Monday, November 15, 2010

Deuss Ex Machina # 324 - If Not Us... Who? If Not Now... When?

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_324_--_If Not Us... Who? If Not Now... When?

08 Kasım 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Kerim YÜZER a.k.a. Kabus Kerim
>1<-Ersen Ve Dadaşlar-Dostlar Merhaba (Şahinler)
>2<-Henry Mancini-Police Woman (RCA / Victor)
>3<-Kabus Kerim vs. Selda Bağcan-Utan Utan Utan (Bağımsız Yayın / MP3)
>4<-Ananda Shankar-Sa-Re-Ga Machan (Edit) (Shiva Sounds)
>5<-Littles-Fatemah Sultan (Raks)
>6<-Koroush Yaghmei-Rayhan (Caltex Records)
>7<-Ersen Ve Dadaşlar-Güzele Bak (Şahinler)
>8<-Kabus Kerim-Hele Hele Kabus (Bağımsız Yayın / MP3)
>9<-Harout Pamboukjian-Khayripar (Parseghian Records)

Download #324 İndir

If Not Us... Who? If Not Now... When?
(Meram #324)
Mahirlikmiş gibi bir krizin üzerine toz konmadan bir diğerini bina etmeye kalkışıyoruz. Derecelendirmeler ve tahrifat oranları ne kadar etkin olursa olsun durmaksızın girdap halini almaya başlayan çelişki yüklemli, bol hüzünlü, kimseler anlamaz, kimsecikler dinlemez, kimselerin tavuklarına kışt denilmesine gereksinim duyulmadan yeni etiketli kerizlenmeler başımıza musallat ediliyor. Yoksunluk dizboyu seviyeleri üzerine seyrüsefer eylerken kulaklarımıza fısıldanan avuntular arasında yeni patlamalar, zamanda kırılmalar tebelleş oluyor. Hayata bağlantılanan her kriz olgusu durmaksızın tekrarlardan illallah dediğimiz kuytu sahalarda yine yeniden yakınsamaları beraberinde getiriyor. Bütünleştirip kördüğüm haline eviriyor. Nereye kadar mı yaşayacağımız süreci fişimiz çekilinceye kadar! Büyük biraderin seyirliği dahilinde tarafımıza lütfettiği, buyruğunun altında yaşadığımızı bir anlık bile olsa layıkıyla yanılsamamıza, unutmalarımıza müsammaha gösterecek olan avuntularımızın arasında bariz bir şekilde yükseltilmeye devam ettirilen 'sorunlar' gözlerimizin önüne seriliyor. Engellenen her dar bakışımın ötesine geçilebilen dirençli odaklarımız, kaybolmaya yüz tuttuğuna inandırıldığımız mücadele etmeninin varlığını keşfedebilmemizi mümkünatlar dahilinde çoğaltıyor. Yükseltilenlerin her nüshasında, ezberlerin direktifler doğrultusunda birbirinden beter tümcelerle kolajlanmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Yok artık bu seferinde de bir oyun söz konusu değildir dediğinizde bile, farkında olmadan alttan alta görünmeye can atan yalanların, akpak saklama boyasının altından ince ince göründüğünü sezebilmemiz bile bir karaşınlık noktasını, değersizleştirilen mücadeleler konusunu krize dönüştürme konusunda cevval olan atılımcıların, şahinlerin, koltuk sevdalılarının, paha biçilemez hayat sürdürücülerinin sığlık menzillerini daha rahat anlamlandırmayı, çözümlemeyi beraberinde getiriyor. Onların habire bileylenip durdukları krizlerden nemalanmaların dayanılmaz hafifliği ilkesinin üzerine adımlanılabilecek her teşebbüs bir yerlerde çakılı kalmamıza neden olan korkularımızı da yıkabilmemizi sağlayacaktır. Sağlayabilecektir ki artık her defasında benim de x arkadaşlarım var klişesinden daha güzel cümleler kurabilelim. İlla ki birilerinin güdümünde olmadan, bir dış kapının mandalı olunmadan da sıkıntılarımızın nasıl da sizli bizli ayrıştırması olmadan her birimizi etkilediğini nihayetinde bir öteki haline dönüştürüldüğümüzün, elele kazanın içerisinde ateşimizin harlandığının altını daha kararlılıkla çizebilelim. Çizebilelim ki, derdini, meramını anlatabilmek için cezaevinde görüş gününe kadar öğrenebildiği üç beş kelime Türkçe ile hasbıhal eylemeye devam edenlerin sıkıntılarını vicdanlarımızda duyumsayabilelim. Duyumsayabilelim ki, günleri geldiğinde elimizi kolumuzu bağlamalarının yanı sıra zihinlerimizi de köreltebilmek için kör yeminler eylemişlerin mübalağa dolu söylemlerinin çalakalem olduğunu hissettirebilelim. Attıkları her adımlamanın ışıktan biraz daha, az biraz daha derken karanlığa doğru hallice bir seyirlik olduğunun idrakına vardığımızı duyumsatabilelim. Her bir kör noktada bitiveren katilleri onore etme hastalığının, 'baştacı' edilecek kelamlarına başvurulacak kimseler kalmamış gibi ısıtılıp, pişirilip, janjanlı paketlerde devletlümüzün ekranlarından vaazlarını çekmelerinin, müsammaha göstermelerinin önüne geçebilelim. Fikrimizde canlanıp duranın bir ütopya düzenini değil tam aksine sonuca ulaştırılmayan krizler diyarı canım memleketimde olurun adının konulabilirliği üzerine kelamlar olduğunun anlamını pekiştirebilelim. Yoksulluğun, e(k)mek mücadelesinin politika sahnesinin dolgu malzemelerinden olmadığını tam aksine politik olanın şekillendiricisi, yönlendiricisi, gerektiğinde de kurulmuş düzen diye dayatılanların nasıl koskocaman yalanlardan ibaret olduğunu, aynı çarkın boyalarını değiştirince hiç birimize faydası dokunmayan yılanı besleyip büyütmeye devam ettiğimizi ve bu kısır döngüyü istemediğimiz konusunu netleştirebilelim. Netlik kazandırabilelim ki, "benim dediğim olur"un, "emir demiri keser"in, "hizaya geç hazrolda bekle"nin, "dün dündür bugün bugündür"ün, "asmayalım da besleyelim mi" kerkenezliklerinin karşısında insanlığın yok oldurulamayacağının farkına varabilelim. Usumuzda birikmeye yüz tutan şeylerin nasıl da doğrudan yüzleşmeleri gerektirdiği bu kadar açıkken hala üç maymunu oynayacak kuklalarla sürdürülemeyeceğini anlaşılır kılalım. Kılalım ki, kendimizde gayrısını değil hepimizi dosdoğru burası böyle yok öyle kolaycılığına kolay yem olmadığımız daha bir anlaşılır kılınsın. Ne ki kaybedecek süreçlerimiz, yitirecek canlarımız, heba edecek emeğimiz, yedirilmediğimiz lokmalarımız daha da fazlalaştırılmasın birilerine peşkeş çektirilmesin. Kriz sahnelemekte konuk oyuncu statüsünden daha fazlasına ulaşıp, başrole göz kıpranların yalanlarına daha fazla "idoolocik" yaklaşımlar sergilemelerine tamah, eyvallah etmeyelim. Akan nehri seyretmek güzeldir ama insan arada bir suya elini sokup onu daha yakında hissetmeli.

>>>>>Bildirgeç
İtki Ve Tepkime - Jean BAUDRILLARD*

İdeal bir sentez ve protez evreni içinde devrelerin homojenleştirilmesi, olumlu, uzlaşımsal, eşzamanlı ve edimsel bir evren; tüm bunlar kabul edilemez bir dünya oluşturmaktadır. Her tür nakil organ ve yapay ikame biçimine yalnızca beden isyan etmez, yalnızca hayvani zihinler başkaldırmaz, zihnin kendisi de kendine dayatılan organlararası işbirliğine sayısız (synergie) alerji türleriyle başkaldırır. Ani tepki, ret, ve alerji özel bir enerji biçimidir. Olumsuzluğun ve eleştirel başkaldırının yerini almış olan bu bilinçdışı enerjiden zamanımızın en benzersiz olayları doğruruyor: Virüs patolojileri, terörizm, uyuşturucu, suç hatta olumlu diye kabul edilen bazı etkinlikler; herhangi bir şey yaratma itkisinden ziyade bir şeyden kurtulma atılımıyla ilişkili olan performans kültü ve toplu üretim histerisi gibi... Bugün gerçek anlamda itkiye değil, daha ziyade dışarı atma ve tepkimeye doğru ilerliyoruz. Doğal felaketler de bir alerjiye, insanın işlemsel nüfuzunun doğa tarafından reddi biçimine benziyor. Nerede olumsuzluk can çekişiyorsa orada doğal felaketler altedilemez bir şiddet göstergesi, değerli ve doğaüstü bir yadsıma göstergesi oluşturur. Zehirlilikleri de zaten genellikle bulaşma yoluyla toplumsal düzensizliği de beraberinde getirir.

Olumlu, seçmeli, ve çekici büyük itki ya da dürtüler yok oldu. Artık yalnızca belli belirsiz aruzluyoruz, beğenilerimiz giderek daha az belirli. Beğeni ve istek öbekleri de iradeninki gibi dağılmaya uğratıldı; ama hangi gizemli etkiyle, meçhul. Buna karşın, kötü niyet, tepkime ve tiksinmeninkiler güçlendi. Yeni bir enerji, ters bir enerji, isteğimizin yerine geçen bir güç, dünyamızın, bedenimizin, ve cinselliğimizin yerine geçen şeye dair yaşamsal ve ani tepki buradan geliyor sanki. Günümüzde yalnızca tiksinti belirli, beğeniler değil. Yalnızca reddedişler şiddetli, tasarılar değil. Eylemlerimizde, girşimlerimizde, hastalıklarımızda giderek daha az "nesnel" güdümler var; bunlar çoğunlukla kendimize duyduğumuz gizli bir tiksintiden, bizi enerjimizden herhangi bir biçimde kurtulmaya iten gizli bir sahipsiz kalma halinden, yani istençli bir eylem biçiminden ziyade bir cinleri kovma biçiminden kaynaklanıyorlar. Burada Kötülük ilkesinin, bilindiği gibi hareket merkezi tam da cin kovmak olan büyüye yakın yeni bir biçimi mi söz konusu yoksa?

Simmel, "Olumsuzlama dünyanın en basit şeyidir. Bu yüzden kişileri bir hedefte anlaşamayan büyük kitleler burada buluşurlar." diyordu. Kitleleleri olumsuz görüş ya da eleştirel niyetleri doğrultusunda kışkırtmak gereksizdir; çünkü kitlelerin böyle görüş ya da niyetleri yoktur: ayrışmamış bir güçleri vardır yalnızca, bir reddetme güçleri. Yalnızca dışladıklarıyla, yadısıdıklarıyla güçlüdürler, ve öncelikle kendilerini aşan her tür tasarıyı, kendilerinden üstün olan her tür sınıf ya da zekâyı dışlayarak güçlü olurlar. Burada, en yırtıcı deneyimden , hayvanların ve köylülerin deneyiminden çıkma kurnaz bir felsefeden bir şeyler vardır: "Bunu bir daha bize yapamayacaklar, bize ne özveri ne de güzel yarınlar yutturulacak bir daha". Politik düzenden aşırı tiksinme, filanca politik görüşle rahatlıkla bir arada bulunabilir. İktidarın iddialı bir şekilde ortaya çıkmasından ve aşkınlığından, politikanın kaçınılmazlığından ve iğrençliğinden tiksinme. Geçmişte politik tutkular vardı, günümüzde her tür politikadan tamamen tiksinmeye özgü bir şiddet vardır.

İktidar da büyük ölçüde tiksinti üzerine kuruludur. Tüm reklamlar ve politik söylem, akla ve mantığa açıkça hakarettir, ama bu hakaretten kazançlı çıkan biziz; iğrenç bir sessiz etkileşim girişimdir bu hakaret: Örtbas etme teknikleri sona erdi, günümüzde açık şantajlarla yönetiliyoruz. Bunun prototipi, "beni paranız ilgilendirmiyor," diyen vampir suratlı ünlü bankacıdır. On yıl oldu bile: Müstehcenlik, yönetim stratejisi olarak geleneklere girdi. Şöyle dendi: İşte, saldırgan boşboğazlığıyla oldukça kötü bir reklam. Ama tersine, tam da tiksintiye, dünyevi isteklere ve tecavüze yöneldiği için toplumsal ilişkilerin tüm geleceğini üstlenmiş, kâhince bir reklamdı bu. Pornografik reklamlar ya da yiyecek reklamları da böyledir: Bir tecavüz ve huzursuzluk stratejisi uyarınca utanmazlığa ve şehvetperestliğe yönelirler. Günümüzde bir kadına, "amınız ilgimi çekiyor" diyerek onu baştan çıkartabilirsiniz. Bu iffetsiz biçim sanatta da galip geliyor: Sanatta karşılaşılan kabalıklar yığını şu tip bir açıklamayla aynı değerdedir: "Geri zekâlılığınız, zevksizliğiniz ilgimi çekiyor." Ve bu toplu şantaja, bu kurnazca kötü niyet şırıngalanmasına teslim oluyoruz.

Artık hiçbir şeyin bizi hakikaten tiksindirmediği de doğru. Tüm diğer kültürlerin bozulmasıyla ve iç içe girmesiyle örtüşen eklektik kültürümüzde kabul edilemeyecek hiçbir şey yok, tiksinti bunun için büyüyor; bu izdihamı, en berbat şey karşısındaki bu umursamazlığı, karşıtların bu yapışkanlığını kusma arzusu bu yüzden var. Her şeyi toptan reddetmenin alerjik çekiciliği, yavaşça zehirlenme, yavaşça aşırı beslenme, hoşgörü, güçbirliği ve uzlaşma şantajı.

Bağışıklık, antikor, nakil organ ve reddin bu kadar söz konusu olması bir rastlantı değildir. Kıtlık evresinde yutma ve sindirmeyle uğraşılır. Bolluk evresinde sorun, atmak ve kovmaktır. Genelleşmiş iletişim ve enformasyon fazlası insanın tüm savunmalarını tehdit ediyor. Simgesel alanı, zihnin muhakeme alanının koruyan hiçbir şey yok artık. Neyin güzel neyin çirkin olduğuna, neyin orjinal neyinse orjinal olmadığına ben karar veremediğim gibi biyolojik organizma da kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veremiyor artık. Bu durumda her şey kötü nesne olur ve yegâne savunma, ani tepki veya reddetmedir.

Gülmek de sıklıkla, bir iç içe girme ya da korkunç izdiham durumunun bizde uyandırdığı tiksintiye yönelik yaşamsal ve ani tepkidir. Farksızlığı kusuyoruz, ama aynı zamanda farksızlık bizi büyülüyor. Her şeyi birbirine katmayı seviyoruz, ama aynı zamanda farksızlık bizi büyülüyor. Her şeyi birbirine katmayı seviyoruz, ama aynı zamanda da bizi iğrendiriyor bu. Organizmanın, yaşamı pahasına da olsa simgesel bütünlüğünü koruduğu yaşamsal tepki (kalp naklinin reddi). Bedenler, organların ve hücrelerin rasgele değiş tokuşuna neden direnmesin? Peki bu organ ve hücreler kanserde kendilerine yüklenen işlevi neden reddediyorlar?

* Bir paragraflık meram kısmımızın tamlayıcı bir öğesi olarak Jean Baudrillard'ın Kötülüğün Şeffaflığı - Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme (Çeviri: Işık ERGÜDEN / Ayrıntı Yayınları) eserinden İtki Ve Tepkime başlıklı bölüm alıntılanmıştır (Sayfalar 70-73)

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
‘Savaşma Ve Sadece Konuşma’! - Vedat İLBEYOĞLU - Evrensel
Kürt Sorununda Barış İçin Ümitsizlik - Süreyyya EVREN - Birgün
Ömer LAÇİNER: Kürt Sorunu'nda Çözüm, Türkiye'yi Ortadoğu'da Güçlendirir - Bahar TOPÇU - Kronik Muhalif
Beşikçi Davası Savcı İçin ‘Q’ Harfi Suç Unsuru - Yeşil Gazete
Kürt Gençleri Müzakerede - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Radikal 2
Küresel BAK: KCK Tutukluları Bırakılsın, Diyalog Sürdürülsün - Bianet
Çocukluk Bir Din Olsa Bu Ülke Cehennemi Olurdu… - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan / Ertesi
Bunca Ölüm Rastlantı Olamaz - Markar ESAYAN - Taraf
Çocuğun Anadilini Öğrenmeme Hakkı Yok; Öğrenmek Bir Zorunluluk - Cumhur BAL - BiaMag
Çelik'ten Mahkemeye 'Bilinmeyen Dil' Tepkisi - Sol.org.tr
Cumhuriyet'in Riya Albümünden - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Devlet Bölüyor: Ya Türkçe, Ya Kürtçe - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Toplum Yapma Yönetimi Olarak Şiddet - Ferhat KENTEL - Taraf
İnan Süver’den Mesaj Var - Jiyan
Arınç'tan 'Anarşi Edebiyatı' - Sendika.org
Yıldıray Oğur: Yazı: İyi, Çiğlik: Pekiyi - Onur CAYMAZ - Birgün
Türkiye’nin Yeni ‘Fetret’ Dönemi Bitti-1 - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
Bıktık Yani! Kapatalım Bu Bahsi! - Emre DAŞAR - Kronik Muhalif
Oğuz IŞIK: "Yoksulluk Artık Geçici Değil Kalıcı" - Burcu BULUT - Akşam
Ezilen Sınıfı “Öteki”ne Karşı Kışkırt: Kütahya’da Öteki Olmak - Hasan D. - Sendika.org
Toplumsal Bellek Platformu Öldürülen Erdost İçin Mamak'ta - Bianet
Polis, Metal Sanayicilerine Biber Gazı Sıktı! - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Arçelik İşçileri Talepleri İçin Mücadeleye Hazır - Evrensel
Meryem Koray: Sözümüz Yerde Kalmasın - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Gazeteci Ayıpları Üzerine Bir Yazı... - Hasan CEMAL - Milliyet
Medya Ve Demokrasi! - L. Doğan TILIÇ - Birgün
Türkiye'nin Vicdan Eksikliği - E. Fuat KEYMEN - Radikal 2
Ertuğrul KÜRKÇÜ: 'Kılıçdaroğlu Değil, "Dansöz" Dokunulmazdır' - Burak COP - Ntvmsnbc
Alain TOURAINE: “Batı’da Toplum Öldü, Tam Bir Boşluk İçindeyiz” - Kürşad OĞUZ - Habertürk


Kabus Kerim Twitter Sayfası
Kabus Kerim Myspace Sayfası
Kabus Kerim Soundcloud Sayfası
Kabus Kerim Tumblr
Kabus Kerim Röportajı - Hiphoplife.com.tr
Kabus Kerim / Anneme Funk via Mixcloud
Ersen Dinleten Resmi Sayfası
Ersen Ve Dadaşlar Vikipedi Sayfası
Ersen Ve Dadaşlar Diskografisi / Diskotek
Ersen Ve Dadaşlar via Psychemusic.org
Henry Mancini Official
Henry Mancini via Space Age Pop Music
Mancini's Peter Gunn Score Launched Dozens Of Careers, Page One - Mornings On Maple Street
Selda Bağcan Resmi Sayfası
Ananda Shankar Official
Ananda Shankar Informative via Real World Records
Ananda Shankar via Exp Etc.
Littles / Raks! Raks! Raks! Persia's 60's via Psychemusic.org
Kourosh Yaghmaei Official
Kourosh Yaghmaei Fan Page via Facebook
Kourosh Yaghmaei On FarsiJam
Harout Pamboukjian Official
Harout Pamboukjian At Myspace
Harout Pamboukjian At Yerkaran.org

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Racism Sexism And Homophobia Are Not Permitted In This Area - By jerm IX
jerm IX's Flickr Page

>>>>>Poemé
Yirminci Yüzyılda - Samih EL KASIM

Öğrendiydim nefret etmemeyi
yüzyıllar boyunca,
beni zorla yoldan çıkardılar:
Fırlattım oku suratına koca yılanın,
çarptım ateşten kılıcı canavar tanrının suratına.
İlyas Peygamber yaptılar zorla beni
yirminci yüzyılda.

Öğrendiydim ağıza almamayı
sapık düşünceleri
yüzyıllar boyunca.
Bugün yapıştırıyorum kamçıları tanrılara,
o tanrılar ki gönlümdeydiler, kutsaldılar,
sattılar benim halkımı iki pula
o tanrılar
yirminci yüzyılda.


Öğrendiydim kapalı tutmamayı
konuklara kapımı
yüzyıllar boyunca.
Ama bir gün açtım
gözlerimi ve gördüm ki
neyim var neyim yok yağma Hasan'ın böreği.
Ve gördüm ki asmışlar karımı,
ve yavrumun sırtında
na şöyle şöyle
yara izleri.
Konuk değilmiş onlar, anladım, düşmanmışlar.
Mayınlar, bıçaklar topladım eşiğimden.
Sonra ant içtim bütün yaralarım adına:
Atmayacak eşiğimden adımını, dedim,
bir tek konuk
yirminci yüzyılda.
Bir şairden başka bir şey değildim
yüzyıllar boyunca
tanrıdan medet uman.

Oysa şimdi ben
bir volkanım,
yirminci yüzyılda.

Patlayan bir volkan!

Kaynakça: Şiir.gen.tr
Çevirenler : A.KADİR - Afşar TİMUÇİN

No comments: