zaman diliminde hemen tüm seslerin de asgariye indirildiği bir veda parçası kulaklarımıza çalınır; Bonne Nuit. Laurent Girard, Melodium projesiyle on yıldır hayatı müziğin merkezine taşıyor, kurgusu dahilinde kapsadığı tüm seslerle duyumsamak istediğimiz masalları betimliyor, bir an olsun yitirmeden, hız kesmeden, süslere ve şatafata ihtiyaç duymadan...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Çelişkiler Keskinleşşsin Diye Böyle Mi Geçsin Ömrüm(üz) - Melih ALTINOK - Birgün
Erdoğan Keklemesi - Kacakkova - Mutlak Töz
Faşizan Bir Yaklaşım - Roni MARGULIES - Taraf
Sen İşçisin İşçi Kal(ma)! - Bülent USTA - Birgün
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Melodium Official
Melodium At Myspace
Melodium At Blogger
Melodium At Autres Directions In Music
Melodium Review At The Milk Factory
Kettel / Myam James Part 2 Official
Kettel At Sending Orbs
Kettel At Myspace
Kettel / Myam James Part 2 Review At Pinpoint Music
The Field Official
The Field At Kompakt
The Field vs. !!! Performance At Pitchfork.Tv
Sines At Myspace
Sines At Echodub
Sines / Krunkzilla Sessions Vol.1
Hector & Bryant At Phonica Records
Hector At Myspace
Phonica Records At Myspace
Appleblim At Myspace
Al Tourettes At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-mal,Textart,Dubtronica,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Laugh Now – By Jediak3 (Alexander Konidaris)
© Jediak3 /Alexander Konidaris Flickr Page
Melodium Images;
Courtesy From Melodium’s Official Myspace Site

>>>>>Poemé
Bellum Omnium Cantra Omnes – Ataol BEHRAMOĞLU

"İnsan insanın
Kurdudur" diyor
Bir düşünür
Ve ekliyor:

"Bellum omnium cantra omnes"
Yani
Yatkındır savaşa
Birbiriyle herkes...

Şu sonuç çıkar
Bu saptamadan:
Doğası gereği
Savaşçıdır insan...

Doğruluk payı
Var mı bu görüşte?
Yanlışlık var mı?
Varsa nerde?...

İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçek kurttan
Yokken farkı...

Onu kurttan
Ayıran özellik
Akıl olmalı
Ve üretkenlik

Ürününü
Emeğinin
Alırsan, sevinçle
Dolar yüreğin

Ve hele ortak bir
Yaratıysa bu
Daha da büyür
Mutluluğu

Oturursun
Aynı sofraya
Emektaş olmanın
Mutluluğuyla

Şimdi sormak
Gerekir yeniden
İnsan insanın kurdu mu gerçekten?

İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçekten kurttan
Yokken farkı

Ama gelişen
Bir şey var onda
Sevgiye, iyiye
Doğruluğa

Yaratırken
Emeğiyle
Yaratır çünkü
Kendini de...

Soruyu yeniden
Ve şöyle sormalı:
Sevgiye, iyiye
Barışa kim karşı?

Emeğinin
Hakkını alan
Ne çıkar umar
Savaştan?

Dünyayı ortakça
Kardeşçe üreten
Ne yarar umar
Kötülükten?

Şimdi değiştirip
Bu kavramları
Yeniden ve şöyle
Söylemek olası:

Emekçi insan var, barıştan yana
Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten..
Ve kurtlar - savaşta çıkarları...
Vurarak, kırarak, ezerek sömüren...

Kaynakça

Deuss Ex Machina Podcast Volume 8 - Episode 255




Deuss Ex Machina Podcast dizininde 25 Mayıs 2009 tarihli "Ninguém Vem Fantasma Vai" bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Yoğun ses kümeleriyle, şimdinin alternatiflerini de tanımlandıran elektronik bağlaçları belirginleştirmeye çabaladığımız kurguya dair detaylar az aşağıdaki yazıda. Keyifli olduğu kadar da ilgi çekici, düşündürücü, yön tayici seslere kulak kabartmak isterseniz, programımızı buradan indirip / download from here /dinleyebilirsiniz.


Büyüklerimizin ne işiniz var dedikleri elalemin sitelerine hali hazırda giremediğimizden, şimdilik ulaşılabilirliği hala sekteye uğramamış XLR8R sitesinden Marry Anne Hobbs'ile gerçekleştirilmiş video-röportajı da Podcast'in tamamlayıcısı bir detay olarak iliştiriyoruz.

Sunday, May 31, 2009

Deuss Ex Machina # 255 - Ninguém Vem Fantasma Vai

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_255_--_Ninguém Vem Fantasma Vai

25 Mayıs 2009 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Martyn-Great Lenghts (3024)
>1<-iTAL tEK-Ghost Cloud (Planet µ)
>2<-iTAL tEK-Strange Love (Planet µ)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Sigha-On The Strip (Hotflush Recordings)
>4<-TKR-Nightwalker (Fake ID)
>5<-Twisted & Redemption-Il Dire (Redvolume)
>6<-Vision-Jass (Bass Punch Records)
>7<-Martyn-Hear Me (3024)
>8<-Martyn-Far Away (3024)
>9<-Von D-So Many Faces (VIP Mix) (Argon)
>10<-Likhan'-Redlight (7even Recordings)

Ninguém Vem Fantasma Vai (255) - Çağrı Belirginleştirir. Açmazları, Açılmaz Kılınanları, Kilt Altında Tutulanları, Söylenecek Söze Taakati Kalmayanları. Hissiyatsızlığın Getirdiği Noktalarda Ruh Bedeni Şimdi, Yarın, Sonunda Terk Edecek! Gündönümü Hayallerin Yıkıntılarından Yükselecek... [imlasız/safsız]

>>>>>Bildirgeç
Zihin, derinlerine işlenmiş görüntüler ve bilgiler ile sürekliliği dengelenmiş bir dönüşüm ve devinim sahasıdır. Girdilerin birbiri peşisıra dizilmesinin ardından oluşturulan zincirleme reaksiyonun merkez noktasıdır. Her halükarda içerik ve biçimlendirmeler ile algılarımız şekil kazansa da, aslolan bireysel tedariklerimizle, kendimizden kattıklarımızla şeklini bulan, hamlığını ve hantallığını atan bir yapıdır. Kurgunun ötesinden, kendi hayatlarımıza ilintilediklerimizin, sorularımızın, bir türlü sonu gelmeyen sorunlarımızın, nefesi kesilmemiş bir biçimde ilerletilmeye çabalanan genellendirmelerin vuku bulup gün gördüğü yaşamlarımızda düşüncelere dalabilmemizin anahtarıdır. Kendi başına rotasına konulan , doğru olarak tanımlandırılan, sorgulanmaması meçhule gitmemek için tavsiye edilen, döngülerin ve gerekçelerin bir şekilde hizalandırılabildiği, arada kaçırılan noktaların fark edilebildiği, doğru anılan yanlışları gözlemleyebilmemize zemin teşkil edendir, zihin. Zaman eşiği görece farklılık barındırıyor olsa da, zihinin hemen herkeslerin birleşebileceği bir genişlikten hayatı kapsayıcılığını da iletebiliriz. Öykündüklerimiz ve yaşadıklarımız, acılarımız ve sevinçlerimiz, memnuniyetimiz ve şikayetlerimiz, birbirlerine bağlı olan hayata dair ne varsa işlenebilirliğini ortaya çıkartan bir mekanizmadır, ha keza zihin. Önemsediğimiz, sorun bellediğimiz konularda, başvurabildiğimiz özümüzden gayrı ve dahası kendimizden ayrı bir başvuru kaynağımız olmadığına göre, zihin hayat akışı içerisinde karşılaşmakta olduklarımıza karşı geliştirmeleri bizahati kendimizden yola çıkarak kotarabileceğimiz bir bütündür. Rastlantısal olanın değil, uygulanabilirliğinin deneyimlenerek gerçekleştirebildiğinin kanıtlanmasına vesile teşkil edendir de aynı zamanda. Sözbirliği etmişçesine bir örnekleştirilen, tektipleştirilen aynı tornalardan hemen hemen seri üretimle tüketime sunulan biz sizin yerinize düşündük klişesini aşmak için gerkesinim duyulandır. Kullanılabilirliği arttıkça, bilince işlenmiş olan hata kodlarının da ayrıca temize çekilebildiğinden de dem vurabilmek mümkündür. Velhasılı kuvvetlendirmeye çaba sarf edip bir arpa boyu da olsa yol almak için teşebbüs edebilmektir, zihnin işlevselliği söz konusu olduğunda. Olası yanlışlıklarda pes etmeden, yeniden yola koyulabilmektir pek çok zaman. Kudretli bilgiçliklere değil sadece, gündelikliğin getirilerine, karşımıza çıkarttıklarına farklı bir bakışın yakalanabilmesidir zihin vesair düşünceler bütünü. Yarıda bırakılmış, yarım kalmış sözlerin, söylenceliklerin ve eylemin hayata dahil edilebilmesidir, bu devinimin karşımıza çıkarttığı, sorgulara sevk ettirdiği. Çıkılmazlığı tescillenmeye çabalanmış geçitlerden ve engelle(meler)rden ırayabilmek, hafsalayı geniş tutabilmek için...

Konumlandırmaya çalıştığımız pek çok konuda bize bahşedilmiş şansların kullanılabilirliğini ortaya çıkartan, imleri sürükleyen, noktaları birbirlerine bağlantılamayı başartan zihin şimdilerin gündemini de irdelemeye vesile teşkil etmekte. Yoğunluğu artan bir şekilde, şekil şemal değiştirerek fakat gerek yorum, gerekse de sunuş olarak hala nerelerde takılı kaldığımız zihniyetini ortaya çıkartan beyanatlar, sözcükler dağarcığımıza dahil olmakta. Peşisıra ekranlarımıza zuhur eyleyen görünenlerin refakatinde, konuşulmaya, atfedilmeye, işaret edilmeye çalışılanların çokluğunda belirginleşen hizaya çekmelerin vuku bulduğu vakıalarla yüzleşiyoruz. Söylenmesi icab edenlere nihayetinde sıra gelecek mi diyerek, yoksa yoksa sahiden (bir mizansen olsa da) nihayet kapımız mı yoklanmakta ? zihinsel jimnastiğinin bambaşka bir uzamda nasıl tersinden algılanıp,vur abalıya dönüştürüldüğünün gerçekliğini karşımıza çıkarmakta. Sözler makul olanın anılmasının, hem de bağlantısı çok da alakadar olmasa da bambaşka bir konudan ilintilenmesinin sorgusunu, nedenini ve nasılını düşündürür iken nasıl olur da kesinlikler ile dolu konumlandırmalar ve zihniyetler bizi bir türlü terk edemediğimiz eşiklerle yeniden yolumuzu kesiştirmekte. Üzerine basıla basıla yapılan vurgulamalarla tarih tekerrür ettirilmekte. Kindarlıktan da hala ümit aşınmasına kul köle olunarak, korunarak bir şekilde medet umulmakta. Ötekileştirilen ve adı kötüye eşdeğer çıkartılan insanların yüzüne yüzüne yeniden buralara ait olamadıkları savı, zihniyeti bir duraksama olmaksızın sergilenmekte. Zihin başa gelenlerin ceremelerinin ne kadar çok çekildiğini bire bir hatırlatmakta iken beşeriye, muğlaklıkla terbiye edilen, sözümona demokrasinin sınırlarını sonuna kadar da açmakla mükellef olduklarının beyanını ispata çalışan vekiller demeç yarışına girişmekte. Hiç de isteksiz görünmeden, oldukları konumlarının gerekliliğiymişçesine duraksamadan, tereddüte düşme endişesi taşımadan, sözcükler tekrarlanmakta. Koşar adım terk edilmiş adına ne denilirse denilsin, kimi ve kimseleri istemese de yurt olarak bellenmiş bu coğrafyada yaşam sürmeyi de en az onlar kadar hak eden yurttaşlarına hizalar gösterilmekte. Uygunluk kisvesi altında, atfedilmişlerin asla olmadığına biat etmelerinin beklentisi sergilenmekte. Suskunlukları makul gösteren yegane sessizlikleri korkutucu bir biçimde zihin labirenti arasında turlamakta, son tahlilde. Beklentiler ve beklenenlere daha vaktimizin çok olduğunu, hiç de umulduğu gibi konuşabilmenin kolaylıkla da olmadığının resmi geçidi, destansı seslendirmeleri uygun adım şekillendirilmekte.

Zihin, gidenlerin arkasından konuşabilmenin ne kadar uzunca bir süredir "tabu" olarak belirginleştirildiğini, keşmekeşe (şeytan kulağına kurşun) yol açabilir endişesinin de sonuna kadar zorlanarak, olguların tam adlarının konulamadığının bilincine ulaştırıyor. Gerçek konular, daim olduğu üzere yanlış söylemceler ile beraberliklerinde kısa bir sürenin ardından yeniden rafların tozunu yutmaya, kendilerine yurt olarak belleyenlerin zihinlerinin saklı köşelerinden gün olunca hatırlanmak üzere saklanmaya devam edilecek evladiyelik etiketine kavuşturuluyor. Bu çoğu zaman tedirgin olarak yaklaşılan konularda yazdıklarıyla sözcüklerimizi ve söyleyebileceklerimizi tamamlayabilecek kalemlerden birisi olmuş L.Doğan Tılıç’ın Birgün Gazetesi’nde yayınlanan Zikzak Sanatsa... başlıklı yazısından bir alıntı gerçekleştirelim:

Başbakan’ın, partisinin Düzce İl Kongresi’nde, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusundaki sözleri epey tartışıldı, tartışılacak. Belli ki Erdoğan, sınırın mayınları temizlenirken “İsrail’e peşkeş çekileceği” eleştirilerine pek kızmış.
“Suriye bunu yaptı, biz de yapalım dedik... ‘Siz burayı İsrail’e peşkeş çekeceksiniz!’ On yıllardır ne söylendiyse bu zihniyet hâlâ aynı yerde... Bu ülkenin vatan toprakları üzerinde yatırım yapan küresel sermaye ‘şu dinden geldi, bu dinden geldi’ diye ‘Eyvah Türkiye elden gidiyor’ demek bu kadar kolay mı?... Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı?.. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi... Paranın dini ırkı olmaz. .. Adam burada yatırım yapacak... Burada Ahmet-Mehmet çalışacak.” Söylenen bu!
Bu sözleri, “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı?.. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi...” cümlelerinden hareketle ve bağlamından kopararak eleştirmek benim işim değil.
1915’e, 1923’deki zorunlu Rum mübadelesine gitmeye de gerek yok. 40’larda gayrimüslim erkeklerin amele taburlarına toplanması ve varlık vergisi, 6-7 Eylül olayları, “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları, 1964’te Rumlar’ın Yunanistan’a zorunlu göçü... Bunlar o cümleleri fazlasıyla hak eden olaylar. Daha yakın zamanda, “aynı etnik gruptan” olsalar da,Alevi yurttaşların Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan sökülüp atılmaya çalışılmasını katın bunlara.
Keşke bizler, bir başbakanı bu ülkenin, bütün bu olayları samimiyetle masaya yatırıp yüzleşebilsek.
Ancak, Başbakan’ın Düzce’de söylediklerine biraz daha geniş bakınca, asıl derdin “Paranın dini ırkı olmaz” cümlesiyle ifade edildiğini görürsünüz. Onu kızdıran, “şu dinden geldi, bu dinden geldi” diye yan bakılması “küresel sermayeye”.
Mayın temizlemesine karşı çıkılan İsrail’i savunmak gibi bir derdi olsa, “One minute” falan demezdi Davos’ta. Çocuk katliamcısı ve neredeyse soykırımcı ilan etmezdi İsrail’i.
Başbakan hemen her önemli konuda sürekli zikzak yapıyor. Öfkeyi hitabet sanatı saydığına göre, belki zikzakı da siyaset sanatı sanıyor. “Küresel sermaye”nin basıncı ile kendi kökenlerinin basıncı arasında gidip geliyor.
O yüzden, bir gün Ermenistan sınırını açma havasını yayarken, bir başka gün Türkiye’de çalışan Ermenistan vatandaşlarını kapı dışarı etmeyi ima ediyor. Önce o meşhur Diyarbakır konuşmasını yapıyor, sonra “Ya sev ya terket” diyor Kürtlere. Bir taraftan DTP’lilerin elini sıkmıyor, öte yandan İmralı’ya 7-8 mahkûm göndermeye hazırlanıyor.
Erdoğan’ın zikzaklarına ana muhalefetin karşı çıkışı daha vahim. Tamam, zikzak iyi değildir ve politikada zikzaka karşı olmak gerekir. Ama adı üstünde zik-zak. Zik yanlışsa, zak doğru olabilir. Zikzaka karşıyız diye, içindeki zaklara saldırmanın ve muhalefeti buraya oturtmanın manası yok.
Erdoğan’ın son sözleri epey “küresel” alkış alır, ama bir o kadar da tepki alacak kendi tabanından. Bu basınçlar sonucu, gelsin yeni zikzaklar!
” (26 Mayıs 2009)

Farkı olanı yorumlayabilmek, farkına varılanların belirginleştirilebilmesini sağlayabilmek için müzik elimizin altında büyük bir cevheri paylaştırmakta. Seviyesi ve tarzı nasıl olursa olsun, dinlediklerimiz kısmen dahi olsa, etkilendiklerimizi, duyumsamak istediklerimizi algılatan bir yapıyı bütünleştirir. Ses varedilmiş sözcüklerin gerek sağlamasını, gerekse de ötesini merak edenlere, yön tayini imkanı sağlar. Durduğumuz noktalardan, edindiğimiz izlenimlerden, sezginlediğimiz ama ifade edemediğimiz epey yüklü bakışımlardan kendimize ait paydalar çıkartabilmemize imkan sağlar. Yediğimiz içtiğimizden de farklı bir biçimde, adına hayat dediğimiz hengamenin içerisinde belki de en kolaycıl biçimde adapte olunabilecek bir sığınağı da çağrıştırır, müzik. İhtiyaç anlarında elzem olandır.Yitirilenlerin ardından kimi zaman ağıtlar yakabilmenin, adlarını anabilmenin, kimi zaman da kıymık kadarlık sevinçlerimizi, ortak mutluluklar ve coşkularımızın sonsuz olmasının temennisine ortak ettiğimiz kuvvetli bi'bağlaçtır. En başından bu yana radyo programı / metinsel içerik bağlamında savunduğumuz üzere müzik sadece hayatın fonu değil, pek çok defa hayatı kapsayan bir özdür. Nefessiz kalıp, çaptan düştüğümüz anların dahilinde çıkabilmek, önyargı kuşaklarına teslim edilmiş yapay bakışların körlüğünden uyanabilmenin , giderek mekanikleşen insanlığımızda nelerden feragat etmeye devam ettiğimizin, odaklarının üzerinde yorumlamalara girişebildiğimiz bir dehliz, müzik. Keskin hatlara bağlı kalmadan, oldukları halleriyle zamanın çizelgesini ortaya çıkartabilen sesler rotamızı belirlemeye devam ediyor. Deuss Ex Machina, geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirilen 255. bölümünde de yukarıda değindiklerimiz ile bağlantılı olarak konumlandırılabilecek seçkisi ile sizlere sunuldu. Yoğun ses kümeleriyle, şimdinin alternatifini oluşturan elektronik bağlaçları belirginleştirmeye çabaladık. Vurgulamaları parçalarımızın arasına dahil etmeye çabaladığımız sözlerimizin bütünlüğünde. İkrar edilen bilindiklerden ziyade uzak kılınmış olanın denenebilirliği üzerine çıkarsamalarımızda, 2005 yılından bu yana yayınladığı kayıtları ile Drum and Bass’den Dubstep’e uzanan bir müzikal kompozisyonu ortaya çıkartan Martijn Deykers’i “debut” albümü Great Lenghts’in yardımcılığında sizlerle paylaşıyoruz.Zaman eskisinden de çabuk bir biçimde ilerlerken ve elden avuçtan kayıp giderken, müzik olduğundan farklı bir biçimde bu hızlandırılmışlığın dışında kalmayı başarır. Sesler duhul oldukları kayıtların izleri arasında kaydedilmelerinin üzerinden hayli zaman geçmesine karşın, kimi zaman taşıdığı vurgulamalarla beraber, kimi zaman da önermelerin o günün şartlarına göre ilericiliğiyle dinleyicilerle bağını korur. Dinleyici kaydedilene yoğunlaştıkça, hem geçmişin izlerini, hem de o anın müziğini, hem de geleceği bütüncül bi perspektif ile gözlemleyebilir. Süreler ne kadar yakın veyahut uzak olursa olsun, dinlenilen müziğin içeriksel doygunluğu ve tatmin edicilik düzeyi diğerlerinden ayrı bir bakışımı konumlandırır. Salt tüketime odaklanmış genel geçer üretimlerin, hercai popüler müziklerin yanında bu tarz yorumlar, hayatın kazanımlarından da sayılabilir. Teknik yeterlilikleri bir yana içeriğe katılmış olan detyalar ile belirginleştirilen ses alaşımları bu önermelerimizi kuvvetlendiren bir unsur olarak değerlendirilebilir. Elektronik seslerle haşır neşir olmuş pek çok üreticinin, çalışmalarının aracılığıyla da bu çıkarsamaları sağlamlaştırabilecek üretimler haddizatında dinlenceliğimiz dahiline eklemlenleniyor. Eindhoven'li sanatçı Martijn Deykers (bundan sonra Martyn)'in 2005 yılında yayınladığı ilk kırkbeşlikten bu yana, geliştirmeye çabaladığı elektronik müzik güncesinde, sözünü etmeye çaba sarf ettiklerimizi tamamen teferruatlardan arındırılan bir biçimde, ilerisini de gözlemleyen bir müzikal temaslar dizisi karşımıza çıkartmakta. Bilindik seslerin, yeknesak makamların izlerinde ilerletimektense müziği, değişken, daha deneysel yorumlamalara teşne olmuş müziklerin mihmandarı olmaya çabalayan bir prodüktör, Martyn. Kurgusuna dahil ettikleriyle beraber kendine has bir müziğin icracısı olmaya çabalayan bir gözlemci aynı zamanda. 90'lı yılların ortalarından itibaren elektronik dans müziğinin sacayaklarını oluşturmuş olan Chicago House ve Detroit Techno'nun Hollanda'yı etki alanına dahil ettiği dönemlerde ravelerden eksik olmayan, gerek katılımcı, gerekse de dinleyici olarak daha sonra üreteceklerinin temellerine dair çıkarsamalarda bulunan, bir heveskar. Türler arası geçişkenliğin giderek daha homojenleştiği, veyahut dinleyicilerin beklentilerine uygun olarak daha fazla alternatifin türetilebildiği, elektronik dans müziği en parlak dönemlerinde, yolunu drum and bass ile kesiştirmesinin de altında biraz da bu doygunluğun zeminini sağlamca kotarabilen zamandan ırayan üreticilerden olduğundan dem vurmak mümkün. Photek, Doc Scott gibi referans olarak gösterdiği isimlerin izlerinde İngiltere'de gerçekleştirilen kulüp geceleri, konserleri keşfetmek üzere Londra'ya yaptığı seyahatlerinin ardından kendine has vurgusuyla uzunca bir süre devamlılığını getireceği, DJ olarak dahil olduğu eklektik dans müziği gecelerinin başlangıcını verecektir, Martyn. Washington City Paper'a vermiş olduğu röportajda da değindiği üzere, belirginliği artarak ilerleyen müzikal geçişlerin izlerinde kendine has bir birleştiriciliğin temellerini atmaya gayret etmesinin, 'Martyn Sound' olarak anılagelecek müzikal çeşitlendirmenin taslağını ortaya çıkartmayı da başarır.

Daim olduğu üzere kuvvetli bass öğeleriyle şekillendirilmiş 'Techno' ve 'Drum and Bass' gibi türlerin bileşenleriyle şekillendirilmiş, yılların getirdiği bakışımın birleştirildiği ilk kayıt olarak 2005 yılında Manchester'lı prodüktör Marcus Intalex'in Revolve:r etiketinden Get Down / Black Lies kırkbeşliği yayınlanır. Rave günlerinin yadigarı haline dönüşmüş ara ses kesitleriyle beraber, döngüsüne katılmış yoğun bass pasajlarından mürekkep Get Down, technoesk baskınlığı ile sanatçının ilerleyeceği yolun da bir ön izlemesini sağlar. Tekil bir döngünün üzerinde ilerletilen endüstriyle tını yığınıyla, pist fatihi bir kayda dönüşümün betimlendiği Black Lies parçası tanımlandırılmaya çabalanan, geçmiş, şimdi ve gelecek birleşimine önemli bir örneği teşkil eder. Kullanılan alaşımlarla, yüzeysel bir nostaljiden uzak anın müziğine dair önermelerin yer aldığı bir muhteviyat sunumlandırılır. Play:Musik etiketli Nxt 2 U / Deepwood kısaçalarında bu belgeleyici anlayışın devamlılığını barındıran bir çalışma ortaya çıkartılır, Martyn tarafından. Endüstriyel tını hüzmelerinde kotarılan detaycıl bir dans parçasının olması gereken kıvamda şekillendirildiği Nxt 2 U ve plağın arka yüzünü kapsayan; karaltılı mekaniklerin sahne aldığı, techstep Deepwood parçası gibi ilintilenen her bir kayıtta yeni modellemelere girişilmeye devam edilir. Fabio, Grooverider, Calibre gibi drum and bass sahnesinin yetkin DJ / prodüktörlerinin listelerine dahil olması, BBC Radio 1-Xtra gibi öncül radyo kanallarında parçalarının çalınmasıyla beraber, İngiltere'de de tanınılırlığını arttırmış bir üretici olarak sesini de duyurmayı başaracaktır. 2006 yılında Revolve:r'ın 009 katalog numarasıyla yayınladığı I Wonder Why / Share My Wings kısaçaları bu minvalde üretilip paylaşılan, deneyimlemeye odaklanılmış bir kayıt olarak sanatçının diskografisinde yerini alır. Sertliği partisyonlara dahil edilmiş, karaşın yüklemli bass kümelerinden bina edilmiş, kompozisyonla türetilen I Wonder Why, jungle müziğin kökenlerinden ilham alınarak kotarılmış, eski okul rave ses fonetiğinin canlandırıldığı bağlantılarla düzeneğin tamamlandırıldığı döngü kümesi; Share My Wings parçası ile Martyn tek başına seslerden farklılıklara odaklanan detaycıl örneklemler gerçekleştirmeyi başarır. Tüm katmanlarında, elektronik dans müziğinin ritüellerinden, satırbaşlarından edinimlerin sergilendiği kayıt dizisinin ardından çıkagelen Broken / Shadowcasting kısaçalarında dubstep ile techno'nun birleşimine dair önemli açılımların sunulduğu bir metafor / mihenk taşı kayıt olarak 2007 yılında paylaşılır. Tekil bir hat üzerinde, birbirlerine nispeten benzeşen seslerden imal fabrikasyon kayıtların yanında, Martyn'i belirgin bir biçimde diğerlerinden ayrıştıran, DJ'lik kariyeri boyunca sergilediği performanslarında sık sık dahil ettiği techno, house, reggae, dub, funk tür ve disiplinlerinden edinilenlerin bir özeti kabilinde yeniden kotarılmasının, yaratılmasının da yattığını belirtmeliyiz. Güney Londra çevresinde gelişimini (dönem itibariyle) sürdüren bir disiplin olan dubstep'in 2000'lerden bu yana kapsamına dahil ettiği ses eşikleriyle benzeş noktalar barındırmasına karşın, Martyn'in sunumlandırdığı bu yeni kayıtlarda müziği ön planda tutan, deneysel bir dinlencelik kulakların beğenisine servis edilir. Aksak dönüşlerin, Basic Channel'ın mihmandarlığını yaptığı Dub Techno şemasında yeniden diriltildiği, Resident Advisor'da yer bulan eleştiride de değinildiği üzere House vokalleriyle bezenmiş dubstep'in ritmik döngüsünün de biraz daha hızlandırıldığı, techno formunun ise yavaşlatılmış dönemeçlerine haiz olmuş birleşimine ev sahipliği yapan Broken parçası plağın a yüzünü oluşturur. Shadowcasting ise, deyim uygunsa Detroit Techno'sunun ayrışık köşebaşlarını tutmuş Underground Resistance'ın elinin değdiği izlenimi bırakan yapılandırmasıyla elektronik müziğin sınırlarının nerelere kadar genişletilebileceğine dair özel, yetkin bir önermeyi beraberinde paylaştırır, Martyn.Müzikal türlerin aynalanması, farklı odaklarla bütünleştirilmesi ve yorumlanması gailesinde bi'sonraki durak, Redzone gibi kulüp gecelerinden bu yana ortak çalışmalarda bulunduğu tasarımcı Erosie'nin de katkılarıyla beraber 3024 etiketinin temellerinin atılması olur. Müziğin hayatta akisinden, hissettikleri ile bütünleştirip kayıt haline dönüştüren Martyn'in müziğinin yanısıra, görsel öğelerinin de farklılıkları yansıtacağı yapının ilk ürünü Velvet / Twenty Four kısaçaları 2007 yılında yayınlanır. Nefasetli kurgu, endüstriyel sesler derken bir sonraki durağın techno'nun karaltılı öğeleriyle beslenmiş, geri dönüşümü dubstep ile imgelenen kayıtla, Martyn müzikal dönüşümlerinin devamlılığını sağlamlaştırır. Alttan alta yüklenmiş düşük tempo ses eriminin üzerinde kotarılmış olan Detroit Techno sekanslarının, dans edilir bir kurguyu ortaya çıkartılmasının belgesi Velvet ile çalışma açılır. Geçtiğimiz hafta içerisinde sizlerle paylaştığımız Wisp'in parçalarının yegane bileşeni olan Braindance'de olduğu gibi alt disiplinlerin tüm yönlerinden, kuvveti ortaya çıkartan birer tutamın eklenmesiyle, tılsımının tutturulduğu Twenty Four parçasında Akıllı Dans Müziği'nin eklektik kurgusunu duyumsamak mümkün olur. Melankoli bağlamı ile yer yer Burial'ın gerek Debut, gerekse de Untrue albümlerinde düzlüğe çıkartmaya çalıştığı şehrin kakafonisi içerisinde kalmış, duyulmaz kılınmış seslere dair önermelerin vücut bulduğu bir deneyimin, içeriğin kapsamında sunulmuş bir diğer ayrıntıyı oluşturduğunu belirtmeliyiz. Techoesk vurgulamalara sahip, Skull Disco etiketinden tanıyabileceğiniz Appleblim'in kurucusu olduğu Apple Pips etiketinden All I Have Is Memories / Suburbia çalışmasında dans müziğinin parladığı dönemlerin seslerinden izler yeniden yorumlanır. Çıkmazlara çekilmeden, sürekliliği her daim değişken ses kurgularıyla birlikteliği sağlamlaştırılan bir dinlencelik sağlanmaya çalışılır. Geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde yayınlanan debut uzunçalar Great Lenghts'de de gerek kısaca değindiğimiz önermeleri, gerekse de alternatif tanımlarıyla beraber dans müziği kolajlarından bütünleştirilen bir yapılandırma çabası olarak dinleyicilere sunulur. Formüllere bağımlı bırakılmış kurgulardan ziyadesiyle uzak, derinlemesine ses metaforlarının içeriğin hemen tüm parçalarına sirayet ettiği deneyimleme vurgusuna haiz harmanın ortaya çıkartıldığı kurgu bütünü olduğunu ilk elden iletebiliriz, Great Lenghts'in. Çağrısına dahil ettiği, ilham edindiği, seslerin birer ikişer iliştirildiği parçalar dahilinde, giderek genişleyen bir müzik evrenine dahil oluruz. Remiks çalışmaları gerçekleştirdiği, Flying Lotus, Shut Up And Dance, Scuba, TRG, Efdemin gibi elektronik müziğin paralelinden, değişken odaklarındaki ses üreteçlerinin sağaltımlarına biçtiği düzenlemelerde olduğu üzere rotasını geçmişten evrilterek kotarılan düzenlemelerden, müziği geleceğe taşıyabilecek bağlar oluşturma gayretini gösterir. Muhteviyatın yapısında hemen her yönden dans müziği figürlerini barındırmasına, parçalı yapısına karşın, ortaya çıkan ana resmi daha da kuvvetlendiren biraz da bu tarz, türle/değişken isimlere gerçekleştirilen çalışmaların sağladığı perspektiften kaynaklandığını iletebiliriz. Albümün açılışında, 3024'ün mekanik marşı olarak belirgileştirilebilecek durağan temposuna eklenmiş vurmalıların sahne aldığı The Only Choice parçası yer almakta. Aksak ritmlerin Detroit Techno'sunun coşkun elektro yansımasında hemhal olduğu, dans ettirir betik Krdl-T-Grv, ritmin giderek yükseltildiği eski zamanların “anthem” parçalarının yapısallığını şimdinin müzik severlerine taşıyan Dubtechnostep kolajı Right? Star!la beraber kaydın derinlerine doğru seyrüsefer devam eder. Theo Parrish, Carl Craig gibi Detroit Techno kuşağının simgesi haline dönüşmüş prodüktörlerinin kayıtlarında kullandıkları caz partisyonlarının izlerinden tertip edilmiş izlenimi uyandıran, mekanik havanın yansımasında akustiklik vurgusunun ön plana çıkartıldığı, Seventy Four gibi farklı tatları keşfedebilmek mümkün. Reggae/Dub çözeltisinin melankolik minimalist bir zaman tasvirine ulaştırıldığı Little Things, kısa süresine karşın akılda yer edinmeyi başarıyor. Albümün tanıtıcısı olarak plak olarak önceden yayınlanmış Vancouver parçası, Martyn'in türetmeye ve boyut katmaya çalıştığı kendine özgü ses formunu yansıtabilecek en kuvvetli örneği teşkil etmekte, parçanın en başından sonuna kadar süren hikayelendirmenin dahilinde dinleyicinin zihninde türlü çeşit karşılıklar bulabilen bir terapi parçası haline dönüştüğünden de bahis açılabilir. Bad Company'den D-Bridge'in elinin değdiği,vokallerde yer aldığı Little Things parçasında da Hyperdub'ın kimi kayıtlarında yer edinmiş Ambient tınılarına yakın duran bir dinlencelik sağlanır. Parçalar birbiri ardına ilerlerken, Martyn varedilmiş seslerin izlerinden kendine has yorumlarını olduğu gibi aktarmaya devam eder. Tıpkı bir çarkın içerisinde devinmekte olan modern zamanların insanlarına biraz daha yavaşlayın der gibi, farklı seslerin arasına dahil ettiği, sürprizler ulaştırır. Belirgin hatlara sahip olmayan bir kesit, Bridge'de olduğu gibi tüm seslerin minimize edildiği bir kurgu bu sözcüklerin daha fazlasını sağlayacaktır. Hamburg'lu Dial etiketinin mümesilliğini yaptığı, Minimal Techno'nun kavisli, puslu eğrilerine, 2step sentezlemesiyle ev sahipliği yapan Elden St. parçası program içerisinde paylaştığımız Far Away parçasının yolunu açar. Vurmalıların baskın bir biçimde parçanın temasını da belirlediği, esnek bir bakışımla breakbeat'in dubstep yorumu olarak tanımlandırılabilecek, kuvvetli bir çalışma, Far Away. Döngünün içerisinde raks ettirilen vokal kesidinin, Burial'ın melodramatik vurgusu ile yakın bir bileşenin paylaşıldığı, albümün de doruk noktalarından Hear Me, zamanın klasiklerinden olmuş Jaydee'nin Plastic Dreams'ini duyumsatan sürpriziyle de uzunca bir süre dinlenebilecek bir kayıt haline dönüşmekte. Hyperdub'ın gediklisi olmuş Space Ape'in vokallerde yer aldığı, etno-vurmalıların parçanın vuruculuğunu daha da pekiştirdiği bir düzlemin sergilendiği Is This Insanity? ile albümün de finaline ulaşırız. 'Martyn Sound' olarak sanatçı tarafından atfedilmiş müzikal izleğin, ilk kayıtlarından birisi olarak paylaşılmış Natural Selection parçası ile albüm tamamlanır. Martijn Deykers, müzikalite konusunda, detaylar üzerine yoğunlaşmış kesitleriyle elektronik müzik dinleyicisinin gereksinimlerini son derece kıvrak bir biçimde Great Lenghts uzunçalarına yansıtmayı başarmakta. Seslerin dünyasında kendine ait bir yol oluşturmakta. Kayıtsız kalınamayacak biçimde gerçeklikten beslenerek kotarılan bir hayat ezgisini ve şehrin ritmini duyurmakta. Keşfedin!

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Zikzak Sanatsa... - L.Doğan TILIÇ - Birgün
Laf İyi De... - Can DÜNDAR - Milliyet
Tarihi Özeleleştiri - Nuray MERT - Radikal
Çingeneler ve Irkçılık - Ali MEZARCIOĞLU - Radikal 2
Gazetecilikte Edebiyat - Bülent USTA - Birgün
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri


Martyn / 3024 Official
Martyn At Myspace
Martyn Interview At DC City Paper
Martyn Interview At Bodytronic
Martyn / Great Lenghts Album Review By P.Sherburne
Martyn / Rob Da Bank Guest Mix (20.04.2009)
Erosie Official
iTAL tEK At Planet µ
iTAL tEK At Myspace
iTAL tEK / Flex Plexico Exclusive Track
Sigha At Myspace
Hotflush Recordings Official
TKR At Myspace
TKR At Soundcloud
TKR / Submodulation
Twisted / Dutty Dubz At Myspace
Redvolume Official
Twisted & Redemption / Il Dire Remixes At Boomkat
Vision At Myspace
Bass Punch Records At Myspace
Bass Punch Records Informative At Resident Advisor
Von D At Myspace
Argon Records Official
Likhan' At Myspace
7even Recordings At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-mal,Textart,Dubtronica,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------


Martyn Images; Courtesy From Listed Sites
1 & 2 Mutek Flickr Page 3 Martyn’s Myspace

>>>>>Poemé
W.H. Auden – Bölünme

Hiç olmazsa o önyargısız, geldi görevinin
başına
Böleceksin dedikleri tanımadığı topraklara.
çıkmış iki halk karşı karşıya,
Farklı mutfakları ve uzlaşmaz tanrılarıyla...
“az,” dediler ona Londra’da, “geç kalındı,
Ne anlaşmak mümkün ne de konuşmak
karşılıklı.” tek çözüm ayrılmak
Diyor Vali, sana yolladığı mektupta bak.
Onunla birlikte ne kadar az görünsen senin
lehine,
Kalacağın yeri ayarladık, başka bir yerde.
Sana dört hakim verebiliriz, iki Müslüman, iki
Hindu, gibi danış ama sensin kararın sorumlusu.
Kapatıldığı ıssız konakta, gece gündüz polis
etrafta,
Bahçeyi kollayıp suikastçıları uzak tutmakta
Çalışmaya koyuldu, görevi kaderini
kararlaştırmak
Milyonların, nuh nebiden kalma haritalara
bakarak..
Nufus sayımı da büyük ihtimalle yanlış.
Zaman yok ki üstünden geçecek, ne de
gidilecek
Tartışmalı bölgelere. Hava dayanılmayacak
kadar sıcak
Amel de oldu. Kaçınılmaz ki işini
koşuşturmada yapacak.
Yedi haftada bitiverdi, sınırlar kararlaştırıldıya
da kötü, koca kıta ayrıştırıldı.
Ertesi gün denize açıldı İngiltere’ye doğru,
orada unutmalı
Her iyi avukat gibi yaptıklarını. Dönmeyecekti
geriye
Korktuğunu söyledi kulubüne, “Dönersem beni
öldürecekler,” diye.

Çeviri. Gündüz Vassaf 2009
Kaynakça: Savaşları Köşe Yazarlarından Okumayın / Gündüz VASSAF /
Radikal

Friday, May 29, 2009

Deuss Ex Machina Podcast Volume 7 - Episode 254

Perversion 05 re-mashed from tohoscope on Vimeo.

Sesler arasında serüvenimizin 254. bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Yazınsal detayları az aşağıdaki bilgi notunda, işitsel tedarik ise şurada yer alan bağlantıda.

-İyi Dinlenceler...


Sunday, May 24, 2009

Deuss Ex Machina # 254 - To Cure A Weakling Humanitarian A.D.

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_254_--_To Cure A Weakling Humanitarian A.D.

18 Mayıs 2009 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Wisp-The Shimmering Hour (Rephlex)
>1<-Efdemin-Acid Bells (Martyn's Bittersweet Mix) (Métisse)
>2<-Burial & Four Tet-Wolf Cub (Text Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Atomic Skunk-Chinabox (Self Released)
>4<-Atomic Skunk-Flying Spiders Of Babylon (Self Released)
>5<-Jon Hopkins-Wire (Domino Recording Company Ltd.)
>6<-i3i3-Redemption Style (8me)
>7<-Wisp-Picatrix (Rephlex)
>8<-Wisp-Teddy Oggie (Rephlex)
>9<-King Roc-The Beginning (Process Recordings)
>10<-The Field-The More That I Do (Foals XIII Remix) (Kompakt)

To Cure A Weakling Humanitarian A.D. (254) – Dosdoğru Karşılığını Bulabilseydi, İmdat Çığlıkları Ümitsizliğimizi Kapsamazdı. Yıkılmaz Sandığımız İnsanlığımız Temellerinden Sarsılıyor. Vakia Olanın Yadırgatıcılığından Seyirlikler Vizyonteleye Konuk Ediliyor, Şimdi Sansürsüz [Döngü 10|38]

>>>>>Bildirgeç
"Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!" Francis Bacon

İnin inim inleyen yağmurun gürültüsü yeryüzü parçasının iliklerine kadar işleyen acıtıcı bir gerçeklik ve sonu ne zaman geleceği kestirilemez bir hüzün dehlizinin kapısını açmakta idi. Durağanlaştırılmış , kanıksanmış, tüketile tüketile elle tutulur, gözle görülür, ruhta hissedilir yaraların günyüzü bulduğu doğanın, isyanının şekil bulması idi vuku bulan. Hasıl olan yaşadıklarımızı kısıtlı sürelerde, doğanın kendisine ve bizden sonra yaşayacaklara acımadan, tavizsiz bi'biçimde tüketmiş olmamızın, üst sınır limitlerimizi çoktan ezip geçmemizden kaynaklanması en birincil sebebiydi belki kim bilir, bütün bu olanların ? Nicesinde uzlaşımcı yol bulabilmeye çaba sarf edenlere etmediğimizi bırakmadığımızdan, düşüncelerini her daim ağızlarında tıkılı bırakmamızdan da kaynaklanıyor olabilir. Suskun kalmanın, sessizliğe gömülüp sıra savmak iyi bir şeymişçesine. En umulmadık anlarımızda, bizlerin sahipsizliği ve sorumsuzluğu ile üzerini örtmeye, görmemeye çaba sarf ettiklerimizin daha fazlasına müsammaha gösterilmemesinin getirilerinden birisidir kim bilir? Işıltılı bir çiseltinin ardından kopan gümbürtüyü neticeye bağlayabilmek, neticesinden okumalara girişebilmek zor, ama uzak da değildir. Çabalamak, olumsuz addedilenlerin üzerine çöreklenmiş olan umutsuzluğu yenebilmek için belki bir vesile teşkil eder. Yaraların görünür kılınması tükete tükete sıfır noktasına varmayı daha da çabuklaştıran modern beşeriliğimizin hatalarını fark edebilmemizi de sağlar. Kalabalıkların içerisindeki somut yalnızlıkları gözlemleyebilmemize neden teşkil eder. Belki hiç ummadığımız soruları artık sormanın nihayetinde vaktinin geldiğini duyumsatır. Hat'ra düşürür. Feylezofik açıklamalara gereksinim duyulmadan olup biteni anlayabilmek için hakikatli bir bağlantıyı oluşturur. Hüznün betimlemelere sığdırılamayacak kadar genişliğini kapsamını idrak etmeye fayda sağlar. Kapandıkça, grileşen havanın kendisinde, hiç olmadığımız, bir türlü tanımlandıramadığımız pek çok şeyin saklı kalması, açığa çıkması birazcık da bu yüzdendir, değerli okur. Aşılmaz duvarlala çevrelediğimiz, saklandıklarımız ile yüzleşme vaktinin habercisidir, yağmurun yeryüzünde canlandırdığı kakafoni yüklemli seslenişi, serzenişi. Çağrışımlar basiretsizliğin yutarcasına kapıp sindirmeye çalıştığı düşüncelerimiz için de kurtuluşu temsil edebilir kim bilir?

Yanıtlanmaya, yanıt bulmaya çaremiz de yolumuz da çok olmasına karşın teşebbüs etmediğimiz için hüzün ve acı yaşamımızın ayrışmaz bir parçası haline dönüşüyor, kabullenmekle. Tevekkül etmenin bambaşka anlamları mevcut iken tutup kendini zamanın dişlileri arasına hapsetmenin, giderek fazlası ile tükenmeye odaklanmanın getirisi nedir? Düşüncelerden düşünce beğendiren, çıkılmaz girdaplarla taşınmamıza neden teşkil eden bu yorumlama ve anlayış değil midir? Değiştirebileceklerimiz elbette kısıtlı, yapılabileceklerin pek çoğu çoktan seçmeli şıkları önceden işaretlenmiş, en doğrularla sabitlik kazandırılmış oldurulamazlarla taltif edilmiş, toplumsal bütünleştirmeden uzaklaşılmış olsa da, biraz üzerinde kafa yorulduğunda, düşünce ortaya çıkartıldığında, hüzünden ırayabilmek mümkün. Hemen teslimiyet bayrağına sarılmadan, bir nebze olsun hatalarımızdan dersler çıkartabilmek de ha keza. Bir kesinlikten, keskinlikten kurtulabildikten sonra da, günün getirdiklerini değerlendirebilmek, yağmuru ve ortaya çıkarttığı tılsımlı seslerin manalarının nasıl uyarıları beraberinde getirdiğini fark edebilmek mümkün kılınacaktır. Sadece belirli ayrıştırılmış kesimlerin değil, bu coğrafyada nefes alan, emeğini ortaya koyan, düşündüklerini dillendiren, teşebbüs ettikleriyle üzerimize yapışmış olan karanlıkların ötesine ulaşmaya çaba sarf edenlerin varlıklarıyla beraber, yukarıda sözcüklerin arasına dahil olanlar ile nihayetinde yüzleşebileceğiz. Söylenenler ile yapılabileceklerin birbirlerine kavuşmasına tanıklık edebileceğiz. Dimağ yoran, zorlaştırıcı ayrıntılar ile çetrefilleştirilen, öteki addedilenlerin dünyasında hakkı savunabileceğiz. Sözlerimizin arkasından başımıza gelecekler ile değil, süslenmemiş ifadelerle yapılandırılabilen ümitlerimizin kapısını çalabileceğiz. Yoksun bırakıldıklarımız için hayıflanmaktan ise sadece insan olduğumuzun kazanımlarının kıymetini de idrak edebileceğiz. Gidenlerin bu uğurda nelerden feragat edebildiklerini, irdelemeye, öne çıkartmaya çalıştıklarının bütünlüğünde açılımlarını anlamlandırmaya vakıf olacağız. Sözcükleri dizerken birbiri ardına, muğlaklıkların getirip ulaştırdığı son odak haline dönüştürülen, dar alanın merkezinde nefessiz kalınmasına olanak sağlayan 'habis ur' veya hüzünlerin etkisi eskisinden de az olacaktır.

Yüzleşmeye imkan tanıdıkça, yitirdiklerimizin ardından gırtlak gırtlağa artık gelmedikçe, söylenmişi muhafaza altına alarak korumayı sürdürür iken bi yandan da yeni sözleri bütünleme çabasında uzakta kalmadıkça , acıların karşısında daha sağlam durabileceğimiz afaki bir gerçek. Kendiliğinde düzelme ihtimali bulunmayan bu sistemsizlik ikliminde, kimin kimden daha fazla gürültü kopartıp, ötekisinde uyandırdığı hezeyanların, tepkimelerin de farkındalılığında işlevsel bir orta yol bulabilmek gereğimiz , gerçekliğimiz haline dönüşüyor. Hizalandığımız sıranın orta yerinde bir düşüncedir alıp gidiyor, ya hep ve ilelebet (öğretilerin şartsız kabullenilmesi yüzünden) çobanımızı bekleyeceğiz. Veya bireysel açılımlara çaba sarf edenlerin, önünü gerçekten görmek isteyenlerin, fikir beyan edebilenlerin engin yol göstericiliklerine, sığındıkları sözcüklere itimat edeceğiz. Seçim bizlerin. Kalemiyle ilettiklerinin pek çoğunda baskın olana karşın alternatif bir dili, bir duruşu yakalamayı başarmış, vicdanlı olmanın gereksinimlerini tereddütsüz bir biçimde işlemiş Yıldırım Türker'in geçtiğimiz Pazar günü Radikal 2 ekinde yayınlanan Putkırıcı Geldi Hanııım! Makalesinden iki bölümü son söz kabilinden paylaşalım.

“...Galileo Galiei, bir putkırıcıydı. Bilimi en bükülmez dönemini yaşayan din kurumlarının karşısına dikmiş, bambaşka bir dünya resmiyle insanların karşısına dikilmişti.
Edward Said, Filistinli çocuklarla birlikte taş atarken, büyük ihtimalle büyük bir tartışmaya yol açacağını, üniversite kurumu ve ‘şiddetin her türüne karşıyım’ orta sınıflığını taşa tuttuğunun farkında bir putkırıcıydı.
Ülkemizden de örnekler bulmak mümkün elbet. Ama konumuz bu değil.
Konumuz, cesur, müdanaasız, doğru bildiği konuda hayatını tehlikeye atabilecek aydın pozuna özenenlerin eğretiliği.
Eğretiler, çünkü daha birkaç yıl öncesine kadar varlıkları resmen kabul edilmeyen, adlarının telaffuz edilmesi bile yasak olan, daha yeni yeni köylerinin yüzlerce yıllık adlarının geri verilmesi tartışmaya açılmış, ana dillerini konuşan anaları gözlerinin önünde tekmelenen bir halka, üstelik gerçekçilik adına tükürmeyi putkırıcılık, aydın olma hali zannediyorlar.
Konu hassas olmasa gülüp geçeceğiz elbet.
Özkök diyor ki; “Gerçek acıtıcıdır. Kimse kusura bakmasın. Kürtleri inciteceğim diye, bu sorunun adını koymaktan vazgeçmem”.
Gerçek elbette acıtıcıdır. Kimsenin de sizin kusurunuza bakacağını zannetmeyin. Çünkü zaten şimdiye kadar Kürtleri incitmeyeyim diye bir çabaya girmişliğinize tanık olmadık. Kürtler de incinmek için yıllardır sizin bu cümlenizi beklemiyordu zaten...

Aç, kimsesiz, dilsiz bırakılmış, devletin suç ortağı aşiretler tarafından köle edilerek yaşayagelmiş, onlarca yıldır ölümün kıyısından bu yana bir adım atamamış Kürt halkın törelerle sakatlanmış barbarlar ilan etmek size hangi putkırıcılık ödülünü kazandıracak?
Devletin resmi dilini, utanmadan kullandığınızda açık sözlü ve cesur aydınlar mı oluyorsunuz?
Kürtlere küfretmek ne zamandan beri tabu idi de kolları sıvayıp işbaşı yaptınız?
Siyasi doğruculuk bu memleketin dilini ne zamandır lâl etti de sonunda zincirlerinizi kırıp isyanı başlattınız?
Diyarbakır hapishanesinde tarihin benzersiz cehennemlerinden biri fokur fokur kaynarken neredeydiniz? Bakanlarınız, olağanüstü valileriniz ‘Ermeni dölleri’ diye Kürtlere akılları sıra hakaret yağdırırken sesiniz neden çıkmıyordu?
Ordu mensupları oranın kadınlarına tecavüz ederken, buna karşı çıkanları ihbar etmek, onlara hayatı zehretmek dışında bir eyleminiz oldu mu?
İnsanlar öldürülüp toplu mezarlara gömülürken, ormanlar birer birer yakılıp yörenin direy bitey çeşitliliği tüketilirken neredeydiniz?
Pako’nun sayfasında göremedik Güneydoğu’da nesli asker müdahalesiyle tüketilen kuş, börtü-böcek üstüne tek bir satır.
Gerçekler acıtıcıdır elbet.
Kürtleri birbirine kırdırma politikası Kürtlerin kendi töreleri midir?
Kürtlerin bir ırk olduğu yeni kabul edilmişken ‘Kürtler de üstün bir ırk mı?’ diye efelenmenin delikanlılığına nasıl inandıracaksınız?
Sizden kimsenin putkırıcılık beklediği yok.
Yeter ki o çok korktuğunuz ırkçılık yaftasını hak etmeye böylesine can atmayın.”
(17 Mayıs 2009)


Sözcüklere itimat etmekte olduğumuz gibi bizim de bu günce aracılığıyla sunmaya, paylaşmaya yeri geldiği vakit sizlerle beraber öğrenmeye, keşfetmeye odaklandığımız müzik de aslolanı yansıtmakta, verimli bir sahayı bizlere sunmakta. Dinlediklerimiz ile ilintilemeye çabaladıklarımız birbirlerine de paralel güzergahlar ortaya çıkartmakta. Karaşınlığın esiri haline gelmiş tekdüzeliğin baskınlığına inat bi nebze olsun, farklı olana, meramını duyurmak isteyenlere yarenlik ve yaverlik etmekte. Düzensiz düşüncelerin derlenip toparlanabilmesini sağlamakta. Evelliyatın, ahir zamana ilintilenebilmesine de zemin teşkil etmekte. Onun içindir ki, 2003 Kasım'ından bu yana çarklarını çevirmeye çabaladığımız Deuss Ex Machina birgün nihayete erer ise, ürettiklerimiz ile başka gedikler açabilsin diyerek süresiz notlarımızı sizlerle paylaşıyoruz. Sözcüklerin sunabildikleri fark ettirebildikleri kadar müziğin de saf bir hayata fon olmasından, bizahati çelişkilerle çoğu zaman kendi kendimize sıkıştığımız, sıkıştırılıp kaldığımız dar bakışımlardan ötesini çıkarsayıp imleyebilmek en büyük gayemiz. Kurgu ve gerçeklik birbirleri ile neredeyse bütünleşmiş bir perspektifi ortaya çıkartığı zamanımızda, düşündüklerimiz ile tercihlerimizin de doğrusunu bulabilmekte müziğin konumunu sabitleyebilirsek ne âla. Güncenin izi üzerinden temellendirdiğimiz programımızın, Pazartesi akşamı canlı olarak sunduğumuz bölümünde yukarıda kısaca değindiğimiz çıkarsamaların üzerine müziğin düş sahalarında turlamaya devam ettik. Tınıların paylaşıma sunduğu notaların gölgelerinde, varedilebilir hayallere dair çıkarsamalardan dem vurduk, süremiz yettiğince dilimiz döndüğünce. Bu minvalde 2003 yılından bu yana gerek net etiket, ve platformlardan gerekse de şimdilerde kapanmış olan Sublight Records gibi mecralarda kayıtlarını yayınlamış New York'lu prodüktör Reid W.Dunn'ı sizlerin beğenisine sunuyoruz. Yıllardır süregelen istikrarlı braindance-elektronika projesi Wisp'in Rephlex çatısı altından yayınlanan The Shimmering Hour albümünün refakatinde, detaylarla beraber. İyi Dinlenceler.Türdeşi olduğu müzikal disiplinler arasında kendine haslığını, tanımı kazandığı 1991 yılında bu yana devam ettirmekte olagelmiş bir tür Braindance. Muhteviyatına dahil edilmiş ses kesitlerinin, kurguyu daha en başından tahribe açık hale getirmesi, yüzeysel geçişlerden ise sertleşmiş kasti vurgulamalara ev sahipliği yapan bir kolajlama, meydan okuma karşımıza çıkmakta, braindance janrında. Richard D James ve Grant Wilson-Claridge tarafından temelleri atılmış Rephlex plak şirketinin metinsel içeriği olarak kapsadığı bütün müzikal sesin belgeleyicisi, tanımlamayla öne sürülmüş bir kavram türetmesi. Tıpkı kaleme aldıkları manifestolarının satır aralarında değinildiği gibi, kıymeti harbiyesinin bir türlü anlaşılamadığı “Acid” müziğinin kökenlerinden ferahfeza, yenilikçi bakışlar yakalanmaya, dönemin yer altı House müziğinin alternatifini tanımlandırmaya, Techno'yu kapsayan öncül çalışmalara zemin sağlamaya ve gittikçe artan bi'biçimde hatlarının belirginleştirilmeye başlandığı Elektronik Dinlence Müziğini şekillendirmeye, belirli düzeyi sağlamaya odaklanmış bakışımın ideali olarak ilintilenebilir, braindance. Sadece kulağa aşina gelen seslerin de değil, dinlenildikçe keşfedilebilecek önermelerden hareketle kurgulanmış makine müziğinin hatlarını ortaya çıkartmaya gayret eden bir platform haline dönüşen “Rephlex Records” ile Reid W.Dunn aka Wisp'in müziğinin kesişim noktalarını irdelemeye çalışacağız, iş bu yazının dahilinde. Formüle edilmiş, hazır kurulmuş, önceden tanımlanmış seslerden ırakta, bileşenlerinin sürekli olarak yer değiştiği ses deryalarının mihmandarı olmaya çaba sarf etmiş bir prodüktör, Reid W.Dunn. Ürettiği, atfettiği disiplinin dahilinde sesin ötesini aramakta olan bütün bütün kurgulamaların altına imzasını atmakta olan bir birleştirici. Tam tanımı bu olsa gerek, müziğin dinlenildikten sonra hatr’a düşürdüğü ilk önemli detay olarak Wisp’in parçalarının. Projesinin ismini seçtiği J.R.R. Tolkien’ın Yüzüklerin Efendisi’nde geçmekte olan bir çeşit orman cininde olduğu gibi müziğin saydamlaştığı yüzeylerinde bir görünüp bir kaybolan ses kesitleriyle hem geçmişin müzikal odaklarını duyumsamanızı sağlıyor, hem de deneysel vurgulamalarla benzerini uzunca bir süredir de duyamadığımız önermelere girişmekten çekinmiyor.

Yeniyetmeliğinde konsol oyunlarının müziklerini ilgiyle takip etmeye başlar, Dunn. Skinny Puppy, Aphex Twin ve Meat Beat Manifesto gibi dinleyiciye daha aşina gelen seslerden beslenen prodüktör ve ekiplerin türetimleri ise, kendi sözleriyle üretmek istedikleriyle zihninde tasarladıklarının bileşimi olarak çizmek istediği müzikal kariyerinin de temellerini atmasına vesile teşkil eder. Aşinalığı olması ve dinlediklerinden çıkarımları gerçekleştirmesinin yanında, herhangi bir enstrümanı çalamamasının ve müzik eğitimi olmamasının zorluğunu çeşitli yazılımlar üzerinde kendini geliştirerek aşma yoluna gider, Dunn. 2000'in başından itibaren de denemelerinin neticesinde, kendisinden emin olarak bu hat üzerinde elektronik kurgulamalarının başlangıcını verecektir. Kullanmakta olduğu Fruity Loops gibi programların yapılarını ve işleyişini çözmesinin ardından da ilk kayıtlarını yayınlayabileceği bir eşiği yakalar. California'lı deneysellik üzerine elektronik çeşitlendirmeler etiketi 'TavCOM' etiketinden de 2003 yılında debut albüm çalışması olan About Things That Never Were yayınlanır. Vurgulamaların parçalar arasında belirginleştirilmeden ilerletildiği bir dinlencelik kotarılmaya çalışılır. Eski Kıta'dan uzanıp gelmiş olan alternatif aksamlı kudretli elektronik müziğinin yenilikçi disiplinleri dahilinde de farklı önermeler ihtiva eden, Amerika'nın techno ile yakaladığı öncüllüğün Braindance, Akıllı Dans Müziği vesair adlarla anılan alt disiplinlerde de anılmasına imkan sağlayacak bir dinlencelik gayreti, kayıt boyunca dinleyiciye ulaştırılır. Kah dingin bir melodika üzerinde şekillendirilmiş aksak öğeler, kah özgün hip-hop kayıtlarında duyumsadığımız isli ses döngülerinin modellemeleri, kah da enerjisi hiç kesilmeyen dans edilebilir pasajlarıyla, ilk elden yabancılık çekilmeyecek, her zevke uygun birer biçem barındıran bir yapılandırma 21 şarkılık siftah kaydın bileşenlerini oluşturur. Çalışmalarının da temel çıkış noktasını ve zeminini oluşturan Bilgisayar + Yazılım birlikteliğinde gerçeğe yakın sesleri duyumsatan, mercek altına aldığı ve detaylandırdığı formlar ile kendine yakıştırdığı lakabına da uyan bir biçimde geçmişin seslerinin üzerine yeni eklemeler gerçekleştirmeye gayret sarf eden bir türetme anlayışının müzikal yolunu da çizmeye başlar. Albümün ardından yine aynı etiketten sunulan Frozen Days kısaçaları da ifadelendirmeye çalıştıklarımızı somutlaştıran bir yapıdan mürekkeptir. Klavyenin tuşları arasından yükselen nağmelerin buğulu bir atmosferi duyumsattığı White Out, çiğ bir deneysel döngünün basite indirgenmiş partisyon dahilinde geçirdiği değişimleri ortaya çıkartan miko-ambient Reminder, ses kesidi olarak dahil edilmiş piyano tınısı üzerine bina edilen aksak aynalamalar, açıkça Rephlex ve Warp Records gibi İngiltere'nin modern elektronik müziğin gidebileceği noktaları serme konusunda gayretkeş odaklarının izlerini takip eden, öykünen ama tekrara düşmeyen önermelerin de söz sahipleri arasında olur, Wisp.Müziğini şekillendirir iken bağlantılandığı enstrümanı olarak savladığı Bilgisayar aynı zamanda, ağ üzerinde de müziğini iletebileceği, çıkar gözetmeksizin müziğini ücretsiz paylaşabileceği bir devam, sürdürülebilir bir zincirleme üretimin de tetikleyicisi bir bağlaç haline dönüştürülür, zamanla sanatçı tarafından. Binkcrsh ağ etiketi üzerinden yayınlanan Plepper kısaçaları zamansız kolajlardan mülhem bir sunuş olarak bu dizinde değerlendirilebilecek ilk kayıt olur. Alan/saha kayıtlarından tedarik edilip düzenlenmiş seslerin karşıladığı, kimi zaman elektronik ile akustiğin karşılaşmalarını düşündürecek kadar derinleşerek ilerleyen Flax Flew Far, keskin endüstriyel partisyonların drum and bass formuna zemin sağladığı Glowing Fungus, ortam müziğinin vasıflarını hakkıyla taşıyan bir ses dehlizi Plepper gibi çalışmalarla beraberinde, makine müziğinin de hissiyatı sonuna kadar elinde tutabileceğini kanıt ve ispata yeterliliği olan bir bütünlükte nakış edilir. 20 Şubat 2004'de Electrotards Records etiketiyle sunulan humpelndenBEATS albümü Wisp'in müziğinin dönemeç noktalarından birisini sağlar. Form ve yapıların tamamen oturduğu, sayısallaştırılmış hayatlar, yaşam sürülen platolar, akışın değişkenlik gösterdiği endüstriyel makamların birbirlerine lehimlendiği bir modern zaman tasviri kayıt dahilinde sunulur. Benzeş noktalar bulunmasına karşın Rephlex'in dönem içerisinde giderek saydamlaştırdığı, aksak ritmlerin sertlikle tecrübe edildiği breakcore, illbient gibi tanımlamalar ile anıldığı bir dönemin içerisinde, çizmeye çalıştığı kompozisyolar ile rahat uyum sağlanılabilir bir ses bütünlüğünü iletmeyi başarır. Müzikal kurgu giderek keskinleşirken, bir yanı dans edilebilir kılınan öte yanı deneysel akış ve alaşımlarla düşüncelere dalmaya imkan sağlayan bir manifesto haline dönüşür, kayıt. Biçimselliği müziğin belirlediği rotalarda farklı okumalara girişilebilir. Sıklıkla kullanımına karşın tekdüzeliği de boynunda bir pranga haline dönüştürüldüğü, aynı nokta ve imlere sabit kalınmışlığı sentezleyen birer form haline dönüşen Akıllı Dans Müziği türevleriyle Braindance'in birbirlerinden ayrıştırıldığı nokta ve sesleri duyumsamayı imkanlar dahilinde gerçekleştirir. Kendisine ilham edindiği Mike Paradinas ve Richard D. James gibi deli dahilerin müziklerinin tortularından hareketle oluşturulan bir bakışımı sabitleye çalıştığını belirtmek de bu noktada, pek de yanlış olmayacaktır. 2004 sonunda sınırlı sayıda yayınlanmış olan Aphex Twin'in Selected Ambient Works #2 Remixed yapılandırmasında önerilerin diri tutulduğu bir kolajlama tekniği geliştirilir, Wisp tarafından. Belirli bir noktanın ötesinde dinletiyi genişelten, boyut katan, sorular sorduran bir yapıya evrilmesinin ana fikriyle kotarılan bir deneysel-teoriler diziliminin de üyesi olarak sanatçının diskografisinde yerini alır.

Soğuk endüstriyel formlardan hareketle kotardığı, karanlık ve mekanik olduğu kadar da hissiyatların çarpıcı biçimlerde öne sürüldüğü benzeşsiz temas noktalarının, müziğine dahil ettiği, caz, funk, punk harmanıyla terbiye etmiş Aaron Funk ya da bilinen ismiyle Venetian Snares'in önerisiyle de Wisp'in bir sonraki durağı olan Kanada'lı Sublight Records çatısı altına dahil olduğu döneme ulaşırız. Zemin ve mecra değişmesine karşın, Wisp'in müziğinin değişkenliğinde bir durulmanın olmadığını ortalığa kuvvetli ses dalgalarıyla bütünleştiren Honor Beats ve NRTHNDR kayıtları birbiri peşisıra Sublight Records'dan yayınlanır. Braindance / Rephlex manifestosunda da değinilmiş olan ideleri savunmakta , yeni önermeler getirmeye gayret eden bir bütünleştirme projesi olarak değerlendirilebilecek çalışma dizini boyunca, Wisp seslerle yeni hikayeler ortaya çıkartmaya devam edecektir. NRTHNDR yaşam sürdüğü Niagara Şelalesi ve çevresinden derlenmiş ses kayıtlarından, yarıda bırakılmış hikayelerden, şehir imgesinden beslenen yorumlamalarla düzenlenmiş bir sinematografik kurgulama odağıdır. Bir yanıyla metropol insanının temassızlıklarından, eleştiriye tahammülsüzlüklerinden dem vuran dahası bunları dert edinmeyenlerin şarkıların içerisine serpiştirilmiş ses kesitleriyle beraberinde ironik dille eleştirildiği bir kayıt timsali ortaya çıkartır. Kayıt boyunca birbirinden ayrıştırılamayacak bir biçimde detaylar dinleyiciye iletilir. Zaman ve mekanlar farklılık taşısa da iletilenler ile dinleyicinin de olayın ve kurgunun bir parçası olmasına çaba sarf etmesi teşvik edilir. Giderek grileşen, mekanikleşen sesle unutulmaya yüz tutanları, derinlerde saklı bırakılmışları çözümlemeye girişen bir modern ağıt temsil edilir.2006 çıkışlı Honor Beats albümünde de bu yaklaşımın öne sürdüğü paslaşmalardan, fikirlerden türetilmiş bir devamlılık kaydı gerçekleştirilir, Wisp tarafından. Sürükleyici aksak melodilerle, çiğlik dozu kararında ayarlanmış öte-Akıllı Dans Müziği bileşenlerinin birleştirildiği, koyu vurgulamalarla zor beğenenleri bile kendisine hayran bıraktıracak, elektronik müziğin iyi kotarıldığında nasıl cazip, nasıl önemli kılınabileceği de (diğer tüm müzik dallarının iyi örneklerinde olduğu üzere) ispatlanır. Gayda'dan alıntılanan ses kesidinin, drill and bass kümeleriyle, doygun ritmik dans formuna evrildiği Beadumægen, elektronik döngünün etrafında yamanmış olan aksak ritmlerin coşkunluğuna kapısının sonuna kadar açıldığı bir düş imgelemi Lyftgeswenced, mikroskobik ambient temaşası halinde zuhur eyleyen kapanış çalışması Ealdgewyrht gibi parçalar burada sözcüklere sığınarak ilettiklerimizin de fazlasını takdim edecek, albümden öne çıkmayı başaran kayıtlar olarak not düşülebilir.Reid W.Dunn'ın müziğinde şimdilik son durak Rephlex etiketiyle yayınlanan The Shimmering Hour albümü olur. Deneyselliğin her daim ön planda tutulduğu, bağlantılandığı tüm müzikal izleklerin en olgunlaşmış yönlerinden beslenerek evrilen Braindance janrı dahilinde yeni önermelere girişilen bir kayıttır, The Shimmering Hour. Teknolojik gelişmişliğe paralel olarak, birbirinin tekrarından ibaret döngülerle adına elektronik müzik tanımının uygun bulunduğu kayıtların yanında bu çalışma, gerek kapsadığı ses dehlizleriyle gerekse de önermelerdeki yetkinliğiyle beraber müzikal bir mihenk taşını temsil etmekte. Olduğundan farklı rotasyonlarda ilerletilen döngülerin karşısına çıkartılan, detaylara eklemlenen müzikal farklılıklar ile dinlediklerimizin de değerinin daha iyi bir biçimde takdir edilesi olduğu gerçeğini karşımıza çıkartan bir bütündür çalışma, parça parça, saniye saniye. Elektronik ses nihayetinde hayat ile ilintilenebilen, gerçekliği teyit edilebilen bir müzikal tür. Hissiyat vurgusundan zerre değerini yitirmeden yıllarca örneklerini dinlediğimiz kayıtların izlerini takip ederek, kendisine has bir ses iklimi yaratmayı başaran bir prodüktör, Wisp. Albümün açılışında karşılaşılan 80'li yıllara dair elektro hüzmelerinin, drill and bass'le yeniden biçimlendirildiği Teddy Oggie parçasıyla beraber dinlencelik başlar. Temize çekilmiş bir elektronika nümayişinin sergilendiği, tılsımlı ambient kavisi ardından süregiden tınıların Tangerine Dream parçalarıyla paralel bir evreni sunduğu Picatrix parçası albüm boyunca içeriğe dahil edilmiş muhtelif sürprizlerden ilkini oluşturur. Karaltılı döngüsü ve pus yüklemli havasıyla, Güney Londra menşeili dubstep ses eriminin elementleriyle, techno ritmlerinin birlikteliğine fon olmuş Flat Rock, sinyallerin giderek sertleştiği drum and bass Seaway Trial parçası gibi detaylarda ayrıştırılabilecek, ama tüm albüm boyunca ortaya çıkan seslerin daha iyi bir biçimde anlamlandırılabilmesine imkan sağlayacak bir deneysel kurgulama metodu ele alınır. 8Bitlik oyunlar için yapılandırılan prodüksiyonlarla örtüşen, dimağda çağrışımlar bırakan Cultus Klatawa parçası da albümde ön plana çıkmayı başaran üst noktalarından bir diğeri olduğu belirtilebilir. Ezgisel geçişleri ile beraber, tıpkı oyunlarda atlanan seviyelerde olduğu gibi parça boyunca ilerleyen bir gerçek zaman değişkenliği kulakların beğenisine sunulur. Endüstriyel kavislerin,bütüncül bass öğeleriyle birleştiği ismiyle müsemma bir biçimde de, ardılına saklı kaldıklarımızın sesle izhatına girişilmiş Hidebehind dokusuna dahil edilenler ile beraber rahatlıkla pist fatihi olabilecek bir potansiyeli barındırır. Wisp'in geri dönüş kaydının finalinde ise seslerin minimalist bir kompozisyonda resmedildiği, kanıksananın, yadsınanın, insafsızca yargılananın duyumsatıldığı bir ambient güzellemesi ile kayıt nihayetlendirilir. Wisp ya da Reid W.Dunn formüllere sıkı sıkıya bağlı kalmaktan imtina eden, özenli seslerle kendine yeni müzikal doruklar keşfetmeye çalışan, prodüksiyonlarında kapsamını geniş tutan bir üretici. The Shimmering Hour albümü de bu minvalde elektronik müzik dinleyicisi için, tutarlılıkla kotarılmış bir tüm zamanların hızlandırılmış ön dinlenceliği vazifesini gösteriyor. Kesin ve net bir biçimde.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Putkırıcı Geldi Hanııım! - Yıldırım TÜRKER - Radikal 2
Gözbağı Büyüsü - Özgür Mumcu - Birgün
Hukuka Saygılıyız - Necmiye Alpay - Radikal
Gezegeni Kurtarmak İçin Zaman Azalıyor - Insurgente - Sendika.org
Türkçe Çevirisi: Atiye PARILYILDIZ

Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri


Wisp Official
Wisp At Myspace
Wisp Archive / A Place For All Things Wisp
Wisp Interview At Cuemix Magazine
Wisp The Shimmering Hour Review At Dusted
Rephlex Manifesto Declarated On Alt.Rave
Efdemin At Myspace
Efdemin At Resident Advisor
Martyn Official
Martyn At Myspace
Martyn Interview At Bodytronic
Burial At Myspace
Four Tet Official
Four Tet At Myspace
Burial & Four Tet Review By Philip Sherburne At Pitchfork
Atomic Skunk Official
Atomic Skunk At Myspace
Atomic Skunk At Bandcamp
Jon Hopkins Official
Jon Hopkins At Myspace
Jon Hopkins At RCRDLBL
i3i3 At Myspace
i3i3 At Dubstepforum
King Roc Official
King Roc At Myspace
The Field Official
The Field At Myspace
The Field Review At 13Melek

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-mal,Textart,Dubtronica,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Glitch 221 – By Mikrosopht
© Mikrosopht Flickr Page
Wisp Images;
Courtesy From Wisp’s Official Myspace Site

>>>>>Poemé
Tarafsız Aydınlar – Otto René CASTILLO
I
Tarafsız aydınları
yurdumun
sorguya çekilecek
günün birinde
en basit insanları
tarafından
halkımızın.

Soracaklar onlara
ne yaptılar diye
ağır ağır ölürken
ulusları,
tatlı bir ateş gibi
ufacık, bir başına.

Kimse sormayacak onlara
giysilerini,
uzun öğle uykularını
yemek sonrasında,
bilmek istemeyecek kimse
anlamsız uğraşlarını,
hiçlik konusunda görüşlerini,
nasıl para kazandıklarını
felsefe yaparak.
Sorguya çekilmeyecekler
yunan mitolojisi konusunda,
nasıl iğrendikleri konusunda
kendi kendilerinden,
korkuyla ölürken içlerinde bir şeyler.

Sormayacaklar
nasıl vardıklarını
doğrulara
yalanın gölgesinde.

II
O gün
basit insanlar,
tarafsız aydınların
kitaplarında, şiirlerinde
yer almayanlar,
her gün ekmek getirenler onlara,
süt getirenler,
çörek ve yumurta getirenler,
giysilerini dikenler,
arabalarını sürenler,
köpeklerine, bahçelerine bakanlar,
onlar için çalışanlar,
gelip soracaklar:
"Ne yaptınız
acı çekerken yoksullar
içlerindeki sevgi
ve yaşam sönüp giderken?"

III
Tarafsız aydınları
güzel yurdumun,
cevap veremeyeceksiniz.

Yiyip bitirecek sizi
bir sessizlik kuzgunu.
Yüreğinizi kemirecek
zavallılığınız.
Susup kalacaksınız
kendi utancınızla.

Çeviri: Ülkü TAMER
Kaynakça: Şiir.gen.tr