Sunday, October 25, 2009

Deuss Ex Machina # 271 - Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_271_--_Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz

19 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Klimek-Movies Is Magic (Anticipate Recordings)
>1<-David Syvian-Manafon (Samadhisound)
>2<-The Black Heart Procession-Iri Sulu (Temporary Residence Limited)
>3<-The Black Heart Procession-Drugs (Temporary Residence Limited)
>4<-Claro Intelecto-Great Day (Modern Love)
>5<-Klumpes & Ahmad-Her Lovers And My Letter Hand (hellosQuare Recordings)
>6<-Klumpes & Ahmad-You Can Have What I Take (hellosQuare Recordings)
>7<-Field Rotation-Regenzeit II (Ultimae Records)
>8<-Kevin Andrew-Three Weeks (Ultimae Records)
>9<-Klimek-True Enemies & False Friends (Anticipate Recordings)
>10<-Klimek-For Whom The Bells Toll (Anticipate Recordings)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>11<-Access To Arasaka-Sylvan-Hesh (Tympanik Audio)
>12<-Access To Arasaka-Chem (Tympanik Audio)
>13<-John Callaghan-Phylactery (Original Autechre) (Warp Records)

Download Episode / İndir

Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz (270) – Düşleri Unuttuk Sevinçleri Rafta Tozlu Bir Plak Kutusuna Sakladık. Belleğimizde Yer Edinmiş Soruları Sormak İçin Küçücük Bir Çaba Bile Pek Çok Hatıratı Canlandırabilecek İken Bu Israr Niye? Bu Kinleneme Nereye Götürecek Bizleri?

>>>>>Bildirgeç
Ekranlar vasıtasıyla hayatımıza bir şekilde dahil olan, gözucuyla da olsa yakalandığımız üzerine fikir yürüttüğümüz, söz eklediğimiz, kendimizce yorumlamaya giriştiğimiz söz öbekleriyle karşılaşırız. Bu kimi zaman bir tartışma programının ilerleyen saatlerindeki ufak detaylarında karşımıza çıkandır, kimi zaman da bir an öncesinden bitse de ilgilendiğimiz yayına bir an evvelinden dönsek dediğimiz reklam kuşaklarında çıkagelendir. Çok da ehemmiyet gösterilmesine gerek olmadan bir süre sonra dilimize dolanır, zihnimizde olur olmadık hatra düşer, kısacası kendini bir şekil ve yönde bize hatırlatır bu çıkarsamalar. Söz öbekleri veya reklam metinleri. Bir yanıyla hayat akışının olanca hızlılığıyla ilerlerken neleri önemesediğimizi de belirginleştirir. Öte yandan belki uzunca ifade tamlamalarıyla derli toplu anlatamadıklarımızı pekiştirir. Unutmaktan birtap düştüğümüz, sayısız kere de aynı hatalara tekrar düşmekten kendimizi engelleyemediğimiz hataları fark ettirir. Soru sorabilmenin, hesap kitap sorulmasının çok sık olmadığı sorumluluk sahiplerine karşı düşüncelerin özetlenmesidir bir yerde de, bir yere kadar. Farklı olanın okunmasında yardımcı da olandır aynı zamanda. Birbirlerinin rutini haline getirilmiş olan söylemlerin alacalı bulacalısından ise alabildiğince sadeleştirilmiş yanıtları da içeriğinin katmanları arasında keşfedebilmek de mümkündür. Tek yönlü bir bakış açısıyla ve neredeyse ana akım medya dediğimiz yayın düzeneğinin haşin gayretkeşliğiyle sağlamlaştırmaya çalıştığı; ilettiklerimizin takipçileri, sözlerimizin istisnasız onaylayıcıları bizdendir sözünün dışında kalanlar için de bir nevi soluk alma referansının temsilcisidir. Kısacık metinlerde, birkaç kelimelik cümlelerde, aslında neler olduğunun idrakına vesile teşkil edendir. Anlamazlıktan gelinen nicesinde farkındalılığı arttırabilendir. Söz her defasında eksik kalan bir haneyi tamamlar. Beklentilerin ve beklenerek geçirilmiş günlerin ardından nihayetinde bir umudun da varlığını tekrar belirginleştirendir. Geçmişin izleri üzerinde durmaksızın daima aynı nokta ve kör karanlıklara karşı çıkmadan, lafı sakınmadan tartışabilmenin sözü genişletebilmenin, anlaşılır kılmanın da yönlerini bulabilmemizi sağlar. Lafı güzaf yerine nitelikli okumalara geçiş yapılabilmesini, sözün kıymetininin anlaşılabilirliğini tesis eder. Birisi veya sadece belirli kesimi değil hemen tüm katmanlarıyla insanın bileşkesinde olması gerekenlerin tam da detaylara ihtiyaç duyduğumuz vakitlerde, gözlerimizin önüne serebilendir. Bu içeriğin küçücük de olası bir kısmını kapsayan metinler, sözcükler. Bir yerde toplumsal belleğe de işlenmeye yüz tutmuş, kendi anlamını bulmuş sloganlar, beyitler.

Uzunca bir süredir ekranlarda olmasına karşın reklamın kapsadıklarının ötesine de vakıf olabilmemizi sağlayan bir metinle karşı karşıyayız: Kirlenmek Güzeldir kıssası sözü getirmek istediğimiz. Eksikliği, sürekli sümen altı edilen, görmezden gelindikçe daha da fazla büyüyen sorunlarımızın nihayetinde de gerçekten, mecazi anlamdan çıkıp kirliliği elle tutulur bir hale dönüştürdüğü bir dünyada hayatı ikame ediyoruz. Dönüşüp didişip aynı konularda ne sesimizi duyurabiliyoruz, ne de bir adım da fazlasına ve ilerisine hamle yapabiliyoruz. Varsa yoksa önceliklerimizin bizleri boyunduruğu altına ala durduğu, kendi kendimizi zincirlemiş olmamıza karşın ısrarla ve handiyse de tefekkürle karşıladığımız halet-i ruhiye içinde, dönüştürülemezlik ve tartışılamazlık kısmında dört dönüyoruz. Üzerimize yapışıp duran kirliliğin yağır tutan hallerine alışmaya çalışıyoruz. Oysa bizzat insan eliyle yaptıklarımızın neticelerinde karşılığımızı buluyoruz bir şekilde. Aymazlıktan gözlerimizin âmalaştırılmasına da, biz halklardan çok başkalarını ve bakışlarını olur adletmeye o kadar fazla alıştırılmışız ki, kirlerimizden arınmamız gerekliliğini sair düzenekler içerisinde o kesif kokuların hepimizi etkisi aldığının tehditine aldırış dahil etmiyoruz. Burnumuzun dibinde olan bitenleri, sürekli gelişimini sürdürmekte olan sözleri ve eylemleri bu kendimizce korunaklı saydığımız faunusumuz içerisinden takip etmeye, hayatımızdan detaylarla ilintilemeye çalışıyoruz. Pek muntazam birşeymiş gibi önemsediğimiz konularda karşıtlıklar arasında saf tutmaya koşaradım ilerliyoruz. Beklentileri bir dengeye oturtup, sevinç ve hüzünlerimizi belirli bir dönem dahilinde sorgulamaya girişemiyoruz. Nelerden çektiğimizi nasıl kendi içimizde bile ayrıştırmalara maruz kaldığımızı ve dahası ötekileştirmekten imtina etmeden onay verdiğimiz müddet dahilinde yeni ayrıştırmalara gebe kaldığımızı bir türlü fark edemiyoruz. Düşüncelerimizi x'ciler y'ciler ikisinin arasında kalmışlar diye yaftalamaya devam ettikçe de yolun, açılımın ve ilerlemenin önünü bir türlü açamıyoruz. Alışkanlık haline yavaş yavaş dönüştürülen sorgusuz sualsiz kabullenmelerin, bir denileni iki etmemelerin, bir sürek avındaymışızcasına hedef göstermelere, yoldan çıkmalarla bütüncül bir tepki ortaya koyamamanın sonunda kirlendikçe daha da dibe vuruyoruz. Kem gözlerimizi önce sanal klavyelerde yazıya döktüklerimizde ifadelendiriyoruz, sonrasında daha hararetli bir ortam hasılı olduğunda birbirimizi ezmek, yermek için kullanıyoruz. Çark bir şekilde dönedurur iken ettiklerimizle, yaptıklarımızla sıramızı salmanın, gönlümüzü ferah tutmanın avutuculuğuna kapağı atıyoruz. Bir süre, kısa bir vakitliğine.

Girdap haline ilerlemekte olan değişimlerin ve paralel bir kurguda iyileştirmelerin karşısına her daim aynı sözcüklerle, kandan beslenerek, insan canını hiçe sayarak, birbirimize demediğimizi bırakmadan ite kaka, döke kıra ilerleyebileceğimizi mi zannediyoruz? Kirlenmenin önemli bir farkındalılığı yanına eklemlediği güzellikleri görmeden ömrümüzü tüketmekten ne zaman sonra vazgeçeceğiz? Yoksunluk ve inkar ile herkesin bildiğini kendimizden saklamayı hangi mühletlerde ne kadar sürdüremeye devam edecek, sorunların çözümsüzlüğünden birilerini nemalandırmaya olabildiğince aksatmadan da devam edeceğiz. Ülkelerin birbirleriyle olan diplomatik, siyasi, politik ayrılıklarının çözümü yaşamakta olan halkların iradelerinin yansımalarıyla beraber hasıl olur. Üstünkörü bir çalakalemlik ile birdenbire oldu bittilerle bir yere varmayacağımız ise kesindir. Bir imkan ve olanak yaratmanın şimdilerde daha da zor olduğu konularda şansımız varken bireylerin sesi, bilgisi ve çözüm önerilerine dikkat kesilmeliyiz. Muasır medeniyet yarım yamalaklığı da, biriktirilmiş olan kin ve öfkenin limitsiz hıncını da, bir türlü vazgeçilmeyecek öteki yaratma sonra da ona karşıtlık olarak susturmaları da bünyesine dahil ettirilemeyecek bir kurgudur. Yalın ayak başı kabak engellerle, kimseyi küstürmeyeyim diyerek herkesi birbirine daha da fazla düşman etmeye teşne olarak medeniyet sınırlarına ulaşmayacağız. Üzerimizde birikmiş olan verilmesi gerekli ödevlerimiz, sadece birilerinin istediği, uygun bulduğu için değil de insan olduğumuz için ve insana en uygun yönetişim biçimi olarak tanımlanan demokrasiye tabii olduğumuz için gerçekleştirildiğini usumuzdan çıkartmamalıyız. Düşler ancak birbirimize sırt sırta vererek, ütopyalar ne kadar uzakta şimdi kimimiz başlayacak buralardan sorunu ve sualini aşabilenlerce gerçekleştirilebilecektir. İtham ve ihtilafları kavgalara dönüştürmeden, sözcük kıymetini bilerek, çıkar farkları gözetmeksizin feraset göstererek, birbirlerimizi anlamaya şevkle seyrüsefer eylediğimizde bugün bahsettiğimiz iliğimize kadar kirlenmişliğimizden kurtulmayı başarabileceğiz. En azından çabalanmaları bütünlüğünde bir nebze olsun artık seslerimizi, ifadelerimizi daha olumlandırılır bir çizgiye taşıyabileceğiz. Esnetilebilen bakışımlarla, çözüme dair somut fikirlerle ülkeler arasındaki açmazları (Ermenistan, Suriye belki ileride Yunanistan) ülke dahilindeki 6-7 Eylül, 2 Temmuz ve en fazla sorunların müsebbibi olan 12 Eylül 1980'den günümüze adları bir vesileyle tam konulamayan sorunların, alt kimlik üst kimlik ve ötesi tartışmalarını, insanca yaşamanın en birincil gereksinimi olan duyarlılıkları, insana karşı devletin sorumluluklarını tanımlandırabildiğimiz müddetçe aşama kaydedebileceğiz. Kirlendikçe batağa iyice saplanan bakışımlardan eleştireceğim derken yerin dibine sokmalardan, belirsizliklerden doğmasına vesile olunacak yeni korkular üretmekten, en önemlisi de kesif kokunun yaygınlığının artık hepimizi etkilediğinin idrakına varamazsak olduğumuz yerde kalmaya, nihayetinde çürümeye devam edeceğiz. Ana renkler birbirlerinden ayrıştırıldığında nasıl ki kontrastın bozulduğu bir imgelem karşımıza çıkar, bütün hizalamalar boşa gider, heba olur öylesi bir tablo ile karşı karşıya kalmamak için külahımızı önümüze alıp tarta tarta düşünmeliyiz. Hatalarımızın nelere mal olduğunu, nelerin bizleri bu kadar kirletip, körleştirdiğini, vurdumduymaz kıldığını idrak edebilmek için. Çözüm tek seferinde olmayacaksa bile, ortak beklentilerin, asgari müştereğin korunup dillendirilmesinden geçtiğini görmezden gelmeden. Dilimize kilit vurmadan daha fazla söze karışmalı, dile getirmeliyiz. Berhava edeceğimiz daha fazla vaktimiz yoktur. Notumuzu, geniş bir çerçeveden bu tartışageldiğimiz açılımlara dair önemli bir yazar olan Mithat Sancar'ın Birikim Dergisi'nde yayınlanan Kürt Açılımı: Dinamikler, İmkanlar, İhtimaller başlıklı makalesinin sonuç bölümüyle tamamlayalım:

“BİR BARIŞ PROJESİ İÇİN

Açılım süreci başladığından bu yana, “şiddeti sona erdirmenin yolları” üzerinde her zamankinden daha ciddî bir tartışma yürüyor. Hükümet, temkinli ve ürkek de olsa, “yeni yollar”ın denenebileceğini ima eden açıklamalar yapıyor; mesela, dünyanın başka yerlerinde ve uluslararası literatürde, şiddeti sona erdirmeye ve temeldeki sorunu çözmeye yönelik kapsamlı projelerin anahtarı olarak kullanılan “silahsızlandırma” kavramını telaffuz ediyor.

Bu kavram, “af” veya “eve dönüş” gibi “tek taraflı bir girişimi değil, çok taraflı bir etkileşimi” yansıtır; yani, bir yandan şiddeti sona erdirecek şartları yaratma konusunda “devletin belirleyici rolü”ne gönderme yaparken; diğer yandan “silahlı aktörün hesaba katılmasını ve işin içine çekilmesini” öngörür. Atılacak adımların sonuç verebilmesi için güçlü bir kamuoyu desteğinin varlığı da, “çoklu etkileşim”in diğer ayağını oluşturur.

***

AKP, açılımı “Türk kamuoyu”na anlatırken, en iyi bildiği dil olan “pragmatizm”i kullanmayı tercih ediyor ve bütün ağırlığı “akan kanın durması”na veriyor. Bu argümanı öne çıkarmak, başlı başına yanlış değil; ama sistemin koordinatlarını değiştirme potansiyeli olan böyle kapsamlı bir “açılım”ı sadece bu argümanla yürütmek de mümkün görünmüyor. Başka bir deyişle, hükümet, “kanın durması” için yapmayı planladığı şeyleri, sadece faydacı gerekçelerle savunamaz; muhalefetin muhtelif itirazlarına inandırıcı cevaplar vermek, açılımın taşıyıcılığına soyunmuş olan hükümetin kaçamayacağı bir görevdir. Mesela dil haklarıyla ilgili düzenlemeler yapacağı zaman, bunların neden meşru olduğunu da anlatacak bir dil bulmak zorunda. Sadece “kanın durması” için mecburen ve tabii kerhen bu yola başvurduğunu ima veya ifade eden bir söylem, haklarla ilgili düzenlemelerin “Türk kamuoyu”nda büyük ihtimalle birer “taviz” olarak görülmesine ve katlanılması gereken bir kötülük olarak algılanmasına yol açacaktır.

Böyle bir dil, açılımın esasen zayıf olan toplumsal tabanını ve demokratik dayanaklarını fazlasıyla zedeleyecektir. Gerçekten de, bugün bu açılıma “demokratik meşruiyet telakkisi”yle destek veren geniş bir toplumsal tabanın var olduğu kolay kolay iddia edilemez. Açılıma bu ruhla sahip çıkması en muhtemel kesim olan Kürtlerde bile, kayıtsız şartsız bir destekten değil, olsa olsa kuşkucu ve temkinli bir bekleyişten söz edilebilir. CHP ve MHP tabanlarının durumu malûm. Ortada demokratik ve özgürlükçü kitlesel bir sol siyasal aktör de bulunmadığına göre, geriye AKP’nin üzerinde yükseldiği toplumsal kesimler kalıyor ki, burada da aktif bir sahiplenmeden ziyade, faydacı mülahazalara dayanan pasif bir destekten dem vurulabilir. Şayet AKP, açılıma münasip gördüğü “demokratik” niteliğin gereklerine uygun davranmaz, yani hak ve özgürlükler, eşitlik ve temsil üzerine kurulu bir dil tutturamazsa, açılımın toplumsal barış, demokrasi ve “milli bütünleşme” gibi sonuçlar üretmesi çok zor olur. Aksi durumda ise, hem AKP’nin kendisi, hem de temsil ve hitap ettiği geniş muhafazakâr kitle, demokrasi kültürü ve diliyle daha fazla haşır neşir olmak mecburiyetinde kalacak; bu ise, Türkiye’nin demokratik dönüşümüne önemli katkı sunacaktır.

Kürt sorununun Türkiye’de siyasal sistemin bütün unsurlarını ve toplumsal yaşamın bütün alanlarını derinden etkilediğini herkes biliyor ve kabul ediyor. Bu nedenle, böyle bir sorunun çözümüne yönelik kapsamlı bir süreç başlatmak, siyasal sistemi yeniden yapılandırmanın yolunu açmak anlamına gelir ya da bu sonucu doğurur. Bunun gibi, çözüm yolunda ilerlemek, toplumsal birlikteliğin normlarını ve sütunlarını yeniden tanımlamayı da gerektirecektir. Bu yönde harcanacak çaba ve atılacak adımlar, aynı zamanda bir kollektif öğrenme sürecini de harekete geçirecektir. Böyle olursa, çözüm sürecinde kat edilen her olumlu merhale, aynı zamanda siyasal kültürümüzde demokratik bir dönüşümü de beraberinde getirecektir.

“İçine şiddet bulaşmış etnik-ulusal sorunlar”ın kolay ve kestirme bir çözümü yoktur. “Çözüm”e varmak, esasen bir “süreç” işidir; daha doğrusu, “çözüm”ün kendisi bizatihi bir süreçtir, üstelik “uzun ve meşakkatli” bir süreç. Kürt sorununun sadece Türkiye’yi değil; Kürtlerin yaşadığı diğer ülkeleri ve bu ülkelerin yer aldığı bölgede çıkarları olan başta ABD olmak üzere “büyük güçleri” ilgilendirdiği de aşikârdır. Bunun anlamı, sorunu çözmeye yönelik sürecin, birçok değişkenin etkisine açık olmasıdır. Ancak bu durum, sorunun ve çözümün ayaklarının esas itibariyle bu ülkede olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu gerçek, açılım hangi faktörlerin etkisiyle ve hangi saiklerle başlamış olursa olsun, kaderinin büyük ölçüde bu ülkedeki siyasal faktörlere ve aktörlere bağlı olduğunu da içeriyor. Bu nedenle dikkatleri ve ilgiyi, ülke içindeki siyasal alan ve imkânlardan saptıracak her girişim, ülke gerçeğinden kaçmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

Böylesine köklü ve karmaşık bir sorunu “çözme süreci”nin doğrusal bir hat izlemesini beklemek, aşırı naiflik ve siyasal toyluk olur. İnişler ve çıkışlar, konum değiştirmeler, yeni denge arayışları, tıkanma ihtimalleri vs. bu tür süreçlerin “normalleri”nden sayılır. Bütün bunlarla baş edebilmek açısından hayatî önem taşıyan husus, iletişim ve siyaset kanallarını sonuna kadar açmak ve demokratik mekanizmaları pekiştirmektir. “Muhataplık” meselesinin “derin” anlamı da, öncelikle burada yatıyor. Bu açıdan bakıldığında “muhataplık”, toplumun çeşitli kesimlerinin, özellikle de Türklerin ve Kürtlerin birbirlerine hitap edebilmelerini, bunun için gerekli olan “dil”i öğrenmelerini ifade eder. Çözümü, demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamakta görenler, bu ortaklığın temellerine ve diline azamî itinayı göstermek zorundalar.” (Birikim Dergisi – Sayı:246)

Ses sınırlandırılmışlığın ötesine ulaştırılabildikçe varlığının devamlılığını sağlar. Yankıların çoğalması birbirinden farklı teammüllerin, farklı algıların da daha rahat dillendirilmesine yardımcı olur. Keskinlik ve önyargılar olmadan yeni tanımlar ortaya çıkartılabilir. Her bir vurgu, çabaların neticesinde ortaya çıkan her bir ses imi bu yarıda kalmışlığın, köşeye sıkıştırılmışlığın bezginliğinden de uzaklaştıracaktır bünyeleri. Tekrara düşe düşe aynı notaların resmi sabığımız haline dönüştürüldüğü bir imgelemin karşı cephesinde hakkaniyetli bir bütünlemenin sağlanabilirliğini ileri sürebilendir ses ve kapsamı. Vurgular aleni bir biçimde olup biteni manalandırabilmemize yardımcı olur. Sessizliğin irkiltici ortamında tınılar belli ki varedilmesi elzem olanları da çağrıştırır. Çağrıyı çoğaltan, derinleştiren ve muğlak belirsizliğin dışını görebilmemize imkan sağlayan bir araçtır. Konuşmanın anlaşılırlığı ve anlaşmayı sağladığı bir zaman dahilinde ses de bahsini bir türlü esasa getiremediklerimizi tümleştirir. Yarıda bıraktırılmış ve fakat fazlasıyla dağınık bir biçimlerde duran söyleyişlerin bir çırpıda bütünleştirilebilirliğini de kapsar. Yapılanlar edinilmiş olan birikimlerin kurgumasallıktan, gerçekliğe biraz daha olsun yakınlaşabilmeyi de kolaycıl bir biçime dönüştüren bir tanımı ihtiva eder. Ses bu minvalde farkındalılığın da, söylemin ve ardılından gelecek olan eylemselliğin de başlatıcısı olarak değerlendirilebilir. Muhteviyatın kapsamı genişledikçe, yeni eklemeler ve ifadeler bizleri bu açmazların dünyasında yeni eşikleri tanımlandırmak konusunda yardımcı olacaktır. Deuss Ex Machina'nın Pazartesi akşamı banttan sizlerle paylaştığımız bölümünde bu istikamette toparlayıcı unsurlar barındıran, kişisel eklemeler gerçekleştirebileceğimiz bir muhteviyatı ortaya çıkartmaya çalıştık. Sesin sağladıklarını söze eklemlemleyebilmeye gayret ederek. Alışılageldik tonlardan farklı olarak deneyselliğin sınırlarına yakınduran, kendi içerisinde geçişlerle, farklı okumalara imkan sağlayan bir dinlencelik. Tüketilip unutmanın dışında bir faydası olmayan günü birlik parçalardan ise müziğin aslında sağladıklarının önemini ihtiva eden bir güz kurgulaması. Paralel seslerin, birbirlerinden değişken disiplinlerin tamamlayıcığına binaen sorular sordurmayı amaç edinen Deuss Ex Machina dinlenceliğinde rotamızı ambient disiplininde hatırı sayılır kayıt ve projelerin altına imzasını atmış bir isim olan Sebastian Meissner aka Klimek'in Anticipate Recordings'dan yayınlanan dördüncü uzunçaları olan 'Movies Is Magic' in öncüllüğünde sizlere sunuyoruz.Gündelikliğimizi kapsayan seslerin muhteviyatına eklenerek, deforme edilerek kurguya iliştirildiği bir müzik türü Ambient. Sesin kapsadıklarına dair yukarıda kısaca değindiğimiz detaylandırmalardan modern müziğin temellerinde kendine yer bulmuş enstrümantal düzenlemelerin izlerinin birbirlerini takip ettiği bir düzenek karşımıza çıkmakta. Kulağa ulaştırılan her ses ile hayatı duyumsamak söz konusu. Eşikler ve zaman akışında değişkenliklerin minimal bir yapıda sunulmasından tutun da, tek bir sesle bina edilen komplike tasarımlara kadar farklı cepheleri ve yüzleri bulunan bir müzikal disiplin. Öncül isimler arasında yer edinmiş ve yaptığı çalışmaları “Furniture Music” olarak sınıflandırmış Erik Satie, modern klasik müziğinin mihenk taşlarından olan Philip Glass, Steve Reich, Terry Riley ve La Monte Young gibi kompozitörlere ve İzlenimcilik akımının nev-i şahıslarına münhasır adledilen kurgu belirleyicileri olan kompozitörler John Cage ve Morton Feldman’a kadar uzanıp giden, 1978 yılında yayınladığı Ambient:1 – Music For Airports ile disiplinin isim babası olmuş Brian Eno’ya kadar uzayan giden bir secerede geliştirilip sunumlandırılmış bir müzikal dünya. Formüle edilmiş olan unsur ve yan etmenlerin çeşitlendirilmesiyle giderek modern müziğin farklı dallarında varlığını göstermiş bir müzik Ambient. İşlenen seslerin belirgin bir biçimde lirik tasvirlere kapı aralattığı, rahatlayıclığı barındırmasına karşın belirli ölçülerde entellektüel bir birikimin de hanelerinde yer edindiği bir geniş saha Ambient müziğin ve üreticilerinin kayıtlarının diplerini daha rahat çözümleyebilmemizi sağlar. Vurgu ön planda tutulan seslerin arasında aniden kendini gösteren hayattan kesitlerin, tanıdık melodi veya tınıların yönlendiriciliğinde şeklini bulur. İletilen sesler aslında anlatmak istediğimiz nicesinde bir türlü vakıf olamadığımız arayışlarımızı simgeler. Ötelenen kelimelerin çoktan unutulmaya yüz tutmuş konuların birer birer hatra düşmesine vesile teşkil eder. Öylesine yalın ve belirsiz bir şekilde dinlenildiğinde dahi sizi bir şekilde yakalayan, içerisine dahil eden bir yapı olmasından dolayı da ortam müziği olarak da tanımlandırılabilir. Hissiyatların ve hikayelendirmelerin birbirilerini takip ettiği bir hayat güncesi, Ambient müziğinin çerçevesini daha berrak bir biçimde sunabilmemizi de sağlar. Polonya doğumlu Sebastian Meissner aka Klimek’in müziğini ele aldığımızda da bu önermelerin pek çoğunu kapsadığını öngörebiliriz. İliştirdiği ses haznelerinde Ambient müziğinin başatlığında kendi tabiriyle varolmayan bir film müziğinin icrasını gerçekleştirir sanatçı. Modellemeler ve yapılar bir çok tekrar ve ses katmanlarıyla örülmesine karşın birbirlerini tetikleyen bir dinlencelik ortaya çıkartılır. Salt bir kurgumasaldan daha gerçekçi, daha kirli ses yüzeyleri ihtiva etmesinin yegane sebeplerinden birisi de budur. Müzik ortaya çıkartılırken sanatçı tarafından gerçekleştirilen her bir eylemde varedilen sesi daha derinlemesine irdeleyen kimi zaman drone müziğin kasvetine kimi zaman da sessizliğin en yüksek perdelerindeki yansılara ışık tutan bir yapı karşımıza çıkar. Müzik alabildiğince genişletilirken, Klimek’in ses mihmandarlığında sunmaya çalıştıklarının enginliğine buyur ediliriz. 1995’de reklam müziği yaparak başladığı kariyeri boyunca da sesin türlü farklı yönlerine yelken açan, sesin kökenleri boyunca ilerletilmeye çabalanan bir belgesel kayıt çatısı altında müziğini geliştirir. Ekkehard Ehlers ve Mille Plateaux etiketinin kurucusu olan Achim Szepanski’nin de, kendi müziğini kurgulaması için teşviklerini de unutmamak gerekir. 2000’de Ritornell etiketinden Random Industries adıyla yayınlanan Selected Random Works sanatçının ilk topluca önermelerini barındıran kaydını oluşturur. Steve Reich, Jean-Claude Risset, James Tenney, Max Mathews gibi kompozitörlere atfen türetilmiş olan çoğu birer dakikanın altındaki 99 adet kesitle beraber yaklaşık sekiz dakikalık bir kompoziyon ortaya çıkartılır. Ses Cd’si karışık çalındığında ise onlarca farklı yüzeye bölünebilen, yeniden tasarlanabilen bir dinleti müziği, sınırsız bir ses kompozisyonuna dönüşür. Kurgulanmış müziğe yapılan müdahalelerle beraber değişkenliği ve yönlendirmeleri dinleyiciyle bıraktırılmış bir dijital ses kütüphanesi armağan edilmiş olur. Yehuda Amichai’nin ‘Hatılıyorum ki, bizim birlikte olduğumuz şehir Araplarla, Yahudilerin arasında olduğu kadar bizim aramızda da bölünmüştü.’ dizelerinde hareketle Sebastian Meissner’in tarafından temellendirilen Jerusalem: Tales Outside the Framework of Orthodoxy ve Walking In Jerusalem albümlerini ve Bizz Circuits Play Intifade Offspring görsel işitsel kayıtlarını da bu kronoloji devamında irdeleyebilmek mümkün. Saha kayıtlarından başlayarak zamansal olarak genişleyen ve süreç boyunca her iki halkın yaşayışlarından, beklentilerinden, sevinç ve üzüntülerinden detaylar içeren bir kolajlama yapılır sanatçı tarafından. Albümler birbirleriyle ilişkileri açık tutularak sonunda yayınlanan DVD kaydında olduğu gibi görsel takviyelerle beraber bir bütünün anlamlandırılması konusunda yardımcı olan bir kaynakça haline dönüşür zamanla.Sebasitan Meissner’in Klimek’e ulaşana kadar geçirdiği süreç dahilinde müziğin geliştirilmesi konusu daimi bir biçimde ön planda tutulduğu deneysel işlevsellik yapılandırılır. Sadece minimal öğelerle beslenen bir dans müziğinin çeşitlemelerinin yanında Pop Ambient gibi geleneksel müzik formlarıyla Ambient nüvesini birbirilerine ilintileyen yenilikçi projelere ev sahipliği yapan Kompakt etiketinden 2004 yılında yayınlanan debut ‘Milk & Honey’, bu dinlencelikte arayışlarının da ilk önemli önermesini oluşturur. Akustik ve Elektrik Gitarın ağırlıkla kullanıldığı bir tümleyiş kulaklarımıza ulaştırılır. Kurgu ve yapı çözümlendikçe, parçalar birbirlerini takip ettikçe tesadüfi bir biçimde seslerle yeniden karşı karşıya kaldığımız bir tasarlama albümü tanımlandıracaktır. Christian Fennesz gibi gitarını deyim yerinde ise konuşturmayı başarmış usta müzisyenin sunduğu ağıt havasının izlerini de barındıran bir bütün ortaya çıkar. Tasvirler dönüştükçe melodramatik yankıların bir sonraki evrede bambaşka bir biçim ve halde farklı atmosferleri tasvir ettiğine şahitlik edilir. Minimalist müziğin damıtımı üzerinde de şekillenen ara detaylarıyla beraber Klimek’in Kompakt ağı içerisinde tasvir edilmeye çalışılan müzikal çözümlemelerin zamanında en kıvrak yanıtlarını ilintilediğini de bu albüme bir dipnot olarak eklemeliyiz. Kompakt CD 50 katalog numarasıyla 2006’da yayınlanmış olan ‘Music To Fall Asleep’ kaydı Ambient müziğin tanımlandırlmasına yardımcı olabilecek, üzerine yapışmış olan hissiyattan çok dinlendirici özelliği ile anılan bir müzikal formun aslında nereleri kapsadığına dair detaylandırmalar sunan bir çalışma olarak dinleyicilerle paylaşılır. Birbirleriyle bağlantılanmış, iliştirilmiş bir halde 65 dakika boyunca süren bir yarı masal yarı gerçeklik arasında seyyahlığın belgesel kaydı olacaktır ‘Music To Fall Asleep’. İtinayla ördüğü ses katmanlarında sorularımızın yanıtlarını da beraberinde ses ile sunmayı amaç edinen bir prodüktörün de canlı enstrümanlarda derleyip toparladığı ses bütünü. Gitar sesinin pedal yardımıyla deforme edilmesiyle enstrümantal bir ağıdı simgeleyen Pathways To Work ile kaydın açılışı gerçekleştirilir. Yalnızlığın resmedildiği, ıssız bir koyun tam ortasında duran düşünceli bir insanın canlandırması Standing On The Beach, Duru bir gürültü hüzmesi halinde uzayıp kısalan ses dalgalarının drone tahribatına kulakları buyur ettirdiği Kingdoms Here We Come, albümün isim parçası olan yaylıların dokunaklı grimsi havayı taltif ettiği, doldurduğu parçalanmış bir düş kırıntısı Music To Fall Asleep gibi çözümlemesi ve yazıya dökmesi oldukça mahir olmayı gerektiren ses kurmacalarını sunar. Öyle bir bütünlüktür ki bu, dinleyicide rahatlama yerine daha fazla sorgulamayı sağlatan, diri tutan bir muhteviyat ortaya çıkartılır. Sorular sorulur Klimek rumuzuyla, dün yaşanılmışlara, bugün yaşananlara ve yarın yaşanacaklara dair. Biçim korunuyor görünse de aslında modernleşmemizin sıkıntılarından nasıl uzakta kaldığımızı, yaşadıklarımızı nasıl sorgusuz sualsiz bir biçimde hatim ettiğimizi hatırlatan bir görsellik tasvir edilir. Ezcümle.Geçmişteki kompozitörlerin ve müzisyenlerin oluşturdukları, Ambient müziğinin Marsen Jules, Deaf Center, Ben Frost, Machinefabriek, Tomasz Bednarczyk, Max Richter ve Ulrich Schnauss gibi yenilikçi sanatçıların önermelerinin yanında hatrı sayılır bir çalışma olarak anılabilecek ‘Dedications’ albümü ile ilgili notlarımızı iletelim. Daha derli toplu duran minimal kırıntıların, drone kesişimlerinin, aksak ritm dehlizlerinin ve organik seslerin vücut bulduğu bir çalışma ‘Dedications’. Kaydın yayıncısı Anticipate Recordings’in kurucusu olan Ezekiel Honig’den, Fotoğraf Sanatçısı Gregory Crewdson’a salt bir müzisyenden ötesi olarak tanımlandırılabilecek bir karakter olan Marvin Gaye ve yönetmen Steven Spielberg’e kadar uzanan geniş bir listede isimlere ithaf edilmiş, esinlenilmiş kurgular günyüzü bulur. Oluşturulan bağlar ve isimlere karşılık düşen seslerin tarlasında bir serüven vaat edilir. Bezeyişler gitar, piyano ve yaylıların kullanımlarıyla beraber farkındalılığı arttırıcı bir biçimde yeni müzikal odakların keşfine de imkan sağlar. Bir cam faunusun tınısını duyumsadığımız drone ses pasajının ilerisinde peydahlanan piyano yankısının kasveti açıkça ortaya çıkartan bir bellek tazelemesine neden olan For Jim Hall & Kurt Kirkwood ile çalışma açılır. Elektroakustik titreşimlerin parçalanmış yağmur çiseltisini andıran hareketliliğinde minimalist bir seremoniyi ihtiva etmiş olan For Ezekiel Honig & Young (Pan) Americans, Polonya’ya dair detaylardan biçimlendirilerek kotarılmış olan For Zofia Klimek & Gregory Crewdson, emprovize gitarların sert çığlıklara ulaştığı iç içe geçmiş olan katmanlarıyla Ambient müziğinin sınırlarına dair kesin ve net müzikal ifadelerden oluşan For Eugene Chadborne & Henry Kaiser gibi dönüştükçe, kırılganlıkları artan ama bir o kadar da dinlenme isteği uyandıran bütünlük kulaklarımıza ulaştırılır Sebastian Meissner tarafından. Melodiler veyahutta ezgiler karşımıza yeni bileşenler ve sorgular çıkartır. Düz biçimde anıları törpülenmiş bir hayattan giderek daha fazla detay ihtiva eden bir sorgudur ‘Dedications’da karşılaştığımız. Unutmaya yüz bulan her ne varsa bir kere daha hatırlatmayı başaran bir melankoliyi de, yıllar geçse de yenilmiş olan ilk yumruğun yaratmış olduğu huzursuzluğu ve bahtsızlığı ve öfkelenmeleri bir kere daha düşündüren deneyim ortaya çıkar. For Marvin Gaye & Russel Jones parçası bu bağlamda albümün meramını da anlaşılır kılacaktır. For Mark Hollis & Giacinto Scelsi parçasında da bu kederli halin daha dingin sularda ilerleyen bir temaşası yer alır. Sözcükler öylesine yetersiz kalmaktadır kimi kayıtlarda. İçerik yeterince anlatılamaz veya anlam katılamaz diye düşünülür çoğu zaman. Sesin sağladığı genişlik yazının ve kelimelerin vermiş olduğundan çok daha fazlasını ilintileyebilir pek çok zaman. For Steven Speilberg & Azza El-Hassan parçasında olduğu gibi keman öylesine bir noktadan dinleyene ulaşır ki afallamamak imkansız olur. Dinlenilen müziğin düz bir işitsel kayıt olmasının ötesine geçilmiştir artık. Derinlemesine, kah içsel kah ruhani kah da dünyevi sorunların görünürlüğüne kafa yoran bir yapıt tanımlandırılmaktadır. ‘Dedications’ bu yönden çok daha fazlasının müzikle sunulabildiğini ortaya çıkartan bir dinleyiş çabalanmasıdır. Çaba sarf edildikçe, kulakta biriktirilen sesler çözümlemeleri de, farklı anlamlandırmalar ve durumları da daha rahat anlayabilmemize yardımcı olur.Dünyanın sürekliliğinin biz yaşayanlarca sağlanan bir oyun sahnesi olduğuna atıflar yapılır. Her birimiz belirli sürelerde yerküre üzerinde varlık gösteririz. Fikirler ediniriz, belirli belirsiz olanlardaki hataları ayrıştırabilmek için. Anlık kararların ne gibi keskin virajlarla dolu dolu olduğunu yaşadıkça öğreniriz. Öğretiriz elimizin altında bulunan bilgi dağarcığına ne kadar fazlasını eklersek o kadar yararlı olabileceğimize inanarak. Sebat ederiz bildik hatalara düşmemek için çaba sarf edeceğimiz ama bilakis daha fazla hatalara gebeyizdir bir şekilde anlam yüklemesek de. Sorunların neden kısmına yanıt bulamamış olsak da. Çalışır ve didiniriz, yoksunluklarımızı ve yoksulluklarımızı tıpkı fikirlerde olan açlığımızı giderme dürtüsünde olduğu gibi halledebilmek, rahat bir nefes alabilmek için. Muhteviyatı ve gidişatı tam kestiremesek de kattıklarımız ile neslimizin devamlılığını isteriz. Küre dönerken, vakit hızlıca tükenirken bir atımlık ilerleme için. Bir adımlık ilerleme için. Elimizde avucumuzda bilginin kırıntılarına tamah ederiz. Üstünkörü bir vavelyada, bir kaosun tam ortasında kalmamak için. Gelişip daha da insancıl olmanın yollarını arar tararız zamanla. Ne de olsa yaşlanmaktayızdır, yaşımızı almaktayızdır. Gidenlerin ardından yas yeni gelenlerin çığlıklarında sevinçler yükleriz. Bir oyun sahnesidir kimimize hayat, kimimize bir an önce terk edilesi bir esaretin ana platformu. Yoklar, varlar, evet ve hayırlarla geçecek, sufle aldığımız her an üzerimize biçilmiş olan rollerimizi daha kestirme ve daha kolaycıl bir şekilde atlatmayı hayal ettiğimzi bir heyhuladır hayat. Belk, uzun metraj bir film çalışması her karesine müdahil olmak istediğimiz, yönetmen kurgusuna söyleyecek çok sözümüzün olduğu. Klimek’in son çalışması olan ‘Movies Is Magic’ birkaç dinleyişin hemen ardından bütün bu imleri akla getirmekte. Dönüştürdüğü ve referans aldığı müziklerin sahnesinde bir adım daha ileriye giderek şimdi yapmış olduğu müziği tanımlandıran sinematek bir kurguyu kulaklarımızla paylaşmakta Sebastian Meissner. Brian Wilson ve Van Dyke Parks’ın 1995 tarihli ‘Orange Crate Art’ albümünde yer bulan Movies Is Magic parçasından ismini alan kayıtta, kırılgan eşiklerin bir film hassasiyeti içinde anlık olarak derdest edildiği bir kurgu bütünü ortaya çıkartmakta. Film müziklerinin didaktik yapısını daha esnetilebilir örneklemelere taşıyan bir zenginleştirme çabası. Yaylı orkestrasyonunun elektronika sınırlarında dolaşmakta olduğu bir melodram kesidine evrildiği Abyss Of Anxiety (Unfolding The Magic) ile bu büyülü dünyanın kapıları aralanır. Neredeyse birbirlerini bir gölge gibi takip eden zıtlığı mercek altına alan, yaşadıklarımızdaki çelişkilere naif göndermelerin akustik pasajlarla sağlandığı Exposed To Life In Its Brutal, çekimser kalınmasına karşı belirli bir noktadan sonra ya herru ya merru denilerek sonuna kadar gidildiği, girdap haline dönüşmüş metropol yaşamının didik didik ettiği yaşamı, hayalleri ve engellemeleri devre dışı bıraktırılmasına dair genişçe bir parantezin açıldığı Exploding Unbearable Desires gibi nev-i şahsına münhasır kişiselleştirilebilir müzikler ortaya çıkar. Derine inildikçe, müzik dinleyene nüfuz ettikçe. Bir bilim kurgu filminin işitsel yansısı gibi durmakta olan endüstriyel pasajların yer aldığı Greed, Mutation, Betrayal, Klimek’in sağlamaya çalıştığı gerçeği duyurma çabasında önemli bir eksikliği ve mesajı iliştirdiğini belirtmeliyiz. Pop Ambient’09 toplama albümünde de yer edinmiş True Enemies And False Friends ismiyle müsemma bir şekilde hatalardaki ısrarlarımızı, nasıl kendimizi tekrarlara sevk ettiğimizi, düşünmeden adımladığımızı, dile geldiğimizi aslında çok manidar bir biçimde ortaya çıkartan bir kurgu olarak ‘Movies Is Magic’de yer alır. Düzenli bir elektroakustik metafor halinde süregiden, yapıya eklenen drone çığlıkları ve melodik kavislerle beraber isimsiz filmlerimizin nadide bir parçasını tamamlayan Sound Of Confusion parçasıyla kaydın doruk noktası olan For Whom The Bells Toll’a ulaşırız. Savaşın anlamsızlığını usta bir dille ifade eden Ernst Hemingway’in romanına atfen türetilen çalışma başlı başına romanın müzikal bir tezahürünü sağlamakta. İnişli çıkışlı uğursuz savaş borularını simgeleyen zillerin, bir an sonrasında hangi yaşamı, hangi günü mahvedecek alıp götürecek olan makineleşmiş ölüm mangalarını telin eden yoğunluklu bir enstrümantal seremoni karşımıza çıkar. Sözünü müzikle şekillendirebilen ve albüm boyunca yönetmen koltuğunda oturmuş Klimek’in sesli çoğaltımlarında. Tears Of Happiness (Dismissed Into Mundanity) derli toplu bir ambient ağıdıdır artık. Fragmanların yazılı olduğu, son sekansın çoktan geçtiği, zihinde kalıp kalmayacağının izleyicinin tercih edeceği bir anın müziğidir belki de. İzlediğimizi sandığımız ama üzerinde yeterince düşünemediğimiz, sorgulayamadığımız gerçekliğimiz ile başbaşa kaldığımız çoğu zaman “filmde olmuştu bu” diye iç geçirdiğimiz hallerde akıllara gelebilecek bir kırılma anının, zamandan kopmanın bir müziği olur parça. Scott Arford, Steve Heather, Zeitblom, Robert Curgenven, Gerard Lebik, Dawid Frydryk, Marta Collica, Hugo Race, Ran Slavin ve Ursula Maurer’in konuk olarak yer aldıkları ‘Movies Is Magic’ ile Sebastian Meissner, Ambient müziğinin henüz keşfedilmedik alanlarında yeni önermelere çaba sarf etmekte. Endüstriyel tını hüzmelerinde anın ritmine, yaşamın çelişkilerine somut cümleler yerleştirmekte yapmış olduğu müziklerle. Toz pembe olmayan hayatlarımızın seceresini tutmakta, yaptığımız hataları yüzümüze vurmadan kendi sözlerimizi oluşturmamız için bir yol göstermekte. İyi dinlenceler.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Kürt Açılımı: Dinamikler, İmkanlar, İhtimaller – Mithat SANCAR – Birikim Dergisi
‘Savaş ve Barış’tan ‘Savaş Ya Da Barış’a – Kaçakkova – Serbest Yazarlar / Mutlak Töz
Özgür DOĞAN: Kimse Kimseyi Dinlememiş Kimse Kimseyi Anlamamış – Gülşen İŞERİ – Birgün
Hükümetin Talihi – Erdal GÜVEN – Radikal
Retorik Sorular – Ersin TOKGÖZ – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Amerika'nın "Ağalık Hakkı" Tehdit Altında – Korkut Boratav – Sol.org.tr
Murphy Açılımı – Uğur KUTAY – Birgün
Wojciech Wiszniewski - Elementarz – Abdullah Tarık ÇAKIR – Keep Talking
45 Minutes Of Music #2: When You Are Sorry: Right On! – Tolga D. – 45 Minutes Of Music
Poor People Must Work – Mersenne – Undomondo

Klimek / Sebastian Meissner Official
Autokontrast / Sebastian Meissner Official
Ghetto Ambient / Sebastian Meissner Official
Klimek / Sebastian Meissner At Myspace
Klimek / Sebastian Meissner Interview At Mnml ssgs
Klimek / Sebastian Meissner Movies Is Magic Album Review At Cyclic Defrost
Klimek / Sebastian Meissner At Anticipate Recordings
Klimek's "For Ezekiel Honig & Young (pan)Americans" Video by Maximillian Jaenicke aka RAWIMAGE At Anticipate Recordings
David Sylvian Official
David Sylvian Official II
David Sylvian’s Manafon Album Official
David Sylvian’s Manafon Album Review – Jess Harvell – Pitchfork
The Black Heart Procession Official
The Black Heart Procession At Myspace
The Black Heart Procession At Temporary Residence Limited
The Black Heart Procession – íí – 13Melek
Claro Intelecto At Myspace
Claro Intelecto Interview – Carl Ritger – Resident Advisor
Adrian Klumpes At Myspace
Shoeb Ahmad At Myspace
Klumpes & Ahmad - In Bed We Trust – Album Review – Marcus Whale – TSB
Field Rotation Official
Field Rotation At Myspace
Ultimae Records Official
Access To Araska Official
Access To Araska At Myspace
Access To Araska At Tympanik Audio
John Callaghan At Myspace
Warp 20 Official

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Poemé
Yaşıyoruz Ama Hissetmiyoruz – Osip MANDELSTAM

Yaşıyoruz, ama hissetmiyoruz artık bastığımız toprağı.
On adım öteden duyulmuyor konuştuklarımız.

Oysa ne zaman iki çift laf edecek olsa birileri,
Kremlin'in dağcısını anmadan edemiyorlar.*

Parmakları kalın tırtıllar gibi
ve ağır kurşun gibi dökülüyor ağzından kelimeleri.

Hamamböceği bıyığı sırıtıyor
ve pırıl pırıl çizmelerinin üstleri,

İnce boyunlu adamları sarmış çevresini,
bu insan bozuntularının soytarılıklarıyla oyalanıyor.

Biri ıslık çalıyor, biri miyavlıyor, biri inliyor,
Yalnız o parmağını bize sallıyarak kükrüyor.

İnsan karnına, alnına, şakağına, gözüne
nal fırlatır gibi durmadan emirler yağdırıyor.

Bu geniş omuzlu Kafkas Kocası, tatlı bir meyve gibi
dilinin üstünde yuvarlıyor her idam kararını.

*Joseph Stalin
Çeviri: Cevat ÇAPAN
Kaynakça: Stalin Epigramı

No comments: