Friday, August 15, 2008

Deuss Ex Machina # 222 -Ay Tutulması - Sessizlik Zuhur Eylemiş

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_222_--_Ay Tutulması: Sessizlik Zuhur Eylemiş

11 Ağustos 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (http://proodos.blogspot.com/)
Album Of The Week: Ratatat-LP 3 (XL Recordings)
>1<-Amir Perelman-New Song Of Jerusalem (Zigota/Magda)
>2<-Monte La Rue-In The Mood (United)
>3<-Ratatat-Dura (XL Recordings)
>4<-Ratatat-Mirando (XL Recordings)
>5<-Anthony Rother-64 Bit Audio (Telekraft)
>6<-Speedmarket Avenue-Don’t Fall In Love (Elephant)
>7<-Beck-Gamma Ray (Interscope/XL Recordings)
>8<-Underworld-Two Months Off (Live At Tokyo) (Underworldlive.com)

Sessizlik Zuhur Eylemiş Bölüm (222) – Göğe Yükselen Gözyaşları, Belleksizliğin Sınırlarına Umut Çiçekleri Beziyordu, Bir Daha Unutmanın Ne Kadar Bedeli Olduğu Hatırlansın Diye...

>>>>>Bildirgeç
Yine yeniden bilindik sahnelerin, biteviye tekrarlarından mülhem bir görüntü karşısına çıkmaktaydı. Seslerin bir durulup bir arsızca yükseldiği, hemen hemen pek çok şeyin olması gerektiğinden de hızlı bir biçimde devir daime uğradığı bir düzlemin ortasında idi sanki. Kakafonin dış yansısında duydukları gerçek insan seslerine benzeşse de epey bir süre manasını tam olarak kavrayamadığı bu uğuldama kulağını giderek daha rahatsız ediyordu. İşin kötüsü kanıksamaya da başlıyordu. O arada duyduğu vızıltıların da, istisnasız bir biçimde sonradan anlaşılacağı üzere mermiler olduğunu ise hafzalası bir türlü kabul etmiyordu. Önce birer ikişer sonra bir kenti topyekun mahvına sebep olacak kadar binlercesine tümlenen, büyüyen, sağdan sola soldan sağa hava boşluğu içerisinde avare bir biçimde gezinen can alıcıların çokluğunun, idrak ettiklerini kabul etmemesine, aklının itirazına sebep olan en büyük nedeni oluşturuyordu. İnsanların sesleri de, bu katmandan evvelki duyumsadıkları bir yardım çağrısıydı, havanın ağır kokusunu daha da nefessiz bıraktıran. Kolaycı çözümlerin yaygın olduğu, birbirlerini anlayarak hayat denen olguyu idame ettirebilen insanlara neler olmuştu. Nasıl böylesi bir kinlenme ile birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Epey uzun bir süre evvelinde eski Dünya'da yaşayan atalarının altına imza attıkları antlaşmalar ile konu ne olursa olsun problemlerin çözümü olarak savaşı görmediklerini deklare etmemişler miydi? Neyin nesiydi bütün bu karaşın ve sis bulutunun yoğun uğultusu. Sisler ufkun sonsuzluğuna kadar uzanırken, birbiri ardına düşünceler hafızasında bir görünüp, bir kayboluyordu. Pantheon'a mühürlenmiş ulusların kutsal gözyaşları bu dirliği sağlamak için türlü çeşit sınavlardan geçmiş insanlığın kefareti, ibret belgesi olarak saklanmıştı. Evrensel barış sağlanabilmişken şimdi, yeniden sil baştan en başa dönmek olmamalıydı. Bulutlar yükseliyordu gök kubbenin çatısında, gözyaşlarını barındıran yağmur taneleri damla damla yeryüzüyle buluşuyordu.

Akıl tutulmasının su götürmez gerçekliğini ortaya çıkartan bu paragraf bir masal değil, keşke öyle olabilseydi. Tıpkı bizden asırlar öncesinde yaşamış beşerilerde olduğu gibi bizden asırlar sonra da yaşayacakların savaşlarla, karşılaşma ihtimalinin son derece yüksek bir ihtimal olduğunun emaresini taşıyan bir bakışım. Kurgu bilimin sınırlarında dolaşıyor olsa da insanoğlunun hemen hemen her döneminde farklı çıkarlar için göze almaktan, çatışmaktan korkmadığı hazin sonlardan birisi olan savaşın ürkünçlüğünü paydalayan bir imgelem dizilimi. Koskocaman Dünya'nın aç gözlülüğe kurban edilecek daha ne kadar çok evladı olduğunu kestiremediğimiz, kabusunun tesiri bol yansıması. Medeniyetler olarak mecazi de olsa ilerlemeye çalışan bireyleri temsil ediyor olsak da, tıpkı 1945'de, tıpkı 1991'de, tıpkı 2003'de, tıpkı 2006'da... vs. çoğaltılabilecek tarihlerde insanlığın birbirlerine yaptığı kötülüklerin detaylandırmasını daha rahat bir biçimde anlayabileceğimiz örnekler ile karşı karşıya kalma sıklığımızın bile ne kadar çok hataya açık olduğumuzun kanıtını oluşturmakta. Bugün geldiğimiz, ilerlediğimizi sandığımız çağdaşlığımızda bireyler olarak yaşama ket vurdurduğumuz hatalarımızı düşünmemiz gerekiyor. Sözlerin yeterli gelemeyeceği acılar ile birleştirilip insanlığımızın belleğinde onarılamayacak yaraların açılması sağlanıyor, tesis ediliyor. Hemen her defasında temennilerin bir daha olmaması yönünde açıklamaların peşi sıra gelmesinin korkunç ironisi, bitmez tükenmez diskürlerle zenginleştirilip alay edilircesine yine yeniden sahnelenerek gelişen bir trajediye dönüşüyor.

Siyaset bilimci Samuel Phillips Huntington'ın 1993 yılında “Foreign Affairs” dergisinde yayınlanan Soğuk Savaş sonrasına tekabül eden 1990'lı yıllardan itibaren uluslararası ittifak ya da ihtilaflarda belirleyici olan unsurun politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olmaya başladığını ve 21. yüzyılda da bu trendin devam edeceğini ifade eden “Medeniyetler Çatışması” yazını da bu minvalde bahsetmeye çalıştığımız karaşınlığı daha rahat çözümlemeyi kolaylayan bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Giderek daha çok bölümlendirilen, aynı imkanlara sahip olunsa dahi, Doğu ile Batı'nın arasında muhakkak bir ayrışım ve öteki yaratma çabasının detaylandırılması olarak da okunabilecek bir tez. Neredeyse sonsuz bir sarmalın içerisinde birbirleri ile aynı özden beslenen halkların, yaşayışların derinden derine ayrıştırılması çabasında kimliklerin ve bireyselliğin bir kenara terk edilip çağımızın kalıplaşmalarından birisi haline evrildiğine dahası düşman addedildiğine tanıklık etmemiz, kurguların da gerçekliğini doğrulayan bir açılıma ulaştırıyor. Ahaliyi kapsayan deli divaneliğin toplumlarca kanıksanması da bu süreci daha sarsıcı bir izleğe eviriyor. Karanlığa terk edilen hayaller ve yaşantılar ile modernizm çizelgesinde bir adım önde olabilme isteği bu içinden çıkılmaz döngüyü daha da derinlere çekiyor. Son söz “İnsan mezardan dönemez ama hatadan dönebilir.” (Aleksandr İsayeviç Soljenitsin)

Deuss Ex Machina'nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirdiğimiz Ay Tutulması bölümünde de, karaltı bulutlarının enikonu her yeri kapladığı bir zamanda, sesli bir hayat güncesi ortaya çıkartmaya çalıştık. Biçemler değişkenlik gösteriyor olsa da kanıksanmış sessizliğin ortasında ayrıntılarda farklılaşan seslerin izini süremeye çalıştık. Müziğin hayatı kapsayıcılığından, kimi zaman alıntılanan sözlerin gerçekliğine dem vuran bir müzikal kolajı ardımızda bıraktık. Bu minvalde de “Proodos” güncesi ile müziğin üstünkörü, yavan ve belirli klişelere sadık eleştirilerine alternatifi son kertede yaratıcı örnekleriyle paylaşan Sühan Gürer'in konukluğunda Ay Tutulması'nın Temmuz ayının müzikal yansılarına kulak kabarttık. Öncesinde deneyimlenmiş pek çok müzikal izlekten beslenerek, yapılandırdıkları enstrümantal kayıtlarla içinde bulunduğumuz katastrofi günlerinin de fonunu oluşturan, Brooklyn'li ikili Ratatat'ı üçüncü albümleri olan LP3'nin rehberliğinde sizlerin beğenisine sunuyoruz.Ratatat, müziğin ana akım kanallarını da besleyen rock, hip-hop ve elektronik müzik gibi çoğu zaman birbirleriyle taban tabana zıtlık gösterdiğine kâni olunması beklenen müziklerin kesişiminden devşirilen bir deneyselliğin odağını oluşturuyor. Yaygınlığı görece değişkenlik gösteren müzikal tonların enstrümantal harmanını kotararak zor olan yolun içerisine dinleyicileri davet ediyorlar. Ancak hemen belirtmekte fayda var telaşa mahal bıraktırmayacak kadar açık bir biçimde kendini ifade edebilen bir müzikal anlayış, kulaklarımıza misafir ettikleri. 70'li yılların saykodelik müziğinden, 80'li yıllarda yükselişe geçen, şimdiki anlayışının da temellerini oluşturan hip-hop, ve 90'lı yıllarda new age'den elektronika'ya evrilen düzlemler “Ratatat”ın müzikal ilham noktalarını imliyor son kertede. Bir veya daha çok katmandan yapılandırılan seslerin dünyasında kendi hikayelerinizi de kurgulayabilmeniz için genişçe bir alan bırakan enstrümantal prodüksiyon ile halet-i ruhiyenize göre şekillendirilebilecek bir gözlemleme olanağı da sunuyorlar, çekincelerin rafa kaldırıldığı zamanımızda. Bütün bu olguları tetikleyen ekibin temelleri ise Skidmore Üniversitesinden mezun olmalarının ardından, yaklaşık bir sene kadar sonrasında New York'ta birbirlerini bulan Evan “E-Vax” Mast ile Mike Stroud ikilisinin, eğlendirici bir müzik ortaya çıkartma gayesiyle “Cherry” olarak yola çıktıkları 2001 yılına uzanıyor.Profesyonel çalışmalarla farklı kulvarlarda ilerleyen ikilinin, Ratatat olarak “2001-2003” yılları arasında hummalı bir çalışma evresi sonucunda toparladıkları debut albümleri “Ratatat” 2004 yılında “XL Recordings” etiketinden yayınlanır. Albümün açılışında yer alan 2003 yılında “Rex Records” etiketinden yayınlanmış olan, müzikal izleklerinin de başlangıcı olarak değerlendirilen “Seventeen Years” parçası ile çalışma açılır. Gitar tonları ile aksak ritm ve plaktan yükselen scratchler ile şekillendirilen, daha sonraki yıllarda rocktronica türevi olarak anılacak çalışmaların da başatlarından birisi olacak çalışma ile tam da oynamak istedikleri alanı savlayan bir girişi gerçekleştirirler. Sonik ses deneyimlemesinin bir diğer evresini oluşturan “El Pico”, eski bir rock parçasına eklenen elektronik yansılarla manipüle edilmesinin sentezini barındıran “Desert Eagle” , hip-hop’un eklektik yönünü vurgulayan deneyselliğin tasvirleri arasında anılabilecek “Breakaway”, melodikasını latin tınlarıyla ören “Spanish Armada” ve kapanışta yer bulan grubun ilk ismini de hatırlatan, 70’li yılların film müziklerinin tınısını modernize eden “Cherry” ile enstrümantal müziğin seyrüseferinde önemli bir ilk çalışmanın altına imzalarını atarlar. Aranjmanların bir apartman dairesinde sınırlı imkanlarla kaydedilmiş olması bir yana, “Ratatat” için pek çok şeyin yeni başlayacağı bir serüvenin ilk adımını oluşturur “debut”. Öyle ki herkesin onbeş dakikalığına şöhret olacağı tezine sık sık başvuran, iki parçası tutan her grubu “gelecek büyük grup, fikir” olarak tanımlayan, yeni grupları hem sever görünüp, hem de ele geçen ilk fırsatta yerin dibine sokmakta beis görmeyen modern müzik yazını içerisinde de farklı tepkiler alırlar. Devamı olacak mıydı? Yoksa yeni bir hayal kırıklığı mı yaşanacaktı? Bunun yanıtı ise yaklaşık iki sene sonra yayınlanacak olan “Classics” albümü ile “Ratatat” tarafından bizzat verilecektir. İki albümün arasında da, çıkış albümlerinin arifesinde Evan Mast’in kendini geliştirmek için başladığı ve giderek olayın ilerleyişine kendisini kaptırması neticesinde gitarist Mike Stroud’un da el atmasıyla yapmak istedikleri müzikal izlek ile örtüşen bir deneyim olan, Missy Elliott, Raekwon, Method Man, G-Unit gibi hip hop’un önemli isimlerinin parçalarına yapmış oldukları düzenlemeleri paylaştıkları “Mixtape - Ratatat Remixes Vol.1” çalışmasını el altında piyasaya sürerler. Ulaşmak istedikleri harmanı daha kolay anlaşılabilir bir hale dönüştüren hip-hop ile elektronik formların bütünlendiği bir kayıt olarak paylaşılır.

“Classics” albümü de bu çalışmaları kapsayan ama enstrümantal yapılarda daha ilerisi için önermelerde bulunmaktan çekinmeyen yenilikçi tasvirlerden mülhem bir kayıttır. İlk albümde çiğ olarak yansıyan seslerin daha derli toplu kullanıldığı, deneyselliğin de bu minvalde, müziğin zamansal çizelgesini ve dönüşümlerini takip ederek, çeşitlilik arz ettiği bir kayıt olarak “Ratatat”ı daha ciddiye alınan gruplar hanesine taşır. Birbirlerini tamamlayan tasvirler, ara melodiler ile “Classics” isminde taşıdığı iddia gibi modern yaşamın soluksuz temposunda “nefes aldırıcı” bir ses çalışması olarak betimlenebilir. Alışılageldik sesleri de arada duyabileceğiniz, ama tam çıkarmak üzere olduğunuzda tamamen değişen bir form bu tümceyi daha açıklayıcı hale dönüştürecektir. “Western” filmlerinin soluk karelerinden türeyen tango-masal “Montanita”, Rock müziğin en haşarı çocuğu olarak müzik tarihinde yerini almış 80'li yılların Glam türünden ilham alan, temponun yükseldiği anlarda senfonik elektronikaya dönüşen albümün de öne çıkan kayıtlarından “Lex”, aksak ses kesitleri ile slide gitarın mükemmele yakın uyumuna kulak kabartabileceğiniz “Gettysburg” gibi kayıtlar ile disiplinler arası kolajı, nu rave olarak sınıflandırılacak pek çok kaydın da öncülü olan bir bütün “Classics”. Albümden yayınlanmış ikinci kırk beşlik olan “Loud Pipes”da bu iddiayı destekleyen nitelikte, gitar partisyonunun kuvvetli elektronik altyapı ile birleştirildiğinde ortaya çıkan uyumu kıvrak bir biçimde dönüştürmeyi başaran bir hayat müziği olduğunu not düşmeliyiz. “Ratatat” için taşlar yavaş yavaş yerine oturmaktadır, enikonu vokalsiz bir müzik ile türetilebilecek alternatifler konusunda çıkarımlarının tükenmediği kanıtlanır. Parçaların tekil hallerinde bile, başlangıcından sonuna kadar geçen süresi içerisinde yaşanan değişimler, rutin bir pop kaydından daha fazlasını dinlediğimizi işaret eder.Bütün bu kayıt dizininde karşılaştığımız Lo-Fi türetimler ile Ratatat aslında endüstrinin standart olarak sunumlandırdığı popüler müziğin de nasıl olması gerektiği konusunda tecrübe edilmesi gereken bir yapıyı tanımlamayı başarırlar. Serinin şimdilik son ayağı olarak, Temmuz ayı ortalarında “XL Recordings” etiketiyle yayınlanan “LP3” kaydı da bu minvalde, kültürel çeşitliliğin arttırıldığı bir deneyimin yansıtıcısı olarak bizlerle buluşur. İkili, kayıtları 40 gün 40 gece süren uzun bir süre içerisinde, New York'da kiralanan özel bir stüdyo evde gerçekleştirirler. Birbirleri içerisinde bir düzen ihtiva eden önceki iki kaydın yanında, ksilofon, harpischord gibi yeni enstrümanlar ve orta tempo ritmler, vokoderden geçirilmiş ses efektleri ile sinemaografik unsurlardan da faydalanan bir izlek ortaya çıkartırlar. Şehrin ritmini tümleten kuvvetli bas yığınlarının, gitar kesitlerinin yanı sıra, dünya müziğinden örneklere de uzanan bir genişleme bahsi ettiğimiz. Komplike bir çalışma bütünlüğünden ziyade, emprovizasyon üzerinden şekli şemali kazandırılmış bir geçiş dönemi kaydı “LP3”. Jenerik müziğini andıran bir girişi takiben kısa nağmelerle ambient kıvamını yakalayan finaline doğru saykodelik ruhuna kavuşan albümden yayınlanan ilk kırk beşlik “Shiller” ile çalışma başlıyor. Grubun ilk günlerinden bu yana sürekli karşılaştırıldığı Daft Punk'ın akustik yansıması nice olurdu sorusuna yanıtı “Falcon Job”, dingin bir halet-i ruhiye ortaya çıkartan Hint vurmalıları ile klasik gitarın birbirini tamamladığı, akustik finalli “Mi Viejo” ile albümün derinlerine açılıyoruz. Elektronik öğelerin bu sefer 8bit sesleriyle bezeli çıkışına vesile teşkil eden, aşina olunan “Ratatat”a özgü ses örgüsünün de eklenmesiyle en bedbaht anları dahi şenlendirebilecek kuvvetteki “Mirando”, günümüz metropollerinin karaşın seslerinden beslenen, gitar pasajının deyim uygunsa vokal gibi konuşturulduğu rocktronica, “Bird Priest” ve Giorgio Moroder, Jean-Marc Cerrone gibi Disko janrının yaratıcılarına da bir saygı duruşunu imleyen, yükselen ritm coşkunluğuna teslim olunası “Shempi” parçası gibi türetimleriyle Ratatat, eskinin ruhuna yeni kalıplar biçmeye, zamanımıza taşımaya devam ediyor.

Üç dakikalık süresi içerisinde abstrakt “Anticon” etiketinden yayınlanmış çalışmaların izlerini takip eden, partisyonlar arasında yumuşak geçişleri ile modern bir r&b yorumu olarak söz edebileceğimiz “Dura”, oryantalist bir kaydın manipüle edilip, yapısını eğip bükerek oluşturdukları, vurmalıların bir görünüp bir kaybolduğu, gitarın ise ses kesiti olarak kullanılageldiği bir düzlemi yakalayan “Mumtaz Khan” keza balkan müziklerinin bu kadar ön planda olduğu bir zaman diliminde Ratatat yorumunu betimleyen “Gipsy Threat” parçası ile finale ulaşıyoruz. Space-pop ile ambient arası bir kesitin parçanın ana yapısını oluşturduğu, “Black Heroes” elektro-akustik yansıları ile 70'li yılların “Morricone” soundtracklerine bir selam göndererek nihayete eriyor. Sessizliğe açılıp tonları yavaşlatarak. Ratatat ikilisi, bütünleştirdikleri seslerin vasıtasıyla dinleyicilere pek çok mesajı müzikleri ile iletmeyi başarıyor. Son kertede tüketim alışkanlıklarının hızlıca değişkenlik arz ettiği bir zaman diliminde eski ile yeni arasında bir köprüleme görevi üstleniyorlar, illa ki yön haritalarına ihtiyaç duymadan müziğin içerisinde kendi çıkarımlarınızı keşfedebilmeniz için yeterli süreyi de bahşederek. Posası çıkartılana kadar trend belirleyiciler tarafından sömürülmesi önerilen, kimilerinin yeni gözdeleri olan nu-rave, disko-rock gibi bugün denenip, yarın unutulacak bir müzikten uzakta, bildikleri yoldan seslerini iletmeye devam ediyorlar. Kulak kabartın... duyacaksınız.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Ratatat Official
Ratatat At Myspace
Ratatat Interview At Fact Magazine
Amir Perelman
Amir Perelman At Last.FM
Monte La Rue Official
Monte La Rue At Myspace
Anthony Rother Official
Anthony Rother At Myspace
Anthony Rother At Ek$i Sozluk
Speedmarket Avenue Official
Speedmarket Avenue At Myspace
Beck Official
Beck At Myspace
Underworld Official
Underworld At Wikipedia

Not. Parça dizininde yer alan bağlantılardan Proodos'da yayınlanmış olan incelemelere ulaşabilirsiniz.

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo -makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Tears Fall Like Silence By Ms.Lume
© Ms.Lume
Ratatat Photos Courtesy From:
Beggars Group Official Site
>>>>>Poemé

Bizden Sonra Doğanlara – Bertolt BRECHT

I

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alın
Vurdumduymazlığa işaret. Gülen
Kötü haberi almamış henüz.

Nasıl bir çağdır bu,
Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
Ulaşılmazdır artık herhalde
Zorda kalan arkadaşları için.

Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala
Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.
Yaptıklarım
Arasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya.
Tesadüfen ayaktayım. ( Şansım ters giderse mahvoldum.)

Diyorlar ki: ye ve iç sen! Sevin, neyin varsa!
Fakat nasıl yiyip içeyim ki, yediğim
Bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa, bir
Susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?
Ve yine de yiyip içiyorum ben!

Ben de bir bilge olmak isterdim.
Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:
Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı
Korkusuz geçirmek
Şiddete başvurmadan hem
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak
Bilgelik olarak kabul ediliyor.
Tüm bunları yapamıyorum:
Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!


II

Kargaşalık döneminde geldim şehirlere
Açlığın hüküm sürdüğünde.
Girdim insanlar arasına isyan döneminde
Ve öfkelendim onlarla birlikte.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi
Katiller arasında yattım uykuya
Özensiz yaklaştım aşka
Ve doğayı sabırsızlıkla izledim.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.
Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.
Çok değildi yapabileceklerim. Fakat iktidardakiler daha
Güvende hissediyorlardı kendilerini bensiz, ümit ediyordum.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

III

Battığımız dalgalardan
Yükselecek olan sizler
Zaaflarımızdan söz ederken
Unutmayın
Karanlık çağı da
Sizlerin kurtulmuş olduğu.

Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek
Sınıf savaşlarının ortasında, çaresiz
Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.

Biliyoruz halbuki:
Aşağılıklara duyulan nefret de
Bozar şeklini yüzün.
Kısar sesi haksızlık karşısındaki
Öfke de. Ah, güleryüzlülüğe
Ortam hazırlamak istemiş bizler
Güleryüzlü olamadık kendimiz.

Sizler fakat, geldiğinde vakit
İnsan insanın yardımcısı olduğu
Zaman.
Hatırlayın
Hoşgörüyle bizi.

(Ertuğrul Pamuk’un Çevirisiyle)


No comments: