
Deuss_Ex_Machina_280_--_Ancient History Of Nothingness Echoed Louder
21 Aralık 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: King Midas Sound-Waiting For You (Hyperdub)
>1<-Tayfun Karatekin-İki Çift Laf (Melodi Plak)>>>>>Musique
Album Of The Week: King Midas Sound-Waiting For You (Hyperdub)
>2<-Brazzaville-Peach Tree (Doublemoon)
>3<-Brazzaville-Magura (Doublemoon)
>4<-Guts-I Want You Tonight (Pura Vida)
>5<-Guts-We Hope (Pura Vida)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>6<-GonjaSufi-Ancestors (Warp Records)
>7<-GonjaSufi-Candylane (Warp Records)
>8<-Shlohmo-Blankets (Error-Broadcast)
>9<-Shlohmo-Socks (Error-Broadcast)
>10<-King Midas Sound-Outer Space (Hyperdub)
>11<-King Midas Sound-Earth A Killya (Hyperdub)
>12<-Ikonika-Fish (Hyperdub)
>13<-Ikonika-Shara Michael (Hyperdub)
>14<-Omar Faruk Tekbilek-Omar’s Chocco (Kodomo Remix) (5 Points Records)
Ancient History Of Nothingness Echoed Louder (280) – Yazılmış Olanın Tahrip Edilmesi, Unutulur Kılınması, Unutturulmaya Çablanması, Belleği Tarumar Eden Hiçliklere Teslim Olduğumuzu Anlaşılır Kılıyor. Titreşimlerin Arasında O Bilmezden Gelinenler Yankılanıyor. Duyun Artık Sesimizi Der Gibi, Aynen Öyle (Yakılmış Tarihin Sayfalarından)
>>>>>Bildirgeç
Bir an hasıl olur kelimelerinizin yetkinliğine sığınarak belirginleştirmeye çalıştıklarınız yetersiz kalır, dimağınız boyunca sıra sıra dizilmiş olan harflerin yansıttıkları hep yarım, her daim noksan. Bir başlamak istersiniz en bilindiklerden sonunun nereye gideceğini bir türlü kestiremediğiniz için gerçeklerinizde boğulup, nefessiz kalırsınız. Bir yol bulduğunuzu sanırısınız en hakikatlisinden ve fakatlara gebe bırakılmış, amalarla yolu şaşırtılmış bir duvarla karşı karşıya kalırsınız en kirlenmiş güncelliğinizin dahilinden. Bir tını duyduğunuzu zannedersiniz, sanki seslenişinizin duyulduğunun, nihayetinde birilerinin de artık sizi fark ettiği çıkarsamasında oysa duyumsanan şey geçen hafta derinlemesine yanıt bulmaya çabaladığımız kakafoninin bir yüzeyidir. Olsa olsa bir aksi sedadır umduğunuzu bulduğunuzu sanarak kendi kendinizi avuttuğunuz. Bir teşebbüse, girişime dahil olursunuz ne ötekisi ne berikisi olmadan, belirli bir kimliğin alt-üst propagandasına iliştirilmeden, kimseciklerin yönlendirmelerinin değil artık zamanın, şartların gereği hakikatlerin konuşulur kılınacağını ümit ettiğiniz çıkarımlarınızı sunarsınız. Önerilerinizi diliniz döndüğünce çözümlemeye gayret gösterirsiniz fakat ortak makus talihimizden dolayı yine bir türlü açılamayan beyaz sayfanın deforme edildiğini ve onun üzerindeki tahsislerden okunamayacak hallerine göz atarken bulursunuz kendinizi. Dört dolanırsınız nasıl bu kadar körlemesine kalınıp, sağırlığın ve anlamazdan gelmelerin hala muktedir kılındığına şaşar kalırsınız. Yalanlarla dolu bir dünyada nasıl yaşadığınızı birkaç deneyimin ardından fark edersiniz.
Söze katkı yapmak için emek sarf edip didinseniz de katılacağınız kervan, gidebileceğiniz yol çoktan tanımlanmıştır. Bir tur kataloğu değil hakikatin can yakıcılığından payınıza düşenler özenle takdim edilir, sayfanın ışıltısının ve albenisinin altındaki ufak notları okumaya müsade edilmeksizin. Takdim edilip buyur edildiğiniz, davetli sayıldığınız bu aralıkta kısıtlı bütçenize uygun şekilde önce tenkitlerle taksitlere bağlanır, bakılır ki işin içinden çıkılmaz tehditlere başvurulup ucundan kıyısından elleşmemenizin sizin menfaatinize olacağının senetleri ortaya çıkartılır. Ne gerek vardır yaşanmışlığın üzerine bir an da olsa kafa yormaya, zihni meşgul edecek onca şey varken, nefsi köreltecek bu kadar çok seçenek sunulmuşken denilir, dört bir yanda dört bir yönde aynı raks-ı temaşaya katılımınız beklenir. Kasvetin görünür olduğu her ana bu durumu ilintileyebiliriz. Nasıl içinden çıkılmaz kıldırıldığımızı, hengamenin tam orta yerinde kalakaldığımızı imgeleştirebilmek mümkündür bu hallerin derinlerinde. Kelimelerin vurguları anlatılmak istenenin teferruatlı yorumlardan arındırılmış en safiyane hallerini barındırır. Mümkün olan anlatım için seçilmiş olanları nasıl dizebildiğimiz, bu yılgınlık ve öfke dolu hallere düşmeden, düze çıkabilmek için çıktığımız yollarda alıkonulmadan nasıl açmazlarımızı giderebileceğimiz gerçeğinin günyüzü bulmaktadır. Düz bir çizginin sağladıkları, sayfalar boyunca süren makalelerin derinleştirmeye çalıştıklarını daha hakikatli biçimde anlaşılır kılar. Anlatmak istediğinizi en tez yoldan takdim eder. Evet sadece başı ve sonu belirgin olan bir çizgi bunu sağlayabilir. Pek mahir olmaya gerek duyulmadan resmedilen çizginin içine eklenebilecekler ile beraber bu kısır döngüyü aşabilmek olasıdır. En azından teşebbüs etmeye değer.
Anlam katmaya çabaladığımız, anlamaya gayret gösterdiğimiz bize sadece bir yönünün anlatılır olduğu konularda bilmediklerimizi görünür kılmaya yardımcı bir bütünleştiricidir çizgiler. Çizimin düz hatlar boyunca sağladığı kapsamsallığı geliştirilebilir bakışımdan, anlatmak istediklerimizi ilintileyebileceğimiz birer eşik yaratmak hepimizin ellerindedir. Anlaşılmazdan gelinerek, idrak edilmeye çaba sarf edilmeden heba edilmiş zaman mevhumunun içerisinde belki itimamla beraber daha fazlasını ortaya çıkartılacaktır. Notların sağlama çekildiği, anlaşılır kılındığı her bir imleme ile aslolan duyarlılığımızın hangi kademelerde takılı kaldığını görünürlüğüdür. Kimlere müsammaha gösterdiğimizin, hangi seviyelere kadar kabulümüz olduğunun, neye ve kime karşı ne kadar adil davranabildiğimizi yansıtandır. Çizginin dahilinde siyah ve beyazı aynı bağlamda görebilmek, anlamlandırabilmek mümkündür. Neden sorusuna bariz bir şekilde yanıt bulmak istediğimizde hiç ummadığımız bir kaynakçalık vazifesini de gösterecektir. Bir ucunun açıkta bırakıldığı çizginin kapsayıcılığında pek çok farklı okuma gerçekleştirilebilir. Görmek istediklerimiz bazen can acıtıcı, can yakıcıdır. Anlamak zordur nasıl bu kadar hızla nasır tutmuş olduğu yüreklerimizin. Kondurmak yaralayıcıdır kendimiz için reva görmediklerimizi, ötekilerine söz konusu olduğunda nasıl da hızlıca işlevsellik kazandırıldığını fark ettiren bir çözümleyicilik ihtiva eder. Sertçe bir kayaya çarpmış gibi aynı eşikte nasıl boşa dört döndüğümüzü, bilmediğimiz pek çok şey olduğu için, en önemlisi soru sormadığımız için karaşınlık dolu puslu gecelerde rahatça yastığa kafamızı gömdüğümüzün en bariz yanıtlarını barındırmaktadır. Anlamlandırmak için değil sus payımızı almak için konvoya dahil olduğumuzu ve sesimizi çıkartmadığımız vakit nihai ödülümüzü alacağımızı bildiğimizden yapmış olduğumuz rutinlerimiz simgeleştirilir.
Çizgiler kısa veya uzun her kesintisinde bu makullerin silindiği, öteki yaratımının hangi sorunları beraberinde getirdiğine dair canalıcı örneklemeleri barındırır. Basitçe bir çizginin sınırlarında günü hissedebilmek, gündelikliğin içinde giderek yükselen ötekileştirmeleri anlamlandırabilmek olasıdır. Kaçmaya özellikle çalıştığımız veya kendimizi koruyor zannettiğimiz yanılgı hallerinin nasıl da birdenbire ortalıkta ve tam suretimizin karşısında dikiliverdiğine anlam katmak söz konusu olacaktır. Pek tabii ki, yadsımadan ama biz o kısımları geçmiştik kolaylıklarına düşmeden görmek isteyenler için aralıksız bir biçimde tek bir çizginin başı ve sonu arasında bütün bu okunabilirlik keşfedilebilir. Okumaların belirgin kademeleri içinde bulduklarımız kaybettiğimiz yıllarımızdır aslında farkına varacağımız üzere. Hicap yüklü gündelik koşturmaca çarkının dişlileri arasına kendimizi kaptırdığımız günden bu yana süregiden hesap sorulmamazlık sınırlarının fark ettirilmesidir burada bahsini açmaya çalıştığımız. Tüm eksikliklerin nasıl anlamazdan gelinerek daha derinleştirildiği, insanların nasıl daha fazla suspus kesilmeleri için yeni korkuların bina edildiğini anlaşılır kılır. Manidardır vurdukça tın tın ses veren boş teneke suretinde bulunanların herhangi bir kırmızı çizgiye yakınlaşma çabasında koyverdikleri vavelyalar ile dünyaları koruyor zannetmelerinin karşı konulmaz dehşetengizliği de anlam kazanır Çizgilerin rotası dahilinde bilmek esastır. Korkuların, tedirgin edici hallerin, birbirleriyle zincirleme bir döngü içerisinde yine yeni ve yeniden aynı sahnelemelerin karşısında hakikati bulabilmek ve bilmek için çabalanmayı gerektirir.
Kulağı düzünden tutmak dururken nasıl oluyorsa hala tersinden tutup kendimize eziyet etmekten bir an olsun imtina etmediğimizi, geri durmadığımızı nihayetinde çetrefilliği biraz da kendimizin sağladığının idrakına vardırır. Senenin 2009 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda daha neleri aşamadığımızı, hangi yanlış sunuların peşinde koşa durduğumuzu, makul olanın tanımına bir türlü yakınlaşma çabası içerisine giremediğimizi görmek düşündürücü olduğu kadar da sindirici bir hali sunmaktadır. Sindiricidir artık bir arpa boyu yol alamıyor olduğumuz gerçeğini görmek bütün bu durumlara neden olan sorun algılarında, çözümlemelerde yapılan hataların birbiri ardına ilintilenip koskocaman bir dağ oluşturduğunun farkına varamamaktır. Kendimize benzetemediğimizi nasıl yola ve hizaya çekeriz yanıtının peşisıra yaftalamaların ortaya çıkartılmasıdır birer ikişer bu sinik halleri yaşama dahil ettiren, çizginin bütün yapısını neredeyse tarumar eden. Konuşulacaktır diye tanımlar getirilen, yapılacaktır diye üzerinde uğraşılan, çözülecektir diye yeni umutlar bağlanılan nice hadisede çekincesiz bir dille ifade etmek gerekir ki, hayal kırıklıkları artık alışıldık bir sonuç olma yolunda ilerlemektedir. Her defasında bakınız biz yapmıştık ama önümüze engeller çıktının başka bir tezahürü ekranlarımızdan evlerimize ulaşmaktadır. Şair kimliğinin yanında provakatif söz bütünleştirme sanatında da mahir olan bir zatın, insanım diyeni düşüncelere daldıracak, hafsalanın neredeyse alamayacağı kadar abuklukta sicim gibi dizdiği kaskatı incilerinde bunu görebilmek mümkündür. Kendi inancının olduğu kadar diğer inançların da belirli kaideleri, doğruları olduğunu sıklıkla es geçmekte beis görmemiş bulabildiği hemen her fırsatta bir mezhebi, bir dini bu uğursuz çıkışlarına alet etmeyi kendine uygun bulmuş bir fikir önderinin! varlığında hangi sorunlar anlaşılır kılınır. Rotasından alınmış çizginin bir başka pervasız noktasını zapt etmiş olan yıllardır üzerine ne bir ilave ne bir aydınlatma gerçekleştirilmiş olan bir katliamın sorumlularından bir şahsiyeti canlı yayında neredeyse karşı tarafı siz hatalısınız sonucuna denk düşürmek için çabalanmalarda buluruz. Bir düz çizginin iki noktası arasında yaşamış halkların hangi kirli eller veya kimlikler tarafından aralarının açılıp, nifak tohumlarının yeşertilip iyice gerildikten sonra zembereğinden boşalırcasına insanların üzerlerine kin kusturulduğunun açık bir şekilde hesabının verilmesi gerekmektedir. Acizliğin, görmemezlikten gelmelerin ne biz insanım diyenleri, ne de yıllardır o acıyı yüreklerinde yaşamak zorunda bıraktırılmış Alevi yurttaşları bugün oldukları şartlardan daha makul bir seviyeye taşımayacağı aşikardır. Sorumluların artık bulunabilmesi, adaletin gerçekten tecelli edebilmesi için davanın yeniden görülmesi için çaba sarf edilmesi nasıl bir zorlayıcılık taşımakta olduğunu sizlerin engin takdirlerine bırakıyoruz.
Türkiye haritası üzerinde bir Amerikan televizyonunda yayınlanmış olan görüntülerin içeriğinde kullanılan tahrif edilmiş içeriğin hemen akabinde Dışişleri Bakanı için CHP Ardahan milletvekili Ensar Öğüt’ün demecinde belirttiği Dışişleri Bakanı sen ne işe yararsın? Senin soyadın Davutoğlu mu, Davutyan mı? Bilelim de. Davutyan’san sen Ermeni açılımı yapıyorsun. Adın ne, soyadın ne? Sen Türk müsün? Türkiye Dışişleri Bakanı mısın? suallerinin farzi bir ırkçılıktan çok daha fazlasına mana kattığını idrak edebilmek mümkündür. Ötekileştirmeler birbiri ardına meşreplerine uygun kılıflar bulurken hangi aralıkta nasıl bu eğri çizgiyi düzeltmeyi başaracağız? Nasıl elimizde kindarlıktan başkası kalmamış körlüğüne ısrarla biat ettirilmeye inat ve izansızlık ile devam ettirileceğiz? Haklarını arama yolunu tercih eden, uygulamalarda yer edinmiş düzensizliklere olabildiğince dikkat çekmeye, isteklerini duyurmaya çaba sarf eden Tekel işçilerinin mücadelelerine reva görülenler, yeniden bir fay kırığının daha ortaya çıkartılmasına, çizginin bir başka noktasından bir kere daha kırılması için olanak sağlamıştır. Hak verilmez hak mücadele karşılığında alınırdı ama bu kadar girift, bu kadar kin kusan ve bu kadar ağır zapturapt altına almaların görülmesinin neticesinde hangi sağduyu nerede ve nasıl tanzim edileceği iyice muamma pusunun içinde kalmıştır. Bu eğrelti hallerin çokluğuna yetişememe konusundaki dermansızlığımıza kederlendirken iyice köşeye sıkıştırılmış insanların yerinde bir dakikalığına da olsa kendimizi koyduğumuzda, düşündüğümüzde bu daraltımı, susturulmaları ve mağduriyeti daha rahat anlayacak fakatlara gerek kalmadan hakkın tesis edilmesine sıranın getirilmesi gerektiğini düşünmek mümkün olacaktır.
Adına açılım, demokratikleşme, milli birlik projesi gibi vesair namlarla beraber tanımlandırılmış olan sürecin dahilinde birbirlerinin peşisıra ortaya çıkartılan engeller, tam bir adım atılmasına teşebbüs edildiği zamanda cereyan eden istremezükçülük damarının karşılıklı olarak hissedilir kılınması barışın bir türlü işlevsellik kazandırılamamasını sağlıyor. Konuşmaktan çekinip, siyasi zeminden insanları uzaklaştırdıkça, ayrışımları derinleştirebilmek için elimize geçen her fırsat dizininde ötekisine uygun yaftalarımızı, yargılarımızı ve son tahlilde şiddeti yüceltme kültürüne destek çıkacak açıklamalar, uygulamalar karşısında sesimizi yükseltemediğimiz müddetçe Alevi, Ermeni, Kürt vd. gibi bu toprakları paylaştığımız, içiçe yaşadığımız insanlar ile sorunlarımızı aşmak bir ütopya olarak diri tutulmaya devam edecektir. Dökülen her damla kandan sağlanmış/acak rantın hesabının peşinde koşaduranların, kırgınlıkların istikrarının sağlanması için dört dönenlerin, ötekisi ötekisi diyebilmek için kenarda bekleyenlerin, ellerini ovuşturanların birini ötekisine kırdırmaktan uzakta artık barış tanımının yaşanılırlığını sağlayabileceğimiz bir çizgiyi türetebilmemiz gereklidir. Eğrelti hallere dönüştürülmüş, yolundan alıkonulmuş tüm çizgilerin birer birer yazgılarımız haline dönüştürülmemesi için şimdi harekete geçip iyice yok olmadan, iyice sağırlaşmadan tedbirlerimizi almaya başlayacak mıyız? Bir ortak noktayı bu seferinde, birbirlerinden ayrı görünen konuların tümünde sağlayabilecek miyiz? Mete Çubukçu’nun kaleminden Radikal 2’de yayınlanmış olan Gönül Bağları Koparsa! başlıklı öteki diyardan ses ve sözleri derlediği dikkatle okunası makalesini sizlerle sonsöz kabilinden paylaşıyoruz:
Söze katkı yapmak için emek sarf edip didinseniz de katılacağınız kervan, gidebileceğiniz yol çoktan tanımlanmıştır. Bir tur kataloğu değil hakikatin can yakıcılığından payınıza düşenler özenle takdim edilir, sayfanın ışıltısının ve albenisinin altındaki ufak notları okumaya müsade edilmeksizin. Takdim edilip buyur edildiğiniz, davetli sayıldığınız bu aralıkta kısıtlı bütçenize uygun şekilde önce tenkitlerle taksitlere bağlanır, bakılır ki işin içinden çıkılmaz tehditlere başvurulup ucundan kıyısından elleşmemenizin sizin menfaatinize olacağının senetleri ortaya çıkartılır. Ne gerek vardır yaşanmışlığın üzerine bir an da olsa kafa yormaya, zihni meşgul edecek onca şey varken, nefsi köreltecek bu kadar çok seçenek sunulmuşken denilir, dört bir yanda dört bir yönde aynı raks-ı temaşaya katılımınız beklenir. Kasvetin görünür olduğu her ana bu durumu ilintileyebiliriz. Nasıl içinden çıkılmaz kıldırıldığımızı, hengamenin tam orta yerinde kalakaldığımızı imgeleştirebilmek mümkündür bu hallerin derinlerinde. Kelimelerin vurguları anlatılmak istenenin teferruatlı yorumlardan arındırılmış en safiyane hallerini barındırır. Mümkün olan anlatım için seçilmiş olanları nasıl dizebildiğimiz, bu yılgınlık ve öfke dolu hallere düşmeden, düze çıkabilmek için çıktığımız yollarda alıkonulmadan nasıl açmazlarımızı giderebileceğimiz gerçeğinin günyüzü bulmaktadır. Düz bir çizginin sağladıkları, sayfalar boyunca süren makalelerin derinleştirmeye çalıştıklarını daha hakikatli biçimde anlaşılır kılar. Anlatmak istediğinizi en tez yoldan takdim eder. Evet sadece başı ve sonu belirgin olan bir çizgi bunu sağlayabilir. Pek mahir olmaya gerek duyulmadan resmedilen çizginin içine eklenebilecekler ile beraber bu kısır döngüyü aşabilmek olasıdır. En azından teşebbüs etmeye değer.
Anlam katmaya çabaladığımız, anlamaya gayret gösterdiğimiz bize sadece bir yönünün anlatılır olduğu konularda bilmediklerimizi görünür kılmaya yardımcı bir bütünleştiricidir çizgiler. Çizimin düz hatlar boyunca sağladığı kapsamsallığı geliştirilebilir bakışımdan, anlatmak istediklerimizi ilintileyebileceğimiz birer eşik yaratmak hepimizin ellerindedir. Anlaşılmazdan gelinerek, idrak edilmeye çaba sarf edilmeden heba edilmiş zaman mevhumunun içerisinde belki itimamla beraber daha fazlasını ortaya çıkartılacaktır. Notların sağlama çekildiği, anlaşılır kılındığı her bir imleme ile aslolan duyarlılığımızın hangi kademelerde takılı kaldığını görünürlüğüdür. Kimlere müsammaha gösterdiğimizin, hangi seviyelere kadar kabulümüz olduğunun, neye ve kime karşı ne kadar adil davranabildiğimizi yansıtandır. Çizginin dahilinde siyah ve beyazı aynı bağlamda görebilmek, anlamlandırabilmek mümkündür. Neden sorusuna bariz bir şekilde yanıt bulmak istediğimizde hiç ummadığımız bir kaynakçalık vazifesini de gösterecektir. Bir ucunun açıkta bırakıldığı çizginin kapsayıcılığında pek çok farklı okuma gerçekleştirilebilir. Görmek istediklerimiz bazen can acıtıcı, can yakıcıdır. Anlamak zordur nasıl bu kadar hızla nasır tutmuş olduğu yüreklerimizin. Kondurmak yaralayıcıdır kendimiz için reva görmediklerimizi, ötekilerine söz konusu olduğunda nasıl da hızlıca işlevsellik kazandırıldığını fark ettiren bir çözümleyicilik ihtiva eder. Sertçe bir kayaya çarpmış gibi aynı eşikte nasıl boşa dört döndüğümüzü, bilmediğimiz pek çok şey olduğu için, en önemlisi soru sormadığımız için karaşınlık dolu puslu gecelerde rahatça yastığa kafamızı gömdüğümüzün en bariz yanıtlarını barındırmaktadır. Anlamlandırmak için değil sus payımızı almak için konvoya dahil olduğumuzu ve sesimizi çıkartmadığımız vakit nihai ödülümüzü alacağımızı bildiğimizden yapmış olduğumuz rutinlerimiz simgeleştirilir.
Çizgiler kısa veya uzun her kesintisinde bu makullerin silindiği, öteki yaratımının hangi sorunları beraberinde getirdiğine dair canalıcı örneklemeleri barındırır. Basitçe bir çizginin sınırlarında günü hissedebilmek, gündelikliğin içinde giderek yükselen ötekileştirmeleri anlamlandırabilmek olasıdır. Kaçmaya özellikle çalıştığımız veya kendimizi koruyor zannettiğimiz yanılgı hallerinin nasıl da birdenbire ortalıkta ve tam suretimizin karşısında dikiliverdiğine anlam katmak söz konusu olacaktır. Pek tabii ki, yadsımadan ama biz o kısımları geçmiştik kolaylıklarına düşmeden görmek isteyenler için aralıksız bir biçimde tek bir çizginin başı ve sonu arasında bütün bu okunabilirlik keşfedilebilir. Okumaların belirgin kademeleri içinde bulduklarımız kaybettiğimiz yıllarımızdır aslında farkına varacağımız üzere. Hicap yüklü gündelik koşturmaca çarkının dişlileri arasına kendimizi kaptırdığımız günden bu yana süregiden hesap sorulmamazlık sınırlarının fark ettirilmesidir burada bahsini açmaya çalıştığımız. Tüm eksikliklerin nasıl anlamazdan gelinerek daha derinleştirildiği, insanların nasıl daha fazla suspus kesilmeleri için yeni korkuların bina edildiğini anlaşılır kılır. Manidardır vurdukça tın tın ses veren boş teneke suretinde bulunanların herhangi bir kırmızı çizgiye yakınlaşma çabasında koyverdikleri vavelyalar ile dünyaları koruyor zannetmelerinin karşı konulmaz dehşetengizliği de anlam kazanır Çizgilerin rotası dahilinde bilmek esastır. Korkuların, tedirgin edici hallerin, birbirleriyle zincirleme bir döngü içerisinde yine yeni ve yeniden aynı sahnelemelerin karşısında hakikati bulabilmek ve bilmek için çabalanmayı gerektirir.
Kulağı düzünden tutmak dururken nasıl oluyorsa hala tersinden tutup kendimize eziyet etmekten bir an olsun imtina etmediğimizi, geri durmadığımızı nihayetinde çetrefilliği biraz da kendimizin sağladığının idrakına vardırır. Senenin 2009 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda daha neleri aşamadığımızı, hangi yanlış sunuların peşinde koşa durduğumuzu, makul olanın tanımına bir türlü yakınlaşma çabası içerisine giremediğimizi görmek düşündürücü olduğu kadar da sindirici bir hali sunmaktadır. Sindiricidir artık bir arpa boyu yol alamıyor olduğumuz gerçeğini görmek bütün bu durumlara neden olan sorun algılarında, çözümlemelerde yapılan hataların birbiri ardına ilintilenip koskocaman bir dağ oluşturduğunun farkına varamamaktır. Kendimize benzetemediğimizi nasıl yola ve hizaya çekeriz yanıtının peşisıra yaftalamaların ortaya çıkartılmasıdır birer ikişer bu sinik halleri yaşama dahil ettiren, çizginin bütün yapısını neredeyse tarumar eden. Konuşulacaktır diye tanımlar getirilen, yapılacaktır diye üzerinde uğraşılan, çözülecektir diye yeni umutlar bağlanılan nice hadisede çekincesiz bir dille ifade etmek gerekir ki, hayal kırıklıkları artık alışıldık bir sonuç olma yolunda ilerlemektedir. Her defasında bakınız biz yapmıştık ama önümüze engeller çıktının başka bir tezahürü ekranlarımızdan evlerimize ulaşmaktadır. Şair kimliğinin yanında provakatif söz bütünleştirme sanatında da mahir olan bir zatın, insanım diyeni düşüncelere daldıracak, hafsalanın neredeyse alamayacağı kadar abuklukta sicim gibi dizdiği kaskatı incilerinde bunu görebilmek mümkündür. Kendi inancının olduğu kadar diğer inançların da belirli kaideleri, doğruları olduğunu sıklıkla es geçmekte beis görmemiş bulabildiği hemen her fırsatta bir mezhebi, bir dini bu uğursuz çıkışlarına alet etmeyi kendine uygun bulmuş bir fikir önderinin! varlığında hangi sorunlar anlaşılır kılınır. Rotasından alınmış çizginin bir başka pervasız noktasını zapt etmiş olan yıllardır üzerine ne bir ilave ne bir aydınlatma gerçekleştirilmiş olan bir katliamın sorumlularından bir şahsiyeti canlı yayında neredeyse karşı tarafı siz hatalısınız sonucuna denk düşürmek için çabalanmalarda buluruz. Bir düz çizginin iki noktası arasında yaşamış halkların hangi kirli eller veya kimlikler tarafından aralarının açılıp, nifak tohumlarının yeşertilip iyice gerildikten sonra zembereğinden boşalırcasına insanların üzerlerine kin kusturulduğunun açık bir şekilde hesabının verilmesi gerekmektedir. Acizliğin, görmemezlikten gelmelerin ne biz insanım diyenleri, ne de yıllardır o acıyı yüreklerinde yaşamak zorunda bıraktırılmış Alevi yurttaşları bugün oldukları şartlardan daha makul bir seviyeye taşımayacağı aşikardır. Sorumluların artık bulunabilmesi, adaletin gerçekten tecelli edebilmesi için davanın yeniden görülmesi için çaba sarf edilmesi nasıl bir zorlayıcılık taşımakta olduğunu sizlerin engin takdirlerine bırakıyoruz.
Türkiye haritası üzerinde bir Amerikan televizyonunda yayınlanmış olan görüntülerin içeriğinde kullanılan tahrif edilmiş içeriğin hemen akabinde Dışişleri Bakanı için CHP Ardahan milletvekili Ensar Öğüt’ün demecinde belirttiği Dışişleri Bakanı sen ne işe yararsın? Senin soyadın Davutoğlu mu, Davutyan mı? Bilelim de. Davutyan’san sen Ermeni açılımı yapıyorsun. Adın ne, soyadın ne? Sen Türk müsün? Türkiye Dışişleri Bakanı mısın? suallerinin farzi bir ırkçılıktan çok daha fazlasına mana kattığını idrak edebilmek mümkündür. Ötekileştirmeler birbiri ardına meşreplerine uygun kılıflar bulurken hangi aralıkta nasıl bu eğri çizgiyi düzeltmeyi başaracağız? Nasıl elimizde kindarlıktan başkası kalmamış körlüğüne ısrarla biat ettirilmeye inat ve izansızlık ile devam ettirileceğiz? Haklarını arama yolunu tercih eden, uygulamalarda yer edinmiş düzensizliklere olabildiğince dikkat çekmeye, isteklerini duyurmaya çaba sarf eden Tekel işçilerinin mücadelelerine reva görülenler, yeniden bir fay kırığının daha ortaya çıkartılmasına, çizginin bir başka noktasından bir kere daha kırılması için olanak sağlamıştır. Hak verilmez hak mücadele karşılığında alınırdı ama bu kadar girift, bu kadar kin kusan ve bu kadar ağır zapturapt altına almaların görülmesinin neticesinde hangi sağduyu nerede ve nasıl tanzim edileceği iyice muamma pusunun içinde kalmıştır. Bu eğrelti hallerin çokluğuna yetişememe konusundaki dermansızlığımıza kederlendirken iyice köşeye sıkıştırılmış insanların yerinde bir dakikalığına da olsa kendimizi koyduğumuzda, düşündüğümüzde bu daraltımı, susturulmaları ve mağduriyeti daha rahat anlayacak fakatlara gerek kalmadan hakkın tesis edilmesine sıranın getirilmesi gerektiğini düşünmek mümkün olacaktır.
Adına açılım, demokratikleşme, milli birlik projesi gibi vesair namlarla beraber tanımlandırılmış olan sürecin dahilinde birbirlerinin peşisıra ortaya çıkartılan engeller, tam bir adım atılmasına teşebbüs edildiği zamanda cereyan eden istremezükçülük damarının karşılıklı olarak hissedilir kılınması barışın bir türlü işlevsellik kazandırılamamasını sağlıyor. Konuşmaktan çekinip, siyasi zeminden insanları uzaklaştırdıkça, ayrışımları derinleştirebilmek için elimize geçen her fırsat dizininde ötekisine uygun yaftalarımızı, yargılarımızı ve son tahlilde şiddeti yüceltme kültürüne destek çıkacak açıklamalar, uygulamalar karşısında sesimizi yükseltemediğimiz müddetçe Alevi, Ermeni, Kürt vd. gibi bu toprakları paylaştığımız, içiçe yaşadığımız insanlar ile sorunlarımızı aşmak bir ütopya olarak diri tutulmaya devam edecektir. Dökülen her damla kandan sağlanmış/acak rantın hesabının peşinde koşaduranların, kırgınlıkların istikrarının sağlanması için dört dönenlerin, ötekisi ötekisi diyebilmek için kenarda bekleyenlerin, ellerini ovuşturanların birini ötekisine kırdırmaktan uzakta artık barış tanımının yaşanılırlığını sağlayabileceğimiz bir çizgiyi türetebilmemiz gereklidir. Eğrelti hallere dönüştürülmüş, yolundan alıkonulmuş tüm çizgilerin birer birer yazgılarımız haline dönüştürülmemesi için şimdi harekete geçip iyice yok olmadan, iyice sağırlaşmadan tedbirlerimizi almaya başlayacak mıyız? Bir ortak noktayı bu seferinde, birbirlerinden ayrı görünen konuların tümünde sağlayabilecek miyiz? Mete Çubukçu’nun kaleminden Radikal 2’de yayınlanmış olan Gönül Bağları Koparsa! başlıklı öteki diyardan ses ve sözleri derlediği dikkatle okunası makalesini sizlerle sonsöz kabilinden paylaşıyoruz:

Diyarbakır’ın 90 kuşağı
Diyarbakır’ın Kayapınar beldesinde Kürt edebiyatının önde gelen isimlerinden Cigerxwin (Ciğerhun) adına açılan kültür ve sanat merkezinin alt katındaki karar toplantısı, saatlerce sürüyor. Eski DTP’liler parlamentodan çekilip çekilmemeyi tartışıyor. Sokaktan geçenlerin “Bizi istemiyorlarsa biz de Ankara’da olmayız”, “DTP’yi kapatabilirler ama PKK’yı nasıl kapatacaklar” cümleleri ile özetlenebilecek dışlanmışlık hissi, Ankara’ya yönelik hayal kırıklığını ortaya koyuyor. Sokakta da benzer tartışmalar var. Bu hayal kırıklığı sadece sözlerle sınırlı kalmıyor. Sokaklarda, özellikle 1990 kuşağı olarak adlandırılan gençlerdeki yansımasını tespit etmek güç değil. 10-15 yıl önce köylerinden kovulanların, metropollerin kenar mahallelerinde her türlü yoksulluk ve yoksunluk içinde büyüyen çocukları için TRT 6, Kürt Enstitüsü gibi “kozmetik” girişimler bir anlam ifade etmezken, “dağ yolu” hâlâ akıllarının bir köşesinde duruyor. Bu kitleyi değil DTP, PKK’nın bile kontrol edememesi, yükselen dalga konusunda ipuçları veriyor. Diyarbakır’ın önde gelen kanaat önderlerinden birinin cümleleriyle bu dalga çok tehlikeli bulunuyor. “Eskiden PKK dağlardaydı bugünse silahları olmasa da şehirdeler” diyor. Şehirdekiler ise işte bu 90 kuşağı gençler. 10-15 yıl önce dağlarda kanlı çatışmaların yaşandığı dönemlerde rastlanmayacak derece farklı bir bakış, bir öfke okunuyor gözlerinden. “Biz” ve “siz” sözcükleri daha çok telaffuz ediliyor sohbetlerde. Medyanın hep “yanlı”, “Kürtlere önyargılı” yayınlarından şikayetçiler. Ne söyleseniz kâr etmeyebiliyor. Kürt aydınları bu yüzden Kürt açılımının daha somut, daha net, daha hızlı devam etmesinin aciliyetini dile getiriyor. Çünkü gönül bağlarının bir kez kopması halinde onarmanın ne kadar zor olduğunu onlar da biliyor.
10 yıl önce
Bölgede bir süredir havanın değiştiği belli: Açılım süreci ile başlayan umut ışığıyla DTP’nin kapatılmasıyla başlayan umutsuzluk arasında gidip geliyor birçok kişi. Bu ruh halini Batı’dan bakarak anlamak zor. Hele Kürt meselesini, DTP’nin kapatılmasını “aman canım daha ne istiyorlar” yaklaşımıyla bakanların anlaması daha da zor. Ama bir şeyler uçup gidiyor gibi. DTP’li vekiller de parlamento zemininden çekilerek sanki kendilerini dışarıya kapatıyor; sanki kendilerini Türkiye’deki geniş kesimlere anlatmaktan vazgeçiyor. Oysa bölgeye olduğu kadar Türkiye’nin diğer yakasına seslenmek zorunluluğu var. Çok değil 10 yıl önce sokaklardaki Batı algısı ile bugünkü durum arasında tehlikeli bir hal alan zihinsel kopuşun izlerine rastlamak mümkün. Çanakkale Bigadiç ya da İstanbul Tarlabaşı’nda olanların “Doğu illerinde Türklere karşı yaşanması halinde ne olacağını soruyor” Diyarbakırlı Kürt bir vatandaş. Bu soruyu sormak 10 yıl önce akla gelmezdi. Öteki yakadaki her türlü Kürt karşıtı gösteri bölgede geç milliyetçiliğin tohumlarını ekmekten başka bir işe yaramıyor.
Meclis’te kalmak
DTP milletvekillerini taşıyan parti otobüsü havaalanından il merkezine doğru zorlukla yol alırken bir yandan zafer işareti yapan, diğer yandan polise taş atan çocukları, gençleri, kalabalıkları, Diyarbakır’daki gibi kontrol altına almanın giderek zorlaştığı anlaşılıyor. Özellikle yeni kuşak gençler, onlarca farklı nedenden dolayı daha şiddet yüklü. Zaten onlara da altyapıyı hazırlayanlar var: DTP’nin kapatılması da nedenlerden sadece birisi. Çünkü Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ile artık “cin şişeden çıktı”. Kürt sorununun çözümünde geri dönüş mümkün değil. Üstelik talepler öyle TRT Şeş’le, Kürt Ensitüsü ile sınırlanacak gibi değil. DTP’liler akşam saatlerinde kararlarını açıkladıktan sonra milletvekilleri kültür merkezinin giriş katında soruları yanıtlıyor. Bir kısmının yüzlerinde şaşkınlık var. Bir kısmı üzgün. Yeni dönemde kendilerini nelerin beklediklerini bilmiyorlar. Ama bildiğimiz en az dört-beş milletvekilinin parlamentoda kalıp siyaset yapmaları gerektiğinin savunulduğu. “Meclis’te kalmamız gerekirdi ama çoğunluk kararına uyduk” diyor bir DTP’li milletvekili, karara saygı duyarak ama çok da içine sindiremeyerek.
Medya
Kapatma kararı ile birlikte Diyarbakır sokaklarındaki kızgınlığa, gösterilerde sadece çocuklara zoomlanan kameralara, TV’lerde hemen her gün yapılan yorumlara gösterilen tepki ekleniyor. Bölgeye gelerek onlarca konu, sorun arasında sadece ve sadece çocukları görüntülemeyi kendilerine görev edinen ya da yöneticilerinden bu talimatı alan habercilerle, bölgede olan bitenin ruhunu yakalamak, bu ruhu Türkiye’nin diğer yakasına anlatmak, yansıtmak mümkün olmadığı gibi, haberciliğin hâlâ 15 yıl öncesinden bir adım öteye gidemediğini de gösteriyor. Belki de tüm bu yaklaşım kötü bir niyetin göstergesi. Güneydoğu’da siyasetin nabzı hep farklı atmıştır. Orada tartışılan konularla İstanbul merkezli medyanın gündeminin makası giderek açılıyor.
Hukukta çifte standart
Kürt açılımı sürecinde bölgedeki algılamayı ve muhtemel bir şiddet dalgasını önlemek için acil somut adımlar gerekiyor. İnsanların güveneceği bir hukuk sistemine ihtiyacı var. İlk iş olarak hukuktaki çifte standardı önlemek gerekiyor. “Taş atan çocuklara 15 yıl verip Dolapdere’de göstericilere silah çekenleri serbest bıraktığınız zaman insanların ne düşündüğünü tahmin edebilirsiniz ve böyle bir hukuk sistemini de kimseye anlatamazsınız” diyor Baro Başkanı Emin Aktar. Aktar da eski DTP’lilerin Meclis’te kalmalarından yana. Ticaret Odası eski başkanı Mehmet Kaya da “Bu karar DTP’ye değil Kürtlere yönelik olarak algılanmıştır. Doğru ya da yanlış, algılama böyle. Bu istenmiyoruz hissi gençlerden yaşlılara kadar herkese hakim” diyor.
Kendini anlatamamak
Peki ya DTP’nin hatası? Eski Grup Başkan vekili Selahattin Demirtaş’a göre sorun kendilerini Türkiye’ye iyi anlatamamaları. Kürtlerin taleplerini, ne istediklerini anlatmak için daha çok çalışmaları gerektiğini söylüyor.
Ancak, DTP çizgisindeki Kürt siyaseti yeni parti ile pek değişecek gibi görünmüyor. Şu istifayı düşünen 19 milletvekilinden yarısını muhtemelen 2011’deki aday listelerinde görmeyeceğiz. Bu da Kürt siyasetinin nasıl yönlendirildiğinin bir kanıtı. Türkiye, Kürtler için bir parti mezarlığı haline geldiyse, DTP çizgisindeki partiler de siyasette tecrübe kazanan, dersler çıkaran siyasetçilerin mezarlığı gibi. Sinn Fein ve Batasuna da böyle mi acaba? Bu durumda Kürt siyasiler hata yapmamayı ya da yapılan hataları yönetebilmeyi nasıl becerecekler? Dost meclislerinde konuşulan bu konuları Kürtlerin daha yüksek sesle dile getirmelerinin zamanı gelmiş gibi görünüyor.
PKK daha da güçlendi
21 milletvekilinin istifa kararıyla Diyarbakır’daki sokak olayları bıçakla kesilmiş gibi sona eriyor. Bu süreçte iki tarafın şiddet yanlılarının kazandığı kesin. Özellikle PKK’nın yeniden süreci kendi lehine çevirmesi, inisiyatifi ele alması, DTP’nin sahneden çekilmesinin ardından daha da boşalan alanı doldurması, demokratik açılım sürecinde muhatabın kimin olabileceğini gösterme açısından önemli. PKK’nın hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu söyleyenlerin sayısı az değil. Ancak Reşadiye saldırısı, DTP’nin kapatılması, milletvekillerinin istifa kararının aynı zamana denk gelmesi tesadüf gibi görünse de, hepsi biraraya gelince PKK ve devletin görünmeyen elinin, demokratik açılım sürecinin frenine birlikte basmış olabileceğini düşündürüyor. PKK, bu süreçte istediği mesajı yollamış durumda. Hoş, bölgede sadece DTP’liler değil farklı kesimlerden Kürtler, Öcalan kaale alınmadan bu sürecin sağlıklı işlemeyeceği kanaatinde. Zaten sokaktaki bir vatandaşın “DTP’yi kapattılar peki PKK’yı kapatabilecekler mi” sözleri de durumu özetlemek için yetiyor. Herkes silahların susmasından söz ederken kimse PKK’nın hemen silah bırakması gerektiğini vurgulamıyor. Her şeye rağmen Kürtlerin bu süreçten geriye dönmeyeceği ama AKP’nin sunduğu çerçeve ile yetinmeyeceği belirtiliyor. AKP için bunun en acil test alanı, 2011 öncesi siyasi partiler kanunundaki değişiklik ve yüzde 10’luk barajın indirilmesi. Diyarbakır’da ilk anda duygusallık ağır basıp vekillerin istifa kararı destek bulurken akl-ıselim her şeye rağmen parlamentoda devam diyor. Çünkü Kürtler, partileri parlamentoda olmadan açılımın yürüyeceğini düşünmüyor.






...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gönül Bağları Koparsa! – Mete ÇUBUKÇU – Radikal 2
Hangi Kürtler? – Mehmet BOZKURT – Sol.org.tr
İşte Devlet, İşte Şampiyon! – Umur TALU – Habertürk
12 Eylül’ün Hilkat Garibesi: Akp’li İşçilerle Laik Askerler – Nazım ALPMAN – Birgün
Umarım Bakan’ın Dili Sürçmüştür – Mehmet ALTAN – Star
Soykırım Anıtı’nı Neden Ziyaret Ettim? – Kadri GÜRSEL – Milliyet
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Çorap Söküğü – Bülent USTA – Birgün
Sağduyu; Sağdan Uyu, (Vicdanı Uyut) – Yıkıcı Tutku – Cengizche Fikir
Tekel Dosyası – 1 – Serbest Yazarlar
Tekel Dosyası – 2 – Serbest Yazarlar
Naomi Klein: Bürokratlar Dünyayı Kurtaramadı, Şimdi Sıra Bizde! – Bianet
Ebediyete Kavuşan Günlük Jamanak Gazetesi – Pars TUĞLACI – Radikal/Yorum
Avm y Cinema Nazionale Co. Ltd. Şti. - Dolphinished Monkey Business – Alter[ed] Native
Nils Petter Molvaer - Hamada (Sula, 2009) Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
2000’ler Denince Müzik... – Hilmi TEZGÖR – Hilmitezgor.blogspot.com
The Goslings Tanıtım Yazısı – Urufixx – Son Yudum
Vijay Iyer Trio – Historicity Album Review – Mersenne – Undomondo
King Midas Sound At Blogger
King Midas Sound At Myspace
King Midas Sound At Fact Magazine 2009’ #1 Fact Mix
Rhythm And Blues: A King Midas Sound Interview & Album Micromix – Jonny Mugwump – The Quietus
King Midas Sound – Waiting For You Album Review – TheMilkman – The Milk Factory
King Midas Sound – Introducing To.. – The Guardian / Music
King Midas Sound: 10 Waiting For You Inspirations At Textura
The Bug At Myspace
The Bug - London Zoo Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
The Psychopathology Of Kevin Martin – Uncarved
Roger Robinson Official
Roger Robinson At Myspace
Kiki Hitomi Official
Kiki Hitomi At Myspace
Techno Animal İncelemesi – Urufixx – Son Yudum
Tayfun Karatekin - İki Çift Laf / İnce Memed Albüm Tanıtımı – Luzumsuz Adam – TürkJazz
Tayfun Karatekin At Stardust International
Brazzaville In İstanbul At Myspace
Brazzaville In İstanbul At Doublemoon
Brazzaville In İstanbul – Jesse James Video At Myspace
Brazzaville’den İstanbul Öyküleri – Zülal KALKANDELEN – Cumhuriyet Hafta Sonu
Guts At Myspace
Guts At Mixcloud
Guts At AnalogLife.Fr
GonjaSufi At Warp Records
GonjaSufi At Myspace
GonjaSufi At Warp Records / 2010 A Compilation Of New Warp Music
Shlohmo At We Did It Collective
Shlohmo At Myspace
Shlohmo’ Shlo-Fi EP At Error-Broadcast
Shlohmo Podcast For XLR8R
Shlohmo’ Shlo-Fi EP Review – Mersenne – Undomondo
Ikonika At Myspace
Ikonika At Twitter
Ikonika Live At MSPRKT Moscow (12.12.2009) via Dubstepforum
Introducing: Ikonika At Bodytronic
Omar Faruk Tekbilek Official
Omar Faruk Tekbilek At 5 Points Records
Kodomo Official
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel
Surrender – Overdaforest
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel
Surrender – Overdaforest
Winter Marches On – Overdaforest
Overdaforest / Ernst Overbosch Flickr Page
Death Comes On Silent Wings – Estherase
Estherase / Esther Simpson Flickr Page
King Midas Sound Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
King Midas Sound At BloggerOverdaforest / Ernst Overbosch Flickr Page
Death Comes On Silent Wings – Estherase
Estherase / Esther Simpson Flickr Page
King Midas Sound Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
Corsica Studios Soundcheck Photos By Niall O’Brien
>>>>>Poemé
Yürekten Yüreğe - Pierre REVERDY
Sonunda ayaktayım işte
Şuradan geçmiştim ben
Şimdi de bir başkası geçiyor o yerden
Tıpkı benim gibi
Nereye gittiğini bilmeden
Titremiştim
Odanın bir ucunda kapkaraydı duvar
O da titremişti
Nasıl aşmışım bu kapının eşiğini
Bağır bağırabildiğince
Duyan yok
Ağla ağlayabildiğince
Anlayan yok
Karanlıkta gölgeni buldum
Daha bir tatlıydı senden
Boynu bükük bir köşede dururdu
Eskiden
Sana bu erinci ölüm getirdi
Ama konuşuyorsun yine de baksana
Bırakıp gidesim geliyor seni
Birazcık birazcık hava gelse
Birazcık ışık sızsa dışardan
Boğulacak neredeyse kişi burada
Tüm ağırlığıyla çöküp kafama itip duruyor tavan
Nerede durayım peki nereye gideyim
Ölmesine öleceğim ama ölecek yer yok
Nereye gidiyor dersiniz şu benden uzaklaşan
Şu ta uzaklarda duyduğum adımlar
Gölgem ve ben yalnızız ikimiz de
İniyor sessizce gece
Çeviri: Tahsin SARAÇ
Kaynakça: Şiir.gen.tr
>>>>>Poemé
Yürekten Yüreğe - Pierre REVERDY
Sonunda ayaktayım işte
Şuradan geçmiştim ben
Şimdi de bir başkası geçiyor o yerden
Tıpkı benim gibi
Nereye gittiğini bilmeden
Titremiştim
Odanın bir ucunda kapkaraydı duvar
O da titremişti
Nasıl aşmışım bu kapının eşiğini
Bağır bağırabildiğince
Duyan yok
Ağla ağlayabildiğince
Anlayan yok
Karanlıkta gölgeni buldum
Daha bir tatlıydı senden
Boynu bükük bir köşede dururdu
Eskiden
Sana bu erinci ölüm getirdi
Ama konuşuyorsun yine de baksana
Bırakıp gidesim geliyor seni
Birazcık birazcık hava gelse
Birazcık ışık sızsa dışardan
Boğulacak neredeyse kişi burada
Tüm ağırlığıyla çöküp kafama itip duruyor tavan
Nerede durayım peki nereye gideyim
Ölmesine öleceğim ama ölecek yer yok
Nereye gidiyor dersiniz şu benden uzaklaşan
Şu ta uzaklarda duyduğum adımlar
Gölgem ve ben yalnızız ikimiz de
İniyor sessizce gece
Çeviri: Tahsin SARAÇ
Kaynakça: Şiir.gen.tr
Comments