Sunday, March 04, 2012

Deuss Ex Machina # 390 - tanımsız 1.0

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_390_--_tanımsız 1.0

27 Şubat 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Andrew Pekler-Moon Velvet (Shawdows, Whispers, Rivers, Windmills) (Dekorder)
>2<-Andrew Pekler-Music To Sleep Walk On By (Dekorder)
>3<-Brian Eno And The Words Of Rick Holland-Panic Of Looking (Warp Records)
>4<-Brian Eno And The Words Of Rick Holland-Not A Story (Warp Records)
>5<-Superpitcher-Jackson (Kompakt)
>6<-Magazine-The Visitor's Bureau (Magazine Edit) (Kompakt)
>7<-Mark Van Hoen-Laughing Stars At Night (Editions Mego)
>8<-Mark Van Hoen-Where Were You (Editions Mego)
>9<-Susumu Yokota-Renounce The World (Lo Recordings)
>10<-Susumu Yokota-Human Memory (Lo Recordings)
>10<-PCP & ЁU-Orangefarben Tannenholz (MP3-Self Released)
>10<-PCP & ЁU-Zimelium (MP3-Self Released)

                                               tanımsız 1.0
                                                   (390)

Kaybolan, kaybedilen, yok sayılan, yokluğuna alışıklık kazandırıldıkça daha da derinleştirilen, bir iki üç sefer yetmez uzatıldıkça, uzatılan, kördüğüm haline dönüştürüldükçe başı neresiydi, sonu neresi arasından hemen tek bir noktanın bile bulunamadığı, yönün asla tayin edilemediği bir güncellik tam karşılığıyla betimlersek gerçekçil güncellik kumpanyası içerisindeyiz. Ayrısız gayrısız ötekisiz berikisiz gidiyoruz bir kıyam eline dört nala, daimi olduğu üzere tık nefes, derman kalmasa da sürekli yediğimiz gazlardan aldığımız enerjileri! kullanmaya mütemadiyen devam ederek. Alengirli sözcüklere gereksinim duyulmaksızın bir biçim yapılandırma süreci dahilinde ortaya çıkartılan zincirleme tanımlandırmaların, bol kepçe dağıtıma çıkartılan nefret söyleminin, handiyse pundunu aramaya bile gereksinim duyulmayacak bir şekilde hazır lokmalar halinde çiğnenmeye, sakız gibi sündürülmeye hazır olarak noksansız bir tamamlama süreciyle kullanıma çıkartılanların dünyasında gerçekçil güncellik sathın bir yanında olup biteni değil sadece görülmesi gerekli, uygun bulunananların neler olduğunu bilmemizi amaç edinen, didişen bir döngüyü beraberinde getirmektedir. Dönüştürmektedir.

Bilindikliği tahrif edildikçe, dönüştürülmeye devam edildikçe asıl sorunun ne olup ne olmadığı konusunda şüphe zihne taşınmaya devam edildiği müddetçe kaybolmayacak bir döngüdür betimlemek istediğimiz. Dur durak bilmeksizin kotarılmaya gayret edilen heyhula bulutunun içeriğinde saklı duranların nasıl da menfii şeylerden mürekkep olduğunun bilindikliğidir önemini korumakta olan, halen. Gerçekçil güncellik diye kestirilip attırılanın bir kumpanya örgüsü içerisinde al takke ver külah tanımlananın oluruna yol verilenlerin belirli v tek bir doğrudan mülhem olduğu ikilemini ihtiva etmektedir. Tek bir doğrunun neye göre şekillendirildiği veya neye göre bu kadar aşılmaz bir biçimde tanımlandırıldığı belirsizliğini hala korumaya devam ederken korkuların yükseltilmesinin, çoğaltılabilmesinin düşündürücülüğünü korumasıdır burada söz konusu edilmeye gayretkeş olunan. Velev ki doğru olsun illa billa çürütebilmek konusu meydana her geldiğinde daimi bir biçimde düğmesine basılmış, komuta tepkime vermeye hazır ve nazır bulunanların dünyasında söze sıra gelebilecek midir. Sözün kıymeti harbiyesi bilinebilecek midir?

Griliği bir renk tonu olmaktan öte bir hayal kırıklığı tanımlandırması haline dönüştüren, indirgeten bu basık havanın oluşmasının müsebbipleri karşısında söz söyleyebilmek, layığımız olanların onların dillerine pelesenk edip, çarpık bakışımlarla netice oluşturmak erkiyle gayret ettikleri tahakkümperverliklerinde bir dur işaretliyicisi olabilecek midir? Ara duraklarda bekletile bekletile demokrasi katarında handiyse olduğumuz yere mıh gibi çakılıp kaldığımız bu sathın sınırlarında geldiğimiz odaklarda sorulması elzem olan şeylerden birisi de budur, bu kadar kesintisiz, dolambaçsız net bir biçimde nereye gidiyoruz! Nasıl bu kadar hasbıhalleri de, konuşmaya namzet olanları da, taşın altına elini koymaktan çekinmeyenleri de marjinalize ve münferit addedebilen bir bakışımın karşısında bu kadar farklı parçalara ayrışmış olmanın hiç bir şeyi çözmeyeceğinin ayırdına varamıyoruz hala biteviye. Bir hafta önce bahsini açmakta olduğumuzun esamesinin bir hafta sonra unutuşların tarlasına bu kadar kolaylıkla terk edilebiliyor olması, günü ve gündemi şekillendirme mevzu bahis ise hiç kimselere zemin bırakmayan, sahayı kaptırmayan erk-muktedir-iktidarın başarılı olduğu yegane saha olarak varsayabilir miyiz?

Ne diyorsak o, neden bahsediyorsak o, neyi hedefliyorasak o durum bu kadar keskin bir biçimde tahakkümle oluşturulmuş ses vermektense susmanın elzem olarak önerildiği bir güncellikte sorunların dağ gibi yığıntılanması düşündürücü değil midir? Hala değil midir? Bir o yana bir bu yana savrulup, derdest edilmekten, söze sırayı getirene kadar çoktan sopayla hemhal olunmasının, bir türlü düzgün bir okumaya zemin sağlanmamasının her halükarda en doğrucu davutluğun erkin sahipliliğini takdis ettiği 'gerçekçil güncellik' dahilinde yaşadıklarımız birer gerçekliğin gösterisi değildir. Gerçekliğin gösterisi olarak dayatılanların hepimizin hayatlarını zapturapt altına alabilecek bir kurgumasaldan çok daha elim şeyler olduğunun net karşılığına hala ulaşılmamış mıdır? Günler günleri kovalarken bir yaranın senelik, diğer yaranın altı aylık veya haftalık, bir diğerinin ise neredeyse ömürlük sene-i devriyelerini yad etmek dışında elle tutulur bir şeylere teşebbüs edebilmek hala bazılarımız için zor mudur? Zorda mıdır? Aynalamaya, bu satıh dahilinde göndermelere, okumalara gayretkeş olduğumuz şeylerin sorunsallar dizininde bir istisna olmadıkları hepimizin hayatlarını karartmak konusunda söz sahibi olduklarının aleniliği bu kadar net bir biçimde meydandayken neresinin izahatına girişelim ki bir kalk borusu etkisi gösterebilsin.

Atıl kalıp olan biteni bugünün şirretliği nasılsa yarına kalmaz, bugünün fırtınası elbette bir gün diner diye avunmaların hiçbirimizin geleceğini daha müreffeh, daha yaşanılır kılmayacağı belirginliğini korurken üstelik. Bunların daha açık ve seçik bir biçimde işlenebilirliği için çabalanmaların esas fırtınayı gözönünden uzakta tutmak dışında başkaca bir şeye hizmet etmediği belliyken. Kendi dimağımızla, kendiliğimizden belirlediğimiz tüm önceliklerin nasıl da günün getirdiklerinde esamesinin okunmadığının yahutta bilindiği gibi okunmaya devam edilip yargılanmaya, yaftalanmaya, ipi çekilmeye çalışıldığını fark ettiğimizde bazı şeyler için çook ama çok geç olmayacak mıdır? Münferit algısının yanı başında bitiveren pek de marjinalize olmayan hatta neredeyse içselleştirilip olağan karşılanan ırkçılık hamlelerinden tutun da, gündelik koşturmacanın belki de en zor sathını oluşturan ekmek mücadelesinde artık ekmek aslanın ağzında işlerinizin kıymetini bilin derken bir yandan sömürmeyi sonuna kadar kanırtmayı ellerinde bir hak olarak gören patronajıyla, memleketimiz dünyanın sayılı ekonomilerinden birisi yalanlarıyla kolkola, dip dibe bir kölelik sürecinin daimiliğinin tesisine kadar birbiriyle öyle ya da böyle bağlar kurdurulabilecek onlarca farklı olgunun, teşebbüsün, hamlenin birlikteliğinde hemen hepsini birbirilerinin üzerine koyduğunuzda o yığıntıdan geriye hangi kelimeler kalmaktadır betimlenecek.

Yılın hemen hemen 365 gününden her birine birer küçük kıyamet sığdırılması kadar düşündürücü, bütün bunlara kayıtsız kalmak kadar korkutucu ne olabilir ki, hiç düşündünüz mü? Hiç birbirine eklemeye gayret ettiniz mi velev ki ötekisi o veya bu olarak kendinizi onların yerine koymak gibi bir empatiye girişebildiniz mi? Giriştiniz mi Güncelliğin bir gösterisi, cilvesi olarak nakşedilmesinin bile mide bulandırıcı olduğu kimi durumlarda, erk sahibinin bilgilendirici, sorun çözümleyici olarak belletmeye gayret ettiği isimlerin dillerinden düşmekte olanlarının birer kelamdan, birer kehanetten çok hemen bir sonraki evrede hangi zorbalıklarla hemhal olunacağının, dahası nelerin hepimizi beklediği kısasının birer yansımasını oluşturması son kertede türkiye dediğimiz bu ülkenin bariz bir biçimde muasır medeniyet seviyesine ilerleyemediğinin, yıllar geçse de dönüp dolaşıp da hep aynı bağnazlıklara takılı kaldığının ve her dem bahsinin açılmasından zerre miskal gocunulmayan "vatan hayinleri" (yazıldığı gibi okunur) üzerinden beslenmenin nasıl da kolaycıl bir seçenek olarak el altında tutulduğunun, gerektiğinde halkı zapt edebilmek için bir silah haline dönüştürüldüğünü en net bir şekilde yansıtan, aynalayandır. Görmek isteyene.

Betimlenecek o kadar fazla şeyden sadece birer satır bahis açıldığında nasıl bir yüklenişin altında bırakıldığımız, nasıl da kör kuyuların tuzaklarıyla donandığımız, çevrelendiğimiz bahis edilebilir belki, kim bilebilir. Görmek kayıtsız şartsız, fakatlara sığınmadan söz konusu edilebilir. Daimi olarak saklananların aslında ne menem şeylerden mürekkep olduğu belki anlamını bulabilir. Bu sathın aynı elim, vahim olaylarla yıllar geçtikten sonra bu seferinde "yüzleşme" aracılığıyla tekrardan buluşmasının, hesaplı kitaplı bir dönüşümün yapı taşlarından arta kalmış olan eskiyle son durum değerlendirmesi seceresinde yardımcı bir seçenek, kullan attan! fazlası olmadığı belki daha net anlamlandırılabilir. Bazı olgulardaki değişimin göreceli olmadığı, en muhalifinden tut kendilerine en yakın duranlarına kadar herkesin aynı biçimde onamasıyla sözü edilesi bir olgu olduğu gerçekliği önemini korurken bu kısacık meramla "gerçekçil güncellik" dönüştülmüş güncellik üzerine bir kere daha etraflıca düşünülesidir. Düşünülmesinin vaktidir. Betimlemeye nail olunan, yaşamsallıkla tecrübe edilen, hayata öyle veya böyle katılımı sağlanan belirli bir eylemsellik bütününün, yoğunluğunun arda bıraktığı tortunun kaltıları üzerinden şekillendirilen özet kabilinden bir sunuştur. Z Raporu.

Sunumlandırılmaya çalışılanı en yalın bir biçimde anlatabilmek her defasında bu kör kuyuların başka bir deyişle tuzakların hemen hiç eksiksiz bıraktığı güncellikte, oluşturulan engebesi bol arazide yol katedebilmek için gereksinim duyulanların, bir çatı altında toparlanabilirliğinin karşılığını oluşturan betimleme. Lafazanlığın hem kuvvetli, hem de hiddetli seslendirmelerin ne kadar kof, içeriği küflü söylemlere illa billa sahip çıkarak günü donattıklarını, donatabildiklerini dökümlemeyen bir unsurdur betimleme, betimlenen dahilindekiler. Teferruat olarak adledilen, adlandırılanların, gösterilmemeye el birliğiyle gayretli olunan şeylerin, asıl resmin bunca kamufle etme çabasına rağmen göstere geldiği hakikatleri örnekleyebilme, birbiri ardına sunabilme imkanı sunan betimleme. Bir çeşit kurgu masala teslim olunup, lafın döndürülüp dolaştırılıp, uzun yollar arşınlatılıp başlangıç noktasına da nasıl topyekün gerisin geriye döndürüldüğünü manidar bir biçimde teasvirleyendir iş bu betimleme. Çok bilmenin, yük edinmenin, başkalarının sorunlarına karşı duyarlılık sahibi olmanın, illa ki bir çıkarı vardır yoklamalarının, bitabii ki yoksayışların müdanasız yaftalama olanaklarının muktedir elinde bolca kullanılageldiği bu cenahta belki de vicdani duyarlılığın hiçbir bedelle satın alınmayacak, paraya tahvil edilmeyecek bir duruş, edim olduğu çıkarsamasını üstünkörü değil derinlemesine örnekleyebilme şansı ve ihtimalini her daim sunabilen bir odaktır betimleme ve beraberindeki sahanlık.

Yazmaya gayret ettikçe, kelama tek bir harf daha iliştirebildikçe betimlenen şeylerin elzemliği bir kere daha ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkan tablo, belirli belirsiz, haberli ya da habersiz bu tahakküm dünyasının ortasında, akla, vicdana, en önemlisi insana sahip çıkmanın önemini okumaya imkan sağlayacaktır. Aynalayacaktır. Fecaatin zincirleme bir biçimde kapsayabilmesinin önünü almaktan imtina edenlerin, paldır küldür oluşturdukları ce demeden başlarından bir biçimde ama her daim savuşturdukları, yaşadığımız güne dahil ettiklerini kelimenin tam anlamıyla sığıştırdıklarını, iliştirdiklerini, kısaca malumun ilamını duyumsatan, gözle görünür kılandır betimlenenler. Beher aralıkta, bulunan her fırsatta olmadık şeylerin oldurulabilirliği için didişip ha bire debelenenlerin, her bir sahnede ortaya koymak için kendilerini paraladıkları şeytanın aklına düşmez tüm olumsuz hamlelerin bilindikliği, görünürlüğü için çaba sarf edilen betimlemeler, meramlar ve daha da fazlasıdır rotamızda, bu alanda denkleştirmek istediğimiz. Sıra savsaklanmadan musallat edilen, ben onu demek istemiyordum, bunu kast etmemiştim, şöyle ya da böyle bir bahis açmamıştım, sonuncunun böyle olabileceğini tahayyül edememiştim yollu savunuşlarla, korunaklı kılınmaya çalışılan muktedirin, hor görüsünün açtığı yaralarına dikkat çekebilmektir tüm gaile zerresi bırakılmayan anlayışlı olma halinin üzerine her daim dökülen toprağın basbayağı izole ettiği, göz önünde duruyor olsa da görünmez, bilinmez diye sınıflandırıldığı bu cenahta olan bitenlerin tastamam eksiksiz bir yoksayış olduğunun altı çizilesidir.

Önemsizleştirme gayretkeşliğinde nice asli sorunun elbirliğiyle onarılmaz bir biçimde tahrif edildiğinden dem vurabilmek mümkün böylesi bir çıkarsama, özetleyiş mümkünken felaket adıyla sanıyla varlığını görünür kılarken, nereye kadar üç maymunluğa talim edilecektir, itimat gösterilecektir. Nereye kadar ümidi, içi boşaltılmış bir olgu olarak hayata dahil ettirilme çabasında, sorgusuz sualsiz polyannacılık oyunu. Barışın adını teklemeden, okuyabilmeyi, yükseltebilmeyi, handiyse zorda kalmadan akıllarının ucuna bile getirmeyenlerin, cedlerinin yaptığı kıyımı, tehciri, neredeyse esef verici tamamlanmamış, yarım yamalak bir eylem olarak görüp, bulup neden tamamlamadılar, tamamlasalardı bugün tek bir x ortada kalmazdı, hayat daha güzel olurdu diye düşünebilen faşist tosuncukları, maraş ve çorum kıyımlarının insanlığımız üzerindeki etkilerinin, açtığı yaranın, ortaya çıkarttığı korkunun, yol verdiği ayrım fecaatinin, bir yerlerde derinleştirdiği fay kırıklarının, bir olmaktansa her daim ötekisine vurabilmenin şartlanmışlığını adıyaman'da yeniden gösterime sokan, gayret eden boyacı, hedefleyicilerin ortaya çıkartıp gün yüzü buldurdukları faşizan tutumun, ötekisine nefretin damarlarımıza kadar işlediği kısmı önemlidir. Çelik gibi soğuk vicdansızlık olgusunun, insanım diyenin pare pare eyleyen ayıpların bir kere daha sahiplenilebilmesidir.

Betimlendikçe, içeriğinde nefessiz kalınacak ayırdına vardıkça bu mozaik, toplumsal zenginlik tevatürlerinin ne kadar da gerçekten uzak kıldırılan bir anonima hali, yansıması olduğunu pekiştirmektedir, hüzünle beraber. Kolaya kaçıldıkça, günlük söylem haline dönüştürüldükçe ırkçılığın, nefretin, kin gütmenin, lincin karşısına, bağışıklık kazanan bünyelerin vicdanları ne kadar hakkaniyetli bir yüzleşme çabasına girecektir. Girebilecektir. Yüzleşmenin, ebu, cet, ata'nın yapmış oldukları insanlıktan uzak eylemlerinden, kıyımlarından ve tahakkümlerinden, darbelerinden, dur kalklarından bir yere ilerleyemeyeceğimiz afaki değil midir? Hala mı toz kondurmama halinin devamlılığı, hala mı ağırlık, hala mı nato kafa nato mermer sabitlikler ve bunca sabitlenişler. Hayata tutunabilmek ırkçılığı yüceltip, her pundunu bulduğunda ötekisi olarak tanımladığına demediğini, yapmadığını, bırakmamak mıdır? Nedir nicedir? Ahvalin varabildiği noktanın dökümü envanteri şusu busu vicdan olgusunun ne kadar tanımlananamaz bir hale dönüştürüldüğünü betimleyecektir.

Bu sathın bitmek bilmeyen içimizdeki hainler, yediği kaba pisleyenler, ekmeğinden suyunda istifade edip beton millet sakarya harcının dışında kendini konumlandıranların topyekün marjinalize edilmesinin kefaretini kimler nasıl ödeyecektir. O çocuk işi, bu münferit, beriki asla bahsettiğiniz minvalde bir şeyler vuku bulmamıştır, bir kenardaki ne yani askerlik vazifesinde, askeriye gözetiminde, bilgisi dahilinde çocuklarımız mı öldürülüyor dememiz gerekiyor yollu serzenişlerin, diğer yanda özgürlükler ülkesi olduğumuz bahsine kendini fazla kaptırıp gidenlerin, göz bebeklerinin önünde cereyan eden şeylere kayıtsızlarıdır sorgulanası olan. Bu kayıtsızlık halinin bir virüsten farklı olmayan bir biçimde yaygınlaştırılabiliyor olmasıdır zihni dertten, kederden ırakta tutmayan, tutmayacak olan. Sorunları küçümseyerek hasır altı ederek, tozlu raflara terk ederek, unutarak ama bir yandan da unutturarak, her fırsatta başka bir tahakküm düzeneği ile izole ederek, alaycıl tavırlar takınarak, erk olmayı sadece kendi problemlerinin çözümü için bir olanak olarak okumaya devam edip, devranı böyle sürdürmeye gayretkeşlikle karanlık daimiliğimiz olacaktır. Karanlık daimi iklimimiz...Sesimizi duyan var mı! 

>>>>>Bildirgeç
Meram... Kimsiniz Siz, Şifreniz Ne? - Post-Express Şubat-Mart 2012 Sayı 126*

Ne bu gam, keder, kasavet, hadi biraz neşemizi bulalım. Söylesin Ferdi Tayfur, dağılsın efkâr, kahır. “Şiki şiki baabaa / Hayni hayni yaba / Helik melik duni / Gel fakiri yaba / Allaha yemin olsun / Sen herkesten başkasın / Şiki şiki baba / Hayni hayni yaba / Helik melik duni / Gel fakiri yaba / Şiki şiki babaa…”

Ne gündemmiş mübarek, her kelime olmadık çağrışıma gebe. Şike şike baba / yasa masa yama / Feto meto huni / Gel fa- kiri yaba / Memleket, yemin olsun / Sen her- kesten başkasın / Şike şike baba / Yasa masa yama / Tayyip mayyip huni / Gel fakiri yaba / Şike şike babaa…

Nakarat olacak, olsun: Memleket, yemin olsun, sen herkesten başkasın.

Bu kadar mı şike olur? Yasamada, yargıda, istihbaratta, karakolda, TSK’da, federasyonda, sahada ve illâ ki medyada… Say say bitmez. Netice hep aynı: Gel fakiri yaba. Hem de ne yaba.

Söylesin Ferdi Tayfur, dağılsın efkâr, kahır dedik, bakın nereye geldik. Madem buraya geldik, bir Küçük Ceylan çalalım, açılalım… “Her gün başka başka konu / Ne başı var ne de sonu / İçin başka dışın başka / Gerçeğe yalan diyorsun / Yaptığına şantaj denir / Böyle aşka montaj denir.”

Kimlere ithaf etsek? “Otonom” güçlere mi, “siyasî irade”ye mi, yoksa ikisinin alkışçılığını yapan –bugünlerde mecburen “es” veren– sağlı, sollu “kanaat önderleri”ne mi? Topuna birden mi?

Araya bir parça koyalım, bir Yeşilçam repliği: “Durun, siz kardeşsiniz!”

Güzel manşet olurdu, sadece şimdilerde değil, Ergenekon hadisesinin patladığı vakitlerde de. Birgün gazetesi, bir başka Yeşilçam repliği seçmişti: “Yiyin birbirinizi.” Hissiyata tercüman olmaks- temişti, her tercümenin az çok olduğu gibi, “lost in translation” oldu. Haliyle tepki çekti. Öyle ya, Ergenekon esasen kimin meselesiydi? Hadi ‘80 öncesini, 12 Eylül’ü filan geçelim, keza ‘96 Gazi mahallesi katliamını… Bugünkü AKP kadrolarının iktidar ortağı olduğu döneme bakalım. Susurluk’ta ortalığa dökülen neydi? Faili meçhul cinayetler. Başbakan Çiller, şimdinin Zaman yazarının kaleme aldığı demecinde ne diyordu: “Devlet için kurşun atan şereflidir.” Koalisyon ortağı Erbakan Susurluk için ne demişti? “Faso fiso.”

28 Şubat’ın ayak sesleri duyulurken “Gönüllüler Hareketi”nin gönlü kiminleydi? Onlar “hazırol”a geçerken Birgün’ün müstakbel hamisi, dönemin “çatı partisi” ÖDP’nin mitinglerinde hangi slogan atılıyordu? “Ne Refahyol, ne hazırol!”

AKP’nin iktidara geldiği 2002’den cumhurbaşkanlığı krizinin patladığı 2007’ye, Cemaat kime yatırım yapıyordu? Susurluk’un bir numarası Ağar’a. (Ayrıntılar için bkz. sayfa 20)

Haliyle, Birgün’ün manşeti “Yiyin birbirinizi” değil, “Durun, siz kardeşsiniz” olmalıydı. MİT krizi için de aynısı geçerli: “Durun, siz kardeşsiniz.”

Hadi bir Belkıs Özener çalalım: “Kadifekale’ye çıkalım, İzmir’e şöyle bakalım / Gel otur kucağıma keyfimize bakalım / Ciki ciki cak cak / Civciv çıkacak kuş çıkacak.”

Şimdi gelin, ‘80 öncesinde Kadifekale semalarında zuhur eden Hocaefendi’nin 1999’da ekranlara gelen, bugünlerde inter- nette dolaşan vaazına bağlanalım: “Tam özünüzü bulacağınız, kıvama ereceğiniz, dünyayı sırtınıza alıp taşıyabileceğiniz güce ulaşacağınız, o kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı âna kadar, bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz âna kadar, her adım erken sayılır. Her adım, yirmi gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir. Civcivleri doluya, fırtınaya terketmek gibi bir şeydir. Burada yapılan şeyler mikro planda dünyayla hesaplaşma işidir. Düşüncemi mahremce anlattım, mahremiyet konusunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım. Arz edebildim mi? Sırrın senin esirindir, söylersen esiri olursun.”

Geldik 2012’ye, “civciv”lerin maşallahı var. Biz demiyoruz, müttefikleri diyor:

“İktidar kavgasının ayaklarından birisini oluşturan ‘otonomlaşma eğilimi taşıyan’ polis ve yargı merkezli son derece etkin bir gruptur. Ona bu etkinliği sağlayan ‘savcı polis ilişkisini ters yüz eden polis devleti işleyişi’dir. Bu otonom yapı özellikle güvenlik politikaları alanında yayılma eğilimleri göstermekte, buna karşı duranları hedefe almaktadır. Bu sonuç, yargı eliyle polisin siyasî karar alıcılığa soyunmasıdır. Açıktır ki bu durum, otoriter bir düzen görüntüsüne işaret eder ve son derece tehlikelidir.” (Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak, 9 Şubat 2012)

Her şey açık da, fail şifreli. O halde Ali Bayramoğlu ve arkadaşları için “Aşkın Şifresi”ni çalalım. Zeliha Sunal söylüyor: “Karmaşık duygular içindeyim / Bilmiyorum neyleyim / Hep aynı ikilem / Çözülmeyen deli denklem.”

“Sümela’nın Şifresi” filmindeki Volkan Konak – Murat İbrahimbaş düeti de uyar: “Okyanus kalpli sevgilim / Uzanamam ben sana, bu acıtır canımı / Gönül kapılarımı sonuna kadar açtım / Kaderime söz verdim, seni alnıma yazdım.”

Yerimiz doldu, son parçamız arkadaşımız Serkan Seymen’in remiksi: “Kimsiniz be, kimsiniz siz?” Sözler, BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın 3 Ocak’ta Meclis’te yaptığı konuşmadan: “Bu mu sizin vicdanınız? Yok mu insanlığınız?.. Önce çıkacaksınız, af dileyeceksiniz, üzüntü duyacaksınız. Vicdanınız varsa eğer. Kimsiniz be, kimsiniz siz? Kürt sorunu var. Ve bir de insanlık sorunu var, bir de vicdansızlık sorunu var. Kimsiniz be, kimsiniz siz?”

Konu Uludere katliamı, muhatap hükümet. Ama soru, iktidarın bütün bileşenleri ve onların değirmenine su taşıyagelen sağlı, sollu kanaat önderleri için de geçerli: “Kimsiniz siz?” Şifreniz ne?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor, edecek günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Meram sahanlığını şenlendirecek, sesin yanında sözle de önemli okumalardan birisi olmaya bu ülkede devam edegelen Post-Express ekibinin 126. sayısında yayınlanmış olan Meram başlıklı analiz günün betimlemenebilirliğine dair önemli bir okuma parçasını oluşturmaktadır, hem nalına hem mıhına. Kollektif ekibin dimağlarımıza bugüne kadar sunduklarına bir selamı da araya sıkıştırarak, yüce gönüllüklerine de sığınarak meramlarını iş bu acemi denemelerin yer aldığı bu siteye iliştirelim. Okudukça, ibret, feyiz alacağımız...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #383 (09.01.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #387 (06.02.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #389 (20.02.2012)
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Kimsiniz Siz, Şifreniz Ne? - Meram - Post-Express
İdris Naim Şahin Ne Dedi? - Ali TOPUZ - Radikal
Direksiyonu Sağa Kırarsan, Kontrolü Kaybedersin.. - Yetvart DANZİKYAN - Agos - Bir Orman Gibi
Ağlayan Çocuk - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Yeniden "Ürkek Güvercin" Olmak - Batuhan KURTARAN - Bianet
Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Piçiz - Oya BAYDAR - T24
'Genç Atsızlar' Mercek Altında! - Haberdesin
Adıyaman’da 'İkinci Maraş' İşaretleri - ANF
'Çocuk İşi' - Vedat İLBEYOĞLU - Evrensel
Adıyaman’ın Çözümü Faşizme Karşı Mücadele Etmektir - Erdal YILDIRIM - Jiyan
Demirtaş: Hrant'ı Katleden Örgüt Taksim'de - ANF
Twitter'dan Derleme: Irkçılığa Karşı Yürüyüş: "Nefret Sizin, İnsanlık Bizim"  - Serhatcan - Zihniyet
Hayal'e Göre Dink Cinayeti... - Fırat ALKAÇ - Taraf - Haberdesin
Hasta Tutuklu Karadağ'a Tahliye Yok - Etkin Haber Ajansı
Vicdansızın Vicdanı!.. - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
Sanki Demokrasi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
'Türkiye'deki Sermayenin Kaynağı El Konulan Ermeni Birikimi' - Ruken ADALI - ANF
‘Türk Yalanına Sessiz Kalma!’ - Berat ÖZİPEK - Star
Anadilimiz ve Hikâyemiz - Mithat SANCAR - Düzce Yerel Haber
Unutma! - Serhat BOZKUŞ - Yeni Özgür Politika
Ertuğrul Kürkçü’yle Söyleşi: “Avrasyacılar Hapiste, Fikirleri İktidarda…” - İrfan AKTAN - Post Express - Ekmek & Özgürlük
Meğer Tek Suçlu Agos’muş - Rober KOPTAŞ - Agos
‘Karikatür Çizen Çocuk’ Mehmet Çağçağ veya Muktedirin Diliyle Sanat - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Pozantı'da Tecavüze Uğrayan F.G.: Aklıma Annem Gelince İntihar Edemedim - Hikmet DURGUN - Taraf - T24
Baraj ve Medya Faciası: Ölen "Biz"den Olmayınca - Ali TOPUZ - Utay
Gölgen Peşini Bırakmaz - Umur TALU - Habertürk
Medya-Toplum İlişkisi - Arslan KARSLI - Özgür Gündem
Post Modern Darbe ve Mevsimlik Demokratlar - Nurettin ALDEMİR - Emek Dünyası


Amaç Dindar Gençlik Yetiştirmek - Kamil Tekin SÜREK - Evrensel
Bir Eleştirel Pedagoji Dersi - Eleştirel Medya Günlüğü

Devrimci 2012: Oturma Odalarımızın Yeni Süsü*  - Ahmet A. SABANCI - Jiyan
Polisin Gizli Belgeleri Muhbirler - İhbarcilar - Redhack
Toplumsal Muhalefetin Yeni Yüzü - Ali PEKŞEN - BiaMag
Istanbul Sees History Razed In The Name Of Regeneration - Constanze LETSCH - The Guardian
Naomi Klein: 'If You Take Climate Change Seriously, You Have to Throw Out the Free-Market Playbook' - Common Dreams

Andrew Pekler Official / Blog
Andrew Pekler At Soundcloud
Andrew Pekler - Sentimental Favourties via Dekorder
Brian Eno Official
Rick Holland Official
Brian Eno And The Words Of Rick Holland – Panic Of Looking Informative via Warp Records
Brian Eno And The Words Of Rick Holland – Panic Of Looking EP Critic By Chris WOOLFREY via COS Superpitcher Official via Kompakt.FM
Magazine Official
Various Artists - Pop Ambient 2012 Compilation Critic By Andrew GAERIG via Pitchfork
Mark Van Hoen Official
Mark Van Hoen - The Revenant Diary Informative via Editions Mego
Mark Van Hoen - The Revenant Diary Album Critic By Mike DIVER via BBC Music
Susumu Yokota Official
Susumu Yokota / Lo Recordings
Susumu Yokota Üzerine... - Sühan GÜRER - Proodos
PCP Official
ЁU Ёлочные Игрушки Official
PCP & ЁU Album Official Download Page


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo  – Promo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Love And Hate By Dennis SKLEY

Dennis SKLEY's Flickr Page


>>>>>Poemé
Eğer - Rudyard KIPLING

Tüm çevrendekiler kendinden geçip de
Seni suçladıkları anda soğukkanlı kalabilirsen
Herkes senden şüphelendiği halde
Onların kuşkularını hoş görebilirsen

Bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan eğer
Haksız şuçlamaya uğrar dakarşılık vermezsen
Garez beslemediğin halde, gareze tahammül eder
Akıllıca konuşmaz fazla uysal görünmezsen

Düşünebildiğin halde
Kölesi olmazsan düşüncelerinin
Hayal kurma gücün olduğu halde
Tutsağı olmazsan hayallerinin

Eğer felaket ve saadetle yüzyüze gelirde
Bu iki sahtekârı aynı şekilde karşılayabilirsen
Tüm ömrünü adadığın şeylerin yılkıldığını görürde
Kırık dökük araçlarla yeniden yapabilirsen

Kalbini sinirlerini ve tüm vucudunu;
İş işten geçsede gayen için diriltebilirsen
Ve 'dayan' diyen iradenden başka bir gücün
Kalmadığı halde dayanabilirsen...

Ne dostların ne de düşmanların sözleri incitmezse seni
Gereğinden çok bağlanmadan saygı duyarsan herkese
Eğer her dakikanın doldurabilirsen altmış saniyesini
O zaman dünya da senindir, içindeki her şey de
Hatta daha çoğunu da ellerinde bulursun
Asıl önemlisi oğlum o zaman gerçek Adam olursun...

Kaynakça: Antoloji

No comments: