Sunday, December 18, 2011

Deuss Ex Machina # 379 - gefa lifandi

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_379_--_gefa lifandi

12 Aralık 2011 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Stephan Mathieu-In Them A Giant Diverted Himself (Dekorder)
>2<-Stephan Mathieu-To Describe George Washington Bridge (Dekorder)
>3<-Machinefabriek-Untitled #4 (Machinefabriek Self-Released)
>4<-Machinefabriek-Untitled #1 (Machinefabriek Self-Released)
>5<-Panabrite-Wind Rider (Tranquility Tapes)
>6<-Panabrite-Sea Balm (Tranquility Tapes)
>7<-Larkian & Yellow6-Pool (Three:four Records)
>8<-Larkian & Yellow6-Rita (Three:four Records)
>9<-Aram Bajakian's Kef-La Rota (Tzadik)
>10<-Aram Bajakian's Kef-Pineta (Tzadik)
>11<-Nils Petter Molvær-Bloodline (Sula Records)
>12<-Nils Petter Molvær-Mercury Heart (Sula Records)

                                                 gefa lifandi
                                                     (379)
Üzeri işaretleyici kalemle çizilmiş, bir teferruat bellenmiş, gündelikliğin sathında neredeyse ötelenmiş dış kapının dış mandalı bellenmiş, al takke ver külah söylemlerin arasına sıkıştırılmış, derdest edilmiş bir olgu halini yansıtıyor dürüstlük. Aynalanan gerçekliğin, gözle görünür kılınan şeylerin yamacında irin gibi nükseden sahteliğin vuku bulmasının, bu kadar kolayca yükseltilmesinin, kabul edilmesinin ardında saklı duranı pekiştiren, anlaşılır kılan dürüstlük. Ne menem şeylerin nasıl olur adledildiğini ne şekillerde buyur edilerek zeminin bina edildiğini ortaya çıkartmayı anlaşılır kılan dürüstlük. Şimdinin dünyasında neredeyse iğneyle bir kuyu kazmak kadar zor ve nadir bulunan dürüstlük. Her şey dolambaçlı, her şey bezirgan, sesi borazan gibi kirli, laf ebeliği kuvvetli olanların oluşturdukları bir kakafoni deryasının içerisinde şekilleniyor. Bir derya ki ne bugünü anlamlandırıyor ne dünü layığıyla hatmettiriyor. Bir derya ki ne bugünün sorununa kulak veriyor ne gelecekte yaşamaktan imtina etsek de yeniden yüzleşeceklerimizin derin sarsıntılarından bir gıdım uzakta tutuyor. Yaraya merhem sağlıyor. Gün korkunun yanında şekillendirilen, sahtelikle donatılarak zenginleştirilen 'söylev' yığınlarının arasında doğruların üzerinin kara toprakla kapatılmasının üzerinden epeyi hayli zaman geçtiğini simgeleştiriyor.

Simgelenen, tahrif edilmiş olan doğruların nasıl başkaca okumalara müsammaha edildiğini anlamlandırıyor. Her şey hakkında bir sorumlu, bir elini taşın altına koyan illa ve billa bir şeylere tenezzül etmiş birilerinin, mutlak ötekilerinin varlığı kanıtlanmaya çalışılıyor. Lynch filmlerinin karaltılı sahnelerinde belirli belirsiz görünenlerin, bir sinematografik yansı olarak değerlendirilenlerin nasıl birer ikişer sahiciliğe kavuşturulduğu otuz iki kısım tekmili birden anlamlandırıyor. Kalkıp en olur olmadık çıkarsamaları saf dürüstlük olarak değerlendirmenin abes kaçacağı nitelemelerle beraber muktediri alkışlayan, alkışlanası, desteklenesi birer yeni önerme olarak ele alma saçmalığından tutun da her güne sığdırılan onlarca farklı acının açmış olduğu nice yeni yaranın has müsebbiplerinin yanında durabilme hissini midesizliğini, vicdansızlığını eklemlediğimizde ortaya pek de mahir bir şeyler çıkmıyor. Bu kadar kolay ipliğin pazara çıkartılabildiği her konuda malumatfuruşluğun kimselere kaptırılmadığı kızım sana söylüyorum ama gelinim siz anlayın yollu ayar vermelerin, hakir görmelerin, yol hazırlamaların, ipe göndermelerin, ispikçiliğin alenileştirildiği bir zamanda dürüstlük tahrif edildikçe ortalık kalleşliği yeğleyenlere kalıyor. Fırsat bu fırsat diyerek birbirine ilintilenen, iliştirilen her olayda tarafgir olmanın gerekliliği hep olumsuz yönlerin ön plana çıkartıldığı bir mercekten seyredene, okuyana yansıtılıyor.

Seyretmekten başkasına da müsaade edilmeyenlerin dimağlarında bakın böyle yaparsanız sonunuz şöyle, böyle olurlar incileri sıra sıra diziliyor. Akıldan hiç çıkamayacak olan eskinin yenisi, varisi post seksenler kuşağına tekrardan hoş geldiniz! sözü ortalıkta yankılanıyor, hissettiriliyor. Sorgulamaksızın biat edilenlerin neticesinde ortaya koyduğu şeyler dün de iyi şeyler değildi bugünlerde de olmadı yarınlar için de asla olmayacak diye düşünedursanız bile bu ve benzeri söylemleri kendi dimağınızın sınırlarında saklamanız salık veriliyor. Muştulanıyor. Sufle edilen bencilliğin, hakir görebilmenin bir yolunun elbet zamanı ve yeri geldiğinde tekrardan sahneyi kapsayacağı ve bu kapsayış mühleti boyunca da erkin yanında bulunanların kendilerini koruyabileceğinin altı çiziliyor. Ters köşede bulunanların, haklarını savunanların, kalemini eşit ve adil bir yaşam için kullananların, işin özü korkmayanların, onurundan başka kaybedecek bir şeyi bulunmayanların bu tufanda ilk derdest edilecekler olduğunun anlamlandırılmasına girişiliyor. Hedeflenen tam ve mutlak bir şekilde itaatkarlığın kayıtsız ve şartsız otoritenin olur verdiklerinin (artık geriye ne kalırsa!) sınırlarında söylenebilecek, takip edilebilecek bir kıstılılık hali! olduğu belirginleşiyor. Bilinmezden gelinmeye devam edilen şeylerin insanlık haklarından bahis açıldığında ilk akla gelecek olan şeyler olduğunun üzerinden atlayarak polyannacılık oynamamız beklentileniyor.

Ortaya karışık yapılan anketlerde, sonucun en başından belli olduğu yoklamalarda mutluluk düzeyi ne kadar da kuvvetli demek ki sorun yokmuş kandırıkçılığına ortak olmak mıdır layığımız? Yüzdelerle belirginleştirilen şuncular veya buncuların sathında kalmayıp, kendi ruhunu ortaya dökenlerin, kendi sınırlarını yoklamıyor olsa bile dert edindikleri bunca şeyin yanında bizi kurtaracak olan yegane şey bu sahteliğin, kokuşmuşluğun mabadında gık dememek midir? Nedir? Başından bu yana, dününden bügününe devam ettirilen ve hayra yorulması beklentilenen şeylerin hemen hepsini üstüste koyduğumuzda acınacak halimize gülmek kıssasına ulaşmaktayız. Ulaştırılmaktayız. Eğriliğin düzeltilebilirliğini düşümlemeyerek ve buna dair çıkarsamalara girişmeyerek uzaktan uzaktan makul bir biçimde sade vatandaş tereddütlerine kulak veriyoruz da daha ne istiyorsunuz diye buyuranlara nasıl anlatmalı esas polimin sorunun ta kendisinin bizahati o vurdumduymazlık olduğu gerçeğinin olduğuna. Müsbet kılıflar aranan hak mahrumiyetlerinin başka evrelerde ırkçılığı, nefreti, kabul edilemezliği ve tabii ki istemezükçülüğü diri tuttuğuna yenilerini ardı kesilmez bir biçimde peşinden koşturduğuna. Makul bellenen, dirayet gösterdiler bizler de layığını teslim ettik diye buyurganlık gösterenlerin, bir şeylerin hissettirilmeden sahneye konulduğu, hengamenin içinden başka hesapların dönüp durulduğu, yazılıp çizildiği bir coğrafyada muhalif sesin sacayaklarından birisi olan bir kitle iletişim platformuna sosyal pavyon! diye yakışıksız tanımlamalara girişmelerin ardı arkasının hiç kesilmemesi düşündürücü değil midir?

Bu ahvalin gün yüzü görebilirliği mümkün müdür? Kalmış mıdır böylesi bir şans, kaçırılmasına dövünülmeyecek bir sefer daha. Anlamlandırmaya çalıştığımız bu yolun kısası meramın özü az biraz etrafımıza bakabildiğimizde hayat akışının nasıl da değişimlerle ivedilikle dönüştürüldüğüdür. Dürüst olmanın bir bedelinin mahpsuluk, bir bedelinin işsizlik, bir bedelinin hainlik, bir bedelinin ideolojik muhaliflik, bir bedelinin sivrilik olarak belletilmeye iyice hatmettirilmeye çalışıldığı güncellikte esas kıyamın beklenenden çok daha yakınımızda cereyan ettiğinin okumasıdır. Her ne olursa olsun ödünleri bolca vererek bir yaşamın tahsis edilemeyceği onun adının da yaşam olmayacağı açık açık dillendirilesidir. Çabalanımları iyice hakir sözü savunanları yaftalayıcı, iğneleyici sözcüklerle belirginleştirmenin, sözünün peşinde koşanları neden bu konularda duyarlısınız diye sorgulara girişmenin öte yandan kendi sınırında bildiğini okumakla, belletmek adına ellerine geçen fırsatları değerlendirmekten kaçınmayaların trajedilerinin dökümlemesi eminiz her şeyi daha anlaşılır kılacaktır. Malum günümüz ülkesinde bir şeyleri en kestirmeden ifade edebilmek hala zordur.

Bir şeylerin yazgı olmadığını öyle istendiği için atfedildiği malumunun ilanı çabasına girişmek hala cıs, hala dokunan yanarlık bir sonucu beraberinde getiriyor. Kazın ayağı öyle olmasa da sahne performanslarında bu kadar atik ve cevval davranan erkin ortaya kendiliğinden koydukları başka bir çıkarsamaya gerek olmaksızın bütün bütün bir resmi ortaya çıkartıyor. Ne eylenirse eylensin, Murathan Mungan'ın "Türkiye’de her şey olabilirsiniz, bir tek rezil olamazsınız." savlamasının karşılığını ne olduğunu duyularını kapatmayanların fark edebilecekleri biçimlerde meydana seriyor. Açık ediyor. Mabadın dört bir yanında vuku bulan bunca eğrelti hal, bunca düşünülesi öteki belletmelerin, çabaların başka bir sonuca gereksinim bıraktırmaksızın tek bir vecizde anlaşılır kılıyor. Yazgının değiştirilmezliği üzerinden kurulan her cümle kabullenişi, teslimiyeti, biatı, itaati ve çok daha fazla olguyu bütünleştiriyor. Birbirileri içerisinde evrilmeye kapalı çokça çetrefilli bir yapıyı tümlüyor. Yapının dört yanında beher an hasıl olanın nasıl gudubetlikler, tasasız ihmalkarlıklar, sırasını savasaklamayan tahakkümler ile yapılandırıldığına bir göz attığınızda dahi fark edebileceklerinizin tümünü yazgı olarak kabule zorlamak, korku veya tabu nesnesi haline dönüştürmek salt bu sathın değil genel olarak yaşadığımız yerkürenin ortak sorununu meydana çıkartmaktadır.

Yaşıyoruz bir şekil ama hangi zorunluluklara ne kadar azami bir biçimde göğüs gererek. Yaşıyoruz bir şekil ama hangi aba altından sallanan sopalarla, laf ebeliklerinde kaynatılıp duran ikazların biri bitmeden bir diğerini işiterek, işittiğimizin sağlamasını bir başka evrede, hesap sormaktan hizaya çekmek için zor kullanmaya kadar türlü çeşit tavırla yüzleştirilerek. Yaşıyoruz bir şekil ama dirayetin v eylem yetisinin başka yerler sözkonusu olduğunda bir gereklilik haline dair bolca ahkam kesenlerin, biteviye hatırlatanların buralara olan sağırlıklarıyla!!! mütemadiyen beşer onar yaş birden büyüyerek. Yaşıyoruz bir şekil ama her defasında afedersiniz şöyle yurttaşım, böyle kardeşim var diye buyuranların aslında cümlelerinin arasında dillendirdikleri azınlıklar olduğunun, asli unsurun bir parçası olamayacakların tekrarını ve vurgulamalarını işite işite. Yaşıyoruz bir şekil açılımları tükettikten sonra şimdi yüzleşmelerde daha fenalarının kapıları yoklayacağına kani olarak, bilerek. Yaşıyoruz bir şekil iktidarı ana muhalefeti has muktedir makamının korunaklı sahalarında çizilen trajedilerin hiçbirimizi gelecek kaygısından alıkoyacak şeyleri taşımadığını bilerek ve görerek. Yaşıyoruz bir şekil mütemadiyen anlaşılmaz, ideolojik bayat nakaratlar ve biteviye rutinlerin sahipleri olarak resmedilip darp edilmeye, çizginin öte tarafına, karanlığa çekilmeye çalışılan asli unsurlardan olarak, yoklamada sayarak her dakika istim üstünde.

Konuşmanın zaruri, tartışma ve eylemin, anlaşılabilirliğin bir sonra ki evreyi kolaylayabileceğinin üzerinde çokça duranların, muktedirliğin statükosunda biçimlendirmelere karşı hamle etmeye niyet taşıyanların bile başlarına getirilenlerin bu hayatın hiç de anlatıldığı kadar toz pembe olmadığını idrak ettirecektir. Hiç de anlamlandırılmaya nefes almaksızın tekrar edilip durulan ilerleme, gelişme, modernleşme ve bunlara bağlı olarak demokrasinin tam ve eksiksiz yaşandığı bir muasır medeniyet beşiği olmadığımız, oldurulmadığımız ortaya çıkacaktır. Kaçırdıkça seferleri soğuğa ikame ederek bir sonra ki seferi beklemek ile yoluna devam etmek arasında kalan kararsızlar gibi iki arada bir derede, arafta dikilmeye devam edeceğiz. Ettirileceğiz. Hizamızı gram bozmaya müsammaha gösterilmeksizin, gık demeye fırsat bulamaksızın, yol bulmaksızın tektip dayatımlarla hep beraber. Tektipleştirilmenin türlüsüne denek bellenerek, denek hayatlarımız. Kullanılagelen dil, ortaya dökülen meram, birbirleriyle ilintilenen nüve, kelimeler bu "yazgı" olarak tanımlandırılmışlığın bağında esasen olup bitenleri anlamlandırır. Kıymet bilinmezliğin, hakir görülebilirliğin, azami verimlilik isteyerek asgari yaşayışı tanzim ettirmenin sözkonusu bile edilmeyeceği bir kapitalist düzenin sıklıkla başvurageldiklerini bir toplu gösterim halinde merkezi, hayatın geri kalanını da kapsadığından dem vurulabilir.

Kazan kazan da gerisi mühim değil söylevinin her an her an bir şekilde kafamıza kakılması, mütemadiyen kestirmeden tahakkümlerin rotaya dahil edilmesi, adaletin değil kumpasın, hukuğun değil guguğun, emeğin değil paranın boyunduruğuna teslim edilmiş, daha fazla verim için sömürmenin adının konulduğu bu satıhda esasında korkulan, esas anlamazdan gelinen insanlıktır. Hiçbir ek vurguya gerek duyulmaksızın, iş bu cehennem tasvirinin, felaket süreğinin, korkulardan yeni yeni korkular bina etmenin tek amacı önü alınası insanlıktır. Düşünen, sorgulayan, çekincelerini, kaygılarını dile getiren yeri geldi mi eleştiren, yeri geldi mi kazanımlarından sevinç biçmeyi becerebilen, kendi kendisine yeten herkesten açık seçik korkulmasıdır. Korkunun ivedi ve sürekliliğini, hakkını, emeğini, doğasını savunanı gelip geçici gibi görünen sürelerde mahpusluk gibi açtığı yaraların onarımının o alıkoyuşların sürelerinden çok daha uzun sürdüğü, son derece zor olduğu şekillerde tutsak eylenerek sağlanır. Her ne şekil olursa olsun yasal bir eylemde yer bulunmanın, protesto, lokavt vs. katılmanın bu cesareti gösterebilenlere reva görülen cop ve gözyaşartıcı gazın tamamlayıcı br unsuru olarak güncelliğe dahil edilir. Hele bir de kitap, ya da makale gibi ilaveten suç teşkil edebilecek seksen darbesinin vesayetçi mümessilerinin hastalıklı bakışımlarında olduğu gibi ideden olduğu gibi yekten, yekpare bir biçimde tereddüt edilmesinin, bunun bir suç delili haline dönüştürülmesinin oldurulabilirliği bile korku unsuruna sımsıkı tutunan muktedirliğin yapmaya çalıştığı yazgısal çıkarsamalarının nasıl hile ve desise ile icra olunduğunu dökümleyecektir.

Adalet tecellisinin her nasılsa böylesi ivedi bir biçimde tahayyül ettiği, sonuçlandırdığı, tahvil ettiği bildiğimiz sınırlarıyla "demokrasi" dediğimiz olgunun nasıl başka okumalarla ve çabalar ile tahrif edildiğini, düzen dediğimizin ipinin ucunun kimlerin yönlendirmeleri ve çabalarıyla hep beraber terörist, bölücü yaratıldığını, en olmadı çamurunun sıçratıldığını doğrudan doğruya aynalayan bir süreçtir iş bu yaşamakla mükkellef olduğumuz güncellik. İçinde bir şekilde çıkamadığımız. Suskunlaştırma öylesi bir boyuta ulaşmaktadır ki burada neredeyse sadece onamayı gerçekçil kılan tasdikçilerin, vicdan pazarını! tekellerine almaya çalışırken daha en baştan vijdan diyerek olaya yabancılıklarını duyuran işlerini bilenlerin! vavelyaları ortalığa salınmaktadır. Her defasında değindiğimiz gibi kollektif bir tepkime ortaya konup, ses çıkartılmadıkça ipliği pazara çıkartılacaklar listesinin de bir sonu gelmeyecektir. Çifte standartların bu kadar sıklıkla uygulandığı, uyarlandığı, dayatıldığı bir ülkede her yeni gün bu irini, yazgı olarak çağrıştırmaya gayret edenlerin vukuatlarından geçilmez kılacaktır. Aziz Nesin'in sözü ile bağlarsak... insan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur... 

>>>>>Bildirgeç
Vahşetleri Korkularındandır - Tufan ŞAHAN*

“Zihnin iktidar için hayat yüzeyi olması; fikirlerin denetimi yoluyla bedenlerin tabi kılınması” diye yazar Foucault “Hapishane’nin Doğuşu” isimli kitabında.

İktidar kontrol edemediği bireyleri, bedenleri üstünde hakimiyet kurarak ve bedenlerini hapsederek kontrol altına alır. Hapishaneler iktidarın “ideal” forma getiremediği ve sözünü dinletemediği kişilerin, bedenleri üstünden “ıslah” adı altında kontrol altına alındığı yerlerdir; gerek adi suçlar gerekse fikir/eylem suçları için. Bu bağlamda politik suçluların özel bir yerde olduğunu kabul etmek gerekir. Muktedirlerin kendileri için en büyük tehlike olarak gördükleri örgütlü gruplar, burjuva iktidarları için sosyalistler, örgütlü azınlıklar, daha genel bir tabirle politik muhaliflerdir. Cezaevleri bu grupların ıslah edilmesi, zulüm görmeleri ve iktidar için gerektiği zaman kolayca imha edilmesi için en uygun aygıtlardır. Fakat ıslahları diğer “suçlulara” göre daha zordur. Çünkü sadece bir beden ıslahı değil, bir zihin ıslahı da gerekmektedir. Bundan dolayı cezaevlerinde en büyük baskıların bu gruplara yönelik olması burjuva demokrasileri için münferit olaylar kategorisinde değildir. Şimdi bize örnek demokrasiler olarak gösterilen Batı Avrupa ülkelerinin kendilerini tehlikede hissettikleri zaman nasıl tepki verdiklerini görmek için İngiltere’de IRA ve INLA militanlarına yaptıkları, Almanya’nın ise RAF militanlarını hücrelerinde infaz ettiklerini hatırlamak yeterli.

Elbette bu durum Türkiye için de geçerli, neredeyse kurulduğu günden bu yana cezaevlerinde devrimci-komünist tutsaklar hiç eksik olmadı. 12 Mart dönemi ve 12 Eylül öncesindeki süreçte de cezaevleri iktidarın baskılarının en yoğun hissedildiği yerlerdi. Fakat esas olarak cezaevlerinin işkence merkezlerine dönmesi 12 Eylül darbesi iledir. İktidar her zaman yaptığı gibi dışarıya saldırmadan önce cezaevlerine saldırdı, 12 Eylül İstanbul Davutpaşa, Ankara Mamak ve Diyarbakır cezaevlerine Ağustos ayında geldi. 12 Eylül sonrasında başta Diyarbakır, Mamak ve Metris olmak üzere cezaevlerinde yapılanlar ise bilinmekte, fakat 12 Eylülle hesaplaştığını söyleyenler tarafından henüz hiçbir şey yapılmamakta, örneğin 12 Eylül dönemi kafes uygulaması, tabutlukların ve çok yoğun işkencelerin yaşandığı Mamak cezaevi Albayı Raci Tetik halen yargılanmadı ve serbest.

"İktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş olur" [Deleuze]

Beden sadece iktidarın bireyi kontrol aracı olarak kullanılmadı tabi. Bir direniş aracı olarak bedenin önemi mutlaka incelenmesi gerekir. İktidar beden üstündeki hakimiyetini bedeni kapatarak kurdukça ve zapt altına almaya çalıştıkça, iktidara karşı “bedenimin sahibi sen değilsin. bedenim benimdir” direnişleri de gösterilmiştir.  12 Eylül sonrasından 2000 yılına kadar cezaevleri bu tür direnişlere sahne oldu;  84 ölüm oruçları, Diyarbakır Cezaevinde dörtlerin kendilerini yakması, 96 ölüm Oruçları, onlarca devrimcinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Ümraniye, Buca, Diyarbakır ve Ulucanlar Cezaevi katliamları. Bütün bu katliamları yaparken sürekli kontrolleri altında tuttukları medya (cezaevlerinde olmayan isyanlar ve cezaevlerinin örgütlerin kontrolünde olduklarına dair haberler) ve diyanet ile ( ölüm oruçlarının günah olduğuna dair açıklamalar) bunu meşrulaştırdılar. F tipi cezaevlerinden önce gücünü denemek isteyen iktidarın yaptığı Ulucanlar katliamı sonrası atılan gazete manşetleri medyanın halini gözler önüne sermekteydi “Cezaevi Cephanelik” (28 Eylül 1999, Sabah), “Cezaevi Değil, Örgütevleri” (28 Eylül 1999, Milliyet), “Beş Dakika Önce çekilen fotoğraf” (28 Eylül 1999, Hürriyet), “Pusu Kurup Ateş Açtılar” (28 Eylül 1999, Milliyet),“Ordu: Onlar siyasi değil, terörist” (30 Eylül 1999, Milliyet).  Hürriyet Gazetesinin büyük bir yüzsüzlükle 5 dakika önce çekilen fotoğraf diye yayınladığı fotoğraf, başka bir cezaevinde 5 yıl önce çekilmiş bir fotoğraftı. Yargı ise her katliam sonrası katillere ceza vermez veya çok komik ceza verirken, katliamdan sağ kurtulanlara ise ceza yağdırıyordu. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/09/28/hurriyet.asp

1988 Tuzla katliamı ile başlayan, binlerce faili meçhul, yargısız infaz, işkencede ölüm, onlarca katliam ile devam eden sürece son noktayı koymak için F tipi cezaevleri gündeme geldiğinde sosyalist/devrimci çevreler dışında kimse karşı çıkmadı ve/veya destekledi. Hem şimdi mazlum rolü oynayanlar hem de şimdi demokrat olduğunu iddia edenler cezaevlerinin terör merkezleri olduğunu, F tiplerinin ise ne kadar güzel yerler olduklarını tekrarlayarak devrimcilere karşı kamuoyu oluşturuyordu. Tutsak yakınları ise cezaevi dışında demokratik kitle örgütleri ve sosyalist partilerle/çevrelerle yürüttükleri kampanyalarla F tiplerini teşhir ediyorlardı.  11 Aralık 2000 tarihinde İstanbul’da 2 çevik kuvvet polisi öldürüldü (eylemi planlayan kişinin sonra itirafçı olduğunu hatırlatayım). Ertesi gün Ankara’daki F tipi karşıtı eyleme önce çevik kuvvet saldırdı, göstericiler geri çekildikten sonra polis Güvenpark’a gidip İstiklal Marşı okumaya başladı, sayısı yüzleri bulan faşist bir grup ellerinde sopalarla tutuklu/hükümlü yakınlarının bulunduğu ÖDP il başkanlığının da bulunduğu binaya girmeye çalıştı, devrimcilerin müdahale etmesiyle saatlerce çatışmadan sonra binaya girmeleri engellendi. Faşist grup tamamen dağıtıldıktan sonra saatlerdir Güvenpark’ta olan çevik kuvvet binaya girdi, ÖDP ve diğer sosyalist bürolardaki kişiler çok ağır dövülerek gözaltına alındı.

Dışarısı tamamen terörize edildikten sonra cezaevlerine operasyon için herhangi bir engel kalmamıştı, cezaevlerinin örgüt merkezleri olduğu ve F tiplerinin muhteşem yerler olduğunu söyleyip duran medyanın ve ölüm oruçlarının günah olduğuna dair fetva verem diyanetin hazırlıkları sonrasında, 19 Aralık günü sabaha karşı, büyük şehirlerin merkezlerini de açık hava cezaevlerine çevirerek (19 Aralık günü ÖDP’nin önünden geçen neredeyse 4.000 kişi gözaltına alındı) devrimcilerin bulunduğu bütün cezaevlerine korkunç bir nefret ve hırsla saldırdılar. Kimyasal gazlarla/sıvılarla, ağır silahlarla süren katliam sonrası 2'si asker (bu iki askerin de jandarmaların silahından çıkan mermilerle öldüğü kanıtlandı) 32 kişinin ölümü ile sonuçlandı katliam. Ertesi günlerde medya görevini başarıyla yerine getirdi. Milliyet gazetesi “Sahte Oruç, Kanlı İftar” manşetiyle çıkarken http://www.milliyet.com.tr/2000/12/20/ Zaman gazetesi öldürülen tutsaklardan Alevi olanları belirlemekle meşguldü http://arsiv.zaman.com.tr/2000/12/24/haberler/haberlerdevam.htm   (8 cenaze Gazi Cemevinde haberi). Operasyondan sonra devam eden ölüm oruçlarıyla birlikte hayatını kaybeden kişi sayısı 122’ye çıktı, yüzlerce insan ise geri dönüşümü olmayan Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalandılar. Seneler sonra katliamla ilgili yapılan ana akım medya ve şimdiki yandaş medyanın yaptığı neredeyse bütün haberlerin yalan olduğu ortaya çıktı.

O günlerden hatırımızda kalan sadece tutsakların direnci değil, adını Oltan Sungurlu, Şevket Kazan'ın yanına devrimcilerin kanıyla yazdıran Hikmet Sami Türk, daha sonra AKP'li Cemil Çiçek'den devlet üstün hizmet madalyası alan ve Abdullah Gül tarafından HSYK'ya kontenjandan atanan Ali Suat Ertosun, iğrençleşmenin sınırı olmadığını kanıtlayan Türkiye medyası.

Şimdi medya tarihi yeniden yazıyor, o zaman en iyi tavır göstereni başını kuma sokanlar olan şimdinin yandaş medyası bütün suçu, şimdi mecbur kaldıkları için özür dileyen dönemin ana akım medyasına yıkmak istiyor. Üstelik bunu AKP iktidarının Kürtleri ve devrimcileri kriminalize ederek cezaevlerine doldurmasına verdiği tam ideolojik destekle eşgüdümlü olarak yapıyor. Tekirdağ F tipi cezaevi başta olmak üzere bütün F tiplerinde ve diğer cezaevlerinde politik tutsaklara devam eden işkenceler, tecrit işkencelerinden hiç bahsetmeden, cezaevlerine doldurulan yüzlerce öğrenci, onlarca gazeteci, seçilmiş belediye başkanları, milletvekilleri ve binlerce politik tutukludan hiç bahsetmeden, en iyi bildiklerini, ölüler üzerinde tepinerek ne kadar demokrat olduklarını ispatlıyorlar. Hiç zahmet etmesinler, çünkü biz elbet dostumuzu da düşmanımızı da biliyoruz.

Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson
İnci dişli, zenci kardeşim,
Kartal kanatlı kanaryam.
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize,
Korkuyorlar Robson
Şafaktan korkuyorlar,
Görmekten,
Duymaktan,
Dokunmaktan korkuyorlar
Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan
Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten
Sizin de bir Ferhatınız vardır elbet
Robson, adı ne
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar
Akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar
Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli
Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine
Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar ümitten
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
Türkülerimizden korkuyorlar.

Nazım Hikmet RAN

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Meramımızın tamamlayıcısı unsuru olarak Tufan ŞAHAN'ın "Vahşetleri Korkularındandır" başlıklı makalesini Muhalefet.org ve Tufan ŞAHAN'ın anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #373 (31.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #375 (14.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #376 (21.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #377 (28.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Vahşetleri Korkularındandır - Tufan ŞAHAN - Muhalefet
Süreklileştirilmiş Kıyamet Ortamı - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Baran ile Ali Deniz - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Kayıp Defter - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
'Keser Döner Sap Döner Gün Gelir Hesap Döner' - Aktüel Gündem - Sendika.org
Birlikte Mücadele Ettik, Birlikte Kazandık - Ozan SÜRER - Birgün
Sayın "Hassas" Vatandaş - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
İHD'den İnsan Hakları Yürüyüşü - ANF
Darbe Yargısının 'Sürekliliği' - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Yine Bir Gazeteci Gözaltına Alındı - Odatv
Sindirme! - Umur TALU - Habertürk
Kolektif Hakların Elde Edilmesi Sürecinde Yerlilik ve Kürtlük - Sarphan UZUNOĞLU - Yeni Özgür Politika
'Yalnız Olmadığımızı Gördük' - Etkin Haber Ajansı
Düz Ovada Her Şey Hizaya - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Gülten KIŞANAK: Operasyonların Tek Nedeni AKP'ye Biat Etmemek - Rojaciwan
Hopa Otobüsünde - Ferda KOÇ - Sendika.org
Cinayete 4 Yıl, Zılgıta 7 Yıl - Metin İNAN - Özgür Gündem
Kürt Öğrencilere Irkçı Saldırı, 3 Yaralı - ANF
Kani XULAM: Türk Egemenliği Kanserimizdir - Özlem GALİP - Yeni Özgür Politika
Köprüleri Yakmak: Mademki Başladı…O Halde İnceldiği Yerden Kopsun…- Serhat TEMEL - Kronik Muhalif
Yüksekova'da 'Özel Harekat' Provokasyonu - Radikal
Vicdani Retçiye Cezaevinde Dayak - Ntvmsnbc
Uğur Kantar'ın İşkencecileri Sivil Mahkemede Yargılanacak - Ekin KARACA - Bianet
Savcı Dinledikçe Yeni İşkence Kurbanları Çıkıyor - Radikal
Oğlumuz Gitti, Biz Hakikati İstiyoruz - Zeynep Miraç ÖZKARTAL - Milliyet
Üniter Cinayet - Agos
Samast, 'Örgüt Üyeliği'nden Serbest! - Evrensel
Sevindirici İşaretler - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Ortadoğu’da Yeni Dönem - Nuray MERT - Milliyet
‘Devlet’ Kavramı Değişirken - Beril DEDEOĞLU - Agos
Kriz ve Toplumsal Muhalefet- Çağhan KIZIL - Muhalefet
19 Aralık - Akın OLGUN - Birgün
''Hayata Dönüş''ün Medyası - Ayça SÖYLEMEZ - BiaMag
Kesk’ten Arınç’a Tepki - Evrensel
Şahin: O Polisleri Asalım Mı? - Etkin Haber Ajansı
"Sıtarbaks"ın Zapturaptı - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Boğaziçi Starbucks İşgaline Benden Destek - Murat GÜLSAÇAN - Acâib-i Âlem
Asgari Ücretin Takipçisi Olacağız - HSGGP - Sol Defter
Milletvekili Danışmanlarının Maaşı İki Katına Çıktı - Sol.org.tr
Zamanı Bekleyen Fotoğraflar - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Mer YAN'eri Ci Minats! - Şeyhmus DİKEN - Yüksekova Haber
önce görüntü vardı - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu

Stephan Mathieu Official
Stephan Mathieu - To Describe George Washington Bridge EP Critic via Fluid Radio
Stephan Mathieu - "On The Concept Of History" 78RPM Podcast via Cronica
Machinefabriek Official
Machinefabriek Informative via Wikipedia
Machinefabriek : Music 2.0 Interview By Jos SMOLDERS via Earlabs
Panabrite Official
Panabrite Artist Page via Facebook
Panabrite - Wind Rider MC via Chemical Tapes Distro
Larkian Official
Yellow6 Official
Larkian & Yellow6 - Offtempo Album Critic via Textura 
Aram Bajakian Official
Aram Bajakian's Kef - New Sounds From The Armenian Diaspora - Chris MAY - All About Jazz
Aram Bajakian’s Jazz, Punk And Kef - Alan SEMERDJIAN - Ararat
Nils Petter Molvær Official
Nils Petter Molvær - Baboon Moon Album Critic By John KELMAN via All About Jazz
Nils Petter Molvær Interview via The Global Dispatches
Nils Petter Molvær @ Salon 21.01.2012

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Prison By Lili via Flickr
Lili's Flickr Page

>>>>>Poemé
Mirebeau Köprüsünden Geçtim - Metin DEMİRTAŞ

Mirebeau Köprüsünden geçtim
Anarak Apollinaire'i
Yukarıda kirli bir gökyüzü
Aşağıda algın, alımlı Seine akıyordu

Bir dal kasımpatı bıraktım
Paul Celan'ın kendini attığı yere
Kınayamadım
Neye yarar kınasam da
Kaç şair gidip durdu
O uçurumun kıyısında

Bir acı aşılamamıştır
Bir sorun çıkmazda
Ve bir hasret
Kanatır ince bir yüreği
Yalanla da yaşanılmaz bu dünyada

Sarışın bir imge
Aralar anıları
Solgun bir anne yüzü
Erir mum gibi
Faşizmin zindanlarında

"Akçakavak yaprağında ak-pak bakarsın karanlığa
Ak düşmemişti hiç annemin saçlarına"

Acı dinmez
Hasret eksilmez
Susar da türkülü bir yürek
Seine'in serin sularında
Paris bunu bilmez.

Kaynakça: Şiir

No comments: