
Deuss_Ex_Machina_244_--_Oetsu To Kanki No Nanoriuta
23 Şubat 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: Harmonic 313-When Machines Exceed Human Intelligence (Warp Records)
>1<-^|SiCk0|^-Equals (Intolerance Records)
>2<-Adamned.Age-Part Of My Dejection (Halbsicht Records)
>3<-Adamned.Age-Substanz P (Halbsicht Records)
>4<-L’usine-Auto Pilot (Deru Remix) (Ghostly International)
>5<-Mr. Beatnick-I Know All That Bitches (Simbad Slow Remix) (Altered Vibes) >6<-Milieu-Sun Dress (Milieu Music)
>7<-Milieu-Cropduster (Milieu Music)
>8<-Kernell32-Out Your Love (Interbeat)
>9<-Kernell32-Survivor (Interbeat)
>10<-Harmonic 313-Köln (Warp Records)
>11<-Harmonic 313-Battlestar (Feat. PhatKat & Elzhi) (Warp Records)
>12<-Mr. Oizo-$tunt$ (Flying Lotus Remix) (Warp Records)
>13<-Modeselektor-Suckerpin (Feadz Remix) (BPitch Control)
Oetsu To Kanki No Nanoriuta (244) – İnsanların çoğu başlarına gelenler hakkında düşünmezler ve öğrendiklerini kavrayamazlar, yalnızca kanılarına inanırlar. (Clemens Alexandrinus, Stomateis, II 8 [II 117. 1 st.]) Fragmanlar – Herakletions (Kabalcı Yayınları) (Sf.63)
>>>>>Bildirgeç
Özgürlük hiçbir zaman verili değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik, her defasında da, özgürlük yoksunluğudur. Theodor Wiesengrund Adorno
Seslerin birbirlerine çarpıştırıldığı, kimin ne dediğinden çok ne kadar fazla gürültü kopardığına kilitli kalmak zorunda bırakıldığımız bir zamanın ortasındayız. Öncülü ve ardılı olagelmiş, tüm kabulgörü, hoşgörü geleneğinin üzerine koskocaman çarpıların iliştirildiği bir zamansal. Aşılmazlığın örmeye de devam ettirdiği, yenileştirilmiş cephelerde gün yüzü bulan koskocaman duvarlarla etrafımızın sarılıp, sarmalandığı bir evren, sözcüklere sığınıp sizlere aktarmaya çalıştığımız. Giderek, insancıllığın özü olan, konuşarak anlaşabilmenin, dünya üzerindeki diğer varlıklardan ayrılmamıza olanak sağlamakta olan düşünselliğin önünün alınmaya çalışıldığı bir günceden dem vuruyoruz. Yazmanın zor olmasına karşın, kimseciklerin üzerinde durmaya teşebbüs dahil etmedikleri sorunların çokluğunun ulaştırdığı noktada, gerisin geriye gidişatımıza dikkatleri çekmek istiyoruz. Modernizmin doruklarına varıyoruz sanrısına karşın, ne kadar kendimizden emin bir biçimde, daha fazla batağa saplandığımızı düşünüp, tasalanıyoruz. Bütün bu şartların getirisi olan bireysel özgürlüklerin sağlanamadığı bir ortamda, tüm toplumu kapsayacak açılımların sağlayacağı özgürlüğünde havada kalıyor olması da, bütününe bakıp ortaya çıkan hengameyi daha iyi çözümlememizi kolaylaştırıyor. Bireyler arasında cereyan eden, en ufak tartışmada dahi bir şekilde, mağlubu simgeleştirmek için ötekileştirmeye başvuruluyor. Ortaya atılan önermelerin, işlevsizliği bir yana bırakıldığında son çare olarak sığınılan bir olguyu tanımlıyor ötekileştirme. Kendine reva gördüğünün onda birisini karşısında muhatap aldığının da hakkı olduğu gerçeğinden uzaklaştıkça, giderek daha fazla kanıksanan bir yönelim halini alıyor. Tertip edilegelen her bir münazara giderek içler acısı bir müsamere piyesine evriliyor. Çoğu zaman, değişikliğe gerek dahi duymadan aynı kadrolarla, sınırsız fantazyalarla.
Beklentilerin çokluğuna karşın yine de insan evladı düşünmeden de edemiyor. Söz konusu öncelikler adı bir türlü konulamayan özgürlükler, edinilmesi elzem olan haklar, söylenmesi gereken sözcüklerle bir bütün olarak ne zaman dillendirilecek. Vakti öldürmekten başka bir amaç taşımayan havanda su dövme girişimlerinin tümü nereye kadar gerçek resimden uzak durmamızı sağlayacak. Sindirilmişliği kabullenerek, olmamız gereken muasır medeniyet seviyesine ulaşmamak için daha kaç girişime, yer ve zemin sağlayacağız. Dillendirilmeye çalışılan her bir açılımda muhakkak köstek olmanın dışında da birilerinin akıllarına, biz bir yerlerde hataların büyüğünü yapıyoruz sözü gelecek mi? Toplumdaki ayrıştırmanın, öteki yaratmanın değerli kılınmasının sebepleri nicedir? Edinimler bilginin özümsenip irdelenmesiyle bir şekilde süzgeçten geçirildikten sonra sunumlandırıldığı günlerden ne kadar uzağa doğru gittiğimiz gerçeği de, pek çok farklı örnekle irdelenebilir. Yazımızın en başında değindiğimiz üzere, gürültünün dozunun giderek artmasına karşın ifşaatın boyutları da daha fazla derinleşiyor son kertede. Kakafoni galip gelecek bir evreye ulaşıyor, körü körüne. Açık edilmeye çalışılan her tabuyu nasıl olduğundan farklı manalandırmalarla yâd ettiğimiz ise acımasız bir gerçek. Buna örnek olarak da, karşılıklı olarak acının yaşandığı bi dönemi irdelemeye imkan sağladığı öne sürülen, fakat her ne hikmetse küçücük bireylerin zihinlerini daha fazla karıştırmaktan, bulandırmaktan başka da bir hayrı dokunmayacak olan, ırksal ayrımcılığın giderek popülistleşen bir milliyetçilik söylemiyle harmanına ev sahipliği yapan bir belgeseli ilk olarak anabiliriz. Talim terbiye kurulunun yönetmeliklerinde açık olarak yer almakta olan “temel insan haklarına aykırılık taşımaması, cinsiyet, din, dil, renk, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri ayrımcılık içermemesi” ilkesinin nasıl içten içe ezilidiğini ortaya çıkartan son derece somut bir delili sunmakta, ötekileştirmeye ilişkin. Ortaya çıkartılan yayın olumlandırılmaya çalışılan, temelden farklıkların önünü almaya çalışanların da direncini kırmayı da amaç edinen bir izlencelik sağlamaka. Belgeselin içeriksel olarak doyurucu kılınması yerine izlemesi pek çoğumuzu zorlayacak görüntüler ile desteklenerek, işte sizin düşmanınıza kapının aralık tutulma girişimi olduğu ise, basından takip edebildiğimiz kadarıyla varabileceğimiz pik nokta.
Tıpkı daha öncesinde sizlerle paylaştığımız yazılarda olduğu üzere, bu ülkenin sınırları içerisinde en azından ayrıştırılmaması gerekli olan ve sıklıkla değinilmeye çalışılan toplumsal bütünlüğün üyeleri olarak adları geçen insanların yüzlerine, siz hem bizden farklısınız, üstelik bir de hainsiz yaftasından başka bir mana taşımamaktadır. Çözüm sunmaktan uzak, insanların karşılıklı konuşabilmelerinin de önünü almanın çabasıdır. Yıllardır varlığını koruyan, bu ülkenin bileşkelerinden birisi haline gelmiş bir azınlığın, binlerce yıldır varlığını sürdüren manastırlarının da bulunduğu topraklarda yaratılmaya çalışılan el koyma girişimin de, yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız çözümsüzlüğe önemli bir diğer örneği teşkil etmekte. Ait olunanın, bağlılığını ifade edenin de en azından normaller kadar hak ve hukuğu olduğu gerçeğinin görmezden gelinmesi, bu ikilemlerin daha da fazlalaşmasına sebebiyet vermekte olduğu da zamanımızın bir gerçeği olmakta. Keza sadece etnik-mezhepsel ayrıştırmaların, yok saymaların yanında, emeğin gerçek karşılığının da bir türlü bulunamadığı bir coğrafya üzerinde ikametteyiz. Tanımsız, bilinmez olarak değerlendirilen, kapitalist sistemin de çarklarının döndürmek dışında herhangi bir pay biçilmemiş, fikri nedir sorulmamış insanların karşılaştıkları problemlerde bu özgürlük savının henüz iş sahalarında da pek de geçerli akçe olmadığını bir kere daha acı bir biçimde hatıra düşürüyor. Sendikal haklarını talep ettikleri için çalıştıkları gazeteden kapı dışarı edilmiş, 10 basın emekçisinin ikinci haftalarına giren grevlerini de bu vesileyle paylaşmakta fayda var. 29 yılın ardından hala yıkılmazlığını korumakta olan sistemsizliğin, eskinin 'basın' şimdilerin 'medya' sarmalı içerisindeki emeğin değersizleştirilmesi karşısında, grev haklarını kullanan bu insanlar, kanıksanmış yenilgilerden, üzerine ölü toprağı serpilmiş hallerimizden sıyrılabilmemiz için birer vesile teşkil eder ümidiyle de son sözü Sabah/ATV Grevi blogundan yaptığımız birinci elden alıntıya bırakalım:
“Biz bu grupta çalışan, işsiz olmayan (şuan işsiziz) kendi isteğiyle greve çıkan, işi bırakan, işten atılmayı göze alan insanlarız. Sendikanın basın gibi bir işkolunda daha aktif görev alması gerektiğine inanıyoruz. Bu hem örgütlülüğün çalışana güç katmasıyla hem de gazetecilerin kendi mesleğine sahip çıkmasıyla alakalı. Bu yüzden öncelikle sendikayı önemsiyoruz. İşverenin sendikaya karşı olumsuz tutumudur bizi bu duruma getiren. Şimdi bu bile basına nasıl baktığımızın göstergesidir. Israrla böyle bir kuruluşta nasıl çalışıyorsunuz diye sorulmasını ise garip buluyorum. Burada çalışıyor olmamız köle olduğumuzu göstermez. Bir her zeminde editöryal bağımsızlığın bu ülkenin olmasa olmazı olduğunu dile getiriyoruz.
Toplu sözleşmenin buradaki kilit noktasını açmak gerekiyor. Karnı doymayan hiçbir insandan demokrasi, tarafsız basın, doğru düzgün gazetecilik bekleyemezsiniz. Maslow'un hiyerarjisine ve bilime ters her şeyden önce. İlk önce doğru düzgün maaşlar ve iş güvencesi geliyor. Bu sayede gazeteciler şu haberi yaz diye genel yayın yönetmenine patronuna karşı çıkabilecek. Çünkü bir kalemde genel müdürün onu işten atamayacağını bilecek.
Velhasıl biz ölü olan toprağı eşelemeye çalışıyoruz. Yaptığımız çok küçük bir adım. Öyle kendimizi kahraman vs hissetmiyoruz. Sadece bu olayın başka kapıları açmasını ve basınımızın, kitle iletişim araçlarının manipüle etmeden doğru düzgün habercilik yapmasını istiyoruz.”
Deuss Ex Machina'nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak sizlerle paylaştığımız bölümünde de özgürlüğün farklı okumalarına imkan sağlayan, türetilebilirliğe dikkatleri çekmeye çaba sarf etmekte olan, özgünlüğünü koruyan bir müzikal seçki gerçekleştirmeye çalıştık. Güncenin kendisinde varlığı süreduran sindirilmişliğin yanısmalarından bir nebze de olsa uzaklaşabileceğimiz bir kurguyu ortaya çıkarttık. Seslerin salt bir eğlence olgusu taşımasının dışında içeriği de besleyen, diğer etmenler olan alternatifin tanımına dair çıkarımlarla, deneyselliğe uzanan bir bakışım rotamızı belirledi. Makina'da geçtiğimiz haftanın albüm önerisi olarak sizlerle paylaştığımız 'Studio 1' projesinin ardındaki üretici Wolfgang Voigt yazınında da değindiğimiz üzere, makinelere nüfuz eden, onlara ruh kazandırabilen işler kotarmaya çalışan, müziği de aşama aşama geliştirerek farklılaştıran seslerin izlerini sürmekte olan çalışmalar çatımızı oluşturdu. Rutin bir şekilde tek bir müzikal izleğe bağlı kalmaktan özellikle imtina ederek, varedilmiş kurgulamaların tümünden derlenerek birbirleriyle de uyumluluk gösteren bir dizin oluşturma çabası, Deuss Ex Machina. Kuru gürültüleri yoğun bir biçimde de duyumsatmayı başaran gündemin ortasında, bariz değişkenliklere zemin sağlayan müzikler, fikriyatı beslemeye de devam ediyor. Eskinin müzikal beklentilerinden ilham alınrarak şekillendirilen dönüşümler, şimdinin müziğinde de farklı olanın daha çabuk bir biçimde keşfedilmesini sağlıyor. Haftalık albüm önerimiz olarak, çalışmalarının dahilinde, elektronik müziğin hemen tüm alt başlıklarında kayıtlar yayınlamış, yaratıcı kimliğinin hakkını sonuna kadar vermiş bir prodüksiyon dehası olarak nitelendirebileceğimiz Mark Pritchard'ın son projesi Harmonic 313'yi “debut” albümün arifesinde sizlerle paylaşıyoruz. İyi okumalar.
Mark Pritchard, geçmişin izlerini takip ederek, moderni yapılandırmaya çalışan bir prodüktör. Tekil bir kurgulama biçimi olarak elde edilmiş ses kesitlerinin, biteviye tekrarlarına dayalı olan, döngünün sağladığının dışına çok fazla çıkılmadan eklemlenen sesler ile birleştirildiğinde ortaya elektronik bir yığıntıdan da başka bir konumlandırmaya indirgenemeyecek ses karaşınlığına karşın, olabildiğince anlamlandırılabilir örnek ve çoğaltımlara girişen bir ses türeticisi, ritim tasarımcısı. Kurgusal yapının merkezine konumlandırdığı ve üretimine odaklandığı herhangi bir müzikal disiplin dahilinde azami verimi ortaya çıkartmak konusunda da ısrarlı bir deneyselliğin mihmandarı. Sonic Youth, Pixies, My Bloody Valentine gibi indie akımının üretkenlik doruğuna ulaşmış olduğu yıllardaki dinleyiciliğinin ardından takip eden günlerde, elektronik seslere de merak salıp, işin üretim safhasına kafa yoran bir isim Pritchard. Tanımının dönem içerisinde henüz yeni yapılabilir olduğu Detroit Techno ve Chicago House ekseninin kendisinin çizmeye başlayacağı müzikal kariyerinin de altyapısını oluşturduğunu da çeşitli röportajlarından teyit etmek mümkün.1991 yılında, bir yandan müziğini beyaz etiketli plaklar aracılığıyla paylaşan öte yandan da DJ'liğin de üstesinden gelen bir isimdir, Pritchard. Oluşturduğu, parça dizinlerinde hip-hop'dan techno'ya, erken dönem drum'n'bass kayıtlarına kadar uzanan seçkiyi dinleyiclerle paylaşır. Taunton'da gerçekleştirilen bir kulüp gecesinde, daha sonra projelerinin hemen pek çoğunda ortak çalışmalara imza atacakları Tom Middleton ile tanışmasıyla beraber de bu sürecin hızlandığını, kariyerinin dönüm noktalarından birisini oluşturduğunu ekleyebiliriz. Yine aynı dönem dahilinde Middleton'ın aracılığıyla, zamanımızın müzikal deli-dahilerinden Richard D. James ya da bilinen namıyla Aphex Twin'in, bizzat Pritchard tarafından anılan tabiriyle de, inanılmaz müziklerini dinlediği bir seansın ardından Middleton ile beraber Evolution Records'un temellerini atmaya karar verirler.
90'lı yılların henüz başlarında yapılandırılan Evolution Records etiketiyle, Aphex Twin'in Selected Ambient Works'ünde dinlemiş olduğumuz tınılarla benzeşen, yer yer zamansız, çekimsiz ve çekince taşımayan bir elektronik betimlemenin, yer yer de techno'nun disiplinler arasında ayrıştırılmasından, çok daha öncesinde kurguda işlenen, karaltılı, somut örneklere dayanan bir IDM kolajına ev sahipliği yapan Reload adı altında Middleton ile beraber kayıtlar gerçekleştirirler. Söz konusu kayıt dizininde, kendi imkanlarıyla plak olarak, hiç olmadı kaset'e alınmış kayıtlar olarak dolaşıma çıkmış, dönemin tüm ruhunu sindirmenizi de sağlayan bir bütünlük barındırdığını ilk elden iletebiliriz. “Underground” yaklaşımını sonuna kadar destekleyen, şimdilerin dubstep disiplininde olduğu üzere kollektif kimlik üzerinden müzikal paylaşımın ön planda olduğu bir kurgu 'Reload' ve arkasından gelecek olan diğer çalışmalarında belkemiğini oluşturan, söylem olduğu çıkarımını da gerçekleştirebiliriz. Deneyselliği ön planda tutan, elektronik müzik ile techno'nun kuvvetli yapısından feyz alarak dönüşümü tamama erdiren bir izleğin sağlaması Reload'u tanımlandırır. İkilinin bir sonraki durağı olan, Ambient'ın ana yapısından hareketle kotardıkları, Global Communication olur. Doğalın ses istemcisi olarak tanımın yapıldığı, keskin hatların durağan geçişlerle yumuşatıldığı, kolay dinlenebilir düzenlemelerinin daha fazla dinleyicinin türü tanımasını, benimsemesini sağladığı bir disiplinde, Pritchard ve Middleton'ın türetimleri dinleyiciye yeni ufuklar açmak konusunda son derece cömert davranan sinematografik bir detay zenginliği barındırır. Pritchard'ın elektronik sesleri keşfinde ilham odağı olarak tanımlandırdığı THX 1138, 2001 A Space Odyssey gibi kurgu bilim filmlerin atmosferini de yansıtan bir aynalamayı da es geçmememiz gerekir. Yalıtılmış, komünite dahilinden olmayan ana akım dinleyicilerine, doğal tınılardan beslenerek geliştirilen, Kraftwerk'den başlayıp, Vangelis'lere kadar uzanan genişlikten bir derleme bütünü olagelen '76:14' albümü bu minvalde elektronik müziğin başyapıtlarından bir diğeri olarak dinleyicilerle buluşur. Yüzeyler arasında ses kabarcıklarını çağrıştıran elektronik kesitler, bir veya daha fazla, farklılık barındıran katmanlar ile beraber Ambient Techno'ya uzanan bir serüvenin varlığı albümü gerek yayınlandığı dönemde, gerekse de The Guardian gibi önemli yayın organlarınca 90'lı yılların önemli Ambient kayıtlarından birisi olmasını da sağlayacak detaycıllığı barındırır.

DJ Shadow gibi nevi-şahsına münhasır örneklemcilerin, belge niteliği taşıyan prodüksiyonları, tozlu raflarda bekleyen kayıtları diriltmeleri, yenileştirmeleriyle yakınlık kurabileceğiniz Optigan, kulağa da aşina gelen ses kesidinin üzerine döşenmiş aksak ritm coşkunluğuyla Funky Duck, ağırdan alınan ses sinyallerinin, geçtiğimiz sene iki serisi birden yayınlanmış olan John Baker’ın The John Baker Tapes çalışmasında yer bulan parçaların izini takip eden, 70’li yılların popüler seslerini lounge titreşimlerinde yeniden varedildiği Departure Lounge, Brinkworth’un hip-hop çözümlemelerinin, Pritchard’ın ambient sınırlarında duran ses yelpazesinin, mükemelle en yakın biçimde irdelenmesi, albümün en önemli anı olarak da değerlendirebileceğimiz Paranoia gibi parçalar ile tüketilen bir müzikten yavaş yavaş daha fazla itina isteyen, dinlendikçe kulakta aşinalık sağlayan, zorlayıcı olmadan deneysel seslere kulak vermek isteyen dinleyicilerin teşebbüslerini boş bırakmayacak kadar genişleyip ilerleyen bir serüveni ortaya çıkartırlar. Bu projenin hayat bulmasının üzerinden üç sene geçtikten sonra Mark Pritchard’ın, Techno’nun yaratım sürecinde kendine yer bulan deneyselliğin izleriyle hip-hop’un çiğ seslerden de müzikler icra edebilinmesine olanak sağlayan esnekliğinden ilham alarak kotardığı, “Harmonic 313” projesine ulaşırız. Eğlendirici unsurları da yadsımadan, sert sessiz tekno yaratımının izlerini barındıran ilk çalışma Dirtbox EP’si 2008 yılında Warp Records etiketinden dinleyicilerle buluşur. Dans müziğini ele aldığımızda şimdinin, en heyecan verici müzikal alaşımını barındıran dubstep ile de paralelliklerini barındıran, keskin hatlarla örülmüş, yüksek bas kümelerinin atmosferi sağlamlaştırdığı Dirtbox parçası ile kayıt açılır. İsimsiz kollektiflerin türetmiş oldukları, melodik unsurların ön planda tutulduğu, sonik ses alaşımlarıyla uyumluluğu ön plana alındığında, tıpkı Anticon etiketinden yayınlanmış, deneyselliğe vurgunun pik yaptığı, Rock eleştirili Hip hop deneyimlemesinde olduğu gibi, Techno ile düzenlenmiş, tertip edilmiş bir hip hop manisfestosuna ev sahipliği yapan Arc Light plağın A yüzünü oluşturur. Ses kesitlerinde endüstriyel vurgulamalara ev sahipliği yapan, doğrudan hip hop altyapısının techno’dan da beslenerek yapılandırıldığı, karşılıklı birbirileri içerisinde süreklilik arz eden bir devimi ortaya çıkartan The Returners ve enerjik yapısıyla birebir örtüşen, sağlam bir dans pisti müziği halini imgeleyen dijital dub türetmesi Wobbz, Harmonic 313 çatısı altında tek yönlülükten ırak, olabildiğince çok farklı temas noktalarıyla elektronik müziğe nitelikli bir bakışımın dinleyicilerin beğenisine sunulacağının müjdecisi olur.
Bu bağlamda bir ileri noktayı temsil eden, dinleyiciyi de ortaya çıkan yapıtın bir parçası haline gelmesi için çaba sarf ettiren etkileşimli EP 1 çalışması yayınlanır. Kayıtların içerisine işlenmiş küçük oyunlar ile parça adlarının çözümlenmesi için, Harmonic 313 sitesine yönlendirilen kullanıcının dinlediklerini daha çabuk bir biçimde özümseyebilmesi için yardımcı olan bir çalışmayla da tüketimin çok yoğun bir biçimde yaşandığı , mp3 kültürünün neredeyse ortaya çıkan çalışmaları çabuk bir biçimde öğütmesine karşı da bir duruşa dikkatleri çeken bir deneyimi barındırıdığını belirtmeliyiz. Dinlenilen her bir kayıt, şimdi ile geçmişi, üretim çeşitliliğine de vurgulamanın yapıldığı bir yapılandırma bütününü ortaya çıkartır. Kelimeleri harf harf tanıtan, eğlendirici bir hoşgeldin mesajının ardından, eklektik technoesk kurgunun raks edilir bir kurguya dönüşümünden mülhem, Problem 1’la (Word Problems) kayıt açılır. Yoğunlaştırılmış vuruşlarla bezenerek yer yer Jay Dilla’nin öncülü olduğu, merak uyandırıcı deneyleri ile benzeştirilebilecek, mat yüzeylerle de şimdinin ruh halini de yansıtan Problem 2 (Neon), koşulsuz dönemeçleriyle beraber, Flying Lotus, Samiyam, Dabrye gibi hip-hop enstrümantalizmini deneysellik sınırlarına ulaştırmış yenilikçi isimlerin kayıtlarının, duru halleriyle örtüşen, düşük yoğunluklu techno vurgusunun, aksak ritimlerle buluştuğu Problem 3 (Call To Arms) karaltıya çalan bir dubstep evrimine de kulak kabartabilmemizi olası kılıyor. Sinyallerin çarpıcılığında Detroit Techno’sunun karakteristik özelliklerini de yansıtan melodik akışkan Problem 4’u (Flashback) da tamamlayıcı bir diğer öğe olarak değerlendirebiliriz. EP’nin açılışında yer bulan parçanın vokallerden arındırılmış, Techno baslarının da daha bir ön plana çekildiği aynalaması Problem 6 ile (No Word Problems) döngüyü tamamlarız. Başla, derinliği keşfet, sürükleyiciliği yakala, belleğinle kurgunun bir parçası sen de ol, açılımlarıyla çalışma, sadece öntanımı yapılmakta olan, bir yerlerden bilindik gelen seslerin tekrar anımsanmasını sağlayan bir tamamlayıcı haline dönüşüyor. Bu plak kaydının devamlılığı olarak parça adlarını çözümleyenleri bekleyen bir ödül olarak siteden yayınlanmış olan Problem 7 (Solve It - Use The Mp3 Artwork!) ya da çözümlenmiş ismiyle Shoot Em Up, Pritchard’ın kapsadığı tüm müzikal kalıpların ezcümlesini ortaya çıkartan bir bileşkeyi dinleyicilerle buluşturur.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Kurşun Askerler Üretmek Üzerine – Aylin GÖÇMEN – Birgün
Grev Güncesi – Sabah / ATV Emekçileri
Harmonic 313 Official
Harmonic 313 At Myspace
Harmonic 313 At Wordpress
Mark Pritchard Official
Mark Pritchard At RBMA Sao Paolo 2002
Harmonic 313 Album Review At BBC
Harmonic 313 DJ Mix At RCRDLBL
Harmonic 313 EP 1 Review At Myownkaos
^|SiCk0|^ At Intolerance Records
^|SiCk0|^ At Myspace
Adamned.Age Official
Adamned.Age At Myspace
Halbsicht Records Official
L’usine Official
L’usine At Myspace
L’usine At Ghostly International
Deru At Myspace
Mr. Beatnick / SHHHHH Official
Mr. Beatnick At Myspace
Ahu aka Dolly At Myspace
Ahu aka Dolly Mix For Gilles Peterson WWI At Put Me On It
Milieu Official
Milieu At Myspace
Milieu Music Official
Kernell32 Official
Kernell32 At Myspace
Kernell32 At ReverbNation
Mr. Oizo At Myspace
$tunt$ Remix Official Informative At Warp Records
Modeselektor Official
Modeselektor At Myspace
Feadz At Myspace
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Live Painting – By Jeff Claassen
© Jeff Claassen
Harmonic 313 aka Mark Pritchard Photos Courtesy From Xplosiva2007 Flickr Page
Photos By Silvia Garis
>>>>>Poemé
Düşlerde Fener Olmak - Wolfgang BORCHERT
Ben ölünce
hiç değilse
Bir fener olsam,
kapında dursam,
soluk donuk geceyi
aydınlığa boğsam.
Ya da limanda
gemilerin uyuduğu zamanda
gülüşürken kızlar
uyumasam,
dar kirli bir kanalda
bir yalnıza göz kırpsam.
Daracık bir sokağa
assalar beni
teneke, kırmızı bir fener
bir meyhane önünde
dalgın düşüncelerle
tempo tutup şarkılara
sallansam.
Ya da şöyle bir fener
gözleri büyümüş bir çocuğun yaktığı
duyulup da korkunca çevresinde yalnızlığı
dışarda camlarda
fırtınanın ıslığı
kâbuslar, görüntüler, cinler.
Evet, hiç değilse.
ben ölünce
bir fener olsam,
tek başına geceleri
uykulardayken dünya
gökte ayla senli benli
sohbete dalsam.
Çeviri: Behçet NECATİGİL
Kaynakça: Fener, Gece ve Yıldızlar, Wolfgang Borchert, Çevirenler: Behçet Necatigil, Ayşe Sarısayın, [Can Yayınları]
Şair Wolfgang Borchert 26 yaşında neden öldü? – Pakize Barışta – Kıyı – Taraf Gazetesi
© Jeff Claassen
Harmonic 313 aka Mark Pritchard Photos Courtesy From Xplosiva2007 Flickr Page
Photos By Silvia Garis
>>>>>Poemé
Düşlerde Fener Olmak - Wolfgang BORCHERT
Ben ölünce
hiç değilse
Bir fener olsam,
kapında dursam,
soluk donuk geceyi
aydınlığa boğsam.
Ya da limanda
gemilerin uyuduğu zamanda
gülüşürken kızlar
uyumasam,
dar kirli bir kanalda
bir yalnıza göz kırpsam.
Daracık bir sokağa
assalar beni
teneke, kırmızı bir fener
bir meyhane önünde
dalgın düşüncelerle
tempo tutup şarkılara
sallansam.
Ya da şöyle bir fener
gözleri büyümüş bir çocuğun yaktığı
duyulup da korkunca çevresinde yalnızlığı
dışarda camlarda
fırtınanın ıslığı
kâbuslar, görüntüler, cinler.
Evet, hiç değilse.
ben ölünce
bir fener olsam,
tek başına geceleri
uykulardayken dünya
gökte ayla senli benli
sohbete dalsam.
Çeviri: Behçet NECATİGİL
Kaynakça: Fener, Gece ve Yıldızlar, Wolfgang Borchert, Çevirenler: Behçet Necatigil, Ayşe Sarısayın, [Can Yayınları]
Şair Wolfgang Borchert 26 yaşında neden öldü? – Pakize Barışta – Kıyı – Taraf Gazetesi
Comments