Sunday, February 27, 2011

Deuss Ex Machina # 339 - Auttaa Ei Mutta Sattuu Ei

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_339_--_Auttaa Ei Mutta Sattuu Ei

21 Şubat 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Dustin O'Halloran-Quintette N.1 (130701 / FatCat Records)
>2<-Dustin O'Halloran-Fragile N.4 (130701 / FatCat Records)
>3<-Luigi Rubino-Last Dance (Prikosnovénie)
>4<-Luigi Rubino-Voice In The Eyes (Prikosnovénie)
>5<-Peter Broderick-Low Light (Cote Labo)
>6<-Peter Broderick-Eyes Closed And Travelling (Cote Labo)
>7<-El Iqaa-Rated Raqs-Things That Quicken The Heart (Self Released)
>8<-El Iqaa-Rahou-Resurface (Self Released)
>9<-Narcoleptica-Meantime (Sonic Reverie Records)
>10<-Narcoleptica-Ceilingeyes (Sonic Reverie Records)
>11<-Natalie Beridze / TBA-This Isn't Right, This Isn't Even Wrong (Monika Enterprise)
>12<-Natalie Beridze / TBA-What About Things Like Bullets (Monika Enterprise)
>13<-Radiohead-Bloom (Radiohead.com / XL Recordings)
>14<-Radiohead-Morning Mr Magpie (Radiohead.com / XL Recordings)
>15<-PVT-Light Up Bright Fires (Seekae Remix) (Warp Records)

Auttaa Ei Mutta Sattuu Ei
(339)
Sırtımız ağırlıklar altında çelimsiz bir oklavanın kırılganlığına varıyor. Her an yeni bir yükün altına ilişecekmişiz gibi durağan ve tedirgin edici hallerimizle birbirimizin yüzlerine bakmadan geçip gidiyoruz ta bir uçtan diğer uca. Birbirinin aynısı devinimlerle, hemen hemen aynı adımlamalarla. Azca korkarak, bolca içimizde biriktirerek. Çoğunluğunda ses çıkartmak için fırsatımız olduğunu bildiğimizde bile acaba bunu becerebilir miyim yargısına teslimiyet göstererek. Adımlamayarak, sesi yükseltmeyerek, rutin içerisinde dört bir yana dağılıyoruz. Modası geçmiş şeylere eyvallah çekmek! gibi reklamlarda bahse konu edilenleri bir anda aşabilecek sihirli değneğimiz maalesef yok. Korkularımız galebe çalarken, sürekli irileşirken; irin halini alan tamahkarsızlık, beklentisizlik ve boyunduruk altına almaların devamlılığındaki yüklenişlerimizin hepitopu yüzümüzde biriken bir kaç çizgi olduğuna kanaat getirmemiz bekleniyor. Yaşlılığımız mıdır bu kadar külfetin tam karşılığında oturtulan olarak sormak gereklidir diye düşünüyoruz. Sadece hayatın sunup bizleri aşındırdığı yüzeylerinde taşımak mecburiyetinde kaldıklarımız bile belirli bir ölçekte derinlikler barındırırken üstelik. Veya çok daha açık biçimde söylemleştirmeye çalışırsak kırışıklıklarımızın müsebbipleri olan sadece aldığımız yaşların toplamı değildir, yaşamakla yükümlü kılındığımız zorunluluklardır o izleri belirgin kılan. İçimize işleten. Toplama ekleterek simamıza dahil ettiren. Çehremizi dönüştürerek çıkamayıp içerisinde deblendiğimiz sorunlarla başbaşa kalakalmamızın vesilesi. Üstelik olduğumuz noktada rehavete kapıldıkça, ha bugün ha yarın hallederiz nasıl olsa diye bahis açtıkça sorunlarımız kendiliğinden bir odak olma halinden çıkarak ömrü hayatımız boyunca sırtlanacağımız yüklerimiz haline dönüşüyor. Ağırlığının altında ne nefeslenebildiğimiz ne de önümüzü görebildiğimiz. Önümüzü görsek bile daima yapılandırılmakta ve biçimlendirilmekte olan yeni setlerin ardılına ulaşmak için dört bir yanda didindiğimiz, çoğunluğunda berhava edildiğimiz, yıpratıcı yüklerimiz. Kimilerimizin yükü 1915'den bu yana gelmekte kimilerimizin 1934 veya 38'den. Kimilerimizin yükleri 1945'den kimilerimizin 1960'lardan. Kimilerimizin sırtlandıklarıysa 1980'lerden 1990'lara hatta yeni milenyuma kadar uzanan bir tarih aralığında yüklenilmişlerden mürekkeptir, tarihlenişimiz. Kaybettiklerimizin, yengilerimizin, üzüntülerimizin, uğradığımız haksızlıkların, adaletsizliklerin şifa yerine toptan zulümlerin çokluğunda kimler olduğumuz, kimlere dönüştüğümüz sorusunu da bilahare sırtlandığımızı düşündüğümüzde ne menem bir yüklenişin altında kaldığımız afaki bir biçimde ortaya çıkacaktır. Ya hâd bildirilecektir eşit aralıklarda. Ya hudut diretilecektir kuytu karanlıklarda. Ya zulüm yapışıp kalacaktır üzerlerimize. Ya adalet denen daima çok ama çok uzakta kalan bir ütopyamız olacaktır. Bir yükün altına girdiğimizde önceden bilmez olduklarımızı işiterek önümüze yeni rotaları, fişlemeleri, topyekün layığımızı tertipleyişini seyreyledikçe bu ağırlığın ulaştığı merhale hafızanın dağarcığının kapasitesini bile enikonu zorlamaktadır. Nihai unutuşlara gebe kalmaktansa, ya onu ya bunu (tıpkı bir taraftarlık münazarası gibi) seçmektense, eleştirebilirliği elbirliğiyle yükseltmeliyiz. O yüklerin altında kalakalanlarımızın, karşıtlarında keyfe keder duranların da aynı katarda yola koyulacak olduklarını işittirebilmeliyiz. Kademesi ivedi arttırılan, dozu sürekliliğinden dolayı azar azar değil bir gece ansızın yükselen yalnızlaştırma, kalabalıklarda ıssız bırakma, özünde yapmış olduğumuz hatalarımızı belirginleştirir. Unutulmasın diye çalakalem üstünü geçtiğimiz pek çok şey canlanıverir. Ahir zamanın çişelti dolu, gam yüklü güncesinde. Güncellik kadre gebedir. Bakiyesi sürekli dolgunlaşan. Kederin yoğunluğu azalacaksa ancak paylaşarak azalacaktır her şey bu kıssa üzerinden biçimlendirilebilirse yol almak da nispeten kolaylaşacaktır. Dilini salt kendine saklamasını, öğrenebilirliği olsa da resmiyet kazanamayacak, eğitim alınamayacak olarak sınırlandırılmasının açtığı derin ikilem muktedirin diline pelesenk ettiği özgürlüklerin sınırlarını da anlaşılır kılar. Dönüşüm ve gelişim bir noktada bireysel kazanımların çoğaltılabildiği, kendini tam olarak ifade edebildiği cümlelerle mümkün olsa da iş bu rahlede mümkünatsızlıklar, oldurmazlık ve mızıkçılıklar bir kere daha aşılmaz surları önümüze dikiverir. Memleketin acısı tükenmez doğusunda her yeni gün başka bir noktada çıkartılan, varlığını da yokluğunu da anlaşılabilir, hissedilir kılmak için o kaybedilenlerin nefeslerini içerimizde duyumsamamız gereken toplu mezarların varlığı yüklendiklerimizin aracısız. çırılçıplak bir başka teşviki mesaisini dimağımız içerisine yerleştirir. Can almaların elbirliğiyle gerçekleştirilebildiği, hayattan kaybedişlerin, izini silmelerin haftaların yıllara bağlandığı günlerde bir başlarına, anaların dillerinden yayıldığı gösterilerin yanı başlarında cereyan etmekte olan şirazesinden çıkmışlıktır yüklerimizin onulmazlığını bir şekilde cismanileştiren. Hesap sorulabilirliğin, sorumluların bir türlü tam maksadıyla bulunamadığı, toprağa karışmış insanları güneş ile buluşturmanın iş makinelerinin, vinçlerin kepçelerine terk edildiği, mizansen değil afaki aymazlıkların nerelerden kaynaklandığını bilmek yükümüzün ağırlığından bir nebze hafifleştirecektir. İçişleri bakanımızın yok öyle bir şey, sıfır sıfır diye efelendiği işkencenin varlığını sorgulayabilmenin bile devlet eline teslim edilmesinin tartışıldığı bugünlerde hiç değilse yakın geçmişimizin belleğinde yaratılmış olan ciddi kırılmaların hesap verilebilirliği sorgulanmalıdır, yılmaksızın!. Düşman işgallerinden kurtuluşları pekiştirmek adına memleketinde bir avuçtan az kalmış bir etnik kimliğe dahi hakaretamiz davranmaktan kendilerini alıkoyamayanların sergiledikleri ırkçılık dolu mizansenleri sorgulamaktır da aynı zamanda o yüklendiklerimizin değerini daha anlaşılır kılacak. Vicdan mertebesinde yazmak, taraf olmak konusunda cevval bir kaç isimden birisi olan yazara atfedersek bebeklerden katil yaratmak için maarifi devreye sokanlar nefreti canlı tutabilmek için yine çocukları başvurdukları bir ülke değildir layığımız. Filizlendirildikçe, eğitim boyunca zihinlerine işlenen yegane şey olan dört tarafımız düşmanlarla çevrili olduğu inatçılığı sürdürüldükçe yolumuz çok uzundur. Birbirlerinin yüzlerindeki çizgilerin manasını çoktandır keşfeden, tek kelime etmeden birbirilerinin dertlerini ve kederlerini hatmedebilen insanların varlıklarında. Öte yakalarda, diyarlarda seslendirilen nefrete ne kadar karşıysak buralarda fırsatı bulundu mu kaçırılmayan teşebbüslere de aynı oranda tepki gösterebilmeli kırgınlıkların, sert seslerin yaraları kanırtmaktan başkacasına müsade etmeyeceğinin altını çizmeliyiz. Bir güzel torbalanıp, kafeslenen, bir sabah ansızın mavilerin hücumuna ve gazabına uğrayan diline ve kalemine güvenip de iki satır yazdı mı yıllar yılı sürecek bir boyunduruğun, demir parmaklıkların ardılına yollanan insanların bolluğunda yıllar yılı yasaklanmış, sansürlenmiş olanların kupon karşılığında teslim edilmesinin hiç bir önemi yoktur. Gerçeklikte bu kadar hunharca engelleme, yıldırma, hayatta soğutma girişimi sözkonusu iken. Derdest etmek, pusmak, bir kenarda tıkılı kalmak ve sorgusuz sualsiz yaşarsan başına hiç bir şey gelmezcilik, eyyamcılığının bir korkutuculuğu olmayacaktır. Görmek isteyene. Esasen hedef tahtasının önüne dikilecek olanlarımız ayrılarak elendikten sonra da geriye kimsenin kalmayacağını bir saniyeliğine bile unutmadan, unutturmadan. Öcüler üreterek, çıkar gelir bizleri sonra ham yapar sulu zevzekliğine, kayıtsızlığına denk düşmeden muhalifliğin cephesinde yüklerimizi paylaşmalıyız. Direnebilmeliyiz hayatlarımızın iki dudak aralığından çıkanlarla, emir demiri keser argümanlarla beraber toptan zapturapt altına alınamayacağı bir dünyanın hala mümkün olduğunu idrak ettirerek. Tersi bir durumda korkularımızı kapsamakta olan doğal fay kırığından beter olacağını, tahakküm eylenecek bir şeyin de geriye kalmayacağını ifşaa ederek.

>>>>>Bildirgeç
“Bugün Gerçekleri Göremedikleri İçin Size Alkış Tutan Nasırlı Elleri Yarın Yakanızda Hissedeceksiniz.” – Sarphan UZUNOĞLU*

“Bugün gerçekleri göremedikleri için size alkış tutan nasırlı elleri yarın yakanızda hissedeceksiniz.”

Bu cümle Mahir Çayan’ın…

Cümle Çayan’ın Kızıldere Katliamı’nda devletçe katledilmesinden önceki dönemde Türk Solu dergisinde 22 Temmuz 1969 tarihindeki 88. sayısında Aren Oportünizminin Niteliği başlıklı yazısında geçiyor.

Aslına bakarsanız Türkiye’deki parlamenter sistemin dönüşümü için %51′i amaç olarak gören ve devrimci geleneği Marksizm’i tahrif ederek bir yere varmak isteyenler için Mahir Çayan’ın ilgili eleştirisinden bu gibi bölümleri alıntılamakta fayda var. Umuyorum ki bu yazıdaki alıntılamalardan bugün 2000′li yıllarda dahi solda yaşadığımız Oportünist-Devrimci tartışmasına bir bakış açısı getirecektir.

Çayan’ın Oportünizm’e getirdiği tanımla başlayalım: “Kısaca özetlenirse, ülkedeki hakim ve tali çelişkilere göre oportünizm biçimlenir, kılık kıyafetini ayarlar. ”

Bugün Türkiye’de kimlik politikaları ve liberal terminoloji ile her geçen gün kendini kanıtlamak adına omurgasızlaşan “yeni sol” ya da tabirimle salon solculuğunun yarattığı bunalımı yaşıyoruz. Bu sol sol ile mücadele etmekte ve sol içerisinde birlik ve kolektif hareket bilincinin gerçekleşmesinin önüne geçmektedir.

Dahası, arkasına aldığı, öğrenci hareketlerine sadece “hobi” olarak ilgi duyan, “gençliğimiz de biz de yaptık”çı akademisyen tayfayı da ardına takıp bugün hepimize sosyalizm ve komünizm dersleri vermekte.

Birikim’in kapağındaki sloganı hatırlayın, hepimize yeni komünizmin demokrasi olduğunu söylüyorlardı.

“Sanayi devrimini tamamlamış, politik bilinci gelişmiş çok güçlü proletarya sınıfına sahip bir ülkede oportünizm, karşı güçleri büyütmek, kendi olanak ve gereçlerini olduğundan daha aşağıda değerlendirerek, vurulması gereken yerde vurmamak, beklemektir. Burjuva parlamentarizminin devamlı bir denge unsuru olmaktır. “

Bugün bize demokrasiden sürekli olarak sonuç beklememizi önerenler kimler? Ununu eleyip eleğini asanların sözleriyle nereye gidebiliriz?

Demokrasi yeni sosyalizm ya da komünizm değildir. Demokrasi devrimci mücadelenin önündeki liberal dilin ta kendisidir. Hele ki bahsedilen demokrasi %10′luk barajla Kürtleri dışarıda bırakan, Eşcinselleri içine almayan, kadınları %20 temsile mahkum eden bir demokrasi ise.

Şimdi hepimiz için düşünme zamanı. Sahiden liberallerle aynı safta demokrasi mi bekleyeceğiz yoksa devrim için gereken şartları mı oluşturacağız?

Kimse bize barışçıl devrimin gerekliliğine ilişkin sözlerden bahsetmesin. Arkadaşlarımız hapisteyken, polisin yumruğu askerin postalı kadınların ve çocukların suratında patlarken “Yeni sol” denilen dalgaya takılmak ve ondan çözüm beklemek gülünç. Elbette parlamenter sistemin olanaklarını kullanacağız; ama parlamenter sistemi tatmin mekanizması olarak kullanıp “Mecliste bir bağımsız sosyalist var” diye 5 yılda yaptığı üç konuşmayı alkışlamak hangimizin devrim anlayışına uyuyor? Tartışılması gereken, barajı nasıl geçeceğimiz değil, iktidara nasıl diş geçireceğimizdir.

Bitirirken sazı gene Çayan’a devredelim:

Kabaca -ana hatları ile- gelişmiş kapitalist, sosyalist ve geri kalmış ülkelerdeki devrim süreci içindeki oportünizmin belirgin niteliklerini belirttikten sonra, gelelim oportünizmin genel, değişmez kârakterine; hangi devrim sürecinde olursa olsun, hangi kılığa bürünürse bürünsün oportünizmin değişmez özelliği ideolojik mücadeleden kaçmaktır. Oportünizmin panzehiri ideolojik mücadeledir. Oportünizm proleter devrimcilerin karşısına hiçbir zaman açıkça çıkamaz.

* Meram kısmında derlemeye çabaladığımız cümlelerimizin devamlılığında okunabilecek, kadri mutlak ana akım medyanın sınırlarında işittirilmeyecekleri yazdıklarında karileriyle paylaşan bir basın emekçisi olan Sarphan UZUNOĞLU'nun Jiyan-Hayat-Gyank sitesinde yayınlanmış olan “Bugün Gerçekleri Göremedikleri İçin Size Alkış Tutan Nasırlı Elleri Yarın Yakanızda Hissedeceksiniz.” başlıklı yazısını, yazarın ve Jiyan sitesinin hoşgörülerine sığınarak sizlerle paylaşıyoruz....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
“Bugün Gerçekleri Göremedikleri İçin Size Alkış Tutan Nasırlı Elleri Yarın Yakanızda Hissedeceksiniz.” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Herkes İçin - Özge MUMCU - T24
Nefret Müsameresi - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Arap Baharı Türk Darbesi - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
CHP Şizofrenisi - Alınteri.net
Galiba BOP'u Yedik! - Ayhan BİLGEN - Günlük
Muhalefetsizlik - Shelbyl - Komünal İşkembe
Emre Aköz ve “Gençlik” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Şer İle Hayır - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
İktidarı Protesto Hakkı Var Mı Yok Mu - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Son Bir Ders Vereceğim, Sonra Öleceğim! - Umur TALU - Habertürk
Türkiye İleriye Mi Gidiyor, Geriye Mi? - Mehmet TEZKAN - Milliyet
Sonuçlar, Olasılıklar ve Gereken Hamle - M. Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Görüntü Savaşları - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Devrimci Karargah İddianamesini Anlama Kılavuzu - Rıdvan TURAN - Jiyan
ÖDP: Kıbrıs Halkıyla Dayanışma Zamanı - ETHA
"Ulus Devletler Anadilleri Yok Etti" - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Erdoğan Döneminde 18 Kürt Çocuk Öldürüldü - Birgün
Hasan Ocak Cinayetinde Bir Tanık - Ruken ADALI - ANF
'Sonuna Kadar Soruşturacak Mısınız?' - Atılım
Mutki'de Bir Toplu Mezar Daha - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Jandarmanın Kaçak Kazı Yaptığı Yerde Kemik Çıktı - Evrensel
Yüzlerce Mezar, Binlerce Ceset (2) - Osman ÖZTÜRK - Birgün
Hükümetinizi Kaybetmediniz Ama Onlar Çocuklarını Kaybetti - Hakan ÖZTÜRK -Günlük
'Hakikatleri Araştırma Komisyonu Kurun' Yürüyüşü - ANF
Devlet Bize Bir Mezar Taşı Göstersin - Evrensel
Hani Şarkılar Özgür Olacaktı? - Ferhat TUNÇ - BiaMag
Zorunlu Hayat - Belgesel - Devlet Zoruyla Köyleri Bosaltilan Kürtlerin Hikayeleri - Eleştirel Medya Günlüğü
Kürt Meselesini 'Tanıyarak Dışlama' - Jülide KARAKOÇ - Birikim
"Özgürlük ve Eşitlik İçin Ayağa Kalkanlara Dayanışma Sağlanmalı" - Ekin KARACA - Bianet
Bakanlık Alevilerin Fişlendiğini Kabul Etti - Yeşil Gazete
EMEP: Kardeşçe Yaşam İçin Anadile Özgürlük - Evrensel
"Türkiye'de 15 Dil Tehlike Altında" - DurDe!
Bejan MATUR: İncecik Bluzla Emniyete Gittim, 1 Yıl Hapis Yattım - Ayça ÖRER - Radikal
Ufuk URAS: Ateşkesin Sürmesi İçin Somut Adım Atılmalı - ANF
İlla Ermeni Olacaksa Masis Kürkçügil Olsun - Burak COP - Jiyan
Ankara’ya Gayrimüslim Vekil Gider Mi? - Agos - DurDe!
Ayrılar Ayrı Yerde Aynılar Aynı Yerde - Ruşen ÇAKIR - Vatan
Direnmek - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Mahpushanelere Güneş Doğmuyor - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Devletin Cezaevi Politikası: Dün-Bugün-Yarın - Av. Sinan Varlık - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Voltaire'e Gel Voltaire'e - Özgür MUMCU - Radikal
Her Ebadda Voltaire Aranıyor… - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
‘Demokrasi Yuvarlaktır, Demokratlar Yavşak’ - Ümit ALAN - Birgün
Aczin Ötesi - Soli ÖZEL - Habertürk
'Avrupalılar Despotları Kucaklıyor, Türkiye'ye Şüpheyle Bakıyor' - BBC Türkçe
İffet - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
İktidar Tecavüzcüdür - Oya BAYDAR - T24
Kadınlar N.Ç. İçin Adalet İstedi - Atılım
Pippa Bacca Bir Kadın, N.Ç'de... Erkek Kim? - Delil KARAKOÇAN - Günlük
Kadınlar, Öncelikle Kendinizi Devletten Sakınınız - Aysun EYREK - Jiyan
Kadınlar Öldürülüyor - Yaşar SEYMAN - Birgün
Sesimizi Kim Duyacak - Sennur SEZER - Evrensel Pazar
Darbecileri Korumayın - Evrensel
İçimizdeki Düşman! - Canan ESELER - Başka Haber
Cepheleşmenin Neresinde Duruyorsun? - Sol.org.tr
“Yüksek Kültür” vs “Aşağı Kültür” - Ernest GELLNER - Seviyesiz Siyaset
İflas Eden Paradigmanın Yerine: "Yeni Paradigmayı Oluşturmak" - Mete Kaan KAYNAR - BiaMag
Ruhun İpine Serili - Kollektif - Açık Koyu
Kick It Over! - Flagg - Etilen.net
Yunanistan Yine Genel Grevde - Bianet
Bazı 'an'lar Vardır! - Tufan SERTLEK - Sendika.org
PTT Direnişi 50. Gününde - Alınteri.net
Uzel İşçileri Haklarını İstiyor - ETHA
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Slikozisden 49. Ölüm - Atılım
Açlık Sınırı 890 TL - ETHA
İnsanlığımdan Utandım - Zeynep KURAY - Birgün
Avrupa'da Aşırı Sağ Yeniden Yükselişe Mi Geçti? - BBC Türkçe
Dresden: No Pasaran! Zemin Nazilerin Ayaklarının Altından Kayıp Giderken - Levent KONCA - Birikim
Tufeyliler Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Hay Aksi! - Can DÜNDAR - Milliyet
Her Birinize ve Hepinize Tükürüyorum - Berrin KARAKAŞ - Radikal Hayat
Kemal Okuyan’ın Yazısı ve Devrim, Sol ve Sinizm - Foti BENLİSOY - Sol Defter
From Protest To Revolution - Dan HIND - Al Jazeera
Ortadoğu ve Arap Dünyası'nda Yeni Dönem - Fikret BAŞKAYA - Sendika.org


Dustin O'Halloran Official
Dustin O'Halloran At Myspace
Dustin O'Halloran - Lumiere Album Review - Jack - Altsounds.com
Luigi Rubino At Myspace
Luigi Rubino At Prikosnovénie
Luigi Rubino Theme / Glace Of Dust via Youtube
Peter Broderick Official
Peter Broderick At Myspace
Peter Broderick / Takumi Uesaka Album Informative On Cote Labo
El Iqaa Official
El Iqaa At Bandcamp
El Iqaa - Hema - The Ashraf Obsession
Narcoleptica At Myspace
Narcoleptica At Reverbnation
Narcoleptica / Sonic Reverie Records On ATPR
Natalie Beridze / TBA At Myspace
Natalie Beridze / TBA At Monika Enterprise
Natalie Beridze / TBA-What About Things Like Bullets Video - Stefan NICKUM - XLR8R
Radiohead Official
Radiohead - Lotus Flower Official Video via Youtube
Radiohead's 'King of Limbs': 9 Thoughts On 8 Tracks - Charles AARON - Spin
PVT Official
PVT At Warp Records
PVT - Light Up Bright Fires Live In Session - Luke SLATER - Drowned In Sound

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
"ICH" (I'm Dialog) By Rainer
Rainer Flickr Page

>>>>>Poemé
Çağrı - Bertolt BRECHT

Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı
yağmurun,
Bulutların rüzgarla sökün ettiği.
Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla
gelmez;
Onu bulup getiren insanlardır.
Duman tüten topraktan bahar boyunca,
Dökülüp yükselir birden gökyüzü.
Ama barış ağaç değil, ot değil ki
yeşersin:
Sen istersen olur barış, istersen
çiçeklenir.

Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.
Bilin kuvvetinizi.
Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez
insana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
" Hayır yaşayacağız!" demek.
İndirin yumruğunuzu suratlarına!
Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.

Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç
kişidir,
Yoktur karabasandan bir çıkarları
Dünyaya bakıp "ne küçük" derler,
Bir şeylerle yetinmezler acunda,
Para hesap eder gibi hesaplıyorlar
bizi,
Savaş da bu hesabın ucunda.
Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını:
Korkunç oyunları, davranın, bitsin.

Söz konusu olan çocuğundur, ana:
Koru onu, dikil karşılarına,
Biz milyonlarca kişi
Savaşı yener miyiz?
Bunu sen bileceksin.
Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz.
Bir de düşün "Yok!" dediğini:
Düşün ki savaş geçmişin malı
ve barış taşıyor gelecekten.

Çeviri: Attilâ TOKATLI
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: