Sunday, May 19, 2013

Deuss Ex Machina # 449 - the art of tyranny


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_449_--_the art of tyranny

13 Mayıs 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
m. Jerusalem In My Heart - Amanem (Constellation)
a. Jerusalem In My Heart - Koll Lil-Mali7ati Fi Al-Khimar Al-Aswadi (Constellation)
z. Komadub - Nema (Feat. Fedayi Pacha) (Self Released / CD-R)
i. Komadub - Kül (Self Released / CD-R)
k. The Gaslamp Killer - Nissim Feat. Amir Yaghmai (Brainfeeder)
a. The Gaslamp Killer - Mother (Brainfeeder)
l. Iskeletor - Afromax (Gantz Şeytan Remix) (Tektosag)
p. Iskeletor - Bomba (Tektosag)
t. Ağaçkakan - Sıkboğaz (Music For Non-Musicians)
e. Ağaçkakan - 2011'de Berbat Bir Yıldı (Music For Non-Musicians)
y. Ventochild - Kesik Kerem (Tektosag)
a. Sotu The Traveller - Hoodia (Tektosag)
r. How To Destroy Angels - Keep It Together (Columbia)
a. How To Destroy Angels - The Believers (Columbia)

the art of tyranny
(449)

çıkan kısmın özeti diyebileceğimiz yegane şey mübalağa olsun diye değil lafola beri gele diye değil hakikatte hiç bir şeyden haberdar olamadığımız gerçekliğinin bizahati kendisidir. kanıtlandığıdır. birbirinin aynısı veçheler, cümleler fasaryadan dizilen sergüzeşt makamdan terennümler hiç bitmeyen tereddütler boyuna ha'bire sergilenip durulurken, seslendirilirken neye eremediğimiz az biraz meydana çıkmaktadır. halen bir sınanmadan bir sınanmaya koşturulup durulurken bütün bütün halklar olarak yaşayageldiğimiz güncelliğin, yaşamakta olduğumuzun ne hallere konulduğundan bu kadar habersiz kalabiliyor oluşumuzadır bu satırı veya karalamayı yazmayı öncelikli kılan, sebebiyet veren!. gözün gör dediğini yok illa billa görmeyeceğim diye şartlanmışlıkların, ucu nasıl olsa bana dokunmuyorların çoğaltılmış olması, yalıtımın her türlüsü artık olağan ve naçar bir kabullenişle içselleştirilmesi ve dahasıyla beraber tekmili birden şakası yapılıp durulan balıkların hafızalarıyla yarışır, aşar bir yerde yaşamı sürdürmeye devam ettiğimiz gerçekliği ortaya çıkan, dökümlenendir. hala biraz insafınız varsa eğer!.

hala boyunduruk altında kalmaktansa tek başıma ses etmeye devam ederim ben bunca kalabalığın içerisinde diyenlerdenseniz epey önemli nüvelerin, görünenlerin biraradalığına yolun, menzilin nereye yönlendirildiği meydana çıkacaktır. az biraz dikkat edince. az biraz farkına varmak isteyince.kolay değil bir tabi ki bunca zaman mevhumunda her günü apayrı derdest, hınç ve linç ile hemhal olunan, onlardan en az birisiyle yüz yüze kalmak zorunda kalınan bir yerde kelama sahip çıkmak. unutmadan tek bir harfi dahi sakınmadan saklanmadan. gel gelelim yaşadığımız yerin ortasında süreğenleştirilenler her dem olduğu gibi paranoyaları sağlama almak için gerekli bulunan sakız olmuş bilindik klişelerin dillendirilmesinden bir arpa boyu ötesi olmadı ve oldurulmadı. erk-muktedir-iktidar isimlerin çeşitliliği bir yana, nasıl atfederseniz nasıl bellerseniz belleyin şimdinin haresini, kısıtlandırılmışlığını ve en başında değindiğimiz unutuşları sağlama almaya çalışan iki kere kolaçan eden bir düzenin ta kendisi olmak dışında da bir sonuca çabalanmadı.

vurgulamalar hep yarım ağız, atfedilip yola çıkılan, neredeyse adaklanan şeyler ülkenin demokrasi dersinde halen sınavlarına çalışmayan, bunu önemsemeyen istisnasız tek bir  farklı sese müsammaha göstermeyen gelgelelim her şeyin altından da kalkacağını yumurtlayıp duran bir açılım enflasyonunu meydana çıkardı. müştereklerin elene elene en sonunda herhangi bir kesmi tatmin eder halden bile uzak varolan durumdan da beter hallere evrilmesinin yolları açıldı. birbirimizi işitmek ne zaman sorusu ötelendikçe, nasıl olsa yolumuz açık diyenlerin avaz avaz çağrıları havanda yeni su dövmeleri de mümkün kıldı. her dem tazelenenin, aba altından sallanacak sopaların çeşitliliği olduğu, bitmek tükenmek bilmeyen içimizdeki düşman haznesine yeni yeni isimlerin eklentilenmesi gayreti ve çabasından ötesini de taşımadığı bir kere daha kanıtlandı. halen kanıtlanmaya devam ediyor. makul olanın çözümlenmesi değil makbul diye bilinenlerin, erkçe uygun bulunanların dayatılması diye bir süreçler silsilesi karşımıza çıkartılıp duruluyor. roboski'nin üzerinden beş yüz yedi gün geçtikten sonra fasaryalar, aman devletimize zeval gelmesinlerin dikkatli algıları sayesinde genelkurmay'a vur emrini verenlerin açık seçik ilanına, soruşturmanın derinleştirilmesine ve devlet aklının tazminatını verdikten sonra can alırım efelenmesinin ötesine varabilmek mümkün olmadı halen mümkün görünmüyor.

tecridin her ne olduğunu idrak etmek adına bir günde kaç canın yakılabileceğini, karanlığa kurban edileceğini gördüğümüz kabusların sürekliliği sağlama alınmaya çalışılıyor. düzen ve düzenin bekaasının sözümona barışırken bir yandan kck davalarında, yurdun dört yanı olmadık köşelerinde bir salıverme, ertesi gün salınanları geri toplamalarla, tekrardan mahpus etmelerle ne kadar ilerlediğini görebilmek bir kere daha söz konusu edilmektedir. gerçek kılınmaktadır. bu yerde hiç nefes aldırır mıyızın karşılığı zaman mevhumunda birbirinden farklı örneklemlerle duyumsatılmaktadır. tahakküm kendi dengi olarak görmediği, tehdit olarak algıladığına karşı elindeki yegane güç olan kolluklarını öne sürmekte bir an olsun kaçınmamaktadır. ya gaz, ya boyalı su, ya linç, ya duyarlı vatandaş tepkisini kaşıma kaşıdıkça daha fenalarına zemin sağlama. taksim'in bir mayıstan bu yana sürekli olarak muhaliflerin tümünü tecrit etmek, derdest etmek, bırakın sözünü seslerini bile duyumsatmamak adına sivil ordusuyla, külahlı, maskeli halk düşmanı palyaçolarıyla zuhur ettiği seremoninin tam karşılığı her gün farklı bir okuma ve yaşam tecrübesi olarak güncelliğimize dahil olmaktadır.

daha sözün bitmediğini yinelemek şansı zorlanırken durun yol o kadar da uzun boylu değil dercesine en ufak bir endişe taşınmadan her yer kimyasallığı artık bilinen gazlarla zapturapt altına alınmaktadır. e ne de olsa her yere demokrasi bahsi bizim bu sathımızda geçersiz bir türetme olduğu sayın bay netekimlerin attığı, yıkılmayacak faşist dövlet temelinin nasıl da mazlumların mazlumuyuz diye kendilerini paralayanlarca sahip çıkıldığını gözler önüne seren, onları da eleveren bir vesika ortaya çıkartmaktadır. utanç vesikası. duyarlılıkları tamamen günün şartlanmışlıklarından ileri gelenlere göre şekillendirmenin, çuvala sığmayan mızrabın hatay reyhanlı'da ortaya çıkarttığı küçük kıyametin daha bizleri nelerin beklediğinin az biraz özetlemektedir erebiliyor musunuz!. savaşın değil barışı dillendirmenin, her dem tespit olunan kırmızı çizgilerin, aleni duyarlılıkların yerine insanlığa ait!! olanları seslendirmenin, onlara sahip çıkmanın vakti henüz gelmemiş midir? düşündükçe sorgular buluyoruz aklımızı. düşündükçe ne hallere konulduğumuza yanıyoruz ama salt hayıflanmanın bir şeyleri çözmeyecek olduğunu da artık biliyoruz.

acılarla hemhal oluna oluna aşinalığın, bağışıklığın başkacalarına denek edile edile bir ya da daha farklı seslendirmelerin, çabaların gerekliliği bir kere daha kanıtlanırken tekrarlardan azade olmak belki bir şeylere başlatacaktır. bir şeylere artık uyandıracaktır. vicdan çünkü şartlanmışlıklarla, daimi olan başımıza gelecekler var şunların, bunların elinden şartlanmışlıklarına karşı klişelerin reddini duyumsatmaktadır. göstermektedir. görüyor musunuz? yaşadığımız yerin nasıl da eskidi dediğimizden çok fenasına doğru koşaradım götürüldüğünün fark edilmesinedir seslenmeye çalışmamız. sınırlandırmalar, tahayyül edilenleri hep bir potada değerlendirmeler ne geliyorsa bu çok konuşanlardan, dirliğimize kast etmekten hiç vazgeçmeyen mihraklar masallarının artık miadının dolduğunu da gösteregelmektedir görüyor musunuz? söz bariz bir biçimde etiketlerden azad edilmedikçe, genellemelerin şartlanmışlık bağlarından uzaklaştırılıp ortaklaştırılmadıkça, barikatın ardında bir arada durmanın gerekliliğine kafa yorulmadıkça bizim on bir eylüllerimizin, on iki eylüllerimizin, sivil kıyamlarımızın, soykırmaların, mahpus etmelerin, derdest edemediği yahutta sırası ona gelmeyenlere bu sözümona açık görünen cezaevi ülkesinde demokrasinin adını koyalım basbayağı bir masal olduğunu yineletecek tahakkümünün sonu gelmeyeceği meydandadır.

gördüğümüz ya da erdiğimiz içinde kalakaldığımız, yaşadığımız bu coğrafyanın içerisinde insanın sözüne sıranın gelmesinin gerekliliğidir. yadsınmadan, kaçak güreşilmeden, hakkaniyet için yüzleşmelerin laletayin bir gösterinin parçası olmadığını kanıtlayabilmek için, paramparça edilmiş algıların yeniden denkleştirilebilmesi için, onun bunun için değil hepimiz için bir yarının ancak müdahil olunarak, mücadele ederek sağlanabileceğini de kanıtlayan bir vesika önümüzde özet kabilinden dikilmektedir. amasız, fakatsız görebiliyor musunuz!.işitir misiniz, paylaşır mısınız!. her günü bir öncekinden daha ağır, daha kasvetli yıkıma enikonu korunaksız ve tahakküme meydan müsait, zapturapta dolaylı dolaysız hayat buldurulan, nefretin en akla gelmedik şekillerinin, suretlerinin gösterime sokulduğu bütün bunların bir mizansen değil delip geçer olduğunu kanıtlayan, akla mıhlatan kanıt kanıt diye ortalara düşenlere o beklentilerini fazlasıyla karşılayan örneklemelerin vücud bulduğu, görünür kılındığı bir iklimdeyiz. yaşıyoruz vesselam!. her yanımız sınayışlarla donatılmış, çevrili dört yanımız acılarla hemhal.

kolay değil böylesi günlerde yola çıkarak, idenin, tözün peşinden bunca canhıraşlığa, utanç vesikasına, rezaletin daniskasına rağmen hayata tutunmak. kırılamayacak dallara ulaşmak ve uzanmak. gayret göstermek ve ötesinden el almak, yol bulmak. donatılan tahakküm pejmürdeliğinin başa açageldiklerineden dem vurabilmek her şart altında o 'kırmızı çizgilere' bulaşmak olarak sunulan hep böyle belletilen bir iklimde varım, varız ve var olacağız diyebilmek. şablonlara, klişelerle mengenelenmiş görüşlerin paylaşıma açıldığı bir yerde sözün gerekliliğini hatra düşürecektir. sorgulanamayanların elbet ki sorgulanabilir olduğuna dair çıkarım, hamleler ve daha fazlası iki arada bir derede, basbayağı köşeye kıstırılan düşünselliğin ne hallere konulduğunu da az çok belirginleştirecektir. devir her dediğini, her yaptığını, her eylediğini, her peydahladığını neden ve niçinlerle burun buruna kalınmasını önemsenmeksizin, sorgulatmaksızın hizaya çekmelere gayretli olunan bir merhaleyi cismanileştirmektedir. hepimizin denekliğinin de hilafsız, yalansız teyit olunduğu. yaşadığımız güncenin kendilikliğinden değil, basbayağı hesaplı kitaplı davulla ve zurnayla fecaate mesken olunan, bir kadüklüğün mihmandarlığında yol alındığından da dem vurup, bahis açmalı, belirtmeliyiz.

gayret gösterilmesi, azami önem gösterilmesi gereken öncelikler saf dışına iteklenirken, kulağı tersinden tutmayı abartısız olur bilen, belleyenlerin belirlediği gündemin ortasındayız. tabi aşina olunan şekliyle, bir başımıza. sorgulamalardan ırak sıramızı bekler halde kalakaldığımız bir yarı özgürlük sahanlığındayız, her an o kısıtlı olanın da elden alınmasına çalışılan. her an derdest ettirilmeye hazır v nazır. delip geçenin muktedirin olurlarıyla işlenmiş, hazırlanmış şeyler olduğunu hakikatinse, kaf dağının ardında belirsizliklere yollananlar olduğunu yinelemek, ilave edebilmek söz konusudur. her gün ağırlaştıkça daha fazla ağıtlaştıkça, o günün bir öncesinde olanların unutturulmasındaki ivedilikliktir delip de geçen. delip geçerliğine tanıklık edilen. mütemadiyen devreye sokulan bu paralize etmelerin gölgesinde vicdandan başlayarak bir dizi edimin nasıl dönüştürüldüğü manidar bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. otuziki kısım tekmili birden. dolambaçsız net, yalın olanların önde gelenlerinden birisi duyarlılıklardır. makul ve makbul bulunanların, bugünkü tek alternatifiniz, tüketeceğiniz diye arzı endam eylenenlerin duyarlılığın tüketilmesinden ibaret olduğu açıktır.

yurdun handiyse her gününde ayrı bir bellek çağrısının hatırlayışın, tahakkümün eyleyegeldiğinin bambaşka utanç vesikalarının bir diğeriyle hemhal olunurken, tanıklık edilirken yad edilenlerin düzenli bir biçimde sorguların yeknesaklığı duyumsatılmaktadır. duyarlılık sergilerken hep aynı cümleler duyumsanır sorun ama fazla kurcalamayın. ilgilenin ama kırmızı çizgileri aşmayın!. bağır çağır ve unut. söylen, seslen, gazını ye şanşlıysan gözaltına alınmadıysa evine çekil, dizini kır otur. ses çıkart, sanal agorada ama sokak denildiğinde evsolcu takıl. sorgula ama daha ilerisi değil. ne oluyorsa oluyor herşey böylesi bir rutinde, karaşınlık düzeninde pespayeleştiriliyor. muktedirin yapageldiklerini sorgulamanın yerini kara bahtımız tabii ki kör talihimiz nüvesi ikame ettiriliyor. kabule açık olundukça gemiyi azıya alana karşı ne yapalımcılığın sonunun fecaat olduğu bir kere daha yineleniyor görebilene. karşılaşılanları sorgulayabilene. haddizatında, erk-muktedir-iktidar olan bitenler şüphe taşıtmaz bir biçimde eylediklerinin yekünü faşizmi tam manasıyla denkleştirirken, onu gösterirken ne yapalımcılık felaket değilse ne olarak adlandırılmalıdır?

sorgulamalar birbirini tamamlayan, tamama erdiren bir görügünün ortaya çıkmasını mümkün kılan bir deneyimin ta kendisiyken olan bitenin farkındalılığına ermek ne zamandır!. hangi zaman geldiğinde bu ucu dokunmuyor ya hu bahsinden feragat edilecektir. kurtulunacaktır. biçimlendirmelerin bariz bir biçimde kalıba dökmek sıkıştırmak, hep dolaylı imalar ve belirsizlikler ile anılsa da sürekli bir sınırlandırmayı devam ettirmek üzerine / üzerinden yol alınan bir zaman diliminde düşünmek ne ara hasıl olacaktır? yazılamanın başında değindiğimiz her günün böylesi anlatmaya çabaladığımız bu düzensiz kesişimler, tahakküm yapımları ile bina edilip yükseltilmesi / çoğaltılması neticede her günün başlı başına atfedilen o cehennemin tam kendisini oluşturmasına ne buyurulmalıdır? bu hallerin ortasındayken kötünün iyisi günlerden, başımızdakilerle geçiyoruz ya hu goygoy değilse nasıl bir göz perdelenmesinin mamülüdür. akıl tutulmasının kendisidir!. böylesi tanımlandırmalar, haklı çıkartmalar komik bir mizansenden daha beteri değil midir, hala değil midir? nedir nicedir hallerimiz.

erke tutkunun, bağlılığın bu yeni sürümleri yıkımın ta kendisi değilse nasıl adlandırılmalıdır. şimdiki zamanın sorgulanmasında gözardı edilenlerin birer ikişer değerlendirmeye alınmasının önemi bu kadar delip geçer vakianın tam da yanıbaşında hayat sürenleri, yani avam olan hepimizin öncelikli sınavlarından birisiyken yinelemeyiz yol nereye? üzerinden çok uzun zaman geçmeyen pek çok olayın bizzat başlangıç, temellendiricisi olan şiddet mevhumunun devletlu eliyle kotarılması bir yazınsal değil tastamam noksansız bir gerçekken bunun idrakına varmaya ne kadar vardır? sorular birbiri ardına sıralanabilir, hemen anında bir çok ilave gerçekleştirilebilir. tek bir parçasından dem vurmalıysak bunca azab türetiminin, utanç vesikasının ortasında kanıksamaktan uzakta mıyız kısmı değerlendirilmesi öncelikli olandır. kanıksamaların bir tercih olarak karşılığını bulması, standarta eklenmesi kafamızda patlayan her tahakkümün, bombanın, gazın vs. kendisine sağlam bir zemin bulmasına, devamlılığına sebebiyet verecek olmasıdır!. bunca yıldır ara verilmeksizin yapılan baskılamaların, tahakkümün birini sorgulayamadan enikonu hesabını sormadan bir diğerine üzülüyor, sinirleniyor, seslenişlerini duyumsamaya, içselleştirmeye çabalanıyor oluşlarımız bu sözü daha net anlamlandıracaktır.

romantize edilecek, altı üstü ağ tutmuş sözlerden medet umulacak günlerden geçmiyoruz. hemen herkesin kendisince doğru bellediğini, bildiğini duyumsatmasında ne kadar yalnızları oynamakta olduğunun, yalnız konulduğunun noksansız vesikasının diri tuttuğu günlerde akıl arıyoruz. laf salatası değil. her acıyı kendi sınırlandırılmışlığında, biri bir yanda, öteki dört duvarının arasında yaşanacak bir şeye evrilecekse eğer bugünlerden sonrasında vay halimize!.. hakkını, hukukunu, adaletini, sözünü ve özgürlüğünü arayanları aralıksız yaftalayan marjinal bunlar diye belletmeye alışan bir terör örgütümüz var. yapageldiği yegane şey çukurları bahane edip hemen yanındaki sokakların tamamını zapt edip, adım atılamaz, yaşanılmaz kılmak adına, kendini kanıtlamak için terörize etmekten çekinmeyen bir mihrakımız var!. hepimizi düşman bilen, böyle belleyen. ona göre tomasını, gazını, copunu, sinkafını kuşandıkça sözü duymayan. sağır. meselleri sorgulamayı bayağı bayağı teferruat olarak ele alanlar iş bu devletçe kotarılanların ardından biteviye aynı kelamlara sahip çıkanlar, tahakkümün, makamın kıyısından uzaklaşıp mücadelede buluşacak mıdır? kral çıplak diyecek sözü işitilir kılacak mıdır! hep beraber sesli düşünelim..bugün, yarın için...

>>>>>Bildirgeç
Tamamlanmış Anlamsızlık  - Bülent USTA - Birgün*

Bu hafta içimden yazmak gelmedi. Reyhanlı’daki katliam, koyu bir karaduygululuğun içine hapsetti beni. Öyle politik ya da edebi kaygıların hiçbirini duymadan yazmaya çalışsam da, gerçekte yazamadığım bir yazı çıktı ortaya… Marguerite Duras, “Yazdığımı sandım, ama hiç yazmadım, sevdiğimi sandım, ama hiç sevmedim, kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman!” diye yazmıştı, kapalı bir kapı önünde beklerken. Ben de işte öyle bir kapı önünde bekliyorum bu yazıyı yazarken.  Yazamayışımın nedeni, bu defa kapalı kapının altından kan sızması… Koyu bir kan… Ve kapının ardından gelen çığlık sesleri…

Benzer bir duyguyu, Roboski Katliamı yaşandığı zaman da hissetmiştim. Günlerce kendimi şimdi olduğu gibi kapalı bir kapının önünde beklerken bulmuştum. Kapı kapalıydı, çünkü herkes açılmaması için uğraşıyordu. Yaşanan dehşeti kimse görmek istemiyordu. Televizyondan izler gibi izlemekti derdindeydi çoğu kişi. Sonra, halka değil de devletlere ve şirketlere danışmanlık yapma arzusuyla kıvranan entelektüeller, uzmanlar, gazete yazarları, politikacılar her şeyi rasyonalize etmeye çalışıp kapının ardından gelen çığlıkları duymamamız için, tıkaç vazifesi görecek fikirler üretmeye çalışıyorlardı, her zaman yaptıkları gibi . Kapının altından sızan kan için de, Türkiye’yi güçlü kılacak bir tür iksirden bahseder gibi bahsediyorlardı. İkna ederken de hiç öyle zorlanmıyorlardı, çünkü hiç bu kadar, iktidarı elinde tutanın ikna gücüne tav olmamıştı yığınlar…

Nazilerin toplama ve imha kampları, sosyal bilimcilerin dünyanın gidişatı ve insan davranışlarına dair geliştirdikleri pek çok tezi çöpe atmıştı. İnsanlar, toplama kamplarında öylesine dehşet verici şeyler yaşamışlardı ki, yaşadıkları olayların gerçek olduğuna, toplama kampından kurtulduktan sonra bile uzun süre inanamamışlardı.

Benzer bir duyguyu, bugünlerde yeni baskısı yapılan Bayram Bozyel’in “Diyarbakır 5 No.’lu” adlı kitabını okurken de yaşadım. Bayram Bozyel, Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü akıl almaz işkenceleri tüm çıplaklığıyla anlatıyordu kitapta. Yaşadığı şeyleri rasyonalize edip anlamlandırmaya çalışırken ortaya çıkan çelişkiler, aklıma, İsmet Kür’ün “Onuncu Sigara” adlı romanındaki Yosun’u getirdi. Üniversiteli genç bir kız olan Yosun, işkence yaptıkları şeyin kendi bedeni olmadığına inandırıyordu kendisini. İki tane Yosun vardı sorgu odasında. Biri, korkunç işkenceler altında acı çekerken, diğeri pencereden geçip giden bulutları izliyordu gökyüzüne bakarak. Ben de kapalı kapının önünde beklerken, Yosun gibi arada gökyüzünden geçen bulutlara da bakıyorum ama içimin kanaması bir türlü geçmiyor.

Nazilerin yaptığı işkenceleri ve katliamları ya da Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları, rasyonalize etmek gerçekten güç. Çünkü bu işkence ve katliamlar, öylesine saçma sapan traji-komik ideolojik savlarla ve öylesine korkunç yöntemlerle gerçekleşmişti ki, sağlıklı düşünen bir zihnin olup biteni anlamlandırması çok zor. Ama tüm o ideolojik savları bir gerçeklik olarak kabul edip, yaşanan dehşetin dinamiklerini görmeye başlayınca, her şeyi anlamlandırmak mümkün hâle geliyor. Sosyal bilimciler, bu anlama durumunu “Tamamlanmış Anlamsızlık” olarak adlandırmışlar. Bugünlerde yaşadığım his, anlamsızlığın tamamlanmasından başka bir şey değil aslında. AKP’ye dair ilk zamanlar pek çok kişinin yaşadığı kafa karışıklıklığının sona ermesi için, daha kaç kere anlamsızlığın tamamlanması gerek, onu bilemiyorum işte.

Naziler, işkence yapmak için yanıp tutuşan korkunç yaratıklar değillerdi sadece. Bir fayda ilkesine göre hareket ediyorlardı. Diyarbakır Cezaevi’nde işkence yapanlar, devletin yararı için öngörülen bir politikanın uygulayıcılarıydı öncelikle. Bu açıdan, Reyhanlı Katliamı’nı Ortadoğu’da etkin olabilmek için ödenen bir bedel olarak görenlerin Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkencecilerden ya da Nazilerden bir farkı yok.

Reyhanlı’daki katliamdan sonra, içine hapsolduğum karaduygululuğun nedeni, sadece bir savaş karşıtı olarak, Hükümet’in göz göre göre bir felakete ve savaş doğru giden politikaları değil. Ya da bu katliamla ilgili üretilen bütün senaryoların korkunç sonuçları olması da değil içimi bu denli acıtan. Kasabalarda yaşayanlar ya da yaşamış olanlar, Reyhanlı’daki katliamın o kasaba üzerindeki korkunç etkisini az çok tahmin edebilirler. Benim çocukluğum ve ilkgençliğim, bir sahil kasabasında geçmişti. Kasabalar, şehirler gibi değildirler, orada herkes birbirini tanır. Herkesin birbiriyle iyi-kötü mutlaka bir hikâyesi vardır. Sadece insanlarla da değil, ağaçlarıyla, taşıyla toprağıyla da kurulmuş bir ilişki vardır kasabalarda. Eğer bir kasabada yaşıyorsanız, tüm dünya o kasabadan ibaretmiş gibi gelir insana. İşte bu noktada kilitleniyor düşüncelerim, kalemim kırılıyor, yazamıyorum, orada yaşayanların ruh hâlini düşündükçe… Ama şunu da biliyorum, bu saldırıyı yapanlar hayata düşman oldukları için savaşı arzuluyorlardı. Onların oyunlarına gelmemeli…  Hayatı savunmak için, bu defa gerçekten tamamlayalım artık şu anlamsızlığı, tamamlayıp görelim…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Yazmak meşakkatli, yazdığını anlatabilmek çok çetefilli. Her durumda iki kere üzerinden geçilmesi gereken sınayışların anlat artık bu cümlede ne demek istedinlerin birbirini kovaladığı bir sınayış sahası. El vermeye çalıştığımız, kelimelerle oluşturduğumuz bulmacanın, karalamanın yanında kelamlarıyla bizim değinemediğimizi tamamlayan bir noksanımızı, gediğimizi daha tamamlayan yazı erbapları var. Bülent USTA'da bu hayatı çekilir kılanlardan birisi. Tamamlanmış Anlamsızlıklar başlıklı makalesi de bu doğrultuda kelamı didaktik, tekdüze bir sunu olmaktan öte yaşadığımızı günceyi anlamlandıracak bir yolu, resmi sözle görünür kılıyor. Birgün Gazetesi'nin ve Bülent USTA'nın anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Red! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Tamamlanmış Anlamsızlık - Bülent USTA - Birgün
Roboski’nin ve Reyhanlı’nın Ülkesi - Merve EROL - Bir + Bir
Devletin Sınırları - Barış M. YILDIRIM - Fraksiyon
Bu Memleket Bizim... Mi? - Ecem SARIÇAYIR - Arkitera
ODTÜ Reyhanlı İçin Direniyor - Anarşi Haber
AKP Yalan, Halk ve Sokaklar Gerçekleri Söylüyor - Baş Yazı - Muhalefet.org
Reyhanlı Katliamı’nın Sorumlusu AKP Hükümetidir! - Nor Zartonk
Türkiye, Reyhanlı İçin Sokakta: Antakya’da Kent Durdu, Ankara’da Çatışma Çıktı - Sendika.org
Üniversitelilere Yine Gaz Yine Gaz - Beyza KURAL - Bianet
Reyhanlı: Islah, Sıtma ve Bomba - Ertan KESKİNSOY - Bir + Bir
Reyhanlı Dersleri - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Reyhanlı’da Katliamın 1. Haftasında Bu Kez Polis Saldırdı: “Reyhanlı Burada, Tayyip Nerede!” - Sendika.org
Hatay: Hoşgörü Kenti Alarm Veriyor - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Hatay / Reyhanlı Ön İnceleme Raporu - Mazlumder
Reyhanlı Halkını Nazi Katliamı Yapmakla Suçlayan Hakan Albayrak 'Çark Etti' - Özür Dilerim - İvedi Haber
Reyhanlı Katliamı’nın Arka Planı: Büyük Orta Doğu Projesi - Erkan BAYIR - Radikal Blog
Reyhanlı’da Yok Olan “Solun” Vicdanı: Başka Bir Sol Mümkün - Özdeş ÖZBAY - Marksist.org
Reyhanlı Emniyet Müdürü Görevden Alındı - Evrensel
Reyhanlı Patlama Sonrası... - Radikal.com.tr
Reyhanlı... - Yasak Gündem
Suriyeli Mültecilerle Bölge Halkı Arasındaki Gerginlik Artıyor - Ayla ALBAYRAK - WSJ Türkiye
Reyhanlı'da Öfkenin Öteki Adı: 'Siz Bunları Yazamazsınız' - Çiğdem TOKER - Akşam.com.tr
Utanç Vesikası: Reyhanlı Deyince Aklınıza Ne Geliyor? - Sokak Röportajları
Syria Crisis: Russia 'Sends Sophisticated Weapons' - BBC News
Roboski’ye Uzaktan Bakmak - Mehmet DİNÇ - Yüksekova Haber
A Statesman’s Forum With H.E. Recep Tayyip Erdoğan, PM Of Turkey via Brookings Institute
Emine Erdoğan'a Manidar Hediye: 'Diktatörlüğün Psikolojisi' - soL
Turkey’s Journalists Say Press Freedom Has Declined Under Erdogan’s Rule - Roy GUTMAN - The Bellingham Herald
Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası: Adli Tıp Kurumu Bildiklerini Açıklamalıdır - Başka Haber
Kayıplar Haftası, Mehmet Ağar Protestosuyla Başladı - soL
Kbaada 149 Yıldır Kanıyor (1864-2013) - Jineps Gazetesi
21 Mayıs Çerkes Soykırımını Anma Çağrısı - 18 Mayıs Taksim'de! Gerçeği Haykırıyoruz! - May21.org
BDP Şüpheli Asker Ölümlerini Meclis’e Taşıdı - Asker Hakları
Artık Bu Zihniyet Sussun! - Yılmaz ERKEK - Özgür Gündem
Kürt Dili Bayramı ve Vicdani Ret Hakkı - Günay ASLAN - Yeni Özgür Politika
Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan Artık Vicdani Ret Hakkını Tanımalı - Uluslararası Af Örgütü
Vicdani Ret Derneği - Facebook İletişim Sayfası
İstanbul'da Vicdani Red Buluşması: Militarist Kültürü Yok Etmek İçin Mücadeleye - Başka Haber
(Röportaj) Vicdanî Ret Derneği Kuruluyor - Ozan Ekin GÖKŞİN - Marksist.org
Vicdani Red İstiyoruz - Gözde ÖNDER - Solukbeniz
15 Mayıs Uluslararası Vicdani Ret Günü Basın Açıklaması - HDK Anti-Militarizm ve Vicdani Ret Komisyonu - Nor Zartonk
Toplumsallaşan ‘Vicdani Ret’ - Ercan Jan AKTAŞ - HDK Anti-Militarizm ve Vicdani Ret Komisyonu - Özgür Gündem
Vicdani Ret Haktır! - Basın Açıklaması - Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi
19 Kişi Vicdani Reddini Açıkladı - Anarşi Haber
Yılkı - Deniz GEZGİN - Agos ŞapGir
Pınar Öğünç'ün 'Asker Doğmayanlar' Kitabı Çıktı! - Savaş Karşıtları
Bugün, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Günü! - LGBT Haber
Etha'dan İşkence Mağdurlarına Çağrı - Etha.com.tr
Tahir Canan, Mücadelesini Tüm Tutuklular İçin Sürdürüyor - Evrensel
Madde 1: İnsan olun... - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Hava İşçilerinin Grevini ve Tüm İşçilerin Direnişlerini Selamlıyoruz! - HDKYK - Halkların Demokratik Kongresi
Dakika Dakika THY Grevi - ÖZ / YILDIRAL / MANSUROĞLU / DENİZALTI - Birgün #ThyDeGrev
Grevciler Mücadeleye Devam Ediyor - Adil Medya #TheDeGrev
Hava-İş: Grevdeyiz, THY: Uçuşlar Sürüyor - Rusya'nın Sesi #ThyDeGrev
İşçiler Yenilsin Diye Haber Yapıyorlar - Gökhan DURMUŞ - Berivan KOÇ - Metin AKARSU - Evrensel #ThyDeGrev
THY'de Direniş, Sermayede Yalanlar Sürüyor! - İşçi Mücadele Derneği #ThyDeGrev
Grev Yaparsanız Yeni Mağduriyetler Yaratırsınız Tehdidi - Bendika.org #ThyDeGrev
Grev Kırıcılığında Sınır Yok - Aziz ÇELİK - Birgün #ThyDeGrev
THY Grev Notları - Emek.org.tr
Kardemir İşçisi Yüzde 47.7 Zammı Kazandı - Radikal.com.tr
İş Cinayetleri Devam Ediyor! - Muhalefet.org
Artvin Barajı İnşaatında İş kazası : 1 İşçi Öldü - Artvinliyiz
Bangladeş'in 'Önlenemez Yükselişi' - Cem OYVAT - Radikal 2
Global Employment Trends For Youth 2013 - International Labour Organization
Barış Çıkar Mı? - Tanıl BORA - Birikim
Hakikatle Yüzleşmeden Barış Olmaz - Zeynep KURAY - ANF
42 Soruya 42 Cevap...  - İbrahim Halil Baran
Savaşa Hayır! Peki Ya Barışa? - Kerem KABADAYI - Marksist.org
Parisli Agit Evine Dönebilecek Mi? - Hasan CEMAL - T24
Son Gördüğüm Dağ Bêzar'dır; Öldüğüm Dağ Bêzar - Evrim ALATAŞ - Dere Nahiyesi
Türklükle Mücadele Etmeden Sömürüyle Mücadele, Nereye? - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Soykırım Meselesi - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
CHP-ÖDP-Halkevleri İttifakı Mı, Yoksa CHP'de Bölünmenin Alameti Mi? - Gökhan BİÇİCİ - Emek Dünyası
'Türkiye, Kuzey Irak ile Petrol Anlaşması İmzaladı' - BBC Türkçe
Cehennem Bize Gelirse ? - Ayhan BİLGEN - Adil Medya
Ermeni Meselesi Dokunulmazlığı - Suna ARAS - Özgür Gündem
Biz Bitti Demeden Bu Dava Bitmez! - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
"Dink Cinayeti, Sıradan Bir Suç Mu?" - Elif AKGÜL - Bianet
Hrant 'Millet'ten Sayılmadı! - Ali TOPUZ - Radikal.com.tr
“Atatürkçü Olmayan Akut'a Giremez” - Habertürk.com.tr
Bahadır Baruter: “Hiciv, Otoritenin Yediği Pandiktir.” - Kaan ÖZKAN - Notosoloji
H. Akçura: Etki Gücüne Sahip Her Girişim Baştan Evcilleştiriliyor - Cihan AKTAŞ - Dünya Bülteni
1 Mayıs’ın Ardından - Müştereklerimiz.org
Direnmenin Estetiği Yeniden Türkçede - Edebiyat Haber
Gecikmiş Bir “Taksim Fetişizmi” Yazısı - Serdar UĞURLU - Fraksiyon
Who, What, Why: How Dangerous Is Tear Gas? - Rema RAHMAN - BBC News
Nurdan Gürbilek: “Güçlü Edebiyatın Ardında Hemen Her Zaman Bir Kriz Var.” - Kaan ÖZKAN - Notosoloji
Sanatı Sanatçılardan Kurtarın! - Alexander BRENER - Barbara SCHURZ - Çeviri Nelin ÇİPER - Fraksiyon
15 Mayıs Anadil Bayramı! - Mehmet KARABAŞ - Batman Barış Gazetesi
Dicle - Seren GEL - Youtube
Kitap, Yasak Harfler ve Fuar! - Şeyhmus DİKEN - Yüksekova Haber
Marcel Duchamp (1887-1968) - Various Statements, Interviews & Sound Works via UbuWeb
Kentsel Dönüşümden Kentsel Devrime - Sarphan UZUNOĞLU - Remzi Kitap
Devekuşunun İtibarı - İsmail H. POLAT - Yeni Medya
Obama War Powers Under 2001 Law 'Astoundingly Disturbing,' Senators Say  - Michael MCAULIFF - Huffington Post

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
cem dinlenmiş - her şey olur # 555

>>>>>Poemé
Bazı Yaralılara - Süreyya BERFE

 Nereye bakıyorsun
İşte yaralı insanların fotoğrafları
İşte yangından çıkarılan çocuk cesetleri
Bu, savaşmış bir atlının sakat kalan ayağı
Bu kesik kol, önemsiz bir iş kazası

Kime bakıyorsun
İşte bacağından alınan üç parça kemik
İşte bombardımandan sonraki yaralılar
Bu, sınırı geçemeyenin aldığı yara
Bu yarım adam, küçük bir işkence hatası

Neye bakıyorsun
Sayamazsın o ciğerdeki yaraları
Kime bakıyorsun
Bilemezsin geçmişindeki yaraları
Nereye bebeyken nazar boncuğu
Kime büyüyünce kurşun yarası

Ama sen
Yine de verirsin çiçeğini yaralı ağaç
Uçarsın yaralı keklik
Kan diner yol açılır
Gün döner gece kısalır

İsteyen denize isteyen kendine baksın

kaynakça: şiir.gen.tr

Sunday, May 12, 2013

kenarlık 2013: # 02 - jerusalem in my heart - mo7it al-mo7it (cst093-1/constellation) (2013)



tepkimenin çoğunlukla kitlesel karşılık bulabilmesine göre şekillendirildiği, o algıya göre yılmadan düzeltilerek yorumlandığı bir sathı mahal burası. olması gerekenin azamisinin veya asgarisinin değil de her durum, şart altında görecelilik, hüsnü kabül veyahutta birileri ne der şıkkına fazlasıyla el, ayak, vicdan bağlı illa prangalı bir duruş sergilenmektedir. meseller ortalık yerde dönüşümüne ve devinimine devam ederken bir yandan da olabildiğince kekremsi tekrarlara başvurulan, klişelere terk-i diyar edilen başka bir mahal var mıdır? şimdi, emin olmak bir yana farkında olduğumuz yegane şey, durmaksıızın konulan şerhlerin de atılan virgüllerin de amalar, fakatların da giderek düzayak meramın önünü tıkadığıdır. düzayak bir merhaleden, durum tespitinden çok argümanların gündelik "konjonktürün" getirdiklerine göre yorumlar ile süslendiği tın tın boş tenekeliğin daimiliğini tescil eden bir duruş 'ivedilikle pompalanmaktadır. anaakımın bol güdümlü, hep devleti aklamaya, paklamaya çalışan mesajlarından, manşetlerinden, o ekranlarda varlığını sürdürmeye halen devam eden fossillerin tükettiği benzeş, bağnaz değinilere kadar bir dolu vavelyanın ortalığı kapsamasını buna eklemlediğimizde halet-i ruhiyemizin son tahlili yeterince acıklıdır. ilave tek bir kelama ihtiyaç duyulmaksızın acınasıdır. böyleyken böyle değil, işin özü basbayağı gösterilmesi ve görülmesi zaruri olandır. farkındalılık belirli bir kıstas, ölçeğe göre şeklini oluşturmaya, tanımlandırmaya dönüştürüldüğü müddetçe de daha epey uzun bir süre daha birlik ve beraberliğimiz meselinde nelerin başımıza geleceğini duyumsatacak olandır. kalıcılaştıtırılan engellemelerin, ses sus, zihnin lal kalsınların mabadı kapsarken dört bir yanı kendi sessizliğine daha fazla gömmesidir. göreceli değil basbayağı sessizliğin daimiliği için elde kalan her ne varsa kırmızı çizgileri alışılageldik söylencelikler, tavır almalar vesaire ile beraber denkleştiren bir tahakküm vesikası ortaya çıkartılır. her defasında o öyle değildir, bu böyle değildir. şu asla kafa yorulacak kadar mühim değil beriki ne geldiyse kafamızı kuma gömmediğimiz için başımıza gelmiştir. vardır-yoktur. durmaksızın yinelenen devletin yaptığında bir bilindiklik olduğuba göndermelerdir. esef verici, iç kıyıcı.



yeknesak makamdan tevatürlerin birbirine benzeyen aynı algıların sürekli sergilenme gayretinde, tenkit, sansürlemeler ve daha başkacasında sesin dahilinden duyumsananlar, duyumsatılmak istenenler afaki bir biçimde sınırlandırılmaktadır. gördüğümüze değil tam tersi istikamette olan biten vavelyalara kanmamız hala beklentilenmektedir. yaşadığımız yer her neye koşa koşa dönüşüyorsa, her defasında anmaktan kaçınmadığımız cehennemvari bir ekosistemin gerçekliği karşımıza çıkartılır. yorgun düşmek bir yana yaşadığımız yerin çetrefilliklerle olan hemhalı hem düşünselliği, hem ideyi, hem de hayatı toptan prangalamaktadır öyle ya da böyle. kanada'da yaşayan, lübnan asıllı radwan ghazi moumneh'in jerusalem in my heart adıyla yayınladığı albüm mo7it al-mo7it bu denkleştirmek istediğimiz ya da denk düşürmeye çalıştığımız yarıda kalmış kelamların paralelinde, onlardan beslenerek kendi sözcülüğünü gerçekleştirmeye gayret eden bir meramı ortaya çıkartıyor. fransız jérémie regnier ve şili'li malena szlam salazar'ın projeye dahil olmasıyla beraber işitselliğin yanında görsel unsurların da fazlasıyla kurguya dahil edildiği, çözümlemelerin dinleyenin tahayyülüne terk edildiği bileşenler dinleyicilerle paylaşılıyor. yorgun düşen bir coğrafya olarak bellenen ortadoğu'nun ezgilerinden yola çıkılarak kotarılan amibent, drone, sonik ses erimleri, saha kayıtları ve fazlasıyla beraber dönüştürüldükçe makamlardan sesli meramlara ulaşılır. keskin sınıflandırmalara gerek duyulmaksızın, batının çok sevdiği oryantalizme düşülmeksizin kendi soluğunu ortaya çıkartan bir yapılar bütünü ortaya çıkartılır. lehimlenen sesler, iliştirilen kayıtlar, teker teker dokunan vecizler, yalıtılmış olan düşünselliğin az biraz sınırlarının alaşağı edildiğinde nelerin bizleri beklediğini kulağımıza sunan bir denklem ortaya çıkartır. çözümleme elbette basitçe gerçekleştirilebilecek bir mesele değildir en azından kestirilip atılası kadar kolay değildir. lakin, yaşamakta olduğumuz zaman mevhumunda olmadık şeylerin başa getirildiği bir yerde, birbirimizi ne kadar anlama gayretine düştüğümüzün, ya da öteki sandığımızdan aslında ne kadar farklı olmadığımız konusunda önermeleriyle, seslendirilmiş kesitlerle beraber dikkatle kulak kabartılası bir müzikal çalışma ortaya çıkartılmaktadır. zamanında muslimgauze'dan veya random_inc'in kayıtlarından ulaşan ses deneylerinin, politik perspektiflerin, sesli tahayyüllerin bıraktığı ara noktaların dönüştürüldüğü ve yeniden kurgulandığı, bilmediğimizi sandığımız oysa tamamen içinde yaşadığımız o coğrafyanın içinden, özünden bir sesleniş şimdiye taşınmaktadır. bütün eksik gedik tamamlanmaktadır. seslerden mürekkep bir belge niteliğinde... belki az biraz zor ama anlaşılması için çabanın her türlü kazanımı beraberinde getireceğini bildiren bir deneysel seyrüsefer...mo7it al-mo7it (mo-hit al-mo-hit)

photo credit: francois berland

jerusalem in my heart official
jerusalem in my heart artist page via constellation records
jerusalem in my heart’s mo7it al-mo7it: album stream and q&a by vish khanna via cbc music
jerusalem in my heart’s mo7it al-mo7it album review by birkut via tiny mix tapes

Monday, May 06, 2013

Deuss Ex Machina # 448 - elkarrekin berria da bakarrik

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_448_--_elkarrekin berria da bakarrik

29 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ben Lukas Boysen - Without God (Hymen Records)
2. Ben Lukas Boysen - Unpack (Hymen Records)
3. Mimetic - Sparkling Love (Mira Calix Rmx) (Hymen Records)
4. Mimetic - The Basis Of Any Conflict (Hymen Records)
5. (Ghost) - Full Cycle (n5MD)
6. (Ghost) - Endless Roads (n5MD)
7. An-Ten-Nae, XOchitl - We Got The Power (Album Mix) (Muti Music)
8. Pair Of Arrows, An-Ten-Nae - Vestige (An-Ten-Nae Remix) (Muti Music)
9. SP:MC & Youngsta - Kenshin (Tempa)
10. SP:MC - Launch Code (Tempa)
11. Demon - Geth (ICU Audio)
12. Demon - Intern (ICU Audio)

elkarrekin berria da bakarrik
(448)

kendini tekrar eden mükerrer olarak anılıp da her köşeden hep çıkagelen, tekerrürden ibaretken tahakkümden mürekkep tazyiklerle boşaltılan, doldurulan, yüklenen bir gerçeklik haline dönüştürülüveriyor tarih mevhumu. sarmalın bir başlangıcı var bir sonu yok. her yerde her zaman başkaca bir yorumun denk getirildiği işin doğrusu yorum diye bilindik teranelerin sıklıkla belleğe kazınmış olan ayrıştırıcı sözlerin ikrarıyla yol alınan, yol kat edilebilen bir mevhum haline dönüştürlendir tarih. ne yaşananların ne yaşatılanların sorgulanabilriliğine sıra bir türlü getirilmeden bahsi handiyse açılmaksızın başkaca sularda yelken açılması için alelaceleciliğin vesikası haline dönüştürülendir tarih. kestirilip atıldıkça, biçimlendirilme gayretiyle engellemeler kol kola geçtikçe tahakkümün avazının hemen hiç susmadığı bir sahadır tarih ve tarihsellik. idrakı ve sorgulamayı beraberinde taşımasını bekleyedurduğumuz pek çok karşılaşmada daha yolun hemen başında hemen her şeyin paldır küldür derdest edildiği önemsiz bir mevhum vakia halinde etkisiz yetkililerimizin dudaklarının arasından çıkanlara göre konuşulan veya unutulan bir mesel haline dönüştürülendir tarih. bozguna uğrattıkça daha fazla ne yapmalı sorgusunu hep öteleyen. ötelendikçe insanım ben her şeyden önce vurgusunu ne gerek var bunu da sorgulamaya diye kendilerince haklı gerekçelerle sahip çıkılan bir yerde henüz kapanmayan yaralarla, bizahati yeni açılan yaralar ile yüzleşmek ne ara söz konusu edilebilecektir.

hangi ara bir şeylere erilebilecek kafalardaki soru işaretlerinin bunca çokluğunda nefes almak için bir çabaya düşülecektir? hangi ara birbirimizin titrlerinden ziyade, kimliklerinden azade, sade ve sadece insanlığı konuşabileceğiz. bütün çabalanımlar, avazlar, hareketlenmeler ve fazlasının önünde yükseltilen aşılmazlık duvarının gerek tahakküm, gerek zapturapt, gerekse de silinip gitmekten gayrısını düşünmeyen bir yapım olduğuna ayabilmek hala zor mudur, engebeli bir yol mudur? bunca meşakkatli bir mesele midir? yaşanılan yerin sanki alelade bir masal ülkesiymişçesine hemen hiç bir şey olmamaktaymışçasına gözlerimizin bir tozpembelik ile perdelenmesinden, bizahati engellenmesinden gına gelmemiş midir? halen gelmemiş midir? yoksa polyannacılık, sıranın içerisinde sorgulamalardan azadelik ile hemhal olmak çok kolayca adapte olunabilecek bir şey midir? akla gelmeyenlerin başa getirilebilirliğinin ülkesinde yedi yirmi dört mesaisinde devam eden linç güdümlü kıyım ve baskıcılık bu güncenin içerisinde değindiklerimizden ötesini vakitlice arşınlayabilmenin ve sorgulamaya girişmenin gerekliliğini bir kere daha hatırlatmaktadır. tarih belirli normlarla basbayağı hesaplar ve kitaplarla pek çok şeyi olmamış "sözde" sayarken bir kere daha yinelemelidir ki hayatlarımız başkalarına tapulanamasın. başkalarının kullanımında bunca kolay heder edilebilecek bir mevhum olamasın!.

bunca kolaylıkla gaz ve tazyikli suyun insafına böylesine hoyratça terk edilemesin!. bunca kolaylıkla alenen değinilerde marjinal marjinal diye çemkirilemesin!. bunca kolaylıkla dün çok kolay adım atabildiğimiz bir yerin bugün olağanüstü hal bölgesi haline dönüştürülmesine mani olunabilsin. dün o bugün bu şartlarla hiç noksansız beton millet sakarya'nın eyleyebildiklerinin zulüm olduğunun idrakına ulaşılabilsin. farkındalılık sağlatacak belki de yegane şey yaşamakta olduğumuz bu hayatın tüm sınırlarının elden geçirilmesinde her durumda olduğu gibi yine aceleciliğin devreye alınmasıdır. üstünkörü hareketlenmeler duyumsuyoruz ya da önemsiyoruz yollu seslenişlerin hemen ardına, arkasına paldır küldür kendi bildiğini okumaktan da asla vazgeçmeyecek olan devlet mekanizmasının refakatçisi böldürmeyeceğiz paranoyasının ne gibi sonuçlara yol verdiği anlamlandırılabilir. handiyse artık günübirlik söylenmeye başlayan, vur de vuralım öl de ölelim vurgusunun özüne yapışmış olan hiddetin faşizan diskürun hiçbirimize faydasının bulunmayacağını anlamlandırabilelim!. anlamlı kılabilelim. devlete mebzul miktarda nüfuz etmiş olan faşizanlığın ulaştığı merhalenin, yaptığı ettiğinin tam da on yedi yaşındaki bir kıza neler ettiğini idrak ettirebilelim.

sadece o da değil bayram gününü olmadık hezeyanlarla donatarak, neredeyse taksim'e doğru hareket eden her insanı bilinçli ve kasıtlı olarak terörize etmelerin, gazla imtihanların ağızlarda caklatılan barış sürecinin hangi yanına sığdırılabileceğini artık çözümleyebilelim. birilerine dank ettirebilelim. bir arada yaşamın birbirinin diline erebilme, anlama ve empati kurmanın saçma sapan bir mesel olmadığını tam aksine tam da gözümüzün önünde onlarca paralize etme, göstermeme çabasına karşı günyüzü bulanın karanlığına karşı sesi sözü bir edebilelim. sesten ve sözden yeniden hayata kavuşabilelim. hayatı konuşabilelim. devlet mekanizması ve tahakkümperver yan unsurlarının el birliğiyle kotarmaya çalıştığının adı üzerinde bir korku imparatorluğu olduğundan gayrısına şüphe taşımadan yaklaşabilelim. geldiğimiz, ulaştığımız gün içerisinde karşılaştıklarımız hemen pek çok yerinde bizlerin hikayesine yapılan edilenleri gösterirken evet bu kadar afakiyken kelam varlığının ne kadar önem arz ettiği belki uyanılabilir. tarih her defasında güdümlü, ağır aksak sinkaflı, bolcana çemkirilmiş, durmaksızın derdest edilmiş hallerle, tavırlarla donatılan ve mürekkep bir ahval halinde durmadan yazılırken bir kere daha haykırmalı faşizme geçit yok bahsini. dün duyumsadıklarımızın, kara arşivlerde gördüklerimizin, akılımızın, dimağımızın alamadığının bugün tekrarlanması korku öğesinin eksiksiz bir yüke dönüştürülmesi bu hayat dediğimiz maratonun nasıl da ağır bir tecrübeye dönüştürüldüğünü hatırlatmaktadır.

açık açık devlet eliyle bir marjinal avı söz konusuyken her köşede bir münferit, duyarlılık sahibi! göz kırıpıyor hıncını kusuyorken. akıl fikir uzaklarda mıdır? nicedir. çoğu zaman bu birbirlerine denk dahi getirilmeyen ama birbirinden ne kada uzak görünürse o kadar yakınlaşan, bağ kurulabilen bu nefret sarmalı, nefret iklimi hepimizi içine daha derinlere çekmeye devam ederken sorgulamaktan, mücadele etmeye geçişe daha çok var mıdır? doluya koy, boşa taşı eksilt, topla her seferinde yazarken kelimelerle yeni rotayı ve menzilleri arşınlarken bugün kilitlenmiş olmamızın, bugünde tecrit edilmiş olmamızın nasıl bir gelecek tasvirini önümüze çıkarttığına ayabilmek zor mudur?. nasıl bir karanlığın müdanasız ve mübalağasız bir hali beraberinde hayatlarımıza dahil ettiğini görebilmek için alim olmaya gerek mi vardır? şimdiki zaman başka bir çok şeyi fısıldarken muktedir dilinde, faşist mangalarında, payandalarınca sürekli tekrarı yapılanların belirli bir hedef gözetilerek toplumun emekçi kesimlerinin neredeyse tamamını, düşüncelerini ifade etmek isteyen halk kesimlerinin handiyse topunu, ötekisi olmadığını bizahati bu yurdun yurttaşı olduğunu ispatını ve çabasını her seferinde bütün yıldırmalara karşı gösterenlere karşı gerçekleştirilen hücumların bir arsızlık değil basbayağı hayata kasıt olduğu ikrar edilesidir. bilinesidir.

yazmak bir tecrübenin ötesinde düşünüp taşınırken bunca karaşınlığın arasında belki yeni bir yolun o unutulduğu varsayılan mücadele ediminin esasen ne olduğunu hatırlatmak için bir çalar saattir. kim bilir? denk getiriştir.anlayabiliyor musunuz? erebiliyor musunuz? sözün dahilinden, bu menzilde iliştirebildiklerimiz en az onlarca kez silinen, onlarca kez yeniden yazılan bir kurgu, toplam. gördüklerimiz karşısında, henüz duyumsayamadıklarımızın yarın karşılaşacaklarımızın nelerden mürekkep olacağının bilinmezliği söz konusuyken idrak etmek ve yinelemek elzem olandır kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!. hiç birimiz. görünen, bilinen ve duyulanın, akla yerleşenin daima farkına varılıp önemsenenin hiç bitmeyecek bir devinim sürekliliğinde durmaksızın şeklinin şemalinin yeniden tanımlandırıldığı dün hiddetle karşılananın bugünün sıradanı olarak yerinin değiştirildiği yahutta tersinin hayata geçirildiği bir yerde sorgular kaçınılmaz olanları yinelemektedir. hatırlatmaktadır. anlatılanlar ve ortak zihnin biriktirdikleri, anlatılanlar bizlerin hikayesiyken hepimizi her birimizi kıyasıya bir sarmalın. kara kuyunun en karanlık koyaklarına çekmeye devam ederken her bir hamle bir dolu anlamın yeniden tanımını, karşılığını bulabilmeyi ve illaki kanıtlamayı gerektirmektedir.

demokrasinin kendisini önüne ardına ilave edilenlerle yeniden ambalajlanmış hallerinden ırak özde yaşayamadığımız bir türlü tamamına erdirilemeyen bir mevhum dahilinde, ne hallerde olduğumuzun vesikası, kıssadan hissesi karşımıza çıkacaktır. adaletin koca gri bloklar, tapınaklar inşa ederek, bizahati o ucubelik yapılarla kıvançlanarak adaletin a'sını anmaksızın sağlanamayacağını yineletebilecek pek çok örneği güne kavuşturmaktadır. behemehal fikrin tam da tepesinde sallandırılan giyotin/hızarı da unutmamak lazımgelendir. (b)öyledir. miadını epey zamandır beklediğimiz argüman görünümlü zehir zemberekliğin, hiddet arsızlığının bağından kopup gelen; müfteriliklerin, münafıklıkların nasıl ve hangi koşullarda yeniden kervana eklemlendiği, iş bu sorgulama odağında söze, gerçekliğe en nihayetinde neticeye evrilebilecektir. duyumsayıp önemsediklerimiz koca bir sorun yumağını belirginleştirirken, bunun da yüzde birisiyle hemhal olabilmişken daha derinlerini arşınlayabilmek şimdi neler oluyor sorgusuna girişebilmek tanımlanabilir. yaşadığımız yerin ehvenden bu kadar ırak konularak hep ve daimi bir baskılama ile tahakküme yol verilecek yeni vechelerle donatılması her dem olduğu üzere insana dair çıkarsamaların, ortak paydaların silikleştirilmesi gayretidir.

mücadeleyle kazanımların, söke söke alınanların köhnelikten ve devlet aklından ve sabitliğinden kurtarılanların ilk fırsatta recminin yahutta geri iadesinin beklentilenmesidir. dillendirilip durulan budur. sorguları biçimsizleştirdikçe kelamı önemsizleştirip ne gerek var can sıkmaya düzeyine bağlantılanan, yaşadığımız yerin karaşınlığının esas kimlerin elinde nasıl şekillendirildiğini, nasıl hiddetin olağan belletilmeye çalışıldığını görebilmek mümkün olacaktır. hiddetin güncellemelerle yenileştirilirken, yeniden tanımlandırılırken zor olanın, ulaşılamayacak kadar uzakta olarak betimlenenler meydana sürülür. ümidin, şevkin, çabanın aslında ne kadar uzağına düşürüldüğümüzün en gerçekçil hali meydandadır. dikkatli bir gözün yazılanlardan ve laf olsun diye ortalıklara itinayla salınanlardan daha hakkaniyetli, yalın bir biçimde görebileceği şiddetin hemen hemen tüm evrelerinin aslen kimlerin elinde kotarıldığı meydana çıkacaktır. belleksizleştirilen bir toplum için bir kaç gün sonra epey hallice bir kısmınca unutulacak, gümbürtüye götürülecek şeyler bizahati muktedirin elleriyle kotardıklarını yeniden hatırlatacaktır o bahiste. bütün bu yaşadıklarımız, değiniler bir kurgumasal değil bizahati gerçek olduğu yinelenecektir. yönlendirmeler, bağışıklık kazandırılan derdest edişler, sıklıkla katara eklemlenen, uydur ve kaydır bir potaya dahil etmeler ve daha nicesi yaşadığımız yerde neye dönüştürülmeye çalışıldığımızı ifşaa eder.

yaşadığımız yerde her neye dönüştürülmeye, her neyde sabitlenmeye çalışıldığımızın ifşaası okunup değerlendirilebilir. mücadeleyi toptan yok etmek, bir hamleyle imha etmek için insana kastın en şüphe götürmez bir biçimde kini yücelten kısımlar bu döngüye dahil edilir. güncellikte, şimdinin muktedirinin geçip gidenin, geçmişin tükendiği varsayılanlarından pek uzakta durmadığı, en az onlar kadar sebatının sürdürüldüğü nato kafa nato mermerliği okunabilir. yinelenebilir. görünen manzaranın en kestirmeden yorumu bu özetleyiştir. hiddetin özellikle devlet eliyle kotarılanının sıradanlaştırılması, iki adımda bir linç tevatürünün sahnelenmesi, onlar vasıflı ya da vasıfsız işçi, emekçi, öğrenci o ya da bu değil kımıl zararlıları, marjinaller vs. gibi türlü ad verme gayretlerinin yapılanları haklı çıkartma yağ gibi olan biten bunca zapturapta karşı tek bir söz söylemeden kurtulma çabasının başlıca tezahürleri görülebilir ol bahiste. bizahati dünün olağanı ve sıradanının bugün yassah hemşerimcilik ile ikame olunması nihayetinde de baskılamanın yeniden bu sınırlardan içeriye buyur edilmesidir. barış sürecinin yavaştan da olsa şekillendirilmesi, bir yolun bulunmasını yahutta temellendirilmesinin hemen akabinde ortaya çıkan faşist duyarlıların yurt genelinde eylediklerinin, kolluk kuvveti diye asayişten sorumlu olan sorunlularca bizahati nasıl sahiplenildiğinin, uygulandığının tam ve eksiksiz bir yansısıdır bir mayısta olanlar. bu da okunabilir pekala.

yahutta çoktan unutuş tarlasına terk edilen roboski kıyamı gibi hayatların zaptedildiği, katliamların tam karşılığının esas ne olduğunu eksiksiz gediksiz, ötekisi bellediklerine yok etme teşebbüsünün devamlılığında olanlardandır bir mayıs'ta olanlar. teyakkuz halleri güncellenirken bu cenahta düşman arayışının bir türlü nihayetlendirilmemesine isyanın taa kendisidir bu karalamanın özeti. ortalık yerde hakkın hukukun bizahati devletçe yok edilmesi çiğnenip geçersiz kılınmasının türlü vesikaları varken karşılaştığımız propaganda ve devlet tasdikçiliğinin vicdanı nasıl tahrif ettiğine isyandır. tahrifat yaygınlaştırılırken olan biten insana kastın makulleştirilmesidir. bertaraf edilecekler, derdest edilecekler, kameralar önünde sinkaf eylenecekler uzayıp da giden kocaman bir girdap, harbi çukurun kendisi. gördükçe bunca tıynetsizliği farkına varılası olan o çukur metaforunda yarım ağız savunulanların, korunaklılığın salt halka karşı kullanılmasıdır. dünya durmadan gelişmeye devam eden, adımlar atan bir yer olarak atfedilmeye devam ederken bu ülkenin orwell'in bindokuzyüzseksendört'ünde yazdığı evrenin bir benzeşine neredeyse aynısına hapis kaldığımız anlamlandırılabilir bir ihtimal. bir kurgunun yapısı içinde yer alanların, atfedilenlerin, dillendirilenlerin nasıl birer ikişer gerçekliğimiz haline dönüştürüldüğü ve hayatın onlarla sürekli bir sınamaya tabii tutulduğundan dem vurulabilir bir ihtimal.

meramın ötesini tahayyül etmeliyiz bir ihtimal bir şans bir geri dönüş imkanımız olmadığı artık belliyken, böyle gazla, copla, sinkafla, dört yanda muhalife hayatı dar eden bir düzende yaşadığımızın idrakında haddizatında. zulüm yaşadığımız ülkede hemen hiç eksik edilmedi. tahakküm sistemin ayrışmaz bir parçası olarak varlığını sürdürdü ve yer etti en nihayetinde içimize işletildi. acılarla sınanışlar; ötekine berikine değil hepimizin hanesine işlenmeye devam edilirken her gün bir mayıs her an ve her yer taksim'dir. hiç değilse bunda birleşerek yola çıkabiliriz. her anımızı sınayışlarla donattı muktedir. sınanmadan soluk almak, düşünmek size zor dediler. zor değil bizzat imkansız diye eklemlediler peşisıra tam da layığınız bunlardır diyerek. gür seslenişlerin, avazların, soluk alıp veren bünyelerden yayılan tereddütsüz, amasız, distursuz, itaat etmeyen çağrılardan ve sözlerden daimi bir biçimde çekindiler. her günümüz bir mayıs'da gösterilen arsızlıkla çevrelenmişken hayatın o olmadığını, sanıldığı gibi olmadığını idrak ettirebilmek elimizde, önümüzde. düşünerek taşınarak çabayı birleştirerek çukurlara denk gelmeden...  skidas arti pukrik - bijî yekê gulanê! - yahya mayu nihe 1 iyor - ζήτω η πρωτοµαγιά - Կեցցէ՛ 1 Մայիս - yaşasın bir mayıs. daima daima daima...

>>>>>Bildirgeç
Ülkesi Satılsa Sesi Çıkmayanların Gaz Atılınca Uyanması! - Ali Murat IRAT - Birgün*

1 Mayıs’ta liseli bir kızın kafasında patlatılıyor bomba. Vali açıklama yapıyor: “O kadar masum değil o”. Copla tecavüz ettikleri devrimci kadını sorduklarında Turgut Sunalp da böyle söylemişti. Her çocuğa neredeyse bir jetin dalış yaptığı Roboski’de de. 14 yaşında bir çocuğa 40 küsur hayvan tecavüz ettiğinde de söylendi bu. Hrant arkasından vurulup düştüğünde de. 1 Mayıs’ta eylemciler Taksim’e çıkmaya çalıştığında bir liseli çocuğun kafasında patlattılar bombayı. “Aman çukura düşüp elinizi ayağınızı kırmayın, sonra biz sizsiz ne yaparız” inceliğindeki devletin gaz bulutuyla zehirlendi köhnemiş İstanbul. O gaz insanların ciğerlerinden daha çıkmamıştı ki, ortaya Gökbakarların Şahan atlayıverdi. Ülkesi satılsa sesi çıkmayanların gaz atıldığında uyanmaları ne de ilginçti.

Zamane ruhunun Serdar Ortaç’ıydı o artık. “Zaten alana çıkmaya çalışanlar işçiye benzemiyordu. Emekçi şöyle olmalıydı, böyle olmalıydı”. Gökbakar oyun çağında çocukların eşek gibi çalıştırıldığı, hayvanca sömürüldüğü bu sistemde çocukları işçiye benzetebiliyordu ama alanlardakini benzetemiyordu. Son on yılda “iş kazalarında” ölen 10 bin işçiyi vicdanına sığdırıyordu ama “polisin uyarılarına” rağmen alana çıkmak istenmesini vicdanına sığdıramıyordu. O’nun twitter’da yazdıklarını okuduğumda Ahmet Kaya’yı linç edenlerin o gün ne kadar da mağrur oldukları aklıma geldi.

Nihat Doğan’dan kurtulduk derken daha beterinin yanı başımızda bittiğini gördüğümde ise yine de imrendim muktedirlerin gücüne. Taksim edilmiş bir ülkede, taksim edilmiş ruhlarla yaşayan insan posalarının sözleriyle kırdılar kafataslarını bu kez de.

1 Mayıs’ı bayram yapan nedir peki? Çünkü bayram anlamları değiştirendir, derinleştirendir, hatırlatandır. Herhangi başka bir bayramı bayram yapan da budur. Bayramlar salonlarda kutlanmaz. Bayramlar çevresi boş alanlarda kutlanmaz. Bayram bu kirli sistemin bütün yollarını tıkamazsa bayram olmaz, yalnızca gösteri olur. Bayram siz emeğin bayramını kutlarken birileri hala sömürüldükleri mezbahalara taşınıyorsa bayram değildir. Bu nedenle Bekir Bozdağ’ın dediği gibi teşekkürü hak etmiştir AKP. O yolları ulaşıma kapadığı için, insanların birkaç saat daha az sömürülmelerine katkıda bulunduğu için teşekkürü hak etmiştir. O mezbahalara, o cehennem vari sahteliklerin doluştuğu iş yerlerine ulaşımı kestiği için teşekkürü hak etmiştir. 1 Mayıs ne zaman ki Taksim’de kutlanmaz, o vakit o şehir yeniden ölür. O vakit renkler solar, duvarlar yalnızca engel olur, şehir boğulur. Oysa bayram rengarenk boyayandır, insanla renkleri bir kılandır. İnsanın içindeki duvarları yıkandır. Anlamları değiştirendir. Görünmez olanı görünür kılan, ruhları tazeleyendir. Şehrin içindeki şehri yeniden ortaya çıkarandır. Örneğin Taksim’i koca bir dünya yapandır, vatan yapandır. O nedenledir işte bir liseli çocuğun kafasında patlayan bomba. Dilan o anlamlar değişmesin diye komadadır şimdi. Şehrin renkleri değişmesin, aynı yollardan aynı pislikler akıp dursun diyedir Dilan’ın kafasında patlayan bomba. Kent uyanmasın diye, renkler değişmesin diye Dilan hastanede yatıyordur şimdi.

Çukurlara insan düşmesin diye küçücük çocukların kafalarında bomba patlatmak, çocukları ağlamasın diye döven bir milletin has evlatlarına ne kadar da yakıştı. Zaten hep çukurlarını korudu, çukurlarını sevdi bu devlet. Çünkü bu ülkede çukurlar insandan değerliydi. Büyük çukurlar açıldı bu ülkede. İçlerine faili meçhullerin gömüldüğü büyük çukurlar. Binlerce cesedin sığdırıldı çukurlar. Çukurlar açıldı bu ülkede. İsrail’i korumak için konuşlandırılan füze rampalarını sabitlemek için açıldı örneğin. ABD üsleri için, ya da Taksim’i kökünden koparmak için açıldı. Büyük çukurlara alışık bu ülkenin insanları. Büyük çukurlarda kalmaya, büyük çukurlara itilmeye alışık.

Gökbakar ders veriyor yine de: “Bunlar emekçi değil”. Vali konuşuyor: “O kız masum değil”. Gökbakar birden vali oluyor, vali yargıç, yargıç polis oluyor. Bu kabustan uyanayım diyorum uyanamıyorum. Bir gaz bulutu sarıyor bedenimi. Enver Gökçe’ye sığınıyorum bu kez, o temizliyor kanımı: Ben/ Böyle/ Taşların/ Çukurların/ İçinde/ Kalmışsam/ Yalnızsam/ Hor/ Görülmüşsem/ Arkasızsam/ Ve/ Böyleyse/ Bahtı/ Siyahım/ Yemin/ Kasem/ Olsun/ Ve/ And/ Olsun/ Şart/ Olsun/ Yerde/ Kalmaz/ Ahım.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Ülkesi Satılsa Sesi Çıkmayanların Gaz Atılınca Uyanması! - Ali Murat IRAT - Birgün
‘Fevkalade Orantılı’ Polis Şiddeti Kör Etti - Zeynep KURAY - ANF
Amnesty On The May Day Violence In Turkey: Denial Of Right To Peaceful Protest & Excessive Use Of Force - Howard EISSENSTAT - Human Rights In Turkey
Türkiye: Adalet, Barış Sürecinin Olmazsa Olmazıdır - Human Rights Watch
1 Mayıs'ta Polis Rezaleti: 'Al O Bayrağı Ananın...' - soL
May Day Protests Held In Istanbul Despite Government Ban - Köksal BARIN - Press TV
1 Mayıs Dersleri: “Ancak Bu Böyle Gitmez…” - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Bence İyi Oldu… - Gün ZİLELİ - Günzileli.com
Sosyalist 1 Mayıslar'ı Yaratalım - TEYK - Toplumsal Eşitlik
1 Mayıs Muharebesi - 5 Harfliler
Taksim'de Bir Hortlak Dolaşıyor, Komünizm Hortlağı! - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
1 Mayıs’sız Taksim’in İktidar İçin Anlamı - Kadri GÜRSEL - Milliyet.com.tr
Antikapitalist Müslümanlar:"Hırsız Müslüman İstemiyoruz" - Adil Medya
Fetişizmi Yapmayalım! - Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
kentin merkezini siyasete kapamak! - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
1 Mayıs Polis Şiddetiyle Gölgelendi - Serhatcan YURDAM - Yurttaş Gazeteci
1 Mayıs'ta İstanbul'da Çatışma - Hilmi HACALOĞLU - Amerika'nın Sesi
Kim Bu Provokatör? - Evrensel
Ali Alp: 'Bu Faşizan Yaklaşıma Karşı Herkes Birlik Olsun' - Zeynep KURAY - ANF
Yaşam Nöbeti - Ötekilerin Postası
Camları Kadar Dilan'ın Canından Bahsetmediniz - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
Dilan İçin Yürüyen Hey Tekstil İşçilerine Polis Saldırdı - Anarşi Haber
Şiddeti Protesto Eden İşçilere Saldırı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Dilan'ın Arkadaşları Yaşananları Anlattı: 'Milletvekilleri Olmasaydı Pansuman Yapıp Gözaltına Alacaklardı!' - soL
Dilan'ın Avukatları: Vali Bizi Korkutuyor - Selahattin GÜNDAY - Radikal.com.tr
'Hak Arayan Bir Babanın Kızı Marjinal Olamaz' - Olgu KUNDAKÇI - Birgün
Gaz Bombasıyla Yaralanan Öğretmen Uyandı ve Gülümsedi - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Serdal Gül'e Gaz Bombası - Gerçek Gündem
İşte Böyle Bir Ülke! - Nuray MERT - Birgün
TC'nin Çocuk Sevgisi! - Tuğçe TATARİ - Akşam.com.tr
Emrah Serbes: Onun Adı Recep Tazyik Erdoğan’dır - Muhalefet.org
Milli Gazımız Biber Gazıdır! - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Dilan Alp Babasının Hey Tekstil Direnişi İçin 1 Mayıs'taydı - Nilay VARDAR - Bianet
Şiddet Üzerine Kurulu Bir İktidar Yıkılmaya Mahkumdur! - Müştereklerimiz Açıklaması via Antikapitalist Eylem
Adiyat Suresi [1-5] - Antikapitalist Müslümanlar
AKP Hükümeti’nin Şiddetine Karşı Yaşasın 1 Mayıs! - Nor Zartonk
Kalbimiz Yumruğumuz Kadardır - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Derin Devletle Değil, Otoriter Kapitalizmle.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal.com.tr
Çukur - Özgür MUMCU - Radikal / Sendika.org
4. Paketi Çöpe Attı - Can DÜNDAR - Milliyet.com.tr
Sıkıyönetim İlan Eden Vali'ye Yanıt Emekçilerden... - Muhalefet.org
Ortaklaşan Mücadeleler, 1 Mayıs ve Taksim - Göksun YAZICI - Bir + Bir
Mutlu Musunuz - Umur TALU - Habertürk
Ters Köşe!: Akit'ten Dilan Alp İçin Skandal Öneri - Emek Dünyası
Ters Köşe!: İnatlaşmanın Faturası Halka Çıktı - Zaman.com.tr
Dost Senin Derdinden Ben Yana Yana… - Yankobey - KDZvST
4 Mayıs 1937 Alevisiz Türkiye - Hasan Ali KIZILTOPRAK - Özgür Gündem
4 Mayıs 1937, Dersim Soykırımı ve CHP’deki Dersimliler - Baki GÜL - ANF
Dersim'de Mağarada İnsan Kemikleri! - Evrensel
Barışın Hürmetine Dersim’le Yüzleşin - Ferhat TUNÇ - Milliyet.com.tr
4 Mayıs - Asmên Ercan GÜR - Çıla
4 Mayıs 1937’de Ne Olmuştu? - mel - Deliler Evinden Anılar
Dersimiz: Dersim - Reha RUHAVİOĞLU - Gazete İpekyol
Mazlume 38′i Ma Viriderê! - Dersim News
Sabiha Gökçen Dersim Katliamını Anlatıyor: Atatürk Emretti Ben Vurdum! - Turnusol
Sabiha Gökçen Havaalanı’nın Adı Xatun Sebelciyan Havaalanı Olsun! - Kazım GÜNDOĞAN - Birgün
Dersim'i Bombalayan Sabiha Gökçen Mi, Hatun Sebilciyan Mıydı? - Ayşe HÜR - Radikal.com.tr
Kemal Kılıçdaroğlu: “Dersim’de Bir İsyan Oldu Bastırıldı” - Fakfukfon
Uğur'u Ölüme Sürüklüyor' - Yüksekova Güncel
Tutsağın Özgürleşme Anı - Tahir CANAN - Bianet
Hayatı Çocuklarım Öğretecek - Ozan SÜRÜCÜ - Akşam.com.tr
Press Freedom In The Digital Age: New Threats, New Challenges - CEC' Human Rights Comments
Freedom Of The Press 2013: Middle East Volatility Amid Global Decline - Freedom House
Müjde 62 Gazeteci Hapiste (!) - Nedim ŞENER - Posta.com.tr
Anlatacak Binalar Kaldığında - İnan ÖZDEMİR - Yazıhaneden.com
Ruh İkizi İktidarlar: Yerle Bir Edilmiş Meydanlar - Bahri OLGAÇ - Radikal_Blog
İstanbul İKK: Taksim'de 1 Mayıs'a Konulan Yasak, Fiziki Koşullarla İlgili Değil Siyasi İktidarla İlgilidir - TMMOB
İstiklal Caddesi'nde Siyaset Yasağı - Marksist.org
Kimlik Siyaseti Kalmadı Emekçi Karşıtlığı Verelim - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İşgal Edilmemiş En Güzel Yer Olan Var Oluşumuzu Savunmaya Devam Edeceğiz - E. Ali AYDIN - Fraksiyon
Toplumsal Muhalefetin Bayramı - Erkan BAYIR - Radikal_Blog
Başbakan’a Bir Çift Lafımız Var! - Tamer İNCESU - Muhalefet.org
13 Öğrenciye 109 Yıl Hapis Cezası - Bianet
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi A.Ş’de “Akademik” Linç - Tunceli'nin Sesi
'Kadınlar Yaşadıklarını Anlatamıyor' - Yüksekova Haber
4+4+4 Sisteminin 7 Aylık Uygulaması Hakkındaki Değerlendirmeler - Tüm Eğitim Müfettişleri Derneği
Ak Parti’nin Eğitim Politikası Ne Yönde Değişiyor? - Aytuğ ŞAŞMAZ - Analiz Türkiye
Yeniden Kuruluşta Anayasa... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Ermenistan'da Gözlerinde Hüzün Var İnsanların - Yıldız ÖNEN - Marksist.org
Aleksi Gövciyan: Türkiye'deki Herkes, Hükümet De Biliyor Soykırım Olduğunu - Cansu ÇAMLIBEL - Düzce Yerel Haber
Trabzonsporlular 1 Mayıs’ta Hrant Dink Pankartı Açtı - Agos
Dünden Bugüne Etkili Bir Terfi Aracı: "Ermeni Katletmek" - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
Tarihi Bir Adım: Ermeni Diyasporası İstanbul’da Soykırım Anmalarına Katıldı - F. Levent ŞENSEVER - Marksist.org
Hollanda Dersim Vakfı, İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne Mektup Gönderdi - Çıla
Asıl Ağıt, Kendi Anadilinizde “Ağıtın” Karşılığını Hatırlayamamaktır - Sevda ALKAN - Hür Bakış
Frederic Rzewski - The People United Will Never Be Defeated! (1978) - Ubu Web
behzat ç. bizi izliyor çevik de izlesin… - marksist öküz - epistemik öküz cemaati
TGB: Genç Faşistler Rahatsız - Gökhan KAYA - Turnusol
Akil İnsanlar'ı Protesto İçin İstiklâl Marşı'nı Okumak İstedi, Sözleri Unuttu - T24
Ülkücüler Akil'lerin Katıldığı TV Yayınını Provoke Etti - Demokrat Haber
Gözyaşartıcı Gaz ve Neoliberal Devirde İç Savaş Manzaraları - Foti BENLİSOY - Bianet / FB' Blog
HPG: Türk Ordusu Şemdinli’de Operasyon Başlattı - ANF
Taraf: Bitmeyen Cenaze - Sarphan UZUNOĞLU - Akşam.com.tr
Taraf’ın İkinci Ölümü - Ragıp DURAN - Bir + Bir
İlkokul Çocuklarında Atatürk Algısı - Esra ELMAS - BiaMag
Ahmet Sozen' Presentation at TEDxNicosia 2013 via Youtube
How Conspiracists Think - Sander Van Der LINDEN - Salon.com
seksenler bir rüyaydı ve fonda pet shop boys çalardı. - vinny - 04.54 horozu

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
May Day In Istanbul - Picture Of The Day via The Guardian
Photo Credit: Bülent KILIÇ / AFP / Getty Images

>>>>>Poemé
Bitkilerin Bildikleri*

I.
Türümüz kendisini beğenmiş.
Din, ilim fark etmiyor.
Kutsal kitabında, Darwin kuramında, en tepede insan.
Sonunu getirmek pahasına, dünyada ne varsa kendine yontuyor.
Uçsuz bucaksız evrende, tanrısının kendisine benzediği sanrısında, kendine tapmaktan mustarip.
Feylosoflarının bencil ufuksuzluğunda, en büyük erdem insanla sınırlı,
“Kendini tanı!”
Binbir aitliğe bürünmüşlüğünün patolojisinde, kimlik savaşlarında, dünyayı dar ediyor.

II.
Diyorum ki günde, haftada, ayda, olmadı yılda bir saat konumumuzdan, yüzyılımızdan uzaklaşabilsek.
Tarihimiz boyunca tekrarladığımız bunca ayin ve oyundan, sevişme ve didişmeden, gaflet ve hasletlerimizden bir an uzaklaşıp onları ilk defa görüyormuşçasına bakakalsak diğer Dünyalılara.
Mantığımızın kalıpları, kültürümüzün alışkanlıklarından soyunsak.
İnsanın ruhu var, onların yok zırvalamamızdan kurtulsak.
Şarkılarını, şiirlerini dillendirebilsek.

III.
Uzaylılara akıllarını takanların haddi hesabı yok.
Kayıp kıta Atlantis, Mısır’da piramitler, devletlerin bizlerden gizlediği uçan dairelerde uzaylılar... Bunları düşünen, üstüne kafa yoran, samimi sohbetlerinde paylaşan çok.
Önce, gezegenimizin en yaşlılarını tanısak.
Afrika’dan yola çıkalı 60,000 yıl oldu. Diğer türlerle karşılaştırıldığında emekleme çağında sayılmayız. Öğreneceğimiz çok şey var.

IV.
Bilimin son keşfi bitkilerin bilgeliği...
Kaplumbağa, kaplan,
Meşe, patlıcan,
DNA’larımız, davranışlarımız...
Şüphe yok! Soydaşız

V.
Bitki ne görür? Ne koklar?
Hisseder? Duyar? Hatırlar?
Duyularımızın
Onlarda benzeri var.
Bizi beslediler,
Tedavi ettiler,
Öğreniyoruz ki şimdi
Birbirleriyle haberleştikleri gibi
Kuşaktan kuşağa
Tecrübelerini de aktarmaktalar.
Ve inanın,
Dokunduğunuzda ağaca
Kaale almazken sizi
Hatırlıyor dokunulduğunu.

VI.
Nerden mi biliyorum?
What A Plant Knows:
Chamovitz, D., Scientific American, Farrar Straus and Giroux, New York, 2012.

kaynakça: Bitkilerin Bildikleri - Gündüz VASSAF - Radikal.com.tr

Sunday, April 28, 2013

Deuss Ex Machina # 447 - discovered silence


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_447_--_discovered silence

22 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. aAirial - Afternoon Mood (Kahvi Collective)
2. aAirial - On The Eve Of summer (Kahvi Collective)
3. Brian Eno - Lux (Nicolas Jaar Remix) (Warp Records)
4. Grizzly Bear - Sleeping Ute (Nicolas Jaar Remix) (Warp Records)
5. James Blake  - Overgrown (Atlas Recordings)
6. James Blake - I Am Sold (Atlas Recordings)
7. S O H N - The Prestige (Aesop Label)
8. S O H N - Red Lines (Aesop Label)
9. Davwuh - Broken Home (Self Released)
10. Davwuh - Spaceape (Self Released)
11. Rameses B - Safe Haven (Self Released)
12. Rameses B - Meaning Of Life (Self Released)

discovered silence
(447)
bir görüntü zamanın akışından sıyrılıp, bir görüntü bütün lafazanlıklardan kurtulup, bir görüntü bütün aşina, karşı koyuşlardan azade bir biçimde olması gerekeni layığıyla anlatmaya, seslendirmeye devam ediyor! tüm o klişelerden azade, klişe diye bilinenlerden ötede kendi kelamını kotarmaya ve halen konuşmaya devam ediyor. muhteviyatını oluşturanın değinmeye gayret ettiklerini hemen hemen kuma gömmekten gayrı  bir teşebbüste bulunmayı zul adledenlere karşı yeniden kendini konumlandırıyor. bütün bu heyhulanın içerisinde lazımgelenin, bilinmesi elzem olanın neresinde durduğumuz, ne kadar uzağında kaldığımızı eksiksiz bir biçimde şimdimize taşıyor. şimdiki zamanda da hatırlatıyor. hatırlamaların sürekliliğine vurgusunu gerçekleştiriyor. gerçeğe eviriyor. yıllar yılıdır süregidenin, alışıldık, tanıdık tavırların nelere yol verdiğinin veya sınırlandırdığının belirginleştirildiği bir mesel ortaya çıkıyor. bir görüntü zamanın tozundan tüm payına düşeni alırken, yüklendikleriyle kendini işittirmeye baktırmaya devam ediyor. bir görüntü biliyoruz ne naneleri karıştırdığınız, yapmışsınızdır muhakkak bir hinlikler bir cinlikler düzeyinde hatboyunu takip eden yeknesak makam düşüncelerin, tahakkümü bugün de böyle kurduk yarına allah kerim diye sürdüregeldikleri mız mız mızıkçılıkların neden kaynaklandığını, nasıl ortaya çıktığını açıklamaya ve anlamlandırmaya devam ediyor.

bir görüntü sadece düne dair değil, dünde kalmışın değil bugün de gerçekliğini korumayı sürdürenin, bahis olunanın nasıl yönlendirildiğini faş etmeyi sürdürüyor. süreklilik dahilinde birbirine bağlantılı, kendini gösteren, hatırlatan bir mesel olarak görüntü, bir ana hapsedilen tek bir kare bir çok şeyin nasıl ve hangi şartlarda konumlandırıldığının, dönüştürüldüğünün de idrakına ulaştırıyor. görmek isteyenleri bütün ama ve fakat ve yalnız, şöyle ki diye uzayıp giden bir kulp takma hamlesinden men ettirecek kadar kesin, yalın ve doğrudan bir çözümlemeyi beraberinde getiriyor. önümüze seriyor. bakmaktan kaçınmayanlara. bakabilmeyi başarmak için yılmayacaklara, takılıp tökezlemeyeceklere vaadini sunuyor. sadece gerçeğin sade ve sadece hakikatin bir karesi, bir anlık görünebilen yüzü ile başbaşa bırakıyor. çoğu zaman sınırlandırılmışlık, çıkarlar, al takkeler ver külahlar çevresinde koşullandırılmış duruşların, tepkimelerin gösterilegeldiği bundan gayrısının akla dahi düşürülmediği bir yerde insana dair olanın, insani sorumluluğun her ne olması gerektiğini de layığıyla hatra düşürendir. ona öyle, buna böyle. şuna şöyle berikine tam tersi. ikilemlerden ikilem beğenilen, toparlamaktan çok daha fazla dağıtmayı amaç edinen bir yer ve yurt sahnesinde bazen umulmadığı tam vaktinde denk getirendir.

kimseciklere bağımlı bağlantılı olmadan kimselere ayak bağı ve yük olmadan bir şeylere erebilmek için bazen yalnız yola çıkmanın gerekliliğini duyumsatandır. kocaman kitleler arasında halen neden yalnız olduğumuzu idrak ettirendir bir ihtimal. kocaman bir şehirde nüfusuna zerk edilmiş olan bağışıklık formülleriyle hemhal ola ola nasır tutmaktan kaçınmayanların vicdanlarına seslenebilmek için bir vesiledir bir görüntü. bazen bir kere görünen bazen ömür boyu yüklenilen zihne bayağı kazınan bir toparlayıcı. mesel ortalık yerde olanı idrak edebilmek. mesel bunca yıl geçtikten sonra, bunca zaman heder edildikten sonra biz neresindeyiz bu akışın, zamanın diye düşünebilmekte. her, göz atılanın farkına varılanın tam da o sınırlandırılmış mevhumun, baskıcı tahakkümün, boyuna dillendirilip duran yüzleşmelerin, radikal jestlerin, paylaşıyoruz seslendirmelerinin, bir imza da sen at sonra goy goy goy bahsinin nasıl da bir kolaycılıktan ibaret olduğunu hatırlatmaktadır. senenin üç yüz altmış dört günü altı saatine saklanan, görünmeyen ve bilinmeyenleri bir tam günde ortalığa serebilmek anlamlandırabilmek kolaycı ya da basit bir yöntem değildir. bu isterseniz medz yeghern olsun isterseniz kendi çocuklarına kıymayı matah bir şey olarak bilenlerin hiddetlerinde beton millet sakarya nutuklarını saklamadıkları yirmi üç nisanların tam vaktinde denk gelen küçük gözlerin, ortalıkta ne oldu bizim akibetimiz sorusu denk getirilebilir.

pek bir ihtimal şimdi sürecin güzelliklerinden dem vurulurken epey hallice bir kesmin çoktandır unuttuğunu bilahare deklere ettiği, sıkılmadan çoktan unutuş tarlasına terk ettikleri roboski kıyımının kaybettirdiği otuz dört candan dem vurulabilir haddizatında. nasıl kolayca ölümün bu kadar kolay kanıksanabildiği bahsinden yola çıkılabilir. her defasında kasedi başa sarıp yinelemekte fayda olan şeyin yaşatılan acıların süreklileştirilmesidir. süreklileştirildikçe dokunulmayan, ilişilmeyen, kurcalanmayan bir yapıya entegre edilmesidir. ihtimali ya da çetrefilli bir rastlantısallıkla değil basbayağı hedef gözetilerek silsile halinde bu ülkede yaşam iradesine karşı tehditin, kastedişin ve zapturaptın hemen hiç tükenmediğini ortaya sermektedir iş bu görüntüden epey sonra hatra bakiye. yaşıyoruz vesselam. günler ve saatler ve yıllar geçiyor. gördüğümüzde mıhlandığımız zihnimizi kurcalayan çokça düşündüren şeylere karşı bırakın argüman geliştirmeyi papağan gibi aynı şeylerden dem vurmayı, ket koymayı, engel çıkartmayı hala matah sayanların vardır / yoktur mücadelelerinde yine yeniden başlangıç çizgilerini arşınılıyoruz hep beraber. sıkılmak bir yana endişe etmek bir yana, düşünmek bu kadar sığlığı bir yana her defasında tongaya düşmelerin, mücadele yerine bayağı sineye çekmelerin, ses etmemelerin taşıdığı yer bu izbelik ve kör kuyulardan daha ötesi olmayacaktır bahsini idrak edebiliyor musunuz şimdilerde.

yaşadığımız şeyleri birbirimizin ırkı, kimliği cinsiyeti veyahutta bulunduğu yaşadığı yere göre şekillendirmeye alışkanlık, kuralları hiçe sayıp basbayağı saçmalıklardan mürekkep bir biliyoruz biz bütün sebepleri ahkamlarının basbayağı bir akıl tutulması olduğuna uyanmak ne zaman söz konusu edilebilecektir. arafta kala kala, tutula tutula, engellerle, engebeli, korunaklı, daima sınırlandırılmış hep bir gözetilmiş, durmaksızın şüpheye düşülmüş bir ülkede yaşayabilmek her gün yinelenen bir sınavdan öteye taşınabilecek midir? medz yeghern'i haberdar eden 'adana' katliamlarının, koca bir seneyi kurban edilecek insan yekününe her günü ayrı bir cefaya dönüştüren, acıyla bir arada yaşamayı güne, soykırım diye bir sözcüğü lügata dahil ettiren bir devamlılık, sistemli bir yapı haline dönüştüren bu ülkede sınamaları aşabilecek miyiz? kaldı ki sadece 1915-1923 tarihleri arasında uygulamaya konulan hristiyan olan nüfusun topyekün yok edilmesi kararlılığının türlü çeşit utanç vesikalarından basbayağı hicap duyulası bi'mirasın tam arkasına dizi dizi dizilen varlık vergisi, dersim, sivas, maraş katliamlarının, en sonunda handiyse tüm doğuyu etkisi altına alan köy yakmaların, bilinçli yok etmelerin kültürleri unutturmanın bayağılaştırılmasının veya sıradanlaştırılmasının henüz muasırlaşamadığımız ondan bir haber olduğumuzu yinelemektedir.

vardır yokturlar ile geçiştirilen onca yıldan sonra hodri meydanların açık seçik suçlamaların, bayağı dillendirme ve hiddete sığınıp ötesini düşünmeyen küfürlerin, kafirlerin, içimizdeki hain aramalarının neticede ulaştırdığı yer tam da bugünümüzdür. bugünümüzde sadece bir zamanların acısını değil, yıllar yılıdır üzerimizde bir bir biriktirilenlerin, aşağıda birbirilerini duyumsayan halkların sessizleştirilmesi, izole edilmesi ve birbirlerinin yaralarına karşı habersiz kalmalarının önünü açtığını önümüze sermektedir. modern zamanlarda yıllarca değinilen, atfedilen devlet suçlarının, devletin yol verdiği insanlığa kastedişlerinin nelerden mürekkep olduğu konusunda bir kararlılık sergilenebilecek midir? gün itibariyle düşünülmesi, evelemeye gevelemeye hiç götürülmemesi gereken kısım burasıdır. bu mertebedir. kıssadan hisse yazdıkça, yazması ağır gelen, gördükçe görmesi zor bir yükleniş haline dönüşen utançlarımızla yüzleşmek, gerçekten hicap duymak acıların birinin diğerinden üstün, evla olmadığına uyanabilmek için kafamızda kıyametin kaçıncı kez kopması lazım gelmektedir? kaçıncı kez kurtulmak kıyametten beter vakıalardan ve fazlasından! düşünmeye başlamak kaçıncı teşebbüste gerçekçil kılınacaktır. önemser misiniz kelimelerle anlatamadığımızı gösteren resimlere göz attığınızda, bir vesikaya sığdırılan kocaman bir meramı arşınlar mısınız, önemser misiniz.

sistem sitem veya endişeleri daha fazla kötürümleştirirken, önemsizleştirme gayretine girişmişken tam da bir şeyleri konuşmaya başladığımız söz konusu edilirken, arkasını getirebilecek miyiz? bütün heyhuladan ötede vicdani olanın kalıplardan azade bir bütünlük olduğunu görebilecek, anlamlandırabilecek miyiz? kelimelerle yolumuz kesiştirilirken biteviye, salt yanlışlardan, baskıcı tahakkümü öveduran methiyelerden, arsızlıklarla yolu ayrıştırmanın zamanı gelmemiş midir, henüz gelmemiş midir? bildik, aşina ne kadar sözcük varsa hepsine birden yeni karşılıkların tahsis olunduğu, belirginleştirilmiş, özdeşleştirilmiş, çoktan zihne nüfuz etmiş, akla düşmüş anlamların, tasvirlerin yeniden dönüştürülmesi çabasına mekan olunan bir yerde yaşam sürmekteyiz. bir zaman diliminde denekliğimizin gereğini yerine getirmekteyiz. kanaat haline dönüşen biz onu iyice belleyip sindirmiştik dediğimiz sözcüklerin kapsamının nasıl da el çabukluğuyla dönüştürüldüğüne şahit olduğumuz bir araftayız. biraradayız. yazılanların doğrusunu değil de eğrisini hatra getirip, ikide bir dayattığı ve belletildiği bir yerde meselin nasıl derinlemesine bir tahayyülü ihtiva ettiğini görebilmek söz konusudur. dönüştürülüp, değiştirildikçe kimi unutulanları yeniden hatırlamak bir veya daha fazla görme çabasıyla ve yönlendiricisiyle gerçekçil kılınabilir.

artık bağışıklık kazandırıldığımız ekranlardan duyurulanların değil, o dikdörtgen çerçevenin hemen kenarında yürümekte, yaşamakta olan akışın içeriğini görebilmekten geçmekte olduğunu yinelemek bu vesileyle mümkündür. anlatılan, anlamlandırılmaya çabalanan hep tek taraflı bilinen, böylesine sabitlenilen bir yerde kavramların nasıl körleştirildiğini meydana çıkartmaktadır. sözden açık seçik bir biçimde çekinildiği, sözden yaygınlaşabilecek düşünselliğe karşı tepkime ve önsemelerin daha en başından zapturapt altına alınarak gerçeğe evrildiği, buna çabalanıldığı bir yurtta hayat hangi yana düşer ya da düşürülür? öğrendiklerimiz enikonu tam ve noksansız aklımızda yer edinenlerin nasıl daha fazla karanlığa teslim edildiğini, unutturulmaya teşne olmaların bilmem kaçıncı seferleri için harekete geçildiğini net bir biçimde özetleyecektir. dönüştürüldükçe yıkımın tahrifatın daha da büyüdüğü bir bahis meydana çıkacaktır. dönüştürdükçe şifayı değil zehri paylaşıma açan, aklı değil viraneliği, çözümü değil çözümsüzlüğün ta kendisini, tahakkümün bayağı kolayca sineye çekilebilir bir şey olduğuna dair kanıtlama çabalarının yekünüdür o bahiste nakşolunan. durmadan yenilemeliyiz kelimelerin özü nerededir? kitabi olan yazılmışlar mıdır yoksa sese, söze ve sokağa karıştığında benliğini bulanlar mıdır?

kelimelerin anlamlarının her defasında sıfırlanması, yeniden kurgulanması ulaştığımızı sandığımız modernizm sarmalında aslen fazlaca takılıp, tökezleyip durduğumuzu ve bir türlü muasırlaşamadığımızı da bilince sunmaktadır. algılamaların, olasılık dahilindeki tepkimelerin, söz çoğaltımlarının arı kovanına çomak sokmak olmadığı böylesi bir çabalanımın söz konusu edilmeyeceği bir günce hayal midir? yazınsalların, paylaşıma açılan, halka karışan meramların, anlatı ve dinlenceliklerin bütününe karşı oluşturulmaya çabalanılan bu aşılmazlık ile bağdaşık yalıtımı ve sınırlandırma süregenliğini göz önünde bulundurduğumuzda halen tadilatı süren kelimelerde olduğu gibi anlama gayretinden uzak tutulduğumuzu öngörebilmek mümkündür. farkına varıyor musunuz? sıra dışında olan biten, bir hengameyle çoğunlukla gümbürtüye götürülen, neredeyse hiç fark edilmeyen tasnif, ayrıştırma, yok edişlerin olası sonuçlar kabilinden hepimize yük edilmesine ayabiliyor musunuz? durmaksızın hiç yılmaksızın yinelemek gerekiyor, hatırlamak, hatırlatmak. çekilen, çektirilen acıların sonu getirilmeyen her dem teferruatlar olarak ele alınan sözümona önemsendiği rivayet olunan görüşlere resmen yol verilmesi, önünün açılması çabası işte bu dönüştürme eşiğinde karşımıza çıkmaktadır bilmek gerekiyor ister bir an bir gün isterse de bir asır geçsin yaraya pansumanı kezzap ile halletmeye çalışmaların biganelikten başkası olmayacağını yeniden tekrarlamak.

yaşamın öylesine zorlu etaplardan, öylesine aşılmaz görünen mesellerle hemhal edilip dönüştürüldüğü o kadar afaki o kadar aleni ki her cümleyi düşünerek yazmak konusunda zorlayıcı bir devinimin ortasında bu yukarılarda değinmeye çalıştıklarımızdaki sıfır hoş görünün, mutlak biatın ve beraberindeki tahakkümün epey fazlacasına karşı sesin yükseltilmesi, mücadelenin geliştirilmesini hatra düşürüyor. yorgun düşmeden, yılmadan, yarayla bereyle belki ama hala hayata tutunarak, inanarak, değiştirilemeyecek vicdanlara sığınarak. vicdanın basmakalıp tavırlarla gönül ferahlatıcı bir edimden çok çürümenin / tahrifatın sonuçlarına karşı seslendirme, hak talebini yineleme zorunluluğunu hatırlatan bir toparlayıcıdır. bütün burada sıkış tepiş yazageldiklerimizin sağlamasıdır. zorunlu bir biçimde görünenleri tam zamanında önemsemeyi bir tercih, olan biten hezimet ve yıkımları önemli değil münferit diyerek değerlendire değerlendire ulaşılan menzilin her neresi, hangi aşılmaz kör kuyular olduğunu akla düşüren, kanıtlayan bir edimdir vicdan. bizim yaşadığımız yer gibi, medeniyeti başkalarına, öncüllerine yaşatabildiği tahakküm ve derdest edişler illa ki baskılar ve linçler, kıyımlar ve kırımlar ile konumlandıran, oradan yola çıkılan bi yerde vicdan elzem olan yüzleşmeyi, bunca eğri büğrülüğün sebeplerini çözümletecek bir odaktır.

dönüşümü gerçekleştirilmiş biteviye tahrife açık bırakılmış düşünceyi müdanasız önemsiz bir detay haline indiren ya da sabitleyen, kelamı gereksiz şimdi başka önceliklerimiz var diyerek durmaksızın öteleyen erk / muktedir diyarında kelimelerin özünü aramaktır payımıza düşen. insan dediğimizi oluşturan öze dairdir sesimiz bütün seslenişimiz. meram sahasından dört yana duyurmaya çalıştığımız. yanlışlardan doğrular türetilmeyeceğine dair düşüncenin götürdüğü yerde ses etme gayretinin gerekliliğinden doğandır meram. duyuyoruz, anlıyoruz, doğrudur sözünüz diye nicesinde kestirilip attırılan hep aynı tornadan hep aynı sığlıklarda ortaya dökülen, paylaşılanların sorgusuzluğunun hepimiz için cehennemi yakına taşıyacağının ikrarının bizahati ta kendisidir meram. sindirmelerin, baskılamaların, tahakkümün, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, özgürlüğe vurulan ketlerin, boyuna çıkartılan engellerin nelerden mürekkep, hangi hesaplardan ibaret olduğunu akla kazıdığımızdan bu yana tek sığınageldiğimizdir meram alanı. kelimelerle oluşturduğumuz bu labirent nefes alanımız. görünüp de anlamlandırılmayan katliamların sadece soykırım olmadığı bir siliniş olduğunu idrak ettirecektir. tahkikat ve tahrifatların ve tehcirlerin sadece bir önlem olmadığını bütün bunların bir yerde yaşama sebatını yok etmeye mazhar olunan bir bileşkeyi bugüne kadar süren tekleştirmenin tek tip bir ülke tahayyülünün pratiği olduğunu duyumsatacaktır.

bölünmez bütünlük, kırmızı çizgiler, içimizdeki düşmanlar dört tarafımızda düşmanlar ve sadece düşmanlar hezeyanlarıyla bir dolu kelimenin atfedişin statükonun devamlılığından ötesi olduğuna dair çıkarsamalar, düğümlenmiş kötürüm bakışın paralelinde aslen ne olduğumuzu, neye dönüştürülmeye çalışıldığımızı sorgulatamaya zemin teşkil edecektir. kelimelerin sunduğu en sonunda ve neticesinde paylaştığı hayatı engelsiz anlayabilmektir. hayatta anılmayan şeyleri idrak adına tecrübenin ta kendisidir. tahrif edilenin yerinde özü görebilmekse farz olandır. bizler arafı bekleyenlerden olduk. ne namımız, ne boyumuz, ne kuvvetimiz, ne şu ne bu varsıllığımız, özelliğimiz hiçbirimizi o satıhdan da uzakta tutmadı. el etmedik, kulak vermedik, duyumsamadık vakitlice vaktinde. yeri geldiğinde yeter artık illallah demeyi bile aklımızdan geçirmedik. gün halen yirmi üç buçuk nisan öncesi sonrası hep anlattığımız hala anlatmaya çalıştığımız seslenişler. hep kendiliğimizden anlatmaya çalıştığımız. hep birilerince sözde asılsız mesnetsiz diye bilinen bellenen bir felaket, yok ediş. arafın bir o boyu bir bu boyunu arşınlayıp dururuken can kulağıyla vicdan, adalet ve hakkaniyeti talep edebilecek miyiz? yüzleşebilecek miyiz? yüklendiğimiz acılarımızın ağırlığında... işitenlere ihtafen... yok edilmişlerin toprağa sinmiş ruhlarına atfen...


>>>>>Bildirgeç
Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve Ötekiler - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog

Tozlar uçuşuyor, uzaklaşan kamyonun ardında gittikçe küçülüyor dedemin ağlayan yüzü. Benim yanağım kıpkırmızı ve ben de ağlıyorum. Yükümüzün yüklendiği kamyon kırmızı, dedemin birkaç  ay önce tahtadan yonttuğu, tekerleklerini de bilyalardan yaptığı oyuncak kamyonuma benziyor aynı. Yük dediğime de bakmayın sekiz kadar yün yastık, iki yün döşek, iki sandık, iki  kadın, on iki çocuk, birkaç oklava ve şepe tahtası. Annemin kollarından sıyrılıp üç kere atlıyorum kamyondan, dedeme koşuyorum bağırıyorum bir yandan da: “beni gönderme.” Üçüncü seferde tokadı basıyor dedem en okkalısından, ”Git gayrı domuzun dölü” diyor, ağlıyor, ağlıyorum.

Kamyon gittikçe uzaklaşıyor, dedem çoktan kayboldu ve artık köyüm de gittikçe küçülüyor. Kuzularımı güttüğüm kekik kokan yüce Hasan Dağı artık minicik bir tepe gibi görünüyor. İç Anadolu’nun sarı ve kahverengiden oluşan garip tabiatı daha bir görünür oluyor yollara düşünce. Hıçkırıklarım kesiliyor, kamyonun yoldaki çukurlara girdikçe sarsılması uykumu getiriyor. Dedemin ağlayarak beni tokatlayışını düşüne düşüne uykuya dalıyorum.

Bursa’nın kenar mahallelerinden birinde iki katlı bir gecekonduya getiriyor bizi rüzgârlığında Bünyaminoğulları yazan kırmızı kamyon. İlk ben atlıyorum kasadan hiç solumadığım kadar nemli bir havası var Bursa’nın ve hemen çöküyor omuzlarıma (Bu ağırlığı halen taşıyorum, Bünyaminoğulları’ndan nefret ediyorum). Ertesi gün yamalı pantolonumu ve güney rüzgârlarında kavrulmuş yel  yanığı suratımı giyinip atlıyorum sokağa. Bir grup çocuk misket oynuyor, hemen oyuna dâhil olmak istiyorum “Bir gaflik de bana verin de ben de oynayayım” diyorum. Çocuklar önce suratıma bakıyorlar anlamsızca aralarından biri “oynatmayız seni pis Kürt” diyor. Şaşkınım, bizim oralarda hiçbir çocuk oyuna alınmamazlık edilmediği için şaşkınım. Bir çocuğun küçük yüreğinde kırılan yer neresiyse orası kırılıveriyor bende de. Bu güne kadar hiç duymadığım Kürt kelimesini duyduğum için şaşkınım. Ağlayarak eve koşuyorum ve hemen mutfakta kömbe yapan mamamın kollarına atlıyorum:

-Ne oldu cancağız, neden ağlıyorsun? Hele bir su iç oğlum, hele bir nefes al.

-Diğer bıdıklar(çocuklar) beni oynatmıyor mama.

-Niye oynatmıyorlarmış bakalım?

-Pis Kürt dediler bana, Kürtmüşüz biz.

-Olur mu öyle şey, Kürt Allah’ın kulu değil miymiş?

Biz Kürt müyüz anne?

Değiliz oğlum. Biz ademoğluyuz. Sorana böyle dersin.

Kalabalık bir geniş aile olduğumuz ve Türkçe’yi kaba konuştuğumuz için uzunca bir süre “pis Kürtler”i olduk mahallenin. Yedi yaşında çocuklar gerektiği kadar ırkçı olamadığı için ve yine yedi yaşındaki çocukların “ötekiliği” -yel yanıkları dışında- pek de tuhaf görünmediği için kaynaştık çabucak. İlk travmayı atlatmıştım artık ve amca çocuklarıyla birlikte mahallenin oyun sezonlarına ve takımlı oyunlarında oyunlarda kimin oynayacağına ben karar verir olmuştum. Ve sizi temin ederim o mahallede 7 yıl süren hükümranlığım boyunca tek bir çocuk dahi oyun dışı kalmamıştır.

İlk defa yedi yaşında duydum “Kürt” kelimesini, Kürtlükle tanışma şerefine ilk o zaman nail oldum. Annemin “Kürt Allah’ın kulu değil miymiş?” bilgeliğini mıh gibi çaktım aklıma. Mahallenin okulunda ise ilk Kürt arkadaşımı edindim: Enver. Babasının iki ayağı da bastığı bir mayının infilak etmesi neticesinde kopmuş arkadaşım Enver’le, Ramazan aylarında camii avlusunda dağıtılan bayat ekmekleri kapmaya az gitmedik. Bizim ihtiyacımız yoktu ama Enver’in ailesi muhtaçtı bu ekmeklere. Fırınlı sobada ısıtınca yumuşuyormuş bu taştan ekmekler, öyle diyordu Enver.

Irkçılıkla sokaklarda tanıştım ben, apartman boşluklarında yankılanan ırkçılığa tanık oldum. Kâğıt üstünde Cumhurbaşkanı bile olmuş Kürtler apartmanda komşumuz olamıyor gerçekliğiyle büyüdüm. Pek çok etnik kökene mensup ailenin barındığı kenar mahallelerde dahi çocukların kelimelerine sinmiş bir ırkçılık bahsettiğim. Enver’in sınıftaki diğer çocuklar tarafından “sen sus pis Kürt” diye azarlandığına tanık oldum. Can’ın sınıf hocamız tarafından Alevilikten Sünniliğe nasıl geçirildiğine şahit oldum. Tarih derslerinde Ermeniler’in körpe gelinlerimize nasıl tecavüz ettiklerini, nasıl karınlarını deştiklerini ve hatta atalarının işlediği cinayetlerden bulaşan kanın hala Ermeni çocuklarının tırnak aralarında doğuştan belli olduğunu dinledim, tırnak aralarıma bakarak.

Cumhuriyet’e karşı verdikleri 90 yıllık savaştan sonra Kürtler nihayet varlıklarını artık tamamen ispatlamış bulunuyorlar. Apartmanda Kürt istemeyen Beyaz Türkler yenilginin verdiği sancıyla kıvranıp duruyorlar. Lakin hala aşmamız gereken bir “varoş ırkçılığı” var ki eğitim sistemimizdeki Türkperest anlayış aşılmadan ırkçılığın bu türünün aşılması da zor. Yedi yaşındaki çocuklara “pis Kürt” dedirten karanlığı ve milli eğitim adı verilen garabeti boğmalıyız ilk elden. Talebelerin “Biz aleviyiz fakat vatanımızı da severiz” açıklamasında bulunmak zorunda kalmayacağı bir sistem inşa edemezsek eğer barışmanın hiçbir anlamı yok.

Otuz yıl süren iç savaş boyunca zihinlerde büyük yıkımlar yaşandı. Şimdi “silahlara veda” sürecin ilk ve en kolay kısmı. Günlük hayatın en ince ayrıntılarına kadar nüfus etmiş ırkçı pratiklerden arınmak ise bizi en çok zorlayacak bölüm. Egemen dil yıllarca “öteki” üretmekten başka bir işe yaramadı ve o dil hala olanca ağırlığıyla hissettiriyor kendini ders kitaplarında, apartman boşluklarında, sokak aralarında… Demem o ki, daha yolun çok başındayız ve alt edilmesi gereken asıl düşman hala bi' yara haliyle duruyor karşımızda.

Asıl savaşı ülkenin en tepesinden kenar mahallelerine kadar işlemiş ırkçılığa karşı verdiğimizi unutmayalım. Kemalist refleksin korku kültüründen ve öteki yaratmadaki becerisinden mütevellit toplumsal yapımıza yeni bir yorum gerekiyor. Milliyetçilik, ötekileştirme ve dışlama kültüründen arınıp kendimizi çoğulculuğa ve çok kültürlülüğe adamalıyız. Aksi takdirde ikinci cumhuriyet denen sistem Kemalist ulusçuluk teranesinin farklı ağızlarca  terennümünden öteye gitmeyecektir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Kısıtlı kelimelerle kotardığımız, değindiklerimizin paralelinde bahsi açılması gereken onlarca şey mevcut şimdilerde. Şimdinin tamı tamına ayak uyduramadığımız hızlandırılmışlılığında Hektor VARTANYAN gibi yazıyla derdini anlatanlar bu kısıtlandırılmış, bazen yetemediğimiz anlarımızda sözümüzü derinleştiren örnekleri ortaya çıkartıyor. Radikal Blog dahilinde yayınlanan Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve Ötekiler başlıklı makale bu değinimizin ilavesi kabilinden okunmasını salık vereceğimiz bir metni oluşturuyor. Vartanyan ve Radikal Blog'un anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve "Ötekiler" - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
Cumartesi Anneleri: '24 Nisan Hakikatini Açıklayın' - Etkin Haber Ajansı
Ermeni Soykırımı ve Tanıklıklar - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Nar Bahçelerine Veda - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Նոր Զարթօնքի Մամլոյ Հաղորդագրութիւնը՝ Հայոց Ցեղասպանութեան Մասին - Nor Zartonk
Message De l'ADL Ramgavar Valence Pour Le 24 Avril 2013 - Source: Noubar KECHICHIAN
Vicdanımın Sesi - Rıdvan ŞAHİN - via Facebook
24 Nisan 1915'ten 24 Nisan 2013'e Ne Değişti? - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
2015 - Ermenilerle Helalleşme / Biraz Şairce - Cahit KOYTAK - Düzce Yerel Haber
1915'de Osmanlının Etnik-Dinsel Haritası Nasıl Değiştirildi? - Yervant ÖZUZUN - Demokrat Haber
Soykırımı Laboratuvarında İncelemek: Mardin 1915 - Sait ÇETİNOĞLU - Gelawej
‘Beni Siyah Kefenle Gömün’ - Umut AKPINAR - ANF
Siyah Kefen Sonsuz Yas... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Ertuğrul Kürkçü - Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Konuşması - Halkların Demokratik Kongresi
Hükümet İnkardan Vazgeçmelidir! - Emek Partisi
Arno Kalaycı: 'Artık Hayatı Ölerek Öğrenmeyelim' - Etkin Haber Ajansı
Թուրքիայի մեջլիսի քրդական կուսակցությունն Անկարային կոչ է անում ներողություն խնդրել հայերից - Civilnet
Azərbaycanlı Yazıçı “Erməni Soyqırımı”nı Tanıdı, Başsağlığı Verdi - Azadlıq Radiosu
Frères Humains, C’est en Turquie et Ensemble Que Nous Commémorerons le Génocide Arménien via Nouvelles Arménie Magazine
Time In The Wilderness: Remembering The Armenians - Rev. Michelle L. TORIGIAN - Huffington Post
1915; Kıyımdan Kıyama Yürümek - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon.org
O Pası Kim Temizleyecek? - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
Ermeni Tabusu Türkiye'de Nasıl Yıkıldı? - Orhan Kemal CENGİZ - Al Monitor
Sultanahmet'te Anma: '1915 Soykırımdır, Soykırım İnsanlık Suçudur!' - Ses Online
HKP Ermeni Soykırımı Protestosuna Saldırdı - Özgür Gündem
Ermenileri Biz Kırmadık, Sabahçılar Kırmış! * - Yanko MADYANOĞLU - Yankobey
Daimi Aşıklar Pusulası - Bülent USTA - Birgün
Bugün 24 Nisan: Neşe Dolduğumuzun Ertesi Günü - Cengiz ALĞAN - Radikal_Blog
‘Helalleşme’ Kavramı Üzerine - Yetvart DANZİKYAN - Agos
1915 "Ermeni Meselesi" - Suat PARLAR - Yiğit TUNCAY - Halk Sahnesi
'Ermeni Katliamı Yok' Diyen Halaçoğlu ve Alman Belgelerindeki Gerçekler - Serdar DİNÇER - T24
24 Nisan 1915: Ermeni Göçertmesinde Alman Parmağı - Mehmet BOZKURT - soL
Ermeni Soykırımının 98. Yılı - Kollektif - Bianet
Mildanoglu: Turks Were Turning Armenian Churches Into Cinemas Where They Were Screening Porn Films - Panorama
A Peace To Be Won - Hans – Lukas KIESER - Azad Alik
Türkiye'nin Parçalanması ve Ermeni Sorunu - Leon TROÇKİ - Yalansız
Critical Interventions: Kurdish Intellectuals Confronting The Armenian Genocide - Bilgin AYATA - ArmWeekly / Azad Alik
Turkey: Justice Central To Kurdish Peace Process - Human Rights Watch
Demirbaş:“Birbirimize Yaşattığımız Acılar İçin Özeleştiri Verelim” - Ekin KARACA - Bianet
İHD ‘Geçmişle Yüzleşmek’ İçin Kapsamlı Bir Çalışma Başlatıyor - Aykırı Doğrular
Buymuş Katline Fermanlığımızın Nedeni - Gülsen FEROĞLU - Gelawej
Barış Sürecine Dair - Yıldırım TÜRKER - Birgün
Kandil’de Sıradışı Bir Gün - James REYNOLDS & Zeynep ERDİM - BBC Türkçe
Kandil'den Bildiriyorum... - Tuğçe TATARİ - Akşam.com.tr
Barış Süreci İyi Yolda İlerliyor - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
Gerçek Kandil Notları... - Özgür AMED - Özgür Gündem
Yeniden Kuruluşta Sivil İtaatsizlik... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Zeynep Kuray: Tahliyemi Ceza Gibi Hissettim! - Ali Barış KURT - ANF
KCK Basın Davasında 2 Gazeteci Tahliye Edildi - Cnntürk.com
Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ndeki Açlık Grevi - Okur Mektubu - Toplumsal Eşitlik
Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevinde Dönüşümsüz Açlık Grevinde Olan Tutsakların Talepleri - Ajans Amed
Ali Yılmaz'a Mektup - 12 Eylül Cezaevleri Kitabı İçin... - Sennur SEZER - Evrensel
Mahir Zorbey Demirkaya / Karar Duruşması - 17/04/2013 - Baran Tursun İnsani Yardım Vakfı
Cizre Emniyet Müdürü Merkeze Alındı - Demokrat Haber
Cizre'de Halkın Üzerine Ateş Açan İki Polis Serbest Bırakıldı - ANF
R.Ç. Davasının 5. Duruşması 30 Nisan Saat 10:50'de Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde Olacak... - Hebûn LGBT
Bitmeyen Çilemiz: 'Hassas' ve 'Muhafazakar' Vatandaş - Leyla ALP - Demokrat Haber
Geçmişe Düşen, Geleceğe Uzanan Bûka Baranê - Dilek GÖKÇİN - PolitikART
ODTÜ’de TGB Provokasyonu - Sendika.org
Demokrasi Yok, Üniversiteler Kukla - Mustafa Şiyar GÖÇEROĞLU - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Her Yer Her Gün Hep Beraber 1 Mayıs! - Müştereklerimiz - Antikapitalist Eylem
Taksim’in 1 Mayıs Alanı Olduğu AİHM'ce Tescillendi - Arzu BECERİK - Sendika.org
1 Mayıs'ın Çağrısı - Muhalefet.org
Gündeme DİSK Bakışı - Fatih YAPAR - Ege'de Son Söz
Sadece Bir Grev Kırılmadı... - Aziz ÇELİK - Muhalefet.org
28 Nisan: İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma/Yas Günü - Bir + Bir
Varlığı Türk’e Armağan Çocukların Ülkesi - Ülkühan ZEKELİOĞLU - Bianet
23 Nisan Demirden Leblebi - Viral Mecmua
Türkiye'de Her Dört Çocuktan Biri Yoksul - Seyfettin GÜRSEL, Gökçe UYSAL ve Ayşenur ACAR - Betam.Bahçeşehir.edu
“Çocuk Yoksulluğu Eğitimi ve Çocuk İşçiliğini Etkiler” - Yüce YÖNEY - Bianet
Çocukluğumuz Yine Feda Olsun! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam.com.tr
DİSK-AR: Türkiye Çocuk İşçiliğinde Afrikalaşıyor! - Toplumsol
‘Çocuklar Makine Başında Ölmemeli’ - Evrensel
Otizm Platformu'ndan Kınama ve Basın Açıklaması - Otizm Platformu
'Bütün Otistik Çocuklar Ateist! Beyinlerinde İnanç Alanı Oluşturulabilir' - T24
Otistik Çocuklar ve Ateizm Tartışmasında Yeni Perde! - İnsan Haber
Solcuların Allah’la “Bilgiçli, Gizemli” Tarihi ve Zayıf Düşünce - Filiz GAZİ - Bianet
Öcalan’ın Misak-ı Milli’si, Atatürk’ün İslam Bayrağı - Ali Ergin DEMİRHAN - Sendika.org
Ara Güler: Ermeni Olduğumu Gizledim; Türkiye'de Puştlar Vardır, Takar - Evrim Emre ÇOLAKOĞLU - Habertürk / T24
Bu Da Sos.Demokrat Köşe Yazarı: Neden Taraf'ın Birinci Sayfasında Soykırım Anması Var? - Turnusol
Dersim: 1915'in Temiz Bir Sayfası - Hüseyin AYGÜN - Birgün
Kayıp Ülkenin Peşinde - Karin KARAKAŞLI - Radikal İki
Gunmen Abduct Two Bishops In Northern Syria - BBC News
Nihat Doğan Mhp'li Vekille Kapıştı - İnsan Haber
Ekrem Neden Dumanlı?.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Çölaşan’dan ‘Vazgeçtik’ -  Muhittin CEMİL - Ender KARADENİZ - Özgür Gündem
Israel Says It Can Legally Search Your Email Upon Arrival In The Country - +972
There's No Need For All This Economic Sadomasochism - David GRAEBER - The Guardian
17 Kasım 1973’ten 17 Nisan 2013’e: Faşizme ve Neoliberalizme Karşı İtinayla Direnilir - Melek KÜÇÜKUZUN - Antikapitalist Eylem

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
1915 (Türkiye'de Yaşayan Ermenilere Adanmıştır) via ExtraMücadele

>>>>>Poemé
Ölümüm - Bedros TURYAN*

Solgun benizli ölüm meleği
Sınırsız bir gülüşle karşıma dikilse de,
Acılarımla ruhum buhar olup uçsa da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yastığımın ucunda eriyen
Soluk çehreli bir mum
Soğuk ışığını serpse de ah,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Terli alnımla
Taş kesilmiş vücudumu,
Kefene sarıp kara tabuta koysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Acımasız ölüm meleğinin titrek gülüşü
Dokunaklı çanın çalmasıyla,
Tabutum ağır ağır ilerlese de,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yas şarkıları söyleyen insanlar,
Siyah giysileri ve asık suratlarıyla
Tütsü ve dualar yaysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Çukurumu kazıp beni gömseler de
Yasa bürünmüş sevdiklerim
Ağlaşıp ayrılsalarda
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Ama eğer bir köşede
Unutulup giderse mezarım,
Ve hatıram da solarsa,
Ah işte ben o zaman ölürüm.

kaynakça: nabukednazar