Wednesday, January 18, 2012

bellek aşınmaz... sen müsade etmedikçe... 19.01...


geniz yakan, zihni meşgul eden bir █████ dönüp dolaştıkça, bata çıka ilerleyebildiğimiz bu güncellik sathını donatmakta. basbayağı bildiğiniz karaltı, muktedirin tahakkümleriyle beraber rotayı farklı yönlere ilerletmekte, az biraz da değil basbayağı dönüştürmekte. hakikatin anlamını çoktandır nadasa terk etmişler, gözlerini, kulaklarını, ağızlarını işin kısa ve özü duyularını toptan kepenk indirmişlerin fark etmekten özenle imtina ettikleri bir bedbin sahneleme. teferruatların peşinden fazla koşma nefessiz kalırsın derler. derler. derler. bütün gerçek o teferruat sahanlığında da olsa bunu sakız belleyip çiğnmeye devam ederler. ha bire deyip dururlar boşa koşma diye de beş koca yılda bir nebze olsun, "namus borcu" olarak başvezir tarafından atfedilmesine karşın suçu sadece bu sathın daha yaşanılabilir, adıyla sanıyla, özüyle sözüyle kendi halinde bir ermenisi olarak yaşayabilme hukukunu "gerçek" kılmaya çabalayan bir hrant ahparik'in katillerini öyle veya böyle bul[a]mazlar. herşey apaçık ortada olsa da, gözlerinin önünden bu, şu ve o diye ses vereni gani gani bulunsa da mutlak bir suskunluk içerisinde, bulduk üç tetikçi biri deli, biri muhbir ötekisi çocuk!, verdik cezaların en alasını biri ömür boyu diğerleri pattadanak çıkabilir ama olsun kanı yerde kalmadı daha ne istersiniz bre soysuzlar çetesi diye buyuruklarını sergileyen, mülkün temeli olan adaletin kantarında, zıplamaktan ne yana kaydığını çoktandır çözemediğimiz bir hengamenin tam da ortalık yerinde boş boş işler çevirirler. adaletten "trajedi" çıkartılmasının neticesini salı günü saat dört buçuk sularında öğrendik. yine belledik. belledik ki bu ülkede insan olarak yaşayabilmenin, her türlü melanete karşı dik durabilmenin, adına, ırkına, başına, soyuna, sopuna demediği konulmayan, her aşamasında silinmişliklerinden de arta kalanları sindirebilmek adına elde kalan mozaik parçalarına reva görülen hakaretamizliğin bir kere daha işittirilip yankılandığı bu cenahta adalet de kaf dağının arkasındaymış. göstere göstere yapılan edilen bu cinayeti ancak - kör bir balıkçı görmüş....


fiiliyatta enkaz haline dönüştürülen bu adalet ile muktedir-erkin işaret ettiği noktaların üzerinden giderek karar verme oyununun şimdilik bir sonu geldi, şimdilik. biliyoruz ki, medet umulan bu █████ perdeleme çabasının, örtbas etme gayreti altında beton-millet-sakarya'nın ayrışmaz bir parçası olan ırkçılığın olağanlaştırılması var. sokağın sesinde; yankısını bulan acılı bir kadının, katillere karşın ne yaptı ülkemin adaleti yankısına karşı muğlak bir sessizlik var. karar merci olan, elinde olanak bulunan yürütmenin istediğinde yargıyı nasıl dönüştürebildiği bu satıhda ortadayken, "dokunan yanar" bahsinin sözkonusu bir ermeniyse nasıl da diri tutulduğunun hakikati var. bu memleketin istihbaratının gözü ve kulağının önünde bıraksanız okeye oturmaya devam edecek olan kahvehane sakini duyarlı vatandaşlarının! son derece profesyonel bir biçimde talat paşa'nın katlinin rövanşını alma hıncının ortaklaşa sahnelemesi var. üç duyarlı! "amatör" vatandaştan bir profesyonel cinayet var. linç var. bu topraklarda hakikatlerin adının tam ve doğru olarak da bir türlü konulamayacağı, yüzleşme olgusunun nerelerden tıkanmaya namzet olduğunun her şeyin bir propaganda malzemesi olarak değerlendirilerek her ne derseniz deyin yeter ki muktedirin kapsadıklarının ötesine sövüp, sayın, vurun, dökün ve parçalayın hatta öldürmeye teşebbüs edin arkanızda koskocaman bir devlet aygıtı vardır yollu malumun ilamı var.var oğlu var...

hrant ahparik, ayrıştırmaların hemen her türlüsüne karşı olabildiğince anlaşılır bir dille yazmaya, anlatmaya ve öteki dediklerimizi tanıtabilmeye çabalamış bir insan'DI. evet çok düz gelebilecek bir tespit ama her şeyden önce insan'DI. karşılıklı olarak konuşulabileceğine, dış mihrak denilegelen (diasporaları, oy potansiyelini acılardan nemalanarak sağlamayı amaç edinenleri vd.) başkalarını ortak etmeden dertlerimizi kendi aramızda paylaşıp çözümleyebileceğimize inanmış bir "insan". ellerin bangın bangır bağırmasına, iletilerin (anladınız siz onu) sağlı sollu gelmesine inat durup dinlenmeden olayların üzerine, çözüme gitmeye çalışmış, didişmiş bir insan'DI. anadolu'nun yurttaşları ile kucaklaşacağı günlerin özlemini betimlemiş bir insan'DI. çözümsüzlük üretmenin yol almak olarak algılandığı bir coğrafya içerisinde konuşmayı ön planda tutmaya çalışmış bir insan'DI. yazdıklarından cımbızla seçilmiş bir kaç cümle, manşete taşıdığı haberin hemen arkasından ilişen, musallat olan 301 çiçek ve kerinçsiz stk'larının çabaları, açılan davalar, davalar ile hedef haline dönüştürülmesi bile onu bildiklerini sayıp dökmekten alı koyamamış bir "insan"DI. neticesinde katil zanlılarının haklarını savunup, görüş v eleştiri çatısı altından bunca trajik olaydan sonra hala kindarlıkları ile ekranlardan, sanal agoralardan yeni cürümleri işletebilmek için adına yüklemler, fiiller taktıkları, meşreplerince kullandıkları "insan". ve neredeyse pek çok önemli makam ve mevkiide  "insan"ın bilgisi olmasına karşın yitirilen bir insan'DI. dip not almanın ötesinde "emir demiri keser" diyenlerin göz göre göre yitirttiği "insan". söyleyin hala mı "yabancı" bu "insan". söyleyin hala mı ermeni olması insanlığından önce ve üstün gelmektedir. söyleyin hala mı "hepimiz ermeniyiz" vurgusu ile ne anlatmak istediğimizi soruyorsunuz. söyleyin hala mı ama ve fakat ve bilmem ne!... söyleyin hala mı bu ülkenin dibinde, kıyısında bir toprak parçasına sahip olmak için değil dibine girmek için çabalayan bir insan evladına reva görülenlerin, alnına sürülmüş o karalardan kurtulmak için didinmiş duran bu insan hala mı yabancı, hala mı eloğlu! hala mı görmüyorsunuz!

adaleti kaf dağının ardına saklayanlar, örtbas etmeye gayret edenler, demediğini, yapmadığını bırakmayanlar, bütün bu verilerin ışığında bu █████'ı aşabilmek için sizler de bir ses çıkartın. devlet eliyle ikinci kez katlinin ikinci gününde saat 13.00'da taksim meydanı'nda olun... yol ahpariğimizden yadigar kalan agos'a, yol hrant ahparik'e...yol bu ülkede kayıtsız kalmaktansa bu  ne ilk ne de son olan fecaate ve kırıma karşı tok bir ses verebilmeyi her şeyden üstün tutanlarla el ele buluşmaya... yol bir kez daha insanlıkla buluşabilmeye belirsiz bir çoğunluğun! belleğinde küfür olarak bellenmiş ermeni olabilmeye... bir kez daha ama asla son kez değil!!! bütün bu yaşatılanlar seyit rıza'dan alıntılayarak ...ayıptır. zulümdür ve cinayettir!... ses verin!... çağrımızdır!... 

No comments: