Friday, February 20, 2009

Deuss Ex Machina # 243 - Onde Nada Aconteceu Nunca

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_243_--_Onde Nada Aconteceu Nunca

16 Şubat 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Studio 1-Studio 1 (Studio 1-Kompakt)
>1<-Subvert-No Smokey Ganja (Rottun Recordings)
>2<-L-OW-Rising (F1 Remix) (Z Audio)
>3<-Balkansky-Hipnoza (Subtrakt)
>4<-Balkansky-United (Subtrakt)
>5<-Shockman-Oh Mi Natty (Voltage Music)
>6<-Professor Smith-Subting (Polar Remix) (Voltage Music)
>7<-Yard-Swaggle (Narita Records)
>8<-Señor Frio-Idant (Narita Records)
>9<-Hexstatic-TLC (Ivan L. Remix) (Ninja Tune)
>10<-Coldcut-Space Journey (Hexstatic Remix) (Ninja Tune)
>11<-Studio 1-Gold / Neu 4 (Studio 1 / Kompakt)

Onde Nada Aconteceu Nunca(243) - Kaçırılmayan Bir Bölüm Gibi, Sürekliliği Korunan Bir Somurtkanlıkla Zenginleştirilmiş Bir Günce, Devamsız Arkası Yarına Sarkan Bir Hiçbir Şey Olmamışlığın Kalibresinde

>>>>>Bildirgeç
İçinde yaşayıp durduğumuz çevremiz, çehremiz dönüşümünü zamanın akış hızına bağlantılı olarak yenileyip geliştirmeye imkan sağlarken, el altında tutmaya çalıştığımız önemli olgulardan birisi olan melodram hayatı ve onun bağlamındaki tüm değişkenlikleri yönlendirmeye devam ediyor. Nafile bir teşebbüs olarak da addedilen, tutturmaya çaba sarf ettiğimiz yolumuzun şekil alabilmesinin, ilerisini tahayyül edip ona göre davranabilmemizin önü tıkanıyor. Sanrılarımıza bağlı kalıp, düşüncenin tam da özünü oluşturan fikir bütünlüğünden ayrışmamıza neden oluyor. Gerisin geriye bitmek tükenmek nedir bilmeyen bir savaşımın içerisinde buluyoruz kendimizi, merhale merhale gitmek istediklerimiz, yapmaya çalıştıklarımızdan uzaklaşan bir düzlemde şekillenen güncemizde. Topluca bir tepkisizliğin içerisinde feryad figanın sesinin kıstırılabilirliğine tanıklık ediyoruz. Susmanın gereksinimi olanların tamamına yakınını oluşturan eylemlerimizi vakti zamanında ifa etmeye çalışıyoruz. Sözümüz tam da meclisten içeri. Kendi içerisinde çelişmeye başlayan hissiyat vurgusunun hissedilebilirliğini de kutsal bir melodramın bütünlemesinde gözyaşlarımızın katkısıyla beraber deyim yerindeyse hipnotize edici bir “atmosfer” kazandırarak vakitten kazanmaya çalışıyoruz. Çeliştiğimiz farkındalılık noktalarında daima bir öteki yaratmaktan kaçınmıyoruz. Yeni eklemelerimizle de kendi içinde kaçındıklarımızdan oluşan bir mizansenin kurgusuna ortak oluyoruz. Kayıp ettiğimiz zamanda tam manasıyla gizlemek zorunda olduğumuz ikircikliğimizin de vuslata kavuşmasına imkan sağlıyor. Çiğ duygusallıklar kâr etmediğinden metaya çevirmekte bir an bile tereddüt etmediğimiz gözyaşlarımızın başrolü kaptığı melodramlara buyur ediliyoruz. Tercihen, tercihli yolun son çıkış uyarılarını nazarı dikkate alarak.

Sözcükler kovarken birbirlerini sayfada dımdızlak kalınan sessiz ünlemler haline dönüşüyor halimiz ahvalimiz. Afişe edildikçe de hatalarımız, yüzümüzde belirsizliğin çizgileri çoğalıyor, derinleşiyor. Ardılına saklanmaya çalıştığımız maskelerimizin altında fırtınalar gün yüzü buluyor. Enikonu alışkın olduğumuz, aşina kılındığımız, kendimizle özdeşleştirdiğimiz yanlışlıklarımızın tümünde görmezden gelebilmeyi de bütün bunlara ilave ettiğimizdeki ortaya çıkan; bütüncül melodram olgusunu da daha rahat çözümleyebilmek kolay bir hal alıyor. Zamanın hızına karşın benliğimizde kendine yer bulan aşılmaz sahalarımızı oluşturuyor gitmemecesine özümsediğimiz. Kendimizi zorlayarak da olsa alışır alışılır diyerek meylettiğimiz acımasızlığımız, kör kör parmağım gözüne eleştirilerimiz, kanıksanan olguların yerli yersiz sahneyi ele geçirmesi drama, melodram ikilisini birbirine yakınlaştırıyor. Yok sayılmaya devam ettikçe bazı şeylerin, üzerine düşmedikçe hataların çözümünü beklemek de haliyle giderek zorlaşıyor. Beylik cümlelerin tasdik edici onamalarının, birbirinin turnusol kağıdı işlevini de gösteren bakışımların ezici üstünlüğünde, gerçeği aramaya çalışmak, melodramın sunduğunun basit bir kurgu olmasının dışında bize çok da fazla bir getirisi olmadığının bilinciyle tanıklık etmeyi de, sorunun kendisine odaklanmayı da ulaşılmaz kılıyor. Topyekün bir korunma mekanizması icat edip işlevsellik kazandırmamız da bu yüzden. Gözyaşlarının kullanılabilirliğini keşfettiğimizden bu yana geçen süreç içerisinde melodramların nasıl kurgudan gerçeğe doğru evrildiğini idrak edebilmemiz de kolaylaşıyor, son tahlilde. Mütemadiyen bir tereddütün ortalığa salıverdiği endişe, doğrunun tam da ne olduğu konusunda bir türlü anlaşamamanın getirilerinden birisi haline dönüşüyor. Dönüştürülüyor , biçimsizlik yeni baştan hüzünbazlığın günceyi işgal etmesine olanak sağlıyor.

İçeriğin çoktan boşaltıldığı, boşlandığı vizyontelenin de melodramın kendisini öncelikle seyrettiriyor iken şimdi bilakis resmi propaganda aracı haline dönüştürmesini de ilave edebiliriz. Hengamenin de karmaşıklaşan ağ görüntüsünde. İçselleştirilmesine gerek bırakılmadan bir görüntüyü bir sonrasında ekrana gelen sahnede unutmamızı, yerine yenilerini geleceğinin bilinciyle izlememizi salık vermekte olan bir doyumsuzluğun merkezini tutmaya çalışıyor, vizyontelenin kelaynakları. Sorunun merkezini boşlayıp, etrafında kopan uğursuz uğultulara mekan sağlamaya devam ediyor. Eleştirilebilir yönlerin hemen tümünde kullanılageldiğinden gündelikliğin gereksinimlerinden birisi haline dönüştürülmesi, 'melodramın' kuvvetini de etkisini de arttırmasına imkan sağlayan en önemli faktör olduğunu da bir kez daha belirtmekte fayda var. Meşruluk kazandırılan, çıkar sağlanıp nemalandırılan her bir durum bizleri aşılmaz sanılan yolların en dibinde yer alan uçurumlara ulaştırmaya yetiyor. İçinden çıkılması mümkünat dahilinde olan sorunların tam da merkezinde bu ajite edicilik, gözyaşından medet ummak yer almakta, şimdinin gündeminde. Toplumsal bir eşik atlamanın yegane temellendirilmesi olarak da sunulan hikayelendirmeler, çözümsüz bir geleceğin kapılarını aralatmaya yetiyor. Ses vermeye çaba sarf ettikçe, kimi gerçekten mağdur olduğunu anlayamadığımız bir gerçeklik haline evriliyor, ekran. Dahası gündelik yaşam. Kanıksamaya başlandıkça da bu önceden ayarlı, çoktan seçmeli mağduriyet, teşebbüs etmeye niyetli olan, bir şeyleri çıkmazlara düşmeden, yolundan alıkoymaya çaba sarf eden, hatalarımızın nerde olduğu konusunda emin olanların da yedek kulübesinde sabitlenmesine sebebiyet veriyor. Kendi yolunu çizebilmeye çalışanların önüne bitmek tükenmek bilmeyen bir tamamlanması gerekli olanlar listesi çıkartılıyor. Kolay zora doğru koşuluyor, koşullandırılıyor. Sırada bekleyenleri katılımcısı olacakları, sansürlü fikir teatrisine girebilecekleri bir onbeşdakikalıkşöhretin karşılığında gözlerini ve vicdanlarını kapatmaları isteniyor. Gerçek bir kere daha tarumar edilir, saman altından sular yürütülürken...Şimdi! Reklamlar

Pazartesi akşamı 'canlı' olarak gerçekleştirdiğimiz Deuss Ex Machina dahilinde de yukarıda kısacık da olsa değinmeye çalıştığımız olguların izlerinde şekillenen bir seçkiyi sizlerle paylaşmaya çalıştık. Genellendirmelerin alıp başını gittiği, herkesin birbirinin hatasından doğacak kazanımlar için takipte kalmaya devam etiği bir düzlemde, alternatif seslerin izleriyle güncenin rotasına dair ön izlemelerden dem vurmaya çalıştık. Popüler olanın taahhüt ettiklerinin, üzerinde düşünmemize fırsat tanımaksızın yekünde anlaşılır, anlaşırız kolaycılığının dışarısında kalan alternatifi işaret etmeye çabaladık. Müzik bize bu konuda, 'parmağını kıpırdatmaya tenezzül' etmeyenleri bile düşüncelere daldırabilecek kadar geniş bir alan sağlıyor. Farkına varalım veya önemsemeyelim, tını yığınlarının içerisinde güncelliğe dair çıkarımlar gerçekleştirebilmek, ahir zamanların bir gereksinimini karşılıyor. Okuduklarımızın ve takip etmeye çalıştığımız yayınlardan edindiğimiz fikriyatların birer birer sağlamasına imkan tanıyor. Tüm o zamane bencilliğine, ben yaptım oldularına, hataları ikrar etmekten ötesini göstermekten aciz kalmaya gelip dayanan sistemin kilitlenmesine dair alt okumalar da bunun cabası. Geçişlerin birbiri peşisıra durağanlaşmaya imkan sağlamadığı, tepkileri münferitleştirmeye yönlendirdiği, aynen notta değindiğimiz üzere gözyaşı fırsatçılığının alıp başını gittiği günümüzde, aslolan gerçeklerin her ne kadar acıtıcı da olsa üzerine gidebilmek, bir nebze daha iyisini kotarabilmeye çaba sarf etmekten de geçtiğini bir kere daha hatırlatmakta fayda var. Ezcümle, makalelere sığdırılamayacak kadar çoğullar haline dönüşmüş olan sorun yumaklarında, asıl ilgi alanımızı oluşturan müzik türetilebilir açılımların merkezliğini korumaya devam ediyor. Merak edip, kadraja bir türlü dahil edilemeyenlere gerçekliğin yapısı hakkında fikir edinmeyi sağlıyor. Deuss Ex Machina'da haftanın albüm önerisi olarak sizlerle, yapılandırdığı elektroniklerle harman ettiği müzikal eleştiri kuramlarıyla nam salmış, Köln Technosu ve Kompakt odağının kurcularından Wolfgang Voigt'in deyim uygunsa mihenk taşı kayıt dizini olan Studio 1'ı 12. senesinde yeniden elden geçirilmiş versiyonuna dair sözlerimizle sizlerle paylaşıyoruz.Endüstriyel gelişmişliğe paralel olarak rotasını belirleyen bir müzikal disiplin, techno. Saydamlaşmış döngülerin tıpkı makinelerin çarkını çevirmesinde olduğu gibi, belirli bir rutin içerisinde değişkenlik arz etmesiyle de benzeştirebileceğimiz kurgusal bi'ütopya bütünleyicisi aynı zamanda. Tüm verilerin bir eksen üzerinde hareket etmesini sağlayan, değişken yüzeylerinde eklenen ses yığınlarıyla beraber gerçekliğin izlerine de ayna tutan bir simgeyi çağrıştırıyor, son tahlilde. Modernizmi; “düz mantıkla” ifade edecek olursak, makinelerin hakimiyetinde insan gücünün azlığında şekillendirilmiş olan proto yapısallar bütünündeki bir üretim mekanizması olarak ele alırsak, techno vâredilmiş yeniliği de enine boyuna mercek altına alan, seslerin sağladığı detaylandırmalar ile hatalara dair önermeleri paylaşıma açan bir sahayı tanımlıyor. Yolunda ilerlediğini sandığımız pek çok şeyin nasıl oldu bittilerle gerçeğe dönüştüğünü ortaya çıkartıyor. Seslerin serüveninde başatlığın makinelerde olmasının insancıllıktan uzaklaşıp, duygusallığı ayaklar altına alıyor yanılsamasına karşın, techno ve onun tabanından yayılan müzikal neşriyatların pek çoğunda ikilemlere gerek bıraktırmadan bir sistem muhalifliği sergilendiği, dahası söylenecek pek çok şeyin sayısal figürler halindeki melodilerle iletildiğinin ortaya çıktığı bir kurgusal gerçeğe ulaşıyoruz. Endüstriyelleştirmenin eksi getirilerinden birisi olan bireyin toplumdaki yalnızlaştırılmasını ve yalnızlığa alıştırılmasını da hicveden örneklemler ile salt bir müzikal eğlence kültüründen daha fazlasını takdim etmekte, techno. Bir müzikal form olmasının yanında bir “kültür” olarak da arzı endam eyleyen techno'nun semalarında, Wolfgang Voigt'un çalışmaları ekseriyetle bu açılımların doğrultusunda alternatif olanı ortaya çıkartmaya çalışan bir dinlenceliği kapsar. Türlerin, henüz belirgin özellikleri olmadan ayrıştırılamadığı zamanlarda endüstriyel formların hemen hemen her türlüsünden bir önizlemeyi de sağlayan, çeşitliliği ortaya çıkartmaya çaba sarf eden kurgusal bir şenliğinin baş mimarıdır, Voigt.

70 ve 80'li yılların neredeyse tümünde Almanya'da etkisi hissedilir bir biçimde ana akıma yön vermiş olan Anglo-Amerikan popüler müziğinin örnekleriyle büyümüş bir isim Voigt. Birbirleriyle giderek benzeşen, çoğu zaman tekdüzeliği aşamayan müzikal eşiklerin içerisinde, hissedilir bir bütünlük arz eden, kendi yapılandırma sahasına sahip, nitelikli bir deneysel müzikal yapılandırmanın peşisıra, ilk kayıtlarını gerçekleştirir. 80'lerde üyesi olduğu BLEI projesi altında bu deneyimlerini gerçekleştirme şansı bulur. Tersine işleyen bir döngü çemberinde, mikroskobik detaylandırmalarla hareket eden, yer yer Alman folkunun kendine has müzikal dünyasından örneklemlerden de beslenen ama asla tekrara dayanmayan (üretilmişin “modern yorumu” olarak da lanse edilen tekrar yorumlamalar) bir formülün peşindedir, Voigt. Geçtiğimiz sene tekrar basım olarak, derlenip elden geçirilen “GAS” projesinin alt yapısı da bu dönemde atılır. Tüketilebilir müzikal aranjmanlardan, dinlendikçe insanın içine işleyen, düşüncelere daldıran melodilerin, yer yer gürültünün kapısını yokladığı Neu Deutsche Welle ekolünü takip eden bir elektronik deneyimlemedir, bütünlüğünde ortaya çıkartılan bu yenilikçi bakışım. Voigt neredeyse elindeki tüm müzikal olasılıkları değerlendirmeye almış bir sanatçı aynı zamanda. Techno henüz disiplin olarak dumansız fabrika şehri Detroit'ten Avrupa'ya geçiş noktasında ortaya çıkarttığı teorilerle, bugünkü Cologne Sound'unun altyapısını oluşturmaya odaklanır. Melodikanın, döngülerin içerisinde ayrıştırılarak yeniden parçanın özünde yer bulan ses kesitinde var edilmesiyle oluşturulan, bir yerde Techno'nun bugün daha anlaşılabilir bir müzikal izlek halini almasını sağlayan bir deneysel bütüne ulaşan minimalist akımın Amerikan cephesine karşı yaratılan yanıtının temsilcisi, 'coder'ıdır.

Bu öncüllüğe dair bir başka önemli sav olarak da sanatçının diskografisine yer vermiş olan Discogs sitesinde karşımıza çıkan 30 civarındaki lakap, isim ve grup üyeliklerinin neticesinde ortaya çıkmış müzikal çeşitliliği de eklemleyebiliriz. Bugün deyim yerindeyse tekdüzeliği artık enikonu kabullenip kendi içerisinde de bölümlenmeye başlamış minimal techno'nun 90'lı yılların başındaki Robert Hood, Daniel Bell, Underground Resistance kollektifi gibi - saf - yaratım sürecini herşeyin üzerinde tutmuş, ön planda olmak yerine, müziğini iletebileceği kayıtların çeşitliliğine imkan sağlayan farklı isimlerle dinleyicilerle buluşmayı tercih etmiş bir prodüktör Wolfgang Voigt. “90'lı yıllar boyunca haddinden fazlasına ulaşmış olan fikri temellendirmelerimi düzenleyebileceğim bir yöntem olarak, farklı isimler veya lakaplar ile kayıtlarımı yayınlamayı tercih ettim. O zamanlarda türetilen her bir fikir devrimsel bir nitelik taşıyordu, üstelik ilham verici derecede de yenilikçi. İşin açıkçası farklı isimler veya proje- ler olarak hayat bulan kayıtlarda minimal elektronik müziğin farklı örneklerini tasvir etmekteydi. Bir başka önemli nedenim ise özellikle prodüksiyon aşamasında kurallara bağımlı kalmadan üretmeye de olanak sağlayan anonimlikti, aynı dönemi paylaştığı pek çok üretici gibi.” Entelektüel müzik dergisi Wire'dan Simon Reynolds'a vermiş olduğu röportajında Voigt'un belirttiği üzere, yenilenmiş her bir kayıt ile varedilmiş olan müzikal yansılara göndermeleri de barındıran, ses yüzeyleri arasında geçişe imkan sağlayan bir deneyimleme imkanı doğmaktaydı kollektifliği seçmesiyle beraber. Techno'nun karakteristik özelliği olan kadraj dışılığıyla, bas yüklemelerinde kendine yer bulan nahif taraflarıyla beraber, minimalizmin topyekün elektroniklerle yeniden tanımlanmasını da sağlamaktaydı, bu kayıt silsilesi.

1993 yılında, techno'nun türler arasında geçişlerine imkan sağlayan alt disiplinlerinin müzikal yansı ve türetimlerine ev sahipliği yapan Profan'ın temellerini atar. Kuramsal bütünlükle hareket eden bir yapılandırmadır, Profan. Manifestoları olarak belirlenen, hafif ama eğilmez, entelektüel teknodansa pop müzik olarak tanımlanmasının daha uygun olacağı belirtilen bir karşılaşama metninin ardından kayıtlar dinleyicilerle buluşur. Techno yayımcısı kimliğinin sınırlarının dışarısında, yerel'de ortaya çıkartılan müziğin dışavurumunu benimsemiş bir yapısallığa önem veren bütünlüğü, arz eder Profan. Bugünün elektronik müzikal ikliminin çok dışında, her ne kadar da pop müzik olarak adlandırılsa da genelinde Alman endüstriyel bakışının, daha öncesinde de türetilmiş Kraftwerk estetiğinin bilincinde yolunu çizmeye çalışan bir müzikaliteyi ortaya sürer, Voigt ve Profan. Taa ki 1998 yılında Michael Mayer, Jürgen Paape ile beraber kurulacak olan Delirium plak şirketinin “Kompakt”a dönüşmesiyle beraber minimal techno'nun başatlığında tüm bu manifestoyu da anlamlandıran, günümüzün önemli modern müzik etiketlerinden birisine evrilinceye kadar.Wolfgang Voigt müzikal tektipleşmenin de önünü almaya çalışan bu deneysel estetizasyon sistemliliğiyle beraber, popüler elektronik müziğin çehresindeki değişkenlikler de rahatlıkla gözlemlenebilir. 2008 yılı içinde, 20. yılını geride bırakmış olan Acid Techno'dan, sert elektronik katmanlarıyla türetilmesine karşın, içeriğinde Motown ruhunu da barındıran, eklemlenen melodikliğiyle dinleyiciyi hala etkilemeyi sürdüren bir mihenk taşı Detroit Techno, karaltılı ses kümelerinin izleriyle puslu bir atmosferi yansıtmayı amaç edinen, çok düşük yoğunluklu ses yapısalı Minimal Techno'ya, şimdilerde kıymeti harbiyesi anlaşılan, Dub müziğinin köklerinden beslenerek geliştirilen Dub Techno'ya ve gerçekliğin heves kırıcılığında yol alanların seyyahlıklarında eşlikçi olarak, akıllarda kalmış haline sahip çıkanların icralarıyla, yaşamaya devam eden Ambient Techno'ya kadar farklı müzikal yönlerin izleri üstünde yol almış disiplinler bu konuda, Voigt'u ve Studio 1'ı dinlemek isteyenler için, yeterli bir başlangıcı sağlayacağını söylemek elzemdir. Bahsini edeceğimiz diğer ayrıntılara geçmeden bir kisa toparlama yapalım: “Profan sisli bir geçmiş, güneşli bir gelecektir.”
Kasım 1995 ile Mart 1997 arasında 10 adet renk kodu ile anılan kayıt dizini olan Studio 1'da, techno dinamikleri üzerinde deneysel çıkarımlara atfedilmiş, ilerleyen günlerde Cologne Sound'unun da ilk temelleri arasında gösterilecek olan Alman minimalizminin yenilenmiş hallerine dair kayıtlar ortaya çıkartılır. Tekil bir döngü (loop) yığının, alt üst edilip, kimi zaman mikroskobik detaylandırılmasına, deforme edilmesine, techno'nun bariz enerjisini taşıyan yoğunlaştırılmış bas kolajlarına, incecik bir hattın üzerinde sanal bir ölçeklendirme ile beraber ilerleyen her bir plak oyuntusunda yeniden varlığı kanıtlanmaya çalışılan, orjinalinde oluşturulan, yaratım sürekliliğine göndermeler barındıran bir kayıt timsalidir. Gelb, C.K. Decker ve Mike INK gibi kayıt dizisinin öncesinde ortaya çıkartılmış olan technesk teori, kurgulamada derinlemesine bir serüven vaat eden, hipnotik olarak tanımlandırılan bir ses yumağının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Studio 1, Wolfgang Voigt'in en başından bu yana savunmakta olduğu geçiş noktaları, kotarılmaya çalışılan bileşkeleriyle beraber başta Almanya olmak üzere elektronikler üzerinde şekillendirilen müziğin, içeriğinin doyurucu olmasını da kolaylaştıran bir odaktır. Saydam, esnedikçe dönüşmeye devam eden yapılandırma, kah mutlu bir atmosferin bütününü, kah duygusal bir eşiğin yakınlaştığını irdeleyen bütüncüllüğü içeriğinde barındırır. Zincirleme üretim mekanizması birbirlerini takip eden her bir plakta bu zamanına göre yabancı, soğuk karşılanan müzikal devinimin, tüketilebilir olduğunu da kanıtlanır. Salt bir dans mottosunun dışında, derinlerinde gizlenmiş seslerle, soyut geçişlerle, somut ritm değişkenlikleriyle beraber zamansızlığın müzikal icrasına dönüşür. Belli kurallara göre düzenlenen bir şematik akıştan ziyade, rastgele keşfedilmiş izlenimi uyandıran makine seslerinin yapılarıyla, belirli noktalarında endüstriyelleşmeye de göndermeleriyle kraut-rock'ın erken dönemlerindeki tavizsizliğine, şarkıların sürelerinin kestirilemediği, sınırsızlığın deneyimlenmesinin devamlılığı sağladığı eski günlere de bir selam gönderilir, ustalara saygının tezahürü olarak.Bu on plaklık dizinden seçilmiş parçaların, düzenlemeleriyle oluşturulan Studio 1 toplaması 1997'de yayınlanır. Kollektifliğin devamlılığı olarak parçaların birbirleriyle uyumları gözetilerek, sadece renk kodlarıyla anılan rumuzlarının sıralandığı kapak çalışmasıyla dinleyicilerle buluşur. İçerdiği müziğin önüne hiçbir şeyi katmayarak. Millenyum başlangıcında son baskıları da tükenen bu özgün albümün yeniden gözden geçirilmiş versiyonu ise 12 Ocak 2009'da Kompakt etiketiyle yayınlanır. Minimalist elektronik müziğin 'sıfır' noktasından günümüze dair değişkenliğini irdeleyebileceğimiz bir belgesel kayıt niteliğini de taşımaktadır, Studio 1'ın yeni basımı. Çoğunlukla yayınlandığı dönemin içerisinde tüketilen elektronik müziğinden farklılaşmış olarak, deneyselliğin kıvamında kullanıldığında ortaya çıkartmış olduğu merak uyandırıcılığı merkezine alan, bugünün Kompakt odağının müzkal seceresini anlayabilmemize de imkan sağlayan bir bütünlüğü içerir, ilk elden. Albümün açılışında Grün'de yer bulan #3 numaralı parçanın, ağırlaştırılmış, stereofonik dub öğesine havale edildiği bir girizgaha sahip olan Grün / Neu1 parçası yer alır. Ritmik yoğunluğundan da eksilme olmadan, tertemiz bir techno kaydına kulak kabartırız. Endüstriyel bir döngünün (loop) çevresine serpiştirilmiş izlenimi uyandıran mikro ses kesitleriyle tamamlanmış, sonralarında mikro-house olarak da tanımlandırılacak Akufen, Thomas Brinkmann prodüksiyonlarının öncülü Blau 2, keskin hatlarla şekillenen bir tekno-masalın karşılığını bulmasını sağlıyor. Deneysel avantür döngüye dahil edilmiş erken dönem technosunun tez canlı melodikasını duyumsayabileceğiniz, Rot plağının içeriğindeki Detroit ekseninin devamı olmuş Rot / Neu 2, burada ortaya çıkartılan alaşımın daha seri bir kurguda yapılandırıldığı, “click” kümesi olarak tabir edebileceğimiz somut elektronik seslerle bütünlenmiş hali olan Blau parçasıyla beraber Voigt'in sunduğu geniş etkileşimli müziğin içerisinde seyrüseferimiz devam eder. Dub-techno'nun Basic Channel'ın 1993-95 döneminde yayınladıkları, etkisi çok kuvvetli olan kayıtlarla başabaş giden seyreltilmiş tını partisyonuyla da benzeşen Hellblau, 9 dakikalık süresi içerisinde detaylarında yeniyi tanımlamaktan çekinmeyen, üretimin zamansızlığı da ortaya çıkartan bir parça haline dönüşüyor. Gas döneminde dinleyeceğimiz, ambient kıyılarında ilerleyen serinkanlı techno'nun habercisi olarak da değerlendirilebilecek, makinelerin müziğinin ruhunu ortaya son derece iddialı bir biçimde koyan, kirlenmiş ses çarpışanlarına ev sahipliği yapan, muhalif karaşınlık Rosa ile finale ulaşıyoruz. Deuss Ex Machina'nın finalinde sizlerle paylaştığımız, 4 Mart 1997'de yayınlanmış olan Gold çalışmasının alternatifini kulaklarımıza ulaştıran Gold / Neu 4 parçası yer almakta. Sentetik seslerin hakim kılınan atmosferi, şenlikli bir kakafoniye evirdiği, kütlesel bas kümesinin bugün her önüne gelenin plağında kullanmaya çalıştığı döngü (loop) kullanımının gerektiği gibi kullanıldığında etkileyiciliğini nasıl da arttırdığının delili olan bir kayıt ile çalışma nihayete eriyor. Gerek Studio 1, gerekse de yukarıda çok kısa da olsa değinmeye çalıştığımız 30'un üzerinde farklı kurgusal maskenin ardında yer alan Voigt, çağdaş elektronik müziğin kalıcı örneklerini dinleyiciyi, bazen sarsıcı biçimlerde yüksek kademeden ses bütünlüğüyle, bazen de kulağınızda daima yer etmiş bir biçimde tınlamaya hazır ve nazır olacak seslerin bütünlüğüyle türetimler gerçekleştiriyor. Bugünün minimalist yaklaşımlarının fersah fersah ötesinde, zamansız bir müzikal secereyi ortaya çıkartıyor. Makine ile insanı birbirine yakınlaştırıyor. Ezcümle: Başyapıt.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Türümüzü Kötüleme Alışkanlığı - Gündüz Vassaf - Radikal

Wolfgang Voigt At Kompakt
Wolfgang Voigt At Raster-Noton
Wolfgang Voigt / Mike INK Fan Page At Myspace
Wolfgang Voigt's Lecture At RBMA Barcelona 2008
Wolfgang Voigt / GAS Review At Mnmlssgs
Wolfgang Voigt / GAS Interview By Simon Reynolds At Energy Flash
Wolfgang Voigt Interview By Mercedes Bunz At Angbase
Subvert At Myspace
Subvert At Rottun Recordings
Subvert At Muti Music
Rottun Recordings At Myspace
L-OW At Myspace
L-OW At Last.FM
Z Audio At Myspace
Balkansky At Myspace
Balkansky At Subtrakt
Cooh At Myspace
Professor Smith At XLR8R
Voltage Music At XLR8R
Voltage Music / Dub I.D. At Myspace
Voltage Music Review At Forward Ever
DJ Tomas At RBMA Radio
Narita Records Official
Yard At Myspace
Señor Frio At Myspace
Hexstatic At Ninja Tune
Hexstatic At Myspace
Hexstatic Pulse (Dance Mix) Video At Myspace
Coldcut Feat. Hexstatic-Timber Video At Dailymotion


Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
KnotPineBox @ 14th Annual Olympia Experimental Music Festival – By Deadair
© Dead Air Dead Air Fresheners At Myspace
Studio 1’s Titles Courtesy From:
Discogs Database & Pokpok Flickr Page

>>>>>Poemé
Olmak - André BRETON

Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanadı yok
umutsuzluğun, akşam vakti deniz kıyısında bir taraçada,
toplanmış bir sofrada kalayım demiyor. Umutsuzluk bu, o bir
sürü olayların dönüşü değil bu, tıpkı akşam karanlığında bir
karıktan öbürüne giden tohumlar gibi. Bir taşın üstündeki
yosun ya da su bardağı değil o. Kardan elenmiş bir gemi o, ya
da düşen kuşlara benzetebilirsiniz, ama kanlarının en küçük
bir kalınlığı yok. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu.
Başa takılan süslerle çevrilmiş küçük bir şey o. Umutsuzluk o.
Kopçası bulunamayan inci gerdanlık, bir ipe gelmez, böyle bir
şey işte umutsuzluk. Gerisinden, ondan hiç söz etmeyelim.
Başlamışsak bitiremeyiz umutsuzluğu. Saat dört sularında
avizeden umutsuzlanırım ben, gece yarısına doğru da
yelpazeden umudumu keserim, tutukluların cigaralarından
umutsuzlanırım. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu.
Yüreği yoktur umutsuzluğun, el umutsuzlukta hep soluk
soluğa kalır, umutsuzlukta kalır öyle aynalar, bize asla ölüp
ölmediklerini söyleyemezler. Beni büyüleyen umutsuzluğu
gördüm ben. Yıldızların türkü söyledikleri vakit gökyüzünde
uçan bu mavi sineği seviyorum. Şaşılacak, o uzun dolu
tanelerine benzeyen umutsuzluğu, o kendini beğenmiş o öfke
küpü umutsuzluğu büyük çizgileriyle tanıyorum. Her gün
herkesler gibi kalkıyorum, kollarımı çiçekli bir kâğıda
uzatıyorum, hiçbir şeycikler hatırlamıyorum, ama hep
umutsuzluğun yardımıyla o geceden koparılmış güzelim
ağaçları görüyorum. Odanın havası davul tokmakları gibi
güzel. Zaman içinde zaman bu. Büyük çizgileriyle tanıyorum
umutsuzluğu. Bana bir sırık uzatan perdenin rüzgârı gibi o.
Böylesi bir umutsuzluk akla gelir mi! Yangın var! Ah yine
geliyorlar... İmdat! İşte merdivenlere düştüler... Ve o gazete
ilanları, o kanal boyunca ışıklı reklamlar. Kum yığını, git, pis
kum yığını! Büyük çizgileriyle önemli değil umutsuzluk. Bir
orman yapmaya giden angarya ağaçlar, bir gün daha yapmaya
giden bir yıldız angaryası, ömrümü uzatan bir angarya günleri
daha.

Çeviri: İlhan BERK

No comments: