Friday, July 10, 2009

Deuss Ex Machina # 259 - Pour En Finir Avec Le Jugement De Public

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_259_--_Pour En Finir Avec Le Jugement De Public

06 Temmuz 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Falty DL-Winter Sole (Planet µ)
>2<-Falty DL-To New York (Planet µ)
>3<-Maniac-Oxygen (GPP Records)
>4<-Maniac-Thug (GPP Records)
>5<-Virus Syndicate-Bitch (Contagious Recordings)
>6<-MRK1-Magnetic Device (Earwax)
>7<-Caspa-For The Kids (Dub Police)
>8<-6Blocc-Burm Dem (Instrumental) (Scale Step Productions)
>9<-Tes La Rok & Desto-Low (Argon)
>10<-Sub Swara-Koli Stance (Low Motion Records)
>11<-Ramadanman-Revenue (Untold Remix) (2nd Drop Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>12<-Trillbass & Symbl-Kush (Trill Bass Records)
>13<-High Grade-Don't Really Snare (Self Released)

Pour En Finir Avec Le Jugement De Public (259) - Yalnız Konulmak, İmkanları Kısılmak, Sözleri Kırpılmak, Susmak ve Susturulmak. Asri Zamanlarda Vicdanlarını Belirgileştirebilen Halklar, Haklarına Kavuşuyor. Kesintiyle Uğratılan Zaman, Yitirilip, Tüketilenler Birer Birer Hafızada Canlı Tutularak, İnatla Güneşin Bambaşka Doğacağına Sebat Ederek... [KaotikAçı-90-Dar Pası]
>>>>>Bildirgeç
Vicdanımız Yanılmaz Bir Yargıçtır, Biz Onu Öldürmedikçe - Honoré de Balzac

Hayata dair engin çıkarımların, peşisıra yenilikçi söylemlerin an gelip de duraksadığı, rutinin içerisini daha fazla ıssızlaştırdığı, kimliksizleştirdiği, sessizleştirdiği bir evre hasıl olur. Söylenecek ne sözcük, ne ifade, ne bir dışavurum elde kalmıştır. Varla yok arasının belirginleştiği, gerçek manasıyla zamanla olan koşuşturmacanın da kesintiye uğradığı bir aşamadır. Ortalığa dökülüverenlerin yoğunluğunda bir durum değerlendirmesine vesile teşkil edendir, aynı zamanda. Modern yaşamların hızlıca akıp gitmek üzerine kurulu olduğu bu dönencenin içerisinde belli ki, insanlığımızın da zorlandığı, sınamalara tabii tutulduğu, kesinliği olan ayrıştırmaların nasıl da bireyi körleştirdiğinin gün yüzü bulabilmesidir. Ortak çabanın, biriktirilenlerin, sözcüklerin, akitlerin, geçmişin ve geleceğin birbirilerine yakındurduğu daha da başka bir plan söz konusu da olmayabilecektir, o evreye dahil olunduktan sonrasında yaşananlarda, öğrenilenlerde, karşılaşılanlarda. Teşebbüs edebilmek için, hatalardan dersler alınması gerekliliğinden de dem vurulasıdır. Hiç çekinmeden, payımıza düşmüş olanları şapkamızı da önümüze alarak görmek, anlamak, kulak kabartabilmek, duyarsız kalmamak için gerekli olandır. Nasıl değiştiğimizin, nasıl bu raddelere bu kadar anlamadan geldiğimizin, belki itildiğimizin de çözümlemesinde cevabını içerendir. Sesin nasıl kısık tek bir tondan ibaret kakafoniye dönüştüğünün, ayrışımların nasıl kolaylıkla duvarlar, setler halinde yaşayanların arasında yükseldiğinin bariz açılımıdır. Olumlu manasında değişimlerin de kaidelerle beraber, varolan düzensizliğin, düşünceyi tümden susturabilmenin korunmasına pay edilmiş yeknesaklığı, çetinliğini de idrak ettirendir. Sınırlı dağarcığımızla, sınırlı yaşayışlarımızla, sınırı çoktan belli tanımlarımızla çevreli yaşamlarımızda vicdan meselini huzurlarınızda irdelemek istiyoruz. Kendi vurgularımızın ötesinde, hepimizi bağlayabilecek sorunlara karşın bir türlü geliştiremediğimiz istemin, insiyatifin vücut bulduğu, hissedilir kılındığı bir alanı simgeleyen vicdan. Makul sanılanın ne kadar da kolay bir biçimde, yargıya dönüştürüldüğünü, verilmiş hükmü boyunlarımıza astırdığını anlayabilmeye vesile teşkil eden, vicdan. Söze ve fikre kavuşturmaya her teşebbüste karşımıza çıkartılan, değişmezlik vurgusunu, tehditini daha da rahat bir biçimde anlayabilmemizi sağlayan vicdan. Saptamaya çalışılanın doğruluğuna kani olabilmemizi de sağlamlaştıran vicdan. Yetkisi bol olanların, rica minnetine terkedili hale getirilmiş olan çözümsüzlüklerinin kapılarını aralamak için ısrarla beklememizi sağlayan vicdan.

Zihne düşenin imgelemlere dönüşümünün, kelimelerle tanımlandırılabilmesinin üstesinden kolaylıkla gelinemeyecek kadar derin bir vicdan yarası, yaşamsalından dem vurmalı bu noktada. Yaklaşık olarak iki buçuk sene öncesinde, salt fikirlerini sonuna kadar savunma inancını gösterdiği için, kimselerden de, artık çekinmeden bu topraklarda kimi zaman küfür olarak addedilmiş olan bir halkın, yaşamsallığın izlerini sürmeye çaba sarf ettiği, çarpıtmaların uzağında gerçek fikir teatrilerine, konuşmalara zeminin sağlanması gerektiğine inancını saklamadığı için hedef gösterilip, karanlığa teslim edilen Hrant Dink'i ve onun ardından şimdiye kadar yaşananların hemen tümünde vicdan meselini farklı biçimlerde, fakat değişmez bir olgu olarak yaşamımıza dahil ediyoruz. Hissedip, varlığına şahitlik ediyoruz. Kötücüllük nasıl kendine yeni eşikler oluşturabiliyor ise o kadar farklı olandan imtina edenlerin arasında paylaşımı ve yaşamı düşünmeye devam ediyoruz. Fikri sabitlerin dünyasında, daraltılmışlığı alt edebilmek, kara çalan, karanlığı göstere göstere hayata bahşeden durumdan payımıza düşenleri almamız elzemliliğinin de hatları ortaya çıkmakta birer ikişer. Basite indirgenemeyecek kadar hata zincirlerinin, görmezden ve bilmezden gelmelerin, sözlü tacizlerin ortasında ayakta tutulmaya çabalanmış ülke bağlılığının, yurttaş tanımının kimleri de kapsayabileceği gerçeğinin ortaya çıkattığı için Hrant Dink'in ardından hatrımızda tutumalıyız. Bilmeliyiz, korkularla yaşamaktan imtina etmeden, yüzyüze gelmeden, konuşup acının ne menem biçimlerde halkları ayrıştırdığından dem vurmadan, en önemlisi; söze sahip çıkmadan ülkemiz daha demokratik, daha insancıl, daha yaşanabilir bir kara parçası olmayacak. Farkına varmadan sürüp gittiğimiz, arşınlayıp durduğumuz kaotik çemberin içerisinde seslerimizi birbirimize duyuramayacağız. Neden sorusuna yanıt bulamayacağız. Kimliklerin bir şekilde insanı vurulabilir kılmasının önünü alma çabasında hep bir eksik kalacağız. Berhava edip zamanı belleksizliğimize yeni düşeceğiz belki, şenlik kutlaması gibi tertip edilen zanlıların ele geçirilişi ve onca mahkemeye karşın istiflerini bozmazcasına tutturdukları en doğrucu onlar olduklarına, iyi bir şey yaptıklarına dair sebatlarının da katman katman büyütülmesi ve serpilmesini seyretmeye devam edeceğiz. Kendi eğlencelerine! hala tehditler savurarak devam edebildiklerinin farkını da algılayacağız, onlar mı içeride, yoksa bizler mi topluca kafesteyiz? diyerek dile getirmeye çaba sarf ederek. Münazara edilenin bir insan canı olduğu gerçeğinden çok bir geberesice! Ermeni olduğunun yüzümüze birkaç kere daha ifşaasını duymak mecburiyetinde olacağız. Hayatın kutsallığının nasıl ayaklar altına alınabildiğinin, hesap sorulma sırasının da bir türlü esas adam veyahutta emri verenlere gelemediğinin, bilakis neredeyse getirilmediğinin çelişkisinde vicdanlarımız ile başbaşa kalacağız. Döngü içerisinde yerimizde saymaya mecbur bırakılacağız.

İyi ve kötü birbirlerinin peşisıra hayatta yerlerini almakta. Bir görünüp bir kayıplara karışmakta. Tekil bir hayattan herkesi ilgilendirebilecek nice detaylara ulaşabilmek mümkün. Sadece üstünkörü bir karar mekanizması, yargı tertibatı içerisinde öğrenilenler değil belki bugünden sonra daha öğreneceklerimiz ile beraber nice kahırları tecrübe etmeyi sürdüreceğiz. Karşılaşmaya devam edeceğiz, tıpkı Hrant Dink yazılarında ve söylemlerinin hemen tümünde bahsini açtığı üzere yüzleşmeye, göğüs germeye ve ortak bir geleceğe ulaşabilmek için konuşmaya itimat ve özen göstereceğiz. Lafı cımbızla ayırmaktan uzakta fasılanın sonunda nelerin söylendiğini çözümlemeye çalışacağız. Lakin, ama ve fakatlara bağlar kurup temcit pilavına evrilen aynı teranelere kulaklarımızı kapatacağız. Hiç değilse bunu yapacağız. Bu kısa notun finalinde sözü Birgün Gazetesi yazalarından Enis Rıza'nın Patika köşesinde yayınlanmış olan O Umarsız Sırıtış başlıklı makalesinden alıntıyı iliştirelim:

O sırıtış…
adaletsizliğin suratı gibi.
Adaletsizliğin ve hayata düşman her şeyin suratı gibi.
Dava sürecinde yaşananların suratı gibi.
*
Ve bu çirkinliğe, karanlığa karşı koymak için her duruşma günü birkaç yüz kişi mahkeme önünde bekliyor. Birkaç yüz kişi… Cenaze törenine katılan on binlerce kişiyi hatırlayınca insan, ister istemez ardından sorular sormak da kaçınılmaz oluyor. Eğer o, on binlerce kişinin büyük çoğunluğunun sisteme, ayrımcılıklara, şiddete olan tepkilerini Hrant’ın öldürülmesinde somutlaştırdıklarını ve bu insanların kendilerini ifade edecekleri siyasal alanlardan yoksun olduklarını öngörmek mümkünse, bugün örgütlenen tepkinin tarzında eksiklik ya da yanlışlık var demektir.
O suratla ve o suratın temsil ettiği her şeyle karşı karşıya gelmek istemeyen herkesin sorumluluğu bu. Bütün sol-un sorumluluğu. Çünkü Hrantlar’ına sahip çıkmayana sırıtırlar.
Her şeyden önce birey yurttaş-lar kendilerini ifade etmek ya da kendi ifadelerini amaçlı bir topluluk içinde bulmak isterler. Bu bağlamda çağırmak gerekir elbette…
Bu yaygın ama-sız ve şart-sız bir arada temsiliyetlere, eylemde birliğe-eylemde birliğin özgün dil birliğine ve çok renkliliğine dönüşmez ise birkaç yüz kişinin buluşma günü olarak sürecek demektir. Hele daha etkili bir muhalefetin ve kamusal tepkinin arayışı tartışılamıyorsa. Ama iki yüz kişi çok değerli. Önemli olan bu bir avuç insanın hangi hayalin ve tasarımın ruhunu oluşturacağı.
Ve de…
Piyonlar, onlara yardım edenler, göz yumanlar, soruşturma ve yargı süreçlerini saptıranlar, görevlerini yapmayanlar ve hükümet orada duruyorken… bir askı gibi ergenekona davayı asmakla yetinmekten de vazgeçmeli.
Yoksa o suratın sırıtışı geleceği kaplayacak.
” (09 Temmuz 2009)

Geçtiğimiz Cumartesi İstiklal Caddesi'nden Tünel'e kadar uzanan insan zincirinin hatırlattıklarına dair kısa bir not...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
O Umarsız Sırıtış - Patika - Enis RIZA - Birgün
Gülüyorlardı, Tanık "Gülmeyin Lan" Dedi - Oral ÇALIŞLAR - Radikal
Cinayeti Herkes Gördü - Ragıp ZARAKOLU - Evrensel
Dink Cinayeti: 2 Defa Yerin Dibine Giriyoruz! - Necati DOĞRU - Vatan
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri


Müzik Önermesiz Haftamızda Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
The Climb ve Tırnak İçlerinin Dışındakiler - Limbo Pillow
Elegi - Varde (Miasmah) Albüm Kritiği - Fasitdaire / Nota Bene
Bill Laswell - Invisible Design II (Tzadik) Albüm Kritiği - Sühan Gürer - Dinleme Parkı
Yaşama Uğraşı - 1939 - 13Melek
Brian Eno: Explains Apollo: Atmospheres & Soundtracks - Guaridan

FaltyDL Official
FaltyDL At Myspace
FaltyDL At Planet µ
Maniac At Myspace
Maniac New Age Grime At Boomkat
Maniac At Fact Magazine
Virus Syndicate At Myspace
Virus Syndicate At Facebook
Virus Syndicate Radio1 Promo Mix
Virus Syndicate Sick Pay Album Review At Makina
MRK1 At Myspace
MRK1 At Planet µ
MRK1 At Wikipedia
Caspa At Myspace
Caspa Review At Makina
Is Caspa The Guy Ritchie Of Dubstep ? - Simon Reynolds - The Guardian
6Blocc Official
6Blocc At Myspace
Tes La Rok At Myspace
Tes La Rok At Last.FM
Tes La Rok At Fact Magazine Mix 32
Desto At Myspace
Sub Swara Official
Sub Swara At Myspace
Sub Swara Coup d'Yah Review At Etnotechno
Ramadanman At Myspace
Ramadanman At Resident Advisor
Ramadanman At Twitter
Trillbass Official
Trillbass At Myspace
Symbl At Myspace
High Grade At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel Tomorrow By Mert Şahbaz
© Mert Şahbaz’s Thank You Blog
Vicdan Notunda Kullanılan Fotoğraf – Radikal Gazetesi

>>>>>Poemé
Rüzgârı Acıtan Doğu - Bejan MATUR

Geldim
Suskun ve kederli
Bıraktım kendimi toprağına
Kalbim bekle diyordu
Bir tapınak bu geç olmadan.
Ama geciktim
Gölgesi kalmış duvarların
Kendileri gitmiş uzaklara

Doğu diyorum bazan
Rüzgârı acıtan doğu
Yeter mi anlamama.
Avunmak için
Dörtlükler ve haritalar
Topladım çantama
Taşlar biriktirdim
Saçlarımı uzattım kahırla.

Senden konuşan
O tuhaf kalabalığın ortasında
Baktım dağ göllerinin derin uykusuna
Görünen tüm yollara baktım
Gücüm yok
Acıyan yaralarını sormaya

Orada
Tanrının biliniyor kuşlar
Kadınlar tanrının biliyor kuşları
Ve soruyorlar ona
Tanrım ne yaptık sana
Kuşlarının kanatlarını mı kırdık
Ne yaptık sana

Tanrı sessiz
Annem kadar sessiz
Bakarak
Neden bekliyorsunuz burada
Diyordu kalanlara

Ah sevgili ten
Neden bekliyorsun burada
Alıp kokunu git
Git O acı rüzgârın ardından.

No comments: