
Deuss_Ex_Machina_266_--_Cubra Las Ventanas Y Las Paredes
07 Eylül 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: Ducktails-Landscapes (Olde English Spelling Bee)
>1<-Ducktails-Deck Observatory (Olde English Spelling Bee)
>2<-Ducktails-Seagull's Flight (Olde English Spelling Bee)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Jam's-Echos Du Coeur (Self Released)
>4<-Jam's-Sentiments Eparpillés (Self Released)
>5<-Ochre-Raido (Benbecula)
>6<-Ochre-Lunar Suburbia (Benbecula)
>7<-aAirial-Untitled #3 (Self Released)
>8<-aAirial-Useless Tune (Self Released)
>9<-Lusine-Tin Hat (Ghostly International)
>10<-Lusine-Double Vision (Ghostly International)
>11<-Dub FX-Intensions (Self Released)
>12<-Dub FX-Love Someone (Self Released)
Cubra Las Ventanas Y Las Paredes (266) – Duraksanmamış Arsızlığın Kinlere Yolu Açık Tuttuğu Bir Zaman Mevhumunda, Hangi Derede Hangi Arada Yolumuzu Düze Çıkartacağız? Fikri Nedir Seslere Ne Zaman Kavuşturacağız? Özgürce, Korkulara Gerek Olmadan, Boynumuzdaki İlmiğimiz 29 Yaşına Girmiş İken Sormak Lazımgelir: Quo Vadis? (Eylül – Zor Günlükler)
>>>>>Bildirgeç
Fikri tespitlerin dayanacağı yegane önemli unsurun kendi içerisinde olabildiğince tutarlı bir biçimde kurulması ve yapılandırılması olduğuna hemfikiriz. Söz ve beraberinde eklenen her bir detayın ancak ve ancak bu hattın üzerinde varlığını şekillendirip, kesin olmasa bile doğruyu aramak sözkonusu olduğunda bizlere yardımcı olacağı su götürmez bir gerçeklik. Nedensiz fırtınaların zihinlerde oluşturduğu bulanıklığın, âna ve gündeme göre aniden değişim gösteren yüzeyselliklerin ise ufkun yakalanabilmesini, değişkenliklerin türlü çeşit ötesini uygulanabilirliğine mani olması da kaçınılmaz bir öğe. Şimdi ve burada olabildiğince tekil söylemlerin, kendimiz söylüyoruz kendimiz yine bile bile aynı hatalara bağımlı kalıyoruz bakışımının da enikonu katıcıllaşmaya başladığından dem vurulabiliriz İcazet duyulmamasına karşın mümkün olanı tahsis edebilmek için elde kalan bilgi ve birikimin de bu yolla heba edilmesi açıkcası düşündürücü son kertede. Vakıf olunan her bilginin uygulanabilirliğinden tutun da, düşünselliğe katkılarına kadar ötesi berisi son derece iyi gözlemlerle beraber pekiştirilebilen söylemler geliştirmek niye bu kadar zordur. Her güzergahın neredeyse aynı kapıya çıktığı argümanları birbiri peşisıra takip edip, ilintileyerek nereye kadar çıkmazlardan çıkmaz beğeneceğiz. Soruların ve esasında sorunların çözümsüzlüğünün fayda değil aksine zarar getirdiğinin farkına varamayacak mıyız? Yaşadığımız müddetçe boyunduruğu altında bulunup, neredeyse hiç hareket etmeden sabitlikle terbiye edilmeye, yönsüz, sabit bakışlarla hemhal olmaya devam mı edeceğiz? Kendi içerisinde bu kadar tutarsızlık fiili bir biçimde ayan beyan ortada iken utanmaya vakit bulabilecek miyiz? Utanabilecek miyiz? En başında, ilerlediğimizi sandığımız ileri noktalarda hala kendi ayağımıza yeni bağlar bulmaya devam ediyoruz. Takılıp da düşmek için. Sorunların merkezine değil etrafında kopartılanlara ilgimizi canlı tutmaya devam ettikçe epeyce bir süre daha aynı rutinin bileşenleri halinde bulunacağız. Sözün bittiği noktalarda vah vahlanmaktan bir fazlasına teşebbüs dahi etmeyeceğiz. Bu mudur hakkaniyetli bir biçimde insanlığın gerekliliğini talep etmenin karşılığı. İnsana dair olanın teferruatlardan arınmış hallerinde yaşanabilir kılınmasını sağlamak için çaba göstermek zul müdür? Bu kadar karaşınlığın sonucunda gün gelip de hesabını verebilecek miyiz, uygulamaya bir türlü koyamadığımız, gerçekliğini sorgulamadan tenkitte bulunduğumuz fikirlerimizin? Sözü yarıda tüm işleri havada nadasa terki diyar mı eyleyeceğiz? Kuma gömülmüş devekuşları misali herşeyden bir haber olduğumuz masalına kendimizi daha da fazla inandırarak. Konforlu modern şehirlerimizin ‘cubicle’ hücrelerinde ayan beyan herşeyden soyutlandığımızı sanarak.
Bu notun yazılmaya çalışıldığı 7 Eylül gününün sabah saatlerinde şehr-İstanbul’un, yükünü çekmekte olan İkitelli, Mahmutbey ve Halkalı semtlerinde bu çelimsiz fikri ayrıştırmaların, bir türlü doğrusuna karar verememelerin neticesinde yitirilen insanların varlığına şahitlik ettik. Sabahın mahmurluğunu yırtarcasına ortalığı yıkıp geçen yağmur-sel felaketinin düşündürdükleri bu çıkarsamaları beraberinde getirmekte. Bir şehir düşününüz ki hemen pek çok şeyi Allah’a emanet biçimde eğri büğrü korunmaya, yaşanabilir kılınmaya çalışılsın. Bile bile fikri hataların ısrarcılığında inanılmaz bir biçimde inat edilsin. Elde tutulan gözle görülen problemlerden dem vurulduğunda kimsecikler üzerlerine alınmak zorunda hissetmesin. Kaldı ki, zorunluluklar yerine getirilsin. Bir şekilde oluşan doğal felaketlerinin de hemen tümünde aynı argümanlar sergilensin. Milletimizin yanındayız, yaraları saracağız, zararı tazmin edeceğiz. Dönüp dolaşılan, zamanın hızlıca ilerlemesine karşın bürokrasimizin, siyasi elitimizin vesair yönetici addedilmiş olan seçilmişlerimizin bizlere uygun buldukları yeterli açıklamaların hepi topu bu üç cümlecik içerisinde saklı. Fikrin mealen özü bu kadar sabit. Geliştirmelerin, cana önem vermelerin, koskocaman bir şehrin yönetiminin idrakından olabildiğince seri bir biçimde kendini koruma yolunu tercih etmek. Sorumluluk söz konusu olduğunda işi takdiri ilahi kolaycılığına, oralar çok su aldığında devreye sokulabilecek doğanın intikamına, insanlık olarak kendimiz ettik sonucunu da hepimiz ödedik basiretsizliğine bağlantılamak yekten mümkün kılınıyor. Nasıl olsa demokrasi dediğimizi halkın kendi kendini yönetmesi başlığından uzaklara taşıyalı, sorumluluğu olan herkeslerin aynı ölçülerde bu kentte elbirliğiyle yapması gerekenleri zamanında hatırlatamadığımız bir gerçeğin içerisindeyiz. Çemberin içi ve dışı aynı yoğunlulukta sorumsuzluk örnekleriyle şenlendirilmiş bir biçimde açmazlar silsilesi.Doğal etkenlerin karşısında mümkünatlar dahilinde ayakta durabildikçe memleketler belirli seviyelere ve medeniyete ulaşmıştır. Hepi topu aynı olgularla durmaksızın iliştirilen fikir yürütüyoruz sahteciliğinin, derme çatma kent planlamacılığının, istimlak edilmesi gerekli iken durmadan mesken ve işyeri halinde konut bina edebilmenin göz yumulduğu (nedendir acaba?) dere yataklarının iskana açılmasının, birbirinin peşisıra teferruatları çoktan esgeçilmiş kent yapılarının tanzimindeki aceleciliğin (geçitler, köprüler, sahil şeridi düzenlemeleri vs.), doğanın kendisinden nemalanmak için hesap sorulursa diyerekten direk topu taça atmaların, ikidebir konuyu doğanın hınç almasına getirenlerin aslında her sene o sözünü ettikleri doğadan daha da fazla yaşam alanlarını tahrip etmelerinin mümkün kılındığı bir kentte daha ötesini düşünebilmek şu anda masalları çağrıştırıyor. Herşeyden uzakta ve her durumda kati suçlu bulunabilecek bir ülkede yönetişim de yöneticilik de bu kadar tavizsiz kör kör göz parmağıma sürdürülüyor. Eksik olan husuların tatbikinden, yenilenebilirliğinden sürekli yapabiliriz söz ve gayesinden ise ancak iş işten geçtikten sonra taa ki bir daha başımıza nicesinden geleceğini tahmin dahi etmediğimiz bir doğa olayına kadar hatırlanmayacak olan vecizler ilişitirilyor. Gürül gürül boş vaatler sıralanıyor. Dinledikçe insan olanı iyice düşündüren, hadi canım sizde dedirten vurgulamalar, vesairi kinayeli tenkitler, bizden öncekiler, sıranın en dibindekiler yapmamışlardı biz yapacağız gibi kolaycıl lokmalar.
Yarıda bırakılan her cümle gibi kuvveti bir türlü doğrusunu tesis etmeye yetmeyenlerin şehir yönetmek konusunda herkesleri paylaması bu konunun daha da derinleştirilebilir bir diğer yüzünü tanımlar. Kısa ve net bir biçimde. Tavır alınması gerekli olan sorumluluğun beraberinde getirdiklerini ne kadar uygun bir biçimde uygulayanları başımıza yönetici seçtiğimiz gerçeğidir. Yitirilen insanların pek çoğunun gerekli uyarılar ve önlemler alınmadığı için yitirilmesinin hesabının sorulmasıdır. Devletin varlığının sadece sözcükler, imalar veyahutta topyekün iş işten geçtikten sonra yapılan açıklamalar, şatafatlı cümlelerle olmayacağı bilincinin farkındalılığına ulaşılmasıdır. Nüfus artış hızına paralel olarak bir türlü hizasına tam olarak oturtulmayan barınma hakkının, mesken ediniminin nasıl şartlarla ve nereleri kapsadığının ifşaasının açık ve seçik olarak ilanının talep edilmesidir. Aradan geçen on beş yılda Ayamama deresi gibi ıslahını tamamlamadıkları derelerin kıyısında yaşam ve iş sahalarının yapılandırılmasına dair hangi uyarıların yürürlüğe konulduğunun talebidir? Yaşanan her doğal felaketin doğal olmayan sonuçlarında mutlaka suçu biryerlerde aramamanın gerekliliğinin kanıksanmasını talep etmektir. İnsan olabilmenin, 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti sıfatını taşıyacak bir Büyükşehiri mi yoksa eksikler yamanarak ayakta tutulan bir Megaköyün hemşerileri mi olduğumuzun açık ve seçik yanıtının talebidir? Kesinliklerin, fikirlerin sabit kılınmasının getirdiği geveşekliğin, adam sendeciliğin hudutlarında yitirtilmiş otuzbir canın hemen ardı sözün taşınması gerekenlerdir. Hataları kabul edemedikten, yanlıştan dönemedikten sonra kaseti başa sarıp hep aynı bölümleri işittirmek, tekrar etmek de büyüklerimizin boynunda ağır bir yük olsun. Notu ve cümlelerimizi, İsmet Berkan'ın “O Minibüse Bir Daha Bakın” başlıklı makalesinden yaptığımız alıntı ile noktalayalım:
“Önce içinde beş, tepesinde ise bir başka araçtan gelen bir kişinin bulunduğu bir minibüsün suda sürüklenmesini, bir otobüse çarpmasını ve o altı kişinin insanüstü gayretlerle kendilerini kurtarıp otobüsün üzerine tırmanmasını bir fotoroman gibi kare kare izledik fotoğrafların yansıdığı ekranda.
Ardından bir başka can pazarına, İkitelli’deki TIR garajında yıkıntıların, enkazın ve çamurun içinden kurtulmaya çalışan iki kişinin yaşam mücadelesi kare kare geldi önümüze.
Sonra... Sonra yerde yatan cesetler.
***
Tam yedi kişi, tam yedi kadın, sel ve çamur üstlerine akınca daha yeni bindikleri bir minibüsün içinde sıkışmış ve ölümlerin en korkuncuyla karşılaşmışlardı.
O minibüsün fotoğrafını birinci sayfamıza koyduk.
Bakın, görün.
Yedi emekçi kadının dün sabah öyle feci biçimde ölmeseler nasıl bir hayata mahkûm olduğunu, her gün fabrikadaki işlerine nasıl bir tabutun içinde gidip geldiklerini görün.
Onlara oturacak bir koltuğu, bütün gün çalıştıktan sonra yorgun argın eve dönerken etraflarını seyredecekleri ve belki bir nefes alacakları bir pencereyi bile çok gören o patronlarını merak ediyorum şimdi.
O yedi emekçi kadın için vicdan azabı çekiyor mu acaba? Düşünüyor mu, bu nakliye aracı yerine adam gibi bir servis aracı kiralasaydım, o çalışanlarım bugün hayatta olabilirdi, diye? Bir damla gözyaşı dökecek mi ölen yedi kadının ardından, ‘Ben onları daha yaşarlarken ölüme mahkûm ettim’ diyerek içi sızlayacak mı?
Acaba insan taşımaya uygun bir servis aracı tutmayarak ya da almayarak sağladığı tasarruf ne kadardır? O paraya değer miydi yedi insanın hayatı?
***
İyi bakın o minibüsün resmine.
İnsanlığımızın, insanlıktan uzaklığımızın resmine. Etrafımızda yaşanmakta olan ve dünkü gibi ansızın sona eren hayatlara karşı duyarsızlığımıza, vurdumduymazlığımıza iyi bakın.
İçi çamur dolmuş o minibüse iyi bakın.
Ben o resme bakakaldım. Şöyle okkalı bir küfür bile savuramadım. Nefesim kesildi. O insanların nasıl öldüğünü düşündükçe gözlerim doldu.
İsterim ki siz de iyi bakın o resme.
O minibüsün içinde geçen hayatları ve o hayatların bitiş şeklini getirmeye çalışın gözlerinizin önüne.
İsterim ki o fabrikanın patronu da iyi baksın resme. Kendini hayal etsin o minibüsün içinde veya ailesini, çocuklarını.” (10.09.2009)




...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
O Minibüse Bir Daha Bakın – İsmet BERKAN – Radikal
Bir İstanbul Masalı – Enver AYSEVER – Birgün
Deprem Olursa – Derya SAZAK – Milliyet
Cuntanın Kuklası – Özgür MUMCU – Birgün
Bana İyi Bak General – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Mezarsız Veysel Güney’den Darbecilere Sorular – Ethem DİNÇER – Radikal 2
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Selin Götürdükleri – Kali Rind – Serbest Yazarlar
Bir Fotoğraftan 12 Eylül Şarkısı – Göksel Durutuna (Der.) Ntvmsnbc
Ölmek Ne Garip Şey Anne – Abdullah Tarık ÇAKIR – Keep Talking
Yoksul Olmak Artık Bir Suç Mu? – Barbara EHRENREICH – SolFaSol
Sailing Conversations, Volume 1: Sublime Frequencies – George GLIKERDAS – Foxy Digitalis
Massive Attack: 'Phantom Funk? Who Said That?' – Alexis PETRIDIS – The Guardian / Music
Ducktails Official
Ducktails At Myspace
Ducktails Interview – M.Hugh STEEPLY – Tiny Mix Tapes
Ducktails Landscapes Album Review – David BEVAN – Pitchfork
Ducktails Informative – Mersenne – Undomondo
Jam’s At Myspace
Jam’s At Last.FM
Ochre Official
Ochre At Soundcloud
Ochre At Benbecula
aAirial At Myspace
aAirial – Musique Pour Jours De Pluie Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
aAirial – Poussières d'étoiles Video At Youtube
Lusine Official
Lusine At Myspace
Lusine – A Certain Distance Informative – Ghostly International
Lusine Official Page At Ghostly International
Dub FX Official
Dub FX At Myspace
Dub FX At Bandcamp
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel
In Anthony McCall's You And I, Horizontal At SFMOMA By Steve RHODES
© Steve RHODES Whole Set
Ducktails Photos Courtesy From 1-2-3: Capitodeneuve Flickr Set
4: Ducktails At Discogs
>>>>>Poemé
Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz? – Nazım HİKMET
Başlangıç
Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.
Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?
1
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil,
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
Bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.
2
Bir şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Beş şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yüz şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
şair kalmayacak ki.
Pencerende bir sokak bulvarlı.
Odan sıcak.
Ak yastıkta üzüm karası saçlar.
Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
Penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
Ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
Eller kalmayacak.
Negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
Yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
Güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Kuzeye götürmeyin beni...
Batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Doğuya götürmeyin beni...
Bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
O bulutlardır geçen
yok olmuş olan dalların üstünden.
3
Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
Hürriyet hepimize yetmiyor.
Hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
Kitap hepimize yetebilir.
Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.
Çağırı
Tanrı ellerimizdir,
Tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan Tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.
İnsanlar sizi çağırıyorum :
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
22.11.962
© Steve RHODES Whole Set
Ducktails Photos Courtesy From 1-2-3: Capitodeneuve Flickr Set
4: Ducktails At Discogs
>>>>>Poemé
Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz? – Nazım HİKMET
Başlangıç
Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.
Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?
1
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil,
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
Bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.
2
Bir şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Beş şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yüz şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
şair kalmayacak ki.
Pencerende bir sokak bulvarlı.
Odan sıcak.
Ak yastıkta üzüm karası saçlar.
Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
Penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
Ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
Eller kalmayacak.
Negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
Yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
Güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Kuzeye götürmeyin beni...
Batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Doğuya götürmeyin beni...
Bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
O bulutlardır geçen
yok olmuş olan dalların üstünden.
3
Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
Hürriyet hepimize yetmiyor.
Hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
Kitap hepimize yetebilir.
Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.
Çağırı
Tanrı ellerimizdir,
Tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan Tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.
İnsanlar sizi çağırıyorum :
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
22.11.962
Comments