Sunday, October 02, 2011

Deuss Ex Machina # 368 - ei mürk inimkond ei rööviks meie tulevik

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_368_--_ei mürk inimkond ei rööviks meie tulevik

26 Eylül 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Mikail Aslan & Akunq Ensemble-Bağınların Kapısı (Kalan Müzik)
>2<-Mikail Aslan & Akunq Ensemble-Seni Götürmeye Geldik (Kalan Müzik)
>3<-Âşık Nesimi Çimen-Dur Diyorlar Bana (Anthologie De La Musique Des Peuples)
>4<-Âşık Nesimi Çimen-Bende Şu Dünyaya Geldim Geleli (Anthologie De La Musique Des Peuples)
>5<-Aram Tigran-Gele Kurd (Kom Müzik)
>6<-Aram Tigran-Penaber (Kom Müzik)
>7<-Kardeş Türküler & Arto Tunçboyacıyan-Haydo (Kalan Müzik)
>8<-Kardeş Türküler & Arto Tunçboyacıyan-Yoyo (Kalan Müzik)
>9<-Asefa-Zohara (Bending Ear)
>10<-Asefa-Allah Hu Echad (Bending Ear)
>11<-David Solid Gould vs. Bill Laswell-Next Dub In Jerusalem (Tzadik)
>12<-David Solid Gould vs. Bill Laswell-Divine Dub (Tzadik)

ei mürk inimkond ei rööviks meie tulevik 
(368)

Meram etkileyici, etkileşimli çıkarsamaları beraberinde okurun dimağında canlandırmayı amaçlayan, düşündürücü olduğu kadar da nerelerde hata yapıyoruz sualinin yanıtını aramaya gayretkeş olan bir deneyim, çabalanım toplamından ibarettir. Mümkün olanın en kısası budur eğer ki bir tanımlamaya girişmek lazım gelmekteyse, bugünün şartlarında. Neyin kimi, nasılın kimliği, nedenin yakası bağrı açılmamış tabulara tam onikiden hedef alınarak çözüm yollarına ulaşılmaya çalışıldığı bir dizilimin karşılığıdır meram. Anlatmaktan hep kaçınıldıkça, söze bir şekil sahip çıkmaktansa vurdulu kırdılı bol gümbürtülü alanda kalmaya devam diyenlerin çoğulcuğunda alternatif olanı arşınlayabilmek, bir noktadan; tek ve/veya ip gibi dizilmiş kelimelerin donatılmasından çok gerçekçil olanın peşinde koşa durmaktır.

Koşturmaktır. Düşe kalka, düştüğünü bilerek ama bir an sonra kalkacağını da dimağından esirgemeyerek anın tüm yıpratıcılığı, çoktan kararlarını vermiş olanların tahayyüllerinin sınırlandırılmışlığını öngörerek, bilenerek değil yontularak, alınan dersin, edinilen imgelemlerin sonucunda bizleri nereye evirdiğine de dikkat kesilerek bir yolun tutturulmasıdır. Biriktirmeye gayret ettiğimiz yolun hep ötesinde, berisinde bıraktırılmış olanın aslında sözleri olan, sözcükler arasında bir fırsat tanınsa nelerin olduğunu dile getirecek olanın yansıtıcısı olduğuna biat etmekten geçen bir süreç toplamıdır. Toparlamasıdır.

Eğrinin eğri olduğunu daha en başından bilerek, başına getirilenlerin, bir şekilde reva görülenlerin hep bir korunaklı saha yaratımının karşılığı, atmaya çabaladığı adımlamaların daim olduğu üzere kırmızı çizgilerin sabitliklerini işaretlediğini usundan çıkartmayanların anlamlandıracağı bir çıkarsamaya doğru meyil ettirmektir. Meramın amacı budur. Körlüğün aleleade, lal kalmanın usülden, biat etmenin ise neredeyse şeref olarak tanımlandırıldığı bu kakafonik evrenin gündeminde hiç yoksunup kenara çekilmeden, pusturulmadan, susturulmadan kelimelerin gücüne olan inancı canlı tutabilmektir amacımız. Amaçladığımız. Yoksunarak, sessizliğe gömülü kalınarak kaybetmeye mahkum kılındığımız sonucu üstüne daha fazla düşünerek bundan sonrasını kurtarabilmeyi, en azından yarına daha umutla bakabilmeyi arşınlayabilmenin karşılığına oturtmaya çalıştığımızdır meram.

Çatının kendisi ne kadar yolundan engelle şununla bununla çıkartılmaya çalışılsa da aslolanın insanın içerisinde taşıdığı mücadele erkinin kıvılcımını hiç söndürmemekten geçtiğine olan inançtır belki bu kadim sahanlıklar içerisinde, kelimelerle anlatmaktan asla kaçınmadığımız. Her ne kadar yabanıl ve yabancı kalsa da, zirvelerin değil az aşağısında olan bitenlerin az aşağısında kadrajın köşesine sabitlenmişlerin hayatlarının dönüştürülmesi çabasında nelerin üzerinin çizmekten gocunulmadığını dökümleyebilmektir buradaki amaçlanan. İş bu satıhda görünür kıldırılmaya gayretkeş olunan.

Sırasını savanın bir sonraki sefere kadar; kış uykusuna çekildiği ahir zamanımızda artık bir sonraki safhanın gelebileceğinin bile şüpheli olduğunu belleyerek yola çıkabilmenin, çıkılan yolun zorunluluğu, zorluğunu bilerek adımlayabilmenin gerekliliğini duyurabilmek her şeyden önce lazımızdır. Kendi içimize, kendimize karşı. Başkalarının salyalarını akıta akıta, hedeflerini şiddet sarmalına meyyalim var diyerek şirinleştirme gayretlerine rağmen aslolanın insanın özündeki anlamlandırabilme, anlayabilme ve tüm yıpratanlara karşı empati kurabilmekten geçtiğini bir kere daha yad ettirebilmektir tıpkı masalların kendisinde olduğu gibi.

İnanmaktan çekinmediğimiz, dilimize düşürmekten gocunmadığımızı birilerinin hedefleri, hedeflemeleri doğrultusunda kısılmış, kıstırılmış ama nedense aynı oyunun başka bir isimle sergilenmesi karşısında gösterdikleri anlayışı bilerek yılmadan o adı anılmayanların sözcülüğünü sürdürebilmektir. Pusun kapsamı arttırıldıkça nefessizliğin daimi kılınacağı dahası birbirimize karşı oyun oynamaya devam ettirileceğimizi bilerek nereye ilerleyebileceğimizi kestirmek için müneccim olmaya gerek yoktur. Nasıl bir havayı solumak zorunda bıraktırıldığımız, nasıl bir şartlanmışlık diziliminde anaakım içerisinde sesi duyurulmayacak olarak bellendiğimiz çoktandır ifşa edilmişken, hala edilmekteyken vijdann kuaförlüğü gibi garabetlikle arasını hiç soğutmayan abuk subuk tanımlandırmalardan uzak kalarak doğrunun ne olduğunu yansıtmak, yansıtabilmek kalemşörlükten, köşe kadılığından daha evladır. Daha mühimdir.

Güdümlü yandaşlığın her pundunu buldu mu samimiyetin içini boşaltıp, irin dolu cümlelerini kusmaya doyamayanların anlamayacakları, anlamlandıramayacakları şeyler için bir mücadele sahasının en doğrucul yoludur meram. Derde neler teşne olmakta, neler manidar bir biçimde yarınlarımızın önüne set çekmekte bunu anlamlandırabilmek için kolaycıl olanı değil daimi bir biçimde arşınlayarak, belki de tırnaklarlarımızla kazıyarak anlatılmayanların doğrusunu bulabilmek için kaşifliktir meram sathının ezcümlesi. Öztürkçesi. Koşullar dayatarak, olur olmadık kurallar icat ederek, dünün hatalarını tekrarlamaktan sakınmayarak ama bütün bunları yapmakta bir beis görmeksizin ileri demokrasi içerisinde yaşadığımız savını sürdürebilmenin trajikomikliğini sizlerin takdirlerine bırakıyoruz.

Keskinleştirilmiş, olağanlığından ayrıştırılmış, vicdanı pare pare eyleyen gündelik dil ve onun yareni olan sözcülerinin tahakkümlerinin sunageldiği "tekil" düşünceden ırakta kalabilmek, anın sunamadıklarını hayallerde canlı tutabilmek için dayandığımız, zihinlerimize kazıdığımız bir yapıdır masallar. Yapısı dönüştürüldükçe, belleğe dahil edildikçe her bir kelamın kendisi anın dayatımları içerisinde yankılanmayanları işitilir kılan. Dilden dile aktarılarak, dönüştürülerek, meramın özünde yatmakta olan hakikati görebilmeyi mümkün kılan; masallar. Sadede gelmeyi bir şekilde başaramayan, günün sığlığının veçheleri arasında adları anılmayanları, gösterilmeyenleri, makus kadersizliğimiz olarak resmedilmiş hapsedilenleri anlamlandırabilmeyi mümkün kılan masallar.

Eleştirel tahayyülü çoktan ılga edenlerin tutundukları gerçekliklerinin içerisinde, kendilerine, toplumlarına, o toplumun önceliklerinin esasen ne olduğunu, neler olduğunu net bir şekilde dökümleyen, işleyen bir aracıdır masallar. Görmek istemeseler de, işlerine gelmese de... Günümüzün yığıntılanan görsel kodlarında, işitsel algı kanallarında sözümona aracılık eylenen olguların, kelime dizilimlerinin üzerindeki "manipülasyonun" derecelerini de, şiddet ve etkisini de çözümlendirebilen masallar.

Sus pus kalındıkça, mütemadiyen teslim bayrağı göndere çekildikçe, çamur sıçramadıktan sonra, ucu yaraya değmediği müddetçe anlamlandırma çabasına hiiiç girilmeyecek dar koyaklara, dar kapsamlara teslimiyetin karşısında dilimize dolamaya çabaladığımız masallar. Yarım yamalak değil günahı sevabıyla, neyse onun resmedilmesine, anlamlandırılmasına yol vererek gerçekliğini yıllar geçtikten sonra bile bir kere daha kanıtlayan masallar. Unutmamak adına, unutturulup da belleğimizden derdest edilmişlerin yanındaki küçücük bir tiyonun, esin, imgenin bile önemli bir okumayı beraberinde sunduğu, gözümüzün önüne serdiğine sebat ettiğimiz masallar.

Yalansız, dolansız, amasız, fakatsız, pundunu buldu mu yere sermek için elde sopa, dilde hile hurda ile "bekçisiz" bir dünyanın varlığını yad ettiren, oldurulabilirliğini canlı tutan masallar. Kolaylaştırılmayıp aksine daha dik yokuşlara, daha zor şartlara evrilerek, yönlendirilerek, dayatılarak oluşturulan, bina edilen olayların gerçekliği ile hayallerdeki sunumlandırılanların birbirilerine örüntülendiği, kesiştirildiği bir alanı ortaya çıkartır dikkatle okunan masallar. Dikkate alınan masallar. Yad edip anı kategorisine sokmadan bugünün hengamesinde, 'ana gündem' maddeleri arasına bir türlü dahil edilmeyenleri işitilir / anlaşılır kılan masallar iş bugünü daha net bir biçimde çözümlemeyi kolaylaştırmaktadır. (deja vû)

Şeffaflaştırmaktadır yalansız dolansız. Doğasının fonksiyon ve verimliliğinin daimiliğinden başkasını istemeyenlerin, parayla her yeri satın alabileceklerine inananlarca alenen, göstere göstere talan edilmesine sebebiyet veren heslere karşı mücadelesini bu düzeyde okumak mümkündür. Korunaklılığı, devamlılığı bir şekilde geçmişten edinilip geleceğe teslim edilecek bir emaneti koruyup kollamanın neresi eğridir. Neresi yalandır. Hala bir hakikat emaresi aramaya çalışma mücadele edenleri yalnız koymak dışlamak neye delalettir.

Hopa, Gerze, Bağbaşı, Tortum vd. kısacası hes felaketinin gazabına terk edilecek diyarların tümünde yaşamı savunmak için daha nelerin insanların başlarına reva görülmesi gereklidir. Tam anlamıyla bir uyanış, yıkımın fecaatini önleyebilmek için bir şans. Şimdi sorgulama zamanı değilse ne zamandır. Oldu bittilere denk getirilerek, demokratik bir hak olarak tanzim edilmiş sorgulama serbestisinin, kural koyucuların, seçilmişlerin her yaptıklarına, ettiklerine gık denilmeden olurlarına karşı durabilmeyi canlandıran bir okuma da söz konusudur. Eğitim hakkı savunuşunu en ağır terörist hareketlerle beraber tutarak, dengelemeye gayret eden kapsamsızlığın, muktedir dilinin sığınageldiklerinin ne menem şeyler olduğunu da iliştirir. Bir em kabilinden bedelsiz eğitim hakkının dillendirilmesinin neresi terslik ihtiva etmektedir.

Kolaylıkla insanın ömründen ömür gasp etmek için (15 yıl talep edilmektedir Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz için) bir neden teşkil ededuran böylesi bir çıkarsamayı, korkuyu yükseltmek neye delalettir. Başka diyarlarda söz latiftir, şıktır bizde lal kalmak, süresiz biat etmek esastır disturunu örnekleyendir, ironik bir biçimde can sıkıcı hallerde. Mücadele kolay tahsis edilmez de her mücadele algı, kavramı için aynı ideolojik yaklaşımlar bakışımının ne derece körleştirici olduğunu canlandırmak, biçimlendirmek sığınadurduğumuz masalların henüz bozulmamış yamaçlarında türlü gerçeklikleri fark edebilmeyi söz konusu kılar. Kılmaktadır.

Yerleşke düzenlemesi, çevresel değişim, kentsel dönüşüm ile adlandırılan, taltif edilen, alkışlanan projelerin nasıl dokuyu ve özü tahrip ettiğini bu katmanda ilave edebiliriz. Yer, yurt kavramlarını hoyratça sendeleterek, sarsarak, yıkılan her bir binayı, sahayı, alanı gökdelenlere, modern zamanlar ucubelerine teslim edildikçe, el birliğiyle zapt edildikçe soluk almak imkansız, bizi biz yapan değer ve unsurları, tek kelamla insanları korumak "don kişotluk" olarak belirginleştirilmeye yol açılacaktır. Zemin sağlanacaktır. Müze camekanlarının tam arkasına saklanan, ah vah ne değerli yaşayışlarımız varmış da bizler kıymeti harbiyesini bilmemişiz okumasının nasıl da gönülsüz, ikircikli bir çıkış olduğu ortaya çıkacaktır.

İş işten geçtikten sonra ahir zamanın yalancı dolmacılığı, janjanlı vicdan kumkumalığının, sözümona kapsayıcılığının tam bu kadar koftiden olduğu belirginleşir. Masallar, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Serap Eser, Metin Lokumcu, Berna Yılmaz, Ferhat Tüzer, İsmail Beşikçi, Nedim Şener, Ahmet Şık, Hrant Dink, Uğur Mumcu adlarını bu satırlara sığdırmaya gayretli olduğumuzda maalesef sonu gelmeyecek, vicdanları sızlatan isimlerin hemen hepsinin, bir şekilde bizlere anlatmaya çalıştıklarının hakikatliliğinin dosdoğruculuğunun, kardeşliğin, en önemlisi de insana layık yaşamanın gereklerini muktedirliğin yerine getirmesinin, demokratikleşmenin salt belirli zümrelere için değil herkes için eşit mesafede, eşit şekilde ulaşılabilecek, pay edilebilecek bir olgu olduğu gerçekliğini işaretleyen birer savunuşu tanımlandırmaktadır.

Koruma kalkanları devamlı havada asılı kalan, eleştiriye tahammülsüz, sağırlaştıkça daha da fenasına teşne olmaya ant içmiş çatal dillerin, yürekleri çoktan şeytanca teslim alınmış, bizahati taş kesmiş muktedirliğin unutturmaya gayret ettiği "Anadolu" varsıllığı, kapsayıcılığının, izdüşümünün aslında ne olduğu konusunu çok yalın bir biçimde sunagelmektedir. Anlamlandırmak için çaba sarf etmesini bilene, defaatle yıldırma sürecine sokulsa da bir gün bu topraklarda da özlenen "özgür" güneşin doğuşuna tanıklık edebilmeyi umut edenlerin belleğinde...capcanlı... 

>>>>>Bildirgeç
Gurur ve Utanç - Karin KARAKAŞLI*

Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu siyasetinin yükselen yıldızı olarak arkasına aldığı Arap Baharı, ne yazık ki Türkiye içerisinde geçerli bir mevsim değil ve bu yaman çelişki giderek daha acıklı bir hâl alıyor. Düşünsenize bir yanda İsrail’i Filistin’in tanınmasından Gazze ablukasının kaldırılmasına ve Mavi Marmara için özüre kadar en tüy dikici konularda köşeye sıkıştırıyor, Amerika nezdinde uluslararası çapta bir siyasi hesaplaşma yürütüyor, beri yanda içeride Kürt sorununda yine kandan öte çözüm bilemiyorsunuz. Bir yanda rejim muhalifliği ile Suriye’nin, şu yükselen değer halinizle İran’ın sinirini zıplatıyor, dikta rejimlerine had bildiriyor, içeride ise hep o bildik bombalarla sarsılıyorsunuz. Dışardaki gururlu duruşa tekabül eden girişim cesareti, farklıyı deneme hedefi içeride yok. Bundan sebep, dışarda gurura karşı içerisi hep ve hâlâ utanç yeri.

Yüzüne bakamamak

“19 Ocak 2007’nin üzerinden 4 yıl 8 ay geçti. Yasal yönden bizim önümüze iddianame kondu. Bugün geldiğimiz noktada 20 küsur rapor hazırlandı ve en son Başbakanlık Teftiş Kurulu raporu mahkemeye gönderildi. Gereği yerine getirilsin diye maalesef mahkeme bunu da yapmadı. Şimdi geldiğimiz noktada, bizim bu karara ortak olmamız isteniyor. Başbakanın dediği gibi ‘bu şarkı burada bitmez’, bizim için bu dava burada bitmez. Daha kısa bir şey de söyleyeceğim, biz bırakın başkalarının yüzüne bakmayı, kendi ailemizde birbirimizin yüzüne bakamıyoruz. Gerçek katilleri bulamadıkça da biz birbirimizin yüzüne bakamayacağız... Bin sorudan biri bile cevaplanmadan bitirilen bir dava. Biz, bin sorudan vazgeçtik, tek bir sorunun cevabını istiyoruz. Gerçek katilleri kimler koruyor?”

Bu isyan dolu sözler Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink’e ait. Bu sözlerdeki ‘yüzüne bakamamak’ bölümüne iyi bakın. Sahiplenmeyen utanç, böyle bulur ifadesini. Koca bir ülkenin, katledenlerin arkasında duran devletin o üstlenilmeyen utancı, ancak böyle anlatılır. Ben bu tavrı iliğinden bilenlerdenim. Kimse utanmadığında, saldırıya maruz kalanın, utancı da sırtlandığı çaresizliği kim bilir kaçıncı kez hatırlıyorum. Hrant Dink, ilk kez hedef alınmaya başlandığı, basında linç kampanyaları ile köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığı ve ülkücülerin Agos’un kapısında gösteri yapıp tehditler savurduğu günün akşamında gazeteyi kapatırken tam da vurulduğu kaldırımda bir an durmuş, “Esnafa da ayıp oldu” deyivermişti: “Esnafa da ayıp oldu…”

Yıl olmuş 2011… Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin, ikisi tutuklu 19 sanık hakkında süren davanın 20. duruşmasında talep edilen deliller toplanmamış, hayati önemde tanıklar dinlenmemişken ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) hâlâ olay yeri konuşma kayıtlarını vermemiş, kamera kayıtları teslim edilmemişken, savcı esas hakkındaki görüşünü bildirme ihtiyacı duymuş. Mütalaada, tutuklu sanıklar Yasin Hayal ve Erhan Tuncel için müebbet hapis, tutuksuz sanıklar Osman Hayal ve Coşkun İğci için beraat isteniyor. Budur!

Bir yanda rejimi provokatif saldırılarla askeri müdahaleye kaydırma hedefli koca bir düzenin yargılaması sürsün, diğer yanda doğrudan bu sürecin kilidi konumundaki Hrant Dink cinayeti, iki kişinin üzerine yıkılmaya çalışılsın! Sonra da biz bu hesaplaşmalardan, daha adil, daha özgür bir Türkiye için umut üretelim, öyle mi?

Bir yanda kara harekatları konuşulsun, Ankara’nın göbeği dahil her yerde bombalar patlasın, diğer yanda KCK/TM soruşturmasında aralarında BDP’li partililerinin de bulunduğu 55 kişi gözaltına alınsın, bunu protesto etmek için yapılan gösteride de daha önceden zaten hedefe yerleştirilmiş milletvekili Sebahat Tuncel’in yüzüne biber gazı sıkılsın, hastanelik edilsin! Sonra da silah dışı çözümden medet umulsun, öyle mi? Ne de olsa Meclis Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında anayasa hukukçuları ile yapılan toplantıda yeni Anayasa’nın Uzlaşma Komisyonu’nca hazırlanması genel kabul görmüş. Dahası hukukçular BDP ve tutuklu milletvekilleri olmadan yeni bir anayasa yapılmaması gerektiğini ifade etmiş ve Meclis Başkanı Çiçek’in bu konuda teşvik edici bir çalışma içinde olmasını istemiş. Tabii o zamana kadar BDP çatısı altında aktif siyaset yapacak kadro kalırsa gelirler!

Gür bir ses lazım

Acı gerçek şu: Diyarbakır’ın gündemi İstanbul’a ulaşmıyor. Ankara bir mesafeden şöyle bir bakıyor oraya, daha ötesi yok. Sesleri aramızdaki uçurum yutuyor. Koca bir Kürt konferansı toplanmış bölgede, silahların bırakılması çağrısında bulunulmuş, kimsede tık yok… Sanki böyle bir toplantı hiç yaşanmadı. Susturucu takılmış gibi… Ve yanılsamalı aynalar, uygun bulduğu kanlı görüntüleri yansıtmanın, görüşme kaseti sızdırıp her nevi teması terörize etmenin derdinde. Ve Başbakan Erdoğan da görkemli dış aynalardan yansıyan görüntülere odaklı.

Oysa vakur duruş ve gür ses için, en çok da içeriden güç üretmek gerekir. Kürt sorununu yumuşak karnın olarak taşır, Hrant Dink cinayetini alnının ortasında kanlı bir leke gibi tutarken hangi devlet yönetimi omurgasını dik tutabilir? Kısmi adalet, belirli hak, sınırlı hesaplaşma diye bir kolaylık var mı dünyada? Böylesinde karanlık daha da zifiri bir güç çıkarmaz mı? Üzerine gidilmeyen her şey meşrulaşmaz mı?

Utançtan üretilen gurur diye pek zorlu bir yol da var. Devleti vatandaşının hizmetinde insani bir yapı, ülkeyi herkese memleket, hayatı da insanca yaşanılır kılan bir yol… Utanmak, utanılır olanın ifşası ile başlar. Kabul eder, özür diler, ondan sonra da tekrarını mutlak surette önlersin. Üstelik bunları kimselere göstermek için değil, böyle yaşamayı kendine yediremediğin için yaparsın. Ve asıl bu dürtü başlatır gerçek dönüşümü.

Böyle yaşamayı kendimize yediriyor muyuz? Mesele bundan ibaret.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Sorunlar dağ gibi yığılırken hayatın toz pembeliğinden giderek gri tonlara doğru koştuğumuz ayan beyanken, yıkılmadan bildiklerimizi tekrarlamaya gayret ediyoruz. 25 Eylül 2011 tarihli Radikal 2'de Karin KARAKAŞLI imzasıyla yayınlanan Gurur ve Utanç makalesini de bu bağlamda değerlendirilmesi gerekli bir makale olarak, yazarın ve kurumun anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz....

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #364 (22.08.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Gurur ve Utanç - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
"Anne Bu Savaşı Durdursana" - Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
Zalim Bir Mengenenin Orta Yerinde - Umur TALU - Habertürk
Ölümler - Seda BOYACILAR - Ertesi
Özgürlük Satılır Mı? - Yaşar SEYMEN - Birgün
Süryani Dernekleri: "Birbirimizi Doğru Tanımalıyız" - Bianet
Türkiyeli Kadınlar Meclisi Barışa Çağırdı - Atılım
Artık Yeter Diyebilmek… - Ferhat TUNÇ - BiaMag
Daha Fazla Demokrasi İçin Daha Fazla Ses - Nuray MERT - Milliyet
Empati ya da Mazlumun Tuttuğu Aynada Kendini Görmek - Nuray SANCAR - Evrensel
Erdoğan'ın Ciğeri 129 Kürt Çocuğu İçin Yanıyor Mu? - Zeynep KURAY - ANF
Sayın Başbakan "Ciğerimiz Yanmasın" Barışa Şans Verin! - Haluk KALAFAT - Bianet
İsmail Tunç 17 Yıldır Kayıp - Eniz KURT - Birgün
Batman'daki Tek Gerçek - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Kimse Senin Adına Öldürmüyor, Devlet Hariç! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan-Köxüz
Binler Füze Kalkanına Karşı Kürecikte'ydi - Sendika.org
Kürt Hareketi ve Sosyalistler: İmkân ve İhtimaller - Foti BENLİSOY - Sol Defter
Görüşmeler ve Sivil Ölümler... - Mehmet SOYLU - Kronik Muhalif
Murat KARAYILAN: Çözüm Yeri New York Değil Amed'dir - Deniz KENDAL / Gülistan TARA - ANF
Barut Kokusu, Eski Hikâyeler ve Leyla Zana - Emre DAŞER - Kronik Muhalif
Cesetler Olmasın Diye - Balçiçek İLTER - Habertürk
BDP'nin Yükü Çok Ağır - Ahmet İNSEL - Radikal 2
Tayyip Erdoğan: BDP’ye Oy Verenler Bunun Hesabını Verecek - Sol Defter
Yemin!.. - Veli BAYRAK - Evrensel
Çölde Bir Yudum Su; BDP Mecliste! - Halil SAVDA - Jiyan-Köxüz
"Vurulmadı, Askerin İşkencesiyle Yanımda Öldü" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'Ölümden Korkan Biri Nasıl Kendini Vursun?' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
“Gayrimüslim Mehmetçikler”den Jandarma Er Bedros Anlatıyor - Azad ALİK - Azad Alik Weblog
Vatandaşlık Meselesi (1) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Dimyat’a Pirince Giderken... - Ziya ULUSOY - Atılım    
Tarlabaşı’nı Niçin Savunmamız Gerekiyor? - Cihan Uzunçarşılı BAYSAL - Birgün
Derelerin İntikamı ve ‘Çaresiz’ Rize - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Hopa'dan Gerze'ye, Tortum'dan Solaklı'ya "Eşkıyalar" Her Yerde - Taylan KAYA - Sendika.org
Bir İnsan Hakkı Olarak Mimarlık - Etkin Haber Ajansı
Çetesiz, Darbesiz ve Yasaksız Bir Ülkede Özgür Yaşamak İstiyoruz - Ruşen SÜMBÜLOĞLU - Devrimci 78’liler Federasyonu Başkanı - Atılım
Grup Yorum'un Şarkı Sözleri 10 Aydan Başlar! - Zeynep KURAY - ANF
Dağlarda Çiçek Bırakmadılar - Lütfü Umut TOPAL - Ertesi
Gizli Demokrasi - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Nefret Davetine İcabet Etmemek - Neşe YAŞIN - Birgün Pazar
çin maçin çok yakın - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Hayal ve Hakikat Sergisinin Gösteremedikleri - Esra YILDIZ - BiaMag
Acı Çekmek Özgürlükse, Özgürüz İkimiz De - Zeynep ÖZDEMİR - Ertesi
Aydınlık Günümün Dostları Karanlık Günümde Bir Yıldız Gibi Parlayamadılar - Avak TURAÇ - Kronik Muhalif


Mikail Aslan Resmi Sayfası
Mikail Aslan Tanıtım Sayfası - Kalan Müzik
Mikail Aslan Röportajı - Belgim CENGİZ - Agos
Âşık Nesimi Çimen Vikipedi Sayfası
Âşık Nesimi Çimen: Üç Telli Curanın Üstadı - Metin TURAN - Psakd.org
Âşık Nesimi Çimen / Babamın Katil Adayı ve Ölümü!.. - Ahmet NESİN - Weblog
Aram Tigran Biyografisi Awaz Müzik
Aram Tigran: Ez Niha Di Xewneke De Me - E. BOZKURT - Îbrahîm AÇIKYER - Ezdixan.com
Aram Tigran Ezgilerde - Evrensel
Kardeş Türküler Resmi Sayfası
Kardeş Türküler Facebook İletişim Sayfası
Kardeş Türküler: Sokağa Barış Gelmeden Memlekete Barış Gelmeyecek - Gülşen İŞERİ - Birgün
Arto Tunçboyacıyan Resmi Sayfası
Asefa Official
Asefa At Myspace 
Asefa Informative via Joe's Pub
David Solid Gould Official
Bill Laswell Official
Bill Laswell: Intuitive Spontaneity By Anil PRASAD via Innerviews
David Solid Gould vs. Bill Laswell - Dub Of The Passover Review On Silent Watcher

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzak kalarak, "deneysel" öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda ambient’dan - witch house’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canlı olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By Diskone / David MONLLOR
Diskone / David MONLLOR's Flickr Page

>>>>>Poemé
Göç - Ahmet TELLİ

Göç oldu bir acıdan öbür acıya
oysa sağrısı kurumamıştı atımızın
daha dün sürüp gelmiştik buralara
bugün göründü yine yolların ucu

Devrildi kıl çadırlar seher vakti
usulca uyandırıldı çocuklar
ve kadınlar bohçası çözülmemiş
bir keder gibi gibi düştüler yola

Turnalar gitti biz gittik
bitmedi peşimizdeki nal sesleri
nerde konaklasak tedirgindik
kuruyordu ırmaklar ve göller

Bir yangın gibi taşıyıp durduk
kederi ve acıyı göğsümüzde
yer gök duman içindeydi sanki
genzimizi   yakıyordu ayrılıklar

Zulüm bırakmadı peşimizi hiç
biz gittik o buldu izimizi
konar göçer olduk yedi iklimde
tanığımızdır dağlar taşlar

Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
gözlerimizin yorgun sularında
yaşamak bir inat oldu artık
yaşamak bir direnme oldu zulme

Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
göç başladı bir acıdan bin acıya
Geride akşamın küllenen ateşi
ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı

Kaynakça: Şiir Perisi

No comments: