
Deuss_Ex_Machina_206_--_Les Derniers Chuchotements De Krzysztof
24 Mart 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
>1<-Port-Royal-Jeka (Judith Juillerat Remix) (Resonant)
>1<-Port-Royal-Jeka (Judith Juillerat Remix) (Resonant)
>2<-Port-Royal-Spetsnaz (Destroyed By Stafraenn Hakon) (Resonant)
>3<-2 Curlies-Şimdilik Dayanamıyorum (Artist’s Own/ Free Release)
>4<-2 Curlies-Geriye (Artist’s Own/ Free Release)
>5<-Havantepe-Coral (Reef Dub) (Kreatur Musik)
>6<-Dub Kult-Slaptrack (Uncharted Audio)
>7<-Dave Gahan-Saw Something (Onur Özer Remix) (Mute)
>8<-Cyan 341-Heptagrammic (Uncharted Audio)
>9<-Dub Child-Take Me (Reso Remix) (Storming Productions)
>10<-Marlow-Dispute (Contagious Recordings)
Les Derniers Chuchotements De Krzysztof Bölüm (206) – Fısıldana, Fısıltıda Eşiğin Kenarında Bir Muntebir Ses Veriyor, DoReMi; Islık Sessizlikte Yankılanıyor (2001)
>>>>>Bildirgeç
« Bildiğini bilenin ardından git, bildiğini bilmeyeni uyar, bilmediğini bilene öğret, bilmediğini bilmeyenden kaç. »
Konfüçyüs
İmgelemlerin geçiş sıralarının karıştığını çok daha seri biçimde hissettiren bir döngünün içerisinde ses vermeye çabalıyoruz. Daraltılmış ve darlandığı için artık genişleyip daralacak bir pah dahi kalmayan bizler, giz dehlizlerinde kendi yolumuzu bulabilmeye çabalıyoruz. [deja vû] Olanca, varolabildiğince…dediğim dedik çaldığım düdük hezeyanları karşısında biraz ironik bir yaklaşım olarak değerlendirilse de Konfüçyüs’ün bakışımına bürünüyoruz. İlhâm ile düşüncelerimizde yerleşik tanımlar ve birikimlerden kesişimler kotarıyoruz. Bütün bunları özümüzde addediyor, birleştiriyor varsıllığın bilgi birikimi yerine para şıngırtıları ile takas edildiği günümüzde bir an olsun bulunduğumuz iç karartıcı ortamlardan ıramaya ve gerçeklik ağından uzaklaşmaya çabalıyoruz. Belki ütopyalar daha gerçekçi, daha dişe dokunur bir çıkışı bahşeder diyerek, dileyerek. Görünür halde olmuş denilen vakâların dahi bir esrar perdesi ardında, gösterilenden ötesine vakıf olmak için tüm bu süreci tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Kurguluyoruz ve deyim yerindeyse yoktan var ediyoruz. Bilgi dediğiniz hali hazırda ele gelir, kolay algılanır bir yumak olmaktan çoktan uzaklaşmış, metaforların sık sık kullanılageldiği, ipucunu kaçırdığınızda tüm şemayı bir daha gözden geçirmenizi gerektirecek kadar gizil bir hedef haline dönüşmekte olan bir yapıyı çözümleyebilmek içinse bütün bu hengame şart, kural.
Geçmiş ile köprüleme konusunda benzer pek çok örneği bir arada tutan bir belleğe sahip bulunsa da persona’nın çelişik, kuramları alt üst eden, çıkmazlara sapan durakları da her halükarda olasılıklar arasında atraksiyonlarımıza dahil olmakta. Söz’ü düzeysizleştiren, bir örnek torna çıkarımı olmuş, kalıplaşmış ve aslında ego tatmininden öteyi göstermeyen söz öbeklerini kendi muhteviyatımız, pardon gündelik yaşantımız içerisindeki olaylarda kullanmaya devam ediyoruz. Deyiş olmamasına karşın yenilikmişçesine ısrarla kelimeleri, eski olmamasına karşın yüz yıllık bir keşifmişçesine olmayan sahipsizliğimizin üstünü örtmeye çabalayan bir sahtekarlıkla olguları fikrimiz ve meşrebimizce eğip büküyor, aslında uzaklaştırıyor, belirsiz bir noktaya çıkmaya çalışıyoruz. Nefesimiz kesilmeden. Düzeyi arttıran ve dağarcığımıza gelişme imkanı tanıyan yeni açılımlara elbette ki önemsemeliyiz. Ama tümden bir kabul görü ile ne gelirse de eyvallah dememizin artık bizleri kurtarmayacağı da aşikar değil midir ? değerli okur. Yöneltilen ve ilgi alanımıza dahil olmuş her yaşam ayrıntısı üzerinde bir kakafoni oluşturmaktan, gerçek resme ne zaman ulaşıp durum tespiti yapabileceğiz. Söz konusu özellikle ve görece kısa bir süreç olan insan yaşamı ele alındığında, hakkaniyetsiz ve özenesiz bir heyhula bizlerin daralan sürelerini daha kolay heba etmesini sağlamıyor mu ?
Enikonu bir yakıştırma ve trend oluşturma evresinin ardından bir batımda on yüz milyon insanın aynı durumlarda, aynı tereddütleri, aynı kelimeleri kullanarak olayları irdelemeye ve tepki vermeye çalıştığını gözlemlememiz bile « Konfüçyüs »ün deyişini doğrulatıyor. Genellemelerin eskisinden de çabuk özümsenmesinin neticesi de biraz bu insanlığımızın uzağına düşen gölge yaşayışlara olan sebatımızdan dolayı değil midir ? Keşke ve amaların giderek daha çok tümcelerimiz içerisinde yer etmesi bile bu çöküşün ne kadar hızlı bir biçimde etkisini arttırdığını ortaya çıkartabilecek bir diğer ayrıntı olarak değerlendirilebilir. Kes yapıştır taktikleri ile edinilen bilgi tanelerinden mülhem derme çatma tümceler de bütünlüğü sağladığında 2000’lerin fantazyasına ulaşmış oluyoruz. « Ortak Akıl »a ulaşmayı tahayyül eder iken gerisin geriye şaryonun ucunda kalan bir çeyreklik film tabına sıkıştırılmış özerk bir sunum, alameti farikası belirsizlik olan yansı dünyasına girişimizi de sağlama alıyoruz. Bir kare « flaş flaş flaş » ve son…
Temcit pilavı gibi sürekli aynı badireleri, aynı görüngüleri, aynı durumları karşılayan, karşılaşan, karşılaştıran ve kuşatılan bireyin bilginin özüne vakıf olabilmesi de arayıcı, sorgulayıcı yönünü koruyabilmesi ile orantılı olarak değişim gösterebilen bir unsur. En basitinden Doğu-Batı kavramlarının birbirleriyle olan temas noktalarından, bir ortak çıkarsama, farklılığın yüzeyleri arasında bir durum tespiti yapabilmek bile özellikle onbireylülikibinbir sonrası yaşanan travmatik gelişmelerle, gündelik yaşantı içerisinde dahi hiç ayrıştırılamamasına rağmen bir öteki kavramının yaratılmasına kadar uzanan türlü çeşit problemat ile karmaşıklaşan bir yapı ortaya çıkartmıştı ve bilgi bunu teyit etmeye aracılık etmişti. Ayrıştırmaların daha da derinleştirilmemesi için zihinlerin açıklığına sığınarak, sözle, söylenceyle sağlanabileceği ise şimdiki zamanlarda gün gibi aşikâr. Bu kavramlar arası ilintili, itiş kakışlı paraleller içerisinde müzik’de bu bağlamda, ileteç olmasının yanısıra ortak noktaları ortaya çıkartabilmemiz için bir araç vazifesi gösteriyor.Belki de hayat denen şu oyunda daha rahat rol alabilmemizi, karşı olduğumuz veya bize hiç uymayacağını düşündüğümüz kavramlarda bile belirli bir yol alabilmemizi kolaylayan, anlaşılır kılan bir disiplin. Belki de bir hediye…
Alışılageldik düz hatlar ile şekillendirilmiş, kendi tekrarının farkında dahi olmayanların sürekliliğini sağladıkları müzikal şemalardan uzak durmaya, elverdiğince çaba sarf eden program dizisi olarak seyrüseferine devam etmekte olan programımız « Deuss Ex Machina » geçtiğimiz Pazartesi akşamı yayınlanmış olan bölümünde de yukarıda betimlemeye çalıştığımız bilgi kuramından, modern sesler arasında bir bağlantı kurabilme çabasına aracılık edebilecek bir programı ardında bıraktı. Söylencenin ve edinilmiş tını dağarcığının kurallar ile sabitlenmeye çalışılan tektipliğine tezat oluşturabilmek için çoklu katmanlardan ses türeten, söz söyleyen, gelenekselliği modernliğin 1 ve 0 ları ile harman edebilen bir tezahür paylaşıma açıldı. Deuss Ex Machina’nın ana eksenini oluşturan, « önerme » çeşitliliğinden sizlere bu hafta, model olma savının dışına çıkabilen, kurguda gündelik sıkıntılardan, sevi yoksunluğundan dem vuran bir ikiliyi 2 Curlies projesini takdim ediyoruz.
« Bildiğini bilenin ardından git, bildiğini bilmeyeni uyar, bilmediğini bilene öğret, bilmediğini bilmeyenden kaç. »
Konfüçyüs
İmgelemlerin geçiş sıralarının karıştığını çok daha seri biçimde hissettiren bir döngünün içerisinde ses vermeye çabalıyoruz. Daraltılmış ve darlandığı için artık genişleyip daralacak bir pah dahi kalmayan bizler, giz dehlizlerinde kendi yolumuzu bulabilmeye çabalıyoruz. [deja vû] Olanca, varolabildiğince…dediğim dedik çaldığım düdük hezeyanları karşısında biraz ironik bir yaklaşım olarak değerlendirilse de Konfüçyüs’ün bakışımına bürünüyoruz. İlhâm ile düşüncelerimizde yerleşik tanımlar ve birikimlerden kesişimler kotarıyoruz. Bütün bunları özümüzde addediyor, birleştiriyor varsıllığın bilgi birikimi yerine para şıngırtıları ile takas edildiği günümüzde bir an olsun bulunduğumuz iç karartıcı ortamlardan ıramaya ve gerçeklik ağından uzaklaşmaya çabalıyoruz. Belki ütopyalar daha gerçekçi, daha dişe dokunur bir çıkışı bahşeder diyerek, dileyerek. Görünür halde olmuş denilen vakâların dahi bir esrar perdesi ardında, gösterilenden ötesine vakıf olmak için tüm bu süreci tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Kurguluyoruz ve deyim yerindeyse yoktan var ediyoruz. Bilgi dediğiniz hali hazırda ele gelir, kolay algılanır bir yumak olmaktan çoktan uzaklaşmış, metaforların sık sık kullanılageldiği, ipucunu kaçırdığınızda tüm şemayı bir daha gözden geçirmenizi gerektirecek kadar gizil bir hedef haline dönüşmekte olan bir yapıyı çözümleyebilmek içinse bütün bu hengame şart, kural.
Geçmiş ile köprüleme konusunda benzer pek çok örneği bir arada tutan bir belleğe sahip bulunsa da persona’nın çelişik, kuramları alt üst eden, çıkmazlara sapan durakları da her halükarda olasılıklar arasında atraksiyonlarımıza dahil olmakta. Söz’ü düzeysizleştiren, bir örnek torna çıkarımı olmuş, kalıplaşmış ve aslında ego tatmininden öteyi göstermeyen söz öbeklerini kendi muhteviyatımız, pardon gündelik yaşantımız içerisindeki olaylarda kullanmaya devam ediyoruz. Deyiş olmamasına karşın yenilikmişçesine ısrarla kelimeleri, eski olmamasına karşın yüz yıllık bir keşifmişçesine olmayan sahipsizliğimizin üstünü örtmeye çabalayan bir sahtekarlıkla olguları fikrimiz ve meşrebimizce eğip büküyor, aslında uzaklaştırıyor, belirsiz bir noktaya çıkmaya çalışıyoruz. Nefesimiz kesilmeden. Düzeyi arttıran ve dağarcığımıza gelişme imkanı tanıyan yeni açılımlara elbette ki önemsemeliyiz. Ama tümden bir kabul görü ile ne gelirse de eyvallah dememizin artık bizleri kurtarmayacağı da aşikar değil midir ? değerli okur. Yöneltilen ve ilgi alanımıza dahil olmuş her yaşam ayrıntısı üzerinde bir kakafoni oluşturmaktan, gerçek resme ne zaman ulaşıp durum tespiti yapabileceğiz. Söz konusu özellikle ve görece kısa bir süreç olan insan yaşamı ele alındığında, hakkaniyetsiz ve özenesiz bir heyhula bizlerin daralan sürelerini daha kolay heba etmesini sağlamıyor mu ?
Enikonu bir yakıştırma ve trend oluşturma evresinin ardından bir batımda on yüz milyon insanın aynı durumlarda, aynı tereddütleri, aynı kelimeleri kullanarak olayları irdelemeye ve tepki vermeye çalıştığını gözlemlememiz bile « Konfüçyüs »ün deyişini doğrulatıyor. Genellemelerin eskisinden de çabuk özümsenmesinin neticesi de biraz bu insanlığımızın uzağına düşen gölge yaşayışlara olan sebatımızdan dolayı değil midir ? Keşke ve amaların giderek daha çok tümcelerimiz içerisinde yer etmesi bile bu çöküşün ne kadar hızlı bir biçimde etkisini arttırdığını ortaya çıkartabilecek bir diğer ayrıntı olarak değerlendirilebilir. Kes yapıştır taktikleri ile edinilen bilgi tanelerinden mülhem derme çatma tümceler de bütünlüğü sağladığında 2000’lerin fantazyasına ulaşmış oluyoruz. « Ortak Akıl »a ulaşmayı tahayyül eder iken gerisin geriye şaryonun ucunda kalan bir çeyreklik film tabına sıkıştırılmış özerk bir sunum, alameti farikası belirsizlik olan yansı dünyasına girişimizi de sağlama alıyoruz. Bir kare « flaş flaş flaş » ve son…
Temcit pilavı gibi sürekli aynı badireleri, aynı görüngüleri, aynı durumları karşılayan, karşılaşan, karşılaştıran ve kuşatılan bireyin bilginin özüne vakıf olabilmesi de arayıcı, sorgulayıcı yönünü koruyabilmesi ile orantılı olarak değişim gösterebilen bir unsur. En basitinden Doğu-Batı kavramlarının birbirleriyle olan temas noktalarından, bir ortak çıkarsama, farklılığın yüzeyleri arasında bir durum tespiti yapabilmek bile özellikle onbireylülikibinbir sonrası yaşanan travmatik gelişmelerle, gündelik yaşantı içerisinde dahi hiç ayrıştırılamamasına rağmen bir öteki kavramının yaratılmasına kadar uzanan türlü çeşit problemat ile karmaşıklaşan bir yapı ortaya çıkartmıştı ve bilgi bunu teyit etmeye aracılık etmişti. Ayrıştırmaların daha da derinleştirilmemesi için zihinlerin açıklığına sığınarak, sözle, söylenceyle sağlanabileceği ise şimdiki zamanlarda gün gibi aşikâr. Bu kavramlar arası ilintili, itiş kakışlı paraleller içerisinde müzik’de bu bağlamda, ileteç olmasının yanısıra ortak noktaları ortaya çıkartabilmemiz için bir araç vazifesi gösteriyor.Belki de hayat denen şu oyunda daha rahat rol alabilmemizi, karşı olduğumuz veya bize hiç uymayacağını düşündüğümüz kavramlarda bile belirli bir yol alabilmemizi kolaylayan, anlaşılır kılan bir disiplin. Belki de bir hediye…
Alışılageldik düz hatlar ile şekillendirilmiş, kendi tekrarının farkında dahi olmayanların sürekliliğini sağladıkları müzikal şemalardan uzak durmaya, elverdiğince çaba sarf eden program dizisi olarak seyrüseferine devam etmekte olan programımız « Deuss Ex Machina » geçtiğimiz Pazartesi akşamı yayınlanmış olan bölümünde de yukarıda betimlemeye çalıştığımız bilgi kuramından, modern sesler arasında bir bağlantı kurabilme çabasına aracılık edebilecek bir programı ardında bıraktı. Söylencenin ve edinilmiş tını dağarcığının kurallar ile sabitlenmeye çalışılan tektipliğine tezat oluşturabilmek için çoklu katmanlardan ses türeten, söz söyleyen, gelenekselliği modernliğin 1 ve 0 ları ile harman edebilen bir tezahür paylaşıma açıldı. Deuss Ex Machina’nın ana eksenini oluşturan, « önerme » çeşitliliğinden sizlere bu hafta, model olma savının dışına çıkabilen, kurguda gündelik sıkıntılardan, sevi yoksunluğundan dem vuran bir ikiliyi 2 Curlies projesini takdim ediyoruz.

Detaylar ile çerçevesi oluşturulmuş müzikal cenahın tını destekleyicileri arasında yer alan bir prodüktör Smadj. Kültürel çözümlemeleri, Tunus asıllı olması dolayısı ile Şark (ud, kaotik ses dalgalanmaları, akustik yansıtmalar ile iç içe geçen arap kültüründen yansımalar ve oryantalizm), yaşadığı ve üretimini gerçekleştirdiği Paris ile Batı’nın (modern ekipmanlar, daha çok megapol kültürünü yansıtan elektronik tınılar, kentli müziği) prensiplerinden kesişimler ortaya koyabilen çok çok iyi bir gözlemci olduğunu en başından belirtmeliyiz. Bu 1994 yılında temellerini atmış olduğu « Tatoom » grubundan bu yana ise sürekli bir istikrar ivmesi ile beraber sanatçının temas ettiği tüm çalışmalara taşımaya devam ettiği bir özellik olduğunu belirtmeliyiz. Geçtiğimiz programlarımız içerisinde yer vermeye çabaladığımız Sofi Hellborg gibi cazcılar ile deneyselliği ya da Burhan Öçal gibi geçmişin izlerini takip eden tazeliğini uzunca bir süre koruyacak melodik önerme çalışmalarında katkılarını ilgili çalışmalarda sizler de teyit edebilirsiniz. 2006 yılında Doublemoon etiketinden yayınlanmış olan S.O.S. Project kaydında Buzuki Orhan Osman ve Savaş Zurnacı ile beraber oluşturduğu trio ile elektronik seslerden beslenen bir Türkiye müziği çalışmasında da imzası yer almakta. Bununla ilgili olarak Arzu Haktan Güvenilir’in Radikal gazetesinde yer alan kritiğinden alıntılayalım « "Türk müziğini çok seviyorum. Müzikal kültürünüzün zenginliğini ve farklılığını öğrenmeye çalışıyorum. Bunların arasında en çok sevdiğim bölge Balkan. Beni elektronik altyapıyla çalmaya itiyor. Aynı şekilde roman kültürünü de seviyorum. Buzuki, ud ve klarnet bir aradayız, çünkü birbirimize özel enerji veriyoruz" »


Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Onor Bumbum Official
Smadj At Myspace
2 Curlies At Myspace
2 Curlies At Last.FM
2 Curlies Review At Reset! Magazine
2 Curlies vs Talvin Singh At Ghetto
Port-Royal Official
Port-Royal At Myspace
Havantepe At Myspace
Havantepe At Kreatur Musik
Dub Kult At Myspace
Uncharted Audio
Onur Özer At Myspace
Cyan 341 At Myspace
Dub Child At Myspace
Dub Child & Marlow At Storming Productions
Marlow At Myspace
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm http://deuss-makina.blogspot.com/
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Flight Of Fancy - By Mar00ned
© Mar00ned
>>>>>Poemé
Kımıltılar Düşesi – Barış PİRHASAN
...onun tozlu alnından, memelerinden doğduk
çatlayan kasıklarından, baldırlarından doğduk.
Kımıltılar düşesi büyük bir dağa benzer
Çelik çomak oynayan ufaklıklara benzer.
Gök gürler: kımıltılar düşesi ıslanır
Yağmur yağar, kımıltılar düşesi ıslanır
Yel eser onun saçlarını savurur
Buz tutar bütün gölleri donar
Kımıltılar düşesi buzun altında yaşar
Yaz gelince balık olur
Kış gelir yorganına sarılır
Yücedir
Görkemlidir
Her sorunun yanıtını bilir
Bir pericik ondan hesap sorar
Onu bacadan uçurur
Yağan kurum kımıltılar düşesini boyar
Yaşlılar onu arar
Gençler onun peşindedir
Şu bitirim onu kovalar
Bacaklarını ürperten kımıltılar düşesidir
Kasıklara sıcak bir yel üfürür
Sertleşen organlar onun buyruğundadır
Seyiren gözleri o anmıştır
Tavşan deliğinde gizler bulur
Bıyıklarını oynatır
Tren kazalarından sorumludur
Petrol şirketlerini millîleştirir
Tramvayda kız sıkıştırır
Kusurludur
Zayıf yanları vardır
Çay ister
Aç kalmaya gelemez
Çabuk susar
Çöllerden nefret eder
Devecibaşıdır
Üşür
Düzensiz bir cinsel yaşamı vardır
Motosikletin ön demirine oturur
İster ki sırtında çelik kaslar olsun
Sıcacık et ister
Kükürt kokusuna dayanamaz
Bir genç kız köyünden kaçar
Gece bir ağıla sığınır
Kımıltılar düşesi saldırır ona
Pantolonunu yarım sıyırır
Yaralanan kızın gözlerinde dolaşır
Saçlarını dudaklarına sokar
Gidip bir yalıya yerleşir
Acı çekmeyi özlemiştir.
Savaşlar çıkartır
Ölenlere ağlar
Kilisede tanrıya yakarır
Kımıltılar düşesi tanrıya inanmaz
Dikkafalıdır
Et çisini derken yüzü kızarır
Gülerken dişlerini gösterir
Adama terini koklatır
Koltuk altında günler kısalır.
Kımıltılar düşesini her yerde görüyorum
Hizmetçinin yüzünde görüyorum
"Budala"da kımıltılar düşesi var
Nâzım Hikmet kımıltılar düşesine tutkundur
Emile ona benzer
Saçları sarıdır
Bıçak gibidir
Bir damarı vardır
Su yolları, kadınları, körükleri vardır
Ona dayanamıyorum.
Kımıltılar düşesi seni seviyorum
Kımıltılar düşesi beni kaçır
Kımıltılar düşesi küçük bir kız değilim artık
Kımıltılar düşesi her şeyim sana armağan
Bu şiir sana armağan....
Comments