
Deuss_Ex_Machina_255_--_Ninguém Vem Fantasma Vai
25 Mayıs 2009 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilen programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: Martyn-Great Lenghts (3024)
>1<-iTAL tEK-Ghost Cloud (Planet µ)
>2<-iTAL tEK-Strange Love (Planet µ)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Sigha-On The Strip (Hotflush Recordings)
>4<-TKR-Nightwalker (Fake ID)
>5<-Twisted & Redemption-Il Dire (Redvolume)
>6<-Vision-Jass (Bass Punch Records)
>7<-Martyn-Hear Me (3024)
>8<-Martyn-Far Away (3024)
>9<-Von D-So Many Faces (VIP Mix) (Argon)
>10<-Likhan'-Redlight (7even Recordings)
Ninguém Vem Fantasma Vai (255) - Çağrı Belirginleştirir. Açmazları, Açılmaz Kılınanları, Kilt Altında Tutulanları, Söylenecek Söze Taakati Kalmayanları. Hissiyatsızlığın Getirdiği Noktalarda Ruh Bedeni Şimdi, Yarın, Sonunda Terk Edecek! Gündönümü Hayallerin Yıkıntılarından Yükselecek... [imlasız/safsız]
>>>>>Bildirgeç
Zihin, derinlerine işlenmiş görüntüler ve bilgiler ile sürekliliği dengelenmiş bir dönüşüm ve devinim sahasıdır. Girdilerin birbiri peşisıra dizilmesinin ardından oluşturulan zincirleme reaksiyonun merkez noktasıdır. Her halükarda içerik ve biçimlendirmeler ile algılarımız şekil kazansa da, aslolan bireysel tedariklerimizle, kendimizden kattıklarımızla şeklini bulan, hamlığını ve hantallığını atan bir yapıdır. Kurgunun ötesinden, kendi hayatlarımıza ilintilediklerimizin, sorularımızın, bir türlü sonu gelmeyen sorunlarımızın, nefesi kesilmemiş bir biçimde ilerletilmeye çabalanan genellendirmelerin vuku bulup gün gördüğü yaşamlarımızda düşüncelere dalabilmemizin anahtarıdır. Kendi başına rotasına konulan , doğru olarak tanımlandırılan, sorgulanmaması meçhule gitmemek için tavsiye edilen, döngülerin ve gerekçelerin bir şekilde hizalandırılabildiği, arada kaçırılan noktaların fark edilebildiği, doğru anılan yanlışları gözlemleyebilmemize zemin teşkil edendir, zihin. Zaman eşiği görece farklılık barındırıyor olsa da, zihinin hemen herkeslerin birleşebileceği bir genişlikten hayatı kapsayıcılığını da iletebiliriz. Öykündüklerimiz ve yaşadıklarımız, acılarımız ve sevinçlerimiz, memnuniyetimiz ve şikayetlerimiz, birbirlerine bağlı olan hayata dair ne varsa işlenebilirliğini ortaya çıkartan bir mekanizmadır, ha keza zihin. Önemsediğimiz, sorun bellediğimiz konularda, başvurabildiğimiz özümüzden gayrı ve dahası kendimizden ayrı bir başvuru kaynağımız olmadığına göre, zihin hayat akışı içerisinde karşılaşmakta olduklarımıza karşı geliştirmeleri bizahati kendimizden yola çıkarak kotarabileceğimiz bir bütündür. Rastlantısal olanın değil, uygulanabilirliğinin deneyimlenerek gerçekleştirebildiğinin kanıtlanmasına vesile teşkil edendir de aynı zamanda. Sözbirliği etmişçesine bir örnekleştirilen, tektipleştirilen aynı tornalardan hemen hemen seri üretimle tüketime sunulan biz sizin yerinize düşündük klişesini aşmak için gerkesinim duyulandır. Kullanılabilirliği arttıkça, bilince işlenmiş olan hata kodlarının da ayrıca temize çekilebildiğinden de dem vurabilmek mümkündür. Velhasılı kuvvetlendirmeye çaba sarf edip bir arpa boyu da olsa yol almak için teşebbüs edebilmektir, zihnin işlevselliği söz konusu olduğunda. Olası yanlışlıklarda pes etmeden, yeniden yola koyulabilmektir pek çok zaman. Kudretli bilgiçliklere değil sadece, gündelikliğin getirilerine, karşımıza çıkarttıklarına farklı bir bakışın yakalanabilmesidir zihin vesair düşünceler bütünü. Yarıda bırakılmış, yarım kalmış sözlerin, söylenceliklerin ve eylemin hayata dahil edilebilmesidir, bu devinimin karşımıza çıkarttığı, sorgulara sevk ettirdiği. Çıkılmazlığı tescillenmeye çabalanmış geçitlerden ve engelle(meler)rden ırayabilmek, hafsalayı geniş tutabilmek için...
Konumlandırmaya çalıştığımız pek çok konuda bize bahşedilmiş şansların kullanılabilirliğini ortaya çıkartan, imleri sürükleyen, noktaları birbirlerine bağlantılamayı başartan zihin şimdilerin gündemini de irdelemeye vesile teşkil etmekte. Yoğunluğu artan bir şekilde, şekil şemal değiştirerek fakat gerek yorum, gerekse de sunuş olarak hala nerelerde takılı kaldığımız zihniyetini ortaya çıkartan beyanatlar, sözcükler dağarcığımıza dahil olmakta. Peşisıra ekranlarımıza zuhur eyleyen görünenlerin refakatinde, konuşulmaya, atfedilmeye, işaret edilmeye çalışılanların çokluğunda belirginleşen hizaya çekmelerin vuku bulduğu vakıalarla yüzleşiyoruz. Söylenmesi icab edenlere nihayetinde sıra gelecek mi diyerek, yoksa yoksa sahiden (bir mizansen olsa da) nihayet kapımız mı yoklanmakta ? zihinsel jimnastiğinin bambaşka bir uzamda nasıl tersinden algılanıp,vur abalıya dönüştürüldüğünün gerçekliğini karşımıza çıkarmakta. Sözler makul olanın anılmasının, hem de bağlantısı çok da alakadar olmasa da bambaşka bir konudan ilintilenmesinin sorgusunu, nedenini ve nasılını düşündürür iken nasıl olur da kesinlikler ile dolu konumlandırmalar ve zihniyetler bizi bir türlü terk edemediğimiz eşiklerle yeniden yolumuzu kesiştirmekte. Üzerine basıla basıla yapılan vurgulamalarla tarih tekerrür ettirilmekte. Kindarlıktan da hala ümit aşınmasına kul köle olunarak, korunarak bir şekilde medet umulmakta. Ötekileştirilen ve adı kötüye eşdeğer çıkartılan insanların yüzüne yüzüne yeniden buralara ait olamadıkları savı, zihniyeti bir duraksama olmaksızın sergilenmekte. Zihin başa gelenlerin ceremelerinin ne kadar çok çekildiğini bire bir hatırlatmakta iken beşeriye, muğlaklıkla terbiye edilen, sözümona demokrasinin sınırlarını sonuna kadar da açmakla mükellef olduklarının beyanını ispata çalışan vekiller demeç yarışına girişmekte. Hiç de isteksiz görünmeden, oldukları konumlarının gerekliliğiymişçesine duraksamadan, tereddüte düşme endişesi taşımadan, sözcükler tekrarlanmakta. Koşar adım terk edilmiş adına ne denilirse denilsin, kimi ve kimseleri istemese de yurt olarak bellenmiş bu coğrafyada yaşam sürmeyi de en az onlar kadar hak eden yurttaşlarına hizalar gösterilmekte. Uygunluk kisvesi altında, atfedilmişlerin asla olmadığına biat etmelerinin beklentisi sergilenmekte. Suskunlukları makul gösteren yegane sessizlikleri korkutucu bir biçimde zihin labirenti arasında turlamakta, son tahlilde. Beklentiler ve beklenenlere daha vaktimizin çok olduğunu, hiç de umulduğu gibi konuşabilmenin kolaylıkla da olmadığının resmi geçidi, destansı seslendirmeleri uygun adım şekillendirilmekte.
Zihin, gidenlerin arkasından konuşabilmenin ne kadar uzunca bir süredir "tabu" olarak belirginleştirildiğini, keşmekeşe (şeytan kulağına kurşun) yol açabilir endişesinin de sonuna kadar zorlanarak, olguların tam adlarının konulamadığının bilincine ulaştırıyor. Gerçek konular, daim olduğu üzere yanlış söylemceler ile beraberliklerinde kısa bir sürenin ardından yeniden rafların tozunu yutmaya, kendilerine yurt olarak belleyenlerin zihinlerinin saklı köşelerinden gün olunca hatırlanmak üzere saklanmaya devam edilecek evladiyelik etiketine kavuşturuluyor. Bu çoğu zaman tedirgin olarak yaklaşılan konularda yazdıklarıyla sözcüklerimizi ve söyleyebileceklerimizi tamamlayabilecek kalemlerden birisi olmuş L.Doğan Tılıç’ın Birgün Gazetesi’nde yayınlanan Zikzak Sanatsa... başlıklı yazısından bir alıntı gerçekleştirelim:
“Başbakan’ın, partisinin Düzce İl Kongresi’nde, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusundaki sözleri epey tartışıldı, tartışılacak. Belli ki Erdoğan, sınırın mayınları temizlenirken “İsrail’e peşkeş çekileceği” eleştirilerine pek kızmış.
“Suriye bunu yaptı, biz de yapalım dedik... ‘Siz burayı İsrail’e peşkeş çekeceksiniz!’ On yıllardır ne söylendiyse bu zihniyet hâlâ aynı yerde... Bu ülkenin vatan toprakları üzerinde yatırım yapan küresel sermaye ‘şu dinden geldi, bu dinden geldi’ diye ‘Eyvah Türkiye elden gidiyor’ demek bu kadar kolay mı?... Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı?.. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi... Paranın dini ırkı olmaz. .. Adam burada yatırım yapacak... Burada Ahmet-Mehmet çalışacak.” Söylenen bu!
Bu sözleri, “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı?.. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi...” cümlelerinden hareketle ve bağlamından kopararak eleştirmek benim işim değil.
1915’e, 1923’deki zorunlu Rum mübadelesine gitmeye de gerek yok. 40’larda gayrimüslim erkeklerin amele taburlarına toplanması ve varlık vergisi, 6-7 Eylül olayları, “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları, 1964’te Rumlar’ın Yunanistan’a zorunlu göçü... Bunlar o cümleleri fazlasıyla hak eden olaylar. Daha yakın zamanda, “aynı etnik gruptan” olsalar da,Alevi yurttaşların Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan sökülüp atılmaya çalışılmasını katın bunlara.
Keşke bizler, bir başbakanı bu ülkenin, bütün bu olayları samimiyetle masaya yatırıp yüzleşebilsek.
Ancak, Başbakan’ın Düzce’de söylediklerine biraz daha geniş bakınca, asıl derdin “Paranın dini ırkı olmaz” cümlesiyle ifade edildiğini görürsünüz. Onu kızdıran, “şu dinden geldi, bu dinden geldi” diye yan bakılması “küresel sermayeye”.
Mayın temizlemesine karşı çıkılan İsrail’i savunmak gibi bir derdi olsa, “One minute” falan demezdi Davos’ta. Çocuk katliamcısı ve neredeyse soykırımcı ilan etmezdi İsrail’i.
Başbakan hemen her önemli konuda sürekli zikzak yapıyor. Öfkeyi hitabet sanatı saydığına göre, belki zikzakı da siyaset sanatı sanıyor. “Küresel sermaye”nin basıncı ile kendi kökenlerinin basıncı arasında gidip geliyor.
O yüzden, bir gün Ermenistan sınırını açma havasını yayarken, bir başka gün Türkiye’de çalışan Ermenistan vatandaşlarını kapı dışarı etmeyi ima ediyor. Önce o meşhur Diyarbakır konuşmasını yapıyor, sonra “Ya sev ya terket” diyor Kürtlere. Bir taraftan DTP’lilerin elini sıkmıyor, öte yandan İmralı’ya 7-8 mahkûm göndermeye hazırlanıyor.
Erdoğan’ın zikzaklarına ana muhalefetin karşı çıkışı daha vahim. Tamam, zikzak iyi değildir ve politikada zikzaka karşı olmak gerekir. Ama adı üstünde zik-zak. Zik yanlışsa, zak doğru olabilir. Zikzaka karşıyız diye, içindeki zaklara saldırmanın ve muhalefeti buraya oturtmanın manası yok.
Erdoğan’ın son sözleri epey “küresel” alkış alır, ama bir o kadar da tepki alacak kendi tabanından. Bu basınçlar sonucu, gelsin yeni zikzaklar!” (26 Mayıs 2009)
Farkı olanı yorumlayabilmek, farkına varılanların belirginleştirilebilmesini sağlayabilmek için müzik elimizin altında büyük bir cevheri paylaştırmakta. Seviyesi ve tarzı nasıl olursa olsun, dinlediklerimiz kısmen dahi olsa, etkilendiklerimizi, duyumsamak istediklerimizi algılatan bir yapıyı bütünleştirir. Ses varedilmiş sözcüklerin gerek sağlamasını, gerekse de ötesini merak edenlere, yön tayini imkanı sağlar. Durduğumuz noktalardan, edindiğimiz izlenimlerden, sezginlediğimiz ama ifade edemediğimiz epey yüklü bakışımlardan kendimize ait paydalar çıkartabilmemize imkan sağlar. Yediğimiz içtiğimizden de farklı bir biçimde, adına hayat dediğimiz hengamenin içerisinde belki de en kolaycıl biçimde adapte olunabilecek bir sığınağı da çağrıştırır, müzik. İhtiyaç anlarında elzem olandır.Yitirilenlerin ardından kimi zaman ağıtlar yakabilmenin, adlarını anabilmenin, kimi zaman da kıymık kadarlık sevinçlerimizi, ortak mutluluklar ve coşkularımızın sonsuz olmasının temennisine ortak ettiğimiz kuvvetli bi'bağlaçtır. En başından bu yana radyo programı / metinsel içerik bağlamında savunduğumuz üzere müzik sadece hayatın fonu değil, pek çok defa hayatı kapsayan bir özdür. Nefessiz kalıp, çaptan düştüğümüz anların dahilinde çıkabilmek, önyargı kuşaklarına teslim edilmiş yapay bakışların körlüğünden uyanabilmenin , giderek mekanikleşen insanlığımızda nelerden feragat etmeye devam ettiğimizin, odaklarının üzerinde yorumlamalara girişebildiğimiz bir dehliz, müzik. Keskin hatlara bağlı kalmadan, oldukları halleriyle zamanın çizelgesini ortaya çıkartabilen sesler rotamızı belirlemeye devam ediyor. Deuss Ex Machina, geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirilen 255. bölümünde de yukarıda değindiklerimiz ile bağlantılı olarak konumlandırılabilecek seçkisi ile sizlere sunuldu. Yoğun ses kümeleriyle, şimdinin alternatifini oluşturan elektronik bağlaçları belirginleştirmeye çabaladık. Vurgulamaları parçalarımızın arasına dahil etmeye çabaladığımız sözlerimizin bütünlüğünde. İkrar edilen bilindiklerden ziyade uzak kılınmış olanın denenebilirliği üzerine çıkarsamalarımızda, 2005 yılından bu yana yayınladığı kayıtları ile Drum and Bass’den Dubstep’e uzanan bir müzikal kompozisyonu ortaya çıkartan Martijn Deykers’i “debut” albümü Great Lenghts’in yardımcılığında sizlerle paylaşıyoruz.

Daim olduğu üzere kuvvetli bass öğeleriyle şekillendirilmiş 'Techno' ve 'Drum and Bass' gibi türlerin bileşenleriyle şekillendirilmiş, yılların getirdiği bakışımın birleştirildiği ilk kayıt olarak 2005 yılında Manchester'lı prodüktör Marcus Intalex'in Revolve:r etiketinden Get Down / Black Lies kırkbeşliği yayınlanır. Rave günlerinin yadigarı haline dönüşmüş ara ses kesitleriyle beraber, döngüsüne katılmış yoğun bass pasajlarından mürekkep Get Down, technoesk baskınlığı ile sanatçının ilerleyeceği yolun da bir ön izlemesini sağlar. Tekil bir döngünün üzerinde ilerletilen endüstriyle tını yığınıyla, pist fatihi bir kayda dönüşümün betimlendiği Black Lies parçası tanımlandırılmaya çabalanan, geçmiş, şimdi ve gelecek birleşimine önemli bir örneği teşkil eder. Kullanılan alaşımlarla, yüzeysel bir nostaljiden uzak anın müziğine dair önermelerin yer aldığı bir muhteviyat sunumlandırılır. Play:Musik etiketli Nxt 2 U / Deepwood kısaçalarında bu belgeleyici anlayışın devamlılığını barındıran bir çalışma ortaya çıkartılır, Martyn tarafından. Endüstriyel tını hüzmelerinde kotarılan detaycıl bir dans parçasının olması gereken kıvamda şekillendirildiği Nxt 2 U ve plağın arka yüzünü kapsayan; karaltılı mekaniklerin sahne aldığı, techstep Deepwood parçası gibi ilintilenen her bir kayıtta yeni modellemelere girişilmeye devam edilir. Fabio, Grooverider, Calibre gibi drum and bass sahnesinin yetkin DJ / prodüktörlerinin listelerine dahil olması, BBC Radio 1-Xtra gibi öncül radyo kanallarında parçalarının çalınmasıyla beraber, İngiltere'de de tanınılırlığını arttırmış bir üretici olarak sesini de duyurmayı başaracaktır. 2006 yılında Revolve:r'ın 009 katalog numarasıyla yayınladığı I Wonder Why / Share My Wings kısaçaları bu minvalde üretilip paylaşılan, deneyimlemeye odaklanılmış bir kayıt olarak sanatçının diskografisinde yerini alır. Sertliği partisyonlara dahil edilmiş, karaşın yüklemli bass kümelerinden bina edilmiş, kompozisyonla türetilen I Wonder Why, jungle müziğin kökenlerinden ilham alınarak kotarılmış, eski okul rave ses fonetiğinin canlandırıldığı bağlantılarla düzeneğin tamamlandırıldığı döngü kümesi; Share My Wings parçası ile Martyn tek başına seslerden farklılıklara odaklanan detaycıl örneklemler gerçekleştirmeyi başarır. Tüm katmanlarında, elektronik dans müziğinin ritüellerinden, satırbaşlarından edinimlerin sergilendiği kayıt dizisinin ardından çıkagelen Broken / Shadowcasting kısaçalarında dubstep ile techno'nun birleşimine dair önemli açılımların sunulduğu bir metafor / mihenk taşı kayıt olarak 2007 yılında paylaşılır. Tekil bir hat üzerinde, birbirlerine nispeten benzeşen seslerden imal fabrikasyon kayıtların yanında, Martyn'i belirgin bir biçimde diğerlerinden ayrıştıran, DJ'lik kariyeri boyunca sergilediği performanslarında sık sık dahil ettiği techno, house, reggae, dub, funk tür ve disiplinlerinden edinilenlerin bir özeti kabilinde yeniden kotarılmasının, yaratılmasının da yattığını belirtmeliyiz. Güney Londra çevresinde gelişimini (dönem itibariyle) sürdüren bir disiplin olan dubstep'in 2000'lerden bu yana kapsamına dahil ettiği ses eşikleriyle benzeş noktalar barındırmasına karşın, Martyn'in sunumlandırdığı bu yeni kayıtlarda müziği ön planda tutan, deneysel bir dinlencelik kulakların beğenisine servis edilir. Aksak dönüşlerin, Basic Channel'ın mihmandarlığını yaptığı Dub Techno şemasında yeniden diriltildiği, Resident Advisor'da yer bulan eleştiride de değinildiği üzere House vokalleriyle bezenmiş dubstep'in ritmik döngüsünün de biraz daha hızlandırıldığı, techno formunun ise yavaşlatılmış dönemeçlerine haiz olmuş birleşimine ev sahipliği yapan Broken parçası plağın a yüzünü oluşturur. Shadowcasting ise, deyim uygunsa Detroit Techno'sunun ayrışık köşebaşlarını tutmuş Underground Resistance'ın elinin değdiği izlenimi bırakan yapılandırmasıyla elektronik müziğin sınırlarının nerelere kadar genişletilebileceğine dair özel, yetkin bir önermeyi beraberinde paylaştırır, Martyn.


...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Zikzak Sanatsa... - L.Doğan TILIÇ - Birgün
Laf İyi De... - Can DÜNDAR - Milliyet
Tarihi Özeleleştiri - Nuray MERT - Radikal
Çingeneler ve Irkçılık - Ali MEZARCIOĞLU - Radikal 2
Gazetecilikte Edebiyat - Bülent USTA - Birgün
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Martyn / 3024 Official
Martyn At Myspace
Martyn Interview At DC City Paper
Martyn Interview At Bodytronic
Martyn / Great Lenghts Album Review By P.Sherburne
Martyn / Rob Da Bank Guest Mix (20.04.2009)
Erosie Official
iTAL tEK At Planet µ
iTAL tEK At Myspace
iTAL tEK / Flex Plexico Exclusive Track
Sigha At Myspace
Hotflush Recordings Official
TKR At Myspace
TKR At Soundcloud
TKR / Submodulation
Twisted / Dutty Dubz At Myspace
Redvolume Official
Twisted & Redemption / Il Dire Remixes At Boomkat
Vision At Myspace
Bass Punch Records At Myspace
Bass Punch Records Informative At Resident Advisor
Von D At Myspace
Argon Records Official
Likhan' At Myspace
7even Recordings At Myspace
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-mal,Textart,Dubtronica,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
Martyn Images; Courtesy From Listed Sites
1 & 2 Mutek Flickr Page 3 Martyn’s Myspace
>>>>>Poemé
W.H. Auden – Bölünme
Hiç olmazsa o önyargısız, geldi görevinin
başına
Böleceksin dedikleri tanımadığı topraklara.
çıkmış iki halk karşı karşıya,
Farklı mutfakları ve uzlaşmaz tanrılarıyla...
“az,” dediler ona Londra’da, “geç kalındı,
Ne anlaşmak mümkün ne de konuşmak
karşılıklı.” tek çözüm ayrılmak
Diyor Vali, sana yolladığı mektupta bak.
Onunla birlikte ne kadar az görünsen senin
lehine,
Kalacağın yeri ayarladık, başka bir yerde.
Sana dört hakim verebiliriz, iki Müslüman, iki
Hindu, gibi danış ama sensin kararın sorumlusu.
Kapatıldığı ıssız konakta, gece gündüz polis
etrafta,
Bahçeyi kollayıp suikastçıları uzak tutmakta
Çalışmaya koyuldu, görevi kaderini
kararlaştırmak
Milyonların, nuh nebiden kalma haritalara
bakarak..
Nufus sayımı da büyük ihtimalle yanlış.
Zaman yok ki üstünden geçecek, ne de
gidilecek
Tartışmalı bölgelere. Hava dayanılmayacak
kadar sıcak
Amel de oldu. Kaçınılmaz ki işini
koşuşturmada yapacak.
Yedi haftada bitiverdi, sınırlar kararlaştırıldıya
da kötü, koca kıta ayrıştırıldı.
Ertesi gün denize açıldı İngiltere’ye doğru,
orada unutmalı
Her iyi avukat gibi yaptıklarını. Dönmeyecekti
geriye
Korktuğunu söyledi kulubüne, “Dönersem beni
öldürecekler,” diye.
Çeviri. Gündüz Vassaf 2009
Kaynakça: Savaşları Köşe Yazarlarından Okumayın / Gündüz VASSAF /
Radikal
Comments