Sunday, November 20, 2011

Deuss Ex Machina # 375 - W'al Kalimat Taarifu Al-Ghadab

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_375_--_W'al Kalimat Taarifu Al-Ghadab

14 Ekim 2011 Pazartesi gecesi yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-High Wolf-The Dawn Of Man (Holy Mountain)
>2<-High Wolf-Fuji Descent (Holy Mountain)
>3<-Panabrite-Wind Rider (Tranquility Tapes)
>4<-Panabrite-Red Vista (Tranquility Tapes)
>5<-Red Stars Over Tokyo-I Can Hear Your Breathing Heart (Hot Hair)
>6<-Red Stars Over Tokyo-The Long Day Closes (Hot Hair)
>7<-The Church Of Synth-Die Kathedrale Der Ewigen Leere (Robot Elephant Records)
>8<-The Church Of Synth-Christuskirche (Robot Elephant Records)
>9<-Kuedo-Memory Rain (Planet µ)
>10<-Kuedo-Seeing The Edges (Planet µ)
>11<-Kahn-Azalea (Box Clever)
>12<-Kahn-Way Mi Defend (Box Clever)  

                                            W'al Kalimat Taarifu Al-Ghadab /// 375

Gözden kaçırılan, zihinden uzak tutulan, fark edilmemesine çabalanılan, saman altı eylenen her detay topyekün bu cenahın bitmek tükenmek nedir bilmeyen sorun yumaklarının nerelerden, hangi dipsiz bucakları yoklayarak, deşilerek temellendirildiğini ortaya çıkartan sürümcemesiz izlekleri beraberinde taşır, anlamak için vesile teşkil eder. Anlamlandırmak için yol gösterici sıfatını layığıyla yerine getirir. Esef miktarın tüm sınırlandırmalarını alt üst ederek oluşturulan tahakkümlerin daha fazlasını, daha fazlasını talep etmesini duyumsatan, örnekleyen, hakikat haline dönüştüren manzaralar karşımıza çıkartılır. Detaylar üstünden kaçıp kurtulmak adına değil bizahati yüzleşebilmek için gerekli olan şeyleri muhteviyatında barındıran, pek de ses edilmeyip ötede beride icra eylenen hamlelerin ne gibi sonuçlara yol açtığını okuyabilmek için 'anlamlı' bir paydalayıcıdır, sonuca ulaştırandır. Neticeyi tanımlayandır.

Haticeyle bu kadar uğraşılırken esas derdin ne olduğunu idrak ettirendir. Böylesi bir girizgah uzun süredir takip etmekte olan kârilerimiz için alışılıp, aşina gelebilecek bir döngüyü tanımlandırmaktadır. Dönüp dolaşıp tekrardan başlangıç noktasında nasıl buluyoruz kendimizi sorusunun net yanıtıdır belki de. Her defasında başkalaşmak, değişmek ve dönüşüp de gelişmek adına yola koyuluverdiğimiz sınırların zerre uzağına gidemeden gerisin geriye o noktaya tekabül edişlerimizi ifadelendiren bir bağlaçtır detaylar. Öylesine çok, öylesine bol ki muktedir nereye saklar, nereye gizlerse gizlesinler bir şekilde buluşulur, idrak edilir bunca yıldır başımızda eksik edilmeyenler, ensemizde pişirilen bozaların mukaddem, müfteri yaftalayıcılarının asıl ne işlerin peşinde olduklarını an be an idrak ettirendir. Detaylar öylesine muğlak bir alanda bir başlarına terk edilir ki, esas resimde yapılan oynamalar ve düzenlemelerin aslında hiç bir işe yaramadığı er ya da geç ortaya çıkartılır.

Bunca maraza, kine teşne olunan şeylerin, teslim olunan olguların nasıl oldu bittilerle şekillendirildiğini netleştiren bir vizörün kendisidir bir ihtimal. Gözümüzün önünde cereyan eden şeyler öylesine çabuk bir biçimde gündem denilen zaman mevhumunda altından üstüne, en üstünden dibine doğru yerlerini değiştirip durmaktadır ki o vizörde anlık olarak yansıyan şeylerin önemliliği bir kere daha hatırlatmak boynumuzun borucudur. Bir saniye, bir dakika, azı veya çoğu netice olarak detaylardır bu grilik dolu dünyamızın muktedirliğinin sağladıklarının el pençe divan olur devletlum, olur paşam dışında bir şeyler işitmeye bile tahammülü bulunmadığını en kalın çizgilerle belirginleştirir. Resim bunca eğik durur, fikriyat bunca korkuya teslim edilmişken hepimize işittiğimiz masallara kayıtsız şartsız itaat etmemiz salık verilir.

Salık verilen sadece itaatin kendisi değildir bunca dönüşümün peyderpey icra olunan sakatlığın bir medeniyet algısı içerisinde gelişim olarak savlanmasına tasdiklik makamının tesisi beklentilenir. Duyumsatılır en ince ses tonuyla, kimi zaman fısır fısır, kimi zaman da avaz avaz. Vardığımız nokta, ulaşabildiğimiz seviye daha dünün sorunlarıyla yüzleşmeye bile hazırlıklı değilken bugün ortaya çıkanlara da aynı kayıtsızlıkla davranmakta olunan bir algının devamlılığıdır. İstikrarlı halidir. Heba edilenin laf salatası içerisinde unutulup gideceği varsayılan şeylerin aslında ne kadar yanı başımızda durduğunu bir kere daha ikrar ettiriken üstelik. Salt devletlunun sorumluluk sahanlığında gözleri önünde olanlar için değil, e(k)mek mücadelesini verdiğiniz ama her ne hikmetse kendilerine üç kepçe almaya olağan şekilde devam ederken, siz çalışanlarına bir tatlı kaşığı payı bile çok gören mesenliğin sığlığında karşılaşmış olduklarınızla da paralelliklerini barındırmaktadır.

İliştirmektedir, yoksunlaştırmak, muhtaç kılarak, hep medet umar belletmek adına ellerinde her ne varsa ortaya koyan bu cenahın, adilane olmayan davranış ve tutumlarının devamlılığı bizahati muktedirliğin cephesinde de aynı şekilde sürdürülmektedir. Susmuyorsanız, hakkınızı talep ediyorsanız, bir şeylere az da olsa aklınız erdiğini düşünüyorsanız değerli fikirlerinizi lütfen kendinize saklayıp bu sürünün, pardon!!! güzelliklerle dolu dolu mesainizin! değerli üyeleri olarak hayatlarınıza olağan şekliyle devam ediniz bahtiyar bahtiyar uyaranlarıyla donatılmış bir akış zikredilmektedir. Dayatılmaktadır mütemadiyen. Suskunluğun ötesi berisi yok "hepimizi" bir tufanın ortasına ulaştırdığı bu kadar aleniyken üstelik, iyice yalan dolanla kendimizi avutabilmek nereye kadar o detaylarda gördüklerimizi unutturacaktır.

Her detayda, her mücadelede sesi çok çıktı, sivrilmeseydi o kadar, sesini niye bu kadar çok yükseltti, gerekli miydi, iş miydi fikrini beyan etme(si)nin garabetlikleri daha çok yolumuzu keser önümüze set olur. Aşılmazlıkla taltif edilenler gün ortasını karanlıkla buluşturur. Halimiz ahvalimiz ise hep terslikleri görünür kıldırmaktayken üstelik, nasıl bu kayıtsızlık şiarına sahip çıkılabilir, neresinde o kervanın düzgün bir yerlere ulaştırmadığından dem vurulmalıdır ki bir şeyler birilerine dank edebilsin. Jetonu tilt olmadan düşürebilsin. Bugün gördüğümüz, idrak ettiğimiz, yaşamakta olduğumuz ülke en alttan en üstte hamleler arasında kıyasıya bir daraltımın söz konusu edildiği, yüceltilmesine gayret edildiği tüm ötekisini serbestleyen, olumlayan, en azından anlaşılır kılmaya gayret eden çabalanımları daha en başından köşeye sıkıştırmayı, unutturmayı amaç edinen bir durumu çağrıştırmaktadır. Ne eksik ne fazla. Dosdoğru, sözlük karşılığıyla.

Ötelenen; hakir görülerek, değer verilmeyen şeylerin nasıl da önemli şeyler olabileceğini tanımlandırır bir kere daha. Arsızlığı ele almakla, dilden dolaşıma sokulan tıslamaların, efelenmelerin, lafazanlıklar diziliminin nedeninin esas kopmakta olan gümbürtüyü paralize edebilmenin bir yolu olduğunu açıklayıverir. Açıklığa kavuşturur. Ulaşılan her detay başka bir zamanda başka bir alanda örüntülenen, üzeri kapsanan, kapatılan şeylerin ne olduğuna dair idrakı beraberinde getirmektedir. Yüzdelerin havada uçuştuğu, esas bizim cephemiz doğrusunu söylüyor diye bağrınan muktedirliğin tescilli iktidarı-muhalefeti zamandan çalmaya devam etmeyi uygun bulmaktadır.

Esasında dağlar gibi yığıntılanan sorunlara kulaklarını kapalı tutmaya, algılarını bağlı oldukları ilkeleriyle örtüştürmeye gayretkeş görünerek aslen ne etliye ne sütlüye dokunmadan bildiğiniz sabun köpüğü bir kıvam yakalanır, al takke ver külah indir oyları kaldır puanları verelim gözüne gözüne ayarları nasıl olsa dün dündür bugün bugündür yarın bu ahvalde unutulacak nice şeylerden ufacık bir kesiti ortak olarak sunumlandıralım. Gerisi tefarruattır, gerisi ideolojik faaliyet, gerisi yüzdesi bile olmayanların verdikleri tepkimelerdir nasıl olsa linç edilir, nasıl olsa müstakbel anaakımımızın nur yüzlü, eli kalem tutanları, dilbazlıklarıyla en mendeburu bile en makbul hale evrilmesine sebebiyet verecek saçmalar ortaya çıkartan mağdenlerimiz! mevcutluyken, hazır emir komut beklerken duvara toslatılır. manşet manşet lime lime ediliverir.

Esas kocaman dururken bit yeniği aranmaya olmayanı olur adletmeye devamlılık elbirliğiyle turuncu turuncu ekranlardan ahkamlarla bol keseden yapılan şöyle böyle oluyoruz mütemadiyen yahu çaktınız köfteyi işe medenileşiyoruz arsızlığının örnekleri usul usul zihne arz olunur. En sinsi ilişitirilmişliğin görünür hallerinde yüzleri kızarmaksızın, kalemleri sekmeksizin, vicdanlarını karanlığa teslim etmekten gocunmaksızın yeni vecizler ile bu 'cinnet-ül arz sahanlığı olumlandırılmaya uğraş verilir nefreti hicaz makamından sunumlandırmalar ile beraber, kuponsuz, bedelsiz. Deneyin bir gün size de çıkabilir, bir gün sizlere de rastlayabilir içimizin yağlarını eriten! bu hareketlenmeler dizileri midesi olanın midesini bulandırırken, aklı olanın aklında türlü çeşit suallari beraberinde getirirken 'şov biznıs'ın gereklilikleri cukkayı sağlam doğrultabilmek için devam ettiririlir, sürdürülür. Aslen olan bitenlerin tamamına yakınını ise sadece bir avuç duyar, bir avuç bilir, bir avuç görür, bir avuç hisseder, bir avuç yanar iken detayların üzerini kapsayabilmek daha nereye kadar mümkün olabilecektir. Bu soruyu sormanın da zamanı gelmemiş midir?

Kinayeli çözümlemeler, iğnemeli göndermeler, kesilip biçilen vavelyalar, tedirgin edici sualler, buna yanıt olarak yolda diziliveren mübalağasız iltihaplı fişteklemeler, tedbirsizliği enikonu ele veren sözlü girişimler topyekün sathın, en mikro ölçeğinde muktedirliğin yaşamakla zorunlu kıldığı tecribeler, tecrübeler ve daha neler neler. Her aralıkta her meramda dile getirmeye gayret ettiğimiz erkin üstünlüğünde elbirliğiyle oluşturulan o dev aynasında kendini görme ona göre hareket etme halinin can yakan can sıkan nice örnekleyicisinden biridir, ikisidir uzayıp giden nümerik dizisidir iş burada iliştirmeye gayret ettiğimiz. Anlayışsızlığın da yeniden bir anlayış olarak serpilmesinin tezahürlerini tecrübe etmek zorunda bırakıldığımız, güncelliği nasıl da kapsayıverdiğine dair sitemimizdir sözümüz. Sorunları aşabilmek için, hakkaniyetle  yaklaşıyoruz derken nasıl ayrıştırmaların en sinsi hamleleri ile sahnenin kapsanmasındaki aceleciliğedir sözümüz.

Pundu bulundu mu büyüklükten dem vurmayı, her defasında ondan bahis açarak her yere ve her şeye karşı söyleyecek sözü olduğunu ima etmesine karşın, nasıl hala naçar ve kadük kalmış 'organize' olmaktan bi'haber kalınabildiğine dair bedbinliğedir sözümüz. Savlananların kofluğunun ve aleniliğinin henüz anlamlandırılamamasınadır, hala bit yeniği aranmasınadır sözümüz. Bit yeniği aranmaya devam ederken ortaya çıkan trajedilerin bir türlü sonunun getiril(e)memesinedir sözümüz. Sonbahar bu sahneyi kışa teslim ederken nasıl daha fazla tahakkümün, hezimetin, uğursuzluğun otuz iki kısım tekmili birden peydah ettirilmesinedir sözümüz.İşitilmez, duyulmaz, anılmaz ve anlaşılmaz olarak betimlenen ötekiliğin bir gün, devran dönüp günün muktedirliğini de tehdit eder hale dönüştürülebilirliğinedir sözümüz. Kıyam yakınımızdaysa ötesi berisi diye ayırmayacak alayımızı istisnasız kapsayacak olduğunu idrak ettirebilmek içindir sözümüz. Çabalanışlarımız. Böylesi bir gerilik teker teker ayrıştırmaya gerek olmaksızın nasıl zor (kelimenin tüm anlamlarıyla) günlerden geçtiğimizi ortaya sermekte.

Bina edilen çözümsüzlük ikliminin, linç teşviğinin, inatla ve ısrarla potansiyel düşman okumalarının nasıl da yüksek perdeden çiğ bir hamleler yığını olduğunu gerçekçi bir biçimde anlamlandırmaktadır. Dünümüz zapturaptın altına alındı, günümüzse tahakkümlere teslim eyleniyor, peki yarınımız hangi karanlığın hangi kasveti boyunduruğuna teslim edilecek, sorgulanması elzem olan zurnanın zırt dediği yer tam burasıdır. Hemen her fırsatı körlemesine şiddet hiddeti eksik olmayan bir kurgu, yaşanması imkansız kılınan bir düşünsellik ile donatmaya devam eden 'erk' salt güncelliği değil itinayla geleceği de önceden şekillendirip, takvimlerin geriye sarıldığı bir ortamı olduğu gibi bu yapıya bir şekilde eklemek istemektedir, üstelik tüm bu çabalanışını da zerre gocunmaksızın yapmayı sürdürmektedir.

Kiminin seceresinde bulabildiğini, yakıştırdığını bol imalı mesajlarla yandaşının vitrininde muştulamakta o bedbinliklerin ancak böylesi müsibetlerle sahip olunulabileceğini ima eden, bizzat kimliği, kökeni ile sağlamasının yapılabileceğini ortaya çıkartan sunular, manşet manşet manşetlenmekte, şok, flaş ne ararsanız hepsi bir arada. Potansiyel düşmanı hiiiç tükenmeyen, işi gücü yenilerini yaratmak olan bir algı sahanlığı için, bir ülke için insanları yaşadıkları hayattan bezdirmek adına bir sebep daha yaratılmaktadır. Korkunun yaygınlaşabilmesi için elinizi kolunuzu bağlı, dimağ v belleğinizi suskunluğa teslim etmezseniz sonunuz böylesi olacaktır ezcümlesi ilanen tebliğ olunur. Yılmaksızın bir anlığına da olsa düşünülüp taşınılmaksızın hep bir ayar verme telaşesiyle beraber.

Poşu takmayı örgütsel faaliyet olarak, yazılan kitabın yayınlanmamış ham taslağını suç delili, çevrilen metinleri bölücülük olarak algılayan seksen darbesinin devamlılığını hemen hiç aksatmadan sürdüren her bulduğunu suç unsuru haline dönüştüren, her muhalifi bir şekilde mahpus etmeye amaç edinen bu ayak oyunlarının tükenmediği bir ülkede adalet sahiden sağlanabilir mi? Veyahutta söylediği her söz öbeğinde bir gaf yapmazsa rahat edemeyen şahin bakanın, bir profesör için 80 öncesi hangi komünazan! faaliyetten mahpus olduğunu gördünüz mü biliyor musunuz yollu çıkışı gerçek düşünsel özgürlüğün, bağımsız adalet tecellisinin na mümkün olduğunu acı acı bir kere daha fonlamaktadır. Moda deyişle cadı avında yakalanan her bireyin suçluluklarını ispat etmek, masumiyet karinesini çiğneyerek tüm o eski defterlerde yazılmış olan yaftalamaları tekrar ederek belleğe (sade vatandaşa) aydın = bölücü, hain, düşünür = yaltakçı, destekçi tabii ki de hain, öğrenci = provokatör ve illa ki hain, gazeteci = kendisini ve çıkarlarını düşünerek uydurup kaydıran, bu uyduruşlarıyla da bölücülük faaliyeti ve hainliktir çıkarsamasını hatırlatmaktır. Mıhlamaktır.

Hatırlatmaktır belleksizliğin şu şartlarda en ala durum olduğunun, ne etliye ne de sütlüye bulaşılmaması gerektiği aksi takdirde ipliğin pazara çıkartılmasının bir kuru iftiraya baktığının ilan edilmesidir. Nereye kadar bu kör topal, içeriği küflü, çarpık demokrasi algısı. Nereye kadar muktedirliğin zerrece izan, anlayış ve öteki olumlamaları kapsamayan, kafadan, toptan reddeden "tahakküm oluşturma" gayretkeşliği. Bugünlerde yaşadığımız, fasitdairenin dört bir yanı tuzaklarla donatılmışken, tuzak adledilebilecek kurgulara teslim edilmişken gideceğimiz yolun sonunda nereye ulaşacağız? Düşünselliği sığ, dayanışması az, felsefesi kıt, günü kurtardık gerisi allah kerim anlayışının bu gri tabloyu düzeltip, dönüştürmeyeceği, kendiliğinde hal yoluna koymayacağı afakidir. Hele 301çiçek, itinayla gaf türeten şahin, hem ağlarım hem kuyu kazarım barınç, evropa görmüş bağış, duble yolların istatistikçisi şimşek efendi ve nicelerinin eli maşalıyım kemik kıranım, dünyanın yok olmadı buraların ağasıyımla kurdukları erk ile gerçek eşitlik, gerçek adalet ve yaşanabilir demokrasi na mümkündür!!!!       

>>>>>Bildirgeç
İddianameler Çağı - Orhan Gazi ERTEKİN*

KCK, Ergenekon, Balyoz gibi davalar siyasi gerilimlerin ana zeminine iyice yerleşirken savcılık fezlekeleri ve iddianameler de neredeyse temel “siyasi analiz metinleri”ne dönüşmeye başladı. Özellikle Türk sağı, Türkiye’deki siyaset ve devlet analizlerinin merkezine iddianameleri öyle yerleştirdi ki, ne yazık ki onlarsız konuşamaz hale geldi. Bu durum, sadece bir siyasi strateji olarak kullanılsa, gene bir sorun olduğunu düşünmeyeceğiz. Fakat, iddianamelere atıf yoluyla Türkiye’deki siyaseti, devleti ve demokrasiyi anlama çabası, aynı zamanda bir tefekkür biçimine de dönüşmüş durumda. Türk sağının kendi düşünce geleneği açısından bile son derece dar ve sığ bir siyasi analiz alanına sıkışmasına yol açan bu sorun, Türkiye’deki siyaset, devlet, demokrasi ve adalet meselelerini yerli yerine oturtmamızı giderek daha da zorlaştırıyor. “Liberaller” ve “Demokratlar”ın dahi kendilerini koyverip, işi aşırı doz iddianamelerle sızıp kalmaya kadar vardırmaları, “ne günlere kaldık” duygusunu ister istemez nüksettiriyor. Liberal solcular bile önce iddianame okuyup sonra kitap yazıyorlar. Velhasıl entelektüellerin giderek “polis dünyası ve zihniyeti”nin vasatına dönüşmeleri, aynı zamanda demokrasi ve adalet arayışımızın sadece yeni bir politik krizin tam içinde bulunduğunu ifşa etmekle kalmıyor. Bu aşamada Türkiye’de devleti ve yeni “demokrasi”nin skandal nitelikteki karakterini anlamak bakımından şiddet, siyaset ve yargı süreçlerinin yeterli analizlerini de acil bir hale getiriyor.

Eski devlete yeni ilaç
Türkiye’de bugün siyasal alanın sınırları ile temel yönetim mekanizmalarında bir dönüşüm yaşanıyor. Siyasal düzen kendini antiterör söylemi ve yargı kurumu üzerinden yeniden yaratıyor. Her ikisi de aslında bildiğimiz zamanlara ait politik yönetim araçları. Fakat bugün, siyasal düzenin yeniden yapılaşması sürecindeki aktüel kıymetleri geçmişin çok ötesine geçti. Ve dahası bu durum, “yeni iktidar düzeni”nin siyasal temel karakteristiğine dönüşmek üzere. Birinci önemli nokta yargının giderek “ordu”laşıyor olması ve askerin siyasetteki geleneksel rolünü üstlenerek siyasi düzenin sınırlarını belirlemeye başlaması. İkincisi ise antiterör söyleminin bu yeni Cumhuriyet düzeninin temel yönetim mekanizmalarını temsil etmeye başlaması.

Yargı “ordu”laşıyor
Türkiye’de devlet üzerine düşünmek giderek daha belirgin bir biçimde yargının yeni siyasal rolü üzerine düşünmek anlamına geliyor. Geleneksel güç olan orduyu alaşağı eden bir yargının bu kez kendisinin “ordulaşması” çok gerilimli bir siyaset alanını da beraberinde getiriyor. Askere karşı demokrasi pratiklerinin bir aracı olan yargı, kendi varlığını onun politik boşluğuna yerleştirdiği ölçüde “yeni demokrasi” iddiasını bir skandala dönüştürüyor. Demokrasi adına demokrasinin lağvı! Bunu bize ordu geçmişte pek güzel öğretmişti. Şimdi gündelik hayatın bütün alanlarına nüfuz eden ve “demokrasimizi” de koruyan yeni bir gücü kutluyoruz: Artık, bir zamanlar orduya seslenildiği gibi, “Çok yaşa yargı!”, “Sen milletin özü, sen milletin sözü, sen milletin gözüsün!” dönemindeyiz. Bunu tamamlayan noktalardan birisi Özel Görevli Mahkemelerin olağanüstü reflekslerinin tüm bir yargının “sağduyusu”na dönüşmeye başlaması. Bu aşamadan sonra bütün bir yargı “özel görevli” bir döneme girmiş durumda ve bu durum onu yeni iktidarın tanımlanmasında birincil bir politik araca dönüştürüyor. Tabii ki aynı zamanda demokrasi ve adalet arayışımızın da birincil muhatabı haline getiriyor. Şunu bir köşeye yazalım: Yargıyı demokratik bir sorgulamadan geçirmeden ve gerçek siyasal konumuna iade etmeden ortalama bir demokrasiden uzak kalmaya devam edeceğiz.

Demokrasiye yeni kıskaç
Terörle Mücadele Yasası ve yargının bu yasayı yorumlamasına dair olan ikinci önemli soruna gelelim: Terör ve siyaset arasındaki ilişki yargı, medya ve neredeyse tüm entelektüeller tarafından çok sorunlu biçimde yorumlandığı için, siyaset alanı olağanüstü ölçüde daraltılıyor. Yeni “demokrasi”mizin siyasal özgürlük ve eşitlik taleplerini terör eylemi olarak tercüme etme süreci, üç temel mekanizma üzerinden gelişiyor. Birinci aşamada, terörizm, sadece politik araçlara ilişkin olarak değil, aynı zamanda politik amaçlara ilişkin bir olgu olarak tarif edilmeye başlanıyor.
Oysa terörizm, politik amaçlara dair bir tanım değil politik araçlara dair bir tanımdır. Yani yeni bir devlet kurmaya dönük politik amaç ile bunun için şiddeti aracı kılmak arasında açık fark var.
Terörizm, amaçta değil araçtadır. Bu iki şeyi birbirine karıştırırsanız yarattığınız “demokrasi” bütün bir siyasal özgürlük alanını “terörle savaş” adına yerle bir etmeye başlar. İş bununla sınırlı kalsa demokrasiye dönük tehlikenin yine de kısmi olduğunu söyleyebiliriz. İkinci mekanizmada, terörizm, yine terör eyleminden değil “terörist”ten hareketle tarif ediliyor. Bu durumda da terörizm, “terörist” failin bütün bir insani hayatını mahkum etmeye kadar varıyor. Bir tür siyasal toplumdan aforoz etme söz konusu burada. Örneğin bir “terörist”in Newroz bayramına katılması veya ne bileyim örneğin oğluna bir sünnet düğünü yapması bile bir terör eylemi haline gelebiliyor. Veya örneğin o teröriste “sayın” diye seslenilmesi bile terör eylemine dönüştürülüyor. Niye? Çünkü “terörist” bütün bir insani hayattan soyutlanıyor ve tüm varlığıyla “suç”a dönüştürülüyor. Bu indirgeme de yetmiyor. Ve üçüncü mekanizmada, terörizm, bu kez “terör örgütü” üzerinden tanımlanmaya başlanıyor. Terör eyleminden terör örgütüne gidilmiyor. Tersine. Terör örgütü tarifinden sonra “terör eylemi”nin ne olduğu belirleniyor: “Terörizm, teröristin ve terör örgütünün yaptığı şeydir.” Böylece önce PKK ve arkasından onun paralel bir kamu eylemi olarak ortaya çıkan KCK, ve onun da bir kamu girişimi olan BDP ve hatta BDP’nin Siyaset Akademisi ve faaliyetleri sürekli aşağıya doğru indirgeme yoluyla bir “terör eylemi”ne dönüştürülüyor. Daha somut olarak söyleyelim.Terör örgütü PKK tarafından kurulduğuna göre KCK da peşinen bir terör örgütü oluyor. Bunun üzerine KCK’nın bütün yaptıkları bir terör eylemine dönüşüyor. Normal bir sokak gösterisi, bir basın açıklaması, toplu yürüyüş ve mitingler vb. bunların hepsi terör faaliyeti oluveriyor. Niye? Çünkü bir terör örgütü olan KCK tarafından örgütleniyor. Yani “suç”u ve “terör eylemi”ni olması gerekenin tersine “suçlu birey” ve “suçlu örgüt”ten hareketle, başka deyişle “terör eylemi”ni “terörist varlık”tan hareketle belirliyorlar. Oysa, hukuk yurttaşların “ne” oldukları ile ilgilenemez. Modern ceza hukuku “olmak”la değil “yapıp etmekle”, “fiillerle” ilgilenir. İnsanların “ne” olduklarını sorguladığınızda toplumu sadece iddianamelerle yönetmeye başlarsınız. Türkiye’de bugün bir yandan TMK mevzuatı ve diğer yandan da yargı ve medya yorumu ile yaratılan “terör hukuku” modern ceza hukukunun tüm temel ilkelerini ihlal ediyor ve bu durum sadece hukuksal bir yorum hatasından değil aynı zamanda demokrasi ve siyaset konusundaki skandal bir algıdan kaynaklanıyor. Bu sorunun Taha Akyol’dan Halil Berktay’a kadar geniş bir alanda tezahür etmesi trajik.
Böyle bir algının üzerine ne hukuk inşa edebilirsiniz ne de dayanıklı bir demokrasi tecrübesi. Yarattığınız şey sadece bir “skandal demokrasi” olur.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Demokrat Yargı Eşbaşkanı, Orhan Gazi ERTEKİN'in Radikal 2'de yayınlanmış olan İddianameler Çağı başlıklı makalesi meramı taşıdığımız noktanın bir ötesini anlaşılır kılabilecek detayları akla sunmakta. Görünür kılmakta. Orhan Gazi ERTEKİN ve Radikal gazetesi'nin anlayışlarına binaen bu makaleyi sayfalarımıza, önemli bir okuma parçası olarak ilintiliyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #371 (17.10.2011)  
Titreşim / Deuss Ex Machina #372 (24.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
İddianameler Çağı - Orhan Gazi ERTEKİN - Radikal 2
İletişimciler İçin Mücadelede Tek Yön: Militan Gazetecilik - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Falaka - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Dik Durabilmek - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel
Şık ve Şener'e 15 Yıl Hapis İstemi - Etkin Haber Ajansı
'Eleştiri'ye Cevap - Nuray MERT - Milliyet
Beyaz Adamın Lütfu - Semiha ŞAHİN - Atılım
Puşi Varsa Tahliye Yok - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'Molotof Atan Vurulmalı!' - Oya BAYDAR - T24
Ertuğrul KÜRKÇÜ: Sıra Seçilmiş Vekillere Geldi - Evrensel
İşte Büşra Ersanlı Gerçeği! - Filiz KOÇALİ - Özgür Gündem
"Lütfen Neden Cezaevinde Olduğumuzu Açıklayın" - Işıl CİNMEN - BiaMag
AKP, Muhalifet Edenlerin Mallarına El Koyma Tasarısı Hazırlıyor…! - Sol Defter
"Cemo" Suç İşlemeye Teşvikten Davalık - Kronik Muhalif
Selahattin DEMİRTAŞ: İdris Naim Şahin’i Kutluyorum, Başkanı Kınıyorum - Eyüp CELADET - ANF
Vedat Türkali’den İçişleri Bakanı’na: Haddini Bil! - Sol Defter
Cumartesi Annelerinden Erdoğan’a: Asıl Taş Kalpli Sensin - Jiyan
Ne Acı Ki Kürdüm Diyene (2) - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
tragedyalar ve polis dizileri - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Robert FISK: Türkiye Ermeni Soykırımını Tanımalı - Etkin Haber Ajansı - Jiyan
Zorbalığın Son Biçimi ve AKP - Mustafa TOKDEDE - Sendika.org
Özcan ALPER'le "Gelecek Uzun Sürer"e Dair - Açık Dergi - Açık Radyo
Geleceği Ağıtlarla Karşılayanların Filmi - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
"Ben Ölmedim Ölmeyeceğim" - Tufan ŞAHAN - Muhalefet
Karanlığa İnat Yanan Yalnız Bir Ateş... - Çetin ORANER - Özgür Gündem
Yaşar KURT: “Kral Olmaya Çalışanlar Bir Gün Acınacak Duruma Düşerler, Düşecektirler De…” - Melisa KESMEZ - Jiyan
Hayat Değersizse, Ölüm İtinayla Kutsanır! - Umur TALU - Habertürk
Paralel - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Akif Beki Bu Karikatürün Neresinde? - Ümit ALAN - Birgün
Askerlik Hem Zorunlu Hem "Vicdanlı" - Ekin KARACA - Bianet
Mahalle Baskısı Ne Olacak - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
'Füze Kalkanını Kurdurtmayacağız' - Etkin Haber Ajansı
'Çocuklar Ağlıyor, Anneler Ağlıyor, Babalar Ağlıyor' - Nurettin ALDEMİR - Emek Dünyası
İstifa Çağrılarına Gülüyorum - Özlem Akarsu ÇELİK - Akşam
Van’da Felâket Ötesi Vaziyet - Ümit KIVANÇ - Düzce Yerel Haber
Van Soğukta, Paralar Bankada - ANF
Kürtleri Aşağılayan Rengin Koyuluğu Yakmıştır O İki Çocuğu Yangınlarda - Serhat KORKMAZ - Jiyan
Türkiye İçin, Ayaklanma Vakti… - İbrahim Utku NAR - Sendika.org
Niye İlle De Sosyalizm? - Arif ÇELEBİ - Atılım
Postmodernizmin Solu - Mehmet Ali YILMAZ - Muhalefet
Bütün Yancılar İktidara - Akın OLGUN - Birgün
Bir Varmış Bir Yokmuşsun - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Uykusuzluk - Mithat SANCAR - Taraf - DYH
İşte Ölüm Pornosu Raporunun Tamamı! - Mehmet Onur DOĞAN - Sabit Fikir


High Wolf Artist Page via Facebook
High Wolf / Winged Sun Records
High Wolf - Atlas Nation Informative via Holy Mountain
Panabrite Official
Panabrite At Soundcloud
Panabrite Live At Debacle Fest (Video) via Foxy Digitalis
Red Stars Over Tokyo At Myspace
Red Stars Over Tokyo - Hits Of Sunshine Album Review via Terminal 313
Red Stars Over Tokyo Informative via Zero Inch
The Church Of Synth Artist Page via Facebook
The Church Of Synth At Soundcloud 
The Church Of Synth Informative via Robot Elephant Records
Kuedo At Twitter
Kuedo Official Blog
Kuedo - Fact Mix # 288 via Fact Magazine
Kahn Artist Page via Facebook
Kahn At Soundcloud
Kahn: Futuristic Dubstep via MOG

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Escher, M.C. (1898-1972) - Rind By RasMarley 
RasMarley's Flickr Page

>>>>>Poemé
Yasaklanmış Şiirler - Nizar KABBANİ

Nasıl söyler türküsü o ağız,
Dudakları dikilmişken, beyim?
Bir Arap ozanı ölünce bugün
Kim yakarır onun için?
Benim şiirim el öpmez
Şiirimin ellerini öpmek
Sultanlara düşer!


1
Dostlarım
Başkaldırmıyorsa, neye yarar şiir?                   
Azgınları ve azgınlıkları yıkmıyorsa, neye yarar şiir?       
Zamanı ve mekânı
Sarsmıyorsa, neye yarar şiir?
Satrapların başındaki tacı
Yere çalmıyorsa, neye yarar şiir?               

2
İşte bunun için çekiyorum başkaldırı bayrağını
Şu âna dek gün yüzü görmeyen milyonlar adına.
Dal ile serçeyi ayıran,
Gül ile sarı çiğdemi ayıran nedir?
Göğüs ile nar'ı ayıran,
Deniz ile zındanı ayıran nedir?
Nedir mavi ayla karanfili ayıran ?
Yiğitlik sözcüğünün gizinden,
Giyotinin gizini ayıran nedir?

3
İşte bunun için çekiyorum isyan bayrağını!
Enikler gibi boğazlanmaya götürülen milyonlar adına
Gözleri oyulanlar adına
Dişleri sökülenler adına
Asitte eritilenler adına, solucanlar gibi
Yoksun olanlar adına
Sesten, düşünceden, dilden
Çekeceğim başkaldırı bayrağını.

4
İşte bunun için çekiyorum başkaldırı bayrağını
O örtünün altında
Öküz gibi oturan halklar adına
Dostluğu büyük, aynı tastan içen halklar adına
Develer gibi yük çeken halklar adına
Gün doğusundan gün batısına
Yük çeken deve gibi
Sudan ve arpadan başka hakkı yok
Özlemi yok beyin karısının
Beyin dişi köpeğinin
Berberinin olmaktan başka.
Yaşasın bir demet yonca
Yaşasın tek tanrı diye Allah'a yalvaran
Halklar adına!

5
Ey şiirin dostları!
Ben ateş ağacıyım, özlemlerin bilicisiyim ben
Elli milyon âşığın gerçek sözcüsüyüm
Sevgi ve inleyiş bilenin ellerinde uyur
Ya da yasemin ağaçlarında.
Ey dostlarım!
Kılıcın saltanatını hep reddeden
Bir yarayım ben..

6
Ey değerli dostlarım!
Dilsizlerin diliyim ben
Görmezlerin gözüyüm ben
Okumazlara denizin kitabıyım ben
Hapishane kaşalotlarına
Gözyaşlarıyla kazınan
Yazılarım ben
Bu çağ gibiyim ben de, sevgilim!
Çılgınlıklarla karşılarım çılgınlıkları
Kırarım nesneleri çocukluktaki gibi
Kanımda devrim ve esenlik kokusu
Hep bildiğiniz gibiyim ben
Hoşuma gider yasa çiğnemek
Hep bildiğiniz gibiyim ben
Şiirleyim...
O yoksa var olmak istemem...

7
Dostlarım!
Sizsiniz gerçek şiir.
Ne gülmenin de önemi var
Ne de surat asmanın 
Sultana öfkelenmenin de.
Sizler benim sultanlarımsınız
Sizlerden onur, güç, yetke
İstiyorum
Tuz ve taş üstünde uyuyan
Kentlerde
Şiirlerim yasak.

Şiirlerim yasak,
Çünkü insana
Sevginin ve uygarlığın
Kokusunu taşıyor onlar
Şiirlerim yasaklandı,   
Çünkü her dizesi muştu taşıyor sizlere.
Dostlarım!
Sizleri bekletmekteyim hâlâ
O kıvılcımı tutuşturmak için...

Beyrut, 1984

Çeviri: Kenan HANOK
Kaynakça: Şiir

No comments: