Friday, February 06, 2009

Deuss Ex Machina # 241 - Like The Noise Of Great Silenced Population

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_241_--_Like The Noise Of Great Silenced Population

02 Şubat 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Yagya-Rigning (Sending Orbs)
>1<-Shoosh-Strange Tides (Herb Recordings)
>2<-Shoosh-Return Of The Silver Surfer (Herb Recordings)
>3<-Carbon Based Lifeforms-Irdial (Soundmute Recordings)
>4<-Carbon Based Lifeforms-Pou (Soundmate Recordings)
>5<-Yagya-Rigning Níu (Sending Orbs)
>6<-Yagya-Rigning Átta (Sending Orbs)
>7<-Aoki Takamasa-Stay On The Light (Commmons)
>8<-Aoki Takamasa-Decent Frequency (Commmons)
>9<-Ekin Fil-No.44 (Self Released)
>10<-Ekin Fil-To It’s Head (Self Released)
In Memoriam - Charles Wesley Cooper, III (’77-’09)
>11<-Telefon Tel Aviv-I Made a Tree On The Wold (BPitch Control)
>12<-Telefon Tel Aviv-You Are The Worst Thing In The World (BPitch Control)

Like The Noise Of Great Silenced Population (241) – "- Küçümsemeyelim Bunu: Biz bile, biz özgür tinliler bile "değerlerin yeniden değerlendirilmesi"yiz, bütün eski "doğru" - "doğru olmayan" kavramlarına karşı cisim bulmuş bir savaş ilanıyız, zafer ilanıyız. "
Friedrich Wilhelm Nietzsche

>>>>>Bildirgeç
Düşünsel birikimlerimiz kendi rotasında ilerlerken, dur durak bilmeden kendi çabalarımızla ortaklık kurduğumuz değişkenlikler yeni görüngüler ortaya çıkartıyor. Serin kanlı, olaylara itinayla bakmak deyimi birden kendini unutturarak, giderek bir irin halini almış, bahsini sıklıkla ettiğimiz o hoşgörü tanımının anlamını da unutturan kindarlığımız ile karşılaşmamıza neden oluyor. Kıymeti bilinen söz ve biriktirmelerin bir sonraki kademesi olan hayata uygulanabilirliği konusundaki çekincelerimizi de bir kenara bırakarak, topyekün usulca bir yön değişimine tabii oluyoruz. Şeritler birbirileri içerisinde yön değişimini belirli istikametlerde zorunlu kılar iken, biz bütün bu yönlendirmelerin dışında kendi halimizde ters yönü işgal ediyoruz, ilerleyebilmeye çalışıyoruz. Varlığımızın neden olan tüm kudretli düşünselliğimizi de heba etmeye deyim uygunsa ant içerek, gözümüzü karartarak. Olabildiğimizden farklısına karşı olan tahakkümlerimizin dozunu daha çok arttırarak. Gittiğimiz yolun ne getireceğini, neyle karşılaşabileceğimizi de hiç kestirmeden hızlıca ilerleyen bir karar mekanizmasının ortasında kalıyoruz. Yeküne vurduğumuzda ortaya çıkan karaşınlık gölgemizden korkmamıza benzeşen bir/1/ hezeyana dönüşmekte. Yeni güzergahları tam kestirmeden attığımız her yeni adımın önünde çelimsiz bekleyişimizin nedenlerinden birisi olup çıkan da biraz bu değil midir? Kavramların karmaşıklaştığı, yolun kullanılamaz duruma getirildiğini fark edebilmek de bu kadar mı zor? Değerli okur. Kırk kere düşünüp bir adım atmanın evlâ olduğu dünden, şimdi herşeyin özüne saniyeler içerisinde vakıf olup karar vermemiz gereken bir sınav formuna evriliyor ise insanlığımız ve ona bağlıca çıkarımlarımız, sorgulamadan eyvallah çekmeye devam mı edeceğiz ortalığı toza dumana boğan karmaşıklığı? Nice girizgahlara sebep olmuş dert küpümüzde, gün yüzü göremeyecek miyiz? Nedir nicedir? Van Minüt.

Düşüncenin önüne çekmeye çabaladığımız her yeni set ile beraber daha gözü kara, daha teslimiyetçi, baskınlığa dahi sesini çıkartmayan, çelimsiz manalandırmalarla ördüğümüz yapılandırmalara doğru evriliyoruz, buyur ediliyoruz. Ait olduğumuzu sandığımız medeniyet şemasının dışında belirsizliğini koruyan bir muamma kümesine dahil edilmeye, ha gayret öteleniyoruz. Birimizin değerlendirmesini ötekimiz beğenmediğinde, bel altı vurmaktan çekinmiyoruz. Yüce amaçlarımız doğrultusunda özün kaybolmaya, birliğin yok olmaya yüz tuttuğu, handiyse ana resmin üçe dörde bölündüğü bir paylaşı hak etmeye zorlanıyoruz. Bölündüğümüz kadarıyla, birbirlerinin sınırlarına dokunamayan, birbirleri ile olan problemlerinin çözümünü ortak akıl ile varılabileceğinin farkına bile varmak istemeyenlerin yönettiği dünyada üzerimize biçilen koyunluk vazifesini yerine getirmeye çalışıyoruz. Araştırılabilir iz sürmenin ırağında, ne kadar günü geçirmeyi kolaylayan, hafıza-ı beşerin nisyan ile malul olduğu gerçeğine ışık tutan, avucutularımızla yaşamımızı idame ettirmeye çalılşıyoruz. 'İnsani eylemliliğin' ne demek olduğunun anlamından bir haber, koşar adım bir o yana bir bu yana sürüklenip duruyoruz. Fikri münazaralar ile sağlanan dirliğin yerinin çoktan ağzının payını en önce ben vereceğim yarışına dönüştürüldüğü, bilincin hükümsüz kılınmaya çalışıldığı, anlamlandırma çabasına ucundan kıyısında ortak olmak isteyenlere de esaslı bir sus'un çakıldığı bir düzlemde, nelerin bizleri bu hallere evirdiği nasıl kendimizi içinden çıkılamaz levhalarına alıştırdığımızın idrakına varmamız kolaylaşıyor. Dün bahsini açmaya çekindiğimiz konuları, tam şimdi vakti geldi konuşabileceğiz diye düşünür iken de, aniden reklamlara giriveriyoruz. Yemeğin altını yakmaktan, ne yediğimizi unuttuğumuz manasızlığı yücelttiğimiz bir popüler kültür afyonlamasına maruz bırakılıyoruz. Tuu Minüt.

Biçimsiz yaftalamalar ile tarumar ettiğimiz zaman sonucunda elde avuçta kalanlarımızı da zayi edip rahatlayacağız Üzerine eğilmekten imtina ettikçe yaşamsal konularımızda, ektiklerimizi de biçecek, karşılığını da zamanı gelince alacağız gerçeğine koşaradım yaklaşmamız da sanırız hayal değil. Tekil manalandırmaların da dışında kalmaya mecbur bırakıldıkça, verimliliğimizi de yitiriyoruz. 'Barış'ın egemen kılınmasına hizmet ediyoruz diye düşünürken, hiç ummadığımız bir yerden ateşin harını da yükselmesine neden oluyoruz. Kendi içimizde çelişmekten kaçınmayarak, görmezden gelmeye ısrar ve itinayla devam ettiğimiz problemlerimizi genellendirme gayreti içerisinde olanlara alkışlar tutup, yollarını gözlüyoruz, aynaya bakmadan karşımızdakilerden hesap sormaya yelteleniyoruz. Gerçeğin peşinde koşadurmak yerine olabildiğince popülizme sırtını dayamak dedikleri cinsinden ortaoyunları sergileniyor. Zaman akıp gitse de, içimizde biriktirdiğimiz kinin, bünyeyi ele geçirmesine şahitlik de cabası. Düzen olarak addedilenin karşısında manidar bir biçimde tavır alabilmek gerçekten onurlu bir davranış biçimi olarak anlamlandırılabilir. Gerisin geriye bir önyargı zincirlemesine tabii olmadığını idrak ettirebilmek için, lafı gediğine koyabilmek de gereklidir kimi zaman, zamane. Körler sağırlar birbirlerini ağırlar toplantılarına evrilen bir zamanların düşünsel toplanışının şimdiki zamanda karşı karşıya bıraktırdıklarının gerçekliğinde ise denilecekler hep yarıda kalır. Sözün gerisini getirebilmek, anlaşılabilir bir endişeyi, gamı paylaşabilmek de aynı zamanda, taraf olurmuyum endişesi olmaksızın mümkünatı yokmuş gibi gösteriliyor. Teyit ettiriliyor. İmdimizde ayrıştırmaların varedilmesine dair mümkünse özenle kurallarımıza uyunuza kapı açık bıraktırılıyor! Düşünsel manada ilerleyebilmeye tenezzül etmişler içinse çoktan yaftalar hazır ve nazır. Nasıl olsa kimseciklere karşı bir hesap verme durumumuz söz konusu bile olmadığından gönülden geçenlerin boyunduruğuna, zamanın çarklarına, uçurumların taa diplerine yol almaktan bir beis görmüyoruz, alkışlarıyla beraber. Entelektüel varlık içi boşaltılmış bir müsamereler zincirinde telef olmaya yüz tutuyor. Herkesin bilirkişi olarak tanıma kavuşturuluduğu “ağ”da baskın olmanın ne muktedir, ne de hakir görülmek için tekbaşına yeter bir kıstas oluşturmadığı faş ediliyor. Flaş flaş flaş. Avunmak için teraneler, sığınılacak yeni açıklamalar, öz çemberin dışında olan biteni taraflı bir gözle kayıt altına alıp, tepkisiz kalmak olurundan sayılıyor. Ne de olsa geçer akçeler masaya yumruğu indirmekten geçiyor. İnsan, hiç değilse düşüncelerin ardı sıra dizildiği bir toplanışta daha mantıklı bir çıkarsama bekliyor. Kendini avutmak zorunda olanları daha manidar işlere kafa yordukları, gerçekten üzerine eğildikleri konuların takipçisi olacak avamın da kederinden dem vurulacak bir bütünlük bekliyor. Şimdi tam da burada. Kitlesel bir acının üzerine oynanan halaybaşılığın değil. Sözün özünü aşağıdaki okuma parçası dizininde sizlerle paylaştığımız Noam Chomsky'nin röportajından yaptığımız alıntı ile tamamlayalım müsadenizle: “Entellektüeller bir avuç konformizm uğruna iktidarlara teslim oluyor. İktidarları destekliyor. Tarih yazacak olanlar entellektüellerdir ama onlar çoğunlukla yanlış yolu tercih ediyor. Söylem ve uygulamalar birbilerini tutmuyor. Hans Morgenthau bu nedenle haklı olarak entellektüelleri iktidar gücünün sözcüleri olarak isimlendiriyor.”

Güncelin bilinmezliği karşısında korkularımız giderek çoğalıyor. Ekalliyet, kalıplaşmışlığın giderek daha da fazla cephe bulmasına, kendi içerisinde ikilemlere düşmesine tanıklık ediyor. Zaman su gibi akıp gidiyor klişesi de, herhangi bir şeyi rayından alıkoymadan sürüklemeye devam ediyor, günceyi. Referans aldığımız noktalar ile müziği birbirlerine paralel bir kurgu tümleyişinde sunabilme çabasına vesile teşkil eden bir program 'Deuss Ex Machina'. Bağımsız ve bağlantısız müzikal türetimlerin alt okumalarına, anlamlandırılmasına yardımcı olmaya çaba sarf eden bir deneyselliği sizlerle paylaşma gayreti içerisindeyiz. Mümkünatların, oldurulabilirliliğin çok sınırlı kaldığı günümüzde, belki ütopik, belki gerçeğin ta kendisinde olan ciddiyete bağımlı kılınmış, ama her vesilesiyle seslerle gündelikliği birbirilerine harman etmeye gayret eden bir çaba. Bize bilmemiz gerektiği kadarının tasvir edildiğini daha ötesine kafa yormamamızın, düşündüklerimizi de kendimize saklamamız gerektiğini ikaz eden uyaranlara karşın, müzik alabildiğince yalın bir biçimde soruların yanıtlarına dair göndermeleri sesle sözle dinleyiciye ulaştırır. Deneysellik açmazlarla sabitlenmiş bir yaklaşımdan ziyade, bize bugünün dünyasını manalandırmada geniş bir referans noktası sağlar. Tolere edilenin, duyumsadıklarımızın da detayındaki bağlaçları ile ana resim dediğimizin varlığını idrak edebilmemizi kolaylaştırır. Deuss Ex Machina'nın pazartesi akşamı yayınlanan bölümü dahilinde de bu bağlantılamaların izlerini sürmeye devam ettik. Ana akımın seyreltilmiş tekdüzeliğine, bir örnekliğinden rahatlıkla ayrıştırılabilecek bir kolajı ortaya çıkartmaya çalıştık. Elektronik müziğin sacayaklarından birisini oluşturan, türetimlerin çeşitlenmesinin de temellerindeki akımlardan techno'nun zamansızlığına göndermelerde bulunan bir disiplinde işler ortaya çıkartan Aðalsteinn Guðmundsson a.k.a. Yagya'yı üç senenin ardından dönüşü imgeleyen Rigning albümünün başatlığında sizlerle paylaşıyoruz.

Elektronik müzik en basit tanımıyla makinede türetilmiş bir bileşenler bütünü. Melodik kurgulamayı sınırsız bir ses seçeneğiyle beraber yeniden yeniden tanımlayabilmeye imkan sağlayan bir bütünlük. Dosdoğru bir hat yerine, eklenip, elenip, çıkartıldıkça ortaya farklı müzikal izlekler çıkartılabilecek geniş bir ses sahası sunan bir müzikal vaha aynı zamanda. Sentetik seslerin, gerçek seslerle harmanı ile deneyselliği kaçınılmaz bir biçimde dinleyicinin kulaklarına da aşina kılan bir form. Türetilebilir olması aynı zamanda, dinleyicinin kendi rotasını da belirleyebilme özgürlüğünü beraberinde getirip kullanıma sunmakta. Dirençli bir dans kompozisyonunun aniden durağanlaşan bir melodrama, girift bir hatta ilerleyişi, düşünceleri beraberinde taşıması ile elektronik müzik gerçekliğin de aynalamasını barındıran bir müzikal tür haline evriliyor. Üzerine yaftalanmış tektipleştirilmiş tüketilebilir halinden ayrıştırılmış olan elektronik müzik kulvarında Aðalsteinn Guðmundsson'un ürettiği yapılandırmalar alabildiğince gerçekçiliği eşeleyip, kulaklarda farklı tatlar bırakan bir dinlenceliği sağlıyor. Kurguda kendine yer bulan her bir ayrıntı, müziğinin tamamlayıcısı haline dönüşüyor çalışmalarında. 90'ların başında Moritz Von Oswald ve Mark Ernestus'un temellerini attıkları, minimalist anlayışın techno'da kendine yer bulan sert ritmleri mercek altına aldıkları Basic Channel güzellemelerinin takipçisi olan Dub Techno'nun müstehzi yaklaşımlarla teknik olarak aynılaştırılmasına karşıt bir duruş da sanatçıyı müzikal anlamda belirli bir hatta ilintileyebilmemizi kolaylaştırıyor. Kurgu devinimi içerisinde yeni çıkışlara meyil ettirilir iken Aðalsteinn Guðmundsson, doğal seslerden faydalanarak ya da bir başlık altında toparladığı karakteristik hikayelendirmelere dayandırarak, Dub Techno'yu modernize etmeye devam ediyor. İzlanda Üniversitesinde, Bilgisayar Mühendisliği okuduğu günlerde başlamış bir çaba bugünlerin elektronik müziğini de daha iyi anlamlandırabilmemizi sağlayan bir çeşitlendirmenin de temelini oluşturuyor.Basic Channel'ın yanısıra, Ambient'ın isim babalığını yapmış Brian Eno, modern minimalist akımın öncüllerinden Philip Glass ve Dub Techno'nun köklerine zerk ettiği denysel karaşınlık projesi Gas ile nam salmış Alman techno'sunun duayenlerinden Wolfgang Voigt'in çalışmalarının sanatçının ilham odaklarını tanımlandırdığını iletebiliriz. Zamanın techno müziğinde hatrı sayılır bir dinleyici kitlesi edinmiş olan İzlanda'lı Thule Musik kollektifinden “Thorhallur Skulason” ile beraber Sanasol adıyla çalışmaları yayınlanır. 1997'de “Deep Thoughts” kaydını mütakiben gerçekleştirilen bu EP dizininde alabildiğince derinleşen bir perpsektifte teknoya dair çıkarımlar gerçekleştirilir. Henüz dönem içinde çok yeni addedilmiş olan Dub Techno'nun öncül kayıtları arasında rahatlıkla anabileceğimiz Seven eleven A.M.E.P. , The Normal Spot kayıtları bu minvalde bugün rotası şaşmış bir biçimde tüketilme gayreti içerisinde olan minimal techno'nun orijinalitesine de bağlılık gösteren bir anlayışın mamülleri olarak anılabilir. Sanasol projesinin yanı sıra, Plastic ismiyle de özellike River Electric gibi teknoesk yapılandırmaların da altından başarıyla kalkar sanatçı. Aðalsteinn Guðmundsson'un “Yagya” olarak ilk kaydı ise 2002'de Force Inc. Music Works etiketiyle yayınlanan “Rhythm Of Snow” olur.

Durağanlaşmış bir platonun ses tasvirlerine girişen detaylarında şekillenerek evrilen bir kayıt bütünü Rhythm Of Snow'u oluşturur. Elektronik dans öğeleri ile süslenmiş kayıt dizilerinin sonrası duru bir ses kolajına ev sahipliği yapan çalışma, deneyselliğin kıvamında kullanıldığı bir işitsel doygunluğu da beraberinde getirir. Kar tanelerinin imgeleminde doğal hayatın seslerini de duyumsatmayı başarır. Guðmundsson'un oluşturduğu atmosfer kendi döngüsü içerisinde sürekli olarak farklılaştırılan, tınılar bütününde minimalist yaklaşıma ev sahipliği yapan bir destanı da çağrıştırır. İzlanda gibi hemen her müzik türünde kendi başlarına nitelikli işler ortaya çıkartan bir coğrafyaya da hakkını teslim etmenin bir yoludur da Rhythm Of Snow. Elektronik elektronik. Çiğ 'su' birikintisini anımsatan ses kesitinin derinleştikçe yüzeye gönderdiği sesin yankısından beslenen dub techno Snowflake #2, Kompakt'ın Pop Ambient serilerinin başlangıcında tanışık olduğumuz düşük ritmli yoğunlaştırılmış alaşımdaki minimal techno ile benzer özellikler taşıyan Snowflake #4, albümün doruk noktalarından bir diğerini oluşturan “epik” tasvirlerin de ilk örnekleri arasında anabileceğimiz Ambient kolajı Snowflake #6, technonun tabanını oluşturan kuvvetli beat'lerin deyim uygunsa ağır çekimde prodüksiyona dahil edildiği ve ses dehlizlerinde yankılanmasını betimleyen Snowflake #8 parçasıyla elektronik müzikte bitmek tükenmek bilmeyen bir hissiyat var mıdır? iki yok mudur? sorularına da “açıklık” getirecek kayıtlardan birisi olarak yayınlandığı dönemden bugüne kadar etkisini sürdürmeyi başaran çalışmalar arasındadır, Rhythm Of Snow.

Bu çalışmayı takip eden Will I Dream During The Process? 2006 yılında Hollanda'lı “Sending Orbs” etiketiyle yayınlanır. Önceki kaydın içeriğinde kendine yer bulmuş deneysel kurgudan, bir sonraki adım olarak da değerlendirilebilecek, Yunan Mitolojisinden ve efsanelerden beslenen bir dinlencelik rotası çizilir Guðmundsson tarafından. Techno'nun köklerinden derlenerek yapılandırılan bir müzikal secere ortaya çıkar. Gördüklerimiz, duyduklarımız beraberinde hissettiklerimiz, uzun bir macerayı da simgeleyen, hayat akışını düzenleyen bir anektot vazifesi göstermesi açısından da albümün istekleri karşılıksız koymadığının kanıtlarına haiz bir bütünlük arz eder. Albümün açılışında yer alan karaltılı sesler bütünü Wind And Thunder Peter Namlook gibi üreteçlerin de izlerini taşıyan bir melodramatik tümleyişe ev sahipliği yapar. Minimalist techno'nun deneysel kanadındaki parçalarla aynı düzlemde ilerleyen, ambient girişinin ardından nüktelerle büyülenmiş bir atmosfere dahil olunan Choose süresi dahilinde düşüncelere daldırmaya başaran bir müzikaliteyi sağlar. Giderek yükselen melodikası ile beraber minimal house'un sınırlarından ses veren As It Is gibi parçalar ile deneysel kurguya da sahip olan bir parçayla da pek ala dans edilebileceğini ortaya çıkar. Enstrümantal doygunluğu ile belirli bir kıstasın ötesinde bir ambient klasiği haline dönüşen We Lose Ourselves, dub ile drone erimlerinin bir potada bütünlendiği tam anlamıyla gerçek kesite dönüştüğü Their Blood Is Black And Yellow içsel donanımıyla beraber dinleyeni sarsacak kadar etkin bir bütünlüğe sahip olduğunu belirtmekte fayda var. Basic Channel'ın türettiği müzik ile aynı damara sahip bulunan yer yer detroit techno'suna meyil ettiği ara bölümleriyle farklı bir mizanseni ortaya çıkartan Change'de albümün cevherleri arasında anabiliriz. Netice itibariyle ikinci albümünde de Guðmundsson yine farklı bir rota içerisinde müziği dinleyiciyle buluşturmayı başarır. Beyhude bir çaba ile anlatabilmenin ötesinde dinlendikçe aşinalık sağlanan uzun dönem etkisini koruyan kayıtlarından birisinin altına imzasını atar sanatçı.

Ocak ayı içerisinde yayınlanan üçüncü albüm olan Rigning kısaca bahsetmeye çalıştığımız iki kaydı tamamlayan bir yapılar bütününü barındırır. Kayıtların kendi içlerindeki organik yapılarının deneysel elektronik aksamlarla hemhal olduğunda ortaya çıkan bileşkenin Guðmundsson tarafından incelikle işlenmesine dayanan bir geçişler bütünlüğünden menkul olduğunu ilk elden iletebiliriz. İlk kayıtlarda kendini gösteren minimal varyasyonlarının yerini dub techno’nun kuvvetli pasajlarına terk ettiğini de ilk bir kaç dinleyişin ardından sizde gözlemleyebilirsiniz. Rigning aynı zamanda bir “konsept albüm” İzlanda’ca yağmur kelimesinin karşılığına denk gelen ‘rigning’ doğal seslerin izlerinde belirginleşen çiseltileri duyumsayabileceğiniz kadar gerçekçiliğini koruyan, ses denemelerinin çokluğu ile farklı haleti ruhiyelerde bünyenin gereksinim duyduğu enerji veya melankoliyi bahşeden bir yapılandırma içermekte. Tabii ki bunda önemli bir payı da Sylvain Chauveau’nun Nuage ve The Black Book Of Capitalism, Goldmund’un The Malady Of Elegance gibi önemli kayıtların miksajını gerçekleştirmiş olan Andreas Lubich aka Lupo’nun katkısını da yadsımamak lazım. Kısa bir süre içerisinde genişçe bir dinleyici kitlesi edinmiş olan dub techno’nun da Intrusion, Deep Chord, Stephen Hitchell & Rod Modell’in gerek solo gerekse de Echospace ve cv313 projelerinin müzikleri ile de farklı bir yakınlık kurduğunu söylemeliyiz. Geleneksel Berlin minimal ses örgüsünün içerisine de işlenmiş olan sesleri duyumsatan, geleneksel dans melodilerine de kapısını aralık bırakan bir yapı, Rigning’de kulaklara çalınmakta.Tutarlı bir yol izleyen kayıt bütününde parçalar sadece sıralama numaralarıyla adlandırılarak eskinin kollektifliğine selam gönderilmekte. Albümün açılışında saha kayıtlarında rastladığımız doğal yaşam seslerinin izlerinde şekillenip dub ritmleriyle kendi yolunu çizen, finaline doğru seslerin minimuma indirgendiği Rigning Einn yer alıyor. Wolfgang Voigt’ün projeleri içerisinde en önemlilerinden birisi olan GAS’in müzikal sentezine yakın duran, doğaçlama ses öğeleriyle beraber farklı bir dans müziği deneyimine imkan sağlayan, mat dokulu “groovy” Rigning Tvö ile albümün içlerine doğru seyrimiz devam eder. Ambient’ın ağıtımsı havasını yansıtan melodik bileşkesiyle dinleyeni kendine hapseden döngüler bütünü Rigning Şrjü, albümün en durağan temposuna sahip olan kısa süreli Rigning Fjórir, yağmurun başatlığında new age ile techno’yu buluşturan Rigning Sex parçası albümün bütünlüğünü sağlamlaştırmaya, bir kademe daha yaklaştırıyor. İzlanda coğrafyasını oluşturan 'beyaz' soğukluğun vücut bulduğu, tıpkı bir önceki kayıt Will I Dream During Process?’in müzikal renklerini barındıran aynalama Rigning Sjö’nün ardından programımız içerisinde de paylaştığımız iki parçaya ulaşıyoruz. Duru bir ritm hüzmesinin, yağmur sesleriyle resm edildiği dub techno’nun hakkaniyetle işlendiği bir dışavuruma sahip Rigning Átta ve tıpkı onun refere ettiği noktaların üzerinde şekillendirilen kuvvetli bas öğeleriyle tamamlanan, dans ettirir Rigning Níu ile finale ulaşıyoruz. Bütün gerçek-hayal bileşiği albümün de finalinde sunulmuş olan Rigning Tíu parçasıyla döngüsünü tamamlıyor. Yagya veyahut Aðalsteinn Guðmundsson, dinleyici tarafından çoğaltılabilecek anlamlar barındıran bir dinlenceliği sunuyor. Dönüşümleriyle, modern elektronik müziğin önemli kayıtlarından birisinin altına imzasını atıyor, son tahlilde. Ezcümle gündemin yoğunluğunda bir nebze sıhhati sağlıyor. Kulağını açmasını bilene, deneysellikte yeni eşikler açılıyor. Guðmundsson makineler aracılığıyla müziğe ruh katmaya, anlamlandırılabilir kaygıları iletmeye devam ediyor. 2009’un hemen başlarında çokça anılacak bir ses deneyimi...İtinayla dinleyiniz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçaları
Peres'e Neden Kart Gösterilmedi? – Erkan Goloğlu – Radikal
Taraftar Uyuma Şministim'e Sahip Çık – İbrahim Altınsay – Radikal
İkiyüzlülüğün Dobralığı Dobralığın İkiyüzlülüğü – Umur Talu – Sabah
Monşerlikten Vazgeçmenin Bedeli – Gökhan Özgün – Taraf
Kıskananlar Çatlasın Makamında R.Tayyip Erdoğan – Kaçakkova – Mutlak Töz
6-7 Eylül Olayları Bir MİT Organizasyonu – Dilek Güven Röportajı – Ecevit Kılıç – Sabah
Obama İle Değişim Olmaz – Noam Chomsky Röportajı – İbrahim Varlı Çevirisiyle (Birgün)
Orijinal Metin – Noam Chomsky Röportajı – Merkur


Yagya Official Page At Sending Orbs
Yagya At Myspace
Yagya At Last.FM
Yagya Rigning Review At Igloo Magazine
Yagya Rigning Tvö Video At LiveVideo
Underground Resistors – Biba Kopf – The Wire Issue #150 (Aug-96)
Shoosh At Myspace
Shoosh At Last.FM
Shoosh At Herb Recordings
Shoosh Orpehum Circuit At Boomkat
Carbon Based Lifeforms Official
Carbon Based Lifeforms At Myspace
Carbon Based Lifeforms At Soundmute Recordings
Aoki Takamasa Official
Aoki Takamasa At Myspace
Aoki Takamasa Live In Osaka 30.11.2007 At Sync Podcast
Ekin Fil Official
Ekin Fil At Myspace
Ekin Fil At Myspace II
Ekin Fil At Bozuk Kaset
Telefon Tel Aviv Official
Telefon Tel Aviv At Myspace
Telefon Tel Aviv At BPitch Control

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel

>>>>>Poemé
Yalnız İnsan - Louis ARAGON

Yalnız insan merdivendir
Hiçbiryere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan

Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir

Yalnız insan yokki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan

Yalnız insan kayıp mektup
Adresimi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından

No comments: