Sunday, January 08, 2012

Deuss Ex Machina # 382 - horfa úr hellinum hauskúpu minnar

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_382_--_horfa úr hellinum hauskúpu minnar

02 Ocak 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Dustin O'Halloran-Snow + Light (130701-FatCat Records)
>2<-Dustin O'Halloran-A Great Divide (130701-FatCat Records)
>3<-Bill Wells & Aidan Moffat-Let's Stop Here (Chemikal Underground)
>4<-Bill Wells & Aidan Moffat-The Greatest Story Ever Told (Chemikal Underground)
>5<-Tape-Gone Gone (Häpna)
>6<-Tape-In Valleys (Häpna)
>7<-Two Bicycles-Alone At Sea (Crash Symbols)
>8<-Two Bicycles-Visions (Crash Symbols)
>9<-The Haxan Cloak-Hounfour (Temple) (Aurora Borealis)
>10<-The Haxan Cloak-Observatory (Aurora Borealis)

                                  horfa úr hellinum hauskúpu minnar
                                                       (382)
Sürek avının güncelliği, daimiliğinin ve tüm o hesaplı kitaplı yansıların birbirinin peşisıra ortaya çıkarttığı gerçeklik hissiyatı içerisinde farkına varılabilecek şeylerden birisi de kırılganlığın handiyse ivedilike artması, her ses çıkartanın karşısına dikiliveren bir olgu haline dönüştürülmesidir. Yitirmeyi normal olarak savlayıp, tükenişlere kapı açık tutulmaya devam ettiği müddetçe daha uzunca bir süre bizlerle beraberliğini korur kılacak bir sonuç olarak değerlendirilebilecek kırılganlık. Bir vizörün merceğinin, bir gözün görebileceğinin, bir kalbin yaşayabileceğinden çok daha fazlasının oldu bittilere denk getirilerek kervana eklenmesinin, sonsuzluk içerisinde bir nokta gibi başı olup sonunun bir türlü getirilmemesinden mütevellit daimliği tescillenmeye hazır ve nazır olunan kırılganlık. Yerle yeksan edilenilerin ardından eklenebilecek, beher cümlede daha bir içe kapanık, daha bir sessizliğe gömülmek zorunda bırakıldığı bu unutuşlar diyarında hatırlamaya teşne! olanları bekleyen kırılganlık. Ne menem bir şeydir ki insanlığın kökü kurutulmaya istisnasız, fırsat bulundukça, zemin sağlandıkça devam edilen bu satıh dahilinde unutulmaması gereken asal bir yük haline dönüştürülmektedir iş bu kırılganlık. Kolay değil tümceleri serpiştirip durmak, biteviye, yeniden yeniden yılmaksızın yola çıkabilmek. Her defasında anlamlandırmak istediğiniz doğruların birilerinin tarafı olduğunuzu ilan etmek için değil de salt insan olduğunuz için kaleme aldığınızı zikr etmek, yinelemek. Durmaksızın kendini tekrar eden algının, müesses nizam içerisindeki unsurlarında kendini eleverir hale dönüştürmüş olan faşizmin sıradanlaştırılması karşısında bir dur diyebilmek.

Her olup bitene, her an oldurulup sunulanlara , biçimlendirilip dönüştürülenlere, topyekün dayatılanlara karşı bir kelam örgüsünü bina edebilmek. Hasılı kelam yorgun düşürülüyoruz. Bir o yandan bir bu yandan denk getirilenler birer mizansen olmaktan artık çıkıp birer hakikat haline dönüştürüldükçe belirli bir makamın tahayyülü olarak değil genelin dimağında yer edinen cıs!lık bir yansıma haline dönüşüyor. Dokunma sen de yanarsın yollu, iğnelemeli mesajlaşmaları vavelyaya dönüştürülen haklının haklılığını paramparça etme gayretkeşliği bu kırılganlığı daha da derinleştiriyor. Kırılganlık tuzla buz olmaya eşlik ediyor, öncüllüğünü gerçekleştiriyor. Her defasında bu kadarının artık mümkünatı yoktur diye zihinden geçirilse de sessiz sedasız daha beterlerinin eşiği yokladığı aşikarlaşıyor. Aymak zorunda olanların nasıl da ellerinin altında imkanları şunları bunları, hiçbir şey yokmuşçasına suskun, puskun kesildiklerini gör, bil, duy-mak zorunda kaldıkça insanım diyenin yüreği daha da kararıyor. Zifiriye bağlıyor. Neredeyse içinden dışarı nefeslenmek için bile çıkamadığımız iş bu gayya kuyusunun en altlarına, en kuytusuna çekilebilmenin bambaşka yolları, bambaşka etütleri gerçekleştiriliyor. Anaakımın duyurmaktan özellikle imtina ettiği şeylerin nasıl da insanı ilgilendiren konular olduğunun ve bütün bunu yapıp ederken bir yandan da ilkeli habercilikten dem vurulmasının ironikliği karşımıza çıkıyor. Çıkartılıyor. İlkeli haberciliğin, alınan brifing görünümlü ayarlar neticesinde nasıl da usturuplu usturuplu kimseciklerin tavuğuna kışt demeyen ama özellikle devletluya hiçbir şey demeyen bir yapıya dönüştürüldüğü, ortalığın tozpembeliğe kesildiği ifşaasına girişen birer masal masal matitas vurgusuna dönüştürüldüğü ortaya çıkıyor çıkartılıyor.

Ucubeliğin müseccel daniskaları! şu an ekranlarımızdan evlerimize konuk ediliyor. Ya televizyon veyahutta internet üzerinden... Durumun keşmekeşliğinin sorumlularını bulup ifşaa edebileceklerin mahpusluklarla olan randevularının yamacında ortalık bir şey gör-bil-duy-madımcılara kalıyor. Bırakılıyor. Ne ala memleket dediğimizde ondan sonra terere yardım ve yataklık etmekle itham edilip yolun sağlama alındığı linçler sağanağı başlatılıyor. Sözümüzü kime edelim, bildirelim ki bata çıka girdiğimiz girdabın çekildiğimiz kuytuların karanlığının hepimizi birden esir alacağını ifşaa edebilelim. Matlaşmaya yüz tutan bir romanesk yapı değil buradan ilintilemeye çalıştığımız ya da edebiyat parçalaması değildir hiçbir zaman. Sokağın ortasında bir başına dolaşıp duran bireyin de başına getirilebilirlik ihtimalinin çok uzun zamandır bu kadar ivedilik göstermediği bir haklayış sürecinin, silsilesinin yoklayış sürecinin kıyameti günümüze taşıdığının gerçekliğidir. Yanıbaşımızda kopup duran şeyin kıyametten pek de farklılığının bulunmadığının bilindikliğidir. Sesler tek bir perdeden handiyse akordu yapılmış bir düzenlemeyle, tektipleştirilmiş bir şekilde yayınını sürdürüken bir taraflarda olup biten insanlığın katlidir, insanlığının vicdanının tahrif edilebilirliğidir. Gizlisi saklısı hiç olmayacak bir biçimde ortada duran, kırılganlık olarak sunumlandırmaya çalıştığımız şey, ucu bizlere dokunmuyor yani kıstasına denk düşen algıların normalleştiriliyor olmasıdır. Harbiden her şey 'normal' midir? Gerçekten bu normal dediğimiz şeyin tanımlandırılması ve kapsayışı ne menem bir şekildir ki hala bu kadar anormalliği tanımlandırır kılmaktadır. Tanımlandırmak için kullandırılmaktadır.

Uzakta olanın, bilinmezi çağrıştıran makamlarda cereyan edenin yansısını ve acısını paylaşmaktansa başka şeyler aramaya çalışmak, bir mit yeniği bulma gayretkeşliğine düşmek, başka başka şeylerle, olayın özünü unutturabilmek adına gündem maddeleri tahsis etmenin inadı daha ne kadar gerçeklerden uzakta tutacaktır? Benlik tersini söylese de muktedir algısınca mazur görülebileceklerle hangi kıyamların yolları arşınlatılacaktır oldurulacaktır. Tersinden gide gide iyice nasırlaşan, her söz, bahsi açıldığında kırmızı çizgilerinin varlığını hatırlayanların durmaksızın aynı teranelerden beton millet sakarya edebiyatını tekrardan öne sürmeleri düşündürüclüğünü korumaktadır. Konuşmaktansa susturmayı, anlamaktansa yaftalamayı, empati kurmaktsansa yerin dibine sokmayı mahir bir şeymiş gibi algılamaya devam edenlerin oluşturdukları sahanlığın tanımlandırılabilirliği, ne bir enstelasyondur ne de bir kurmacadır. Boylu boyunca giyindirmelerin türlü çeşitlisini en son yaşadığımız güncellik içerisinde göstermekten sakınmayanların, insanlarının sorunlarını, elzem olan çözümlenmesi gerekli olan şeylerin adını bir kere daha koyalım barışın adının zikredilmemesi için çabalanışları son kertede utanç vesikalarında, geçmişle yüzleşiyoruz yahu diyenlerin neyle nasıl yüzleşebildiklerini de açık-seçik ortaya dökümlendirecektir, anlayana!. Bu devinim içerisinde oluşturulan tahakküm mekanizmalarının, resmi propaganda söylemlerinin, söylenti olarak başlayıp çiğ haline dönüşen yamuk yumuk beyanatların, bir duyarlılık sahibi olduğunuz anlaşılmaya görsün hemencecik devreye sokulan linç perdelemelerinin, sinkafların, gıybetlerin vesairin ortaya çıkarttığı tablo kırılganlığın ta kendisidir.

İlla billa teker teker düzenlemeye ihtiyaç duyulmaksızın pundu bulundu mu paldır küldür devreye sokulanların hengamesinde asıl görünen budur. Bu kadar nettir. Linci teşvik ederek, geçmişte olanların üzerinden şimdinin okumasında sağlıklı bir ilerlemeye doğru meyil edildiğini varsayarak, en önemlisi de galiba bu bir şeyler iyi olacak beklentisine talim edilip daha ne kadar can yakılmasının, can pazarının sahnelenmesinin önü alınmayacaktır. Durum ve şartlar başka yerlerde baharı gösterirken buralarda hep güzün daimliğinin ilanı düşündürücü değil midir? Her yere akıl fikir bedelsizce sunumlandırılıp, bol kepçeden atıp tutuşlar serbestken eli kalem tutanları, dili lal kalmayanları, gözlerini perdelemeyenleri, kelamını esirgemeyenleri ilelebet tecrit edebilmenin neresi demokrasidir, neresi ilericiliktir. Neresini öncesinden kestirebilesiniz ki; bu kadar hangamenin ortasında bile onlarca farklı ayrıştırmayı, ithamı göğüsleyebilesiniz. Kırılmadan, incinmeden...tefe konulmadan. Acının sonlandırılmadığı bir coğrafyada payımıza düşürülenleri gözününüzün önüne tarafsız bir biçimde serme gayretine düştüğünüzde; bir, iki, üçüncü teşebbüste nefesiniz, dimağınız tıkanmıyorsa vah halimize, vay halimize!. Baki kalacak bu kubbede hoş sadadır veczinin, kapsadıklarının mütemadiyen tahrif edildiği, yapılan edilen tahribatın dozunun gün be gün arttırıldığı bir zaman diliminde aslolan tek bir şeyden bahis açılabilirlik söz konusuysa eğer o da im kabilinden bedavaya yaşadığımız, şansa hayatımızı sürdürdüğümüz gerçekliğidir. Denk düşürülenlerin mezaliminden herkesin payına haddinden fazla tahakkümün pay edildiği bu ahvalde ehvene rast gelebilmenin, olasılığının ne kadar az olduğudur burada değinmeye çalıştığımız. Çabalandığımız.

Kısıtlandırılanın, her an ama her an genişletilmeye yüz tutulduğu bu kapsayış çerçevesinde olumlu olanın ne kadar ivedi bir biçimde kadükleştirildiğini dökümleyebilmek söz konusudur. Yordam, meram kuraklaştırıldıkça, aynı tornanın mamülü olan sert ünsüzler devreye sokulmaktadır. Algıyı daralttıkça, sada yerini kabusa terk edecektir nasılsa, pundu bulunmasına gerek duyulmadan yapılır edilir kılınan şeylerin en düz okuması otorkasinin, tiz kelleri vurula olgusunun yeniden ambalajlanıp tüketime dahil edilmesidir. Her olup biteni kolaylıkla sınıflandıran bu bakışımda, her alternatif türetim, üçüncü seçenek şıkkı arayışının daha en başından etkisiz hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Mihmandarlarımızın dillerine pelesenk ettikleri, ileri demokrasinin en yapılamaz denilen dayatımları, baskıları, bu kadar olağan -sıkmayın hiiç canınızı her rutin direnci ekseninde sahiplenme dakikliklerini de göz önüne getirdiğinizde sanırız her şey daha kolay anlaşılacak, anlamlandırılacak ve birbirine ilintilenecektir. Hayatın renginin beti benzi ivedilikle, soldurulurken toz pembeliğin bir türlü görünürlüğünü sabitleyememesinin, sabitleyemeyecek olmasının has müsebbiplerinden birisidir böyle bir yapı içerisinden yansıyanlar. Karanlığa gözler alışabilir ama vicdanı, adaleti, eşitliği kısaca hayati olana vehmedilen, ilintilenen, ötekisine alışabilmek pek mümkün değildir, insana. İnsancıl olanın tanımlandırılabilriliğine karşı olan kör itaatlerle harcı karılmış duvarların inşası işte bu gayya kuyusunda karanlığı bir motif olmaktan öteye taşımaktadır, taşır. Kapsayışına eklentilenenlerin, beher an akışın üzerindeki itinalı müdahalelerin, soy, sop, secere, dil, din, ırk vs. tanımlandırmaların bolluğu, çokluğunda ortaya çıkan ucubelik makamını layığıyla hatırlatan bir sonuçtur.

Her türlü sonuçsuzluğu, sorulan soruların yanıtsızlığını, anlam ihtiva edenin değil boşa konuşun gündemi kurşuni bir ağırlığa yükseltttiği deyim uygunsa prangaladığı güncellikte aydınlığa ulaşmak bir ütopya mıdır? Çabalanıp, debelenip bir türlü kıyısına bile yaklaşılamayan bir metafor mudur, fabl, masal vs. diye atfedilemeyecek kadar gerçekliğin bu tarafında olup bitenlerin hepi topu, cümbür cemaat tekmili birden. Nasıl anlamlandırılmalıdır ki bu karanlığın ayrısız, gayrısız hepimizi, hepimizi derinlerine çeken bir 'felaket taşıyıcısı' olduğunu vurgulayabilelim şimdi ve şu an. Nasıl ifadlendirelim ki kıyımın öncüsü artçısı, ehveni makbülü, olmaz oldurulamaz diye netleştirebilelim. En azından kafadan yorum savlayan vicdanını çoktan indirim tezgahına çıkartanlarla aynı sudan içmediğimizi anlaşılabilir kılalım. Her defasında trajediyi, tüm anlamlarından aşırtarak yıkım haline dönüştürülebilenlerden, bunların tümünden, zerre gocunmayanlardan ayrışabilelim. Zamanı henüz gelmedi mi? Korkulara yeni korkular ekleyerek, dezenformasyona mani olmayarak, heder edici olan gıybet makamından sözcükleri daha da ağırlaştırarak en önemlisi sağduyuyu, aklı terk edip ithamlara, sıra size de gelebilir yollu imalarla ve daha fazlasıyla, mütemadiyen muktedirliğin makamından yollayıverdiği saptayış görünümlü haklayış çabalarıyla bezeli olan bu cinnet halinin karanlığından, kara uykusundan, kabusundan uyanabilelim. Kendiliğinden olumlandırılabilecek tek bir adımlamayı bile gerçekleştiremeyenlerin ikinci açılım dramaturjisinde sergilemek için aceleci oldukları tavrın yansısı daha fazla acı ve daha fazla tahakküm aracılığıyla onurun ayaklar altına alınması, çiğnenmesi böylelikle de efendiye-erke itaatin, tıpkısı eskinin sıklıkla eleştirilen devlet algısıyla bütünleştirilmesine, bir örnekleştirilmesine mani olabilelim.

Hicap duyulası şeylerin katara ekledikçe muktedir gözlerine az görünenlerin, haklarını savunabilelim ayrısız gayrısız hep birlikte, hep beraber. Ketumluğun değil de bizahati konuşabilmenin, ifade edebilmenin, algıyı ve olguları tersinden işletmeye alışkın olanların hükümranlığında yeter artık imini kuvvetlendirebilelim. Kimin ne olduğunun seceresini dökümlemeye her an hazırlıklı olanların, o dillerinin altında sakladıkları baklalar düşünen, taşınan, sorgulayan başka yerler için fevkalade adlendilenlerin burası için bir tehdit unsuru olmasının gudubetliğine ayan insan olgusudur. Düşünüyorum öyleyse terere yardım ve yataklık, en olmadı iğrenç bir atıf olarak nemalanmak için derbeder heder ediyorum kendimi okumasının bilince dahil edilmesinin gayretkeşliğidir. Gizlisi saklısı bırakılmayacak bir biçimde salt ötekisi üzerinden toplumu ayrıştıranların tümünün de bu ve benzeri çıkarsamalar üzerinden hareket ettikleri göz ardı edilebilir mi? İşin kolayını bir şekil, durum değerlendirmesi nam satıh içerisinde zihnin düşleyemeyeceği hakir görüşü, hakaretlerle, hiddetle donatıp oluşturulan bu algının karşımıza çıkarttığı cidden şansa yaşadığımız gerçekliği değil midir? Durumun tersinden düzünden okunabilecek hiç bir yanı yokken bir mit yeniği ortalıklardayken, bir şeylerin üzerinin hızla kapatılmaya çaba sarf edilirken gerçeğe vakıf olabilecek, hakikati işitilir kılabilecek miyiz?

Bu kubbeyi saran sadanın çığlıklarla yer değiştirmesindeki hüznün ağırlığında vicdanı olanlar son sözlerini söylemişler midir? Dünü geçmişte bırakarak, bugünü mazur görerek ama illa billa muhalif sınırlarını alaşağı etmek için hiçbir hinlikten vazgeçilmeyen muktedir dünyasına karşı kayıtsızlık da bir felaket değil midir? Vurguların, vurgulamaların nihai bir keşmekeşi az buz değil bildiğiniz tüm anlamlarıyla sarmaladığı bu deryadan daha ala bir cehennem söz konusu mudur? Bilmek istiyoruz. İnkar etmenin, yaftalamanın faşizmi körüklemenin başat aktörlerinin her buldukları fırsatı yeni acılar bina edebilmek için kopkoyu karanlık tarafın safını tuttukları bu müesses nizamda "insan"a yapılanlara sessizlik dilsiz şeytanlık tanımının tam karşılığı değil midir? İlave bir nükteye gerek olmaksızın aşina olduğumuz faşizm bu hayatı dar ediyor..."diyecek sözüm var diyene", "maruzatım var diyene", "isyanım var diyene"... 

 
>>>>>Bildirgeç
AKP’nin Kafa Karışıklığı ya da Çözümsüzlüğün Bunalımı - İshak KARAKAŞ*

Bu ülkede cumhuriyetten beri tam anlamıyla bir Kürt soykırımı yaşanmaktadır. Cumhuriyet tarihinin bu en kapsamlı ve en kanlı inkar ve imha operasyonu’na Kürtler’in gösterdiği direnç ve Demokratik Özerklik temelinde yeni bir evresine geçmiş, kendini yönetme aşmasına gelmiş onurlu barış kararlığı nihayet devleti külahını önüne koyup düşünmeye zorlamıştır.

Şu anda artık Türkiye oligarşisindeki diğer iktidar odaklarını bertaraf etmiş ve devletle bütünleşmiş AKP hükümeti bu süreci yönetmeye çalışıyor. Ancak Kürtler’in geldiği bilinç ve olgunluk seviyesi şimdiye kadar TC devletinin Kürt isyanlarını nötralize etmekte kullandıkları şiddet ve ideoloji aygıtlarını etkisiz kılıyor.

Ya kendi kafaları karışık olduğundan ya da böylelikle Kürtler’in kafasını karıştırabilecekleri gibi imkansız bir şey hedeflediklerinden olsa gerek, şu sıralar hükümetin farklı isimleri birbiriyle çelişen açıklamalar yapıyor, hatta bazısının aynı gün içinde yaptığı iki açıklama arasında uçurumlar oluyor.

KCK operasyonlarındaki mantıksızlıklar, usul hataları ya da hukuksuzluk yüzlerine vurulduğunda “yargının işine karışamayacaklarını” söyleyen hükümetin devlet bakanı aniden KCK operasyonlarının kendileri ile koordine içinde yapıldığını pervasızca deklare edebiliyor. AKP iktidarının ABD’den icazet alarak geliştirdiği konsept için şöyle diyor Atalay: “Tek yönlü uyguladığımız entegre bir stratejimiz var devlet olarak. Sınır ötesi operasyonlardan KCK operasyonlarına, hepsi koordinasyon içinde tartışılmış, kararlaştırılmış, planlanmış ve yürütülmekmektedir.”

AKP’nin ‘açılım süreci’nin İçişleri Bakanı ve şimdinin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay böylelikle KCK’nin bir hükümet tasarrufu olduğunu açıklamış oluyordu.

Aynı günlerde, Kazan Vadisi’nde 36, Çewlik’te (Bingöl) 8, Amed’in Piran (Dicle) ilçesinde 20 HPG Gerillası kimyasal silahlarla katlediliyordu. Tam da bu gençlerin cenazelerini almak için yurtsever Kürtler morg kapılarında toplanırken, bütün bunlardan habersizmiş gibi Bülent Arınç Meclis kürsüsünden demagoji nutukları atıyordu.

Peki, Kürtler’e yönelik devlet vahşetinin sınır tanımadığı bu günlerde AKP Hükümeti’nin kadrolu Kürt bakanları ve vekilleri gözyaşı ve öfkenin birbirine karıştığı Bölge’de neler yapıyordu? Amed’li Mehdi Eker, Cuma İçten, Piran’lı Galip Ensarioğlu, Batman’lı Mehmet Şimşek Bölge’de elbette inkarın sözcüleri olarak dolaşıyor, düğünlerde halay çekiyor, halaya ara verdikleri zamanlarda ayaküstü verdikleri demeçlerinde Türkiye halklarına hakaret edercesine Cumhuriyet tarihinin kendilerininki de dahil olmak üzere bütün soykırımlarını resmi tarih klişeleri ile reddediyordu.

Bu kişilere bir tavsiyem var. Eğer yarın çocuklarının, torunlarının yüzlerine bakabilmek istiyorlarsa, Beşir Atalay’ın itiraflarından ve içine düştükleri çözümsüzlükten sonra artık istifa etme özgürlüklerini kullanır ve köşelerine çekilirler.

Çünkü geçmiş nasıl onların iddialarına ve inkarlarına göre biçimlenmiyorsa, gelecek de öyledir. Ve gelecek onurun olacaktır. Onuruna sahip çıkanların.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. İshak KARAKAŞ'ın "AKP’nin Kafa Karışıklığı ya da Çözümsüzlüğün Bunalımı" başlıklı makalesi bu güzergahtan hem meramımızın devamlılığında okunabilecek hem de kendi içerisinde bütünlüklü yapısıyla pek çok şeyi anlaşılır kılabilecek bir derleyiş, sesleniştir, farkına varmak isteyenlere. İshak KARAKAŞ ve Jiyan sitesinin anlayışlarına binaen sayfamıza iliştiriyoruz iyi okumalar...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #375 (14.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #376 (21.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #377 (28.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Ahmet ŞIK: "Bu Talimatlar Bana Vahiyle Mi Geldi?" - Habervesaire
AKP’nin Kafa Karışıklığı ya da Çözümsüzlüğün Bunalımı - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Kelimeler Bazı Anlamlara Gelirler - Çiğdem DALAY - Açık Radyo
Helbest: Heta Kingê - Politikart
Zor İştir Gerçekle Uğraşmak... - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Kasıt Yok, Öyle Mi? - Faruk ARHAN - Bianet
Yetti Artık! - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Barış Annelerinden Erdoğan’ın Makam Odası Önünde Eylem - ANF
Boğaziçi'nde Uludere İçin "35 Ölü" - Bianet
Masal! - Serkan AYDIN - Jiyan
Uludere - Onur AKSOY - Nüve
Bir Fermanın Anatomisi:36 - Çağdaş ÇELİK - Bijwenist
Uludere: Öncesi ve Sonrası - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Kesintisiz Kaza - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Horlanmaya Dayanamadı - Umur TALU - Habertürk
Roboski'de 5 kişi Tutuklandı - Yüksekova Haber
‘Düşünüyorum Niye’ - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Tutuklu Gazetecilerden Mesaj Var - ANF
Fadime Ana: Metin’siz Yılları Anlattı - Esra AÇIKGÖZ - Bulancak Haber
çağdaş yöntemle işkence - Hafıza-i Beşer
Bu Ülkede Bir Kürt'ün Olamayacağı Tek Şey, Kürt Olmaktır - Ramazan BAYRAM - Milliyet Blog
2012’de Neye Şükredeceğiz? - Çetin DİYAR - Evrensel
2012'nin Taşeronları Kimler?.. - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Ahmet Altan’ın Son Yazısı ve “Milletin Yiğidi” Erdoğan - Foti BENLİSOY - Jiyan
Cambazlarla Bir ‘Hasbihal’ ve Katliamın Ekonomi-Politiği - Veysi SARISÖZEN - Özgür Gündem
'Wollt Ihr Den Totalen Krieg?' - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Sadece Tetikçileri Cezalandırmak Yetmez... - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Oğuzhan Müftüoğlu İle Dünya, Türkiye ve Gelecek Üzerine... - Muhalefet
Medeni Şekilde Gözaltına Alındılar! - Cnn Türk
Kürtlüğü Terörize Eden Bir Savunma Olarak “Sadece Gazetecilik” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
"bakan" değil "gören" gerek! - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Ermeniler Kürt Aşiretlerine Dönüştü - Internet Haber
Ece Temelkuran El Ekber’e Konuştu - Sol
Kara Lekeye Müzikle İsyan! - Akşam
Internet Çağında Sosyal Muhalefet: Masa Başı “Militanları” ve Kamu Entelektüelleri - James PETRAS - Sol Defter
Dünya’nın Sonu 2012’de Geliyor! - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
2011'den Sonra Dünya Solu - Immanuel WALLERSTEIN - Bianet
Direnme Eylemlerini Yorumlarken - Korkut BORATAV - Sol
Dipsiz Bir Cehalet - Zülal KALKANDELEN - Cumhuriyet-Pazar
yanyanlar - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu


Dustin O'Halloran Official
Dustin O'Halloran - Lumiere Album Review By David WELSH via MusicOMH
Dustin O'Halloran - Yiğit Atak - 13Melek
Bill Wells Article via Wikipedia
Aidan Moffat Official
Bill Wells & Aidan Moffat - Everything's Getting Older Album Review By Michael WHEELER via Drowned In Sound
Tape Official
Tape Informative via Häpna
Tape - Revelationes Album Review By Greg ARGO via Adequacy
Two Bicycles Artist Page via Bandcamp
Two Bicycles Informative Page via Last.FM
Two Bicycles - The Ocean Album Critic via Get Off The Coast
The Haxan Cloak Official Tumblr
The Haxan Cloak Artist Page via Facebook
The Haxan Cloak - The Haxan Cloak Album Review By Mohammed ASHRAF via Fluid Radio

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By Colette Saint Yves
Colette Saint Yves' Flickr Page 

>>>>>Poemé
Koru Kendini - A. KADİR

Kaldırınca tabancasını
Nişan almak için sarı saçlıya
Parıldayıverdi gözleri
Koru kendini
Kırlangıçlar uçuştular
Korkudan çığrışıp
Kanat çırparak koru kendini.

Hadi söyle bana müziği seversin sen
Nasıl çalar insan hapishanede
Ağrılardan, sızılardan sonra
Romatizmanın zincirlerin kemirdiği elleriyle.

İşte nişan aldı tam
Kemanının üstüne
Iskalamaz iyi nişancıdır
Koru kendini
Ama teller gene şakıdılar
Doldular havayı titrek titrek hiç umursamadan.

Hadi söyle bana müziği seversin sen
Nasıl çalar insan hapishanede
Ağrılardan, sızılardan sonra
Romatizmanın zincirlerin kemirdiği elleriyle.

"Havasız bir delikte
Gıcırdayan somya üstünde yatakta
Yakalanmışsın berbat bir öksürüğe
Gel de şarkı söyle.
Ama yine de sarı saçlı adam
Devam etti kemanı çalmaya
Dirildi içimizde ölü düşler."

Kaynakça: Şiir

No comments: