Sunday, February 26, 2012

Deuss Ex Machina # 389 - the plateaux of unforgettable facts

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_389_--_the plateaux of unforgettable facts

20 Şubat 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak: Zülâl Müzik vs. Deuss Ex Machina
Konuk: Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet - Cumhuriyet Pazar - Zülal Müzik
Sesli Meram // Brian Eno...
>1<-Brian Eno-Third Uncle (Island Records)
>2<-Brian Eno-In Dark Trees (Island Records)
>3<-Brian Eno-By This River (Polydor)
>4<-David Bowie-Warszawa (RCA Victor)
>5<-Brian Eno & David Byrne-Mea Culpa (Sire-E'G Records)
>6<-Harold Budd & Brian Eno-Foreshadowed (Editions EG)
>7<-Brian Eno-Ali Click (Warner Bros. Records-Opal Records)
>8<-Brian Eno-This (Hannibal Records)
>9<-Brian Eno-Glitch (Warp Records)

                   the plateaux of unforgettable facts past present and future
                                                           (389)

Denkleştirilen imgelerin, birbirlerine ilintilenen görüntülerin, ayrı, ayrışık birbirinden uzak olarak konumlandırılan ve görünen hallerin toplamında ortaya çıkan şey betimleme halinin son derece zorlayıcı olduğu bir felaket turnusoludur haddizatında. Öylesine kolay bir teslimiyetle ve şartlanmışlıkla hemhal olunur ki ayrıştırılamaz bir biçimde kendi denginden aşağısında görülenler için pandoranın kutusu mekanizması devreye sokulur, pattadanak sahne kapsatılıverilir. Söz söyleme hakkının elinden alınmasının yanında yaşam hakkı, en hayati olgular için elzem olan şeylere ket vurabilmek söz konusu, bahis edilir. Mütemadiyen açtırtma kutuyu söyletme kötüyü izleğinden yansıyan olan biten sanki böylesi bir ahvalin muktedir elinde yaptıkları için altı kalınca çizilesi önermelerinin nasıl da yol ve yordamının buldurulduğunu açık seçik ilan eder. Her durumda öfke patlamalarına, dövlet hiddetine nail olacak birilerinin varlığına sahip çıkılarak yine yeni yeniden başka bir orta oyunu sahneye konulur. Kondurulur. Hınç alınası, küfür nesnesine dönüştürülesi adını sıfatını layığıyla tanımlayabilmek için akla ziyan şeylerin iliştirilmesine olur verilmesi gibi türlü çeşit atraksiyonlarla beraber bu güncenin felaketleri tüketilmez, sonu getirilmez aksine daha fazlası adına zemini daima yoklanan, nabzın kolaçan edilip gözlemlendiği bir satıh haline dönüştürülür. Döndürülür.

Karmaşanın, kaotizmin elinden bunca zamandır çekilmiş olunmasına karşın hala inatla o aralığın madrabazlığına tutunarak, yapılandırılmaya gayretkeş olunan şeylerin tümü birden düşündürücüdür. Düşündürücülüğünü korumaktadır en kısasından. Her duruma uygun bir parantez açmaktan gocunmayanların, her halde söyleyecek sözü bulunanların, karşıt fikir söylemekten, kendi aralarında çatışmaktan asla imtina etmeyenlerin birden ortaklaştığı, ortayolu bulabildikleri mevzu bahis kimi küçük zümreler, olaylar ve olgular olduğunda iş bu sathın nasıl da imece usül linci yeniden dönüştürebildiğini gözlemleyebilmek mümkündür. Acıların hangisinin diğerinden daha üstün olduğunu savlayabilmek adına gerçekleştirilen, birbirine ilintilenen, sözcük dağarcığına eklentilenen her hamlede ayrışımın en mesnetsiz örneklerini fark edebilmek, farkındalılığına ulaşabilmektir lafın kısası. Sözün özü her durumda dış kapının mandalı olarak adlandırılanların içimizdeki hainler olarak sınıflandırılanın, yaftalanananın kimler olduğunun resmi geçitleri sekiz sütuna manşet edilir, ettirilir. Kah sorgulanır, kah ayar verilir ama mutlak suretle bir ırkın diğerinden daha üstün olduğunun altını doldurabilme çabasında en olmadık şeylerin birbiriyle parallelikler kurdurulabilmesine, bir sonuç çıkartabilmesine müsammaha gösterilir.

Yanlış olanın kendi halindeyken de yanlış, hatalı, günahlı, ayıplı olduğu ortadayken hala otoriter bir biçimde onama, kınama ve daha eklenebilecek tüm teslimeyet emarelerine yarenlik eden dayatmacı emir-kipleriyle beraber bir sorgulanış görselleştirilir, hayata dahil ettirilir. Siz ne düşünüyorsunuz!!! sizin fikirlerinizi edinebilir miyiz!!!, siz hiç kendinizi x'in yerine koydunuz mu!!!, ekmek yediğiniz bu ülkeyi sırtından hançerlemeye utanmıyor musunuz!!!,  bu ülkede nefes alıyorsanız bizim kurallarımıza biat edip, bizim söylediklerimze, size reva gördüklerimize (mesela piç gibi) sessizce riayet ederek yaşamınızı devam ettirebilirsiniz yollu söylemlerin neresini nasıl okumalıyız!.. Bir sivil toplum toplantısı!, nümayişinin tam da ortalık yerinde pandoranın kutusundan çıkagelen her şeyi bilen muktedir-erk-iktidarın yeni nesil hiddetli dili v söyleminin siyaset vitrinini oluşturan, fikirleriyle akla zarar yedi düvele tek başına yeter yetenekli bay şahinbey bakanın ağzından dökülenlerin hangi birisini nereye koymak icap etmektedir. Nereye konumlandırırsak, dün kırdığı potlara yenilerini eklemekten gocunmayan bir şahsiyetin bağlı bulunduğu partinin bu ülkede gerçekten sorunlara merhem olup, çözebileceğini öne sürebiliriz. Hala bu kadar körlemesine bir sebatla adıyla sanıyla katliam anmasını linç tevatürüne, ötekisine, içimizde hiç bitmeyecek ermeni olana bir elden hep birlikte düşmanlık besleyebilmek için araç en hafif tabirle onları babasız belletip ne olduklarını kanıtlamaya inatla gayret etmenin nümayişin öznesini oluşturan katliam anmasının esas nedeni olan suçsuz insanları yad etmeyle ne ilgisi olabileceğini basitçe bir cümleyle açıklayabilecek kimse var mıdır?

Geçmişte bu topraklar üzerinde yapılıp edilen kıyamlar söz konusu olduğunda  tarihi tarihçilere bırakalım veczini sıklıkla kullananların, atalarının soykırım yapmadığını ispat edebilmek adına kendilerine kıyam seçiyor olmaları utanç verici değil midir? İnsanlığı toptan toprağa gömebilmek adına, en olur olmadık benzetmelerin reva görüldüğü ermenilik bir vurun abalıya hali midir olağan güncelliğimizin en sapmaz, eksilmez öğesi olarak. Soykırımın mazlum olana karşı gerçekleştirilmiş her bir öldürme eyleminin istisnasız tek bir yanıtı bu satırın sahibine göre ayrısız, gayrısız, ötekisiz berikisiz, amasız ve fakatsız basbayağı bu kadar kesin bir biçimde meydandayken, bazı şeylerin haddinden de ivedi bir biçimde raydan çıktığını imgeleyebilmek hala zorlu mudur? Nasıl bir akıl tutulmasıdır ki, ermeni bir gazetecinin vefatını aslında insana karşı işlenmiş bir suç olarak adlederek 'hepimiz ermeniyiz' vecziyle ses vermeyi akıl edenlerin karşısına, devletler nezdinde gerçekleştirilen, al takke ver külah gerçekleştirilen göstere göstere ölüme sebebiyet verilen, önlenemeyen masum kanlarını yad etmek adına gerçekleştirilen bir etkinlikte karşılık ve rövanş olarak 'hepiniz piçsiniz savlayışı seslendirilebilir nasıl? Neresinden tutasınız nasıl ifadelendirebilesiniz ki, canı alınanların sayılarla ifade edilenin bir istatistik olmaktan öte birer can oldukları vurgusunun altını kalınca çizebilelim.

Nasıl ama nasıl bir yol izleyebilesiniz ki, o kadar kendini kaptırıp gitmiş, faşizmin en görünür haline kendilerini teslim etmekten alıkoymayanların karşısında bu ülkenin içişleri bakanı'nın en akla gelmez betimelemelerle sakin olmayı değil daha fazla hiddetlenmeyi neredeyse eksik kalan saldırın komutunu seslendirmediği bir nutuk olağan sayılabilsin! Der Zor, Mardin, Sivas, Kahramanmaraş son raddede daha yakınlarımıza geldiğimiz vakit altmış günü tamamlamamış olan Uludere kıyamları yanı başımızda sorgulanmayı, yüzleşilmeyi beklerken nasıl bir vicdansızlık örneğidir ki hala acıyı kanırtabilmek, devletin faydasına olanlar, olmayanlar diye bahis açabilmek, bu doğrultuda tahrifatları kendi çıkarlarımıza göre şekillendirmek hala mümkündür, olasıdır. İnsanlığın düşgücü, yaşama tutunama şevki, iradesi yerle yeksan edilirken bir yerlerde yeni kıyamlar için zemin yoklanırken, bugün taksim yarın erivan ertesi gün suriye daha sonra başka bir yer ama durmaksızın hiddetli bir tahakküm oluşturma gayretkeşliği, yıkımların en büyüğünü pankartlara dökmek acı değil midir? Hala değil midir? Korkulanların çoğu zaman sessizleştirmelerin hemen akabinde devreye sokulan, aba altından gerçekleştirilen hamlelerle beraber şekillendirildiği bu üç maymun yurdunda hakikatlere sıra ne zaman gelecek, gelebilecektir?

Kıyaslanmadan birbirimizi yadsımadan, hedef haline dönüştürmek için yırtınmadan, çıkar beklemeden, emir beklemeden sadece insanlığın peşinden gitmek ütopya mıdır? Nasıl ifadelendirelim bu gayya kuyusunda, bu kadar kör faşistlikle beraber tutturulacak hiç bir mayanın, bir olma beklentisinin esasen boşa olduğunun anlamını ifadelendirebilelim. Sürekli aynı savlayış peşinde modern zamanların en yıpratıcı yansılarından birisi olan kıyamları siyasete, günün kurgusunda ağıza sakız belleyerek, olan bitenleri çıkarlar uğruna dönüştürerek, bağlamından kopartarak hiç bir yerlere varamayacağımızı dahası az kalan, azaltılmış olan nisbi insanlığımızı da yitireceğimizi ifadelendirelim. Düşgücü hayalperestlik olarak sınıflandırılan, vakit öldürücü olarak betimlenen, gerçeğe uzak diye hakir görülen muktedirin oyun sahasında, hükümranlık alanında zerre miskal yerinin olmadığının altının kalınca çizildiği, derdest eylenen, mutlak doğru olarak bellenmişlerin nasıl ağır tahribatların ardından şekillendirildiğini duyumsatan bir eşik, bir olgudur. Haddizatında şimdinin güncelliğinde yavaş yavaş unutturulandır. Göz önünde cereyan edenin, tepkimeleri asgari ve altında tutabilmek için gerçeküstü çabalanımlar toplamına bu kadar yoldaş olduğu bir denklikte, düzenekte layığımız olmayan ne kadar çok şeyin, hakkınız bu kadardır kabilinden imlenmesi, dönüştürülmesi imgenin, başka bir deyişle esas resmin giderek daha fazla komplike, karmaşık ve karanlıkla bezeli bir cenah halini almasını sağlamaktadır.

Bu ve benzerlerinin oluşturduğu şey tam da gerçekçil, işin kuralına göre hareket etmekten, kitabına, kılıfına göre yol almaktan bıkıp usanlar, durmaksızın yitirenler için (neticede sonucu olmayan bir devinim) üçüncü bir seçeneğin varlığını duyumsatandır düşgücü. Nice hayal kırıklıklarının peyderpey bireyin olumlamasını etkilemesinin yanında can simididir. Sımsıkı korunaklı, dolambaçlı, teferruatlarla örüntülenmiş, gizlenmiş algılamaların, kapsayışların, sınıflandırmaların yamacında önlerine sessizce itaat etmek seçeneğinden de başkasına müsade edilmeyenlerin, engelsizce buluşabildikleri bir çatıdır, en azından engellemelerin sirayet etmediği bir otonomdur, salt bireyin kendi çabasıyla bakıp görebileceği, kendi kararlarını kıyaslayarak alabileceği bir kümelemdir. Oluşturulan imge, söz öbekleri vs. dizini tek taraflı, tek bir duyumsanması istenilenin varlığını onayan bu bağlamda tektipleştiren bir sonucu yük edinirken, ettirirken ciddi ciddi üzerine tartışılası, değer atfedilesi bir platformdur işte bu düşgücü. Öteki ve berikinin muktedir elinde her anının, gözetim, tedhiş, tehdit ve tecrit altına alınabilirliğini göz önünde bulundurduğunuzda yabana atılmaması gereken önermelere ev sahipliği yapan, kurgusal olarak başlayıp bir hakikatle son bulabilecek şeylerin varlığını deneyimleyebileceğimiz bize kalan son cephelerden birisidir. Henüz dokunulmamış handiyse bozulmamış olan.

Nitelemeler gayretin zaruriyetten değil olağanlıkla şekil bulduğu, kıvamını yakaladığı, dönüştürülebilirliğinin de sorgulandığı düş gücü sahanlığında basitliğin ve kendindeliliğin farkındalılığından hareketle kotarılan, oluşturulan ara bağlaçların, oluşturulan yan yolların, okumaların önemini bir kere daha duyumsatır. Önemsiz görünenin, hakir bellenenin, belirsizliklere hemhal ettirilenlerin, karanlığa terk edilenlerin, bir günün değil her günün aynı basık, nefessiz sirayet etmiş sinizmin derinlemesine müsammaha gösterildiği bir bedbinlik orta oyununda akil olanın ne olması gerektiğinin örneklenebilirliğidir önemini koruyan iş bu düşgücü cenahında. Giderek mekanikleşen hissiyatı yitiren tepkimelerin, cukka, pozisyon, katma değer vd. unsurlarla, kazanımlarla belirlenebilirliğinin sürdüğü, amanına göre muamelenin, vavelyaların dozuna dahil edilmiş hiddete göre desteğin azalıp, çoğaltıldığı, insana layık olanın yerine ikame ettirilenlerin mesnetsizliği, çarpıklığının neredeyse normal olarak betimlenilmesine devam edildiği güncelliğin dahilinde, kendiliğinden kelamın, tasasız, kaygısız, engelsiz savunuşun müdanasız hak ve hukuğu her bir bireyi için layığıyla muhafaza etmenin, savunabilmenin gerekliliğini dökümleyecek v özet kabilinden sunumlandıracak olandır düşgücü.

Vicdan meselinin görünürde en yetkin sac ayaklarından birisi olan, değişmezliğini bunca ağır tahakküme karşı sürdürebilmiş bir alan olan dil de düşgücünün özenle birbirine yakınlaştırdıklarını anlamlandırabilmek için bir anahtardır. Mübalağa içerisinde, hali hazırda dolaşıma dahil olan anahtarın nesini, nasıl kodlayayım örneğinde olduğu gibi varlığını sürdüren, cismaniliğini muhafaza eden, şart olarak dikkatle bakabilmenin ötesinde başkaca bir unsura hiç gerek duyurtmayandır, olabildiğince net bir biçimde. Dilden ortaya çıkan her meram kırıntısı, her yarım cümle düşgücünün sınırlarından yaygınlaştırılıp geliştirilmeye çabalanılanları bütünleştiren birer önerme halini alması boşuna değildir. Boşlukta yankısını bulan her terennüm dile getirilmiş olan her tasvirin alt veya üst okumasından bunu derinleştirebilmek olasılık dahilindedir. Bir hak olarak tanzim edilmesinin vurgusu her dakika dile dolanırken, ana dil meselinin hemen yamacında ilintilenmiş olan farklı olanın seslendirilmesi, dile getirilmesinin beton-millet-sakarya bakışımının üstündeki etkisinden yola çıkarak şartlı refleksleri nasıl kervana düzdüğünü fark ettiğinizde bu olgunun kasti faullerden yeterince çekmiş bir ahvalin sırtına bindirilen yüklerin, atıfların, yargıların nasıl bir perspektiften süzülerek gerçekleştirildiğini meydana serecektir. Ortaya çıkartacaktır amasız fakatsız dosdoğru bir biçim dahilinde duyumsatacaktır, görebilmek için didişip durana.

Üzerinin ölü toprağıyla kapatılması için didişilip durulan, binbir tantanayla duyurulup sessiz ve sedasız elden ayaktan çektirilen açılımların bir geliştirmeyi sağlaması bir yana tıpkıbasım eskinin izleri üzerinden yola devam kararlılığının daimliği söz konusu edikebilir. Bu doğrultuda atılan hamlelerin bir yoksun olma halini aşması bir yana kalıcılaştırıldığından da dem vurulabilir. Ötekileştirmenin türlü çeşidinden sıklıkla v layığı olmayan pek çok şeye maruz kalmış bir sathın dahilinde daha kaldırabileceğimiz ne kadar yük vardır, daha elinden alınacak kaç hayali, kaç geleceği, kaç canı veya direkt soralım yaşayacağı kaç olumlu günü kalmıştır. Bırakılmıştır. Vavelyaların, gani gani mesnetsizliğin sularında tahakküm betimlemelerine el verdiği, yeniden yılmadan hizaya sokulduğu güncellikte basitten zora doğru ilerlemek, ama duvarlar inşa edip, engeller ortaya çıkartmadan koşulları ve şartları makulleştirmek ne zaman mümkün olacaktır. Zaman akışını olağandan hızlı bir biçimde devinirken varabildiğimiz bu ileri demokrasi sathının, gri güncesinde düşgücünü imgeleyebilmenin durmadan dışlanıp farklı olduğu duyurulanın aslında diğerleriyle de bir olanın faydasına dair kelama kulak verebilmenin değerini, atfedebilmenin, çabalanabilmenin, anlayabilmenin uğraşına, başkasının başına gelenlerin benim, senin başına da gelebilirliğinin açık edildiği günde idrak etmenin, harekete geçebilmenin mümkünatı yok mudur?

Keşmekeş afakı sarmışken dört koldan tepkimeleri nötralize etmek, gazını almak, şimdi git yarın gel kolaycılığına teslim olmak kayıtsız şartsız bir vehamet değil midir? Daha sadece bir konudan bahis açabilmişken bu kadarcık alanda, daha önemli olan sorunların nihai çözümlemelerinin akıbeti nice olacak, oldurulacaktır? Denkliği tutturulmuş mayası her daim aynı karılmış, pişmiş aşa durmadan su katılmış bu deney ortamının dahilinde cereyan edenlerin yekünü nefret söyleminin, milliyetçilik çıkarsamalarının, vicdan tahripkarlığının, adamına göre şekillendirilen adaletin, kimilerine hiç rast gelmeyecek olan!, rüyalarda yaşıyor bazı kendini bilmezler diye kestirilip atılan önermelerin, yanıtsız soruların, yanıtı bilinip de verilmeyen konuların neticesi nasıl bir ülke imgesi ortaya çıkartmaktadır? Hiç üzerine düşündünüz mü? Kolay olanın haklayış, sıtmayı gösterip ölüme razı getirmenin, biat ettirmenin ve daha pek çok şeyin bu kadar ağır tonlamayla oluşturduğu tahakküm seceresi düşgücünün korunması gerekliliğini bir kere daha ama son kez değil haklı çıkartmaktadır. Onlar gizlemeye, üzerini örtmeye devam ettiği müddetçe bu sathın dibinde, bucağında bir yerlerde başka türlü okumalar gerçekleştirilecektir. Kim bilir belki düşgücünün de galip gelebileceği, bunca arsız, hınç ve kindarlıkla yoğrulmuş bir edilmiş, kayıtsızlığı tescil edilmiş bir ülke olmanın önü bir şekilde alınabilecektir. Hayallerini daha güzel, daha anlamlı bir imgeye, sonuca dönüştürme gayretiye yola çıkanlara, yola çıkacaklara, derdest edilip onca ağır şartlara rağmen direnmeyi, hayata tutunmayı akıllarının köşelerinden eksik etmeyen herkese selamlarımızla...

>>>>>Bildirgeç
Hem Hocalılıyız, Hem Halepçeliyiz, Hem Ermeniyiz - Ahmet SAYMADİ*

Geçtiğimiz günlerde annemin: "Pazar günü Ermenilere karşı yürüyüş varmış!" cümlesi ile irkildim. Benim için, 60 yaşındaki annemin Newroz dışında bir eylemden haberdar olması başlı başına bir soru işareti taşıyordu! Annem 4 yıl önce 1 Mayıs'tan da haberdar olmuştu. Evimizin olduğu Taksim Meydanı'na yakın sokağa polis biber gazı atınca, koşuşan gençleri bizim apartmanın kapısını açarak içeri almıştı. Ertesi yıl Kazancı yokuşunun girişine kurulan polis barikatına polislere: "Açsanıza evladım geçelim" diyordu. Hâsılı, bizimle birlikte 1 Mayıs'a da katıldı.

Annem yürüyüşün duyurusunu Belediye otobüsüne asılan bir afişte görmüştü. Yürüyüşün afişi İstanbul'daki tüm belediye otobüslerine ve otobüs duraklarına, billboardlara, metro duraklarına asılmıştı. İstanbul'da yaşayan herkesin afişini görebileceği, haberdar olabileceği bu eylemin sadece görsel malzemesinin, dağıtılmasının, asılmasının ne kadar büyük bir bütçe gerektiğini hesaplayın. Afişlerin üzerinde imza yok! Sadece sosyal medya sayfalarının ve internet sitesinin linkleri var. Eylemi örgütleyen, çağrıyı yapan politik öznenin kim olduğu belli değil! Bunun arkasındaki Çapanoğlu'nun adını söylemek istemese de, AKP olduğuna adım gibi eminim!

Bir yandan Hrant Dink için kanlı gözyaşları döküp demokrat rolünü oynamak, diğer yandan böyle faşizan bir eylemi örgütlemek onlarında kanına dokunmuş demek ki!

Bu yürüyüşün alt yapısının TRT Belgesel kanalındaki "Soykırımın iç yüzü" belgeseli ile örülmeye başlandığını söylemek gerek. Belgesel gün içerisinde üç ya da dört kez gösteriliyor. Belgesel linkten izlenebilir. Belgesel ile ilgili konuşmaya bile gerek yok.  Parası neyse ödenen satılık yerli ve yabancı akademisyenlerle de desteklenmiş belgesel. Hele bir İngiliz Tarih Profesörü var, sanırsınız AKP'nin sesi!

Yürüyüşle ilgili TRT Haber kanalında 25 Şubat Cumartesi günü bir sabah programı yapıldı. Programa Azerbaycan'dan bir parlamenter, Hocalı katliamında yaşamını yitiren bir Azeri'nin yakını ve bir Azeri sanatçı katıldı. Programda konuşmaya başlayan herkes Hocalı katliamı ile ilgili bir iki cümle kurduktan sonra, meseleyi 1915 Ermeni soykırımına ya da onların deyimiyle "Ermeni yalanlarına" getiriyordu. Ya da, Fransız parlamentosunun aldığı "Soykırımları reddedenlere ceza yasasına" geliyordu. Bu arada Fransa'da kabul edilen yasanın sadece Ermeni Soykırımının kabulü ile ilgili olmadığını, Fransa'nın kabul ettiği tüm soykırımları kapsadığını ve sadece Türkiye'nin üzerine alındığını eklemek gerek! "Yarası olan gocunur" diye bir cümle vardı, bilmem hatırlar mısınız? Hocalı'da yapılanın bir katliam olduğunu herkes kabul ediyor. Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Rober Koptaş konu ile ilgili bir yazı yazdı. Eylemi organize edenlerin Rober'in yazısını anlayacağına dair ümidim yok ama yine de linkini verelim.

Devrimciler, Sosyalistler; Hocalı'nın, Halepçe'nin, Çorum'un, 1915'in, Srebrenitsa mağdurlarıyla duygudaşlık kuruyor. Katillerinden de hesap da soruyor. Biz, aynı zamanda hem Hocalılıyız, hem Halepçeliyiz, hem Ermeniyiz.  Mazlumdan yana olan, eşitlik ve özgürlük mücadelemiz dünyanın zulme uğrayan tüm haklarıyla dayanışmamızı hepimize şart koşuyor, biz Sosyalistiz! Türkiye Sosyalist Azerbaycanlılar Platformu'ndan yoldaşlar yürüyüşle ilgili yaptıkları açıklamada şöyle diyorlar: "Biz hiç bir katliamın diğerinin bahanesi olamayacağına, hiç bir acının diğerinden üstün olmadığına inanarak, Hocalı katliamının 1915`deki Ermeni olaylarıyla kıyaslanmasına, Ermeni trajedisini inkâr etmek için malzeme olarak kullanılmasına itiraz ediyoruz. Hrant Dink`in katli sonrası karanlık güçlere karşı Türkiye`deki Ermeni azınlıkla dayanışma anlamında acı ve öfkeyle dile getirilmiş `Hepimiz Ermeniyiz` sloganını sulandırmak ve geçersiz kılmak için ortaya atılan `Hepimiz Azeriyiz` önermesine itiraz ediyoruz. Bu oyuna ortak olup Hocalı katliamının bu çevrelerin siyasi malzemesi olmasına göz yummak en başta Hocalı katliamında hunharca katledilen insanların anısına saygısızlık, Hocalıların acısına vurdumduymazlıktır. Biz bu oyunun oyuncusu da, seyredeni de olmayı reddediyoruz. Yaşasın Halkların Kardeşliği..." Siz söyleyin, önümüzdeki yıl 16 Mart'ta Haleçe katliamında yaşamını yitiren Kürtlerin katledilişinin 25. Yılında nerede olacaksınız? Amerika'nın, dünyanın herhangi bir yerinde yaptığı bir katliamda nerede olacaksınız? Sizden ve duyarlı kamuoyunuzdan aynı performansı bekliyoruz! Tepkisiz kalacaksınız biliyoruz! Bari bugün de yalan söylemeyin.

Bizim için de değil, kendiniz için yılın bir günü Ermeni, Kürt ya da Alevi olmayı deneyin. Belki yürekleriniz biraz olsa da paklanır. Önünüzde iki seçenek var; zulme kör ve sağır olmak, Mazlum halklarla kardeş olup ezilenlerle birlik olmak. Tercih sizin!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor, edecek günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Ahmet SAYMADİ tarafından kaleme alınan Hem Hocalılıyız, Hem Halepçeliyiz, Hem Ermeniyiz başlıklı makale bu haftanın kırık cümlelerinin bir tamamlayıcısı olacak içeriği bizlere sunuyor. SAYMADİ ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen bu makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #383 (09.01.2012)
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Hem Hocalılıyız, Hem Halepçeliyiz, Hem Ermeniyiz - Ahmet SAYMADİ - Birgün
Sosyalist Azerbaycanlılar Hocalı Katliamını ve Irkçılığı Anlatıyor! - Kızılyıldız
Hocalı Mazlumlarını Nasıl Anmalı? - Hilal KAPLAN - Yeni Şafak
Taksim'de 'İntikam' Sloganları: Faşistler Agos'a Yürümek İstiyor - Marksist.org
piyi üç alınız piçleri rahat bırakınız - Oğuzcan ÖNVER - Şiirleri..
Hepimiz Piçiz - Her Boku Bilen Adam - HBBA Blog
136 Metre Koşusu Etkisinde 136 Sayfa  - Büşra ERSANLI - Bianet
Rakel DİNK'in Hollanda Türkiye'li İşçiler Birliği Toplantısında Yaptığı Konuşma (Amsterdam) - Alıntılar-Referanslar
Dink'i Katleden Sistem Babamı Da İmha Etti - Burcu BULUT - Yeni Şafak
Hayal'e Göre Dink Cinayeti... - Haberdesin
İnsanlık Kuyuya Sığmaz - Özgür Gündem
Orhan Kemal CENGİZ: 'Gayrimüslimler ve Eski Paradigma' - Agos
Türkiye Kocaman Bir İkna Odasıdır - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
"Vatana Millete Zararlı Çocuk Yok Edilsin" - Bianet
O Müdür Açığa Alındı - Milliyet
Bu Ülkede Ermeni, Kürt, Alevi, Süryani, Yahudi, Rum Cümle Öteki Olmak Zor Zenaat - Zeynep TOZDUMAN - Hristiyan Gazete
"Puşi"den İki Yıldır Tutuklu - Bianet
AKP’nin Şehir Yapılanması ATK - Osman ÖZTÜRK - Sol Defter
Köprü Siyaseti - Ahmet SAYMADİ - Jiyan
Neler Oluyor? - Yüksel GENÇ - Özgür Gündem
Yüzünü Arayan Mektuplar - Delil DELALİ - ANF
Vicdani Retçi Halil Savda Tutuklandı - Yeşil Gazete
Mayreni Lezus Hayeren - Talar ŞİLELYAN - Bianet
Yasak Bir Dilde Ağlamak - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Bir Dil Nasıl Öldürülür? - Aydın BARAN - ANF
Kürt Diliyle Herşey Yapılabilir - Birgül YILMAZ - BiaMag
‘Türkiye’de Eleştirel Gazeteciler Avukatlarını Hazır Tutsun’ - Jiyan
Bir Gün Herkes Gözaltına Alınabilir – Selçuk KOZAĞAÇLI - Sol Defter
Zihni Durduran Hız - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Arméniens De Turquie: Comment Se Construire Dans Un Pays Qui Vous Nie - Géraldine SARRATIA - Les Inrocks
İstanbul’a Hiç Çocukların Objektifinden Baktınız Mı? - Yaşar ADANALI - Jiyan
‘Kentsel Dönüşüm’ Komisyondan Geçti - Yeşil Gazete


Brian Eno Official
Brian Eno - Eno Web
The Apollo Project, Live via WNYC
Brian Eno Informative via Pitchfork
Brian Eno & Rick Holland - Drums Between The Bells Albüm Eleştirisi - Zülâl KALKANDELEN - Zülal Müzik
Brian Eno’nun Ambient Dünyası - Murat BEŞER - Muratbeser.com

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By Yaroslav GERZHEDOVICH
Yaroslav GERZHEDOVICH's Flickr Page

>>>>>Poemé
Dua - Siamanto (Adom YARCANYAN)

Kuğular bu akşam ümitsizce göçtü zehirli göllerden
Mahzun kızlar zindandaki kardeşlerini düşlüyor
Savaş bitti leylakların bittiği çayırda.
Ağıtlar yakarak ince kadınlar,başları önde
Tabutların ardından gidiyorlar yeraltı geçitlerinde.
Çabuk n’olur,donuyoruz bu vicdansız karanlıkta,
Çabuk götürün bizi o müşfik hayata,
Kardeşlerimizin uyuduğu o kilise mezarlığına.
Öksüz bir kuğu gam çekiyor ruhumda
Ve orda,kan damlıyor gözlerimde taze ölüler üstüne.
Sakatlar ordusu çiğnerken kalbimin patikalarını
Çıplak ayaklı bir kör
Bir duacı aramada kutsal umutla.
Bütün gece uludu çölün kızıl köpekleri
Kumlar üstünde anlaşılmaz, anlatılmaz bir kederle inleyerek.
Ve düşüncelerimin fırtınası yağmurla dindi;
Dalgalar zâlim buzun altında sindi
Dev meşeler çığlık çığlığa
Yaralı kuşlar gibi döktü yapraklarını.
Sonra gece,ıssız bir boşluğa gömüldü.
Ve yalnız,kanlı ayın altında
Kımıltısız,binlerce mermer heykel gibi
Toprağımızın bütün ölüleri,birbirine duaya dirildi.

Kaynakça: Nabukednazar

No comments: