Sunday, March 11, 2012

Deuss Ex Machina # 391 - generere menneskelig

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_391_--_generere menneskelig

05 Mart 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Sonmi451-Zeta Orionis (Time Released Sound)
>2<-Sonmi451-Omicron Ceti (Time Released Sound)
>3<-Walls-Drunken Galleon (Kompakt)
>4<-Walls-Vacant (Kompakt)
>5<-The Fear Ratio-Ax (Blueprint)
>6<-The Fear Ratio-The Quick And The Dead (Blueprint)
>7<-Integral-Als Wären Wir Niemals Gewesen (Tympanik Audio)
>8<-Integral-Githarsis (Tympanik Audio)
>9<-Rene Hell-Baroque Ensemble Coda (Type)
>10<-Rene Hell-Chamber Force (Type)
>11<-Shlohmo-Wen Uuu (Salva Remix) (Friends Of Friends)
>12<-Shlohmo-Rained The Whole Time (Nicolas Jaar Remix) (Friends Of Friends)

                                           generere menneskelig
                                                       (391)
“there’s no democratic state that’s not compromised to the very core by its part in generating human misery.” - gilles deleuze*

Kararlı karanlığın baskısından, tahakkümünden, ortaya koyageldiği her türlü bedbinliğinin tam da orta yerinden, her türlü hinliğin bir şekilde olurunun yolunun tesis edildiği güncelliğin merkezinden sesimizi duyan var mı diye bir son/ünlem eklemiştik geçtiğimiz haftanın meramının nihai cümlesi olarak. Kalakaldığımız noktanın, tekabül ettiğimiz seviyenin gözle görünmesinin yanında canla başla kulak verildiğinde farkına tam olarak varılabileceğini bildiğimiz şeylerin nasıl üstünkörü geçiştirildiğini hatırlatma babından ilerletmeye, iletmeye gayretkeş olduğumuz bir durum tahliliydi. Sesin duyulamamasının mümkünatsızlığı bir yana da asıl sorunların nasıl da bilinmezlik zırhının arkasına istiflendiğini, kör kör parmağım gözüne bilindiklikten kaçınılmaz bir aidiyetle devamlı olarak saklanmaya çalışıldığını göz önünde bulundurduğumuzda kopması lazım olan fırtınaların nasıl da sükünetle karşılandığını gösterebilmek için bir bağlaçtı, göstergeç. Olan bitenleri kısacık bir film şeridi nazarına indirdiğinizde, evet bütün o hayalgücünü kullanabildiğinizde bile varlıklarının daimiliğini sürdüregelen, sürdürecek olan şeylerin insanım diyenin içini acıtacak durup da bir ne oluyor yahu sorusunu net bir biçimde avaz haline dönüştürecek bir imgeleme çabasıydı 'sesimizi duyan var mı' imi.

Her durumda başka bir çıkarsama yolunun bulunabilirliğinden, başka bir tahayyülün mümkünatlığından dem vurabilmek mümkünken nasıl da şimdilerde suskunluğa teslim olunduğunun acı bir hatırlatmasıydı her bir sekansında başka bir aymazlığın mütemadiyen devreye sokulduğu bir ülkede sessizleşmenin handiyse olağan olarak tanımlandırılması. Tanımlandırılan olağanlaştırılanların yıllar geçtikten sonra kuru kuruya bir özür olarak hayatta karşılaşacağımız bir sekans haline dönüştürülmesinin düşündürücülüğüdür dikkatleri üzerine toplamaya çalıştığımız. Yap, et oldu bittilere denk getir ondan sonra da tereyağından kıl çeker gibi bütün bu vehamet tablosunun sorumluluğundan sıyrılmak adına bir kuru özüre sığın. herşey bitsinn. Sahne kapansın. Sonra yeniden açılsın bütün hengame, vavelya, kuru gürültü aynen devam etsin sonsuza kadar sürecek bir kısır döngü, fasitdaire sahanlığı dahilinde. Tavrın kendisi mütemadiyen başka şeyleri ön plana çıkartabilmek adına hakkaniyetli olmayı savlarken durmaksızın bildiğinden şaşmadan aynı tornadan herr duruma uygun bir devletlu yaklaşımı, pardon açılım başlığı altında günü daha da karartmak olarak tanımlandırılan vazifenin iş bitiriciliğini vesikalayan bir sahanlık tanımlandırma gayreti.

Neresinden başlayasınız ki neresinden tutup da çevirebilesiniz ki gidişatın gidişat, başa kakılanların hemen tümünün birer iradenin beklentisi olmadığının altını çizebilelim. Her olmaz diye ses çıkartanın karşısına dikiliverilen iradenin millisinin bunu istiyor, talep ediyor, deli gibi dört yandan baskı kuruyor diye yansıtılanların o sahanın dışında kalanların, konumlandırılanların tahayyülleriyle beklentileriyle ne kadar uyumsuz olduğu sadece bir kez evet bir kez karşılaştırıldığında ne demek istediğimiz daha net bir biçimde anlam kazanacaktır. Anlamını bulacaktır. Kırmızı çizgilerle donatılmış, bu sahanlığın haddi hududu buraya kadardır bundan ötesini düşünemiyor, konuşamıyor, aklımıza bile getiremiyoruz yollu bir demokrasinin her tarafı ileri demokrasi olsa insanlığımıza kaç yazar. Kaç yazacaktır!. Çabalayışların tümünü had bildirmek için bir fırsat olarak algılayan işte bu ara olasılıkları hiç kaçırmayan erk-muktedir-iktidar dilinin karşımıza çıkarttıkları, sunageldikleri, dönüştürdüğü ülke tahlilinin yıllar geçtikçe daha da karamsar bir tabloya ulaştırılmasıdır. Kapkaranlık, bir zamana duhul ettirilmesi, eşik atlatılmasıdır.

Geçmişin bütün tedirgin edici yanını unutmadan, yüzleşerek aşma yoluyla, en nihayetinde herkesin sesinin çıkacağı, anlaşılır kılınacağı, diretici değil de hakikaten uzlaşmacı bir anayasa tasarısının nasıl elele kolkola gümbürtüye getirildiğini anlamlandıracak güncelliktir bu eşik atlatmanın tam karşılığı. Hedefini bul, sonrasında yok edene kadar üzerine çullanarak nefessiz kıl, düşündüğünü söylemesine mani ol, baktın olamadın dediklerinin her bir kelimesinin karşılığına bir 'suç' istinat et. Yapamadın bütün bunları topyekün fiştekle, cümbür cinnet ortamın daimiliği için elindeki tüm imkanları seferber et, sanki miğferdibi mücadelesi gibi olur olmadık her sekansa çatkapı bir müsamere eklentile, eklet, gak diyene, yanlışa koşaradım gidiyoruz diyebilme cüretini hala savunana karşı mücadele tertip et hukuğu tam rezalet, adaleti bildiğin kepazelikle bir tutarak, ayrımın her türlüsünü bizahati elinden çıkartarak, olur ederek yola koyul sonra da bütün bunlar yokmuşçasına bir demokrasi havariliğinin yalancı baharların peşinde durmaksızın koşturmakta olunan bir ülke imgesine insanların inanmasını dayat.

Yenilir yutulur mu bütün bu heyhula garabeti işin o kısmını buraya kadar zahmet edip, bu bilmece vari satırları okumaya baş koyan siz -değerli okurlarımızın dimağlarına terk ediyoruz. Anlayışlarına sığınıyoruz. Her kelam detaylandırıldıkça bu hiddeti var eden, ortamı muhafaza etmekten, o kadar yana yakıla eleştirmek, biz o kısımları epeyce önce aştık diye buyurulan vesayetçiliğin yüzkaralarıyla bir kere daha ama bu kez kolkola görünmekten gocunmaksızın yapılan, kervana düzülenlerin ikircikliğidir düşündürücülüğünü korumakta olan. Ayrıştırmayı pundunu bulmasına gerek olmaksızın daimi bir tecrübe haline dönüştüren muktedir dilinin, devletlu anlayışının sunageldikleri daimi bir kısıtlılık, kısıtlandırılmışlıktır. Bu kez gerçekten görmek isteyene!. Sorunların hemen tümünü önemsemeden geçilip gidilebilir, günün getirdiklerinde ne var canım bu kadar kusur kadı kızında da mevcut yollu bir avunmaya tercih edilebilir bazılarımızca, bazı yaşayanlarımızca. Yaşamak ama böylesi bir dayatım sultasında sırasını bozmadan müesses nizam tasdikçiliğinden çok daha anlamlı bulanlar için süreç her gün yeniden başlamaktadır.

Hedeflenen suskunlaşmayı, nedenleri sorgulanmaksızın buyur buyur edilen oldu bittilerin, karar hükmünde kararnamelerin, yaptık oldu kanunların, kararı önceden verilmiş yargı müsamerelerinin, bir bina olarak yapılandırılan saraylardan dağıtılmaya çalışılan enikonu orantısız basbayağı tek ayağı çukurda adalet tecellisinin ve dahası bir ülke sahanlığında olmaması gereken her ne varsa ona dair bir taraf-yandaş yaratma sürecinin ulaştığı merhale, katettiği mesafe düşündürücüdür. Birini veya ötekisini ayrıştırmaya gerek kalmaksızın nasıl büyük vehametlerin peyderpey hayata geçirilebildiğinin, atıl olarak kenara terk edilmiş bunca soruna karşın duyarsızlaşmanın neredeyse olağan adledildiğini bir iki üç sefer fark ettiğinizde bütün bu anlatımların bir şeylere uyandırabilmesini, dank ettirebilmesini son tahlilede imgelemek için müneccim olmaya gerek yoktur diye düşünmekteyiz. Aynalanacak her ne varsa ta içimize ta dibimize kadar konumlandırılmış vaziyette, birbirinden ayrışmaz olarak nakledilen, zikredilen şeylerin toplamda zerre miskal bir fayda sağlamayacak olan bir olduğumuz yerde çakılı kalma sabitliğini de sağlayacak olan olduğunun vurgusunun altını defaatle çizmeliyiz. Velev ki'lerden silsile halinde yapılandırılan tahakküm cümleciklerinden geriye kalacak olan, hiddetin şirazesinden çıkmışlığıdır hepimize armağan!

Boşa çene yormaktansa sessizliğin sesini işitebildiğinizde, bazı şeyleri sorgulamaya girişebildiğinizde, kısacası taşın altına elini koyma aşamasında tereddütlerinizden arınabildiğinizde, birbirinizi o en solcu bu ennn kral solcu tartışmalarından ayrıştırabildiğimizde gözler önüne serilenlerin erk-muktedir-iktidar oyunlarından geriye kalanların nasıl da vehametini koruyan, basbayağu muhafaza ettikçe sabıklaşan bir görünümden ibaret olduğu netleşecek, berraklaşacaktır!. Hiddetin, hayati önem arz eden, olumlayıcı diğer tüm olguların önüne bir engelleyici, set olarak yükseltildiği, empati geleneğinin yerini şiddete meyyalikle, şiddetin tam kendisiyle ikame etmenin, bir noktada lav edebilmenin zemininin sağlandığı, biteviye uğraşılan, nihayetinde oluşturulan böylesi bir gri sahanlığın daha da karartılabilmesi için neredeyse her gün başka bir veçhenin açık edildiği, ilintilendiği, suskun kalmanın, mazallah erk-muktedir-iktidarın gazabına uğramaktan daha yeğ tutulması gereken bir tavır olarak resmedildiği, resime dahil edildiği bir güncelliğin dahilindeyiz. Tam içi merkezindeyiz.

İçselleştirilmesinin neredeyse başka oluru yoktu bahsinden hareketle savunulageldiği bu güncelliğin trajedilerini bu kadar ağır kılan, altında istisnasız hepimizin de basbayağı kalakaldığı, dermanını yitirdiği, zayi ettiği, duyarlı olmanın bütün bütün o kırmızı çizgilerle belirlenmiş olan hayat sahnesinin daraltımını görünür kıldıran, ufak bir hamlede alarm zillerini harekete geçiren, ortada fol yok yumurta yokken dört yanımız düşmanlarla bezeli masalına erkten bile daha fazla inanç göstermemizin beklentilendiği, kuru kuruya vavelyaların değil basbayağı hakir görebilmenin başat, başlangıç vurgularına, başlangıç hamlesine ev sahipliği yapan bir olgu hiddet. Behemehal varlığını korumakta, üzerine neredeyse itinayla titrenilen, dert edilesi şeyleri hep bir sonraki evreye, karşılaşmaya kadar öteleyebilmenin anahtarı olarak belletilen bir araçsal haline dönüştürülen hiddet. Bir sanrı olmasını çokça dilediğimiz şeylerin merkezinde sinsice konumlandırıldıkça, görünür kıldırdıkça, insani olanın üzerinin tek bir hamleyle beraber çizilebilmesini sağlayan hiddet. Çektirilen ezanın, yaşatılan cefanın, hunharca zapturapt altına alınan insanlığın, insana dair olan asgari müştereğin, hakkın, hukuğun ve adaletin pejmürdeliğini cismanileştiren hiddet bugünün modern toplumu olma yolunda durmadan devam seçeneğini sonuna kadar kullananların oluşturduğu vesayetçilik 2.0'ın temelinin nasıl şekillendirildiğini, atıldığını meydana çıkartan bir aynalayacıdır.

Durumun ne kadar fenafillahlık olabileceğinin, çoktandır oldurulduğunun belgeleyicisidir bahse konu hiddet. Gün deviniyor, zaman akıyor, vakit dediğimiz nesnellik bu kadar çabuk bir biçimde tüketiliyorken, elden avuçtan kayıp gidiyorken mıhlanıp kaldığımız kör kuyuların tüm diğer olumsuz nitelemelerinin önüne geçen bir sonlandırıcı, kederlendirici haline dönüşüyor, dönüştürülüyor hiddet söylemleriyle uygulamalarıyla neticesinde ortaya çıkan tahrifatın daha epey uzunca bir süre hiç birimize, istisnasız günyüzü göstermeyecek olan bir evreye ulaşabilmemizi hasılı kelam söz konusu ediyor. Boşlukta yankısını bulacak olan kelamın bizahati kendisinden, bir şeyleri bu alışılmadık rutinin çizgisini dönüştürmesinden, onun bunun çıkarının değil hepimizin evet ayrısız ve gayrısız her birimizin yaftalanmasının önünün alınabilmesinden, bir dur denilmesinden erkçe duyulan kaygıların bilindikliği hiddet metaforunun nasıl da sinsice bir biçimde hayatlarımızda yer ettirildiğini açıklayacaktır. Mübalağaya gereksinim olmaksızın, münferit, velev ki, ideolojik, çağdışı, terörist veya terör sempatizanı, devlet düşmanı, vatan haini uzayıp giden vesair anlamlandırmalarla, atfedişlerle karşılanan, söz söyleme erimini pasifize, aktivistliği demoralize, demode, düşündüğünü ifadelendirmeyi ise oto sansürleme tevatürleri bu düzensizlik düzeninin kıyasıya eleştirmekten kaçınılmayan eskinin vesayetinden hemen hiç farkının olmadığı bilakis onun açtığı yolun, temellendirmiş olduğu algının zamane takipçisi olduğunu belirginleştirecektir.

Dün dündür, dündedir bugün ise dünün gayya kuyularının, kör noktalarının genişletilmeye çalışıldığı bir sahanlıktır. Dünden demokrasi olgusunun aldığı yaraları sarıyor, iyileştiriyor v hatalarıyla yüzleşiliyor, bazı bilinmezlikler artık çok daha net anlamlandırılıyor diye övünülürken aslında yol nereye götürmektedir? Quo Vadis! Övünüle, övünüle tükenmeyen bir algı haline dönüştürülen özgürlük söyleminin basbayağı plastikleştirilip, içinin bomboş hale dönüştürüldüğü meydanda değil midir? Dış sahadaki mülakatın orta yerinde çatkapı yüzüne vurulan mahpus gazetecilerin durumlarına dair soruyu mutlak doğru olarak resmedilmeye gayretkeş olunan söylemin, handiyse bir savcı kararlılığından daha da itaatkar yönlendirme çabası, gayreti ile beraber ithama dönük olarak şekillendirilmesi hegemonbağş beyce nasıl bir düzleme oturtulabilir? Oturtulmalıdır. Tahrif edilecek, suyu çıkartılacak üzerlerine yapıştırılacak başkaca bir kulp bulamamaktan ikide bir aynı zaruriyetten değil hakikaten problem arz eden eylemlerle gazete, gazetecilik arasındaki bu bağları kurmak, adlandırmak, biraz fazlaca kurgumasal değil midir? Hala değil midir?

Voltaire'in sözünü alıntılayıp ifade özgürlüğü için cansiperane savunuşların göstermeliğini dakika sekmeksizin pozantı cezaevinde kendi öz çocuklarına reva görüp, kayıtsız kaldığı hiddeti belgeleyen, ortalığa çıkartan, bilindik kılan gazetecilerin gözaltına alınmasıyla çürütmemekte midir? Yoksa bu ortamda çalışabilen, taşın altına elini koymayı hala sürdürebilenlere gülü seven dikenine katlanır yollu bir mesaj mı muştulanmaktadır, hangisidir? Bilinmezi elzem olan şeyleri fazla kurcalamayın, kurcalamayın ki hiddetimiz sınırlarından payınıza düşeni tez zamanda almayın, biat, itaat, sebat edin ki gününüz tek kişilik tecrit hücresinde delilsiz, delil diye sunulan delil saçmalarının kara propagandasında masumiyet karinesini linç eder bir biçimde, isimleriniz birer hedef, bir sonraki dalganın içeri alınacakları arasında anılmasın diye okunasıdır? Kollektif dönüştürmeyi, devlet otoriterliğini, düşünsellik makamını mahalle kavgası ağzıyla, edimiyle sürdürme gayreti iş bu güncelliğin nasıl da bedbinlik taşıdığını, hiddeti bir silah haline dönüştürdüğünü belirginleştirmektedir.

Onlar aynaya bakma lüzmü görmüyor olsalar da, kurgulamaların, kumpasların vavelya ve çirkefliklerin bir toplumu eksik koyduğunu, demokrasi kavramını odağındaki kapsayıştan, halk ile bağlantısından uzaklaştırarak, bambaşka tanımlanamaz bir şeye çevirip tasnif ettiğini anlaşılır kılmaktadır. Ulaştığımız nokta, hedeflenmiş olanın ne kadarının gerçekçil kılınabildiğinin, gerçekleştirilebildiğinin ibret vesikasıdır. Hiddet kapsamına dahil edilenlerin, üzerine bata çıka çoğunda yengilerle, dövüşe didişe ama her daim sabit tutulan mutlak suretle vurgulanan didaktik, otoriter söylemler, eylemler yumağının ulaştırabildiği sahanlık enikonu kara kara düşünülesidir. Düşündükçe varlığından, dem vurulan muasır medeniyet kavramının nasıl çarpıtıldığını, adamına göre muameleye indirgetildiğini fark etmek bile içinde kalakaldığımız karamsarlık fasitdairesinin çapını netleştirecektir. Kapsayış derinleştirildikçe, algı körleştirildikçe her durumda anlayışlı olma manipüle edilip lav edilmesi bir koz olarak öne sürüldükçe, her bulunan fırsatta şeytanın aklına düşmez yargıları, gazeteciye, öğrenciye, akademisyene, filozofa, yazara, eli kalem tutandan eli çekiç tutana, emekçiye teğelleme çabası basbayağı hiddetin teğet değil, basbayağı delip geçen bir olgu olduğunu göstermektedir. Her karşılaşmanın bildiğimiz bir rövanş tanımlaması içerisinde sınırlandırılması bu erk-muktedir-iktidar hegemonyasının rutininde hiç bir değişikliği söz konusu etmeyecektir! Anlayalım... 

>>>>>Bildirgeç
Yeni Milli Türkiye'nin Duvarları... - Nihal KEMALOĞLU*

Hukuk devleti ilkeleri evrensel hukuka değil milli devlet ideolojisine sadakatle bağlı Türkiye'de iktidar popülizmi pek sık 1930'ların Türk Tarih tezini yere çalsa da... Ya da siyasi hamle gereği Dersimlilerden özür dilese de bir yandan tahkim ettiği 'ırki/milli' zihniyet duvarlarını her gün biraz daha yükseltiyor. 
Bu zihniyet dünyasının kuşaktan kuşağa tam teşekküllü aktarım görevi milli terbiye ve eğitim kurumlarına düşerken devlet erkanı tarafından 'maneviyatı bozuk, milli özümüze aykırı unsurların' kimler olduğunun iması da alenileşiyor.
Ve bu imalarla tazelenip zindeleşen  toplumsal-kültürel hafıza çevresinde 'Alevi, Kürt, Ermeni, Dersimli' vatandaşların köken hafiyeliğine soyunmakla kalmıyor.
Sivil fişlemeler, kitlesel mitinglerde açılan Ermeni düşmanlığı pankartları, 'Alevilerle aynı çatı altında çalışmanın günah olduğu' görüşü, Adıyaman'da Alevi evlerinin gece vakti kırmızı boyalarla işaretlenmesi devletin geniş tahammülünce kucaklanıyor.             
'İnsanlığa karşı işlenen suçlar kategorisine' haiz olmayan ceza hukukumuz ise ne nefret söylemini ne nefret suçunu tanırken, 13 Mart'ta görülecek Sivas Katliamı davası muhtemelen zamanaşımından yararlandırılacak.
1993'te 33 aydın ve sanatçının yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı'nın faillerini yargılamayan ve göz göre göre kaçıran devlet, 'insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı' olmayacağını kulak ardı ederken, İnegöl'de Taylan Öğretmen, sırf Tuncelili ve Alevi olması hasebiyle 'Tunceliler şerefsiz olurlar, Aleviler sapıktır' ifadelerine maruz kalmamıştı.
Üstüne üstlük çalıştığı dershanede yöneticiler ve diğer öğretmenler 'aynı ortamda onunla çalışmanın günahını' taşıyamayacaklarını belirtiyorlardı. Taylan Öğretmen'in, bu ırkçı ayrımcı tavır üzerine İnegöl Savcılığı'na yaptığı suç duyurusu  'kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla' sonuçlanırken, dershane olayı basına yansıttığı için Taylan Öğretmen'e 5'er bin liralık iki tazminat davası açmıştı.
Tabii ki milli/otoriter devletimizde Taylan Öğretmen'in işlenen bir nefret suçunun mağduru olduğunu kavrayacak hukuk donanımı mevcut değildi. 
Yelelerini sallayarak dolaşan ırkçı hezeyan, 'Aleviler sapıktır' diye tuttururken, Adıyaman'da onlarca Kürt Alevi yurttaşın evini işaretlenmesi İçişleri Bakanı tarafından 'endişeye mahal yok üç-beş çocuğun işiymiş' diye  değerlendirmişti.
 Alevi evlerini önceden cinayet mahali misali döşendiği katliam geçmişimizin hiçbir fiilini yargılamayan devletin tabii ki soğukkanlı 'olayı büyütmeyin' telkini, anlaşılırdı.
Ama acaba İçişleri Bakanı, Adıyaman'da Alevilerin evlerini İnegöl'de kovuşturmaya mahal bırakmayan 'Aleviler sapıktır' nefret klişesinin işaretlemediğine kefil olur muydu?         
Ya da Pozantı Cezaevi'nde kalan taş atan çocukları 'iyi çocuk' parolasıyla koğuşlara teslim eden resmi görevlilerin zihninde onların çocuk değil 'Kürt teröristler' olması çocuklara karşı taciz ve tecavüz suçunu bile nasıl da sıradanlaştırmıştı değil mi?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Nihal KEMALOĞLU'nun Akşam Gazetesi'nde yayınlanmış olan Yeni Milli Türkiye'nin Duvarları... başlıklı makalesi değinmeye gayret ettiklerimizin bir tamamlayıcı okuma parçasını oluşturmakta, en kestirmeden. Yazarın ve gazetenin anlayışlarına binaen sayfalarımıza iliştiriyoruz...iyi okumalar...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #383 (09.01.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #387 (06.02.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #389 (20.02.2012)
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Yeni Milli Türkiye'nin Duvarları... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Onların Ülkesinde Biz Kimiz? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Sorun!!! - Nihan EVCİ - Welwele, Zelzele, Gelhele
Piçâpiç, Ne Demek? - Fikret İLKİZ - Bianet
Adalet Talebimiz Var! - Hilal KAPLAN - Yeni Şafak
HDK’yi Yalanlarınızla Korkutamazsınız! - Halkların Demokratik Kongresi Resmi Sayfası
Bir Gece Ansızın… - Gün ZİLELİ - Jiyan
8 Mart Bildirisi - Büşra ERSANLI - Sol Defter
90’lara Dönen Kürt Sorunu Mu, “Batı” Yakası Mı? - Özge İSPİR - Jiyan - Yola Koyulmanın Vaktidir
Madımak'ta Evlatlarını Yitiren Analar: Mücadelemiz Sürecek - İbrahim G. AÇIKYER - ANF
"Evlatlarımızı Kaybeden İrade, Devletin Tepesine Ulaşan İradedir" - Ekin KARACA - Bianet
"Devlet Katilleri Hala Koruyor" - Ayça SÖYLEMEZ - BiaMag
Gerçekten 'Yeni' Bir Anayasa Nasıl Olacak? - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Çünkü Siz Onlara Terörist Diyorsunuz! - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Sivas Mektüpçüsü Basri - Roni MARGULIES - DYH - Taraf
Yaşam Hakkı İhlalleri: 32 Yılda 33 Bin 635 Kişi Öldü - Maxime AZADI - ANF
The Hunger Strike - Jenna KRAJESKI - The New Yorker
AKP’nin Kürt Kördüğümü - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Madem Ele, Gel Bêle! - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
Brütüs Arıyorsan Aynaya Bak - Vatan
CHP ve Tercihli Körlük - Ferda KOÇ - Sendika.org
Korkutmak Üzerine - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Bir Yıkımın Öyküsü - Bercuhi BERBERYAN - Agos
Her Sus'a Bir Ölüm - Hevi ZAYCİ - PolitikART
Af Örgütü: TMK Derhal Değiştirilmeli - Barış KINIK - ANF
Ulusal İstihdam Strateji Belgesi: Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı? - Güvencesizler Hareketi - Sol Defter


Sonmi451 Official
Sonmi451 Informative via Time Released Sound
Sonmi451 - The Quiet EP [mtk175] via Archive.org
Walls Official At Facebook
Walls Artist Page At Myspace
Walls - Coracle Album Review By Nick SOUTHALL via The Quietus
The Fear Ratio: James Ruskin
The Fear Ratio: Mark Broom
The Fear Ratio: Broom and Ruskin Unveil The Fear Ratio Ryan KEELING via Resident Advisor
Integral Official
Integral Artist Page At Myspace
Integral Informative via Tympanik Audio
Rene Hell Informative via Type
Rene Hell, Et Al. – An Interview With Jeff Witscher Bobby POWER via Foxy Digitalis
Rene Hell Explains The Conscious & Unconscious Shift Of The Terminal Symphony - Mark E. RICH via Exclaim
Shlohmo Official At Facebook
Shlohmo At Twitter
Shlohmo - Vacation - Doğan YILMAZ - Biletsiz.com

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Script Inspired By kgray23
kgray23 / Kayra GRAY's Flickr Page

>>>>>Poemé
Ruh ve Girdap - Kağan KÖK

Ruh girdabıyla döner geriye
Bakarım donuk yanık kalıp öyle   
Ses koku bürünüp süslenir
Beni ölçen biçen tuhaf bir vezin
Orman kokan zaman söze gelir

Orda ölüm tanıdık ikiz aşina
Kendimden kendime bir gönderme
Ne ses ne seda
Ve sanki ölüm değil, tahta bir yalnızlık
Ve yineleme, yineleme

Ölüm erbabı doğru bilir
Ruh kuyusundan çıkan bir kelime
Türlü anlamlara gelir
Ve işte ağır mazlum uyanış
Yaşlılık denen zenne

O maktul hazine kime kalır
Aşklar sarp dağlarda kum fırtınasıdır
Bulduğu her sığınak; metruk harap
Göz göze gelir ruh ve girdap
Ah! hiç sayılmamış karşılaşmalar

Kaynakça: Şiir

No comments: