Sunday, August 16, 2009

Deuss Ex Machina # 263 - Times When I Know You'll Be Sad

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_263_--_Times When I Know You'll Be Sad

10 Ağustos 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Max Richter-Henry May Long Soundtrack (Mute Song International)
>1<-Pillowdiver-Nineteen (12k)
>2<-Pillowdiver-Twenty Seven (12k)
>3<-Stephan Mathieu + Taylor Deupree-Largo (Spekk)
>4<-Stephan Mathieu + Taylor Deupree-Solitude Of Spheres (Spekk)
>5<-The American Dollar-Bump (Yesh Music)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>6<-Alpine.-To Stark (Highpoint Lowlife)
>7<-Alpine.-Harmed (Highpoint Lowlife)
>8<-Max Richter-Interiror Tears An Idea (Mute Song International)
>9<-Max Richter-Dinner And The Ship Of Dreams (Mute Song International)
>10<-Ólafur Arnalds-Raein (Erased Tapes Records)
>11<-Ólafur Arnalds-Lost Song (Erased Tapes Records)
>12<-Message To Bears-November (Dead Pilot)
>13<-Message To Bears-Autumn (Dead Pilot)
>14<-Pertegò-Dova (Collapsed Records)
>15<-Pertegò-Summer Night Games (Collapsed Records)

Download Episode / Kaydı İndir

Times When I Know You'll Be Sad (263) – Maruzatları Elden Bırakalı Çoktur Geçip Gidenin, Adı Sanı Anılmayanın, Suskunlarla, Suskunluklarla Terbiye Edilmeye Çalışmaların Karşısında Yengiler Ve Kayıplarımız Çoğaldı. İçerik Boşaltılırken Acı Çekmek Şarkılarda Kalmış Bir Detayı Canlandır, Uyarla, Kandırıveriliyor. El Yordamıyla Göz Şirretiyle [Özgürlüğü De Kontörlerle Satın Almanın Vakti Geliyor Mu? 3Ge4Ge/Yüzsüzler Sayfa 2009-08]

>>>>>Bildirgeç
Tasvir zamanı belirsiz bir güncenin içinde olup biteni kavrayabilmek için elin altında, zihinin kıyısında tutulması gerekli görüleni pekiştiren bir anlamlandırmaya kapı aralatır. Vesile teşkil eder. Sorunun tam kendisi üzerine yoğunlaşabilmek için belki en çok ihtiyaç duyduğumız kıvılcımın kaynağıdır. Konuşup diriltmek gerekir iken çekingenlikleri, bir tur daha çekimser kalmamanın gereksinimini duyumsatandır. Çok düze indirgenemeyecek çelişkilerin, çekincelerin, yanlış addedilmiş olanın doğruluğuna katışıksız bir biçimde biat etmenin getirmiş olduğu kör noktalardan ırayabilmenin anahtarıdır. Yarımağız sözleri, göz göre göre artık daha fazla israf etmemek gerektiğini işaret edendir. Medeniyet diye yırtınıp durup, en olmadık kararların peşinden koşar adım, düşünmeden gitmemek gerektiğini duyumsatmaktadır tek tek tektipleştirilmişliğin sundukları tasvirler. Bütününe odaklanıp, yeniden bina etmek yerine hataların ısrar ve körlemesine takipçiliğinin sürdürülür kılınmasının getirip taşıdığı sahalarda, farklı oldurulana, farklısın etiketinin ilntilendiğine bir kerecik de olsa şans tanınmasıdır. Sırası bir türlü getirilemeyenin, söze bir türlü bağlanamayanın, idrak etmekten ise inkar etmenin daha kolaycıl kılındığı gereksiniminin her daim hazır tutulduğu bir zamanda, gördüklerimizin gerçekliğini belirginleştirendir. Tasvire katılımı ve eklenmesi sağlanmış her bir detay önümüzde bakmak, karşılaşmak, anlamak zorunda olduklarımızı sanrılarından arınmış bir biçimde zihne duhul ettirmeyi sağlar. Sağlamlaştırır. Dikte edilmiş, uygunluk çizgilerinin hatlarına sabitlenmiş olanın, sınırların kesinliğinde çabalarla asılı kaldırılmış bilinmezlerin, dokunulmazların aslında neyi gizlediklerini fark edebilmemizi sağlayandır, tasvirler. Giderek daha çok keşmekeşe teslim ettirilenin, ucu kayıp ettirilen iplerin ve çözümlerin nerelerde ardılımızda bıraktırılıp, unutulmaya yüz tutturulduğunun yanıtını da barındırır. Aynı çatı altında pek çok diğer benzeştirici ve idrak ettiricinin yanında. Sözün kendisinin kıymet-i harbiyesinin manalandırılmasında ne gibi yollara çıkarttırabileceğinin, ne denilmek istenildiğinin anlam katılmasında bu eksikleri fazla da olsa, görmek için kısıtlı bir zaman tanınmış olsa da, giderek ve isteyerek balık hafızalılığa teslim olmamız bahsinde duraksayabilmek ve bir kereliğine de olsa – ne oluyoruz diyebilmenin de kestirmesidir? Eskisinden de hızlı bir biçimde giderek kanıksama eşiğinin daha kolay yakalandığı, ne olursa olsun tepkinin aynı doz ve taşımlarda istikrarlı bir sürdürülebilirliğinin sağlandığı asri zamanın şartları altında uzlaşılabilecek, ehemmiyet gösterilmesi gerekli olanı hatırlatacaktır tasvir. Öylesine de değil üstelik, herkesin elini bir an evvelinde altında sokacağı taşın, fikrini belirteceği sahanın varlığının kanıtlanabilmesidir, bu düşün ve hülasası yaşamsal metafor diziliminin eğrilik büğrülüğünü görmezden geldiğimiz vakit ulaştığımız çıkarımda. Özet kabilinde.

Miadı dolmak nedir bilmeyen önyargı tiradlarının, öfke kusmalarının, çözümsüzlük dayatımlarının ve nasıl oluyorsa oluyor bir türlü bitmez düşman bellemelerin ulaştırdığı kıyılarda tasvir edilmiş, artık eli kolu tutmakta olan, söze kavuşturulan kimin ne kadar çok faydası dokunacağından, ne kadar ötekisine üstün gelmesinin tek başına yetersiz kalacağından, farklı olanın da en az o öz damarda beslenen adının verildiği bir yurdun halkı kadar buralara, topraklara ait hissedecekleri bir ülkenin özleminin duyulması ve çabalanımının gerekliliğini ilk elden göz önüne gelmekte. Detaylarda kaybolmanın, sorunun tam da ne olduğunu anlayamadan 'dön baba dönelim' ha bire etrafında amaçsızca dolanalımın, etkisini anlayıp dinlemeden gelen her önermeye istisnasız karşı çıkmanın olur addedildiği şimdilerde hiç değilse elden avuçtan kayıp yitirilen zamanın farkına da vararak bir dönüşümü sağlamanın gereği ortalanmakta. Tek bir doğrunun asla olamayacağı gibi, atfedilmiş söze getirilip o tasvirin içerisine duhul ettirilmiş her bir unsurun, yaşayışın, ananenin vd. bu bağlamda kulak verilmesi elzemliliğini düşündürmekte. Hepimizin tektipleşmesinden ise olabildiğince bu özü sağlamalaştıran katkılarımıza vesile teşkil eden, detaylardan bir yolun sağlanmasının önceliği ise tartışılamaz. Birinin deyişi, ötekisinin seslenişi, berikinin katmaya çabaladığı güzellemesi, oradakinin ısrarla üzerine vurgu yaptığı serzenişi, şuradakinin tıpkı ötekilerinin düşündüğüne kapı aralattığı, geçiş sağlatan düşüncesi bu hamurun (tasvirin) daha düzgün şekillendirilir kılınabilmesini sağlayacaktır. Vakıf olduklarımız, görüp geçirdiklerimiz birbirimize olan sorumluluğun bir an evvelinde artık düze çıkartılmasını işaret etmekte. Daha ne kadar fazla kayıba, üzüntü ve gözleri ,yürekleri dağlayan gözyaşlarına ve istemezükçülüğün sert sessizlerini “babalarının mallarıymışçasına” kullanmaya semirtmeye devam eden rantçılığa, gözü karalığa müsaade edeceğiz şimdi düşünülmesi ön planda olan kısım budur. Nicesinde ayrışa ayrışa, susa pusa bağlana bağlana birbirlerimizin ne dediğini değil neye hizmet ettiğini düşündüğümüz teorilerinden bir adım ilerisine ilerleyemeyişimizin bir neden olarak değerlendirmeye dahil edebiliriz pek ala. Konuştuklarımızın insana hitap etmesinden, olanın ve bitenin tümümüzü alakadar ettiğini anlayabilmemiz için ne kadar çaba sarf etmemiz gerektiği ise çok uzun bir süreci tanımlandırmakta. Tutunup kalınan sabitliklerin nasıl yolun tam ortasına kos kocaman engeller türetmesinden da bir paye çıkartılabilir, belki. Çepeçevrelendiğimiz korunaklı dünyalarımızın ötesinde yaşanılanların, yaşamaya mecbur bırakılanların, tenkitlerin istisnasız handiyse gündemin her anında farklı bir yüzünde karşılaştıklarımızın bu uzun yolun daha nerelerinde durduğumuzu da anlam ve mana katabilmemizi sonuçlar çıkarabilmemize de neden olacaktır. Yorumsuz bırakılan teşebbüsler kıyıda kenarda bırakıla / unutula / tüketile açılımların manasızlaştırılması, etkisinin sürekliliği sağlanıp devamlılığı getirilmediği için duvarlarla hemhal olmaya devam edeceğiz. Duvara karşı yapayalnız ve sessiz.

Tekmili birden sorunların, kavram kakafonisi içerisinde artık çok daha fazla sorgulanamaz kılındığı ve biteviye kendimiz çalıyoruz kendimiz açılıyoruz söylemlerinin sahneye konulduğu zamanın siyasetinin görmezden gelmelerinin, körlemesine belirli rutinlerin dışına çıkmamasının örneklerinin, yadsımalarını ve tasvirlerini de söze getirebilmek mümkün. Haftalardır üzerine yorumlar getirilmeye çabalanılan, her bir yönde onlarca farklı kalemin, sözcünün, düşünürün fikirlerini sunabilmeye çabalandıkları, kelamlar ile bir rayına oturtmaya çalıştıkları Kürt Sorunu'nun açmazlardan çok uzakta olmadığını kanıtlayan bir durum hasıl oldu. Tasvirin kendisinde hala eksik kaldığımız noktaların, ötekisi denilegelenden hala ve ısrarla çekingenliğimizi koruduğumuzu, 'sert sessizlere' sahip çıkanların sözlerinden etkilendiğimizi bir kere daha öğrenmiş bulunduk. Ermeni asıllı Kürt müziğinin çınarlarından olan Aramé Tigran'in ölümü ardından, vasiyet ettiği Diyarbakır'a gömülme isteğinin karşısına, bu durum provake edilebilir gibi düz bir bakış ile bir anda açılımların bazılarını hala! kapsamadığının idrakına ulaştık. Görmekten imtinayla ve ısrarla uzaklaşılan bu topraklara aidiyet duygusunun hiç kolay olmadığının altı bir kere daha kalınca çizilmesine vesile edildi. Ne de olsa ötekiliğin en alt kademelerinde her an karşımıza çıkartılabileceği, korkulması, ayıplanması, gözden uzakta tutulması gerekli olan etnik kimliğin bir üyesinin buralara her daim olduğu üzere fazla geleceği, bu ülkeyi gönülden sevebileceğine kani olmak menfii bir çabaymış gibi sunulmaya çalışılması son dileği bile uygun bulunamaz addedilmesi bu çetrefilliliğin herkeslerin düşünmesi zorunlu olduğu bir tasvire ulaştırdığından dem vurmalıyız. Kimliği ne olursa olsun buraları kendin mesken edinen, buralarda sese söze karışan, ortak düşüne ve izanda yol almaya çaba gösterme, emek sarf etmenin karşısında, onlar bizden değil demenin hala âlemi var mıdır? Birkaç gün öncesinde alkış kıyamet zikredilen 'bu toprakların tüm kültürleri tüm değerleri bizimdir,içimizi hepsi aynı şekilde etkiler.' sözü de açılım sırasında anılıp sonrasında rafa kaldırılacak, bildiğin okunmasından ötesinin de asla mümkünatı olmadığının beyanatı mıdır? Yoruma açılabilir, üzerinde düşüncelerin belirginleştirilip net bir biçimde ifade edilebileceği, söylemlerin tantanasından çok icraatların neticelerinde bunlarla bu şartlarla buraya kadar gelebildik, bu kadar muasır medeniyet çizgisine ulaşabildik denileceğinin öncül tasviri midir? Karar ve yanıtlar bizim. Bu açılımlar resmi geçidinde, külliyatı ile sunduklarında ilginç detayları belirginleştiren, açmazlarda sorulması gerekli olanlara dikkat çeken okumalara girişen yazar Nuray Mert'in Radikal gazetesinde yayınlanan “Gözü Yaşlı Meclis” başlıklı makalesinden sözcükleri tahayyüleri ve ötesini sizlerle paylaşalım:

Bugün, ‘tarihsel momentum’ dediğimiz, ABD’nin Kuzey Irak’tan çıkış koşullarıdır. Dün başka şeydi, yarın bir başka şey olacak, ama ‘tarihsel momentum’ dediğimiz şey, hep düne kadar eli güçlü olanın, elinin sıkıştığı yerdir. Velev ki, düne kadar eli güçlü olan, bugün itibarıyla, ufukta beliren daha büyük çıkarlar adına hareket ettiğini düşünsün, hedefine ulaşma yolunda işi, dün ezdiğiyle acilen barışmadan geçecek. Dün ‘Kürt mürt yoktur, daha sonra, varsa var, hepsi Müslüman değil mi, maraza çıkarmanın ne âlemi var?’ diyenler bügün Ağrı Dağı Efsanesi okuyacak.

Keşke böyle olmasaydı, ama siyaset böyle işler. Meclis’te ağlayanlar, liderlerinden duyduklarını ilk kez duydukları, hislerini bastıramadıkları için değil, siyasetin ‘sahne duygusu’ ile ağlaşıyorlar. Sahne sanatçıları bu ‘duygu’ya aşinadır, rolünün hakkını verebilen sanatçılar sahnede olduğu süre boyunca neyi veya kimi oynuyorsa odur. Sahiden ağlar, sahiden kızar, insan kendini rolüne inandıramıyorsa, kimseyi inandıramaz, kötü oyuncu olur. Siyaset de, sahne duygusu gerektiren bir iştir. Siyasetçiler, zannedilenin aksine, söylediklerine önce kendi inanan insanlardır. Karizmatik liderler önce
kendileri, kendi dehalarına inanmasa, bunca insanı inandıramaz, yeterince tesirli olmazlar. Buraya
kadar işin içinde samimiyetsizlik yoktur.

Ama, siyasetin sahnesi, sanatın sahnesi gibi masum değildir. Sanatın sahnesinde, binbir kılığa ve ruh haline bürünme kabiliyetinde olan insanlar, kendi bedeni ve ruhu üzerinden, bize insanlık hallerini sergiler. Oyun biter, perde iner. Kazançlı çıkarız, bilet parası dışında da bedel ödemeyiz.
Siyaset sahnesinde olanların, her zaman hepimize paylaştırılan bedelleri vardır. Ve bilin ki, o sahnede oyun ne kadar dramatikleşirse, perde arkası o kadar karmaşıktır. Dahası, siyaset sahnesinde, iddia ‘sahicilik’ olduğu için, sahne duygusu fazlasıyla sırıtabilir.

Duyduklarından habersiz olmaları imkânsız bir heyetin, bunca zaman bambaşka telden çaldıktan sonra, iki gün önce Meclis’te gözyaşlarına boğulma sahnesi ruhumu bulandırdı. Rolüne kendini iyice kaptırmış, yönetmeye kendini beğendirmeye kitlenmiş ama, alelacele yazılmış bir senaryoyu, kötü bir sahnede oynamaya çalışan, bu kötü oyuncular, adalet duygumu incitti. Kürt meselesi, şiir kasedi dinleme seyrine girdi.

Ama bunları söylemekten de rahatsız oluyorum. Ben diyorum ki, bırakalım bu hamaset ve samimiyetsizlik üzerinden gitmeyi. Muhalefetin hamasetini savuşturmanın yolu, açık konuşmaktır.
Gelinen noktanın vehameti, mevcut hükümetin sorumluluğunda olmadığına göre, itirafından gocunmanın da anlamı yok. ‘Bildiğiniz daha iyi bir yol varsa beri gelin’ dersiniz olur biter. Ama tabii, bugüne kadar ‘Rabbena, hep bana’ demiş, bu tavırda hâlâ sorun görmeyen bir anlayışın da bunu demesi zor. Mesele budur. Böyle devam ederse de, çıkış yolu uzaktır."
(16.08.2009)


Kesin olan bir şey var ki artık hayal dünyasında yaşamıyoruz. Düşlerin sağlamlaştırdığı geleceğe dair özlemleri hemen hiç duymuyoruz. Görünür kılındığımızı varsaydığımız sanal ağlar dahilinde kendini ilerletmek zorunda hissetmeyen, gerçekliğin soğukluğunda hıza ve zamana kilitli kalmış bireyler hali içerisinde bulunuyoruz. Kesinleştiremiyoruz, nelerden taviz verdiğimizi. Karar veremiyoruz bir türlüsü hangisinden yana tavır almamız gerektiğini, gerekliliğini. Nicesinde farkındalılığı sağlayabilecek olanı ötelemeye devam ettikçe; çekimser bir çemberin içerisinde dört dönüyoruz. Çıkarsayamıyoruz, nasılın ve niyenin uzunca süredir esamesini okumadığımız gibi, bu sınırlandırılmışlığı bir türlü aşmayı düşün, taşın yola çıkartamıyoruz. Düzlük dediğimizi yanlış algılıyoruz. Soruların cevaplarını yeni sorulardan türettiklerimizde arıyoruz. Gerçek olanın ezici bir biçimde sınırlandırmaları tetiklemesine ses etmiyor, aksine buralara henüz ulaşmadı herşey güllük gülistanlık yanılsamasına tutkuyla bağlı kalıyoruz. Söze lafazanlıkların yüksek perdelerden eklemlendiği oyunların unsurları olarak başlıyoruz. Çıkışlara, avam olarak hep beraber mani olmanın vakurluğunu yaşıyoruz. El birliğiyle, zamanı tüketip sonrasında daha fazla ıvır zıvırdayız, birbirimizin gırtlağındayız, en eçişler bücüşleriz yarışmalarına dikkat kesiliyoruz. Kesilmekle kalmayıp hayalleri oralarda yaşamakla bir tutuyoruz. Kendi kendine oluşturulan bir beğeni düzleminden, herkeslerin beğendiği sanrısında ilintilenmiş kadük davranışlarla tepkisiz, sesi azca çıkan bireyler halinde seyirliğimizi, pardon hayatımızı sürdürüyoruz. Ne denilirse kabul edilebilirlik sınırları dahilinde olduğu imasını duyumsadığımız anda benimsenmesinden daha kolay bir tektipleşme herşeye aynı tondan yaklaşıma daha sahici bir örnek olabilir mi? Etkin olanın unutturmaya yüz tutturduklarına, beklentiler arasından çoktan çıkarttıklarına tekmili birden uyum gösteriyoruz. Düşüncenin derinlerinde saklı duran fikriyata ve dolayısıyla hayallere de bir şekilde set çekmek kanıksanıyor bu akışta. Her yan , dört cephede hummalı çalışmaların neticesinde. Sıradanlığın kolaylaştırılmış sürümlerinde hiç yoktan tepkimelerle vakit öldürür iken aslında nelerin döndüğünün idrakını bir sonraki nesillerin sahasına terk -i diyar eyliyoruz. Bekleme yapmadan en hızlısından. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı sunduğumuz Deuss Ex Machina programımız dahilinde bütünleştirmeye çalıştığımız işitsel unsurlar ile beraber kısaca söz etmeye çalıştığımız bu hayal imgesinin sonuna nasıl ulaştığımızı sesli olarak irdelemeye çalıştık. Teker teker dönemeçlere saklı bırakılmış seslerin izlerinde, çözümlemelere girişmeye gayret ettik. Elektronik müzik sekansının öte ucra köşelerinden deneysel akustik / modern kompozisyonlar disiplinlerine varan bu ses yığıntılamasında, gerçeklerin nereye kadar etkinliğini koruduğunu, yanılgıların nasıl kolayca bir şekilde özümsenebildiğinin tahlillerine ulaşmaya çalıştık. Makina'nın çarkları arasında ışıldayan sesleri hayallerin onlarca detayında yeniden şekillendirebilme gayesinde Modern Klasik ile Rutini Bozan Ses tasvirlerinin bileşkesine ev sahipliğini yapan kayıtlara imzasını atmış olan Max Richter'i son çalışması Henry May Long Soundtrack'inin refakatinde sizlere sunuyoruz.
Katmanların birbirlerine denk tutulduğu, oluşturulan kompozisyonların bütününde irdelenen ses imgesi söz konusu olduğunda ana akım klasik müzikten farklı olanların da kapsama dahil edildiği bir kolajlama imgesini ortaya çıkartır minimalizm / yeni klasik faunası. Türlerin arasında geçişkenliğe imkan sağlaya duran teorilerin şekillendirilebildiği, son tahlilde farklı olanın tanımlandırılabildiği bir müzikal yaratım sürecinin başatlarından. Var edilmiş olanın sınırlarının ötesini arşınlamak söz konusu olduğunda en bol seçeneğin ileri sürülebildiği bir müzikal kaşiflik dizini karşımıza çıkartılır mahir üreticilerin çalışmaları ve kayıtları boyunca. Yeknesak rutinin ambalajın sadece görünür kılınan yüzünde yapmış olduğu ezici değişkenliklerin ulaştırdığı seriye bağlanmış otomatik bireyler argümanının içerisinde nelerin koptuğu ve nelerin döndüğü konusunda yeterince fikir edinilebilecek birer sunumlandırma kulaklara ulaştırılır. Ses, tüm albenisiyle beraber modern çarkların dişlileri arasında sıkışıp kalmış bireyin argümanlarını, sözlerini ve düşününü görünür kılmayı olası kılan bir düzenek halini alır. Kasvetin ve kederin modern zamanları kapsamasından, yoğunlaşmasından dem vurulan alt okumalara imkan sağlanır. Elde olan, olabildiğince az enstrüman kullanımının, somut bir biçimde ortaya çıkartılmış iş veya kayıt dizisinin gerçekliliğinde herhangi bir eksilmeye meyil vermemesi olduğundan dem vurabiliriz. Sesin işlenebilirliği üzerinde ilk teşebbüslerden bu yana kendi rotasını daimi bir biçimde ilericilik diskuruyla bütünleştirebilen minimal elektronik / akustik çoğaltımlar bugünün sanatsal türetimlerinin de öncüllüğünü elinde bulundurmakta. Yorumuna ve fikriyatına birazdan değineceğimiz Max Richter'in projeleri boyunca karşımıza çıkarttığı öz tasarımlar, edebi metinlerin seslendirilmesi gibi farklı odaklardan beslenerek geliştirilmeye devamlılığı sağlanmış bir yapılandırmayı ortaya çıkartır. Terry Riley, Phillip Glass, Steve Reich, Le Monte Young ve Michael Nyman gibi öncül kompozitörlerin 60'ların ortalarından 70'li yılların hemen tümü boyunca derinleştirmeye çabaladıkları bu ses denizinin kıyılarında dolaşmakta olan bir ses tasarımcısı, geçmiş ve gelecek arasında bağlar kurmaya, sözler sarf etmeye çabalayan bir kompozitör Max Richter. Tümleşik döngülerin içerisine iliştirdiği her bir sesin haznesiyle beraber yavaş yavaş şekillendirmesini tamamlayan dönüşümler gerçekleştiren bir sesli tarih dinlenceliğinin de altına imzasını atar bu prodüktör. Çeşitlendirmesini sağladığı müzikal akışların derinlerine gizlenmiş olan hayalleri yaşanmışlıkları tüm olağanı tanımlandırmış ama tamamıyla değişken bireyler haline dönüşmemize vesile teşkil eden aşama ve dönüşümleri mercek altına alan bir dinlencelik ilk elden önümüze sunulur. Uzunca sayılabilecek bir dönem boyunca klasik müzik ile haşır neşir olmuş Max Richter’in erken dönem elektronik müziği keşf etmesinin ardından birbirlerine paralel olarak ilerletilen bir türetim ve yaratım sürecinin izlerinin üstüne yapılandırılmış bir seyyahlıktır bütün o kayıt silsilesinin içerisinde duyumsadıklarımız. Edinburgh’dan London Royal Academy Of Music’e, oradan da Floransa’da ismi gizli kalmış cevherlerden birisi olarak kısaca betimleyebileceğimiz erken dönem elektronik müzik icracısı / deneysel müzik kompozitörlerinin arasında kendine has bir takipçisi kitlesi bulunan Luciano Berio gibi bir üstadın tedrisatından geçmesi, Max Richter’in müziğiyle ilk defa tanışacaklar için nerelerden beslenmiştir sorularına yanıt verecektir. Klasik müziğin formlarını esneterek oluşturduğu öznel bakışımın Philip Glass ve Michael Nyman gibi dönemdaşlarıyla hemen hemen aynı dönemlerde Terry Riley ve La Monte Young’dan esintileri barındıran kompozisyon ve icralar ortaya çıkartmış olan Steve Reich’ın Six Pianos parçasının yorumlanması temeliyle kurulmuş olan Piano Circus sanatçının ilk sahne deneyimini sağladığı proje olarak kariyerinin başlangıcını imler. Piano Circus’un bu temellendirmesi üzerinden Amerikan Minimalist kuşağının prodüktörlerinden ortam müziği denilegeldiğinde adı ilk anılacak isimlerden Brian Eno’ya ve 90’ların başından itibaren kurguya ekledikleri delişmen öğeler, çiğ sesler ile techno’nun karanlık sularında akıllı dans müziği kesitlerinin icracıları olmuş The Future Sound Of London (FSOL) ikilisinin kayıtlarına kadar uzanan bir yeniden yorumlama ve kurgulama yolunda ilerletilen bir dizi konserin çevresinde ilerletilir. Bu süreç dahilinde Max Richter, bir yandan eğitimini tamamlarken öte yandan da birbirleriyle taban tabana zıt durduğu varsayılan ses öğelerine haiz müziklerin ilintilenmesine, harman edilmesine vesile teşkil eden denemelerin de olabilirlik sınırlarını zorlamayı ısrar ve itinayla sürdürecektir. 2002 yılında “Amorphous Androgynous:The Isness” adlı FSOL’in kült çalışmalarından birisi olan kaydın prodüktörlük kısmında epeyce emeği geçer. Kaos dolu bir zamanın imgelendiği yer yer psychedelic rock öğelerine karaltılı ses pasajlarına ev sahipliğinin altından rahatlıkla kalkmayı başaran bir proje olarak elektronik müziğin farklı bir odağını temsil edecek kayıt ortaya çıkartılır.

27 Mayıs 2002’de BBC Radio 3’de Verity Sharp ve Fiona Talkington ikilisi tarafından hazırlanan Late Junction programının devamlılığı olarak tanımlandırılmış Late Junction Records etiketi altından, Richter debut albümü olan “Memoryhouse” yayınlanır. Kişisel gelişimi ve eğitimi boyunca neredeyse takipçiliği yapmakta olduğu tüm müziklerin birer buluşma noktasını oluşturur “Memoryhouse”. İşlenmiş yapıların, harman edilmiş ses kesitlerinin geçmişin izlerini yeniden tanımlandırdığı eklenen her bir yapılandırmada bir soru devinimi müzikal eşiklerle beraber hatra düşürülür. Nereden geldiğimizin hikayesinin barındığı kayıtta nereye gittiğimiz sorusu çözümlenmeye çalışılır. Sözcüklerin tanımsız kalacağı bir müzikal şölen albümün hemen her parçasının birbirlerine zincirleme eklenmesiyle beraber dinleyiciye ulaştırılır. Max Ricter belirgin ve tanımlandırılmış olanın dışında modern klasik müziğin sınırlarına yeni yorumlamaları sesi kimi zaman görselleştirerek, kimi zaman da alıntıladığı metinlerin vurgulu okumalarını dahil ederek yeni bir biçim ortaya çıkartmaya gayret eder. Albümün açılışında yer edinen Europe After The Rain kirli yağmur çiseltisinin üzerinde ilerletilmiş yaylıların can alıcı bir biçimde sahneyi tamamladığı dramatiklik unsurunu ön plana çeken bir başlangıcı gerçekleştirir. Mininmalist kuşağının ses parametlerinin doygun bir aynalanmasından mürekkep Laika’s Journey kısa süresine karşın etkileyiciliğini koruyan bir çalışma olarak kayıtta yerini alır. Kuşatılmış bir şehirden kaçmayı planlar iken son nefesini vermiş sevgiliye ağıt olan albümün de en dokunaklı kısımlarından birisini oluşturan Sarajevo gibi zamanın bariz bir biçimde dondurulduğu, o acı verici anın tanıklığının dinleyicinin usunda canlandırılmasına imkan sağlayabilecek kadar sahici bir biçimde duyumsatıldığı bir iletici haline dönüşür. Ulrich Schnauss, Arovane gibi melodi elektronika birleşimini son derece kararında dozajlarda bütünleştirmeyi sağlamış üreticilerin kayıtlarının paralelinde ilerleyen bir güzelleme halini alan Untitled (Figures) ile albümün katmsanal çeşitliğinde bir başka evreye dahil oluruz. Minimalist ses yelpazesinin technoesk damarlarında damıtılmış döngüye ekli halde kulağa misafir edilen keman partisyonun bu parçayı daha da kuvvetlendirdiğinde dem vurmalıyız. Geçmiş ve gelecek karşılaştırılmasında modern klasik müziğin yönelişimleri hakkında fazlasıyla detayı bir arada sunan bir yapıt olduğunu da iletmeliyiz. BBC Filarmoni Orkestrası’nın albümün kuvvetini de arttırdığı yorum dinamiğini belirginleştiren November kararlı dönüşleriyle beraber sonbaharın uhrevilik dolu melodramatiğini bütünleştiren bir deneyimi ortaya çıkartır. Albümün finalinden bi’önceki parça Last Days’de de bu orkestral zenginliğin devamlılığını sağlayan bir kurgu hasıl olur. “Memoryhouse” içinde kesit olarak aktarılanların ve tüm zaman kırılmalarında işlenmeye devam edilen insanlık hallerinin can alıcı bir biçimde yoğunlaştırıldığı, insanın insana ettiklerinin manalandırılmasına zemin teşkil eden çok yoğun bir ses trafiğinin sergilendiği bir deneysel çalışma halini almasını sağlayan bir belge kayıt olacak, anılacaktır “Memoryhouse” ne eksik ne fazla. "Dünyanın kirine pasına bulanmış gözlerle bakınca, bir tünelde kaza geçirmiş trenin yolcularına benziyoruz; kaza yerinden artık tünelin girişindeki ışık görülemiyor, çıkıştaki ışık ise henüz öylesine küçük ki, onu seçebilmek için bakışların sürekli arayışta olması gerekiyor ve hatta, bir girişin ve çıkışın da olduğu kesin değil. Çevremizde, yine de, duyularımızın karmaşasında, ya da aşırı duyarlılığında, ucubelerden başka bir şey görmeyiz ve her birimizin o andaki ruh haline ve aldığı yasaya göre değişen, insanı hayran bırakan ya da yorgun düşüren bir kaleydoskop oyunu seyrederiz. Şimdi ne yapacağım? ya da: Neden yapmalıyım bunu? soruları, böylesi yerlerde sorulacak sorular değildir." Franz Kafka’nın Mavi Oktav Defterleri’nden alıntılan pasaj Max Richter’in ikinci albümü olan “The Blue Notebooks”un kapsadığı derinliği nadide bir biçimde belirginleştiren bir örneklemi tespit eder. Yol sunar. Teskin edici sakinliklerin, giderek fazlaca insansı kaygıların ve tereddütlerin belirsiz bir noktaya, bir zamana kadar rafa kaldırılıp beklettildiği zamanımızda içsel bir hesaplaşmanın vaktinin nice olabileceğini işleyen bir ses dünyası ortaya çıkartılır. Resim ve metin beraberdir. Sözlerin kıymetinin anlaşılabilir kılınmasının bariz bir biçimde dengelenebildiği örneklerden pek azında bu hakkaniyet ve gerçekçilik karşımıza çıkar. Çıkartılır. Max Richter’in Tilda Swindon’ın daktilo vuruşlarının arasında serpiştirilmiş okumasının tam arkasına iliştirilmiş olan On The Nature Of Daylight parçasıyla beraber bu gizem dolu çelişkilerin bariz bir biçimde irdelendiği bir metaforun içlerine nüfuz etmeyi başarırız. Sesler soru sormanın vaktinin çok öncesinden geldiğini hatırlatmaya devam edecektir. İlerleyen sekansların bir başka bölümünde ortalığa yeniden salınan daktilo sesi Kafka’nın yazısının sese büründürülmüş halinin, Jóhann Jóhannsson gibi minimalin klasik müzik hatlarında çağdaş tasvirlerine buyur edildiği Shadow Journal gibi bir önermeye ulaştığını işitebilirsiniz. Vakıf olunabilecek değerlendirmelerin hiç birisinin yanına yaklaşamayacağı, dinleyenin tüm yanıtları kendisinin bulabileceği şekillendirebileceği bir komut satırıdır, Shadow Journal. Herşeyin bireye bıraktırıldığı bir seçimin ana hattı. Ortam müziği nüvesinden esintiler ihtiva eden ‘Arvo Pärt’ın kutsal minimalizm teorilerinin iç kıyıcı, yürek burkucu örneklemlerinden aşağı kalır yanı bulunmayan, kısa süreli bir meditasyon Iconography ile temellendirilmiş ayrıntıların üzerinde işlenmiş detaylarla haz almak mümkün kılınıyor. Bu hattan devam eden Organum ise önceki parçadaki döngünün tersyüz edilip sinyal hassasiyetine indirgendiği, drone müziğin gürültüsünün raksına zemin sağlayan bir yapı. Albümü tamamlayan The Trees parçası ise tüm hatlarıyla klasik müziği itinayla işlenildiğinde şimdilerde de icra edilebilir bir form olduğunu kanıtlayan, zengin orkestrasyonu ile beraber hayatın zihne kazıdığı herşeye karşı biriktirilmiş olan sorumlukların sorgulanabilirliğini işleyen, dinlenildikçe farklı yönlerden etkisine maruz kalınan bir tılsım haline evrilir. Max Richter’in belirgin bir biçimde sesin arkaik yüzeylerini, tüm katıcıl bakışımlara sahip olanları bile meraklandıracak bir yetkinliğin taçlandırıcısı olan bir albüm çalışı, hayat güncesi olacaktır; “The Blue Notebooks”. 40 dakikalık süre içerisinde genel bir hayatı çözümleme imkanı da yanınıza kar kalacaktır.Max Richter’i günümüz müziğinde bir adım ilerisine taşıyan üçüncü çalışması “Songs From Before”un gerek müzikal kapsamsallığı gerekse de işlenilen edebi metinin daha dokunaklı hallerine sırtını verdiği bir kayıt olarak kısaca açabiliriz. FatCat Records’un alt etiketlerinden olan 130701’den gün yüzü bulan çalışmada Richter, Harumi Murakami’nin yazınsalından beslenerek projesini temellendirir. Arvo Pärt, Michael Nyman gibi müzikal sınırların ötesini belirlemiş yaratıcı / kompozitörlerin izlerinin, baskın bir uzakdoğu seremonisinin uzağında olmayan lirik kesişimlerin birbirlerine örüntülenip tekleştirildiği bir deneyim ortaya çıkartılır. Çalışmanın anlatıcısı olarak avant-garde ozan Robert Wyatt’ın okumalarının da bu etkiyi daha da sağlamlaştırdığını belirtmeliyiz. Kesin olan bir şey ise elektronik nağmelerin iyi bir kompozitörün ellerinde onlarca farklı açılımı beraberinde getirebilecek kadar hakkaniyetli, hasassiyetinden tek bir doz bile aşağısına indirgenemeyecek kudrete sahip kolajlara imkan sağlayabileceği gerçeğini ortaya çıkartır. Albüm boyunca süregiden elektronik gelgitler, mekanı daha da derinleştiren, zamanı neredeyse unutmamıza imkan sağlayabilecek kadar masalsı bir bütünlük karşımıza çıkarmakta, kulaklara buyur edilmekte. Robert Wyatt’ın yağmurun çişeltisinde eklentilediği sözcüklerin üzerine serpiştirilen minimalist kadrajın yansıtıldığı Harmonium, küçük mücevher kutusu içerisinde hapsedilmiş Alis’in son çığlıklarına vakf olmanıza neden olabilecek kadar sahici bir bakışın yansıtılmasına vesile olur. Autumn Music ikilsi de albümün yükselişini, görselliğe ihtiyaç duyulmadan sözcüklerin yüreğe dokunduğu, notaların kalbe işlendiği bir yapıyı ihtiva eder. Ağır başlı bir melodram sekanslarının arasına dahil edilen her bir döngü ile yeniden yaratılan atmsofer “Songs From Before”un nitelikli çözümlemelerle ustalık yolunda ilerleyen bir kompozitörün yıllar sonra bile değerini koruyup, defaatle dinlenilebilecek bir kaydını tanımlandırır. Hayata dair herşeyin hemencecik anlatımına, vurgu ve betimlenmesine zemin teşkil eden teknolojinin aslında pek farkında olmadan da mahremiyetin tümü üzerinde belirgin bir ayrışıma yol açtığından dem vurabiliriz. Kısacık tümcelerle olgular ve yaşananlar, hissedilenler ve düş kırıklıklarının betimlendiği bir hız çağındayız. Kelimeler birbirleri arkasına dizilip önümüze serilirken tasvir etmeye çalıştığımız kişiselliğimizin en ücra noktalarında açıklar vermeye de devam ediyoruz. İlerliyoruz ilerlemesine, iletiyoruz iletmesine herşeyi amma velakin giderek daha çok mekanikleşen, aynı rutinleri yerine getiren, daha çabuk tüketen bireyler haline dönüşüyoruz. Richter’in “24 Postcards In Full Colour” başlığını taşıyan dördüncü albümünü bağlamda çekimserlikten uzak ama olabildiğince içini döken bir kayıt olduğunu iletelim. Hızın kendimize uygun bulduğumuz biçimlerini, müzikal yansılarda o çağın bir parçası haline dönüşen ayrılmaz uzvumuz halini alan cep telefonlarının melodileri üzerinden şekle şemale kavuşturulan bir dinlencelik sağlanmakta Richter tarafından. Melodi kısalığına bakılmaksızın bir seyyahın ani dönüşleri, ilerlediği güncesi içerisinde karşılaşıp zihninde yer edinmiş anılarının canlılığını hatırlatan, süresi geçirilmekte olan ömürlerin sağlıklı bir tahliline imkan sağlayaduran 24 kesit yer almakta kayıtta. 24 fotografik imgelem içerisinde haps edilmiş olan zamanın detayları karşımıza çıkartılmakta. Diğer çalışmalarından aşina olunabileceği üzere melankolinin farklı tasvirlerinin müzikal eşiklerde yorumu kulaklara ulaşmakta. Birbirleri içerisinde iletkenlikleriyle toplu halde bir zaman taramasına buyur eder Max Richter dinleyeni. Tonal yetkinlik, çeşitlendirilebilir sesli düşünceler için son derece uygun bir başlangıç olan The Road Is A Grey Tape ile kayıt açılır. Uykunun kendini ele verdiği mahmur anların ışıdığı sağaltım Lullaby From The West Coast Sleepers, kıvılcımlı bir ortam müziğinin piyano tuşesinde diriltildiği Circles From The Rue Simon-Crubellier, banta kayıtlı ortam müziğinin mikroskobik açılımlarında keman nağmelerinin melodramatikliğini işleyen A Sudden Manhattan Of The Mind gibi çözeltiler kaydın kapsadığı bir kaç dakikalık süreler içerisinde çoğunluğu farkındalılığı arttıran bir resmin belirginleşmesine imkan sağlanır. Kompozisyon dizinin en can alıcısı olan Berlin By Overnight parçasını da bu minvalde yarıda bırakılmış bir hayat tasviri olarak görebilme mümkünatlar dahilinde. Gidilen yerlerin yerel imgelerini de belli belirsiz bu harmana eklenildiğinde de elde edilen koskocaman bir çözümlemenin hala mümkün kılınabileceği gerçeği. Hiçbir şey olduğundan daha iyi veyahutta daha kötü değil iken kanıksanmış hataların peşinde ısrarla vakit kaybetmeye, dahası zaman öldürmeye ne kadar daha devam edeceğimizi hatırlatan bir uyarı kaydı olduğunu da iliştirebilir, Max Richter’in dinleme alışkanlıklarını modern çağa uydurduğu öz hikayelendirmelerinde.Bütün bu kayıtların yanında çeşitli sanatsal enstelasyonlar ve düzeneklere özel kurgulamalar, oyunlara özgün müzikler gibi yaratım yönünü geliştirmesine imkan sağlayan işlerle de haşır neşir olmakta olan bir isim Max Richter. Derek Jarman’ın 1970 ile 1983 yıllarında çekilmiş ama yayınlanmamış The Art Of Mirrors’una ve Ari Folman’ın Valse Avec Bachir filmlerine yaptığı film müziklerini de özenle tüm diskografisini takip etmek isteyenler için biçilmiş iki önemli kayıt olduğunu kısaca iletelim. 2008 yılı içerisinde 19. yüzyılda geçen bir drama olan Henry May Long’un müziklerinin ulaşılabilir kopyalarını Mute Song International etiketiyle dinleyicilerle paylaşır sanatçı. Filmin içeriğinden bağımsız biçim ve durumların da layıkıyla irdelenebileceği bir devamlılık kaydıdır herşeyden önce, “Henry May Long” Soundtrack’i. Kemanın kendi başına ağıdı çağrıştıran partisyonun yan unsurlarda eklenmiş her bir ton ile beraber durağanlaştırılmış bir tasvirin zemin bulduğu, ışıldadığı Ocean House Mirror ile kayt açılır. “24 Postcards In Full Colour”den kısalıklarına hakim olunan kesitlerin vuku bulduğu, filmin sekansları arasında da bağlayıclık gösteren Stairs Abyss Starlight, Exit Top Hat Greeting ve Waiting For Sunlight Evening üçlemesi zor olanın henüz yapım aşamasında olduğunu imleyen bir bütünlemeyi, soğuk puslu tasvilerin zamansızlığının halen bulunduğunu sergileyen bir bütünleştirme projesini ortaya çıkartır. Ses kademe kademe evrilip, klasik senfoninin ham hallerine de geçiş gösterirken çıkarttığı değişkenliğin vücut bulmuş hali Interior Horses film müziklerinin tek başlarına da etkileyiciliklerini korumasının öne çıkan bir önermesini oluşturur. Explosions In The Sky gibi post-rock’ın adam akıllı icra edildiği birkaç gruptan birisi olan ekibin çişeltili akustiğinin modern klasikteki yorumu olan Dinner And The Ship Of Dreams ile kayıt nihayetlenir. Max Richter tespitleriyle beraber mümkünatlar dahilinde olanın ötesinde sınırları genişletmeye gayret etmekte. Kah durağan ritmlerle kah mekanik alaşımlarla ve somut seslerle hayallere ulaştırdığı bakışımlarla beraber. Şimdiki zamanda geçmişin müziğinin üzerine eklemledikleri ile beraber var edilebilecek yeni tümcelere kapı aralatmakta. Jóhann Jóhannsson gibi klasik müziğin en modernleştirilebilir tasvirlerinden, Ólafur Arnalds gibi pop naifliğinden de esintiler ihtiva edebilen bir kurgulamaya kadar yenilikçi cephede kendine has bir yer edinmeyi başaran ama bir yanda da geleceğe ve gelecekte yer edinecek yeni üreticilere de yol gösterebilecek bir potansiyeli ortaya çıkartmasının üzerinde yük oluşturduğu aşikar bir prodüktör. 2. jenerasyondan olup da gelecek yıllara dair “klasik minimalist müziğe” ve onun modern türevlerine yeni yollar açması en muhtemel kişi nihayetinde Max Richter. Mahirliği ile kotardığı her bir çalışmasında yeni rotalar keşfedebilmeniz, kendi kelimelerinizi bulup çıkartabilmeniz temennimizle...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gözü Yaşlı Meclis – Nuray MERT – Radikal
Rızasız Bahçe – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Bunamadan Barışalım – Yıldırım TÜRKER – Radikal
Ulus Devlet Kıskacında ‘Ötekinin’ ‘Ötekine’ Yaptığı – Uçanbalık – Uçan Balık
Gürültü – Nihat BEHRAM – Sol.org.tr
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Yazının Başlangıç Noktası – Semih GÜMÜŞ – Radikal Kitap
Gülen Ve Ağlayan Maskeler – Cüneyt UZUNLAR – Serbest Yazarlar
Düşsel Varlıklar: Konuşur Vaziyette Söyleşi Kişisi Ya Da Kurma Kolunu Çek Bırak – Ozan K. – Arch Proscenium
Hildur Gudnadóttir – Without Sinking Albüm Kritiği – Dream Endless – Limbo Pillow
Two Lists For Friends – Squashed – Motel De Moka
Sunn O))) Exclusive Interview Transcripts: Stephen O'Malley - Joseph Stannard – The Wire

Max Richter Official
Max Richter At Myspace
Max Richter At FatCat Records
Max Richter 24 Postcards In Full Colour Official
Max Richter 24 Postcards In Full Colour Albüm Kritiği – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Max Richter Songs From Before Albüm Kritiği – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Max Richter Interview At Cyclic Defrost By Eve Klein / Oliver Laing
Max Richter Henry May Long OST Albüm Kritiği – Y. – 13melek
Minimalizm – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Pillowdiver At Myspace
Pillowdiver At 12k
Pillowdiver Sleeping Pills Review At Textura
Stephan Mathieu + Taylor Deupree At Spekk
Stephan Mathieu + Taylor Deupree Transcriptions Album Review By The Milkman At The Milk Factory
Stephan Mathieu Official
Stephan Mathieu At Myspace
Taylor Deupree Official
Taylor Deupree At Myspace
The American Dollar Official
The American Dollar At Myspace
The American Dollar Ambient One Albüm Kritiği – Dream Endless – Limbo Pillow
Alpine. Official
Alpine. At Highpoint Lowlife
Ólafur Arnalds Official / At Myspace
Ólafur Arnalds Found Songs At Erased Tapes Records
Ólafur Arnalds – Burak Kartal – Tramvay Durağı
Message To Bears Official / At Myspace
Message To Bears At Dead Pilot Records
Message To Bears Departures Album Review At Norman Records
Pertegò Official / At Myspace
Pertegò At Collapsed Records

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel V Words By Glass Arrow
© Glass Arrow’s Flickr Page

Max Richter’s Photos Courtesy From Below Listed Site
1-) Border.Se
2-) Zeuglator’s Flickr.Page
3-) Bmayaa’s Flickr Page

>>>>>Poemé
Buluşmak Üzere – Can YÜCEL

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım

No comments: