Sunday, October 31, 2010

Deuss Ex Machina # 322 - A Missing Sense: Resistance

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_322_--_A Missing Sense: Resistance

25 Ekim 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Onmutu Mechanicks-Catatonic (Echocord)
>2<-Burger / Ink-Flesh & Blood (Kompakt Klassiks)
>3<-Burger / Ink-Bring Trance Back (To Las Vegas) [Blue Hotel] (Kompakt Klassiks)
>4<-Nicolas Jaar-Angles (Circus Company)
>5<-Nicolas Jaar-Marks (Circus Company)
>6<-Pantha Du Prince-Sonnensturm (Original Mix) (Rough Trade)
>7<-Pantha Du Prince-Lay in A Shimmer (Fata Morgana Version) (Rough Trade)
>8<-Tufan Demir-Back To Fine (Lust Und Freu.de Musik)
>9<-Tufan Demir-Quiet Days In A Room (Lust Und Freu.de Musik)
>10<-Gold Panda-Vanilla Minus (Ghostly International)

A Missing Sense: Resistance (322)
Gecenin karanlığı gündüzün üstünü hissedilir bir biçimde kaplamaya devam ediyor. Karaşınlık öylesine bir hızla yeni rotalar belirliyor ki afaki bir kararsızlık kendimizi o ışıksızlığın labirentlerinde bulabilmemize vesile oluyor. İçinden çıkılamıyor, dışarıdan görülemiyor. Neresine yamanayım derseniz orasından yalanların sızdığı bir mizansene figüran kabilinden ortaklık gerçekleştiriliyor. Gece, kinin ve kasvetin enikonu açığa çıktığı, kuyruklu yalanlarla yaşamanın, daha da mümkün olmadığını belleğe kazıyor. Bellek unuttuğunu varsaydığı, kendisinden uzakta tutulduğuna artık kani olduğu korkuları bir kere daha gördüğünde artık bütün bunların bir oyundan çok hakikat haline dönüştüğüne hayıflanıyor. Hayıflanıyor insan durmaksızın aynı eşitliksiz, aynı pejmürde, aynı kepazeliklerle donatılmış olan şeylerin nasıl ısıtılıp ısıtılıp tekrardan önümüze sunumlandırılabildiğinin, hala yenilebildiğinin ispatına bu kadar keskin tonlarla çaba harcanabildiğine inanmak istemiyor. İstemiyor veryansın ettiği şeylerin makul karşılanmasını. Karşılaşmak istemiyor biteviye aynı dönemeçlerdeki sonunun uçurum olduğunu bildiği yarların kenarlarını, kıyılarını. Ne kıyıların, ne merkezlerin adamı olmayanların, gönülleri bu kadar kolaycıl bir biçimde satın alınamayacak olan kendisi gibi diğerlerinin tereddütlerini bir zahmet göstermelerinin vakitinin geldiğini hissetmek istiyor. Bilmek istiyor bu toprakların her daim istiminin en sonuna kadar yükseltilmiş rahatsızlık verici düzleminden bir çıkışın oldurulabilirliğini, mümkünatını. Mümkünatsızlık engellerine takılı kala kala, korkulara yenilerini eklemenin, işittiğine kifayetsiz bir bütünlükle yanıtsızlıkla çekimserlik arasında ilaveten bol kepçeden vurdumduymazlığın limitini doldurduğunu belirginleştirebilirliğini görmeyi talep ediyor. Talep ediyor yoksunluklarımızın, yoksulluğumuzun, belirli aralıklarla hırpalanıp durmamızın, ses yükselttiğimizde başımıza olmayan! şeylerin getirilebileceği gerçeğini bütün bunlarla beraberce cümbür cinnet hep beraber ne kadar da demokratik olduğumuz ironiğinin koskocaman bir safsata olduğunun günyüzüne kavuşmasını bekliyor. Kavuşmaktan çok ayrışmaların temellendirildiği, sevgiden çok kinin yüceltildiği hemen her durumda öfkesini azami seviyede tutanın sözünün geçerli olduğu bir yalancı dolmalar memleketinin geçerliliğini kaybetmesinin elbirliğiyle sağlanabileceğini zihnimizden uzaklaştırmamalıyız. Böylesine kolay bir biçimde korkularla yaşamak mecburiyetini dikte edenlere hiç değilse bu kadar dayanıklı ve tek bir kelimeyle tanımlandırılabilecek direnişi, direnci sağlamlaştırabiliriz. Makul olarak önümüze getirilmiş olanların, çoğunlukla kontrolden geçirilip gerekli düzenlemelerin yapıldığı kurmacalıklarla donatılarak her daim yeniden şekillendirildiği kumpaslar diyarında hiç değilse bunun üzerine düşünmeliyiz. Düşünmeliyiz ki emeğinin karşılığını edinmek isteyenler için türlü çeşit üçkağıdın döndüğü yurdumuzda, çoğunlukla isimlerini dahi bilmediğimiz insanlarla bir sabah ayazında aynı kör kaderi paylaştığımızda onlara bugünkü gibi uzaktan bakamayacağımız gerçeğini fark etmeliyiz. Düşünmeliyiz ki nüfusumuzun önemli bir kısmı için değişmez adledilmiş şeylerin üstten indirgemecilikle nasıl çizginin öte tarafına geçirildiğini anlamlandırmalıyız. Elleri silah tutanların, kalemlerinden kan damlayanların, ölümlerin çoğunu istatistiksel bir veri olarak (kolaymış gibi bir canın bedellendirilmesi, manalandırılması gibi) ortaya koyarak daha fazla savaş endüstrisinin ekmeğine yağ sürme gayretkeşliklerinin korkunçluğunu ifşaa etmeliyiz. Hesaplaşmaktan zerre vazgeçilmediği izlenimi verilen öyle ya da böyle azınlık olmaktan da öte artık numunelik kıvamıyla pamuk ipliklerine sarılıp sarmalanan yaşayanların şimdilerde rahat bırakılmadıklarını paylaşmalıyız. Bir kez daha olmasın diye didinedurduğumuz, milli bütünlüğümüz için mutlak tehdit! olarak sınıflandırılmışların da en az ötekiler kadar bu ülkenin sıkıntılarını çektiklerini, gerektiklerinde canlarını ortaya koyduklarını hiç belli olmadan kumpasın kralı, kör vicdanların azman teşvikleriyle karanlıklara teslim edildiklerini ve sadece bunun bile hesabının bir insan canına verilen önemi göstermesi açısından ne kadar da hazince olduğunu daha kalın seslerle okumalıyız. Okumalıyız ki, vicdan körelmesine ve unutkanlığa bel bağlayanların bir piyonu çocuk kapsamına almalarının utancına ortak olmayalım. Çocuk olanın! eline silahı verenlerin onu o raddede kötülüğü ortaya koyması için cesaretlendirenlerin, hatıra fotoğrafı çektirip tutulduğu cezaevinde iyice semirtenlerin vicdanlarını gördüğümüzü duyuralım. Her an bir ötekisi için aynı sonun gelebilirliğini, daha önce kaybedilmiş tüm toplumsal belleksizliğimize yenik düşmüş, karanlıkça yaşam hakları zapt edilmiş düşünür, yazar, siyasetçi, akademisyen ama her şeyden önce insanların nasıl da kaderlerinin aynı ellerce birleştirildiğini öğrenelim. Öğrenelim ki gecenin karanlığı gündüzün bütün ihtişamını, yaşam enerjisini, mücadele iklimini yerle yeksan edemesin.
Çıtkırıldımlıkla işi gücü olmayan bir yurdumuz olsun!...


>>>>>Bildirgeç
Efendiler Değişirken - Mustafa TOKDEDE*

Adına referandum denilen trajedik oyun sonrası ülkeyi kimlerin yöneteceği belli oldu. Demokrasi, demokratikleşme adına yapılan bu referandumda oy verenlerin çoğunluğu neyi oyladıklarını bilmezken, partiler de birbirlerini suçlamak dışında ne oylandığını anlatmadılar. Referandum denilince dünyada ilk akla gelen ülke İsviçre’dir. İdaresi yarı halk yönetimi olan İsviçre’de referandumlar çok sık olur. Hoşunuza gitmeyen konuları yüzbin imza toplayarak halk oylamasına taşıyabilirsiniz. Oylanacak konu hakkında partiler öyle milyonlarca para harcayarak şehir, şehir dolaşarak laf cambazlığı yapmaz, halk da o cambazları dinlemez. Evlere gelen oylama zarfı yanında küçük bir kitapçık bulunur. Bu kitapçık tamamıyla tarafsız hazırlanmış olup hiç bir tereddüte meydan vermeden oylanacak konuyu anlatır. Seçmen bu kitapçığı okuyarak oy pusulasını doldurup postaya verir. Ne ülke gündemi durur, ne milyarlar harcanır, ne politikacı aylarca şehir şehir dolaşır, ne de oylanacak konu saklanarak demokrasicilik taklidi yapılır.
Küçük bir referandum dersinden sonra gelelim asıl konumuza. Toplumsal ilişkiler her şeyden önce ekonomik ilişkilerdir. Her dönemde egemen olanlarla, egemen olunanlar arasında sınıfsal mücadele sürerken egemenler arasında da iktidar mücadelesi sürmüştür. Egemenler arasında bu mücadeleyi kazanan kısım kendi hukukunu dayatır. Bu mücadele bütün toplumlarda kendisini göstermiştir. Örneğin krallık döneminde aristokrasi ile burjuvazi egemenlik için çarpışmıştır. Fransa’nın en uzun süre (72 yıl) tahtta kalan aristokratik kralı XIV. Louis yeşeren burjuvaziye karşı o meşhur sözünü söylemiştir. (l'État c'est moi) Devlet benim. Bugünün anlamıyla yasama, yürütme ve yargı da bana aittir demek istiyor. Osmanlıda olduğu gibi, padişah aynı zamanda peygamberin halifesidir. Durum böyle olunca yetki de tamamıyla padişaha ait olmuştur. Osmanlı yetki paylaşımını yani taht kavgasını devamlı kanlı çözmüştür. Burada saymakla bitiremeyeciğimiz taht kavgalarında en çok değer verdiklerimiz bile (Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim) kardeşlerini öldürmekten geri kalmamıştır. Bugünü düşünecek olursak, ülkemizde bir efendi değişimine gidilmektedir. 90 yıldır içimize kurumlarımıza, okullarımıza, aydınlarımıza beynimize giren kemalizm düşüncesi ve efendileri giderken, inşallah maşallah kültürüyle gündemimize oturan AKP efendileri koltuğu teslim almaktadırlar. Darbelere alışık olduğumuz ülkemizde umulanın tersine efendi değişimi kansız olmaktadır. Burada vurgulamak istediğim, her iki tarafın da ortak inancı Amerikan emperyalizminin desteği olmaksızın bu değişime dur diyen darbenin olamayacağı. ABD’nin onayı olmaksızın hiçbir siyasal partinin iktidarda kalamayacağı. Bu gerçeği bilen taraflar ülkedeki efendi değişiminin de iç dinamiklerle olmayıp, tümüyle dış dinamiklere bağli olmasının kabulüdür. Burada ki sorumuz nasıl oldu da ABD 90 yıllık kemalizm düşüncesinden ılımlı islama geçiş yaptı? Tabii bu sorunun yanıtı kemalizm ve AKP’yi anlamaktan geçiyor.

Kemalizm neydi, ne oldu?

Bütün siyasal ideolojiler kendi varoluşlarına meşruiyet kazandırabilmek için kendilerini bir doktrin ile ilişkilendirirler. Kemalizm, Osmanlı’nın çöküşü ve Cumhuriyet'in kuruluşu yıllarında, yeni bir burjuva devlet oluşturma sürecinin ideolojisidir. Ülkede yabancı işgal güçlerinin olduğu zamanda bir antiemperyalist dil kullansa hatta kurtuluş savaşını bir antiemperyalist savaş olarak lansetselerde uygulamaları ile kapitalizmin kuyruğuna takılmışlardır. O dönemde solcular kemalist, kemalistler solcu gibi görününce kemalizm sol olarak anlaşılmış ama devrimci bir sol ile uzaktan yakından bir akrabalığı olmamıştır. 1923 yılında cumhuriyet ilan edilmiş, devletin adı değişmiş ama Osmanlı İmpatorluğu’ndaki köklü devlet anlayışı, halka olan baskı ve yabancılaşmadan vazgeçilmemiş. Çünkü TC’nin kuruluş süreci ve öncülüğünü yerli bir burjivazi değil, Osmanlı bürokrasisinden gelen ve Osmanlı anlayışını benimseyen asker-sivil bürokrat kadrolar yapmıştır. Osmanlı’nın yüzyıllar süren asyatik-despotik rejimi aynen cumhuriyet rejimi altında devam etmiştir. Osmanlıya haraç veren halk, TC’ye vergi vermeye başlamış, askere alınmış ama cahil görüldüğünden hiçbir işe karıştırılmamış. Kendi gibi düşünmeyen muhalif gruplar çok acımasızca yok edilirken, etnik gruplara ya Türksün, ya yoksun anlayışı ile yaklaşılmış. Türk milleti dışındaki milli azınlıkların varlığı inkar edilirken en basit demokratik milli hak talebi kanla bastırılmış, hakkını arayanlar ya hapse tıkılmış, ya da katledilmiştir. Gerçek rejimin niteliği gizlenerek, bilinmesini istedikleri tarihi maaşlı tarihcilere yazdırarak okullarda okutup gelen nesiller yanlış bilgilendirilmiştir. Cumhuriyet ile, Osmanlılıktan soyunularak Türk ulusu olma serüveni devrim olarak tanımlanmış. Cumhuriyet ilan edilmiş, halk yaşasın cumhuriyet sesleri ile sevinmiş. Fakat halk ne Cumhuriyetin muasırlaşma ve modernleşmesini, ne de daha önceki osmanlıda olan ıslahat-meşrutiyet ve tanzimat hareketlerinden farkını anlayamamış, neden bu kadar sevinmesi gerektiğini bilememiş. Evet, işgal bertaraf edilmiş Cumhuriyet ile devlet kurtarılmış, Osmanlı’dan bu yana süregelen reform hareketlerine ivme katılmış, ama asıl önemli olan TC’nin yurttaşları olacak insanlara nasıl davranılmış, modern toplum adına nasıl bir düşünce akımı ortaya konulmuş bu gibi soruların üstü açık kalmış. Cumhuriyet yönetimi ise, cevap üretmekte zorlandığı bu safhayı tabulaşma yoluyla aşmaya çalışmış. Bir toplumda bir şahıs, bir ideoloji, bir doktrin tabulaştırılırsa, o toplum tabuları konuşamaz, eleştiremez, fikir yürütemez o toplum sadece konulan tabulara boyun eğer. Bir çocuğa gittiği okulda hiç bir somut nedenlere dayanmayan bu tabular anlatılırsa, çocuk bu tabuları gerçekten varmış gibi algılayarak hayatını bu yönde sürdürür.

Kemalizm kendisini sivil, bürokrat askeri her kesimde görmüştür. Kemalist CHP programına, devrimcilik, laiklik ilkelerini katarak bir makyaj yapsada milliyetçilik ilkesi daha ağır basmış, ‘’Ne mutlu Türküm diyene!” felsefesi ile ezilen ulus ve azınlıklara diğer mezheplere hayatı yaşanmaz hale getirmiş. Kemalizmin kendisini en iyi ifade ettiği kurumlardan biri de ordu olmuştur. Cumhuriyeti korumak, ilkelerini sürdürmek adına yapılan darbelerde en büyük zarar sola verilirken, komünist tehlikeye karşı köylere cami yaptıran, Kur’an kursu açtıran; yani bugün bile dillerinden düşürmedikleri irtica “şeriat tehdidi” dedikleri canavarlarını kendi elleri ile büyüttüler. Bütün darbelerin ülkeyi çok gerilere götürdüğü bir gerçek olarak bilinirken, yine bütün darbeler ulu önder Atatürk’ün kurduğu TC’yi kollama ve koruma adına yapılmıştır. Yaratılan kemalizm tabusu askeri darbelerin gıdası olmuştur. Kemalist ordunun tarihinde görülmemiş bir şekilde komplo, katliam, çete ve darbe planları içerisinde tartışılıp teşhir edilmesi kemalizmin geldiği noktaya işaret etmektedir. Tarihin garip cilvesi, yaratılan bu gerici-yobaz çark elbette birgün dönüp sahibini de vuracaktı; bugün yaşananlar bu gerçeğin ta kendisi. Kemalistler komünizm korkusuyla, komünizme karşı herkesle çıkar temelinde anlaştı, her yolu mübah saydı. Şimdi kemalizm ortaklığa girdiği kokuşmuş düzenin, kokuşmuş unsurları tarafından yeniliyor. Kemalizm ne oldu sorusu ise, doğduğunda buzhaneye konulmuştu, dokunulması eleştirilmesi kanunlarla korundu. Bugün ise ben ergenekonun avukatıyım diyenle, Dersim katliamında da analar ağlıyordu diyen kafaların içinde. Doğanın diyalektiğine bile ters düşmüş gelişememiş, kurulduğunda ne ise bugün de öyle kalmış.


İslamın ılımlısı AKP
Düzenin partisini tanımak için düzene bakalım. İnsanları işsiz yoksul bırakıyor, dünyayı kirletiyor ama aynı düzen gelin işsizliğe çare arıyalım, dünyayı temizleyelim diyor. Yani dünyayı pislerlerken milyarlar kazananlar, temizlemek için de milyarlar kazanma planı yapıyır. Her türlü değer yargısı kar üzerine kurulmuş bu düzenin adı kapitalizm ve AKP’de bu düzenin yarattığı bir partidir. Düzen AKP’yi yaratmış, AKP’de düzenin en iyi taşeronu olduğunu ağa babalarına ispat etmiş. Yargı reformu, demokratikleşme adı altında anayasayı değiştirirken, ergenekonu devreye sokarak kemalistleri bertaraf etmiştir.

Her dönemde kapitalizmin yarattığı yoksulluk ve eşitsizlik toplumlarda büyük tepki çeker. Bunu çok iyi bilen burjuva partileri genelinde antikapitalist sloganlarla yola çıkarlar. AKP iktidara gelmeden önce mağduriyet duygusu, yoksulluk edebiyatı yapmış ama kendileri hiç bir zaman mağdur ve yoksul olmamıştır. Onlar bu kirli düzeni değişik şekilde cilalayarak halka yutturma çabasında olmuşlardır. Halkın yoksulluğunu kapitalizmde değil faizci sistemde aramış. Yani kapitalizme karşı değiller ama faizciliğe karşılar. Yoksulluğa karşılar ama yoksulluğu yaratan düzene karşı değiller. Dağda kayak yapan, denizde bikini ile güneşlenen zengin kadını ötekileştirirken, aynı dağda, özel plajda ve yatlarda aynı keyfi süren türbanlı zengin kadınını yaratmış ve onlara sahip çıkmıştır. Yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşayan hiç bir sosyal yaşantısı olmayan toplumun büyük bir kısmını temsil edenlerede türban hediye ederek onları sosyalleştirmiş. Artık onlar evde oturup AKP programları dinlemenin yanında, sokağa türbanları ile çıkabilecek kendi sınıfsal yoksunluklarını bu şekilde gidereceklerdir. 8 yıllık iktidarında toplumun çok büyük kesimine yoksulluk ve işsizlik dışında bir şey getirmezken, kendilerinin iktidar olma, koltuklarını sağlamlaştırma babında çok yol katetmişlerdir. Kendi ekonomisi, kendi bürokrasisi, kendi zengini, kendi üniversitesi, kendi eğitim ve sağlık sistemini yerleştirdikten sonra kendi yargısını da oluşturmuştur.
Bunları gerçekleştirirken de özellikle TC tarihinde görülmemiş yeşil sermayenin Avrupa işçilerinden olan vurgununa, deniz feneri soygununa seyirci kalmıştır. Her ne kadar kemalistlerle olan çatışmaları laiklik ile din çerçevesinde görünsede çatışma egemenlik çatışmasıdır. Nasıl oldu da bu değişim gerçekleşiyor sorusunun yanıtı ise anlatımın içerisinde. Ilımlı islam modeli emperyalistlerin çıkar ve isteklerine göre öngörülmüş bir modeldir. Gerek AB uyum yasaları, gerekse ABD’nin yeni dünya projeleri bu değişimi gerekli görmektedir. Konuyu biraz daha açarsak emperyalistlerle sıkı bir ekonomik entegrasyon içerisinde olan yerli kapitalistlerimiz ve yabancı sermaye Türkiye’deki siyasal rejimin batıda ki gibi bir yapıya kavuşturulmasını istemektedirler. Bunun anlamı ise, Türkiye’de siyasal rejimin darbelerle sekteye uğratılmayacağı, askeri bürokrasinin elinden alınıp yerli ve yabancı işbirlikçilerinin hegomanyasında çalışan sivil bürokrasiye teslimidir. Yapılan bir efendi değişimidir.

* Dikkatle okunası makaleler kabilinden, geçtiğimiz zorlu gündemin detaylarına dair çıkarsamalara yer verilen makale Artı İvme Dergisi (16.10.2010) ve Radikal Tartışı-Yorum (18.10.2010) sitelerinde yayınlanmıştır. Yazar Mustafa TOKDEDE ve ilgili neşriyatların anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Efendiler Değişirken - Mustafa TOKDEDE - Artı İvme / Radikal Tartışı-Yorum
Somut Durumun Softaca Tahlili - Alper ERDİK - Sendika.org
Çıtkırıldım! - L.Doğan TILIÇ - Birgün
Başka Cumhuriyetlerin İnsanlarıyız - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan.us
Halk Cumhuriyeti Böyle Mi Olur? - Ender İMREK - Evrensel
Cumhururet Bayramı!.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Teokratürk Cumhuriyet Haftası - Zihni - Sezi-Yorum
İktidarın Diyalektiği Ve Yaratıcı İnsan - Zahit ATAM - Birgün Pazar
CHP: Taban Mı, Fincancı Katırları Mı? - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet - Mustafasnmz.blogspot.com
Yeni Rejimin Sol’u Nasıl Oluşturuluyor? - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
Sosyal Medyadan Memleketi Kurtarmak - Efe YILMAZ - Jiyan.us
Medya Sokağı Ve Kaos Bekçiliği - Nuran AYDIN - Kronik Muhalif
Yeni Anayasa Beklerken Yine "Gizli Anayasa" Geldi - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Anayasa Sohbetleri 3 - Din Konusuna Devam - Sevan NİŞANYAN - Agos / Sevan Nişanyan Blog
Halkımızın ‘Gerçek’ Değerleri - Zeynep GAMBETTİ - Her Taraf
Bu Kimin Yasağı? - Dilek KURBAN - Radikal
Vicdani Retçi Süver 'Sibirya Hücresine' Atıldı - Zeynep KURAY - ANF / Kronik Muhalif
RSF: Dink Davası Ağır, Aksak, İradeden Yoksun - Bianet
Ogün Çocuk, Devlet Büyük! - Umur TALU - Habertürk
Ogün Samast'ın Çocukluğu - Bejan MATUR - Zaman
Yasa, "Taş Atanları Değil Kurşun Atanları Korudu!.." - Fikri SAĞLAR - Birgün
Kemal AYTAÇ: Katil ‘Çocuk’ Olunca Dava Divana Mı Kalacak? - Sol.org.tr
Hrant'ın Arkadaşları - Kaçakkova - Mutlak Töz
Kafası Karışanlara Hrant Davası Kılavuzu - Ümit KIVANÇ - Taraf
Faili Meçhuller: AKP İktidarının 50. Yıldönümünü Mü Bekliyor? - Özgür MUMCU - Radikal
"İki Basit Görünen Adım Eylemsizliği Uzatabilir" - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Hani “İğrenç Yalanlar”dı? - Can DÜNDAR - Milliyet
Amidalı Surp Giragos'un Çanı! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Ahtamar Ermeni Değil Türk Kilisesi! - Gökçe FIRAT - Türk Solu!
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Tekel İşçileri, İşçi Sınıfının Talepleri Ve Güvenli Gelecek Mücadelesi - Yunus ÖZTÜRK - Sol Defteri
Türkan Albayrak Açlık Grevine Başladı - Emek Dünyası
"İnsanlık Onuru"na Sahip Çık! - Müslüm KABADAYI - Sendika.org
Borusan Çoruh Aksu Vadisinden Defol! - Borusan'ı İfşa Edelim! - Internationala Forum


Onmutu Mechanicks aka Arne Weinberg / Diametric Official
Onmutu Mechanicks - Nocturne Album Review - Jacob ARNOLD - Gridface
Onmutu Mechanicks - When You Return Soundclip via Youtube
Burger / Ink Wolfgang Voigt Official
Burger / Ink Jörg Burger Official
Burger / Ink - Las Vegas 2010 Informative On Kompakt.FM
Burger / Ink - Las Vegas 2010 Album Critic - Philip SHERBURNE - Beatportal
Nicolas Jaar At Myspace
Nicolas Jaar At Resident Advisor
Nicolas Jaar - Marks & Angles EP Informative On Wordandsound.de
Pantha Du Prince Official
Pantha Du Prince At Myspace
Pantha Du Prince - Lay In A Shimmer EP Review - Richard BROPHY - Juno Plus
Tufan Demir Official
Tufan Demir At Soundcloud
Tufan Demir Informative On RBMA
Gold Panda At Myspace
Gold Panda At Soundcloud
BBC Sound Of 2010: Gold Panda - BBC News

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled - By Mats_60
Mat_60's Flickr Page

>>>>>Poemé
Hücremde Ayışığı - Refik DURBAŞ

Sesimi sesinin üstüne koyma
kara gecede, karanlıkta, acılı
yüreğimde yeşerdiyse de alevi ölümün
kan boğmadı daha korkuyu
kırılmadı kin ve öfkenin fidanı

Sesini sesimin üstüne koyma
ağzımda prangası tutuklu rüzgâr

Yanlış arama ölümden başka
kurşuna dizilen resimlerde
acıyla örülmüşse cesetler
ve ağlıyorsa hücremde ayışığı
üzgün değilim, hüzünlü asla

Yanlış arama ölümden başka
sırtımda falakası tutuklu rüzgâr

Yüreğimde mezarlar açma artık
kazıdım hücremin duvarına çünkü
zamanı kucaklayan öfkemi
acıdan üretilen sesimi
gençliği damıtılmış günlerimi

Yüreğimde mezarlar açma artık
elinde kırbaçları tutuklu rüzgâr


Çıplak taş, demir kapı, sessizlik
korkuyu mu bekliyor o nöbetçi
niçin hiç konuşmuyor yıldızlar
şafak söktüyse nerde kar filizleri
uyusam uyansam her yerde bahar

Çıplak taş, demir kapı, sessizlik
sesimde zincirleri tutuklu rüzgâr

Tek değilim artık, çoğaldım ölüme
deli rüzgâr, çıplak suyun rahminde
artık ne hücrem, ne yalnızlık
eskisinden düşmanım karanlığa
ama hâlâ yanıyor yüreğimde işkence

Tek değilim artık, çoğaldım ölüme
yüzümde kelepçesi tutuklu rüzgâr

-Söyle kim hak kazandı ölüme

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: