Sunday, July 19, 2009

Deuss Ex Machina # 260 - River Was Filled With Stories

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_260_--_River Was Filled With Stories

13 Temmuz 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Sinner DC – Crytsallized (Ai Records)
>1<-Sinner DC-Digital Dust (Ai Records)
>2<-The Black Ghosts-Full Moon (Marlow Remix) (Southern Fried Records)
>3<-Clubroot-Lucid Dream (Lo Dubs)
>4<-Scuba-Twitch (Jamie Vex'd Remix) (Hotflush Recordings)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>5<-Simon Slum-I'm A Screw Up (Savory Audio)
>6<-HD4000-South Street (HD4000's VIP Remix) (W.E. Recordings)
>7<-Orbital Feat. Lisa Gerrard-One Perfect Sunrise (Radio Edit) (Orbital Music)
>8<-DJ Madd-Better With You (Boka Records)
>9<-Moderat-Rusty Nails (TRG's Peaktime Remix) (BPitch Control)
>10<-Simon Slum-Living Dead (Savory Audio)
>11<-Benga-On The Edge (Sin City Recordings)
>12<-Kutz-Spaceman VIP (Sin City Recordings)
>13<-Youthman-Requiem (Heavy Load)
>14<-Taz Buckfaster-Kingston Bridge (Rwina Records)

River Was Filled With Stories (260) - Değerler Korunaklı Cümlelerin Belirli Belirsiz Hallerinden Tanımlandırılmaya Çalışılmakta. Herkes Ötekisi Olmadan Bir Eksik Olduğunun Farkına Varasıya Kadar Sürecek Karşılaşmalarla Bu Nehrin Kıyısında Kalmakta. Irakta Kalmış Sözlerin Seslerini De [Güncel/Yazgılardan/Belleksiz/Yarınlardan Uzat/Durun]

>>>>>Bildirgeç
Yaşam, başlangıç noktasından sonu tam olarak, ne zaman gelecek olduğu bilinmeyene kadar geçecek süresinin dahilinde bir hat üzerinde değişikliklerin vukû bulduğu bir çizgiyi çağrıştırır. Maruz kalınan, öğrenilen, edinilen, damıtılan, sırasıyla karşılanan vesair çeşit durumla beraber yükseltiler ve alçaltılar meydana getiren bir grafik betimlemesi ortaya çıkar. Sade suya tirit, bir değişkene maruz kalmadan bu grafiği (yaşamı) ister dümdüz yaşarız, istersek de gelişimimize paralel olarak farklı argümanların katkı ve etkileşimleriyle beraber yoğunluğu arttırılabilen bir serüvenin akışı içerisinde bulunuruz. Farklılığı ile deneyimlenmesi gerekli olanı zamanı geldiğinde şüphesiz, kuşku götürmez bir biçimde kullanabilir, yararlanabilir kılmak ise, yolun daha en başından bu yana önümüze taşıdığı seçenekler arasında öncül saflarda yerini belirginleştirir. Tercihlere bağlı olarak kararını birey kendisi verecektir. Deneyimleme, deneyerek öğrenebilme ve idrak edilenin salt bir ezberden çok daha işlevsel bir odağı kapsayabilmesi için de çabalamanın karşılığında bekleyebilenlerdir, bu azalıp çoğalan çizgilerin müsebbibi. Yeknesak bir devinimdense kendi rotasını belirleyebilen, eklediklerinden feyz alarak ilerleyebilenlerin yaşamları, oluşturdukları 'çizgi' tassavurunun daha geliştirici olduğunu, hayata anlam katabilmenin karşılığını da tanımlandırdığını belirtmeliyiz. Akış olanca hızıyla beraber günlerimizi alıp götürse de aslolanın her bir seferinde ne kadar fazla kendimizi geliştirebildiğimiz, neleri yaşamlarımıza katabildiğimiz, akılda yer etmiş sorunlarımıza, sorularımıza ne kadar fazlaca yaklaşıp, çözümleyebildiğimiz ile bağdaşık bir biçimde ilerletilen bir seyrüsefer haline dönüşür. Sadece kederle karşılaşanların bile olabildiğince daha iyisine odaklanmış oldukları örneklerden dem vurabilmek mümkün. Yaşam her daim beklentilerimizin tam karşılığını bulabildiğimiz, her söylediğimizin olumlu karşılanmasına vesile teşkil eden avuntularla dolu bir sürecin tanımı değildir. Makul olana ulaşabilmek, belirli doğruların herkesleri kapsayabilmesi için çaba sarf ederek, sana, bana, ona değil hepimize faydası dokunacak doğruların izlerini sürebilerek, çıkarsamalara girişebilmek ile mümkün olacak bir kapsamanın üst başlığıdır. Çatısıdır. Karşılığı nadir bulunsa da denilegelenin doğruluğunu zamanın tescil edebildiği bir sahnelemedir. Sahnenin görünmesi icab edenlere sonuna kadar aralık, açık tutulduğu bir açık nümayiştir, hayat. Düşgörünün hakikatliliğe, iddia edilip tez olanların kaçınılmaz olarak bu çizgisel akışın yükselen odakları haline dönüştürüldüğü bir tanımlandırmayı kapsar, hayatın eğrisiyle doğrusuyla çizilmekte olan betimlemesinin hemen tümü, tamamına yakınında. Şeritler uzayıp gider bir aşağı iki üç yukarı, bir iki dikey bir kaç tane yatay, pek çok da durağan düz hatlar.

İmlemeye çabaladığımız bu çizgilerin zamanla durağanlaşıp, tekil bir hattan yavaşlatılmış örneklerini de gözlemleyebilmek mümkün. Sabit bi'düz çizgiye dönüşmüş hayat akışında. Toplumsal dinamiklerin ilerletilebilirliği, geliştirilebilirliği, yorumlanabilirliği gibi konularda sıklıkla hasıl olduğu üzere, oluşan ayrıştırmalar ve farklılıklar bi'noktadan sonra karşıtlılığı, kutuplaşmayı tanımlandırmakta. Doğruluğun sadece denenerek kazanılabileceği bir bakışımdan da giderek imtina ederek, çoğu zaman bile isteyerek keskin ayrımların varlığının taçlandırıldığını hissedebilmek mümkün. Kendisinden olmayan ötekilerin hakkını, hukukunu hiçe saymaktan tutun da, yazılı metinlerin varlığında ortaya çıkan gerçekliğin hem görmezden, hem anlamazdan gelmenin olur addedildiği bir karaşınlık hasıl olmakta. Sözün kıymetinin geçersiz kılındığı, doğru bilinen yanlışlara daha fazla itimat gösterildiği, ehemmiyetle ilgilenildiği, söz hakkı tanındığı durumlarla karşılaşmak artık olağanın sınırları olarak işaretleniyor. Nispeten sesi daha fazla çıkanın önermesi makbul kılınıyor. Sorgusuz sualsiz biçimde teslimiyet gerçek kılınıyor. Çizgiyi taşıyan, hayatın yönlendirme ve müdahaleler ile beraber daha fazla içinden çıkılamaz bir girdap haline dönüşümü sağlanıyor. Örneklendirilebilecek pek çok detay ve yaşanmışlık ile bunu imgeleyebilmek de pek ala mümkün. Sorunun esasından nasıl başka eşiklere doğru savrulduğumuzun, esasa bir türlü yakın durup çözümlemelere girişemediğimizin yansımaları olarak da değerlendirilebilecek detaylara ulaşmak da söz konusu. Gelecek yıl Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edilmiş bir kentte düzenlenen bir resital daha bir hafta öncesinden mimlenmiş bir yayın organı tarafından tehditvari yayınlarla alaşağı edilmeye , tefrikalarının şiddetinin giderek sertleştiği yayınlarla çabalanır. Cumartesi akşamı Topkapı Sarayı’nda düzenlenen resitalin daha en başından itibaren kendilerine görev! olarak bellemiş elli kişilik bir güruhu kültür lincini temellendirmek için çabalar iken ekranlarımızdan seyrederiz. Yukarıdaki paragraf dahili, iletmeye çabaldığımız hayat akışının sınavlarından birisine dahil oluruz. Çelişkileriyle, şartlanmışlıkla örülmüş istemezükcülüğün bariz kindarlık ile birleştiğinde ortaya çıkardığı o kutuplaşmaya dair önem arz eden bir örneklemdir, bu cereyan eden eylem. Tasvirlerin giderek sertleştiği, ayrışımın konser afişi yakılmasından itibaren, şiddeti makul kıldığına dair inanmamızı salık veren bir özgüvenin kendisine de yer bulduğu bir nümayiş. Tabii ki devamlılığında da ortaya çıkan açıklamalar ve öncesinde tehditin ilk hedefi haline dönüştürülmüş sanatçının kendisine daha sonra usul yerini bulsun kabilinde özürlerin de bildirilmesi gibi güdüklükler ile ilerleyen zincirleme bir münazaranın karşısında kelimeler manasızlığı imliyor. Nasıl bu kadar fevri biçimlerde insanın değişebileceği, katıcıllaşacağı ötekisinden nefretini bir hışımdan fazlasına, yağmaya kadar vardırabileceğini düşündürüyor. Yıllar yılı ulaşmak için çokça çaba sarf edilen muasır medeniyetin sınırlarına, seviyesine bu tarz yekününde bitemeyen kindarlıklar ile mi ulaşacağız? Çabalanmaların kendisine bir türlü yaşantımıza uymuyor ! diyerek elimizin tersiyle itmeye devam edeceğiz. Kimsenin sözcüsü olmalarına gereksinim duyulmamasına karşın her toplumsal olayın bir yerinde pıtırcık gibi bitivermelerinin, müdahil olmalarının, genellendirmelere girişmelerinin sonuna ,bu kadar yeterine ulaşabilecek miyiz? Menfii hareket ve kısıtlama çabalarının bir noktadan sonrasında da, sesi çok daha fazla çıkanın elinde bir koz olarak kullanılmayacağına, hakkın gaspına iznin verilerek müsammaha gösterilerek, afferinlenmeyeceği günleri görebilecek miyiz? Sonuç kabilinden de, Murat Belge’nin Taraf gazetesinde yayınlanmış olan Şarap Provakasyonu makalesinden yaptığımız alıntıyı iliştirelim. :

Memlekete ve normal, günlük hayata dönünce, dönmüş olduğumu, Topkapı’da İdil Biret konseri dolayısıyla idrak ettim. Hayatımızda bundan normal bir şey olabilir mi? Böyle bir konser olacak da Vakit mi bunu o ince üslûbuyla yazmayacak? Vakit yazacak da, Alperenler mi kayıtsız kalacak? Onlar bu eylemi yapacak da, BBP mi “Yanlış oldu, kınıyoruz” diyecek? Hayır, tabii bu “soru işaretli” şeyler olmayacak, olmuş olanlar olacak. Yanlarında başka, “garnitür” mahiyetinde başka tavırlar, demeçlerle, bunların medyaya yansıma biçimiyle.

Bu münasebetle Topkapı’nın birinci avlusunun “kutsal mekân” olduğunu öğrendik. Buranın herkese açık bir kamusal alan olduğunu Topkapı üstüne her elkitabında okuyabilirsiniz. “Kutsal”la hiçbir ilgisi yoktur. Günde 24 saat Kuran okunan “Kutsal Emanetler” dairesine yakınlığı kastediliyorsa, siyasetiniz gereği saygı duyma pozu yaptığınız Osmanlı padişahları kendi şaraplarını onun ta dibinde içiyorlardı. Bugünkü, gereğinde içki veren Konyalı lokantası da, o daireye birinci avlunun olduğundan daha yakındır.

Düzenleyicilerden Erdoğan’ın tepkisi de hoş; İdil Biret için “Dünyada bilinen üç Türk’ten biridir” diyor. Ee? Biri de Orhan Pamuk. Onu hiç yaşatmazlardı. Merkez medyamız da, “Vah vah! Ama hak etmişti” derdi.

Dünya bir Türk’ü Alperen Ocakları Başkanı olduğu zaman bilmez. İdil Biret, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet olduğu zaman bilir. Bu eylemi yapanların bu gibi insanlara derin düşmanlığının nedeni de kısmen budur zaten. “Biz bize benzeriz”ciliğin dinî versiyonu, milliyetçi versiyonu, aslında fark etmiyor; ama Türkiye’nin şu ortamında işe yarıyor: Danıştay cinayetinde olduğu ve birilerinin kullanabilmek için hâlâ debelendiği, ama Dink, Santoro, Malatya cinayetlerinde de görüldüğü gibi, milliyetçi kuklacılar dinci katilleri harekete geçiriyor ve bunu AKP’ye karşı kullanıyor. BBP ve Alperenler de bu yolçatının tam ortasında durdukları için, ilk onların kapısı çalınıyor.

Buradan “tatil”e döneyim. Alanlarda THY’nin “Business”, “CIP” vb. salonları var. Dünyanın her yerinde, buralarda, bedava içki içilir. Bizim memlekette içilmiyor. İç hat seferlerinde, uzun boylu yemek verilmiyor, ama içki hiç verilmiyor. Bu olabilir mi? Olabilir. Son analizde bir ekonomik politika da sayılabilir. Ama sen ikram etmiyorsan, isteyen parasını ödeyerek içebilmeli (asıl o zaman “ekonomik politika” olur). Böyle değil! İçki yok!

Ne demek bu? Niçin böyle?

İç hat seferlerinde, “business” kısmında oturuyorsanız, içki geliyor. Dış seferlerde nerede oturursanız oturun, parayla filan da değil, “ikram” olarak, içkiniz veriliyor.

Bugünün dünyasında iş yapmak istiyorsanız, başka türlüsü zaten mümkün değil. Arap ülkelerinin başları stilize biçimde bağlı hostesleri de istediğimiz içkiyi getiriyor. O halde nedir bu bizdeki eklektisizm? “Koşullar böyle olduğuna göre ne kurtarırsak kârdır” diye mi bakılıyor; ya da, “Şöyle bir ucundan başlayım, inşallah arkasını getirir, her yerde keseriz” mi deniyor?

Hava Yolları’ndan söz ediyorum. Ama konu onunla sınırlı değil. İslâmcı kesimin denetim altında tutabildiği bir ton yerde buna benzer uygulamaların arkası kesilmiyor. Bunların çoğu, kendini birilerine göstermek isteyen küçük yerel yöneticilerin icraatı olabilir. Ama birbirlerine eklenerek “yekûn” tutuyor ve “trend” yaratıyor. “Takiye yapıyorlar” propagandasının hâlâ etkili olabilmesinde bunların payı elbette var.

Sonunda ilkesel bir tutarlılığı da olmayan bu gibi basit taktiklerde siz ısrar eder ve kendinizi bu garip atmosferin dışına çıkarmak üzere ciddi adım atmazsanız, faşistlerin adam vurmasının ya da konser basmasının sorumluluğundan da kolay kolay kurtulamazsınız.” (14 Temmuz 2009)

Güncelin önümüze serdiği bilgi akışı dahilinde kasvetin kendisine ne kadar da yakın durduğumuzu da, nasıl ayrışmaya ve kendimizden olmayanlara karşı ötekilik hissini yaratmaya ısrarla devam ettiğimizin de idrakına ulaşıyoruz. Hayata karşı kötümser olmanın, yaşanılan bu kıstırılmışlık duygusunun eskiden olduğundan daha fazla kuvvet kazandığı bir dairenin içerisinde dört bir yana dönüp, aynı noktaya yine, yeniden dönüyoruz. Sözcükleri ilintilemeye çabalar iken bir yandan tekrara düşmemeye çabalanıyoruz. Tekrara düşmekten alamadığımız yolların etkilerinin içinde dahil olduğumuz avamın tüm katmanlarına olan etkilerine dikkat ettirmeye gayret ediyoruz. Alınması gerekli olan yolun bu kadar uzun, aşılmasını temenni ettiğimiz sorunların giderek bir yığın haline dönüştüğü günümüzde konuşulabilirliğin arttırımı , yazınsallığın çoğaltımı ve örneklendirmelerine eskisinden de çok daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Söz kısa ve net bir biçimde düşünselliğin gelişimine imkan sağlayan bir düzeneği içermekte. Kıymet verip karşılığını almamak ise imkansız. Bizim bu satırlar ve sayfanın dahilinde paylaşmaya odaklandığımız, üst başlığı müzik olan yansıtmaların ve derlemelerin hemen tümünde de bu izleğin takipçiliğini yapma konusunda biz beşerilere yardımcı olabilecek alıntıları sunmaya gayret ettik, ediyoruz. Pazartesi günü yayınlanmış olan Deuss Ex Machina'nın 260. bölümü dahilinde de bu disturdan hareketle tümlenen bir setimizi sizlerle paylaştık. Elektronik bağlaçların salt bir dans müziği retoriği, makinelerin müziğinin hissiyatsız sunumcusu olduğu önyargılarına karşın alabildiğince detaylandırmaya emek verdiğimiz ses yüzeyleri arasında bir dinlencelik gerçekleştirdik. Bağ kurulan her sesin hayatın kendisinde açtığı yolu ve çağrışımları merkeze taşıyan bir dolaşımda müziği duyumsatmaya çalıştık. Sessizliğin, ses çıkartma konusunda bile endişelerin alengirli sözlerle ambalajlandığı ahir zamanın çarkında bir nefeslik de olsa alternatif / elektronik tanımlamaların çoğaltımlarını misafir ettik. Fikri geliştirmeleriyle beraber model edindikleri Krautrock'dan günümüze uzanan elektronik seslerle ferahfeza müziklerin altına imzalarını atmış Sinner DC üçlüsünü, bir başka sevip saydığımız elektronika etiketi olan Ai Records çatısı altında sunulmuş olan yeni uzun çalarları olan “Crystallized”ın başatlığında sizlerin beğenisine sunuyoruz. İyi Dinlenceler.Yorumların çeşitlendirilebildiği kayıtlar bir şekilde müzik dinleyicisinin ilgisine mazhar olmakta. Aksi bir sedanın içeriğine eklenmiş vokal kesitleri, veyahutta son derece kendinden emin bir vokalin üzerine eklemlenmiş tını dokunuşlarıyla beraber bütünlük oluşturan, düşündüren çalışmalar bahsini etmekte bi an bile tereddüt etmediğimiz. Kenarından kıyısından kotarılan her bir müzikal tını, vokal o anki yaşamı , yaşanmışlıkları, sirayet ettiğimiz hayatın çizelgesinde içinde bulunduğumuz hali dolduran, derinliğini arttıran bir unsur haline dönüşür. Dinlendikçe kayıtların içerisinden, kulağa aşina gelen melodikalar bir resmi geçit halinde zihinlerimizde yer edinir. Farkına varalım veya umursamayalım ama bir sürenin de sonunda artık karşı konulmaz bi’biçimde kendimizle özdeşleştirdiğimiz, tınısına, sözüne eşlik ettiğimiz şarkıların hemen tümünde bu ritüelin uygulandığından dem vurmak mümkün. Çünkü müzik atfedildiği , birilerince ısrar ve defaatle yamanmaya çalışıldığı gibi, zihin boşaltımı aracısından çok daha fazlasını barındıran bir muhteviyata sahiptir. Dinlemesini bilen için yeni soruların kapısını açan bir geçiş kapısı, seviye atlatıcısıdır. Yanıtı belirginleştirendir. Doksanlı yılların ortalarında, Julien Amy (Bass Gitar, Piyano ve Tüm Ses Örneklemleri), Manuel Bravo (Piyano, Gitar ve Vokal) ve Michel Blanc (Davul, Piyano ve Geri Vokal) üçlüsü tarafından temellendirilen Cenevre'li Sinner DC grubunun müziğinin de bu istikamette şeklinin verildiğini söylemeliyiz. Ani gelişmelere ve deneyselliğin sağladığı doğaçlama eksenine yakın duran bir müzikal yapılandırma grubun ilk günlerinden bu yana oluşturduğu ses iklimi konusunda dinleyiciye yeterince geniş bir müzikal seçeneği sunar. Uzunca sayılabilecek bir süre kendi özgün çalışmalarının izlerini tanımlayabilmek için deneysel demo kayıtları gerçekleştirirler. Süreklilik çabalanımının ardından ilk kayıtları 2001 yılında Fransız alternatif plak şirketlerinden Spirit Of Jungle etiketiyle yayınlanan Ursa Major albümü olur. Gitar nağmelerinin ve rock müziğinin albümün merkezi olarak konumlandırıldığı, paralelinde biriktirilen, eklenen her bir elektronik tını kümesiyle beraberinde de yoğunluğu ve dinlenebilirliği daha da arttırılan bir deneysellik kulaklara ulaştırılır. Gerek vokallerin kullanımı, gerekse de bazı enstrümanların yer verildiği partisyonlarda Psychedelic Rock'tan Shoegaze akımına kadar ses değişimleri arz eden bir yapılandırma ilk elden ileri sürülebilecek ayrıntılar arasında bahsedilebilir. Endüstriyel elektronik döngüsünün üzerine bina edilmiş, Dave Gahan tarzında vokallere ev sahipliği yapan, yaşananlarla hesaplaşma parçası Yeah I Know ile kayıt açılır. Deneyselliğin öte uc noktasını da tanımlandıran modern caz doğaçlamasına haiz olan Piano J gibi parçayı da bu kayıt içinde dinlemek mümkün. Shoegaze'in uzlaşılmaz ama duygu yoğunluğuna kaptırıldığı andan itibaren kişinin müzikal beğenilerinde önemli ilerlemelere imkan sağladığı örneklem, enstrümantal 23 Rock Guitar'da bu kasveti / metaneti / sorgulamayı beraberinde getiren önemli bir odak olarak kayıtta yerini alır. Keza aynı rotayı takip ederek ilerleyen bir diğer örneği oluşturan, Piano Magic dinleyenlerin seveceği kadar memnuniyet verici bir güzelleme halinde ilerleyen Porcelain'i de unutmamak lazım gelir. Melodikasını düşük yoğunluklu bir ambient parçasının gitarla kurulanmış hali olarak derleyip, toparlayabileceğimiz Slow Pace Corp., Julien Grandjean ve Arnaud Sponar'dan müteşekkil Opak projesinin konukluklarında karaşın bir deneyselliğin, sinematik efektlerle beraber kurgulandığı saydamlaşan post rock ağıtı Dinner City ve henüz dönem içerisinde sınırlı bir kesime hitap eden drone müziğinin pop skalasında yansıması olmuş Believe II gibi açmazların ve yaşanmışlıkların sindirildiği, eşleştirildiği, eleştiriyle harmanlanıp yeniden betimlendiği bir bütünlük kurgulaması debut kayıt ile dinleyicilere sunumlandırılır.

Duyusal bir deneyimlemeye zemin teşkil eden ikinci uzun çalarları olan Arkle Parkle Avenue 2005'de Tritone çatısından yayınlanır. Gerek sinematografik yansımaları gerekse de enstrümantal zenginliğiyle beraber elektronika ile rock'un birbirlerine karıştırıldığı bir zengin müzikal anlayış karşımıza çıkartılır. Ambient seslerinin akış içerisinde new wave'in sınırlarında tanımlandırıldığı, vokoder desteğini alarak kimliksizleştirilen bir bireyin mutedilleşmesinin çözüme kavuşturulduğu epik-rock Born To Be Mild'le albüm başlangıcı verilir. Akustik öğelerin çoğaltımı ile akıllı dans müziği'nin bileşkesine dayandırılmış , gecenin türküsü Nothing Cares In The Middle Of The Night gibi örnekler Sinner DC üçlüsünün tonlu , ekolu sınırsız müzikal çeşitlendirmelerinden bir diğerini oluşturur. Yaptıkları her parçadan büyük bir keyif aldığımız Massive Attack'in müziğe kattıkları uhreviliğin, bütünleştirici kavislerinin izlerini kara bir tonda sergiledikleri, hüzünlü dans ritmlerinin sahneyi doldurduğu Alice kişisel bir defterin sayfaları arasında dolaşırmışçasına etkin bir hikayelendirmeyi betimler. City Centre Offices ve Morr Music gibi Alman deneysel-elektronik-rock serbestlemelerinin günyüzü bulduğu kayıtların içerisinde dinlediğimiz müziklerin hattında dolaşan türetimler de sınırsız, birbirlerinden bağımsız olsa da bütüne baktığımızda karşımıza çıkarttığı resim ile kelimeleri kifayetsiz bırakan bir seyyahlığın izdüşümü olan In The Back Of My Mind, Odd Nosdam, cLOUDDEAD, Flying Lotus, Samiyam gibi klasik folk / film müziği ses ve kesitlerinden ilham alarak kayıtlar yapmış sanatçılar / gruplar gibi abstrakt hip-hop'un sınırlarını da yokladıkları Romy Schnedier gibi nev-i şahsına münhasır tınısal kurgulamalar da albümün içeriğini de kuvvetlendiren bir tamamlayıcı öğeyi oluşturur. Sinner DC, kemikleşmiş tekdüzeliği, aynı nakarattan, bir örnek melodik döngülerden uzakta ferahfezalığı ortalığa çıkartmakta olan deneysel bi'ekip formuna büyükçe bir adım daha yaklaşır. Minimalist elektroniklerin hep dans edilir özelliklerinden dem vurmuş olsak da, yaratıcılığın sınır tanımadığı değişkenliklere kapısını daima aralık tutan bir form olduğunu en azından ortaya çıkartmış pek çok eseri sıralayabiliriz. Bu minvalde tek tonlu minimal ritmlerinin aksak endüstriyel hüzmelere evrilmesini işleyen, derinlik bakımında Depeche Mode külliyatının gizli cevheri olarak sınıflandırabileceğimiz bileşim Awotws ile albümün finaline ulaşılır. Canlı doğaçlama izlenimi uyandıran, geliştiği her saniye boyunca gürültü ekseninde ses yığıntılarını kulağa misafir eden, zaman zaman hınzırca şiddetlenen bir serbest stil Win The Sun... dönemeç ve evreleriyle müziğin etiket veya disiplin takıntısı olmadan da dinlenilebileceğine pek nadide bir örneklemi gerçekleştir. Sesin kulaktan uzunca bir süre gitmediği, yer ettiği doygun bir paylaşıma vesile olunur. Bu çoklu türetim, tasvirler zincirinin bir sonraki halkası ise İngiliz elektronik ve ötesi müziklerinin tüm yönlerinden Claro Intelecto, Normal, Montag, Yunx ve Jason Solo gibi isimleri keşfetmemize aracılık yapmış olan Ai Records’dan yayınlanan Mount Age uzun çaları olur. Daha önceki iki albümün içinde denenmiş, yeniden şekillendirilmiş seslerin elektronik alaşımlarla daha yakınlaştığı bir değişim vukuu bulur. Sinner DC’nin kuralcı bir üretim şemasından ise çokça, gizemli tınılardan yol aldığının idrakını da, doğaçlama yeteneklerinin ne gibi kesişimlere imkan tanıyabildiğini de keşfedebilmeyi kolaylaştırıp bir play tuşuna basmalık mesafede dileyenin katılımına şans verdikleri bir çalışmadır, Mount Age. Pus kendi ekseni etrafını kapsamaya başlamışken, belirsiz dönüşlerin ani gidişlerin, durmaksızın çekincesiz sorgulamaların olduğu gece tasvirlerine bir yenisini ekledikleri yoğunluğu kudretle artan Ambient tonu ile Rock’ı birbirlerine kaynaştıran Everything Is Sand albümün geçmişle bağlantısının korunduğunu da müzikal bir yanıtıdır. Techno’nun belli belirsiz kıvrımlarından esintiler barındıran parçaların ardından, kuvvetli ritmlerin parçanın ana yapısını oluşturduğu bir çeşit siber düşün tasvirine dönüşmüş On & On, Köln teknosuna ve Kompakt ses eriminin yapılandırmalarına yakın duran enerjik pop melodikası They Never Stay gibi bir anda Superpitcher’ı akıllara düşüren parçalarla karşılaşmak bu çalışmada mümkün kılınır. Marc Leclair gibi mikroskobik ses kesitlerinden elde edilmiş örneklemlerle inceden inceye bir yol çizmeye başlamış olan mikrotechno’yu Sinner DC yorumlar ise nasıl olurdu sorusunun da cevabını ihtiva eden Ladymarch, Barcodezine’de yayınlanan albüm eleştirisinden de alıntı yaparsak Boards Of Canada ile Slowdive’ın bir parçalığına buluşmasına benzeştirildiği On The Ocean gibi öznel ve öznel olduğu kadar da zihin açıcı korunaklı, derinlikli parçalar albümün tam isabetliğini dengeli bir biçimde kanıtlar. Albümün kapanışında bir devamlılık halet-i ruhiyesi içerisinde döngülerin nakş edildiği, çiğ elektronik elementlerin saha kayıtlarından alıntılanan gerçek seslere katıldığı, hakikatin müziği dersek yakınında durabileceğimiz bir tespiti ihtiva eden sersemletici Wintertown ve arkasından tamamlayıcısı olmuş Eternally ile Sinner DC’nin yeni yuvasında meziyetlerini geliştirmiş bir ekip görüntüsü çizdiğini ve artık bir üst seviyeyi rahatlıkla hak ettiğini ifade edebiliriz. Bu tutarlıklı yol, deneysellik ile bağların belirli bir biçimde her kayıtta devam ettirilmesinin ve tüm yukarıda atfettiğimiz, adlarını andığımız ses türetici isim ve projelerin müziklerinden damıtılanların, Hideaki Takahashi, Water Lilly, Sonic Boom ve Piano Magic’in ellerinde yeniden düzenlendiği Montage kısa çalarında da grubun dışına taşındığın altını çizelim. Özellikle Piano Magic kollektifinin elinden çıkma Wintertown yorumu benzeşsiz müzik yorumu ve yeniden biçimlendirilmesi konusunda ender iyi örneklerden birisini oluşturur. Yaklaşık üç senelik aranın ardından Nisan ayı içinde Ai Records’dan yayınlanan Crystallized albümü de 42 dakikaya sığdırılan ve ancak onlarca cümlede ifade edilebilecek bir akışın belgelendiği çalışma olarak dinleyicilerle paylaşılır. Elektronik seslerin iyi bir biçimde kotarıldığında ortaya çıkan parçalar herhangi bir başka müzikal izlekten seçilmiş, dinlenilen kayıdın etkisi kadar sağlamca tasvirlerin keşf edilebileceği bir çözümlemeyi beraberinde getirir. Müzik gelişimini gösterirken teknolojik yönleriyle modern yaşamların sorunlarına, endişelerine de daha fazla yüz veren, ifadelendirmeye çalışan çözüme dair fikri takip gerçekleştiren bir yapılandırmayı barındırır. Sinner DC’nin yeni çalışmalarını sunduklar Crystallized albümünde de bu detaycıl yoldan hareketle oluşturdukları, türettikleri zamansız melodileri duyumsayabilmek mümkün. Referans edindikleri tüm müzik odaklarından beslenerek geliştirdiklerinin artık tam manasında kıvam tutmaya başladığının da ifşaatıdır Crystallized. Durağan bir Ambient kolajı kümelemesinin boşluğun içerisinde adımlamasını tahayyül ettiren Go For The Stream ile albüm açılışı gerçekleştirilir. Indielektro, Disco Rock, Trash Pop gibi değişik adlarla arz edilen, hazmı kolay unutma kısmı çok çok çok daha kolay sahte aranjmanların göklere çıkartıldığı alternatif dans-rock bileşkesinde yorumlamanın nasıl olması gerektiğini mahir bir biçimde kanıtlayan Anyway, 70’lerin disko müziğinin de topyekün 2000’lere taşındığı bir kurguyu kulaklara ulaştırır. Golden Horses, technoesk dinamiklerin Lawrence, Efdemin ve Carsten Jost gibi Hamburg’lu Dial Records etiketinin mihmandarlarının masalsı ses kompozitörlerinin tasvirlerine ulaştığı bir mizansen. Minimalist elektroniklerin iyice düşüğe çekilip , gitardan yayılan nağmelerin manipüle edilerek, drone hassasiyetine indirgendiği, sinematek bir düşün yansıması halinde bir kaç dinleyişin ardından tekrara doyulmayan bir seyyahlığa ev sahipliği yapar tek harf: V. Endüstriyel seslerle elektro-pop’un yeniden yollarının kesiştirildiği düzeneğin bu kadar itinalı etkileşimini sağlayan unsurlardan Manuel Bravo’nun vokallerine ayrıca dikkat çektiğimiz Glass Alley gibi ani dönüşümlerin de, sürprizlerin de kulaklara ulaştığı bir çatı, Crystallized. Deuss Ex Machina’yı açtığımız Digital Dust’ı da gözden kaçırmamalıyız. Elektronik sekanslar ile melodik baladların çağdaş yorumlaması noktasından hareketle temellendirilen parça süresi boyunca çağrışımlarıyle beraber farklı bir tını kümesini konumlandırmakta. Hissiyat derseniz onu da kuvvetle işleyen, dinleyiciye yansıtmak konusunda başarılı bir çalışma. Final albümün de en uzun parçası olan Coast ile gerçekleştirilir. Yoğun Ambient tınılarının; yer yer dub techno’ya, yer yer minimalist modern kompozisyonlara ulaştığı, derin olduğu kadar da sakinleştirici bir geçişler serisi halinde ilerletilen bir son nokta olur. Sinner DC grubu müzikten alınabilecekler konusunda, düz hatlarla ve fazla komplike olmayan detaylarıyla dinleyenlerin zihinlerinde yer edecek bir kolajlar bütünlemesine ev sahipliği yapmakta. Kurdukları her bir tınının izi, sizi başka başka deryalara taşıyacağı ise afaki bir gerçek. Gerek düşünsel gerekse de müzikal anlamda, yılın özgün, yaratıcı kayıtlarından...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
"Şarap" Provakasyonu - Türkiye'nin Halleri - Murat BELGE - Taraf
Konserden Kansere - Umur TALU - Sabah
Umberto Eco, Aziz Nesin ve Siyasi Dangalaklık - Enver AYSEVER - Birgün
Kolay Değil Eren Keskin Olmak - Yıldırım TÜRKER - Radikal
"Türküm, Doğruyum, Çalışkanım" - Didem AYDIN - Serbest Yazarlar
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Biosphere - Wireless: Live at the Arnolfini, Bristol Album Review By P. Somniferum At Foxy Digitalis
V/A Open Strings:Early Virtuoso Recordings From The Middle East & New Responses Compilation Review By Matthew Wuethrich At Dusted Magazine
"Küba'da Müzik Her Evin Bir Parçası" - Zülal Kalkandelen - Zülal Müzik
RIP Dani Of Celer - Mersenne - Undomondo

Sinner DC Official
Sinner DC At Myspace
Sinner Dc Videos At Vimeo
Sinner DC Crystallized Review At Cyclic Defrost
Sinner DC Crystallized Review At Half Stereo
The Black Ghosts Official
The Black Ghosts At Myspace
The Black Ghosts Interview At I Heart Comix
Marlow At Myspace
Clubroot At Myspace
Clubroot At Electronic Explorations
Clubroot Self Titled Debut At Boomkat
Scuba At Myspace
Scuba's A Very Old Mix Of Proto Dubstep Stuff (99-03)
Jamie Vex'd At Myspace
Vex'd At Myspace
Simon Slum At Myspace
Simon Slum At ReverbNation
HD4000 At Myspace
HD4000 Renegade From The Hard Drive Mix At W.E. Recordings
Orbital Official
Orbital At Myspace
Orbital Concert Review By Dave Simpson At Guardian
DJ Madd At Myspace
Boka Records At Myspace
Moderat Official
Moderat At Myspace
Moderat Albüm Eleştirisi Dinleme Parkı
Moderat Albüm Eleştirisi Basatap
Benga At Myspace
Benga Interview By Samuel Strang At Resident Advisor
Kutz At Myspace
Youthman At Myspace
Taz Buckfaster At Myspace
Rwina Records At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel Moleskine Sketch 004 By Mike Thomas
© Mike Thomas’ Flickr Page

Sinner DC’s Photos Courtesy From Below Listed Sites
Sinner DC Website & Imperial Productions

>>>>>Poemé
Öyle Günler Gördüm Ki - Sabahattin ALİ

Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
Gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

Öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda
Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

PS: Yoğunluk Nedeniyle Tam Vaktinde Yazıları Paylaşamıyoruz. Takip Etmekte Olduğunuz Deuss Ex Machina'da Bu Tip Veri Aktarımında Yaşadığımız Problemleri Anlayışla Karşılamanızı Temenni Ediyoruz. Desteğinizle Daha İyilerini Oluşturabilmek Ümidimizle...

No comments: