Sunday, June 03, 2012

Deuss Ex Machina # 402 - who doesn't listen to the song, will hear the storm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_402_--_who doesn't listen to the song, will hear the storm

28 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Passarani-No Hope (Ambivalence / Hymen Records)
>2<-Passarani-A-Tek (Ambivalence / Hymen Records)
>3<-Lazer Sword-Better From U (Monkeytown Records)
>4<-Lazer Sword-Sounds Sane (Monkeytown Records)
>5<-Phon.o-Hopelight (50Weapons)
>6<-Phon.o-Die Maschinistin (50Weapons)
>7<-Fau & Deam-Blank Faces (Dubporn Records)
>8<-Fau & Deam-Long Trip Around You (Dubporn Records)
>9<-Jimmy Edgar-Let Yrself Be (Hotflush Recordings)
>10<-Jimmy Edgar-In Deep (Hotflush Recordings)
>11<-Joaan-Out Of Slang (7even Recordings)
>12<-Joaan-Nocturnality (7even Recordings)

who doesn't listen to the song, will hear the storm
(402)

demeçler silsilesi içerisinde olağanlaştırılmış, handiyse elimizle koymuşuz gibi bulduğumuz, yüzyüze bırakıldığımız, seceresini sormaksızın biat etmek mecburiyetine tıkış tepiş ötelendiğimiz bir görüngü hasıl oluyor bütün bütün yekpare. bütün anlamların eğilip bükülmekten, çevrilip dönüştürülmekten öte net bir biçimde ayrıştırıcı olmayı sürdürdüğünü ilan eden pis kokuların yayılmasındaki bunca artışa rağmen ne var hiç ne yok hiç kıs(t)asına bağlı v bağımlı kalınan bir muktedir algısının, höt zötünün, hır gürünün asılı kaldığı bir görüngü, birbirine lehimlendiği bir resmediş tastamam yanımızda. dimağın alabileceğinden fenalarının aralık vermeden sürekli olarak günceye dahil edildiği bir sunumlandırma karşımıza çıkmaktadır. derdimizin ne olduğunun anlamlandırılma çabası bir yana neyin derdimiz olmadığının bunca afaki çözümlemesi diğer yana bu toprakların griliğinin noksansızlığı, garabetliğinin eksiksizliği, gayya kuyusu halinin sürekliliği düşündürücü değilse neyle tanımlandırılabilir. düşündükçe içinde kalakaldığımız, bir hiddet eşiğinden diğerine; koşar adım ilerleyen bir bakışım sahipliliğinin sunageldiğinin ne kadar dişe dokunur, ne kadar çözüme odaklı olabileceğinin yanıtı kendi tahlillerinin içerisinde belirginleşmemekte midir?

her durumda bir hakikattan bahis açılacaksa eğer bu kadar gıybeti peyderpey sahiplenip herhangi bir muamma, muallak, mübalağaya yer yok her şey yolunda savına tutunmak nereye kadar bu cehenneme çevrilmesinin belirli bir zaman aralığının ötesinde bir gerçek haline dönüştürüldüğünü çıkarsamasını unutturabilir ki. bir doğrudan fazlasının olabileceği, bir hatadan çoğunun söz konusu edilebileceği bir ülkede görüngünün sunmaya gayret ettiklerinin bir şekilde olur beklentisinin böylesi bir daraltılmış bir bakışım olduğu, onu da çekincesiz bir biçimde sorgulamaksızın kabul etmenin gereklilik olduğunu ikrar ettiren bir toplam karşımıza çıkmaktadır. duyarsızlaşma, sessizleşme, sorgulamama birbirini takip eden bir denklik düzlemi içerisinde devinimini tamamlayan bir fasit daire. her yeni günde olumlama ihtimalini daha yekten, siftah noktasında kenara öteleten, devre dışına attıran, soluk alıp vermeyi bile bir 'kazanım' olarak tanımlandıran gelgelelim çok demokratiğiz, öyle böyle özgürüz, şu kadar bu kadar geçmişin korkularını aşmışız bahsinin arkasından yeni tahakkümlerin sunulup pekiştirildiği bir görüngü  meramımızda anlatmak istediğimiz. meramımız dahilinde sunmaya teşne olduğumuz.

hiyerarşik bir sıraya lüzüm olmaksızın başvezirin dilinden ne dökülüyorsa ne diyorsa o'dur, tamamdır kıstasının devreye konulduğu her durum v şartta peki ya sonrası kısmının önemsenmediği bir güncellik içerisinde bu vicdansızlığın muhasebesine, neresinden başlanmasını salık vermeliyiz. hangi uçtan tutmalıyız ki görüngünün toplamında bütünleştirdiklerinin bir masalın dolgusu yalandan bir atfediş değil tamamen bir yük, ağırca bir yük haline dönüştürüldüğünü, nefessiz konulduğumuzu anlaşılır kılabilelim. olmayan sorunlar, varlığı bir türlü kanıtlanmayan diller, yaşamlar, insanlar, mekanlar, sualler kısmında kendini tekrara alıştırmış olan ısıtılıp ısıtılıp servis edilen pespaye terennümler, tahliller tahliller dizgisi içerisinde anlamlandırmaya çalışılana ulaşabilelim. anlamlandırmaya çalıştığımızın idrakına erdirebilelim. bir çılgınlık zamanının içerisinden geçirilip gidiyoruz her n'yapılıyorsa hep bizlerin iyiliğine diye yiyip yutmamızı salık veren bir sistematik sunuş, üç kuruşluk niyetlerden çıkanlardan meramlardan daha solgun, daha silik, ama daha zorlayıcı, daha yıpratıcı şeyler olduğunun karşılığını bulabilelim.

benzeşen sözcük dizilimleriyle beraber yeknesak bakış birer ikişer değil topluca bir tahakküm skalasının, seceresinin meydana çıkarttığını söz konusu edebilelim. bir kere daha yineleyebilelim. bu toprağın bileşenleri olarak kendinizi adletseniz bile, kendinizi biçimlerin dışından o yurda ait olduğunuzu beyan etseniz dahi hep ikircikli, hem muammalı, hep ama hep arkadan hançerleyecek bakışımına sabık, sabit bir çıkarsamanın karşısında insanım ben vurgusunu seslendirebilelim bunca tatavlanın ortasında, ortalık yerinde insanlığı unutanların, unutturmaya namzet olanların, konuşmak bir yana didişmek çok güzel buyrun buradan yakın diye atarlarını eksiltmeksizin muktedirliklerinin getisini sonuna kadar kullanmaya tenezzül edişlerinin karşılığını bulabilelim. buldurabilelim.bu görünüm dahilinden karşılaştıklarımız acının eksilmezliğini onayan kanıtlayan bir sonucu beraberinde getirir. her ne yapılmışsa hepimizin iyiliği için yapılmış şiarına tutuna tutuna dünün de, günün de v olası geleceğin de beklentisini, hayatını şimdiden onarılamaz hale dönüştürmek, sonuçsuz kıldıkça sorun dağlarının çevrelediği, basbayağısı neticesiz kılındıkça yaparız ortaya karışık bir özür, bir tazminat, bir hadi git işine demek, bir yandan tecrit öte yandan taciz ile muğlaklığını koruyan ama adı hala demokrasi kalabilen bir yurdun neticesinin hiç te iç açıcı olamayacağını betimleyebilelim.

durduğumuz v vardığımız nokta pejmürdeliğin sınırlarını aşabilmek konusunda cevvaliyetini sakınmayanların dün ermeni, rum v süryani veya yahudi bugün alevi, kürt veya zerdüşt ekseni üzerinden hiç de hesapsız kitapsız durmayan tahakküm öğelerinin ardından yeni hamlelerini gerçekleştirmeye çalıştıklarının kanıtlayıcısıdır. insanından korkan, düşüncesinden ırayan, bir irade kısmı ile bütün bir milletin tahayyülünün ortaya konulabileceğini, ötesinin zaruri olmadıkça bir teferruat halini koruduğundan çıkarsamalar gerçekleştiren bu rezil, bu rüsva düzenin karşısında bir tek sözcüğün bile anlam v bağlamını koruyacağını bildirebilelim. insan olmak, ikircikli, ikilemi bol bir kazanım için değil sadece varlığını kanıtlayan, yaşadığını anlamlandıran, kendini göstermeye bu kadar uğraş didiş çabalayanların kendi  varlıklarını önemsemeyen muktedirin hükümaranlıklarının, buyruklarının, ket vurmalarının yanında hala buradayız dediklerini, hala burada yaşama tutunduklarını çekincesiz dillendirelim. örnekleyebilelim. bir yerin yaşanabilir kılınması için önce insanına ne kadar değer verildiğinden, önce düşüncesine ne kadar önemsediğinden yola çıkarız.

tutturulup gittiğimiz, ha'bire çekiştirildiğimiz, boyuna iteklendiğimiz muasırlaşan dünya söylemi içerisinde galiba esas atlanıp, üzeri çizilen hep bir pundu bulununcaya kadar savsaklanan işin özü o kısacık tümcenin değerlendirmesinde yatmaktadır. istatistik haline dönüştürülen ölümler, can kayıplarına karşı takınılan "adet"li, pek güzel ölümler! gibi ucube sözler, sahiplenişler, hah bu seferinde uyandılar artık bu kara gidişe dediğinizde yeniden bozuk plak gibi ileri sürülen mihrak, mihrak hepsi şu ne idüğü belirsiz dış mihrakların ayak oyunları, şunlarının v bunlarının tezgahına ilişmeler, yandan çarklamalar. halk yoksunlaştırıldıkça daha azına tamah ettirmeyi dirayetle sürdürdükçe bunun bir kazanım bir istikrar vurgusu olabileceğini hala savlayan yüksek düşünceler. keşmekeşliğin mabadında oyunlar değil hakikatler, yalan değil esastan yüzleşmek,fikrin kırıntısına tahammülsüzlüğün değil tastamam ümidi pekiştirecek olan seslendirmelere kulak veriş elbirliğiyle unutturulanların unutulmadığını kanıtlamak için durmadan çabalanımlara karşı tekdüze nakaratlara dur diyebilmenin hala bu ahval içerisinde zor olduğunu yineleyen görünümler, atfedişler v daha neler neler.

dur'un bir karşılığı bir sonucu olacaksa neden hala bekleme seçeneğinin, havanda su dövmenin, sus gerisine karışmam diye diye sonunda bedenlere, hayatlarımızın mahremine kadar elini uzatmaktan çekinmeyen bir algının karşısında daha başkaca bir seçenek var mıdır? izahata gereksinim olmadan dur artık anla artık, yeter artık, elleşme artık, illallah artık, gölge etme başka ihsan istemez artık. tastamam noksansız bir meram hasbıhali budur. gösterilen duyumsatılan, anımsatılan neredeyse iki arada bir derede durmadan kafamıza kafamıza kakılan, allem edip kallem edip hakkaniyeti tahrif, doğruyu eğri yanlışı düzgün diye atfederek, tanımlandırarak ortaya sürülen, bilahare bahis açıldıkça hiddetin, asabiyetin çıtasını daha yukarılara çeken, önemseme edimini bir kenarda tutup hakir görme kısmında müdanasız cevvalliklerin, inci gibi dökümlemelerin vecizlerin bütünleştirildiği ikircikli bir hal toplamı hasıl olur. ikilemlerle hareket edilip ona öyle buna böyle, oraya şöyle buraya böyle, bu bu, şu şu diyerek sündürülen uzayıp giden, sündürüldükçe, çekiştirildikçe ne ilk halin başlangıçların olumlamasından eser, ne de sonunda karşılaştığımız karşılaşacağımız kast edilip durulan muasırlığı garanti edecek, beklentiyi, sabretmeyi olumlu bir çaba kıldıracak bir tahayyül elde kalır. ellerimize bırakılır.

ikilemli bir politika sahnesinde güncenin taşıdıklarının, önümüze serdiklerinin değil, her durum v şart altında konuşulmasına önayak olunmuş, vakti heder ettirici, sorun çözmeyi öteleyici insanı kapsamayı dışlayıcı, hakkaniyetin getireceği çözümlemeleri toptan yok sayıcı bir düzlem, düzenek tesis olunur. bizlere bırakılan küçük sahaların, küçük dünyaların kendi konforlarını, kendi bakışımları, sınırlandırmışlıklarını aşıp rahatsız edebileceği iktibas olunur. arsızca. her defasında aynı söylem yığıntılaması, aynı bodoslama lafazanlıklarla konuların yarın öbür güne ötelenmesi mümkün kılınır. sorun varlığını korumaktayken, kah - ne yapalım elimizden gelen budur ile yanıt, kah olmaması gereken vahim bir hata işlenmişse de, tazminat denilen sus payının diğer tüm sorguları geçersiz kıldıracak bir hamle olduğundan yola çıkılıp, dış mihraklar tezgahlamasına göndermelerde bulunulur. bütün bütün olup bitenleri önemsiz birer detay olarak algılayıp hayat dediğimiz, ömür törpüsünden hallice bir sonuca ulaştırılan bu uzun, yorucu maratona devamlılık arz olunur.

her defasında bu sefer son, bu hatalar artık tekrarlanmayacak bahsi açıldığında hemen yanına iliştirilenlerin ötesine denk getirilenlerin tahayyül sınırlarını zorlatıcı, vicdan erimini tahrif edici, yoksaymanın, kelamı v canı atfedişini, önemseyişini müdanasız hakir görücü vurgu ete kemiğe büründürülür. acı ortadayken düğün bayrama teşrif etmemiz zikredilir. bunca pespayelik görünürlüğünü bunca engelleme, manidar bir biçimde suskunlaştırma çabasına karşın sürdürürken kayıtsız kalınmasının, dokunup yanmaktan ehven olacağından, maşa diye kestirilip atılan muhalif olmanın, muhalefet etmenin hep bi'beklentinin paralelinde v belirli bir kazanım neticesinde olabileceğinden anlamlandırmaya girişip tektipleştirilmiş, hakara makarasına bakaduran yığınlar olmamız, sıranın dışındaki, sıranın kenarına birikmiş olan yığınlara kayıtsız kalmak ikrar edilir. ikilemlerle, iklimin bunca tersi rotayı göstermesine farklı bir anlam yüklenmemesi tavsiye olunur. hemen hiç hicap duymaksızın, ardan v edepten yoksun bu trajedyanın ta kendisinin bir millet tahayülü olduğuna ikna olmamız muştulanır. resmedilir.

telafisi olmayan şeylerin üzerinde ahkam keserken kırk kere düşünüp hamle edilmesi, söz söylenmesi tavsiye olunmuşken, sade suya bol kepçe lafazanlığın değişik görüngü öğe v biçimleri zamanın merkezinden günceye lehimlenir. bir acı mı yaşanıyormuş, bir yas mı tutuluyormuş, bir hak mı talep ediliyormuş, bir el aman mı deniliyormuş, bir yanlış yapılıyor v buna diretiliyor bin vebal yükleniyorsunuz mu deniliyormuş bütün bu katmerlenerek çoğalan griliğin, olumsuzluğun ardılındaki ellere vız gelir, tırıs gider. bütün bu utanç vesikaları. bir sinematografik kurgu değil, yıllardır süren bir devinimle üzerimize biçimlendirilmeye çalışılan muasırlık, özgürlük, demokrasi v adalet bileşenlerinden oluşan yapının nasıl kadük bir terzi işçiliğiyle yarım yamalak konulduğunu, atılan teğellerin, dikişlerin üç-beşi birden pat pat patladığını gökkubbeye sığdıran bir sonuç dizgesi karşımıza çıkartılır. sorun yoktur, acı yoktur, hak yoktur, adalet yok eşitlik yoktur. boyuna yeni yaftalar vardır ama hakikati işittirecek bir "adet" vicdanlı muktedir yoktur. böyle gelmiş böyle gidecek sınırlandırması içerisinde ne felaketler tebelleş edilir de, bunlara hep yanıp kavrulacaklar bir avuç, dış mihrak taşeronu olur.

üzerlerinden daha fazla tecrit v hiddet uygulanabilecek, konu kapatılacak yol tesis olunur. güncellik dahilinden yansıyan budur. güncelliğe eklentilenen bir turnusol vazifesi gösteren devletualinin ötekisine duyduğu, nefretin, anlamazlığının, işine yaramıyorsa teferruat bellemesinin, kazara değil bilakis göstere göstere hizaya çekmesinin hala olağan bir seçenek olarak varlığını muhafaza ettiğini pekiştirmektedir. ikircikli hallerin, daimi ikilemlerin sözünü hiç sakınmadan şakıyan muktedirin başvezirinden en alt kademesindeki bürokratına kadar bu dilin, tahakkümperver yapının daimiliği için çabalandığını söylemek abes kaçmayacaktır. hiddetin demirbaş ilan edildiği söylemde kör bir bağlılıkla ne bu gürültü, bunca tantana diye bahis açılanların kah alaycıl, kah trajik yansıların eder tutar toplamında ortaya çıkan şey meymenetsizce, mesnetsizce vicdanın tahrif ediliip, popülist milliyetçi, şiddeti olumlayan çıkarsamalar vd ile sağlanan otokrasinin devamlılığıdır, son kertede, son düzlükte okunabilecek. baskıcılığın, siyasal v toplumsal soykırımın, halkının başına bomba yağdırabilmenin, emeğin karşılığını talep edip yola çıkanlara kurulan sonumuz x, y'ye benzer mazallah tiradına, bir örnekleştikçe daha vahimleşen edimlerin, hamlelerin bir arada daha yoğun sunulabildiği, ses eden yok nasıl olsa, olsa da nekorfil, kalleş, tasmalı, pazarlıklı, terereist yardakçısı, oyunbozan, gammaz aklınıza düşebilecek tüm olumsuzluk tanımlarıyla yaftalanan, yaftalamaya müsade edilen bir esas resim tesis olunur.

gak guk denilmezse kafasına örülen, sarılan ağın bunca sicimin ağırlığı, nefesini kesmesini önemsemezse biat ederse aksini düşünmezse bu halk ne güzel idrae edilir bakışımının ön tahliline denk düşen bir resim. vehamet v utanç vesikaları ile durmaksızın gelişimden dem vurulan ama olduğumuz yere sabitlenmemizi sağlayan bir kara parçası tahayyül olunur, bir kara parçasında tutsaklık arz olunur. pay edilir. gündelikliğin tortusu içerisinde karşı karşıya kaldıklarımız bu minvalde, o kesitten yola çıkartılan, günün getirdiği bu onu da afiyetle tüketin diye sunumlandırılan bir bileşkedir. dünümüzde yaşadıklarımız yetmezmiş gibi, dünümüzün hesabı bir türlü sorulmaksızın, sordurulmaksızın yeni pejmürdeliklerin dahil edilmesi, meydana getirilmesi buraların vesayetle olan imtihanının bitmediğini, devlet olarak tabir edilen mekanizmanın insanı değil sistemin çarkı, dişlileri arasında öğütülüp, harcanacak neferlere ihtiyacını duyumsatan örnekleyen bir denkliğe kavuşturulmasını özetleyen bir görüngüyü önümüze serer. tahakkümün dozu arttıkça yaşanan esrik gücü çoğaldıkça zembereğinden boşalırcasına bunu dedim, bunu da diyeyim, potu kırdım ama fena mı bir daha ilişmezler yollu tahayyüler dizgisi gerçek birer sicim olarak, gerçek bir ket olarak varlığını korur. varlığı korunur.

akıla kilit, dile ket, ayağa pranga, boyuna sicim yer yer tasma, olumsuzluk ibaresini netleştiren, cismanileştiren hamleler bütünlüğünde çıkan manzara bir tekrar edişten, basbayağı sözcük dizimlerinden daha da anlamlı bir sonucu çıkartmaktadır. velev ki, tahayyül edilip gösterilenlerin milim dışındasınız, dışına çıkarak ne oluyor yahu demektesiniz. velev ki bunca gıybeti paylaşmaktan, sessizce kabul etmekten artık illalah etmektesiniz, buna tövbelisiniz. velev ki, ona bu buna şu muamele diye ikircikli, ikilemi gani gani söylemlere dur demeye meyilli, bir yeter artık nidasından daha ilerisinin tahayyülündesiniz. velev ki demokrasinin ilerisi diye atfedilenin bunca ucubeliği barındırmasına karşı ne muğlaksınız ne de muallak.  velev ki kıyameti bunca ağır tonlarla yaşarken son yazısı belirmeden bir şeyleri düzeltebilmek, hakkaniyeti işittirebilmek, dolambaçlı değil yalın bir biçimde, sözcüklerle, seslerle, arda kalanlarla yaşama tutunmak aralığında niyetindesiniz. işte o kesitlerin tümünün, bir kısmının peşinde ilerleyenler için bu sathın dahilinde her yeni gün hep yeniden mücadele etmektir.

ucuz niyetlerle aranje edilen kakafonik, tek ses, tek nefes mihmandarlıklara kanmıyoruz artık diyebilmektir. gündemin akışını, konuşulması elzem olanları değil düne kadar önemi olmayan, önemsiz olarak bellenenleri el altında tutanların, bir kenarda unutanların ahanda gündem budur, çevir çevir dur denekliğine isitsanız kışt diyebilmektir. teferruatı bir kenara attığınızda muktedir dilinden yansıyanların nasıl da tek bir amaç doğrultusunda, baskınlığa sessiz, tahakküme vurdumduymaz, her türlü örtbas edişe ama kalınmasını salık verdiği tastamam meydandayken bir kere daha düşünülesidir. bütüne hepimize lazım olanın bir düş görü, bir mizansen yahutta kurgu olmadığına sebat ederek tanımsızlaştırılana, o raddeye savuşturulmaya gayret edilene karşı bir tutumdur. tavır almadır lazımgelen. yekün, öz budur. bugünümüz şekillenmeye devam ederken doğanların, kaçmazların, lokumcuların, birbenlerin, encülerin isimleri hafzalamızda yer etmiş, edinmiş isimli isimsizlerin teferruatların, öyle tanımlandırılmışların, hemen hepsinden devraldığımız vicdani sorumluluktur. bizi bu gayya kuyusunda bu ikili oyuna karşı tepkimeyi sağlatacak, kalk borusu vazifesi gösterecek, silkeleyip kendimize getirecek. denemeye değmez mi? çok geç olmadan...


>>>>>Bildirgeç
‘Özür Açıklanmaz, Özür Dilenir!’ - Delil KARAKOÇAN*

“Durmak Yok Yola Devam” diyen Erdoğan; gerçekten de durmadı! Yakın çevresini bile şok edercesine Kürt siyasal muhaliflere, aydınlara, yazarlara, gazetecilere yöneldi.

“Tasmalı yazarlar”, “Bunlar aydın değil, bunlar yarım porsiyon aydın” diye aşağıladı.

Son kurbanı Yeni Şafak Gazetesi’nden Ali Akel oldu. Akel, AKP’nin Uludere yaklaşımını eleştirdiği için “kovuldu...”

Bu baskıcı kıyımcı zihniyete karşı dayanışmak tek çıkar yol. Bu amaçla bugünkü köşemi Akel’in kovulmasına neden olan yazısına ayırıyorum.

“Özür açıklanmaz, özür dilenir!”

Başbakan Erdoğan, astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş’in Umut Kitabevi’ni bombalamalarından sonra Şemdinli’de gösterdiği duruşu Uludere’de de gösterseydi, bugün kelimelerin etrafında dolaşmak zorunda kalmazdı.

Önceki yazıyı okumayanlar için kısa bir hatırlatma yapmalıyım. Şemdinli’de Umut Kitabevi bombalandıktan sonra 20 Kasım sabahı ansızın Şemdinli’de ortaya çıkan Erdoğan, oradan Yüksekova ve Hakkari’ye uzanmış, bu olayı çözmek için “el ele vermeliyiz” demişti.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın, “Tanırım, iyi çocuklardır” dediği, çocukların yanında durmamıştı.

Şemdinli sanıklarının Ocak 2012’de 39 yıl 10’ar ay hapis cezasına çarptırılmalarında siyasi iktidarın “doğru yerde” durmasının etkisi yadsınamaz.

28 Aralık 2011 gecesi kaçağa çıkan, çoğu yaşları 20’nin altında olan 40 Kürt gencin tepesine ölüm yağdırdı iki Türk F-16 savaş uçağı. 34 tanesinin bedeni atılan bu bombalarla paramparça oldu...

Başbakan Erdoğan olaydan iki gün sonra 31 Aralık’ta, cuma namazı çıkışı uzatılan mikrofonlara, “İncelemeler neticesinde gerekli olan neyse bütün bunlar da yapılacaktır” şeklinde cılız bir açıklama yerine, 3 Ocak’ta ise AKP grup toplantısında, Genelkurmay ve komuta kademesine “medyaya rağmen teşekkür ediyorum” demek yerine, bundan yedi yıl önce Şemdinli’de durduğu yerde dursaydı, bugün, “Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık” demek zorunda kalmazdı.

Tamam, kimse kendisinden Şemdinli olayında yaptığı gibi Uludere’ye gitmesini beklemedi. Ama hata da olsa, kasıtlı da olsa, tuzak da olsa ilk gün vuranın değil, vurulanın yanında dursaydı, bugün özür dilermiş gibi yapmak zorunda kalmazdı.

Kelimelerle oynamayalım, eğri oturup doğru konuşalım.

Hata yaptığınızda, “Evet, hata yaptım” dersiniz. Özür dilenmesi gereken bir durum varsa da, “özür dilerim” dersiniz.

34 gencecik bedenin savaş uçaklarıyla bedenlerinin lime lime yapılmasına kazara da olsa, hatayı itiraf edip özür dilemek ile kurtulamazsınız ama.

Özür dileyerek giderebileceğiniz hatalar vardır. Öyle hatalar vardır ki, özür dilemeniz yetmez. Bedel ödemeniz, bedel ödetmeniz gerekir.

Erdoğan’ın Pakistan’da yaptığı açıklama, hatanın açıklanması ve yapılan hata için özür dilenmesi mi, orası da pek belli değil.

Biliyorum, günlerdir okuyorsunuz ve belki de bıktınız. Ne diyordu Erdoğan Pakistan’da?.. Şöyle diyordu:

“Ben izlediğim CD’de bir hareket gördüm. Bizzat izledim. Bir konvoy gidiyor. 30-40 kişi var. O yüksekten görebilmek mümkün değil. Gözcülerimizin, (Heronlar) vermiş olduğu CD. Silahlı Kuvvetlerimiz de gerekli adımları atmıştır. Bu bölge terör bölgesidir. Halkın, sivilin oturduğu bölge değildir. Böyle bir bölgede Silahlı Kuvvetler bu Ahmet mi Mehmet mi bilemez ki?

Bizim silahlı kuvvetlerimiz görevi samimi bir şekilde yapmıştır. Hata da olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatı da açıkladılar. Ama birileri istismar ediyor. Bir hatanın olduğunu, hatamız olduğunu söyledik. Allah aşkına tazminatsa tazminat. Resmi tazminatımızın ötesinde yaptık. İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar. (22 Mayıs, Yeni Şafak.)”

Roboski (Uludere) Katliamı’nın ardından altı aydır süren bir soruşturma var. Faciaya giden yolda yetkilendirmenin, yetki kullanımının, ilgili kurumlar ve sorumlulukları belli olduğu halde, Allah aşkına sayın Başbakan, söyler misiniz ne koydunuz yüreği kanayan annelerin önüne!

“Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık” diyorsunuz.

Allah aşkına, söyler misiniz hangi hatayı açıkladınız!..

Allah aşkına, açıklar mısınız? “Özrü de açıkladık” derken, ne demek istiyorsunuz...

Özür diliyorsanız, Kasımpaşalı gibi ortaya çıkın ve deyin ki:

“Evet, bir hata yaptık. Hem de öyle bir hata yaptık ki, bu hatamız bizi mezarımızda bile rahat bırakmayacak!..”

“Özür dilerim, ama yetmez. Vicdanlarınızda açtığımız yarayı bir kuru özür dindirmez.”

“Önce sizlerden hakkınızı helal etmenizi sonra Allah’tan bizi affetmesini dileriz.”

Diyemiyorsunuz, çünkü ilk günden itibaren yanlış yerde durdunuz.

Roboski görüntülerini izleyen Uludere Komisyonu milletvekilleri, “Terörist olmadıkları her hallerinden belli” diyorlar. Milletvekilinin gördüğünü, alanında uzman askerler (veya her kimlerse) nasıl görmez?

Diyorsunuz ki, “Silahlı Kuvvetlerimiz bu Ahmet mi Mehmet mi bilmez ki.”

Öyle bir silahlı kuvvetleriniz var işte... Uzaktan baktığında “katırı insan, teröristi çoban, kaçakçıyı terörist” zanneden silahlı kuvvetleriniz. İdris Naim Şahin adını taşıyan bir İçişleri Bakanınız var ki, mümkün olsa mezarlardaki parçalanmış çocukların cesetlerini çıkartıp kodese yollayacak.

İlk gün “doğru yerde” durmamanın sonuçları bunlar.

Aynı gün İçişleri ile ilgili komuta kademesindekilerin kellelerini alsaydınız, “Evet, bir hata var. O hatayı yapanlar bunun bedelini en ağır şekliyle ödeyecek” deseydiniz, -mış gibi yapıyor, -mış gibi söylüyor, -mış gibi davranıyor zorunda kalmazdınız. Pakistan’da konuşana kadar hâlâ bir şeyleri düzeltme şansı vardı. O şans var mı emin değilim artık. Sizler konuştukça vicdanlarımız kanıyor. Bir şey söyleyecekseniz doğrusunu söyleyip, gereğini yapın. Ya da ebediyete kadar susun.

Allah aşkına, susun!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... ‘Özür Açıklanmaz, Özür Dilenir!’ Delil KARAKOÇAN'ın Özgür Gündem'in 03 Haziran 2012 tarihli nüshasında yayınlanan makalesi böylesi bir çıkarsamanın paralelinde okunası yazınsallardandır. İşittirmek, duyumsatabilmek, örnekleyebilmenin yanında hakikatleri aslen ne olduğundan dem vurmak, denkleştirmek için yazarın ve Özgür Gündem Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
‘Özür Açıklanmaz, Özür Dilenir!’ - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Ar Damarı Meselesi - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Erdoğan'a Göre Roboski Katliamı 'Terörle Mücadele' - Mehdi ATAY - ANF
Yatıp Kalkıp Uludere Diyorsak, Sizin Yüzünüzden.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Yaşayan Bebekler ve Ölü Askerler... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Uludere Halkı 'Kürtaj' Kıyaslamasına Tepkili - ETHA
SDP Genel Başkanı Uludere’yi Anlattı - Özgür Kocaeli
Sırrı Süreyya Önder'den İnsanlık Dersi - Yüksekova Haber
Biz De Halkız - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Roboskî'den 'Tasmalı' Basına, Aziz Thomas'tan Türk Basınına... - Özgur AMED - ANF
Cinayet, Kürtaj, Ücret - Hasanali BACIOĞLU - KESK Meclis Üyesi - Özgür Gündem
Rahatsız Erkeklere Çağrı: Kürtaj Yasağına Karşı Meydanlara! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Zeynep, 'Kör' ve 'Dilsiz' Kalemlere Hatırlatıyor - Zeynep KURAY - Birgün
Gerçekler Nasıl Örtülür? - Serdar AKİNAN - Akşam
Korku, Emir ve İnsan Bedeni - Ali GÜL - Jiyan
Ataerkil, Muhafazakar Toplum ve Kürtaj - A. Murat EREN - Bianet
Ey Türk Rahimi! - Hiçişleri
Kürtaj Zamanı - Osman ÖZTÜRK - Sol Defter
Türkiye’ye Diktatörlük Sezaryen İle Mi Geldi? - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
Patriyarka, Kapitalizm ve Doğurganlığın Kontrolü - Ayşe TOKSÖZ - Sosyalist Feminist Kollektif
Elini Koyduğun Yer - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
'Eşkıya'lar Sokağa İndi - ANF
Avrupa'da Yükselen Yabancı Düşmanlığı'nın Arkasındaki Dinamikler - Ahmet İNSEL - Açık Radyo
Firavunlar Coğrafyası - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Yuhlayanların Sayısı Alkışlayanlardan Çok - Aktüel Gündem - Sendika.org
Çayan Birben Biber Gazından Öldü - Bianet
Kün Fe Yakun! - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Nokta - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Uludere Katliamını Saldırı ile Savunmak - M. Serdar KORUCU - Demokrathaber
Cumartesi Anneleri: 'Bizden Korkun Çünkü Peşinizdeyiz' - Fatma KELLECİ - Emek Dünyası
'Görevimiz Faşizme Karşı Direnmek' - ETHA
'Esra Arsan'sız Bilgi Olmaz' - Zeynep SARSILMAZ - Habervesaire
Türkiye Uçuyor, Ya Kemerleri Bağlayın Ya Kaybolun! - Ali TOPUZ - Radikal
17 Yaşında 10 Yıl Hapis, 12 Bin TL Para Cezası - Selma BİNGÖL - ANF
Başbakan'ın Karpuzu - Başyazı - Agos
Sorunlar ve Olanaklar - Ender İMREK - Evrensel
Recep Tayyip Erdoğan: Öz ve Görüngü - Akif ROJ - Özgür Gündem
Ve Erdoğan Gerçeği Kendi Yüzünde Görür…... - Amed DİCLE - Ajans Amed
Erdoğan 1 – İdris Naim 0‏ - Özgür AMED - Bijwenist
Yeni "Pınar Selek Davası" - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Kürtlerin Son İsyanı Çözümle Sonuçlanacak - Zeynep KURAY - ANF
Konuşmayı Unutuyorum! - Tuğçe TATARİ - Akşam
Dink Ailesi Avukatları İtiraz Dilekçelerini Sundu - Evrensel
Güneş Herkesi Isıtır: Kayseri - Kemal BOZKURT - Jiyan
HES Terörü: Solaklı'da Evler Basıldı, Köylüler Gözaltında - soL
İslamo-Faşist Söylem ya da “Millet”in Düşmanı Olarak “İşçiler” - Sol Defter
HDK: Togo İşçisi Yalnız Değildir - Jiyan
9 Yılda 735 Bin İş Kazası 11 Bin Ölüm - Emek Dünyası
Boynumuzdaki Görünmeyen İlmik - Bülent USTA - Birgün
Havalar Köpek Gibi - Ragıp DURAN - Birdirbir
'Hem Eylem Yapıyor, Hem De Polisi Arıyorduk' - İMC
1930'lardan 2012'ye Nüfus Mühendisliği - Ferhunde ÖZBAY - Bianet
Kaybetme Politikası 1915'den Beri Sürüyor - ETHA
Fethiye Çetin: Keşke İçişleri Bakanı Habap Çeşmelerinin Suyundan İçse - Demokrathaber
Çocukluk Coğrafyası -5 - Hakan TUNÇ - Ajans Amed
33 Kurşun’dan Roboskî’ye Ahmed ARİF - Şerif KARATAŞ - Evrensel
Bir İbret Belgesi - Nagihan AKARSEL - Diha - Yeni Özgür Politika
Beklemekten Öte Galata’da - Lora BAYTAR - Agos
Daha Neler Göreceğiz... - Aslı AYDIN - Muhalefet
Ulus-Devletlerin Ahlâksız Kardeşliği - Ferhat KENTEL - Taraf - DYH
“Liberal” Tezler ve Yeni Uluslararası Tutum  - Özgür ERZİNCAN - Bijwenist
Protestonun Coğrafyası - Immanuel WALLERSTEIN - Sendika.org
Duygularımız Polimer Klişe - Kristensenn - K's Blog


Passarani Official
Passarani Artist Page via Facebook
Passarani - Unspeakable Future Outbreaks Album Review By Slide via Sound Protector
Lazer Sword Official
Lazer Sword Artist Page via Twitter
Lazer Sword - Memory Album Critic By Nate PATRIN via Pitchfork
Phon.o Official
Phon.o - Black Boulder Albüm Değerlendirmesi Sedat BEKTAŞ via Wearethebeat
Phon.o "Leave A Light On" Feat. Tunde Olaniran via Youtube
Fau Official Artist Page via Soundcloud
Deam Official Artist Page via Facebook
Dubporn Records Official
Jimmy Edgar Official
Jimmy Edgar - Majenta Album Review By Rich HANSCOMB via BBC Music
Jimmy Edgar via Juno Podcast #28
Joaan Official
Joaan Artist Page via Soundcloud
Joaan / 7even Recordings Official

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
49/366 Hear No, See No, Speak No By Jenna Taryn Photography and Design via Flickr
Jenna Taryn Photography and Design's Flickr Page

>>>>>Poemé
Kurbati - Didem MADAK*

Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni
Oysa limon ağaçları bahçede küçük sarı güneşler taşıyor.
Dokunsam bile onlara yanmam. Ne tuhaf!
Bir oyuncak ayım vardı, ismi Işıldak.
Bir kızkardeşim vardı saçları simsiyah
Ne tuhaf böyle hatırladıkça herşeyi,
Ağrı Dağında saçlarımı karla yıkamak.
Kırmızı bir mum olsam yakışırdım şamdanıma
Oysa çok üşüyor ellerim bu akşam...

Martılardan duygulanmadım hiç, ne tuhaf!
Ben belki denizden bile eski biriyim.
Başka isimler bulmak isterdim martılara
Kirloş mesela kirloş desem artık onlara.
Kasapların perdeleri boncuktan
Et. Kan. Ve o boncuklu şıkırtılar
Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf
Ne tuhaf acıyla hiç konuşmamak.

Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni
Herşey şimdi itiraf edilmeli:
Kocam bir çingeneydi.
Eşiniz bir çingene mi hanfendi? diye sorarlardı.
Hayır efendim derdim, hayır eşim bir sanatkardır.
Eski yırtık gecelikler, eski yırtık çarşaflar
Eski, yırtık bir sızıyla sevişirdik.
Herşey şimdi itiraf edilmeli:

Bir picaması bile yoktu benim kocamın baylar.
İnsan çingeneyse, yani ruhu çizgiliyse
İnsan acıyla yalnızca sevişebilir baylar!
Soruyorlar. Soruyorlar:
"Ellerin neden titriyor sevgilim"
Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi.
Üç-beş dünya kaldı artık aramda dünyayla
Artık açıklayamam bir türlü.
Ne tuhaf geçmişim kırmızı bir kadın yapıyor beni.
Herşey şimdi itiraf...

Bulurlar sabaha siyah, çirkin bir balık olarak
Açıklayamazlar artık beni bin türlü.
Bilmeyecekler, bilmeyecekler bir çingenenin
İsmini vererek kendime öldüğümü.
İsmim...İsmim...İsmim Kurbati.

Kaynakça: Şiir Tutkusu

No comments: