Wednesday, December 05, 2007

Deuss Ex Machina # 192 - Ay Tutulması (Part Sezgisel)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_192_--_Ay Tutulması (Part Sezgisel)

03 Aralık 2007 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer
>1<-Federico Aubele-La Esquina (Eighteenth Str.Lounge Music)
>2<-Orgone-Who Knows Who (Ubiquity Records)
>3<-Dave Gahan-Use You (Mute Records Ltd.)
>4<-Coburn-We Interrupt This Programme (Stanton Warriors Remix)
(Data Records)
>5<-Luke Vibert-Comfycozy (Planet µ)
>6<-The Killers-All The Pretty Faces (Vertigo)
>7<-Mando Diao-If I Don't Life Today, Then I Might Be Here Tomorrow (Capitol Records) >8<-Daft Punk-Around The World / Harder Better Faster Stronger (Virgin Music)
>9<-Dave Gahan-Depper And Deeper (Mute Records Ltd.)
Ay Tutulması (Part Sezgisel) Bölüm (192) – Gece Birbirini Kovalıyor. Kasvet ve Düşün, Yalnızlık ve İzafiyetin Kaos ve Serzenişin; Ay Tutuluyor Yorgun Bedenlerde Karnaval (TriPeSK)
>>>>>Bildirgeç
« Bağdat- Bağdat’ın en eski terzisi Kadir Nasır Sadık’ın mütevazi dükkanının duvarları, 50 yılda biriktirdiği parçalarla süslü : Yaşamını ve Irak’ın çalkantılı tarihini yansıtan gazete haberleri ve fotoğraflar.

Usta, 72 yaşında, okuma yazması yok. « Bunlar benim anılarım » diye anlatıyor, « 1957’de burayı ilk kiraladığımdan beri hiçbir şey değişmedi, aylık kirası beş dinardı o zaman. » Aynı ütüyü 50 yıl kullanmış, 30 yıl önce aldığı dikiş makinesi de hâlâ baş köşede. Yıllar geçtikçe kirası 35 bin dinara çıkmış, çevresiyle birlikte tüm dünyası yıkılmış ve ömrünün geçtiği, Bağdat’ın en güzel pazarı Raşit Sokağı artık büyüsünü yitirmiş. Müşteri yok artık, esnaf da öğleden sonra kepenk indirip evine dönüyor. Kadir Nasır dükkânı açtığı günden beri her çeşit fotoğrafı toplamış ; politikacılar, ünlüler, film yıldızları ve Arap şarkıcıların dev bir mozaiğine dönüşmüş kolleksiyonu.

Siyah saçları, derin bakışları ve takım elbisesiyle kendi portresi de aralarında. Darbeci Abdülkerim Kasım Paşa’nın fotoğrafı, işteki ilk yılını hatırlatıyor. Arşivine son eklediği parça, Saddam Hüsseyin’in yakalandığı gün çekilmiş fotoğrafı. Zaman değişmiş ama değişmeyenler de var : « Amerikalılarla ilgili bir şey söylemiyorum ; onlar işgalci ve ben onlara iyi ya da kötü diyebilecek özgürlüğe sahip değilim. Sessiz kalıyorum, tıpkı Saddam zamanı yaptığım gibi. » (AFP-Gazeteler 03 Aralık 2007)

Haber metninde karşımıza çıktığı gibi fotoğraf giderek bir tarihsel anımsatma aracına dönüşüyor. Dörtgen standart veya portre, veyahutta kafanıza estiği gibi herhangi bir biçimde çekilmiş, kadrajlanmış, ana makinenin içerisine haps edilmiş olan fotoğraf bir bellek yoklaması gerçekleştiriyor. Anımsanacak en tatlı anların yanında, bu da olmasaydı keşkeleri beraberinde getiren bir izlek biçimi sonuçta elimize geçiyor. Tonlu tonsuz, ön hazırlıklı veya hazırlıksız onlarca baskı fotoğraf elimizin altında, evimizin kıysında köşesinde bizlerin onları yâd etmesini bekliyor. Ya da Terzi Kadir Nasır Sadık gibi belirli bir amaç içerisinde bir dizilim ile yaşadığımız günlerin kronojisini çıkartan projelere dönüştürülüyor. Hiç bir beklentiye bağlı kalmadan. Yıllar önce zamklandığı eski duvarlardan sesini yükselterek. Hikayenin zarfıdır belirli bir bakış açısına göre fotoğraf. Bir tamamlayıcı, aidyeti sorgulatan nerelere varıldığını gösteren bir kanıt. Bir delildir aynı zamanda yıllanmışlığa inat unutmak istemediklerimizi hatıratımızda „canlı“ tutmamızı olası kılan.

Kasvetin, boğucu belirsizliklerin ortasında, bir kare bizlere pek çok şeyi anlatır. Yansıtılan ve sunulmuş olan özneleri ile dolu dolu paragraflar bakar yüzümüze, yüzümüze. Zihinsel bir idmanın da başlangıcıdır, bu ilk tesadüfler. Bir çöl kıvamından birdenbire zenginleşip yemyeşil bir ovaya (vahâya da) dönüşen yine o karedir. Hiç belli etmeden. Sözün bittiği yerdir çoğu zaman. Dile pelesenk olsa da, terazi lastik jimnastik gibi bir tekerleme değildir ha keza, daha doyurucu daha kederlendirici çoğunda da zırıl zırıl ağlatıcı. İçselleştirdiğimiz yalnızlıklardır çoğu zaman o kareler. Belleksiz kaldırılmaya mahkum kaldığımız dijital dünyada olabildiğince yalın bir anlatımdır tüm o fotoğraflar. Çelimsiz de değilizdir de hani, mozaiğin eksik parçalarıyız kimi zaman, zaman zaman da kadrajın dışında kalmış ya da son anda dahil olmuş bir gölge tamamlayıcıyızdır pek çoklarında. Çaktırmadan, plan mılan yapmadan.

Hissiyatın idrak edildiği, herşeyin başında olduğumuz ilk saniyelerden, yaşamın finaline vakıf olduğumuz kimbilir görece belki de üstten kendimizi izlemeye devam ettiğimiz bir slayt gösterisidir, hayatın ara bağlacıdır: fotoğraf. Kimliksiz kalmış, izole edilmiş, tek haneli rakamlardan müreffeh yarınlara doğru koşan, kimilerimiz için çok geçerli bir önerme olacak „barkod insanlarız“. Okutucumuz olan tüketim merkezlerinde, vaktimiz geldiğinde görünüp yoklamada hazır kalmamızın da resimlerini barındırır bu dünya. Saadet dediğin de nedir ki a dost bir kaç kredi kartı ve sonu gelmeyecek bir kampanyanın afişi. „Yiyiniz efendiler çatlayana patlayan kadar yiyiniz, tüketiniz.“ Unutunuz artık tüm o mazileri, ne de olsa demodedir analog resimler, anlık serüvenler. Hiç kimseciklerin vakitleri yoktur eski saatlerden bir koyu muhabbet için. Anlamsız geliyordur bu serzenişler o dijital kötülemenin bile en değerli olmasının taçlandırıldığı, aslansın, kaplansın olmadı tigasın günlerinde. Günümüzde. Kurulan diyaloglarda kendimizi soyutlamaya devam ediyoruz, tüm bu gerçekliği iliğimize kadar hissetmişken, dert etmişken. Varsın olsun diyoruz, an gelir bunlar da bu koskoca tantanalar da gelip geçer. Öyle değil mi? Kadir Nasır Usta, dimağ bir yerlerde yaralansa da fotoğraflar bize gerçekleri sunmaya devam edecek. Hiç bir baskıya marûz kalmadan. Yalın ve çırılçıplak. Gözlemlenecek yine peşi sıra bu satırlarda, unutulacak çoğu zaman barındırdığı yollarda, ama saydamlaşan sesler gibi hareketli görüngülerde tıpkı fotoğraflar gibi anılarımızı yaşatmaya devam edecek sonsuza kadar. Müdahil etmeye çalışıp yoldan çıkartmaya çalışsak da ısrarla ve sûkutla.

Atfedilmiş olan gündelik yaşantı içerisinde kendi çelimsiz çıkışlarımız elbette bir çığlık vazifesi göstermez. Ancak bütün resmi içine alan bir tablo ortaya çıktığında sesin şiddeti ve bu ahesteliğe karşıt olarak çıkan tını yığını ol’ denilen zamanların uyanışını barındırır. Kötülüğün adil olmasını beklemek kadar yaralyıcı olsa da yüzleşildiğinde hayat pek çok olumlu yönü de kazanmanızı sağlar. Fotoğraf’da bu aracılardan birisi olarak değerlendirilebilir. Kaybettiğimiz onlarca nesnelliği, yaşamı, içerisinden çıkmamakta direndiğimiz ahir yalnızlıklarımızı, kararsız kazımların çokluğunda beklemeden yol almamızı sağlayacak bir açılımdır tüm bu yönelişimin düz izahı. Fark etmezseniz de orada bir bellek var „ram“ lerle „byte“larla ölçülemeyen, değeri kestirilip atılamayan. Yaşanan ve yaşatılan. Konuşmak ve yazmak gibi bu ve benzeri açılımlar bizleri belki daha olurunda bir yaşama taşımaya tek başına yeterli olmasa da düzenli, ılıman, vahşileşerek değil daha evcimen birer bireye dönüşmemizi kolaylıklı kılar. Çünkü kaybettikçe, yitip gidenlerin ardında durum değerlendirmesine oturduğumuz her saniye aslında kendimiz için yeni olumlamalarımızı keşfetmemizi de sağlar. Ümit kendini bu aralık perdeden yine gösterir. Hiç gitmesini istemediğimiz şekilde. Yardıma muhtaç olduğumuz her anda „imdâdımıza“ yetişmesini bekleyerek. Süresiz ve düzensiz...

Bu birbiri içerisine paralel ilerleyen kurguları tabii ki daha farklı formlar ile müzikte de duyumsamanız mümkün. Tabiiliğinde üretilmiş, gerçeklik ile de bütünleşen, ama sevindiren ama hüzünbazlığı ile oyundaki pozisyonumuzu açık eden şarkılar, melodiler tını yığınları; hülasa ses bizlere yukarıdaki önermelerin içerisinde de tamamlayıcı olarak ulaşır. Deuss Ex Machina’nın serüveninin en başından geçtiğimiz günlerde ardımızda bırakmış olduğumuz dört senesi içerisinde yüklemleri, anlatım farklılıkları ile müziğin salt müzikten ibaret olmadığını deneyimleye çalıştık. Tıpkı bir fotoğraf karesinde bize sunulan engin bir dünyanın alt okumalarında olduğu gibi sözel açılımlar baş yardımcımız oldular. Nefesimiz kesilmez ise daha uzunca bir süre daha sizlere ulaşma gailesinde olan projemiz içerisinde, programımızın yegane destekçilerinden birisi olmuş olan Proodos güncesinden Sühan Gürer’i konuk ettik. Tazelemeleri ile güncel olan müzikal seçkiden herkesin nabzına göre şerbet sağlayan bir inceleme sitesinin yaratıcısı olan Gürer’in „Ay Tutulması“na fonetik destekler ile programımıza taşıyarak sizlerin beğenisine sunmaya çalıştık.
Proodos güncesi içerisinde duyurusu yapılmış, önerilmiş, eleştirilmiş çalışmaların ay sonunda değerlendirilmeleri neticesinde birer örnek parça ile bir toplama albüm kıvamına dönüşmesi olan „Ay Tutulması“nın Kasım ayı seçkisi ile siftahımızı da yaptık. Birbirleriyle bağlantı oluşturabilecek, öncül ardıl parça dizini ile müziğin oluşturduğu geniş etkiden payımıza biçilenleri değerlendirme imkanı bulduk. Vasıfsız değerlerin ön plana çıktığı modern zamanlar içerisinde hâla eskinin kıymet-i harbiyesine kafa yoran, sesler asallığımızı oluşturdu. Bu seçki dizisinin ilk önermesi olarak da sizlere yaklaşık 27 sene içerisinde yayınlamış oldukları 11 stüdyo kaydı ile modern müziğin şekillenmesinde katkıları yadsınamayacak, pek çoğumuz için de dış kaynaklı pop müzik seceresinde ilk dinlenmiş ekiplerden birisi olan Depeche Mode’un sesi, öncüsü, belgeleyicisi ve delisi Dava Gahan’ı „Hourglass“ albümü ile sizlerin beğenisine sunuyoruz.


Kavramsal bir bakışım içerisinde kimi değerlerin yeknesak bir biçimde elendiği zamanların müziğinin altında imzası olan bir ekibin, sesi olan Dave Gahan’ın solo projesi de bu minvalde, hayat ile örtüşen, çatışan, modern insanın kıyas kabul görmez bir biçimde egosal sorunlar yaşamasına, pek çok konuda olduğu gibi ikilemlerde kalmasına ve dahası tökezlemesine dair anektodlar barındıran bir gönderme, acil durumda elinizin altında bulundurun kaynağı. İçsel geçişleri ile pek çoğumuz için uzak bir ihtimal dahilinde bulunsa da „o durum“ anında nelerin bizleri beklediğini, bu durumların içerisinden başarıyla sıyrılmış bulunan Gahan’ın vokallerinde yürek yakıcı bir canlılık ve yaşanmışlık ile yoğruması 2003 yılında Siouxsie & The Banshees’den Knox Chandler ile beraber kotardığı Paper Monsters „debut“ kaydının da üzerinde yeni önermeleri eklemesi Hourglass’i daha kuvvetli bir biçimde yansıtan bir çalışmaya dönüştürüyor.

Yurtdışında yayınlanan ve fikirleri genel kabul gören bir kaç müzik dergisinin incelemesinde tekdüzeliğe doğru yol alan bir proje kaydı olarak değerlendirilip, hatra binaen not verilmesine karşın, Dave Gahan ısrarla olması gerektiği gibi, burkan, sersemleten, sorgulatan bir çalışmanın altına imzasını atmakta. Andrew Philpott, Christian Eigner ile beraber Mayıs ayı ortalarında temelleri atılmış „Hourglass“in Beck, The Kooks ve Air gibi isim/grupların albümlerini düzenleyen (miksleyen) Tony Hoffer’in elinde dikilen elbisesi ile Depeche Mode’un da ilerisi için incelikli ipuçlarını barındırmakta. Söz konusu olan Depeche Mode ise zaten bütün önermeler geçersiz kalacak olsa da new wave ile başlayan, elektro pop ile süre giden, alternatif rock’ın mezhebinde de işler kotaran, yetmeyip bir de elektronik müzik ile haşır neşirliği olan bir ikon grubun liderinden de yolundan sapacak, deneysellikler beklemek biraz abes kaçacaktır. Tekdüzelik olarak addedilen, üretilmiş müziğin çıtasının yüksekliğinden dolayı bir beklenti eksikliği ise emin olunuz ilk dinlenceden bu yana tekrar dinlemeye bu kadar hevesli olunabilecek pek az kayıt mevcut 2007 sonbaharında.

Geçmişle bir bağlaç vesilesi gösteren, çoğul katmanlı elektronik aksamın ince bir endüstriyellik ile şekillendirildiği, gözlerinde benim için gerekli olanı gördüm, arkadaşlığını geri istiyorum diyen bir karakteri nakş eden „Saw Something“ ile albüm açılıyor. James’in „Say Something“ine tezat bir yaralayıcılıkla. Albümden yayınlanmış ilk kırk beşlik olan, Trent Reznor’un Nine Inch Nails’inden kulak aşinalığına sahip olduğumuz elektro endüstriyel girişimli profesyonel betimelemelerin bir devamı olan „Kingdom“, içten içe bir öteleme, gerçek bir durum değerlendirmesi beratına sahip bulunan, sevi temasını eklektik drum machine partisyonlarında birleştiren bir görsel temas olarak dinleme imkanına sahip oluyoruz. Çalışmadan ikinci kırk beşlik olarak „Saw Something“ ile beraber yayınlanacak olan „Kingdom“ parçasının klibi de Dave Gahan’ın 70’lerin sonunda idol olarak bellediği Sid Vicious’un sevgilisi Nancy Spungen’u öldürdüğü Chelsea Otelinde gerçekleştirileceğini de bir dip not olarak takipçilerimize iletelim.

Giderek unutulan, medet umulsa da kendisinden haber alınamayan mucizevi çıkışların mazide kalmasına içerleyen, bir epik açılım olan „Miracles“da Gahan’ı David Sylvian kostümü içerisinde, yarı elektro akustik bir ses düzenlemesinde dinliyoruz. Uzunca bir paragraf olarak bildirgeçimizin başında paylaştığımız haber metnindeki gibi unutulmuş fotoğraf ve anıların üzerinde ayakta kalmaya ısrar eden, yâd etmeyi bilip, gelecekten de korkusu kalmamış bir bilgeliğin demleri olarak betimleyebiliriz bu çıkışı. Kirli bir gitar örneklemini, yanlış bir yerdeyim, kapalı kaldım üstelik sesini daha bir gür duyuyorum ama bir türlü sana ulaşamıyorum sözlerinde tetikleyen, sonunda sadece seni kullanacağım bütün problem çözümüm bu diye buyuran synthlerin coştuğu bir psikolekto pop parçası „Use You“.

Tonal yapısının akustik minimal çehresi içerisine yerleştirilebilecek olan nihayetinde eskilerden „In Your Room“un ters köşesi olarak bir kenarda bekletildiğini düşündürten „Insoluble“, sonsuz bir bitimi, yitip kaybedilmeyi en son andaki şüpheleri ortaya saçan çığlıkların yakarışı „Down“ ile Dave Gahan’ın ikinci solo çalışması olan „Hourglass“ tamamlanıyor. İdareten değil, yarım yamalak hiç değil; tekrardan dönülüp dinlenilesi bir yıl sonu hediyesi „Hourglass“. Müziğin enginliğinde geniş geniş takılan bir ses kolajı üzerine daha iyisini sanırız önümüzdeki Depeche Mode albümlerine kadar duyamayacağımız lirik oyunlar, sesli köşe kapmalar. Gelişmeye, halen devam eden bir itinayla ve özenle anın fotoğraflarını çekmeye devam ediyor, Gahan. Yakından baktıkça kendi dertlerinize de merhem olacak dermanlar için...

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Dave Gahan
Dave Gahan At Myspace
Dave Gahan Kingdom Video At Youtube
Dave Gahan Album Review At Proodos
Federico Aubele
Federico Aubele At Myspace
Orgone At Beyond Jazz
Coburn At Myspace
Stanton Warriors At Myspace
Luke Vibert At Brainwashed
The Killers
The Killers At Myspace
Mando Diao
Daft Punk
Daft Punk Alive Official Site
Proodos

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[at]dinamo.fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[at]dinamo.fm
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8-
---------------------------------------------------------

>>>>>Poemé
Bağırıyordum Gecede – Tadeusz ROZEWICZ

ölüler vardı
gözlerinde
gülen sessizce

bir karanlık bıçak
gömülüyordu gövdeme
soğuk ve yaşamasız

deşiyordu karnımı

Çeviri: Özdemir İNCE

No comments: