Sunday, August 07, 2011

Deuss Ex Machina # 361 - Elämä

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_361_--_elämä (...se ei tule olemaan helppoa ilman vastarintaa)

01 Ağustos 2011 Pazartesi gecesi yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-ASC-Motionless (Auxiliary Transmissions)
>2<-ASC-Remnants (Auxiliary Transmissions)
>3<-Fracture & Neptune-Customtone (Feat. Martin Fieber) (Astrophonica)
>4<-Fracture & Neptune-Guava (Astrophonica)
>5<-Raiden-Triangle (Offkey)
>6<-Raiden-Brutalist (Offkey)
>7<-FD-Third Glance (Critical Recordings)
>8<-Spectrasoul-Alibi (Break Remix) (Critical Recordings)
>9<-Soulproof-Shelter (Fokuz Recordings)
>10<-Matt-U-Mosaic (Fokuz Recordings)
>11<-Total Science-Redlines (Feat. Riya) (Critical Recordings)

elämä (...se ei tule olemaan helppoa ilman vastarintaa)
(361)

Kesif koku; ne hava şartlarının bu kadar ivedi, alelacele bir biçimde bir aşağı bir yukarı zikzak çizmesinden, ne durmaksızın modernleşme gailesiyle başka bir münasebetsizliğin, ucubenin dikilmesi için doğanın katledilmesindeki alelacelecilikten, ne de sözümona algılanıyor, karşılığını buluyor beklentisiyle tahayyül ettirilmeye gayret edilenlerin biteviye üstüste dağ gibi yükselmesinden kaynaklanmaktadır. Anılan hiçbir faktör tek başına, yekten bu kadar yoğun bir çürümenin, giderek kurtlanmanın, her durumda giderek daha çekilmez hale dönüşen kokunun, burun düşürücülüğünü imgelemeye yetmeyecektir.

Fecaat çok daha derinlerdeki bir yerlerde kendi kimliğini ve dokusunu ve kokusunu enikonu iyice yükselterek duyumsatmaktadır. Ilgıt ılgıt. Tek bir kalıbın içerisinde otosansürün deyim yerindeyse olağanlaştırılıp hemen her şeyi pespembe gösterdiği bir coğrafyada, iş bu kesif kokunun varlığını idrak edebilmeyi anlamlı kılabilmeyi sağlayacak yegane şey törpülenemeycek, yolundan alıkonulamayacak doğrucu bir bakışıma, yılmaksızın sahip çıkmaktan, yanında durmaktan geçmektedir. Görünenlerin kıyısından dolaşmadan, bol kepçe paranoyalara, komplelere! kapılmadan, sözün kıymetini pahasını bi'defa da çarçur etmeden cankulağı, vicdan sahipliliği ile gösterilenlerin manasızlığını asıl yaşamakta olduklarımızın tezatlığını irdeleyerek, birbirilerine yakınlaştıracak, somutlaştıracak örnekleri layığıyla paylaşarak mümkün olacaktır.

Topyekün mecazi anlatımların, anlam katma çabalarının sözcükleri dönüp dolaştırıp ucundan kıyısından kısacık, satırlık bi'meramın orta yerinde imgeleyip de bahsini açmanın hallice yokuşa sürüldüğü ahir zamanımızda kesif koku bu dört bir tarafımızda inatçılıkla yaşatılmaya devam ettirilen, istrikrarlı bir şekilde sözü kifayetsizleştirip her ne olgu varsa da onu daraltılmış algı normlarında sınıflandırırarak, ayrıştırarak, parçalarına ayırarak önemsizleştirmeye gayret eden muktedir dilinin eserlerinden birisi olarak yükselmeye devam etmektedir. Yükseltilmeye çalışılan yegane şey sığlığın bambaşka tevatürleridir.

Ekilen fırtınaların bir sonraki dönemeçte karşı karşıya kalacağımız kesif kokunun müsebbibi olacağı bu kadar aşikarken hala olağan bir seyrüsefer dahilinde günü gün etmenin bir kazanımı da olmayacaktır. İş bu sayfanın sağında ve solunda okuyabileceğiniz nice örneklerini dikkate aldığımızda. Dikkatle göz gezdirdiğimizde. Kokuşmuşluğun tam da üzerine bina ettirilmeye gayret edilen her teşebbüs, her yazınsal, her çabalanım doğrudan veya dolaylı olarak ulaşılması beklentilerin sınırlarına terk edilmiş olan (sanki kendiliğinden o seviyeye ulaşabilecekmişiz gibi) o yeni ülke imgesinin aslında ne kadar sağlam olmayan, tekinsiz bir kökün üzerinde yükseltilmeye gayret edildiğini de ifşaa ediyor.

Her halükarda muktedirliğin getirileriyle, benzeşsiz hükümdarınız benim ben ne dersem o olur, yerine getirilir, makamını oluşturur, taşları yerine oturtur vs. gibi türlü çeşit çıkarsamalarıyla beraber iş bu karaşınlık halini tam da üzerinden geçmeye gayret ettiğimiz kokuşmakta olan sistem adı altındaki sâfi sistemsizliğin, kesif kokular yaymakta olan demokrasimizin, bir türlü tahsisi mümkün olmayan adalet tecellisinin hep aynı eşiklerde birbirleriyle örtüştürülü halde hemhal ettirildiğini, sonuçları başka baharlara terk edildiğini anlayabilmemize imkan sağlayan örneklerini ihtiva etmektedir.

Kokmakta olan aslında insanlığımızdan uzaklaşarak, muktedir partizanlığından bir şekilde pay almanın yollarını biatla arayanların, arsızlığı ele alıp yola koyulduğu trajedyalarını, çevirdikleri dolapları, üzerlerini çizmek için, bizden-onlardan yakıştırmalarını yapabilmek uğruna canhıraş bir çablanımla birbirlerini kollayıp durdukları, her durumda bizlerin yanisi sade vatandaşın değil makamların, mevkilerin, bolca indirilecek cukkaların öncelikli olduğu bir keside ulaştırır. Önümüze çıkartır.

İşte bu "gri güncelliğin" dahilinde, görmeye teşne olduklarımız yeterince aleni bir şekilde durup neler oluyor yahu demeyi gerektirirken hala polyannacılık oynayabilmek ise tamamen saflık olmayacak mıdır? Değil mi değerli okur? Elde edilen her fırsatta dönüştürmeye, kendi bakışımına benzetmeye, adlarını silmeye, izlerini kaybettirmeye, yollarını tekinsiz sarp patikalara, karanlığa çekmeye gayret edilen muhalifliğe karşı nelerin sahnelenebildiğini fark ettiğimizde bu kadar derin korkuların istikrarlı bir biçimde yaşatılmasının manidar çıkarsamalarının da olabileceğini usumuzdan çıkartmamalıyız.

Kokuşmuşluğun, burnumuzun direğini kıran o tanımlandırılamaycak irin yüklü keskinliğin her daim etrafımızda olduğunu çeşitli kerelerde yaşadıklarımızla ikrar etmeye devam ediyoruz. Muktedir he ne kadar istemese de bilinçlendikçe, kalıplara sokmaya, şunu bundan, onu berikinden, bu ayrıştırma seçeneğini diğerinden uzakta tutabilmek adına daha ne vavelyaların, uydur kaydır çirfekliklerin tezgahlanabileceğinin farkındalılığına ulaşıyoruz. Mütemadiyen, mütemadiyen... Rivayet olunanlar, her dönemeçte, her yüzleşme şansında, her dönüşümün eşiğinde yılmaksızın tekrarlarına doyulmayıp, ite kaka, döke saça, vura kıra hemen her durumda hizaya getirilebileceği sanılan; sorunlara yaklaşımın mesnetsizliğini, alelaceliliğini vurgulayan, açık eden bir tanımlandırmayı beraberinde getiriyor.

Sorunları öteleyebilmenin tek ve muktedirlikçe benimsenmiş olan en kolay yolu olarak hakir görüp, hakaret etme - şimdi sırası mıydı! yahu diyerek ayar çekme gayretlerinin topyekün bu mizansenin tamamlaycılarından olduğunun altını kalınca çizebiliriz. Çizmeliyiz. Yenilen pehlivanın, güreşe doymaması gibi minderin bir o yanında bir bu yanında tek bir seferden onlarca hamle, gerçekleştirmeye çalışıldığı bu karanlık, karaşınlık ve kasvet ile tıkabasa dolu güncelliğin içerisinde aklı nadasa mı terk etmiş durumdayız? Yorulmadık mı daha her fikriyatı temelinden, yolun başlangıcından hamle edemez kılmaya çabalayan bu sistemin tam da istediği rivayet ettikleri ile gerçekliğin bir noktada örtüşmesi ve kendisini mutlak doğrucu olarak ilan edebilmesinin yollarını açması düşündürücü değil midir? Ne kadar ekmek o kadar köfte demokrasinin ilericiliği!! nispeten bu kadar kolay çözümlenebilirken üstelik...

Kazın ayağının her ne kadar da öyle olmasa da elindeki imkanları (kolluk kuvveti, müdahil ve taraf olduğu yargısı, tahakküm ve dayatmalarını sergilemeye doyamadığı tek ses, tek fikir basını vs.) sonuna kadar zorlayarak bizahati düşün eksenini kaydırma çabası hepimizi daha da içinden çıkılmaz bir kuytunun derinlerine çekmektedir. Öylesi değil, böylesi denilerek düzlüğe çıkmanın önü alındıkça, tahrifatın dozajı daha da artacaktır. Artıp durmaktadır. Kolayca rotasından çıkartılan, tartışılır kılınmaktansa tabu haline dönüştürülen, üzerine yaklaşmayın sizi de çarpar uyaranları yerleştirilen, derinleştirilmesindense yüzeysellği ile geçiştirilmeye gayret edilen her ne varsa, her ne olgu, sorun söz konusuysa bu çıkarsamamıza dahil edilebilir. Ayrıntılı sorgulamalardan, soru sordurulabilirlikten uzaklaştırıldıkça ortaya çıkan/rtılan yekparelik bir uzlaşıyı, bütünleştirmeyi değil tam aksine, dayatmaların ne kadar yüksek bir seviyeye çekildiğini rahatlıkla tanımlandıracaktır.

Kendimizi avutmamız için gösterişli vavelyaların tertip edildiği, durmaksızın içeriği boşaltılarak koflaştırılan demeçlerini, yaparız, ederiz, hallederizciliğin tam gaz sürdürüldüğü yerküre cehenneminde, sıra hangimize geldiğinde işin tersliğine ayılacaktır. Nicesinde yeter artık! demek, diyebilmek bu kadar da kolayken, bakla ağzımızın ucunda artık yer etmişken, üç maymunluğa talim edilecektir. Bir şekilde riayet gösterilecektir. Şehre bir gün bir filmin gelip de gülümsenmesi komutuyla kahkahanın basılmasının oluşturduğu bulanıklığın içinde daha ne kadar birbirlerimize ettiğimiz fenalıkların farkındalılığına ulaşacağız. Topeykün perde demeden hemen önce.

Neticeye bağlarsak, konumlandırma ve biçimlendirmelerde empatinin yerini kinlenmeye, anlamaya çalışmanın yerini tın tın teneke dinliyorum ben sizi - siz müdür bu buna konuşunlara bırakıldıkça, sahne terk edildikçe, kaçak güreşildikçe; dar bakışıma kapı ortak çabalanımlarla beraber aralık bırakıldıkça ne günümüz, ne yarınımız bugünkünden çok daha farklı olmayacaktır. Ağrılarımız capcanlı, endişelerimiz dipdiri, tahayyüllerimizin ötesindeki zıvanadan çıkmış olan tahakkümlerin boyunduruğunda çırpınışlarımız her durumda baki kalacaktır. Yükümüz olmaya devam edecektir. Yüklendiğimiz meşakkatli sorunlar hep bu darlık içerisinde, ıssız patikalarda iyice sessizleştirilen, izole edilen birer çığlık haline dönüştürülecektir. Sesi bir şekilde bastırılan, baskı altına alınan, duyumsatılmayan, varlığı kıstırılan, merhem olunacağına tam tersi muktedir zehrini oldukça hızlı bir biçimde bünyeye nüfuz ettirmeyi amaçlayan iş bu münasebetsiz sistem nöbetçiliğinin, statükonun, vesayetin, baskıcı dayatımların vs. nin boyunduruğunun karşısında tek seçeneğimiz bugünkünden fazla direnişi tesis edebilmekten, makul olanın aslında ne olduğunu yılmadan anlatmaktan geçmektedir.

Onlar he ne kadar masal masal matitas diyerek kendilerini soyutladıklarını, ucunun kendilerine dokunmayacağını düşünse de... her ne kadar yaklaşmakta olan krizlerin, yaşam hakkının asgari limitlerini iyice alt seviyelere çeken, insanlığı yerlerde sürükleyen bir dönüm noktasına ulaşılıyorken istikrarlı bir biçimde bu kör oyunu sürdürmeye gayret etseler de... her ne kadar yayılan kokunun tahammül fersah bir biçimde dört bir yanı kaplamışken hala tertemiz, pirupak olduğumuz önermesinden inatla hala ekmek çıkacağından medeti kesmeyerek, hala yutturulabileceği sanılsa da... her ne kadar iyice yalapşap, olması gerekenin çoook uzağında bir noktada milli birlik ve beraberlik tesisinde sözümona gayretlerin ironik hallerini türlü şekilde devam ettirilse de... hala insanı insana kırdırabilmek adına elde kalan ne kadar hinlik varsa topluca sergilenmeye doyulmamasına karşın... Dizboyu sorun öbeğini aşabilmek bu bağışıklık kazandırılmaya gayret edilen kokuşmuşluktan uzaklaşabilmek için... kısa meramın sınırlarındakiler en azından düşünmeye değmez mi? 3-2-1....


>>>>>Bildirgeç
"Aslolan Devlettir" - Akın OLGUN*

“Ben polisim, ben polisim ulan” diyerek vatandaşı döve döve hastanelik eden bir polise dair haber, hepimize gücün kimde olduğunu vatandaşa hatırlatan resmi davranış biçimini hatırlatıyor. Devleti yaratan ideoloji aynı zamanda onun yaratıcısıdır da.
Her şeyin ve herkesin üstünde “Aslolan devlettir” kavramı, eti de benim kemiği de benim diyerek, bireyin hak ve özgürlüklerini istediği gibi gasp etmeyi, cezalandırmayı kendisinin kendisine sunduğu bir kutsiyet sayıyor.
Vatandaşın devlet karşısında terbiyeli olması gerektiğini “tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” kavramıyla çimentolayan bu anlayış, yukarıdan halkın üstüne bunu boca ederek yıllar yılı şiddetini uyguluyor ve onu kolluyor.
“Ben polisim ulan” sözünün bir üst başlığını bu yanıyla “ben devletim” olarak belirlemek daha doğrudur. Gücü güçsüz olanın üzerinde uygulamak ahlaksızlığını hoş gören “devleti hissedecekler” tepelemesi ile tavan yapan güdünün en alta geri dönüşümünün ruh hali bu.
Demokrasiyi kullandırma hakkını kendinde saklı tutan, vatandaşa ne kadar özgürlük verilip ne kadarının geri alınacağına yine kendisi karar veren, hak ve özgürlük talebi karşısında düzenli ordu taktikleri belirleyen ucubeliği hala yaşıyoruz.
Oysa demokrasi hak ve özgürlükler mücadelesinin yarattığı bir kültür birikimidir. Bunu anlayabilmek için o kültürün ya içinden gelmek, ya da o kültürden beslenmek gerekir. Bu kültürden yoksunluk demokrasiyi alınır satılır bir mal olarak görür ve asla onun değerini anlamaz ve mücadele denince terör, hak ve özgürlükler denilince bölücülük aklına gelir.
“Bu Ermeniler de çok oluyor” diye başlayan cümlelerle, azınlıkların, devletin sindirim sistemini oluşturan tehditler, kovuşturmalar, işkenceler, provokasyonlar ve cinayetlerle nasıl “sözde” haline getirilişine tanıklık ettik.
Hrant Dink bu “sözde”leştirmenin en son kurbanı oldu. Cinayetin arkasında bulunanlar asla ortaya çıkarılmadı. İstihbaratı, emniyeti, jandarması kırk takla atıp işin içinde olan parmaklarını insanların gözlerine soka soka devlet pişkinliğinde sırıttılar.
Devletin yaptığına dair genel kabul içerisinde vicdanlar eritildi yeniden. “Devlet yapmıştır” genel kabulü ne tuhaftır ki arkasına bakmayan, sorgulamayan, takip etmeyen, sorumluları irdelemeyen bir rehavete dönüşüyor. En can acıtıcı durum da bu oluyor.
Aynı devlet Kürtlere sesleniyor bu sefer. Daha yüksek bir perdeden konuşuyor. Linç kampanyaları polis eşliğinde kontrollü bir nefret panayırına dönüşüyor. Mağdur olanlar tutuklanıyor, mağdur edenler arka kapıdan salıveriliyor. Sokaklarda başlayan Kürt avı sanki çok normalmiş gibi yansıyor basınımıza. “Bu Kürtler de çok oldu” vurgusu devletin en üst makamından, köşedeki yazarına kadar dillendiriliyor. “Hassas” dönem çığırtkanlığı ile Kürtlere kendi dillerinde konuşmamaları, şarkı söylememeleri hatta mümkünse ağızlarını açmamaları salık veriliyor. Yeni dönem savaş konseptinin uğultusu yayılıyor ortaya.
Bu uğultu medya içerisinde de örgütleniyor haliyle.
Saksıda yetişmiş yeni gazeteci tipleri, bu durumu dile getirenleri PKK’li ilan ediyor mesela. Yazılar döşeniyorlar iri cümlelerle. Ortalıkta kalan birkaç muhalif gazeteciye gözlerine dikerek kolektif kötülüğü örgütlüyorlar. Nedim ve Ahmet Şık için “Biliyorum teyit ettirdim güvenilir kaynaklardan. Ergenekoncu faaliyetlerin içerisindelermiş” derken polise ve istihbarat birimlerine gönüllü ajanlık yapmanın ve onların mutfağında pişirilenleri kamuoyuna sunarak siyasi lince ortak olmanın hazzını yaşayanlar, bunu bir gazetecilik başarısı olarak kişisel tarihlerine not düşmeyi de ihmal etmiyorlar.
Bir zamanlar eleştirdikleri ile nasıl hızla benzeştiklerine ve aslında mayalarının da aynı olduğuna tanıklık ediyoruz. Yeni medya düzeni son halini almak üzere. Yeni dönemin bibloları eskileriyle yer değiştirerek hızla devir teslim yapıyorlar. Kimin PKK’li kimin halk düşmanı, kimin demokrat, kimin Ergenekoncu kimin diktatör destekçisi olup olmadığına artık onlar karar verecek, yargılayacak ve fişleyecekler. Kanal kanal gezdirilecek “maden”ler onlar. Onun için bulmak zor değil. Birçoğu zaten sıraya girmiş gözüküyor.
“Ben polisim ulan” diyenin şiddeti ile medyada onu bunu hedef gösterenler arasında özde hiçbir fark yok. Yaratıcıları aynı çünkü. Gücünü bir başkasının üzerinden tescillemeye çalışanların ürettiği dil hepimizi tehdit etmeye devam edecek, bu çok açık.
Herkesin iktidarın duruş biçimine göre çeki düzen vermesi gerektiği duygusu zaten korkunç şekilde kimi zaman alttan alta, kimi zaman açıkca dile getiriliyor. Ordunun üst kademesinde yaşanan değişimleri bile demokrasi mücadelesinin bir sonucu sanan ahmaklık bir illüzyon içerisinde sunuluyor. Devletin yeniden yapılandırılıp daha mobilize hale getirilmesini pudralayanlar, şiddetin değişmediğini, aksine daha da yükselerek yaşamımızın her alanına nüfuz edeceğini görmemekte ısrar ediyorlar.
Kürtlere karşı geliştirilen savaşın çapı sadece Kürtlerle kalmayacak. Hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten, bu işin kenarından ucundan tutan herkesi kapsayarak genişleyecek.
Cezaevlerine TUFAN operasyonu adı altında müdahale ederek insanları diri diri yakan ve bu duruma tanıklık etmiş askerlerin açıklamaları gösteriyor ki devleti yönetenlerin kendi suç makineleriyle bir sorunu yok.
Ayhan Çarkın’ın itiraflarının hiçbir karşılığının olmadığını, bir delinin zırvaları şeklinde üstünün kapatılması, gerçek suçluların nasıl korunduğu ve iktidarın hiç de bunlarla ilgilenmediğini gösteriyor. İlgilenemez çünkü o cinayetlerin sorumlularının bir kısmı ya kendi hükümetlerinde bakanlık yaptı (Bakınız Abdülkadir Aksu'ya da halen bakanlık yapıyor (bakınız Cemil Çiçek, Hayati Yazıcı)
Çiller döneminin danışman kadrosunda yer alan ve “Devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” sözünün yaratıcısı gazeteciler yandaş kadrodan akıl vermeye ve demokrasi üzerine ahkâm kesmeye devam ediyorlar. (Bakınız Türköne)
Gerillaların üzerinde kimyasal silah kullanan ve adı kimyasal Necdet olarak anılan Jandarma Genel Komutanı Genelkurmay başkanı oldu (bakınız Necdet Özel)
İşte bu nedenle iktidardan demokrasi beklemek, ha geldi gelecek hayali ile kış uykusuna yatmak zaten başlı başına sorunlu bir yaklaşımdır. Sokakta hak ve özgürlük talebini dile getirenleri Ergenekoncu, bilmem neci diyerek yaftalayan, mahkemelerde süründüren, cezaevlerine dolduran, binlerce yıla varan cezalarla ve polis senaryoları ile yargılayan ve açıkça tehdit eden anlayış demokrasi üretemez aksine onu kendi siyasal taktikleri için bir araç olarak kullanır. Tüm bu yaşananların üzerine geliştirilen dil demokrasiye ait değildir. Tarihin çöplüğünde bu dilin ürettiği çok şeyi bulabilirsiniz.

* Kısa yoldan sözcüklerle örüntülemeye gayret ettiğimiz düz mantığın, düz tabanlığın, dar kapsamlılığın ötesinde bir şeylerin ortaya dökülebilmesidir. Kimilerine fazlaca karışık, alacalı bulacalı gelen iş bu meram sahanlığının derlemeye gayret ettiklerine paralel bir okuma olarak 7 Ağustos 2011 tarihli Birgün Gazetesi'nde Akın OLGUN imzasıyla yayınlanan "Aslolan Devlettir" başlıklı makaleyi; kurumun ve yazarın anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
'Aslolan Devlettir' - Akın OLGUN - Birgün
Polisten Al Haberi!.. - Alınteri
Asmalı Mı Kasmalı Mı? - Kaan SEZYUM - Radikal
KCK Davası, Türk Devleti ve AKP Hükümetinin Gerçek Kimliğidir - Hüseyin ALİ - Özgür Gündem
Demokrasi Nasıl Oluyor - Yücel SARPDERE - Evrensel
Tutuklu Gazete'nin Tüm Yazıları - Başka Haber
utandım - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
’91 de Neyse Bugün de O! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Dink Cinayetinde Bir “Alışılmış” Şok Daha - Koray Doğan URBARLI - Jiyan
İkinci Utanç Savunması - Funda TOSUN - Agos - Nor Zartonk
Yağma Hasan'ın Böreğini Kim Yiyor? - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Bianet
Hey Allah’ım, Verdikçe Veriyorsun! - N.CEMAL - Sol Defter
Ya Sokağın Özgürlüğü Sivilleşmeye Dahil Mi? - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Sokağı Özgür Bırak! - Can DÜNDAR - Milliyet
Kentsel Dönüşüm ve Kümbet Sakinleri - Selma KARA - BiaMag
'Eğiticinin Kendisinin Eğitilmesi Gerektiğini...' - Bülent SOMAY - Radikal
Karadeniz’e Gözdağı - Ömer ŞAN - Birgün
Hopa Hedef Olmaya Devam Ediyor - Emek Dünyası
Savcının Dilşat Aktaş Kararı Zaten Hazır Mıydı? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Karadeniz Gençliği HES'lere Karşı Dikili'de Buluşuyor - Atılım
'Atom' Akkuyu'dan Yükselmeyecek! - İrem ÖZTÜRK - Başka Haber
Derelerimize Kelepçe Vuramayacaksınız - Taylan KAYA - Sendika.org
Dersim Dört Dağ İçinde - Alınteri
Çatışmalı Süreç Doğayı ve Zihinleri Tahrip Ediyor - Murat IŞIK - Özgür Gündem
Yargısız Zulüm: Bugün O’nun Bedeni Yarın Senin - Suzan OKAR - Jiyan
"Devlet, Kimyasal Silah Kullandıysa Açıklamalı" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Kayıp Yakınları: Kimyasal Silah Kullanımı İlk Değil - ANF
Katliamın Apoletleri - Zeynep KURAY - Birgün
"Gerçekler Bizi Haklı Çıkarıyor" - Bianet
Ölü Çocuktan Al Haberi - Umur TALU - Habertürk
Uğur Kaymaz'ı Anan 4 Öğretmen Tutuklandı - Alınteri
Baran'ı Öldüren Cisim RDX ve A5! - ANF
Taşların İdeolojisi - Mesut ONATLI - Radikal 2
Ölüler ve 'Şehitler' - Serhad ÖZGÜR - Atılım
Kırkbin Şehit Yetmedi Mi? - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Abdullah Levent TÜZEL: Barış Dışarıdan Dayatılamaz - Mehmet ÖZER - Evrensel
Nuray Mert: Yeni Anayasada Kürt Siyasal Temsiline Alan Açılmalı - Kenan KIRKAYA - Diha / Jiyan
Yine ‘Türk Sorunu’ - Nuray MERT - Milliyet
Türkler İçin Türkî Bir Model - Hamza AKTAN - Başka Haber
Aysel TUĞLUK: Arınç Çay İçip Oturmadığımızı Görecek - ANF
Açıklıyorum: DSİP Ergenekoncudur! - Ali ŞİMŞEK - Birgün
Kültür ve Direniş - Erkan KÜÇÜK - Özgür Gündem
Marksistler ve Müritler - Evrensel Günlük
Türk ve Solcu Olmanın Dayanılmaz Hafifliği - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Kıdem Tazminatı Lafazanları Neyi Gizliyorlar? - Adil YAŞAR - Atılım
“İleri Demokrasi” ve Sendika Kapatmaca - Aziz ÇELİK - Sol Defter
Nefret Söyleminin Nefret Suçuna Evrilmesi - Mutlu BİNARK - Tuğrul ÇOMU - BiaMag


ASC Official
ASC Artist Page via Facebook
ASC Free Music Archive via Official Site
Fracture & Neptune At Myspace
Fracture & Neptune - A Decade Of Fracture and Neptune Informative via This Is Reprise
Fracture & Neptune / Astrophonica
Raiden At Twitter
Raiden - Beton Armé Album Critic By Tom ROOT via Everyday Junglist
Raiden: Old Skool Rave Mix & Interview By Paul RESET via Phuturelabs
FD At Myspace
FD At Soundcloud
Spectrasoul Artist Page via Facebook
Spectrasoul At Myspace
Critical Recordings Official
Soulproof Official
Soulproof At Last.FM
Matt-U At Myspace
Matt-U At Google+
Fokuz Recordings Official Page via Myspace
Total Science At Myspace
The Essential... Total Science via Knowledge Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo - Promo Pool: misak@dinamo[dot]fm - Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Born Of And Into Light - Bill AYTON
Bill AYTON's Flickr Page

>>>>>Poemé
Kan Atlası - Nilgün MARMARA

Emel'e
"Ben babamın yuvarladığı
çığın altında kaldım."



Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk
her gün her gece eğer adasında,
Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar
sarmış bedenini çığlıklarken bunu
su içinde...

Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında
uçar adımları.
Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu
İçinden karanlık, tekrar ve ilenç
sızdıran hayret taşında.
Soruyor hatırasında, "sırtımda ve
sırtında gezinen bu ürperti kim,
bir damla süt yerine bu ağu kim?"
ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara
-boy atmış da salgıları,
cücelmiş sezgileri-
bir yanılgı rehavetinde debelenenlere...


Ey, yüzleri
bir babakuş gölgesine
çakılmış olanlar,
Üzgün adım, ileri marş!

Aralık, 86

Kaynakça: Gamlı Baykuş

No comments: