Sunday, May 08, 2011

Deuss Ex Machina # 349 - estem contents amb aquesta situació

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_349_--_estem contents amb aquesta situació

02 Mayıs 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Lüüp-Spiraling (Field Rotation Remix) (Experimedia)
>2<-Lüüp-Cream Sky (Jasper TX Remix) (Experimedia)
>3<-Access To Arasaka-Sicral (Tympanik Audio)
>4<-Access To Arasaka-Cynosure (Tympanik Audio)
>5<-Sadece Bu Yeterli Değil-Uzaklaşmak (Music For Non-Musicians)
>6<-Sadece Bu Yeterli Değil-Oropa (Music For Non-Musicians)
>7<-Yvat-Agar (U-Cover)
>8<-Yvat-Triadic (U-Cover)
>9<-Person-VO.7ak (Spezialmaterial Records)
>10<-Person-Sorte Artuis (Spezialmaterial Records)
>11<-Hyetal-Dime Piece (Black Acre)
>12<-Hyetal-Phoenix (Black Acre)

estem contents amb aquesta situació
(349)

Tastamam anlamıyla suyun bulanıklaştırılmasıyla karşı karşıyayız. Son nefesine kadar yırtına yırtına, bağrına çağrına bir şeyleri ortaya dökme gayretkeşliği bir yanda, artık alenen sunturlu sözcüklerin bir düzensizlik eğrisiyle yüzümüze çarpıldığı bir zamane güncelliğindeyiz. Gündelik sıkıntıların değil elalemin uçkurunun peşinde koşuladurulan gizli kayıtların dökümanlarından meram okumalarının, olmayan hayalleri matah bir şeymiş gibi janjanlayarak satılmaya çalışıldığı kanallı projelerin, molozlarından oluşturulacak adaların güvenlikli değil gününü yaşayan bir şehri tasavvur ettiği bir görüntüdeyiz. Kadraj eğrildikçe, arsızca sağa sola çekiştirildikçe daha nelerin ön plana çekildiğine vakıf olabilmek ufak bir anaakım yayın takibatı neticesinde ortaya çıkacaktır. Varlıklarını meydan okumaktan ötesine geçirmeyenlerin, boşlukta sallanıp durarak okumaya gayret ettikleri şeyler bir vakit öldürücüden çok daha fazlası olmayacaktır. Öylesine durağanlaştırılmış, kendi haline terk edilmiş olan gündemin hemen kıyısında olup biten asıl endişe verici bu dağ gibi sorunsallar dizisi sözkonusuyken üstelik. Nefretin olağanlaştırılmasından tutun da, alenen kullanılmakta olan internetin boyunduruk altına alınmasına kadar birbirleriyle görece alakasız olan hemen epeyce şeyin aslında zincirleme bir eylem bütünlüğünü barındırdırdığını okuyabilmek de mümkündür. Tahakküm edilenin, sırra kadem bastırılıp! saman altında sallanan sopaların üzerlerinde yazılı olan hizaya geçirilecek, geç! komutunun ne kadar da içselleştirilebildiğini imleyebilmek olasıdır. Muktedirlerin at koşturdukları pardon birbirlerine salla patiden sözcüklerle avaz avaz kin kustukları meydanlarda esamesi okunmayanların yaşamak zorunda olduklarını sorgulayacak bir emarenin varlığının görünmüyor olması da ayrıca düşündürücüdür. Kolaya kaçarak hemen her şeyi varsın olsun diyerek geçiştirebilecek, durum seviyeyi çoktandır tüketmişken ellerimize kalanların bir hiç olduğunun altını bir kere daha çizmeliyiz. Yargıların önceden belirlendiği sözcüklerle dayatılmaya çalışıldığı, oldubittilerden keramet beklentisinin azami olduğu bir iklimden ne eksik ne fazla tam anlamıyla adillik beklemek epeydir bir ütopya olmuştu, şimdilerde aleni bir biçimde yeniden dönüştürülmeye çalışılan katmanlarda farkına bir kere daha varıyoruz. Bütünleştirmekten sorunu net bir biçimde anlamlandırmaktan imtina ettikçe nasıl bazı konuların kaf dağının ardılına taşındığı görmek için alim olmaya gerek yoktur sanırız. Öyle veya böyle adı bir türlü konulamayan silsile halindeki açmaz, gedikler önünde biriken dertlerin yoğunluğuna sıranın bir türlü gelmeyeceğinin idrakına ulaşabilenlerimiz ise şanslıdır. Bu kadar karamasarlık içerisinde bile tozpembe gözlüklerinden ıramayacak olanların yanında elbette seslerini daha çok duymak istediklerimizin yankılarına önem atfedeceğimiz bu kesimdir. Ayrıştırılarak sizler ne anlarsınızlara terk edilerek biteviye yaftalayarak arsızca sorunların çözümünün kendiliğinden gerçekleşebileceğini umanlara ise uykularından uyanmalarını temenni edebiliriz iş bu kısacık meramda. En ustruplusundan. Yeknesak makamlarda ayan beyanlaşan bu söz birliğinin içerisinde bir önemli kurgunun da farkına varmak olasıdır. Makus kaderin çıkmaz sokağında durmaksızın ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulan, sunulmaya çabalanan bir nirengi noktası olan alınyazısı. Kabul buyurunuz, çabalarsanız da, didişseniz de varabileceğiniz en üst merhale ancak toslayacağınız koskocaman bir duvar olacaktır ön tanımının paralelinde pusuda yatandır. Yattırıldığı zeminde her an hazır ve nazır bekletilendir. Her olumlamayı, her yeniden yola çıkma teşebbüsünde sizli, bizli, ayrılı, gayrılı olmaktan gocunmayan muktedir dilinin üzerimize biçimlendirmeye gayret ettiği eğreti giysinin bir diğer adıdır. Öylesine kolay bir biçimde ağza alınaraktan söylem haline dönüştürülüyor ki bütüne bakıldığında dedikodulardan pek de farkı olmayan bu yozdilliğin mizanpajını tamamlayabilecdek yegane şeymiş gibi sunulup duruluyor, alınyazısı. Pelte pelte dökülerek yama bile tutamayacak kıvama gelmiş olan. Düşüncenin bu kadar zor olduğu bir iklimde nefessiz kalışların has müsebbibidir alınyazısı. Düşünceye tahammülden önce tarafını belli et ki ona göre biz de tavrımızı alalımcılığın kestirmelerini ihtiva edendir. Ahmet Şık ve Nedim Şener başta olmak üzere, fikirlerinde uyuşmazsak bile düşünegeldiklerini paylaşmalarına katkımızın sonsuz olması gereken pek çok isme reva görülenler, epey düz okumayla mapushane ardına tutma teşebbüsleri çoksesliliğin değil, tartışmaların değil kuru gürültülerin önemli olduğunun altını bir kere çizmekte. Yazgı haline dönüştürülüp eee bu değişmez, yazılmış bir kere yaradan, mevlam tarafından sorgusuzluğu, sorgusuz teslimiyetçiliği sürdüğü müddetçe hükümranlığını daha çoook konuşacak olduğumuzdur da alınyazısı. Yılda bir kere hatırlanıp sırasını beklemesi emredilen, bir suskunluktan diğer suskunluğa teslim ettirilen annelerin, kadınların başlarına gelenlere karşı devletlunun ellerinin kollarının alınyazısı ile bağdaşık olmasını da bu duruma ilintileyebiliriz. Bitap düşmüş, bürokrasinin dallı budaklı jangılında karar mercisi olanların nasıl da farkına varamadıkları öldürmelere bir yenisinin daha eklendiğini 15 yaşındaki Elazığ'lı Nebahat'de işitebilmek mümkündür. Görmek isteyenler için bu ufacık detay bile bazı şeylerin yazgıdan ibaret olmadığını anlamlandıracaktır. 30 yılı aşkın süredir dökülmeye doyulmayan kanların ancak garibanlara denk düştüğü, sadece garibanların yuvalarını yıkıp geçtiği kirli savaş dahilinde de canları yakılan kadınlara, annelere de bu alınyazısını anlatabilecek bir veciz maalesef yoktur değil mi sayın muktedirler. Ne uydurulabilecek bir kılıf, ne esamesi okunup gürlenecek bir satırlık dizeler sizleri kan kokusunun dayanılmaz cazibesine bağımlı olduğunuzu görmemizi engelleyebilecektir. Barış hemen şimdi derken bile hangi barışı kastettiğimizi sorgulayan yancıların varlıklarında hiç değilse bu sorunun kendisine verilebilecek bir yanıtı halen beklemekteyiz. İşin kötüsü köhneleşip, tektipleştikçe, tekilleştirilip tekdüzeliğe de mahkum edildikçe ne bugünü doğru okyabileceğiz, ne de yılların üst üste biriken geçmişi layığıyla anlamlandırıp dersler çıkartabileceğiz. Belleksiz kalmanın dayanılmaz çekiciliğine teslim olup unutuşların puslu yollarında hiç bir şeyi anlamadan bu hayat sahnesinden göçüp gideceğiz. Elimizi internetler üzerinde yakayabildiğimiz bağsız, bağımsız mecralara kadar uzatmak konusunda bir son silah olarak kullanmaktan çekinmedikleri cici görünümlü filtrelenmiş internetin de sansürden, bu açmaz halinin devamında olacak bitecek şeylerden alıkoymayacağını yinelemekte fayda vardır. Sözsüzlüğe teslim olarak, suskunluğa daimi ikame ederek, nefes bile almanın ancak müsaade ile gerçekleştirlebileceği bir coğrafya mıdır her birimizin layığı. Alınyazımız. Kızgınlık sularında daha fazla arşınlanacak, dert küpünden seçilecek nice çok şey vardır sırada. Amma velakin her sefer nasıl olsa hak dediğimizde o alınyazısı, hukuk dediğimizde o alınyazısı, adalet beklentimizi yükselttiğimizde o yine alınyazısı, ekmek talebimizi yinelediğimizde o alınyazısı, olmayı sürdürecek bu sahanlıkta. Bataklıta. Kantarın topuzunun bir şekilde ayarlanarak tam doğruyu göstermediği, gösterdiği eskaza anlarda da doğrudan çok yanlışa koşmamız için bekleşip duran kan emicilerin, zaman kaybettiricilerinin ortasında "yazgı" olanın ötesine bakabilmek salt bir gün, salt bir olay, salt bir şemal ve şekil içerisinde asla değil, her an geçitsizliğe karşı dahası tahakkümlere karşı kararlılıkla sorgulayarak aşılabilecek bir seyrüseferdir. Düşünen bireyleri diğerlerinden ayrıcak, sürüden kopartacak ve o yar denilen yerden aşağı uygun adım paldır küldür düşmeden önce ampulü yakacak olan şey oralarda saklıdır. Cesaretli olmayı, en cevval olan, en kahraman tarkan olmaya gereksinim olmadan taşın altına eli koyabilmektir. Bütüne baktığımızda bu hengamenin boğuculuğunu, kin kusan öfkesini, daimi canhıraşlığında her şeyi izole edilebilir algılamasını dize getirebilecek olan. Denemeye var mısınız?


>>>>>Bildirgeç
Bir Siyaset ve Hukuk Aracı Olarak Linç - Özgür TABUROĞLU*

Devletlerin, tanımları gereği belli bir coğrafya, ulusal sınırlar içerisinde “şiddet kullanma tekelinde” boşluklar bıraktığında, belirli bir hukuk çerçevesinde suçluları etkin bir şekilde yakalayıp, cezalandırmadığında, bu boş kalan hukuksal alanı farklı türde aktörler doldurmaya başlarlar. Bireylerin ve toplulukların kendi adalet kavrayışlarına uygun olarak suçluları kendilerinin belirleyip, cezalarını vermelerine linç denilebilir. Şüpheliyi, olağan yargılama izleklerini beklemeden, kestirmeden cezalandırma yolunu seçen kalabalıklar, “linççiler, ‘suçlunun’ tespitini ve cezalandırmasını bizzat ellerine alır ve hukuku devre dışı bırakırlar.” (Bora 2008: 6)[1] Linç eylemi, toplumsal denilemese bile, topluluklara ait bir eylemdir. Çünkü özellikle yapısal ve işlevselci bir model üzerinden düşünüldüğünde, toplumun kendi varlığının uzantısı kurumların varlığını yadsıyarak, akılcı kurumsal manzumelerin etrafından dolaşarak bir eylem gerçekleştirmeyecekleri varsayılabilir. Dolayısıyla linç eylemini gerçekleştirenlerin, ortak toplumsal iradeye aykırı, keyfi bir davranış sergiledikleri söylenebilir. Tanıl Bora, linçleri toplum olamamanın, kamu vicdanına sahip olmamanın bir sonucu olarak açıklar: Linçlerin neden olduğu “gerçek bir infialin zembereği, hukuk fikrinden, kamusal bir bilinçten, vatandaşlık etiğinden başka bir yerde işler.” (8) Linç eylemini gerçekleştirenler, Bora’nın deyişiyle “insan topluluklarının güruhlaşmasına” karşılık gelirler.

Tanıl Bora, linç eylemini güdüleyen iki karşıt ama aynı eylemde karşılığını bulan sosyolojik motif bulur. Bu eylemin sahibi insan toplulukları, hem güruhlaşmanın bir karşılığı olarak “anonim” bir varlık kazanarak isimsizlikleri ardında kaybolur, “kalabalığın koynuna sığınarak” görünmezleşirler, hem de “etnik şuur” kazanarak kendilerini ayırt edici bir bilinçle donatılmış bulurlar. Bu etnik bilinç aynı zamanda, “toplum olma vasfının kaybı” ya da “medeniyet kaybı” demektir. Bir başka deyişle, linç eyleminde biyosiyasal bir uygulamanın sonucu gibi adsızlaşan, ortak bir bedende birleşen, ayırt edilemez olan biyolojik varlıklarla, diğerlerinden farklarını işaretleyen, ayrılan, ferdiyet kazanan, etnikleşen bir varlık aynı kalabalık içerisinde mevcudiyet kazanır. Zaten Bora da, linç eyleminin tamamen bir başıboşluk, kendiliğinden bir toplumsal cürüm gibi görülemeyeceğini ortaya koyar. Etnik bir varlık kazanan topluluk, karşısında da yine bu toplumsal kimlik kipine karşı başka etnik varlıklar görür. Çevresini kendisiyle benzer aidiyetlere, ödevlere ve haklara sahip yurttaşlar yerine, sözgelimi Kürtleri, Alevileri, Ermenileri, Yahudileri görmeye başlayabilir. Özellikle son on yılda linç girişimlerine maruz kalan çokça Kürt yurttaşı toplumsal linç eylemlerinin güncel nesnesi olurlar. Diğer yandan da, kişisel olarak girişilemeyecek eylemler “kitle psikolojisi” içerisinde, hayat bulabilir. Üstelik Bora’ya göre bu kitle, “kopuklardan müteşekkil kara bir kalabalık” olarak tasavvur edilmemelidir. Linç eylemine dahil olan ve “iyi yurttaş”, “okumuş yazmış” kişilerin varlığı da dile getirilmelidir.

Linç eylemi her ne kadar toplumsal, hukuksal ya da siyasal tarafları olan bir boşlukla ilişkili görülebilse de, aynı zamanda Bora’nın ifadeleriyle, bir “idare tekniği”, “bir rıza üretim mekanizması”, “bir siyaset etme yöntemi” de sayılmalıdır. Linç eylemi burada, şiddeti, “hesaplı hale getiren” bir yönetim teknolojisiyle ilişkili sayılmalıdır. Yani bu eylemin olanaklılığını, siyasal ve hukuksal ilişkilerin inkârı üzerinden yürüyen bir siyaset, hukuk icrası gibi görmek olanaklıdır. Bora, bu çelişkili görünen ifadesini, “olağanüstü hal ilan etme ve uygulama yetisini hukukun kurucu unsuru” sayan siyaset kuramcısı Carl Schmitt’e ve “modern iktidarın insanları keyfi bir şekilde hükmedilebilir ‘çıplak hayata’ indirgeyen hukuksuzlaştırılmış mekânlarına” dikkat çeken Giorgio Agamben’e göndermelerle anlaşılır kılar. (7) Yani özellikle hukukun olanaklılığıyla, bazılarının hukuktan istisna edilmesi arasında bir ilişki bulunabilir. Özellikle modern siyasetin ayrılmaz bir yüzü sayılan biyosiyaset, hakların ve hukuksal eşitliğin, böyle bir istisna alanı yaratmak üzere askıya alınmasına dair bir işleyiştir. Biyosiyaset, sözde toplumun ortak faydası adına, bazılarının siyasetin dışına çıkarılarak, çıplak yaşam düzeyine terk edilip, savunmasız ve haklardan yoksun bırakılması anlamını taşır. Linç girişimine maruz kalanların da yaşadığı bu türden bir korumasızlıktır. Bu eylem boyunca, siyasal, hukuksal ya da toplumsal bir savunmadan yoksun bir şekilde orta yerde kalırlar. Onların başına gelecekleri belirleyen etkenler, “kör talih”le açıklanabilir. Tanıl Bora, linç eylemlerinin öncesine ve sonrasına dair arşiv taramalarında, bu eylemlerin hepsinin ardında bir tür kurumsal ihmal ve hatta zaman zaman desteğin de bulunduğunu ortaya çıkarır. Özellikle linç girişimlerini gerekçelendirirken, “toplumsal hassasiyetlerle oynanması”nı dile getiren siyasetçi ve bürokratların söylemi de bu türden bir desteğin açık bir belirtisi sayılabilir. Burada linç yapan güruhun ya da etnik topluluğun, toplumla eş sayılması da ayrıca sınırlı bir topluluğa ait bir etnik refleksle, toplumsal bir davranışı eş saymak anlamını taşır. Oysa linç eylemini yapanların böyle bir söylemin sahibi bir kurumsallığı yok saydığı, bu söylemin ardındaki memuriyetlere rağmen bir eylem içerisine girdiği düşünülürse, bu desteğin, toplumsal kurumların varlığıyla da çelişkili olduğu ortaya çıkar.

Linç eylemlerinin bir başka kurumsal açıklaması, savunusu, bu davranışları toplumsal değil de “münferit bir eylem” saymakla ortaya çıkar. Linç kişisel bir şiddete, kişisel bir sapmanın sonucu bir cürümle açıklanabilir olur. Yani hukuksal bir boşluktan faydalanan ve başıboş kalmış kişilerin, önceden kestirilemeyen girişimleri olarak adlandırılır. Linç eyleminin nedenlerine dönük bir açıklama ruhbilim sözlüğü içerisinde açıklanmaya çalışılır. Bu söylem içerisinde, kitle psikolojisi de kişisel psikolojinin bir uzanımı, kişisel şiddetin büyütülmüş ama biçimsel olarak özdeş bir hali gibi anlatılır.

Bora, linç eylemlerini siyaset için bir “mühendislik aracı”, “olağanüstü hal dinamiğine bir menfez açmak” ve özellikle “şövenizm-ırkçılık vadisine sevk edecek arklar açmak” adına işlevsel bir araç gibi görülmesi gerektiğinde ısrarcıdır. (12, 39, 47) Şiddeti başka aktörlerle paylaşmaya açık boşluklar bırakan bir devlet, şiddeti yeterince “tahkim etmediğinde”, ”özellikle linç eylemlerini bir tür “gayrinizamî asayiş tedbiri” olarak kullanan ve “şiddeti taşeronlaştıran” güvenlik birimleri için, asayiş biraz da kolay yoldan yurttaşların hassasiyetlerine havale edilmiş olur. Ancak bu eksik kalmış asayişi gerçekleştirecek olan yurttaşlar, sivil bir topluluk değil de, kendi etnik farkındalığına, şuuruna sahip, her an hiddetlenmeye açık gizli bir kalabalıktır. Burada yurttaşlara düşen, bir sivil toplumun parçası olarak sorunların kaynağıyla uzlaşma yolunu aramak, gerekirse taviz vermek değildir. Bu çözümün kaynağı, nereye evrileceği belli olmayan ve çoğu zaman “milli refleks” söylemiyle karşılığını bulan, hesapsız ve ölçüsüz bir şiddete yönelik kaygıyı inşa edebilmektir. Toplumsal bir akılın, duyguların yerini, saldırganlığı serbest bırakan refleksler, güdüler alır. Sözgelimi MHP lideri Devlet Bahçeli, sınır ötesi operasyonlara yönelik tezkerenin kabul edilmemesi durumunda, “yükselen milli tepkinin kontrol dışına çıkabileceğini, Türk milleti sorunlarını kendi imkânlarıyla çözme arayışlarına yönelebilirler” türünden bir ifade kullanır. (Milliyet, 17 Ekim 2007) Yani ordunun dolduramadığı bir boşluğu Türk milleti olarak adlandırılan bir iradenin dolduracağına yönelik bir uyarıda bulunur. Burada şiddet kullanımıyla ilgili bir boşluğu dolduran, milliyetçi duygularla hareket eden bir topluluğun keyfiyeti, Türk milletinin toplumsal iradesiyle eş sayılır. Yani linç eylemi çok büyük bir topluluk tarafından yapıldığında bunun adı böyle bir söylem dahilinde milli bir tepki ve irade şeklinde adlandırılır. Bu türden bir siyasi söylem içerisinde, linç girişimleri ya münferit bir eylem sınıfına sokularak, kurumsal bir sorumluluktan uzaklaşma yolu seçilir, ya da toplumsal bir eylem sayılarak, kurumlar üstü bir iradenin keyfiyetine gönderme yapılır. Her iki durumda da eylem, hukuksal olarak tam karşılığını bulamaz. Esasen linç eyleminde hem bir yönetimsel manevranın, uygulamanın, hem de toplumsal ve hukuksal alanda, devlet ya da yurttaşlar tarafından yaratılmış bir boşluğun varlığına aynı anda rastlanabilir: “Örgütlülük ve yönlendirmeyle, gevşeklik ve kendilindenliğin, muğlâk ve gevşek bir bileşimi…” (41)

Linç eyleminin karşılığı olan münferit girişim, topluluklara ait eylemin temeline kişisel bir keyfiyeti, bireysel bir seçimi yerleştirir. Münferit eylem, linç eyleminde, hukuksal, toplumsal ve siyasal bir boşluğun içerisinde bir tür toplumsal eylemin karşılığı sayıldığında, aynı zamanda sosyolojik bir değer kazanır. Yani kişisel bir sorumsuzluğun ya da topluluklara ait bir “şuursuzluğun” şekil verdiği bu eylemde, Bora’nın Schmitt ve Agamben’le ilişkili olarak anlamaya çalıştığı gibi, hukuksal, toplumsal bir taraf da bulunabilir. Özellikle kişisel bir cürüm gibi değil de, etnik bir tarafı olduğunda bu eylemlerin, “milli şuuru inşa etmek” için seferber edildiği de varsayılabilir. (31) Ama “milli birliği” sağlamlaştırmak adına, “toplum olma vasfı”ndan da ödün verilmiş olur. Linç eyleminin bir araya getirdiği topluluk, aynı amaç için bir cürüm ortaya koysa da, temelde toplumlaşma yapılarına ilişkin bir noksanlığı da ortaya çıkarırlar. Yani etnik bir dayanışmayı yaratmak adına, “toplum olma ve insan olma bilincinin erimesi” söz konusudur. Linç eylemleri, yönetimsel uygulamaların ya da idare tekniklerinin bir parçası olduğunda, toplumsal dayanışma arayışı, ‘daha evrensel’, yurttaşlık bilincine, sivil değerlere yaslanan yöntemlerle değil de, bir “içekapanış” yoluyla, yerel ve etnik değerlerin altı çizilerek yaratılmış olur.

Linç eylemleri, bir idare tekniği, hukuksal işleyişin karanlıkta kalan bir parçası, olağanüstü halin ya da Agamben’in ifadesiyle “istisna”nın yaratılması için kullanılan bir araç gibi kavramsal bir zeminde anlaşılabilse de, özellikle gündelik siyasi söylemde, kalabalıkların keyfiyetine, başıboşluğuna havale edilir. En iyi ihtimalle bir “ajitasyonun”, “provokasyonun” peşinden gitmek şeklinde açıklanır. Tanıl Bora 2000 yılından başlayarak dökümünü yaptığı Türkiye’deki linç eylemlerinde, bu söylemi işaretler; “kimliği belirsiz kişiler” bu eylemin sorumluları olurlar çoğunlukla. “Küçük bir yanlış anlama, kimden geldiği bilinmeyen bir emir” kalabalıkların galeyanının arkasındaki neden sayılır. (19) Medyaya yansıyan beyanatların çoğunda, eylemcilerin çoğu isimsizdir, bir sureti yoktur. Ya da eylemciler isimlerinin dışında etnik kimlikleriyle ya da ideolojik taraflarıyla ayırt edilirler: “Kürt kökenli”, “bir grup sol görüşlü”, “sağ görüşlü” gibi. Kalabalıkların hassasiyetlerini yöneten ve amaçları belli bir kalabalık işaretlenir. Her durumda, bu linç eylemiyle doldurulan hukuksal alan, bir istisna gibi ortaya çıkan siyasal alan, yöneticilerin, siyasetçilerin, bürokratların, askerin ve hatta gerçek yurttaşların yer almadığı, sorumluluğuna sahip çıkmadığı, adeta boşluktan çıkan görünmez ellerin yön verdiği bir hukuksal, siyasal cürüm halini alır. . Hatta bizzat linç eyleminin içerisinde yer alanlar bile bu eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmezler. Belki de bu yüzden sonradan kimse yaptığına karşılık gelen bir cezayı bulamaz

[1] Bora, Tanıl (2008). Türkiye’nin Linç Rejimi, Birikim Yay., İstanbul.

* Meram dahilinde anlam kazandırmaya gayret ettiklerimizin paralelinde önemli bir okuma olarak Özgür TABUROĞLU'nun Birikim dergisi'nde yayınlanmış olan "Bir Siyaset ve Hukuk Aracı Olarak Linç" başlıklı makalesini yazarın ve derginin anlayışlarına sığınarak sayfalarımıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #348 (25.04.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Bir Siyaset ve Hukuk Aracı Olarak Linç - Özgür TABUROĞLU - Birikim
'Dersim'de Soykırım Politikaları Devam Ediyor' - Evrensel
Kabul - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Zamanla Zamanda Yolculuk - Shelbyl - Komünal İşkembe
1972 1980 2011… - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel Pazar
Güler Zere - Taylan TANAY - Bianet
'İdeolojik Halay'dan Sonra Şimdi De 'İdeolojik Islık' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
O Bir Anne, Yüreğinde, Elinde Tek Fotoğraf Var - Yaşar SEYMAN - Birgün
Her Yüreğin Bir Şafağı... - Umur TALU - Habertürk
Diyarbakır'da Anneler Yasta - Atılım
Gezme Ceylan Bu Dağlarda - Sırrı Süreyya ÖNDER - Sol Defter
Önce Acılarda Bölündük Biz... - Can DÜNDAR - Milliyet
Neyin Günü? - Serkan AYDIN - Jiyan
Halavurt: "Sevag 24 Nisan'da Planlı Şekilde Öldürülmüş Olabilir" - Ekin KARACA - Bianet
İnan Süver: “Ben Bir Suç İşlemedim Ki, Neden Cezaevindeyim?” - Halil SAVDA - Köxüz
anneler gününüz kutlu olmasın - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Gaz Bombası Çocuğu Kör Etti - DİHA - Birgün
Haydi Kürtler Hapse - Dilek KURBAN - Radikal
Aşiret, Cemaat ve Devlet: Konuşan Kurşunlar-1 - Elif DUMANLI - Özgür Gündem
Yaşadığından Utanarak Yaşamak! - Hasan CEMAL - Milliyet
Tüzel: Başbakan Şiddette Israr Ediyor - Evrensel
Erdoğan Ölüme Yaklaşırsa Savaştan Uzaklaşır mı? - Bekir Avcı - Jiyan
Tayyip, Kaddafi Mübarek - Ramazan KAYA - Yeşil Gazete
Tuğluk: Siz Yeni Akıl Edinin - Atılım
Zürriyetim Yürürken Meydanlarda… - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Cennet ve Cehennem - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Sıfır Noktası ‘Boykot’tur - Okay GÖNENSİN - Vatan
'Benim Ülkem Sana Dar Gelir' Davası Bugün Görüldü - Kronik Muhalif
Çadırkenti Golf Sahasına Mı Kuracağız - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Analar Üzerinden Siyaset Yapmayın - Mehveş EVİN -Milliyet Cadde
Türkiye'de 20. Yüzyılın Son Seçimi - M. Asım KARAÖMERLİOĞLU - BiaMag
12 Haziran'ın Anlamı: Değişim ve Gelecek! - Nuri FIRAT - Özgür Gündem
Niye Biz Salak Mıyız? - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Büyük İkiyüzlülük - Alınteri.net
Unutma Sevgili! - Alper ERDİK - Sendika.org
Ohh, 'Piroz Yek Gulan' Be!. - Ragıp ZARAKOLU - Köxüz
'Ciddiyet İlanının' Tam Zamanı - Faruk ÖZSU - Radikal 2
Sapla Saman - Özge MUMCU - T24
"103 Düşünce Sanığıyla 3 Mayıs'ımız Kutlu Olsun!" - Erol ÖNDEROĞLU-Emir ÇELİK - Bianet
Basın Özgürlüğü İçin Çılgın Formül Önerisi - Ümit ALAN - Birgün
Düşük Çözünürlüklü Savaş (Afiş) - İç Mihrak
Güvenli Zihin Paketi - Meltem GÜRLE - Birgün Pazar
Biz Tüketici Değiliz, Btk'da Yetkili Değil - M. Gökhan AHİ - Yeni Medya Düzeni
Size Dede Diyebilir Miyim? - Özgür MUMCU - Radikal
İnternet'e Sansür Paketi Önerileri - Yurtsan ATAKAN - Akşam
İnternet'e Sansür Mü Geliyor - Yavuz SEMERCİ - Habertürk
Sokağın Gündemi: ‘İnternet Yasakları...’ - Mehmet ALTAN - Star
Bir Zamanlar İnternet Vardı - Pucca - Milliyet Cadde
İnternet Sanalsa Da, Yasaklar Gerçek: Ne Yapmalı? - Koray Doğan URBARLI - Jiyan
Kocandır, Döver De Sever De! - Evrensel
Annenin Sarmasındaki Issızlık - Ali ŞİMŞEK - Birgün / Eleştirel Kültür
Kırklar Dağı Üzerine! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
İşte HES’iniz!! - Yeşil Gazete
Çıldırmak Üzereyiz! - Alınteri.net
Küreselleşme, Yoksulluk ve Kadın - Cansu KARAGÜL - Jiyan
Bakan Açlıktan Ölümü Örtbasa Çalıştı - Atılım
Bana Mı Mal Edilecek - Stres Abi - Stres Abi
Tıkanmayan Emek Damarımız - Oya BAYDAR - T24
PTT Çalışanları Eylemde - Alınteri.net
400 İşçi Fabrikaya Kapandı - Sendika.org
Kanal, Karın Doyurmaz!!! - Murat IŞIK - Özgür Gündem
Economist'ten 'Türkiye Ekonomisi Aşırı Isınıyor' Uyarısı - BBC Türkçe
Vıdı Vıdı Alışveriş Kartı - Devin BAHÇECİ - Yeşil Gazete
Scores Held In Egypt After Sectarian Clashes - Al Jazeera
“Sisifos’u Mutlu Biri Olarak Hayal Etmeliyiz” - Ömer MADRA - Açık Radyo
Gerçek ve Uzlaşma? Suriye’de Olmayacak - Robert FISK - Star
Bin Ladin'in Son Sözleri: Terör Yoktur - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Usame Bin Ladin’in “Ölümü” Neye ve Kime Hizmet Ediyor? - Garbis ALTINOĞLU - Köxüz
Usame Bin Ladin'in Ölümüne Tepkim - A. Noam CHOMSKY - Guernica / Sendika.org


Lüüp Official via Experimedia
Lüüp At Soundcloud
Lüüp - Meadow Rituals Album Review - Katie ENGLISH - Fluid Radio
Access To Arasaka Official
Access To Arasaka via Tympanik Audio
Access To Arasaka - Sarp ESİN - Reset! Magazine
Sadece Bu Yeterli Değil Facebook İletişim Sayfası
Sadece Bu Yeterli Değil Bandcamp Sayfası
Sadece Bu Yeterli Değil - Hopa Albümü Üzerine - Gönenç - Amme Hizmeti
Yvat Official
Yvat - Astroid Informative via U-Cover
Yvat - Kunzit (Boltfish Recordings) Album Review By Themilkman - The Milk Factory
Person At Myspace
Person Informative via Spezialmaterial Records
Spezialmaterial 3 Compilation Review via Quit Smoking Monday
Hyetal At Twitter
Hyetal At Facebook
Hyetal - Broadcast Album Review - Joe COLLY - Pitchfork

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Don't Lie - Kansunkea
Kansunkea's Flickr Page

>>>>>Poemé
Aklın Bir Köşesindeki Kahvehanede - İsmail ONAT

::::: fısıltı :::::
ve kavga, bilinmeyen mânevi hallerde...

yollar kavis kavis
kaybolursa eğer kirpik uçlarında;
kirpikler,
gözyaşlarıyla savaşıyordur mutlaka...
ya vakitsiz bir rüzgâr esmiştir
ya da beklentisiz bekleyişlerdir ağır ağır basan...
...hiç tarifsiz
tariflerdir;
takılırlar öylesine soru işaretlerinin kancalarına...
...takılırlar
...kayıtsızca.
tarifsiz,
tasvirlerdir.
[sigara molası ve düşünce]
"boş akıntılardaki takıntılarındır onlar,
boşluğundaki keyifsiz doluluğundur şair...
sabahları -yeni bir gün- dersin hep,
geceleri 'o gün'ü de bitirirsin uyku vaktinde...
dünün bugünündür,
bugünün, değişmez yarının...
...gün ola harman ola şair, gün ola harman ola!"
ayak tabanlarınız uyuşur gibidir,
taban tabana zıt değilsinizdir oysa.
zıtlık,
aynılıktadır...
aynılık,
dudaklarınızın ucunda...
[mola molası ve bir yudum dumansızlık]
...

"iki türlüdür ikilem;
arkandan bıçaklanırsın,
yüreğin yanar şair...
...yanar dirhem dirhem.
lâkin onurlanırsın, eğer
bıçak göğsünü hedefleyip
kalbini deşer geçerse...
e=mc²,
edebiyatın ne lüzumu var?"
sözcük yağmurlarıdır parıldayan
gece karanlıklarında.
çizdikleri yol; bir nefeste bir hatıradır hep
albümler, düşünselliğin anahtarları
resimler, 'bir zamanlar'ın donuk sesleri...
ne kahkahalar durmak ister,
ne de diğer aceleci tavırlar.
mumlar yavaş yavaş erir,
ışık yavaş yavaş erir,
gün yavaş yavaş,
vücut yavaş,
akıl yavaş,
öbürleri,
sen,
ben...
[epik dokumalar, son ara]

Kaynakça: Şiir.alternatifim.com

No comments: