Sunday, June 26, 2011

Deuss Ex Machina # 356 - nägemine on uskumine_remixed by life

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_356_--_nägemine on uskumine_remixed by life

20 Haziran 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Alva Noto & Ryuichi Sakamoto-By This River - Phantom (Raster-Noton)
>2<-Alva Noto & Ryuichi Sakamoto-Reverso(Raster-Noton)
>3<-El Heath-Snailbeach District Railway (Wayside And Woodland Recordings)
>4<-El Heath-Perkins Level (Wayside And Woodland Recordings)
>5<-Kangding Ray-La Belle (Raster-Noton)
>6<-Kangding Ray-Mirrors (Raster-Noton)
>7<-I'mpty-Everyone.. (Music For Non-Musicians)
>8<-I'mpty-Everyone Is Waiting (Music For Non-Musicians)
>9<-Nym-Skeleton (Self Released)
>10<-Nym-Lesser Known Good (Self Released)
>11<-Arms And Sleepers-Airport Blues (Expect Candy)
>12<-Arms And Sleepers-Antwerp (Expect Candy)
>13<-Mabel Matiz-Filler ve Çimen (Esen Müzik)
>14<-Mabel Matiz-Öteki (Esen Müzik)

nägemine on uskumine_remixed by l/i/f/e
(356)

Söz betimleyebilmek için olan biteni, zihnin bir köşesini kapsayandır. Ne ki yargıların peşin peşin sundukları iş bu hayat içinde edindiğimiz deneyimlerin tümünü bir kalemde silebilecek kadar tedirginlikle terbiye edilmiş, sonuçsuzlukları yanı başımıza taşımaktadır. Korku zerk edildikçe, ne etliye ne de sütlüye karşımadan bir hayat idamesinin yolları tahsis edilmeye girişilir. Hangi kriterlere göre olduğuna da çokça, kafa yorulmadan, üstünkörü bir oradan kırpıp, buradan iliştirip yarım yamalak bir çözümlemenin taşınageldiği, tanımlandırıldığı bu iklimdir hemen pek çok şeyi manidar bir biçimde tartışılmaz tabular haline evirip dönüştürmekte olan. Sorun ne iken neyi tartışaduruyoruz. Sorun ne iken neyi ortalık yerden alelacele halının altına süpürüyoruz. Sorun ne iken hala büyük abilerimizden yardım ve yataklık talep ediyoruz. Yanlışı söylemekten kendini korumak için büyüklerinin fikirlerine danışmanın zorunluluğu nasıl bir hal içerisinde bulunduğumuzu açıklayabilecek önemli bir detaydır. Sözcükler gani olsa da konuşabilmeye teşebbüsü de bir şekilde engelleyecek olan koruma kalkanlarının devreye girdiğini çok yakınımızdaki vekilimizden öğreniyoruz. Yine yeniden. Sustukça, hatanın önünü alabileceğini sanmayı, asıl kabak gibi görünen hukuksuz, adilane olmayan ayrıştırmaların bitabii ki olurunun bulunduğuna sessizle iştirak etmek düşündürücü değil midir? Değilse ne tanımlandırabilir bu sukunlaşma eğiliminin bulaşıcılığını. Manidar bir biçimde resmin olur olmadık yerlerinde pıtırak gibi bitireven devletlunun, zor kullanarak, dayatarak, tahakküm eyleyerek, sözümona ileri demokrasinin gerekliliğini yerine getiriyor görünürken ucu kendisine değil başkalarına hınç ile doldurulmuş, istiflenmiş olan mani olma halini, kindarlığının şiddetini nasıl okumak lazımdır? Elele kolkola sergilenmeye doyulmayan şiddet ritüellerinin hepimizi nefessiz koyduğu açık değil midir? Şiddet ikliminin, bir şekilde olağanlaştırılması çabasında atılan her adımlayışın varolan özgürlüğü de elimizden alması sözkonusuyken üstelik. Daha çoğunu tahsis etmektense, varolanı tasfiye edebimeyi, dönüştürülebilir olanlarının da ikame etmekten, onarmaktansa, sistemin dişlilerine ilelebet kaptırmayı, ezdirmeyi, yol yordam ve zemin bina etmektense olasılıksızlığın pençesine teslim etmeyi alelade sayabilen bu dar bakışım, daralatıcı bir söylem bütünlüğünü karşımıza çıkartmaktadır. Defaatla ucundan gösterilip, bir heves kervana koyulan, yola çıkılan olguların hemen hepsinde istisnasız bir biçimde duvara tosluyor oluşlarımızın, e olasılıksız çıktı sabitliklerini barındırdırdığını yinelemekte faydar vardır. Daim olanın bitmeyen tekrarlarla aynı sözcüklere sığınılarak aynı basmaklıplığın türlü farklı kulvarlarında yol alındığı ise rahatlıkla gözlemlenebilir. Ne fikrin esamesi okunur kılınır, ne zikrin bir şeyleri olasılıklar dahiline eklemleyebileceğine kani olunur. Ne günün getirdiklerinden düzgün bir gelecek tasvir olunur, ne dünün bitmeyen yaralarının, müsebbiplerince açılmış olan sorumsuzluklarının ceremesi olan yük ve verdiği cefaya çare bulunur. Ne de yordamın, çözümün bir şeyleri arşınlayarak ama illa ve billa ki mutlak sabitlikler olarak atanan, tanımlandırılanın üzerine gidilerek aşılabileceği ifşaa olunur. Daha çok beklersiniz dercesine her güne bir orta oyunu, bir sözcüden bir muktedirden, bir başka politik karakterden korunaklı yollarının çizdirilmemesi, makamlarının gerekleri olarak, tanımlandırılabilecek görmedim, duymadım, bilmiyorum üçlüsüne sabitliklerini, bağlılıklarını sunagelen söylencelikler ekranlarımıza zuhur olur. İşitildiğimizi sandığımız anda yine makus kadersizliğimizin ceremesini çekmekten helak olduğumuz yüzeylerindeki griliklerle hemhal oluruz. Varsa yoksa kazanç / kayıp ekseninde o da muktedir için can yakıcı kıvama gelesiye kadar süren bir suskunluk evresi bina edilir. Can sıkıp, daha fazla üste çıkabilmek, haklılıklarını yüzleri kızarmadan savunabilmek için bir daha, bir daha yola koyulurlar. Nicesinde itinayla hazırlanmış bir bulmaca karesinin belirli odaklarını kapsayan kara lekeler gibi, olasılık dışı adledilenler tüm bu hengame içerisinde seslerini işitilir kılmaya gayret eder. Her ne kadar muktedir ve avanesi ve tarafgirliğine biat edenlerin büyükçe bir kısmı bu sesleniş ve çağrıları es geçiyor! olsa da gerçekler olabildiğince yalın bir biçimde önümüze serilmektedir. Salt bağnaz bir tutum takınılarak ballandıra ballandıra anlatılan kucaklaşmanın türlü çeşidini önce sindirerek, sonra işkence ederek, zul edecek yöntemlere yenilerini hem ekleyip, hem eskilerine de vakit kaybetmeden tenezzül ederek, köşeye kıstırarak, gaz ve copla mukavemet göstererek arşınlama yolu tercih edilir. Engellemelerin bu kısmını aşabilenler için bir sonraki evre olarak dışlama, yaftalama ve sözünü sakınmaksızın kendisinden aşağıda görme ile bu tavır alma sürdürülür. İnana geldiğimiz bu esrik, esir tutucu bağnazlıkların ötesinde, bir değişim tasvirinin mümkünatsızlığını, ısrarla haklı olduklarını yineleyebilmek için muktedir fırsatlarını kollar. Gönüllerin bir olmasından bahis açılırken paldır küldür mahpsuluğun yolları tesis edilir. Algı çarpıtılır, muhalifin üzeri çizilir. Önce korku salınır ortalığa, katarın yükü ağzına kadar tıkabasa dolu olsa da hala insan istiflemeyi mahir, matah bir şeymiş sayan "muhalif" olan herkese karşı acının başka tevatürleri uygulanır. Şok doktrinlerinin yerelleştirilmesi işte tam da bu noktada simgeleştirilir. Avram Noam Chomsky'nin külliyatının içerisinde karşımıza çıkan bir elden yönlendirilen büyük birader şovunda gerek duyulan, huzursuzlukların temellerinin kuvvetlendirilmesi, açmazların sorgulabilir olmasını manidar bir biçimde engellemeyi amaç edinen dayatmaların sökün edildiği uluslar arası bir demokrasi katliamının dışarıdan içeriye kademe kademe uygulanara asıl konuların unutturulabilirliği üzerine deneye dahil ediliriz. Acı ama her şeyiyle gerçek. Elle tutulabilir bir ayırda uyanabilmeyi sağlar bu keşmekeş hallerinin tümü. Bütün resmin en ucunda olsa da, her şeyin tersi bir istikameti tutturmuş dahi olsa bile fikri özgürlüğün sadece belirli zümrelere paylaştırılmış bir hak olduğu masalına inanmamız bu eşikte dikilen tüydür. Anlayana. Daimi alıkonuşların, masumiyet karinesini tahrip edişlerin, vicdansızlığa eli çıkarları doğrultusunda bağımlı kalanların tahakkümlerinin, emek mücadelesinde sessiz sedasız ilerletilen 4C'lerin, göstere göstere insan harcamaların, savaş naralarını atmanın, açılımlar derken gelişemeyen süreç içinde enikonu sorun yoktur varsa da biz bilmiyoruzculuğun ikilemlerinde nice detayın çözümü olarak olasılıksızlık nakledilir. Son durakta paketten, kapsayıştan, helallikten vesair tüm diğer okumalarla havadaki civanın kurşuniliği bir kere daha yüzümüze çarpılır. Soluğumuz kesilir. Bir türlüsünde de nedense elde bir türlü olmayan o imkanlarla bu kadar yoğun olan, katmanlarının birbirlerinin içerisine geçirgen olduğu bu şeylerin bir dokunuşla çözümlenmeyeceği apaçık belliyken nereye kadar bu eziyet halinin devamlılığı sürecektir? Nereye kadar her hak talebinde muktedirin varlığı gözetilerek bir şeylere önem atfedilecektir. Kabaca dağ gibi duran sorunlardan hangileri çözümlenecektir? Seçilmiş vekilleri, halkın iradesi olarak öne çıkanları saf dışı bırakabilmek için özünden güdümlü yargıyı sonuna kadar kullanmanın, halk taleplerini, bu kadar da olamazın yekpare yansıması olarak millet vekilinin yerlerde sürüklenebildiği bir ülkenin, fikrini korkutmalara karşı savunmak zorunda olan gerçek gazetecileri hala geçerli bir neden olmaksızın mahpusluk yollarında tutmanın mümkünatını, işlerinden ve aşlarından alıkoymanın utanılası gerçekliği, yıllar yılıdır yoktur kaydı, silinmiştir adı diye belletilen insanların varlıklarının üçer beşer görünür olduğu bir iklimde yeni karanlıkların tesisinin direkt olarak olmasa bile alttan alta savulduğu bir ülke midir revamız? Bu kadarı mıdır layığımız. Hesapsız kitapsız teslimiyet göstereceğimiz. Aksi bir durumda fenafillahlarla yüzyüze kalacağımız. Birisi kapanıp siyaset sahnesinden silinirken, bir köşeden ırkçılığın başka bir yüzünü kürtler, ermeniler, emekçiler, solcular az biraz daha genişletip liberallerle donatıp neredeyse memlekette insan bırakmayan tehditvari had bildirme girişimlerinin neticesini nasıl okumak lazım gelmektedir. İşin açığı nereye kadar hegemonya ve tahakküm, sindirme ve yaftalama, susturma ve biat kültürü muhalif olanın üzerinde bir giyotin gibi sallandırılacaktır. Nereye kadar hak taleplerine karşılık olarak sağır duymaz uydurur, kılıfını bir şekilde bulurculukları devam ettirilecektir. Aleni olanı sorgulamanın, yok olmaz olamazcılığı, her seferinde o yekpare duvara toslayışı engellemenin de mümkün olabileceği, kanıtlanabililiği hala mı ideolojiktir. Hala mı dış mihrak oyunudur bütün bu bilinenler, hala mı ötekiyizdir bir türlü kurtulamadığımız handikapımız olarak inatla savunulan muktedirce... hala mı... hala mı...

>>>>>Bildirgeç
Mağdurların Empatisi Demokrasi Mücadelesine Dönüşür Mü? - Koray Doğan URBARLI*

12 Haziran gecesi seçim sonuçları bittikten sonra, hemen itirazlar gerçekleşti. Yeniden sayımlar yapıldı. Tüm bunların sonucunda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin vekil sayısı 325 olmuştu. Dün resmi sonuçlar açıklandı ve AKP’nin vekil sayısını 327 olarak gördük. Yani, son düdük çalmadan, her şey değişebiliyormuş. Türkiye’de artık alışmamız gereken bir durum bu. Yemin töreni olmadan, çeşitli zorlamalarla bu sayı daha da değişebilir bakarsınız.

Sakin bir ülkede, sadece ve sadece Hatip Dicle olayı, ortalığı karıştırmaya yeterdi ve artardı. Bu Hatip Dicle hakkında verilen ikinci karar ve ilki doğru da olsa yanlış da olsa bu karar yanlış. Ne doğru yanlışla düzeltilir, ne de yanlış tekrar bir yanlışla düzeltilir. Vekillik mazbatasını almış bir kişinin Yüksek Seçim Kurulu ile bağı kopmalıyken, YSK’nın geçmiş kararı “düzeltmeye” çalışması yanlışın ta kendisidir. Bu yanlış da “nereye gidiyoruz?” sorusu üzerine derin tartışmalar yaratmak için yeterliydi. Dicle’nin mensubu olduğı BDP’nin bağımsızları TBMM’ye girmeyeceklerini ve yemin etmeyeceklerini 35 vekil olarak ifade ettiler. Bu bir ilk olacak ve o kadar düşünülmemiş bir durum ki bu, yazılı olarak ne olacağı hiçbir yerde yok.

Bunun üstüne, bir başka karar daha geldi. Demokrasi ve adaletin yerleşmedi, daha da kötüsü, bu iki kavramın aranmadığı bir ülkede olacaklar oldu. Sadece mağdurlar rahatsız oldu. Çıkar sağlayanlar ve onların destekçileri ise bu kararları savunmaya giriştiler. Bir de üçüncü grup var. Belki de en “karaktersiz” grup. Mağdurlar arasından bir grup belirleyip, aynı mağduriyeti yaşayanlar içerisinden bir bölümünü “savunurken”, bir bölümüne “oh olsun” diyenler bunlar. Mağduriyet yaşayanların bir bütün içerisinde ve tek bir amaç doğrultusunda mağdur edildiğini görmekten uzak bir bakış açısına sahip bu grup.

Peki nedir bu karar? Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal, tahliye edilmeleri gerekirken tahliye edilmedi. Daha kararları çıkmayan ama savcıların benzer şekilde tahliye edilmemesi yönünde görüş bildirdiği altı vekil daha var. (Biri MHP’den, beşi BDP’den) Bu kişiler yargılanıyorlar. Haklarında kesinleşmiş bir suç yok. Yani haklarında iddialar olan suçsuz sekiz kişiyle karşı karşıyayız. Bu sekiz vekilin de tutuklu geçirdikleri bu süre sonucunda haklarında beraat kararı çıkma ihtimali var. (Türkiye’de de tutuklu yargılananların büyük bölümünün de beraat ettikleri istatistik olarak ortaya konmuş durumda.) Bunlar ortadayken, Anayasa ile TBMM’ye verilmiş bir yetkinin mahkeme tarafından kullanılması ve bu kişilerin hapishanede tutulması ile karşı karşıyayız. (Bu da ilk defa oluyor. Tüm örnekler, bu kişilerin hepsinin serbest bırakılması yönünde.)

Mağduriyet çekenlere bakalım. Başta BDP, sonra CHP ve MHP. Mecliste grup kurabilecek olan dört partiden üçü şu anda vekil sayılarını koruma ile uğraşıyor. Aldıkları oyun karşılığını elde etmek için hukukun, yazılı olanın ya da daha önce uygulanmış olanın savunmasını yapıyorlar ama bir kazanım elde edemiyorlar. Bu durum ve bu kararların bize bir olguyu işaret etmesi gerekmez mi?

Bu kararlar bize şunu işaret ediyor net bir şekilde: Son 20-30 yılda yargıya, devlet yönetimine yönelik ne söylendiyse, bu kavramlar nasıl analiz edildiyse hepsini tersyüz etmemiz gerekecek. Bunun zamanı geldi. Yıllardır bir şekilde mağdur olan ya da kendisini mağdur gösteren AKP, artık doğrudan ve tek olarak başkalarının mağduriyetlerinin meyvesini toplar hale gelmiştir. Yargıda, bakanlığın listesine karşı bağımsız aday olanların dahi yerlerinin değiştirildiği büyük bir operasyonu yeni atlattık. Artık AKP, mağdur olan değil, daha önce mağduriyetleri yaşatan devlet aygıtının tamamen hakimi konumdadır. Bir parti olarak, yasamaya, yürütmeye ve yargıya hakim bir konumdadır. Bir vesayetten söz edeceksek artık, bu vesayetin adı da, adresi de, uygulamaları da bellidir. Demokrasinin ve adaletin önündeki engeli de o adreste aramak gerekir.

AKP’nin siyaseten en çok kullandığı iki kavram şunlardır: “Millet iradesi” ve “Bağımsız yargı kararları”. Bu iki kavram bir sarkaçtaki gibi gidip gelmektedir. Partinin çıkarı neyse, o kavramla yaklaşılmaktadır olanlara. Örneğin, şu anda millet iradesi kavramının yerini, bağımsız yargı kararları kavramı almıştır. O “bağımsız yargı kararlarının” hepsinin AKP’ye yarayan kararlar olması ve “millet iradesi”nin vermediği 5’te 3 çoğunluğu öyle ya da böyle kazanmaya yönelik olması ise işin püf noktasını oluşturduğu için devir bağımsız yargı kararları devridir. Bu son günlerde olan biteni buradan da okumak gerekli. Yoksa AKP’den ayrı bir yargı olduğunu varsaymak, bir düşten öteye gitmiyor. Bunun net olarak görülmesi için daha ne gerek bilmiyorum ama ne gerekiyorsa da tek tek yaşayacağımızı söylemek sanırım çok da düş değil.

Peki ne olacak? Başlıktaki soruyu yinelemek lazım: Mağdurların empatisi demokrasi mücadelesine dönüşür mü? Dönüşmek zorunda! Bir parti devletine doğru giden Türkiye’de bir CHP’li ile bir BDP’linin aynı yapı ile karşı karşıya olduğunu anlaması imkansız mı? Mağduriyetleri birbirinden ayırıp, kendimize yakın olanı seçip, diğerini dışlarsak bir şey değişmeyecektir. Zaten AKP’nin yaptığı tam olarak budur.

Kendinden olan dışında her yapıya yavaş yavaş baskı uygulayan, devletin genel olarak düşman gördüğü kurumları ve düşünceleri ise zaten ezmekten kaçınmayan bu baskı düzeni içerisinde, eğer biz mağduriyet seçmeye devam edip, adalet ve demokrasi mücadelesini amasız ve fakatsız yap(a)mayacaksak, seçecek mağduriyetlerimizin sayısının devamlı artacaktır.

Meramımız içerisinde anlamlandırmaya gayret ettiğimiz bahsi açılası konuların devamında okunabilecek Koray Doğan URBARLI imzalı, "Mağdurların Empatisi Demokrasi Mücadelesine Dönüşür Mü?" başlıklı makaleyi Jiyan ve yazarın anlayışlarına sığınarak sayfalarımıza taşıyoruz. İyi okumalar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #356 (13.06.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Mağdurların Empatisi Demokrasi Mücadelesine Dönüşür Mü? - Koray Doğan URBARLI - Jiyan
Zalimin Gölgesinde Vicdan Sayıklamaları - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Helalleşmek Mi? - Yaşar SEYMAN - Birgün
Coplu, Gazlı, Bombalı Kucaklama - Bülent HABORA - Evrensel
adalete ne gerek var - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Bu Meclis Kimi Temsil Eder? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Bir Türkiye Öyküsü; Hatip Dicle Olayı - Hamza AKTAN - Yazılar / Kişisel Blog
Sed Quis Custodiet Ipsos Custodes? - Bülent SOMAY - Radikal
Hukuk, Adalet ve Hatip Dicle - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Bağımsızların Boykotu ve Senaryolar - Elif KALAYCIOĞLU - BBC Türkçe
Blok Vekilleri Tahliye Edilmiyor - ETHA
YSK, TSK’nden Rol Çalıyor! - Şeyhmus DİKEN - Birgün
Şüpheniz Batsın! - Can DÜNDAR - Milliyet
Şişli ve Taksim'de Polis Terörü - ANF
Kalem Uçlarından Meydanlara... - Alınteri
Türk’ün İfade Özgürlüğüyle İmtihanı Hiç Bitmeyecek Mi? - İsmet BERKAN - Hürriyet
Kürt Sevinemez - Hüseyin ALİ - Özgür Gündem
Ertuğrul KÜRKÇÜ: "Denizler Mahirler Beni Onaylasın İsterdim" - Füsun SAKA - Habertürk Pazar
Öcalan: Pratik Adım Yoksa Meclis'e Gitmeye Gerek Yok - ANF
Dağdan İniş - Pkk Nasıl Silah Bırakır? - Cengiz ÇANDAR - TESEV
Yeni Statüko ve Ters Akıntı - Atılım
Dışarıya Demokrat İçeriye Otokrat - Şükran SONER - Cumhuriyet - Sendika.org
Meğer Umutlar Sağ-mış - Melih PEKDEMİR - Birgün
Tatil Yerine Balkona Çıkan Adamdan Balkon Yerine Tatile Çıkan Adama! - Umur TALU - Habertürk
Yeni Demokrasi Manzaraları - Nihal KEMALOĞLU - AkşamÇifte Dokunulmazlık - Hakan KARAKOCA - BiaMag
CHP, BDP ve Ana Muhalefet İşlevi - Ahmet İNSEL - Açık Radyo
Mektubumu Okudun Mu? - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Bak İstikrar Geliyor, Selam Veriyor - Özgür MUMCU - Radikal
Tayyibist Statükonun Hokkabazları - İnci HEKİMOĞLU - Özgür Gündem
Zor(lu) Günler Kapıda - Alınteri
Şeytana Uymayalım - Nuray MERT - Milliyet
“Şeriatın Kestiği Parmak” Masallarına Karşı İdris Çalışkan - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Berfo Ana Kars'ta Oğlunun Mezarını Arıyor - Atılım
"Ali Topu Artık Agop'a Da Atmalı" - Haluk KALAFAT - Bianet
301'e Terfi, İtiraza Sürgün - Birgün
Devletleşen Irkçılık - A. Cihan SOYLU - Evrensel
Onlar Vurdu, Biz Büyüdük Kardeşim - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Lokumcu Niye Bağırıyor? Başbakan Neyin Peşinde? - Gökhan BULUT - Sendika.org
İnsan Hakları Örgütleri: İşkence Sokağa Taşındı - Jiyan
İnsan Hakları Örgütleri: 4 Ayda 776 Kişi İşkence Gördü - ANF
Kapan, Maraş İşkencehanesini Anlatıyor - ETHA
"Onur Yaser'in Hayatını Çaldılar" - Hatice CAN - Mevlüt CAN - BiaMag
Programlarda "Erken Tatil" Şifresi - Ekin KARACA - Bianet
'Ferit Kardeş' NTV'yi Hizaya Çekiyor - Sendika.org
Evrensel ve Agos’a TİT Tehdidine Büyük Tepki - Evrensel
Berna ve Ferhat'ın Tutukluluğuna Devam - Atılım
Bilgi'de İşten Atmalarla İlgili Mesaja Soruşturma - ETHA
Balcalı'da Direniş Büyüyor - Atılım
senin sen olman ihanettir! - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu


Alva Noto & Ryuichi Sakamoto Official Site At Raster-Noton
Fused: Alva Noto & Ryuichi Sakamoto Interviewed By Dale BERNING via The Quietus
Alva Noto & Ryuichi Sakamoto - Summvs Album Critic By Colin BUTTIMER - The Liminal
El Heath Official / Plenty Wenlock
El Heath Artist Page via Facebook
El Heath - Snailbeach Mines Trust Album Critic By Richard ALLEN via The Silent Ballet
Kangding Ray Official
Kangding Ray Artist Page via Soundcloud
Kangding Ray Special Mix For Mnml Ssgs
I'mpty Tumblr Page
I'mpty via Twitter
I'mpty - Everyone Is Waiting Albüm Tanıtım Yazısı
Nym Official
Nym Artist Page via Last.FM
Arms And Sleepers Official
Arms And Sleepers Official Newsline
Arms And Sleepers - The Organ Hearts Album Critic vis SYFFAL
Mabel Matiz Resmi Sitesi
Mabel Matiz Facebook İletişim Sayfası
Mabel Matiz'in Dünyası - Ali PEKTAŞ - İstanbulburda.com


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Freedom Of Speech - kickstart karma
kickstart karma / gert maex's Flickr Page

>>>>>Poemé
Olmak - André BRETON

Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanadı yok
umutsuzluğun, akşam vakti deniz kıyısında bir taraçada,
toplanmış bir sofrada kalayım demiyor. Umutsuzluk bu, o bir
sürü olayların dönüşü değil bu, tıpkı akşam karanlığında bir
karıktan öbürüne giden tohumlar gibi. Bir taşın üstündeki
yosun ya da su bardağı değil o. Kardan elenmiş bir gemi o, ya
da düşen kuşlara benzetebilirsiniz, ama kanlarının en küçük
bir kalınlığı yok. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu.
Başa takılan süslerle çevrilmiş küçük bir şey o. Umutsuzluk o.
Kopçası bulunamayan inci gerdanlık, bir ipe gelmez, böyle bir
şey işte umutsuzluk. Gerisinden, ondan hiç söz etmeyelim.
Başlamışsak bitiremeyiz umutsuzluğu. Saat dört sularında
avizeden umutsuzlanırım ben, gece yarısına doğru da
yelpazeden umudumu keserim, tutukluların cigaralarından
umutsuzlanırım. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu.
Yüreği yoktur umutsuzluğun, el umutsuzlukta hep soluk
soluğa kalır, umutsuzlukta kalır öyle aynalar, bize asla ölüp
ölmediklerini söyleyemezler. Beni büyüleyen umutsuzluğu
gördüm ben. Yıldızların türkü söyledikleri vakit gökyüzünde
uçan bu mavi sineği seviyorum. Şaşılacak, o uzun dolu
tanelerine benzeyen umutsuzluğu, o kendini beğenmiş o öfke
küpü umutsuzluğu büyük çizgileriyle tanıyorum. Her gün
herkesler gibi kalkıyorum, kollarımı çiçekli bir kâğıda
uzatıyorum, hiçbir şeycikler hatırlamıyorum, ama hep
umutsuzluğun yardımıyla o geceden koparılmış güzelim
ağaçları görüyorum. Odanın havası davul tokmakları gibi
güzel. Zaman içinde zaman bu. Büyük çizgileriyle tanıyorum
umutsuzluğu. Bana bir sırık uzatan perdenin rüzgârı gibi o.
Böylesi bir umutsuzluk akla gelir mi! Yangın var! Ah yine
geliyorlar... İmdat! İşte merdivenlere düştüler... Ve o gazete
ilanları, o kanal boyunca ışıklı reklamlar. Kum yığını, git, pis
kum yığını! Büyük çizgileriyle önemli değil umutsuzluk. Bir
orman yapmaya giden angarya ağaçlar, bir gün daha yapmaya
giden bir yıldız angaryası, ömrümü uzatan bir angarya günleri
daha.

Çeviri: İlhan BERK
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: