
Deuss_Ex_Machina_271_--_Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz
19 Ekim 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: Klimek-Movies Is Magic (Anticipate Recordings)
>1<-David Syvian-Manafon (Samadhisound)
>2<-The Black Heart Procession-Iri Sulu (Temporary Residence Limited)
>3<-The Black Heart Procession-Drugs (Temporary Residence Limited)
>4<-Claro Intelecto-Great Day (Modern Love)
>5<-Klumpes & Ahmad-Her Lovers And My Letter Hand (hellosQuare Recordings)
>6<-Klumpes & Ahmad-You Can Have What I Take (hellosQuare Recordings)
>7<-Field Rotation-Regenzeit II (Ultimae Records)
>8<-Kevin Andrew-Three Weeks (Ultimae Records)
>9<-Klimek-True Enemies & False Friends (Anticipate Recordings)
>10<-Klimek-For Whom The Bells Toll (Anticipate Recordings)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>11<-Access To Arasaka-Sylvan-Hesh (Tympanik Audio)
>12<-Access To Arasaka-Chem (Tympanik Audio)
>13<-John Callaghan-Phylactery (Original Autechre) (Warp Records)
Download Episode / İndir
Lo Poco Que Necesito Para Ser Feliz (270) – Düşleri Unuttuk Sevinçleri Rafta Tozlu Bir Plak Kutusuna Sakladık. Belleğimizde Yer Edinmiş Soruları Sormak İçin Küçücük Bir Çaba Bile Pek Çok Hatıratı Canlandırabilecek İken Bu Israr Niye? Bu Kinleneme Nereye Götürecek Bizleri?
>>>>>Bildirgeç
Ekranlar vasıtasıyla hayatımıza bir şekilde dahil olan, gözucuyla da olsa yakalandığımız üzerine fikir yürüttüğümüz, söz eklediğimiz, kendimizce yorumlamaya giriştiğimiz söz öbekleriyle karşılaşırız. Bu kimi zaman bir tartışma programının ilerleyen saatlerindeki ufak detaylarında karşımıza çıkandır, kimi zaman da bir an öncesinden bitse de ilgilendiğimiz yayına bir an evvelinden dönsek dediğimiz reklam kuşaklarında çıkagelendir. Çok da ehemmiyet gösterilmesine gerek olmadan bir süre sonra dilimize dolanır, zihnimizde olur olmadık hatra düşer, kısacası kendini bir şekil ve yönde bize hatırlatır bu çıkarsamalar. Söz öbekleri veya reklam metinleri. Bir yanıyla hayat akışının olanca hızlılığıyla ilerlerken neleri önemesediğimizi de belirginleştirir. Öte yandan belki uzunca ifade tamlamalarıyla derli toplu anlatamadıklarımızı pekiştirir. Unutmaktan birtap düştüğümüz, sayısız kere de aynı hatalara tekrar düşmekten kendimizi engelleyemediğimiz hataları fark ettirir. Soru sorabilmenin, hesap kitap sorulmasının çok sık olmadığı sorumluluk sahiplerine karşı düşüncelerin özetlenmesidir bir yerde de, bir yere kadar. Farklı olanın okunmasında yardımcı da olandır aynı zamanda. Birbirlerinin rutini haline getirilmiş olan söylemlerin alacalı bulacalısından ise alabildiğince sadeleştirilmiş yanıtları da içeriğinin katmanları arasında keşfedebilmek de mümkündür. Tek yönlü bir bakış açısıyla ve neredeyse ana akım medya dediğimiz yayın düzeneğinin haşin gayretkeşliğiyle sağlamlaştırmaya çalıştığı; ilettiklerimizin takipçileri, sözlerimizin istisnasız onaylayıcıları bizdendir sözünün dışında kalanlar için de bir nevi soluk alma referansının temsilcisidir. Kısacık metinlerde, birkaç kelimelik cümlelerde, aslında neler olduğunun idrakına vesile teşkil edendir. Anlamazlıktan gelinen nicesinde farkındalılığı arttırabilendir. Söz her defasında eksik kalan bir haneyi tamamlar. Beklentilerin ve beklenerek geçirilmiş günlerin ardından nihayetinde bir umudun da varlığını tekrar belirginleştirendir. Geçmişin izleri üzerinde durmaksızın daima aynı nokta ve kör karanlıklara karşı çıkmadan, lafı sakınmadan tartışabilmenin sözü genişletebilmenin, anlaşılır kılmanın da yönlerini bulabilmemizi sağlar. Lafı güzaf yerine nitelikli okumalara geçiş yapılabilmesini, sözün kıymetininin anlaşılabilirliğini tesis eder. Birisi veya sadece belirli kesimi değil hemen tüm katmanlarıyla insanın bileşkesinde olması gerekenlerin tam da detaylara ihtiyaç duyduğumuz vakitlerde, gözlerimizin önüne serebilendir. Bu içeriğin küçücük de olası bir kısmını kapsayan metinler, sözcükler. Bir yerde toplumsal belleğe de işlenmeye yüz tutmuş, kendi anlamını bulmuş sloganlar, beyitler.
Uzunca bir süredir ekranlarda olmasına karşın reklamın kapsadıklarının ötesine de vakıf olabilmemizi sağlayan bir metinle karşı karşıyayız: Kirlenmek Güzeldir kıssası sözü getirmek istediğimiz. Eksikliği, sürekli sümen altı edilen, görmezden gelindikçe daha da fazla büyüyen sorunlarımızın nihayetinde de gerçekten, mecazi anlamdan çıkıp kirliliği elle tutulur bir hale dönüştürdüğü bir dünyada hayatı ikame ediyoruz. Dönüşüp didişip aynı konularda ne sesimizi duyurabiliyoruz, ne de bir adım da fazlasına ve ilerisine hamle yapabiliyoruz. Varsa yoksa önceliklerimizin bizleri boyunduruğu altına ala durduğu, kendi kendimizi zincirlemiş olmamıza karşın ısrarla ve handiyse de tefekkürle karşıladığımız halet-i ruhiye içinde, dönüştürülemezlik ve tartışılamazlık kısmında dört dönüyoruz. Üzerimize yapışıp duran kirliliğin yağır tutan hallerine alışmaya çalışıyoruz. Oysa bizzat insan eliyle yaptıklarımızın neticelerinde karşılığımızı buluyoruz bir şekilde. Aymazlıktan gözlerimizin âmalaştırılmasına da, biz halklardan çok başkalarını ve bakışlarını olur adletmeye o kadar fazla alıştırılmışız ki, kirlerimizden arınmamız gerekliliğini sair düzenekler içerisinde o kesif kokuların hepimizi etkisi aldığının tehditine aldırış dahil etmiyoruz. Burnumuzun dibinde olan bitenleri, sürekli gelişimini sürdürmekte olan sözleri ve eylemleri bu kendimizce korunaklı saydığımız faunusumuz içerisinden takip etmeye, hayatımızdan detaylarla ilintilemeye çalışıyoruz. Pek muntazam birşeymiş gibi önemsediğimiz konularda karşıtlıklar arasında saf tutmaya koşaradım ilerliyoruz. Beklentileri bir dengeye oturtup, sevinç ve hüzünlerimizi belirli bir dönem dahilinde sorgulamaya girişemiyoruz. Nelerden çektiğimizi nasıl kendi içimizde bile ayrıştırmalara maruz kaldığımızı ve dahası ötekileştirmekten imtina etmeden onay verdiğimiz müddet dahilinde yeni ayrıştırmalara gebe kaldığımızı bir türlü fark edemiyoruz. Düşüncelerimizi x'ciler y'ciler ikisinin arasında kalmışlar diye yaftalamaya devam ettikçe de yolun, açılımın ve ilerlemenin önünü bir türlü açamıyoruz. Alışkanlık haline yavaş yavaş dönüştürülen sorgusuz sualsiz kabullenmelerin, bir denileni iki etmemelerin, bir sürek avındaymışızcasına hedef göstermelere, yoldan çıkmalarla bütüncül bir tepki ortaya koyamamanın sonunda kirlendikçe daha da dibe vuruyoruz. Kem gözlerimizi önce sanal klavyelerde yazıya döktüklerimizde ifadelendiriyoruz, sonrasında daha hararetli bir ortam hasılı olduğunda birbirimizi ezmek, yermek için kullanıyoruz. Çark bir şekilde dönedurur iken ettiklerimizle, yaptıklarımızla sıramızı salmanın, gönlümüzü ferah tutmanın avutuculuğuna kapağı atıyoruz. Bir süre, kısa bir vakitliğine.
Girdap haline ilerlemekte olan değişimlerin ve paralel bir kurguda iyileştirmelerin karşısına her daim aynı sözcüklerle, kandan beslenerek, insan canını hiçe sayarak, birbirimize demediğimizi bırakmadan ite kaka, döke kıra ilerleyebileceğimizi mi zannediyoruz? Kirlenmenin önemli bir farkındalılığı yanına eklemlediği güzellikleri görmeden ömrümüzü tüketmekten ne zaman sonra vazgeçeceğiz? Yoksunluk ve inkar ile herkesin bildiğini kendimizden saklamayı hangi mühletlerde ne kadar sürdüremeye devam edecek, sorunların çözümsüzlüğünden birilerini nemalandırmaya olabildiğince aksatmadan da devam edeceğiz. Ülkelerin birbirleriyle olan diplomatik, siyasi, politik ayrılıklarının çözümü yaşamakta olan halkların iradelerinin yansımalarıyla beraber hasıl olur. Üstünkörü bir çalakalemlik ile birdenbire oldu bittilerle bir yere varmayacağımız ise kesindir. Bir imkan ve olanak yaratmanın şimdilerde daha da zor olduğu konularda şansımız varken bireylerin sesi, bilgisi ve çözüm önerilerine dikkat kesilmeliyiz. Muasır medeniyet yarım yamalaklığı da, biriktirilmiş olan kin ve öfkenin limitsiz hıncını da, bir türlü vazgeçilmeyecek öteki yaratma sonra da ona karşıtlık olarak susturmaları da bünyesine dahil ettirilemeyecek bir kurgudur. Yalın ayak başı kabak engellerle, kimseyi küstürmeyeyim diyerek herkesi birbirine daha da fazla düşman etmeye teşne olarak medeniyet sınırlarına ulaşmayacağız. Üzerimizde birikmiş olan verilmesi gerekli ödevlerimiz, sadece birilerinin istediği, uygun bulduğu için değil de insan olduğumuz için ve insana en uygun yönetişim biçimi olarak tanımlanan demokrasiye tabii olduğumuz için gerçekleştirildiğini usumuzdan çıkartmamalıyız. Düşler ancak birbirimize sırt sırta vererek, ütopyalar ne kadar uzakta şimdi kimimiz başlayacak buralardan sorunu ve sualini aşabilenlerce gerçekleştirilebilecektir. İtham ve ihtilafları kavgalara dönüştürmeden, sözcük kıymetini bilerek, çıkar farkları gözetmeksizin feraset göstererek, birbirlerimizi anlamaya şevkle seyrüsefer eylediğimizde bugün bahsettiğimiz iliğimize kadar kirlenmişliğimizden kurtulmayı başarabileceğiz. En azından çabalanmaları bütünlüğünde bir nebze olsun artık seslerimizi, ifadelerimizi daha olumlandırılır bir çizgiye taşıyabileceğiz. Esnetilebilen bakışımlarla, çözüme dair somut fikirlerle ülkeler arasındaki açmazları (Ermenistan, Suriye belki ileride Yunanistan) ülke dahilindeki 6-7 Eylül, 2 Temmuz ve en fazla sorunların müsebbibi olan 12 Eylül 1980'den günümüze adları bir vesileyle tam konulamayan sorunların, alt kimlik üst kimlik ve ötesi tartışmalarını, insanca yaşamanın en birincil gereksinimi olan duyarlılıkları, insana karşı devletin sorumluluklarını tanımlandırabildiğimiz müddetçe aşama kaydedebileceğiz. Kirlendikçe batağa iyice saplanan bakışımlardan eleştireceğim derken yerin dibine sokmalardan, belirsizliklerden doğmasına vesile olunacak yeni korkular üretmekten, en önemlisi de kesif kokunun yaygınlığının artık hepimizi etkilediğinin idrakına varamazsak olduğumuz yerde kalmaya, nihayetinde çürümeye devam edeceğiz. Ana renkler birbirlerinden ayrıştırıldığında nasıl ki kontrastın bozulduğu bir imgelem karşımıza çıkar, bütün hizalamalar boşa gider, heba olur öylesi bir tablo ile karşı karşıya kalmamak için külahımızı önümüze alıp tarta tarta düşünmeliyiz. Hatalarımızın nelere mal olduğunu, nelerin bizleri bu kadar kirletip, körleştirdiğini, vurdumduymaz kıldığını idrak edebilmek için. Çözüm tek seferinde olmayacaksa bile, ortak beklentilerin, asgari müştereğin korunup dillendirilmesinden geçtiğini görmezden gelmeden. Dilimize kilit vurmadan daha fazla söze karışmalı, dile getirmeliyiz. Berhava edeceğimiz daha fazla vaktimiz yoktur. Notumuzu, geniş bir çerçeveden bu tartışageldiğimiz açılımlara dair önemli bir yazar olan Mithat Sancar'ın Birikim Dergisi'nde yayınlanan Kürt Açılımı: Dinamikler, İmkanlar, İhtimaller başlıklı makalesinin sonuç bölümüyle tamamlayalım:
“BİR BARIŞ PROJESİ İÇİN
Açılım süreci başladığından bu yana, “şiddeti sona erdirmenin yolları” üzerinde her zamankinden daha ciddî bir tartışma yürüyor. Hükümet, temkinli ve ürkek de olsa, “yeni yollar”ın denenebileceğini ima eden açıklamalar yapıyor; mesela, dünyanın başka yerlerinde ve uluslararası literatürde, şiddeti sona erdirmeye ve temeldeki sorunu çözmeye yönelik kapsamlı projelerin anahtarı olarak kullanılan “silahsızlandırma” kavramını telaffuz ediyor.
Bu kavram, “af” veya “eve dönüş” gibi “tek taraflı bir girişimi değil, çok taraflı bir etkileşimi” yansıtır; yani, bir yandan şiddeti sona erdirecek şartları yaratma konusunda “devletin belirleyici rolü”ne gönderme yaparken; diğer yandan “silahlı aktörün hesaba katılmasını ve işin içine çekilmesini” öngörür. Atılacak adımların sonuç verebilmesi için güçlü bir kamuoyu desteğinin varlığı da, “çoklu etkileşim”in diğer ayağını oluşturur.
***
AKP, açılımı “Türk kamuoyu”na anlatırken, en iyi bildiği dil olan “pragmatizm”i kullanmayı tercih ediyor ve bütün ağırlığı “akan kanın durması”na veriyor. Bu argümanı öne çıkarmak, başlı başına yanlış değil; ama sistemin koordinatlarını değiştirme potansiyeli olan böyle kapsamlı bir “açılım”ı sadece bu argümanla yürütmek de mümkün görünmüyor. Başka bir deyişle, hükümet, “kanın durması” için yapmayı planladığı şeyleri, sadece faydacı gerekçelerle savunamaz; muhalefetin muhtelif itirazlarına inandırıcı cevaplar vermek, açılımın taşıyıcılığına soyunmuş olan hükümetin kaçamayacağı bir görevdir. Mesela dil haklarıyla ilgili düzenlemeler yapacağı zaman, bunların neden meşru olduğunu da anlatacak bir dil bulmak zorunda. Sadece “kanın durması” için mecburen ve tabii kerhen bu yola başvurduğunu ima veya ifade eden bir söylem, haklarla ilgili düzenlemelerin “Türk kamuoyu”nda büyük ihtimalle birer “taviz” olarak görülmesine ve katlanılması gereken bir kötülük olarak algılanmasına yol açacaktır.
Böyle bir dil, açılımın esasen zayıf olan toplumsal tabanını ve demokratik dayanaklarını fazlasıyla zedeleyecektir. Gerçekten de, bugün bu açılıma “demokratik meşruiyet telakkisi”yle destek veren geniş bir toplumsal tabanın var olduğu kolay kolay iddia edilemez. Açılıma bu ruhla sahip çıkması en muhtemel kesim olan Kürtlerde bile, kayıtsız şartsız bir destekten değil, olsa olsa kuşkucu ve temkinli bir bekleyişten söz edilebilir. CHP ve MHP tabanlarının durumu malûm. Ortada demokratik ve özgürlükçü kitlesel bir sol siyasal aktör de bulunmadığına göre, geriye AKP’nin üzerinde yükseldiği toplumsal kesimler kalıyor ki, burada da aktif bir sahiplenmeden ziyade, faydacı mülahazalara dayanan pasif bir destekten dem vurulabilir. Şayet AKP, açılıma münasip gördüğü “demokratik” niteliğin gereklerine uygun davranmaz, yani hak ve özgürlükler, eşitlik ve temsil üzerine kurulu bir dil tutturamazsa, açılımın toplumsal barış, demokrasi ve “milli bütünleşme” gibi sonuçlar üretmesi çok zor olur. Aksi durumda ise, hem AKP’nin kendisi, hem de temsil ve hitap ettiği geniş muhafazakâr kitle, demokrasi kültürü ve diliyle daha fazla haşır neşir olmak mecburiyetinde kalacak; bu ise, Türkiye’nin demokratik dönüşümüne önemli katkı sunacaktır.
Kürt sorununun Türkiye’de siyasal sistemin bütün unsurlarını ve toplumsal yaşamın bütün alanlarını derinden etkilediğini herkes biliyor ve kabul ediyor. Bu nedenle, böyle bir sorunun çözümüne yönelik kapsamlı bir süreç başlatmak, siyasal sistemi yeniden yapılandırmanın yolunu açmak anlamına gelir ya da bu sonucu doğurur. Bunun gibi, çözüm yolunda ilerlemek, toplumsal birlikteliğin normlarını ve sütunlarını yeniden tanımlamayı da gerektirecektir. Bu yönde harcanacak çaba ve atılacak adımlar, aynı zamanda bir kollektif öğrenme sürecini de harekete geçirecektir. Böyle olursa, çözüm sürecinde kat edilen her olumlu merhale, aynı zamanda siyasal kültürümüzde demokratik bir dönüşümü de beraberinde getirecektir.
“İçine şiddet bulaşmış etnik-ulusal sorunlar”ın kolay ve kestirme bir çözümü yoktur. “Çözüm”e varmak, esasen bir “süreç” işidir; daha doğrusu, “çözüm”ün kendisi bizatihi bir süreçtir, üstelik “uzun ve meşakkatli” bir süreç. Kürt sorununun sadece Türkiye’yi değil; Kürtlerin yaşadığı diğer ülkeleri ve bu ülkelerin yer aldığı bölgede çıkarları olan başta ABD olmak üzere “büyük güçleri” ilgilendirdiği de aşikârdır. Bunun anlamı, sorunu çözmeye yönelik sürecin, birçok değişkenin etkisine açık olmasıdır. Ancak bu durum, sorunun ve çözümün ayaklarının esas itibariyle bu ülkede olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu gerçek, açılım hangi faktörlerin etkisiyle ve hangi saiklerle başlamış olursa olsun, kaderinin büyük ölçüde bu ülkedeki siyasal faktörlere ve aktörlere bağlı olduğunu da içeriyor. Bu nedenle dikkatleri ve ilgiyi, ülke içindeki siyasal alan ve imkânlardan saptıracak her girişim, ülke gerçeğinden kaçmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.
Böylesine köklü ve karmaşık bir sorunu “çözme süreci”nin doğrusal bir hat izlemesini beklemek, aşırı naiflik ve siyasal toyluk olur. İnişler ve çıkışlar, konum değiştirmeler, yeni denge arayışları, tıkanma ihtimalleri vs. bu tür süreçlerin “normalleri”nden sayılır. Bütün bunlarla baş edebilmek açısından hayatî önem taşıyan husus, iletişim ve siyaset kanallarını sonuna kadar açmak ve demokratik mekanizmaları pekiştirmektir. “Muhataplık” meselesinin “derin” anlamı da, öncelikle burada yatıyor. Bu açıdan bakıldığında “muhataplık”, toplumun çeşitli kesimlerinin, özellikle de Türklerin ve Kürtlerin birbirlerine hitap edebilmelerini, bunun için gerekli olan “dil”i öğrenmelerini ifade eder. Çözümü, demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamakta görenler, bu ortaklığın temellerine ve diline azamî itinayı göstermek zorundalar.” (Birikim Dergisi – Sayı:246)
Ses sınırlandırılmışlığın ötesine ulaştırılabildikçe varlığının devamlılığını sağlar. Yankıların çoğalması birbirinden farklı teammüllerin, farklı algıların da daha rahat dillendirilmesine yardımcı olur. Keskinlik ve önyargılar olmadan yeni tanımlar ortaya çıkartılabilir. Her bir vurgu, çabaların neticesinde ortaya çıkan her bir ses imi bu yarıda kalmışlığın, köşeye sıkıştırılmışlığın bezginliğinden de uzaklaştıracaktır bünyeleri. Tekrara düşe düşe aynı notaların resmi sabığımız haline dönüştürüldüğü bir imgelemin karşı cephesinde hakkaniyetli bir bütünlemenin sağlanabilirliğini ileri sürebilendir ses ve kapsamı. Vurgular aleni bir biçimde olup biteni manalandırabilmemize yardımcı olur. Sessizliğin irkiltici ortamında tınılar belli ki varedilmesi elzem olanları da çağrıştırır. Çağrıyı çoğaltan, derinleştiren ve muğlak belirsizliğin dışını görebilmemize imkan sağlayan bir araçtır. Konuşmanın anlaşılırlığı ve anlaşmayı sağladığı bir zaman dahilinde ses de bahsini bir türlü esasa getiremediklerimizi tümleştirir. Yarıda bıraktırılmış ve fakat fazlasıyla dağınık bir biçimlerde duran söyleyişlerin bir çırpıda bütünleştirilebilirliğini de kapsar. Yapılanlar edinilmiş olan birikimlerin kurgumasallıktan, gerçekliğe biraz daha olsun yakınlaşabilmeyi de kolaycıl bir biçime dönüştüren bir tanımı ihtiva eder. Ses bu minvalde farkındalılığın da, söylemin ve ardılından gelecek olan eylemselliğin de başlatıcısı olarak değerlendirilebilir. Muhteviyatın kapsamı genişledikçe, yeni eklemeler ve ifadeler bizleri bu açmazların dünyasında yeni eşikleri tanımlandırmak konusunda yardımcı olacaktır. Deuss Ex Machina'nın Pazartesi akşamı banttan sizlerle paylaştığımız bölümünde bu istikamette toparlayıcı unsurlar barındıran, kişisel eklemeler gerçekleştirebileceğimiz bir muhteviyatı ortaya çıkartmaya çalıştık. Sesin sağladıklarını söze eklemlemleyebilmeye gayret ederek. Alışılageldik tonlardan farklı olarak deneyselliğin sınırlarına yakınduran, kendi içerisinde geçişlerle, farklı okumalara imkan sağlayan bir dinlencelik. Tüketilip unutmanın dışında bir faydası olmayan günü birlik parçalardan ise müziğin aslında sağladıklarının önemini ihtiva eden bir güz kurgulaması. Paralel seslerin, birbirlerinden değişken disiplinlerin tamamlayıcığına binaen sorular sordurmayı amaç edinen Deuss Ex Machina dinlenceliğinde rotamızı ambient disiplininde hatırı sayılır kayıt ve projelerin altına imzasını atmış bir isim olan Sebastian Meissner aka Klimek'in Anticipate Recordings'dan yayınlanan dördüncü uzunçaları olan 'Movies Is Magic' in öncüllüğünde sizlere sunuyoruz.




...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Kürt Açılımı: Dinamikler, İmkanlar, İhtimaller – Mithat SANCAR – Birikim Dergisi
‘Savaş ve Barış’tan ‘Savaş Ya Da Barış’a – Kaçakkova – Serbest Yazarlar / Mutlak Töz
Özgür DOĞAN: Kimse Kimseyi Dinlememiş Kimse Kimseyi Anlamamış – Gülşen İŞERİ – Birgün
Hükümetin Talihi – Erdal GÜVEN – Radikal
Retorik Sorular – Ersin TOKGÖZ – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Amerika'nın "Ağalık Hakkı" Tehdit Altında – Korkut Boratav – Sol.org.tr
Murphy Açılımı – Uğur KUTAY – Birgün
Wojciech Wiszniewski - Elementarz – Abdullah Tarık ÇAKIR – Keep Talking
45 Minutes Of Music #2: When You Are Sorry: Right On! – Tolga D. – 45 Minutes Of Music
Poor People Must Work – Mersenne – Undomondo
Klimek / Sebastian Meissner Official
Autokontrast / Sebastian Meissner Official
Ghetto Ambient / Sebastian Meissner Official
Klimek / Sebastian Meissner At Myspace
Klimek / Sebastian Meissner Interview At Mnml ssgs
Klimek / Sebastian Meissner Movies Is Magic Album Review At Cyclic Defrost
Klimek / Sebastian Meissner At Anticipate Recordings
Klimek's "For Ezekiel Honig & Young (pan)Americans" Video by Maximillian Jaenicke aka RAWIMAGE At Anticipate Recordings
David Sylvian Official
David Sylvian Official II
David Sylvian’s Manafon Album Official
David Sylvian’s Manafon Album Review – Jess Harvell – Pitchfork
The Black Heart Procession Official
The Black Heart Procession At Myspace
The Black Heart Procession At Temporary Residence Limited
The Black Heart Procession – íí – 13Melek
Claro Intelecto At Myspace
Claro Intelecto Interview – Carl Ritger – Resident Advisor
Adrian Klumpes At Myspace
Shoeb Ahmad At Myspace
Klumpes & Ahmad - In Bed We Trust – Album Review – Marcus Whale – TSB
Field Rotation Official
Field Rotation At Myspace
Ultimae Records Official
Access To Araska Official
Access To Araska At Myspace
Access To Araska At Tympanik Audio
John Callaghan At Myspace
Warp 20 Official
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel Tolerance Poster – Yonil.com
Yonil.com’s Flickr Page
Klimek Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
Klimek / Sebastian Meissner Myspace
Kompakt.FM
Klimek’s Discogs Artist Page
Yonil.com’s Flickr Page
Klimek Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
Klimek / Sebastian Meissner Myspace
Kompakt.FM
Klimek’s Discogs Artist Page
>>>>>Poemé
Yaşıyoruz Ama Hissetmiyoruz – Osip MANDELSTAM
Yaşıyoruz, ama hissetmiyoruz artık bastığımız toprağı.
On adım öteden duyulmuyor konuştuklarımız.
Oysa ne zaman iki çift laf edecek olsa birileri,
Kremlin'in dağcısını anmadan edemiyorlar.*
Parmakları kalın tırtıllar gibi
ve ağır kurşun gibi dökülüyor ağzından kelimeleri.
Hamamböceği bıyığı sırıtıyor
ve pırıl pırıl çizmelerinin üstleri,
İnce boyunlu adamları sarmış çevresini,
bu insan bozuntularının soytarılıklarıyla oyalanıyor.
Biri ıslık çalıyor, biri miyavlıyor, biri inliyor,
Yalnız o parmağını bize sallıyarak kükrüyor.
İnsan karnına, alnına, şakağına, gözüne
nal fırlatır gibi durmadan emirler yağdırıyor.
Bu geniş omuzlu Kafkas Kocası, tatlı bir meyve gibi
dilinin üstünde yuvarlıyor her idam kararını.
*Joseph Stalin
Çeviri: Cevat ÇAPAN
Kaynakça: Stalin Epigramı
Comments