Sunday, June 17, 2012

Deuss Ex Machina # 404 - la vie â noir transposed

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_404_--_la vie â noir transposed

11 Haziran 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Klive-Wailing Corpuscles (Mille Plateaux)
>2<-Klive-Swoon (Mille Plateaux)
>3<-Lutris-If Destruction (AY)
>4<-Lutris-Luminous Flux (AY)
>5<-Mohn-Mohn (Kompakt)
>6<-Mohn-Ebertplatz 2020 (Kompakt)
>7<-Claro Intelecto-Second Blood (Delsin)
>8<-Claro Intelecto-Night Of The Maniac (Delsin)
>9<-Walls-Raw Umber /  Twilight (Voigt & Voigt Mix) (Kompakt)
>10<-Walls-Drunken Galleon (John Tejada Mix) (Kompakt)

la vie â noir transposed
(404)

bir had bildirmektir, yola v hizaya çekmek için olmadık sözleri seslendirmektir, altında kalınacağı altından kalkınılamayacağı biline biline, handiyse bile isteye hep lades yine lades diyebilmek adına ipin ucunu hep aynı noktalara değdirmek, iliştirmek adına akla gelmeyenin başa getirilmesinin anahtarlarından birisidir, gündelikliğimizin ayrıştırılmaz bir parçası haline dönüştürülen korkularımız. had bildirirken durmaksızın aynı pespaye tonlamalarla yaptık ettik sonuç budur diye efelenmelerin ne kadar da kadük, ne kadar da insana yabanıl kaçacak bir tavır olduğunu bir kere daha perçinleyendir. kendisi gibi olmayanın, kendisine zerre miskal benzemeyenin başına getirilenler, başına getirilecekler için kestirilip, biçimlendirilen sözler, ifşaatlar v uygulamalar silsilesinin her durumda erk-muktedir v iktidarın başat, tahakkümperver vesikalarıyla tam tamına birleşen, örtüşen bir mizansenin maalesef bu seferinde kurgu olmayacak kadar hakikiliğini tescilleyen korkular. dünümüz, bugünümüz v yarınımız için hep bir istim üzerinde, hep bir ama ya sonrası diskürü ile birleşen çıkarsamalarla yüzyüze kalmaktayken onların karalarını uygulamaya geçmeleri, sözlerini birer gerçeğe dönüştürmelerinin açmış oldukları hezimet geçitleri, korkunun içimize bunca ağırlıklı bir biçim ile sirayet etmesini sağlamaktadır. olağanlaştırmaktadır.

her olmaz dediğinizin bir şekilde olurunun aranması çabasında ilk elden korkulara başvurulması şöyle yaparsak böyle olur, bunu yaparsanız bu olur, ötekisini çok kurcalarsanız felan filan olur yollu değinilerle birleştirilerek, dokunursan yanarsın yollu göndermelerin canlı tutulmasını, dayatılanın olağanlaştırılmasının önündeki engelleri aşabilmek için bir ana unsur halini de beraberinde getirmektedir. yol v yordam aramaya çıkmaya tenezzül etmişken bir kereliğine dahil olsa bu kıssanın vakfettiklerini dimağa kazıdık mı gerisi nasıl olsa çorap söküğü gibi gelecektir beklentisinin tümü bütünleşik bir ülke mozaiğinden arta kalanlarda yaşatılanları göz önünde tuttuğunuzda nasıl bir sonucu önümüze serdiğini anlamlandırabilecektir. sonuç kabilinden duyumsatılanlar, yaşatılanlar peyperdey üst üste eklendiğinde aslında nasıl gayya kuyusunun diplerine itildiğimizi vesikalayacaktır. her defasında bir örnekleştirilen hiddetimizden, gazabımızdan paylarına düşenleri er ya da geç alacaklardır savlamasının bir ayağı korkunun simyasına yapılan müdahalelerle, değişikliklerle sağlanırken bir yandan da erk-muktedir-iktidarın vitrini olanların, vitrininde bulunanların dillerinden yansıyanların çözümlemelerinde bütün bu pürüzlü anı çekilmez kılan, düşündürücü haleti ruhiye toplamını çözümleyebilmek mümkündür. görebilene.

korkuyu olağanlaştırdık mı ne gidenin yasını tutabilirsiniz, ne duranın çektiklerini anlamlandırabilir. korkuyu özünüze yerleştirdik mi ne gününüzün nasıl bu kadar cehenneme döndürüldüğünden dem vurabilir, ne de yarınlarınızdan neleri el çabukluğuyla beraber aldığımızı anlayabilirsiniz. korkuyu göstere göstere, uygun adımlarla hamlelerle beraber kotardık mı bir sonraki evrenin ne olduğunun sorgusunu bile yapmaktan imtina edeceksiniz. bütün bu çıkarsamalar v daha fazlası için sadece bir kaç gün içerisinde gündelik sınırlarda ortalığa salınan, uygulananlara dikkat kesilmeniz yeterlidir. düşündüğünü kendine saklayıp, bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkına varmış olsanız bile bunu ancak kendi zihninizdeki iç sesinizle paylaşabileceğiniz tam da aksini söylemek istediğinizde, buna teşebbüs ettiğinizde seslendirmeye çabaladığınızda durun o kadar uzun boylu değil yollu engellemelerin dahil edildiği bir güncellik ile baş başa kalırsınız. eliniz ayağınız olan bir bilgisayarın kendiliğinden bir zombi sunucusu haline dönüştürülmesi, sağı solu spamlerken, bilgisayarınızın içeriğine yönetimine şusuna busuna müdahil olunmasından mütevellit acaba bir yerlerde bir hata mı ettim ben derken, tam da akıllara anında pat diye düşüveren gazetecilere yollanan virüsler, virüslerle bulaştırılan programlar, "trojan" diye atfedilen içeriyi fethedip ne var ne yoksa dökümleyen, gizlinizi saklınızı!! sanki varmış gibi ortaya çıkartmayı amaç edinen, bu pratikle de bir şekilde kendilerinin işlerine gelebilecek delilleri sizlere uygun yoldan sokuşturmalarının yolunu açan sistematiğin sistem bu buyur buradan yakınız çıkarımıyla baş başa kalırsınız.

ortalıkta olanın korkunçluğunu bildiğinizden çekinceniz olmasa da ürkmek serbesttir, ürkeklik normal. korku diye bahsettiğimizin biraz da bu v bunun gibi ortalıkta olan onlarca örnek ile delil olarak el altında tutulabilecek, bundan iddianame kotarılabilecek bir yapının artık orwell mi dersiniz, yahut gilliam gibilerinin hayal mahsüllerinden kotardıklarının sınırlarından çok daha sahici, çok daha yıkımlara zemin sağlayan bir gerçeklik tasviri olduğunu da iliştirmeliyiz. sadece kurgumasal olarak bellenmişlerin birer ikişer, az veya çok gerçekliğe kavuşturulmasının yanı başında tam da durduğumuz noktanın ne kadar da toplumsal hafızamızın gelip geçiciliğinden dem vurulsa da asla silinemeyecek olduğunu ikrar ettirendir. kimisi küçük ayrıntılardan ibarettir, kimisi küçük tefek görünmektedir. kimisi uzaktadır, aklımızın aldığını fikrimizin erdiğinin ötesinde, ırağında tutulandır. amma velakin sahicidir. gerçektir. bunca yaşanmışlığa paralel bir biçimde artık bu kadarı da fazla dediğimiz şeylerin olur adledilmesinin, tekrardan rutine eklenme gayretkeşliğinin açık seçik olarak sundukları bu kısacık meram sahasında denkleştirmeye çalıştıklarımızdan daha farklı perspektifleri de anlaşılır kılacaktır. anlamlandıracaktır. her yanımız yarım yamalak, her yan bir ömür törpüsü, her yanda bir el insaf seslenişi, her yanda bir acı feryat bunca kolaylıkla göğe salınırken imdi yaşadığımız kubbenin, ne kadar da sağaltıcı, sağlıklı olduğunun okumasını hepimiz kendi şapkamızı önümüze alarak yapabiliriz.

cana verilen kıymetin, hayata gösterilen özenin, asgarinin en altında tutulduğu bir yerinden yakanıldı mı sonuna kadar limitleri zorlarlarcasına daha ağırlarına karşı nasıl olsa 'bağışıklık' kazanıldı bahsiyle hareket edilen her hamlede bu anlamlandırmak istediklerimiz aracısız önümüze çıkacaktır. bizler artık utanç vesikalarının hangisine yanmalıyız sorularını sormaktan imtina etmeyenler olarak; ne v hangi hamlelerle bu korku dağlarını aşabileceğimizin sorgusuna girişmeliyiz diye düşünmekteyiz. her yanımız bunca çok v ağır gıybetin vesikalarıyla sarılmışken hala mübalağaya yer bıraktırmayacak bi' biçimde ama, fakat v ötesiyle rol çalmaya, vakti heder etmeye ant içmişlerin ileri demokrasi memleketinde vaktimizin sandıkları boldan az olduğunu idrak etmeliyiz. idrak ettirmeliyiz. kaybettirdikleriniz, kayıp ettiklerinin, kaybına göz yumduklarının, her pundunu buldu mu karar hükmünde kararnamelerle kılıfını uydurdukları, bir gece dersine çalışıp ertesi gün tın tın boş teneke olmaya devam eden kararsız karar mekanizmalarının icrasının hiçbirimizin evet hiçbirimiz için bir karşılığının olmayacağının, hayrının dokunmayacağının bilindikliği elzemdir. iş bu raddede dola boşuya laf salatalarıyla denklik yarıştırmak adına, dillendirilmeye hemen hiç doyulmayan demokrasi nutuklarının altından çıkan çapanoğullarından, sendeletici, sarsaklayıcı gelgelelim oldukça düşündürücü harelerin, karelerin ortaya çıkarttığı esas resimin kendisine baktığımızda bunun ötesini görebilmek söz konusu olacaktır, yalnız v güzel yurdumda!.

yalnız v güzel ama bir o kadar da muhalifine, kendisine benzemeyene, kendisi gibi olmayana, seslenişiyle, duruşuyla, yaşamıyla farklısını ortaya koyana, koymaya bunca ağır yüklenişe rağmen v karşı hep bir hinlik besleyeduranların yurdunda, yurdumuzda! bir makamın ya da bir vurgunun, bir edimin ya da çıkarsamanın müdanasız bir biçimde yok sayılıp hakir görülerek, biteviye tekrara bağlı v bağımlı bırakılmış, sınırlandırılmış perspektif dahilinden şekillendirilmesi, bu tahayyülün nihai bir sonucu olarak önümüze sunulması dün nasılsa bugün de o kadar ince ince düşündürücüdür. düşündürücülüğünü korumaktadır. korku tasvirlerinden nefret turnusollerine, hiddet algısının olağanlaştırılmasından şiddeti makul bir çözümleyici olarak savlayanlara kadar birbirlerinden farklı pek çok katman v konuda ortaya çıkartılan, sonuç merhalesinde duyumsatılanlar vehamet vesikalarının neden hiç eksik olmadığını, bunca ağır yükün nasıl usul usul sırtımıza bina edildiğini, taşır bu taşır öyle ya da böyle diyerek istiflenildiğini belirginleştirmektedir. olağanlaştırma gayretinin yamacında hemen herşeyle yüzleşmek, helalleşmek hesaplaşmak konusunda arşıalaya olmadık vecizleri sıralayanların bu tahakküm düzeninin, bizahati kendi elleri, insiyatifleriyle kotardıklarına karşı olan duruşlarındaki ikiliğin, üzerini örtelim konuşacak konu mu kalmadı seslendirmelerinin, yaptık oldu bir de hesap mı vereceğiz? diklenmesinin bütünlüğü o utanç vesikalarının nasıl da güncellik dahilinde tutulduğunu, bir şekilde koz olarak saklandığını, istikrar istikrar diye söylenegelenin hemen hemen tüm sosyopolitik evrelerde, olay akışlarında istisnaya yer bıraktırmaksızın takdisinden mürekkep olduğunu fark ettirmektedir.

akıl nadasa terk edilmiş fikir tatile çıkartılmış, duyumsatılması beklenenler muhafaza altına alınıp izole edilmiş yok sayılmasının artık açıkça mümkün olmadığı sorunlara karşı ya başka bir adlandırma çabası uğraşı vs. yahutta ne sorun mu var düzeyinde ironik bile olmayacak tetkiklerin, vecizlerle dökümlendirildiği, üzerinden atlanıldığı bir evre bir araf v aralıktır içinde kalakaldığımız. bir yerlerde durmaksızın kumpaslar çevrilmekteyken, onun konuşması bunun görüşmesi, şunun giydiği, bunun taktığı ötekinin kalemi v kelamının sıklıkla atfedilen bu milletin tahtet şuuruna eylediklerinden dolayı çekinilesi, dokunulmaması gerekli, bahsinin açılmasının dahi yasak olduğunun bilinesi bir otokrasi vesikasını oluşturduğu ayan beyan ortadadır. bilinçaltına zerk edilmiş korku öğesi ne dünden farklı ne bugünden, bu gündem tortusu dahilinde sunduklarının değişik ne de yarınlarda musallat edeceklerinin tüm bu zaman çizelgesinin pay ettiklerinden aşağıda kalmayacağını cismanileştiren, belirli v belirgin kılan bir okumayı beraberinde iliştirir. korkmaktan gayrısını bu halka reva görmeyenlerin, her işitmezden geldiği konuyu duyarlılık gösteriyormuşçasına diline doladığında yeni bir pejmürdeliği, yeni bir hiddetin hamuruyla karılmış önermelerin duyumsatıldığı, yaşatıldığı bir evre daha önümüze açılır.

ayrım, ayrılık gayrılık söz konusu edilemez derken afedersinizden, at bir takla da görelim ne kadar sevindiğini gibi düzeyinde buralarda artık sıralamaktan hicap duyacağımız tahlillerle, bir yandan tenkitlerle, uyarılarla donatılmış bir seremoni arz olunur. müsamaere kıvamını bile yerin dibine sokacak kadar utanılası, nasıl bu kadar eroltaş kalpli olunulabileceği konusunda örneklemlerin canlandırıldığı bir melodram icra olunur. durum budur. melodram belki işin düz ayağıdır elbette. trajedi bu kadar derinleştirilmiş, tahakküm handiyse bu kadar serpilmiş, tehditlerin havada uçuşması bir yana zaman mevhumunda geriye dönüşleri belirsiz bir zaman dilimine ilhak, irtica olarak değil, onu tekrarlamak değil neredeyse daha beterlerine ulaşmak bunu v ötekilerini acı birer hakikat kıldırmak, canlandırmak üzere teşebbüse vesile kılınan, araç bellenen bir bileşke ortaya çıkmaktadır. karanlık varlığını duyumsatmayı, suskunluk kendini hatırlatmayı, muhaliflik hala dikenli bir gül bahçesi olmaya v tanımlandırılmaya muktedir elinde sürdürüldükçe, buna devam edilebildikçe karşılaşacaklarımızın tanımının ön deyişi, çağrısı v çağrışımları melodramdan emin olunuz daha ağırları daha fenalarını iliştirir. sürdürmeye çabaladığımız hayat akışında hep bir ötekisi olduğumuzun duyumsatılmasından, diz çöktürülecek, sebat ettirilecek herşeye sessiz kalmaya tüm kayıtsızlığıyla devam edebilecek sineye çektirdikleri yetmez oyunun kurallarını bir daha, bir daha boza yapa yeniden tanımlandırırken nesillerin geleceğinin, halkların birlikteliğinin en önemlisi düşünselliğin v özgürlüklerin sınırlandırılmasında akla gelmeyecek düzlemlerin gerçeğe dönüştürülmesi uğraşı bu yapısal kısanın vehamet düzeyini az biraz tanımlandıracaktır.

12 eylül darbesinin yol verdiklerinin, temellerini attıklarının bugün birer ikişer hasatına girişildiğini imlemek yabanıl kaçmayacaktır. hala biteviye düşman klişelerinin tüm aşınmasına karşın sahip çıkılmasından, özgürlükler derken bile kendi önermesini anında taça çıkartıp çürütecek bu kadar hakikat varken hala v hala üç maymunluğa devam edilmesinden, yalanlara sahip çıkılmasından bu meselin konumlandırılması bir kere daha okunabilir. tahrifatın boyutu gözlemlenebilir. anadilin seçmeli ders, siyaset alanı, sahnesinde varlığını korumanın muktedir lügatında hemen herşeyi birbirine karıştırıp çorba haline dönüştürmekten geçtiğini bir kere daha anlamlandırmaktadır. zaruri olarak görülmüş, tehdit unsuru olarak ele alınmış, bu hakkı verirsek mazallah daha nicelerinin sonu gelmez, getirilmez diye düşünüledurulan, bu vurguya istisnasız sahip çıkılan bir yapının dahilinde, şartlanmışlıkları, kaygıları bir kenara koyup da nihai bir çözümlemeye girişilecek midir? her yere bolca dağıtılan sulh, özgürlük, demokrasi tahayyüllerinin savunularının bu topraklarda nihayetinde bir karşılığı olabilecek midir? yoksa herşey aynı tas aynı hamam dönüp dolaşıp fasit dairenin en başına geri mi dönülecektir? konuşmaktan, yüzleşmekten, fikrini savunmaktan, değerlerini korumaktan, adalet istemekten, yargısızlığın değil bizahati hukukun üstünlüğünden, herkesin bir herkesin eşit ilkesinden öte köy öte yol yokken hala dolambaçlı yanıtların, çekimser sunuşların, yalancı dolmaların vadesi tükenmemiş midir?

politik tasvirlerin, hakikar bildirimlerinin, meşrebine uygun gördükleri v işittiklerini dile getirmenin, endişelerini dillendirmenin karşılığı ondört koca yıl mıdır? milletin vekaletliği, verilmiş emanete sahip çıkılıp duyumsatmak, anlamazdan gelenlere çözüm yolları göstermek, didinmek v daha fazlası, halkın hakkını savunmak zor engebeli, sonucunda tutsak olunabilecek bir hal midir? bir bütünlük müdür, orwell'in yazınında bile kaydına rastlanmayan, irade olarak seçilmişleri salt bir şekilde doğru olanı tanımlandırıyor, bir şekilde oyunu bozuyor diye uydur kaydır iddianamelerle belediye başkanlıklarından, mahpusa yollamak, isimlerini hedef haline dönüştürmek bundan da öyle ya da böyle medet ummak, öyle alt edilmez böyle alt edilir diye göz dağı vermek utanılası değil midir? hala değil midir? parsız v eşit eğitim hakkını dillendirip bunu pankarta dökmenin, yasal çerçevede son derece normal olan gösteriler icra etmenin, derdini belirgin kılmanın bir ucu bitmeyen mahkemeler, bir ucu sonu gelmeyen biber gazlarına, dayağa maruz kalmak mıdır? sokağa çıkıp tepkisini kotarmanın, bütün bu adaletsizlik düzeninde en önemli paylardan birisine sahip olan eşitliksiz eğitim sisteminden, lego parçaları gibi sökülüp sonra toparlanamayan, 4+ sistemindeki gibi yarım ağız, çalakalem bir çıkarsamaya karşıt durmanın, ideyi öne sürüp, duyurmanın neresi bol keseden dağıtılan demokrasi, özgürlükler bağlamından zerre uzakta, uzağındadır. uzağına konumlandırılabilir.

dahası düşündüğünü ifade edebilmek ne zamandan bu yana suçtur. suçun kendisidir. ne zamandan beridir bu grinin en grisinde yaşamakla özdeşik olan hayatlarımıza ilintilenmiştir, yamanmıştır. wan depreminin yaraların henüz tam olarak sarılamamışken fethiye v şırnak'ta meydana gelen depremlerin ardınan ortaya dökülüveren inci gibi faşizan tespitlerin, ayrıştırıcı, ayrımcı had bildirmelerin, had bildirmeye hazır v nazır teşne olanların oraya buraya yazabildikleri beddua v ötesi şeyler utanılası değildir de, halkına sahip çıkmak için yola koyulup da ses etmek midir suç? açıktan veya kapalıdan gösterilmiş tahakküm sunuşlarının, öfkesini başka bir şeye kanalize etmeden kendi canından olanlara reva görebilenlerin yurdunda, muktedirin eylediklerinin tastamam bir okumasının denkliğini bulabilmek söz konusu olabilecek midir? hakkaniyet kaf dağının ardına saklanmışken böylesine, milimi milimine bu topraklarda saracak, hain bellenecek öteki ilan v ikrar edilecek kimseler kalmayınca sıra kime gelecektir? yaşanmayan, esasen yaşatmayan baharın ardından gelen bu yaz günlerinde düşünülesi önemli sorulardan birisidir. sıra kimde, sıra hangimizde? mübalağaya, lafı evirmeye gerek bıraktırmayan açıklıkta hemen hemen her günü yeniden bir savaşım, taşların yerinden oynatılması v düzen tahsisi için yola çıktık onun için durmak yok yola devam diye buyuranların taahütleri, yıkılıp yerle yeksan edilen, istimlak edildikten sonra modern yapı-kondularla donatılan sulukule sathı gibi eğreti, tüh kentsel dönüşüm de palavraymış. yıkıldı iş bitti aman kanunsuzmuş, şuymuş, halk yerinden edilmiş falan fişmekan, fasarya olarak ele alınıp değerlendirilen hakkın, yaşam hakkının bile isteye heder edilmesi, bir hak tanımazlık çerçevesinin asli bileşeni değil midir? ta kendisi değil midir? bilginize...

>>>>>Bildirgeç
Akıl Tutulması - Sebatullah TEKİN*

Zygmunt Bauman günümüz toplumları özerk bir toplum modelinden ne kadar uzaksa, reel siyaset ve demokrasinin de ideal tiplerinden o kadar uzak olduğunu belirtir (Bauman, 2000: 94). Reel siyaset ve demokrasinin ideal tiplerinden uzak olması aklın refleksif özelliğini yitirmesiyle ya da aklın tek boyutlu araçsal bir rasyonaliteye indirgenmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Aklın refleksif özelliğe sahip olması demek aklın kendisini eleştiriye tabi tutması, kendi üzerine düşünmesi, olay ve olguları tek boyutlu olarak değil de çok boyutlu ve eleştirel bir formatta ele alması durumudur. En önemlisi de aklın özerk olma potansiyeline sahip olmasıdır. Ancak kendisini sorgulamayı bırakmış olan aklın toplumsal sorunlara eleştirel yaklaşması ve özerkliğini koruması mümkün değildir.

Dolayısıyla özerkliği kalmayan akıl bir araç haline gelmiştir. Akıl bütünüyle toplumsal sürece boyun eğmiştir (Horkheimer, 2005: 67). Daha önce aklın en büyük düşmanı dogmatizm olarak görülürken, bugün aklın en büyük düşmanı eleştiri ve sorgulama olarak görülmektedir. Tüm bunlar bir akıl tutulmasıdır. Aklın kendi akılsızlığına boyun eğmesidir.

Akıl tutulmasının toplumsal yansımaları

Hobbes çok zaman önce etkili tahakküm için “Üzerinde düşünülmesi gereken tutku Korku’dur” demişti. Hobbes açısından, korku toplumsal düzeni bir arada tutan ve güvenceye alan şeydir ve bugün bile korku gösteri toplumunun önde gelen kontrol mekanizmasıdır (Hart & Negri, 2008: 335). Belirsizliğin artması, insanların gelecek konusunda kaygılar yaşaması, aklın özerkliğini yitirmesi ve buna bağlı olarak da yetenek ve öngörü kaybının meydana gelmesi insanların iktidarların kontrol mekanizmalarını sorgusuz olumlamasına yol açmaktadır. Böylece toplumsal alanda belirsizlik üretenler kontrolü daha fazla ellerinde bulundurabiliyorlar. AKP’nin “istikrar sürsün” söylemi ve politikalarının arkasında yatan bu korku mekanizmasıdır. Bu korku mekanizması Türkiye’de adeta zihinlerin önüne bir set çekmiştir. İzlenen politikalara karşı akademik, toplumsal ve siyasal alanlarda verilen tepkiler bir akıl tutulmasının yansımalarını ortaya koymaktadır.

İnsanlığın ve aklın kırılma noktası: Uludere

Cezaevlerinde çocukların taciz ve tecavüze uğraması büyük bir duyarsızlık ve sessizlikle karşılandı. Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül puşi takmasından dolayı şüpheli bulunup tutuklanırken sanat, siyaset ve sivil toplum aktörleri veya kurumları tarafından dikkate alınmadı. Yine öğrenciler parasız eğitim istedikleri için cezaevine konuldular ama AKP tabanından herhangi bir itiraz gelmedi. Son zamanlarda her gün Kürt siyasetçi, öğrenci, seçilmiş ve parti aktivistleri tutuklanmaktadır. Ne muhalefet kanadından ne de iktidar kanadından ve özellikle de genel olarak halk tabanından herhangi bir tepki gelmemektedir. İnsanlığın ve aklın kırılma noktası Uludere’dir. Devlet tarafından 34 sivil insan katledildi ama ne “dindar gençlik”ten, ne camilerden, ne “muhafazakar demokratlar”dan ne de genel olarak Türkiye kamuoyundan önemli bir tepki geldi. Bu durum Türkiye kamuoyunun büyük bir duyarsızlaşma ve akıl tutulmasının içinde olduğunu göstermektedir. Akıl tutulması araçsal aklın önplana çıkması ve insanlığın insani duygusunu yitirmesi durumuna işaret etmektedir. Son olaylara yönelik tavır göstermektedir ki Türkiye’deki insani durum çıkarsal parti hesaplarına feda edilmiştir.

Horkheimer’ın dediği gibi bugün düşünce kendini doğruluğuyla değil, belli bir kurumlaşmış gruba yararlı oluşuyla meşrulaştırmak zorunda kalmaktadır (Horkheimer, 2005: 114).  Doğrunun ne olduğu değil kimin söylediği daha önemli olmaktadır. Dolayısıyla AKP tabanının Uludere, tacizler, tutuklama ve hak ihlalleri karşısında sessiz hatta bu gelişmelere olumlayıcı yaklaşmaları bu durumun bir göstergesidir.

Zulme ahlaki kılıf

Cezaevlerinde çocuklara yapılan taciz ve tecavüzler, bu kadar tutuklama furyası, öğrencilerin okullardan uzaklaştırılmaları, mühalif düşünceye tahamülsüzlük, gazeteci ve milletvekillerinin tutuklu kalması ve son olarak Uludere katliamı Türkiye’de önemli bir gündem oluşturmazken, kürtaj ve sezaryen sürekli gündemleştirilmektedir. Hatta Başbakan istese bir sene bile konuşulmaya devam edilebilir. Ne de olsa “bekaretin azizliği.” Ceninin yaşam hakkından bahsedilirken toplum alkış tutabilmekte, “dindar kesim” ya da “dindar gençlik” bunu indirilen bir ayet olarak sahiplenebilmekte ama son 10 yılda 10 bin 804 işçinin ölmesi, küçük çocukların polis kurşunuyla katledilmesi, faili meçhul cinayetler ve Cumartesi Anneleri’nin feryatları, 34 sivil insanın uçaklarla bombalanması bunların hiçbirisi bu kesimler tarafından sahiplenip gündemleştirilmemiştir. En son Diyanet İşleri Başkanı da bekaretin azizliği konusunda birkaç kelam etti. Tavrını koydu. İktidar kesimi bunu din kurumunun doğal tepkisi ve olması gereken bir tavır olarak gördü. Oysa aynı din kurumu yukarıda saydığımız gelişmeler hakkında tek bir kelam dahi etmedi. Türkiye’de din devletin ideolojik bir aygıtıdır. İktidarın söylemlerini ve yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışan bir kurum olarak işlev görmektedir. Din adamları geçmişte olduğu gibi bugün de ehlileştirilmişlerdir (Samir Amin, 2006: 71). Dolayısıyla da ehlileştirilen din adamları kapitalist sermaye politikalarını dini söylemlerle ahlakileştirmeye çalışmaktadırlar. Ancak kapitalizm ne kadar ahlaklıysa ehlileştirilmiş bu din adamları ve bu politikaların onaylayıcıları da o kadar ahlaklıdır. AKP içindeki holding ve kapitalist sermaye sahiplerinin hırsızlık ve kaçakçılıkları doğal kaarşılanırken Uludere’de yapılan ‘kaçakçılı’ğın bedeli ağır bir ölüm olabilmektedir. Bunun yanında Başbakan’ın her açıdan izah ve mantıktan yoksun “her kürtaj bir Uludere’dir” açıklamasını “dindar gençlik” takdirle karşılarken, toplumsal, siyasal, sanat ve akademik çevrelerden önemli bir tepki gelmemiştir. İşte bu toplumsal akıl tutulmasının bir yansımasıdır.

İktidarın uyuşturması

Marx, zamanında din için kalpsiz dünyanın kalbidir ve kitlelerin afyonudur demişti. Türkiye’de iktidarın milliyetçi ve ideolojik bir karakter kazandırıp inşa ettiği din başta “dindar kesim”i veya “dindar gençlik”i genel olarak da onun politikaları içinde olan insanları öyle bir uyuşturmuş ki artık bedenleri acı çekmemekte ve toplumsal-siyasal olaylar karşısında tepkisiz kalabilmektedirler. İktidar onlar yerine üretebilmekte ve onlar yerine düşünebilmektedir. İktidarın istediği onların fikri değil, bedenleridir. Dolayısıyla ruh afyonla bol bol uyuşturulduğu için bedeni yönlendirmek kolaylaşmaktadır.

Diğer önemli bir akıl tutulması da entelektüeller çevresinde yaşanmaktadır. Entelektüeller adeta kısırlaştırılmıştır. Artık proje ve siyaset üretememektedirler. İktidarın hegemonik söyleminin birer parçası haline gelmişlerdir. Farkında olmadan iktidarın belirlediği sınır ve formlar içerisinde konuşmaktadırlar. İktidar geliştirdiği hegemonik tavır ve söylem ile aydınların ve entelektüellerin düşünsel sınırlarını belirleyip bu sınırlar içerisinde kendi ideolojisini konuşturmaktadır. Dolayısıyla aydınlar ve entelektüeller gündem belirleyenler veya gündem üzerinde söz sahibi olanlar değil, daha çok belirlenen gündemler doğrultusunda kısır bir tartışma ortamı yaratmakta ve sadece bir görüntü oluşturmaktadırlar. Giderek iktidarın hegemonik politikasının birer aktörü olmaya başlayan aydın ve entelektüel kesimi farklı düşünceleri sentezleme veya bunları buluşturmak yerine farklı fikirleri dışlayan ırkçı bir politika izlemeye başlamışlardır. Ayrıca refleksif akıl özelliklerini yitiren bu kesimler iktidardan insaf ve özgürlük bekleme eğilimindedirler.

Oysa Bauman’ın belirttiği gibi totaliter rejimlerin entelektüellere ve sanatçılara sunabileceği tek özgürlük, dinleme, not alma ve itaat etme özgürlüğüdür. İtaat et ya da yok ol; gerçekliği yaratma ve neyin temsil edilecek kadar gerçek olduğuna karar verme hakkı, sadece yöneticilere ait bir ayrıcalık olarak kalacaktı (Bauman, 2000: 105).

AKP’nin aydın kesimi ve sanatçıları etrafına toplayıp toplumsal bir özgürlükten bahsetmesi Bauman’ın belirttiği totaliter rejimlerin aydınlara verdiği “özgürlük”ten hiçbir farkı yoktur. “Yetmez ama evet” diyenlerin özgürlüğü gibi... İktidarın politikalarını övebildiğin kadar değerli ve özgürsün ama eleştirip sorguladığın kadar da “teröristsin” ve tutsaksın.

Oysa Edward Said’in belirttiği gibi, entellektüel, “diyalektik bakımdan muhalif olması itibariyle toplumda var olan her türlü yozlaşmayı, çekişmeyi ve tahakkümü ifşa edip aydınlığa kavuşturan, hem topluma dayatılmış suskunluğa hem de göze görünmeyen gücün normalleştirilmiş sükûnetine mümkün olan, her yer ve zamanda meydan okuyup bu eğilimleri kırmaya çalışmakla sorumlu olan kişidir.” Ancak topluma bir akıl tutulmasının hakim olduğu görülmektedir. İktidarın şefkatli kollarına ihtiyaç duyan aydın ve entelektüeller ile iktidarın şefkatli ellerine muhtaç olan insanların yaşadığı bir akıl tutulması.


Kaynakça:

    Max Horkheimer (2005), Akıl Tutulması, 6.Baskı, (Çev. Orhan Koçak), Metis Yayınları, İstanbul
    Samir Amin (2006), Modernite, Demokrasi ve Din Kültüralizmlerin Eleştirisi, (Çev. F. Başkaya, U. Günsür, G. Öztürk), Maki Yayınları, 1.Basım, Ankara
    Zygmunt Bauman, Siyaset Arayışı (2000), Metis Yayınları (Çev. Tuncay Birkan), 1. Basım, İstanbul

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Sebatullah TEKİN'in kaleminden çıkan Akıl Tutulması başlıklı makale zamane erkin, iktidarın elinden kotarılanları irdeleyebilmek, tahlil edebilmek için önemli bir okuma parçasını oluşturmaktadır. Özgür Gündem v Sebatullah TEKİN'in anlayışlarına binaen dikkatle okunası bu metni sayfalarımıza iliştiriyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Akıl Tutulması - Sebatullah TEKİN - Özgür Gündem
Önce Bir Gönül Bağı - Kadir CANGIZBAY - Birgün
siz hiç ölmezmişsiniz…öyle söylediler… - Kemal BOZKURT - Jiyan
Kürtlerin Arş-ı Alaya Çağrısı - Faysal SARIYILDIZ - Radikal 2
İyi Uykular Türkiye… Burnunda Yanık Bedenlerin Kokusu Olsa Da… - M. Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Acımıza Saygı Gösterin - Yeni Özgür Politika
Atalay: Gündemimizde 'Ev Hapsi' Yok - ANF
Aysel Tuğluk'a 17 Yıl Hapis Cezası - Habertürk
7 Çocuğa ‘Facebook’dan Delil 240 Yıl Hapis! - Emek Dünyası
F Tipinde Babalar Günü - Bişar Abdi ALINAK - Radikal
Adaletin Ortaçağ Karanlığı - Maya ARAKON - T24
'Urfa Cezaevi'nde Hayvan Bile Yaşamaz' - DİHA - Birgün
Neo Faşizm! - Hülya YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Ağırlaştırılmış İleri Demokratik Eza - Büşra ERSANLI - Radikal 2
"Delil Yok, İddianeme Boş" - Ece KOÇAK - Bianet
Gül Bahçesinin Tutsaklığı, Gülistan’ın Yeni Yaşı… - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Ortaçağın Karanlığında Kürtler! - Hakan TUNÇ - PolitikART
Ahmet Şık: Başbakanın Talimatıyla Serbest Bırakıldım - Birgün
Şafak'ın Haklılığı - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Ana Dilinde Susmanın Bedeli - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Kürt Çocukları ve Kürtaj - İshak KARAKAŞ - Jiyan
"kürtaj hakkı ya da ölüme davetiye çıkarmak!" - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Sulukule Projesi İptal Kararı - Açık Dergi - Açık Radyo
Fetih, Makyavel ve Üçüncü Köprü - Gökhan BİLGİHAN - İmece / Birdirbir
Küresel Barış Vizyonu - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Zîlan'da Bir Eşkıya Fotoğrafı ve Tarihin Tekerrürü - Selaheddîn BIYANÎ - PolitikART
42 Yıldır Emekçilere Sömürü ve Baskı Yasaları Dayatılıyor - Birgün
Memleket Hikâyeleri: Tıpkı Bizim Gibi - Emel GÜLCAN - BiaMag
Sözüm Meclisten İçeri - Hasan KIYAFET - Özgür Gündem
İhsan Eliaçık: Patron İşçilerin Değil, İşçiler Patronun Rızkını Verir - Selma KARA - Demokrat Haber
Bu Vatanın Ekmeğini Yemek...  Bu Vatanın Emeğini Yemek! - Umur TALU - Habertürk
Güvencesiz Kürt, Güvencesiz Emektir - Murat IŞIK - Emek Dünyası
Katırlaşmış Bir Devlet - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Diyarbakır Tarihinde Taşımacılık; Develer, Faytonlar, Eşekler.. - Nudem ATEŞ - ANF
Özel Yetkili Mahkemeler Tartışılırken, O Esnada Başka Bir Yerde.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
ÖYM Sınavından Çakanlar - Oya BAYDAR - T24
Türkiye AİHM’de Vicdani Red’den Mahkum - Yeni Özgür Politika
Dr. ITAMISH: 'Medeniyetler Çatışması' Büyük Bir Yalandı - Perwer YAŞ - ANF
Yâd Ellerin Yarenleri - Derya BENGİ - Post Express / Birdirbir,
İdeolojik Yalıtım - Bülent USTA - Birgün
Büyük Dönüşüm Yakın! - Aziz KONUKMAN - Muhalefet
"Sermayeye Karşı Gelmek, Marx'ı Anlamaktan Geçer" - Ece KOÇAK - BiaMag
Bahar Bitmeden - Hüsnü MAHALLİ - Akşam
Evlatlarımız Ölmesin - Gündüz VASSAF - Radikal
Guardian: Özgürlükler Aşınıyor - Mehdi HASAN - Açık Radyo
Geçmiş Ne Kadar Geçmiş: Sosyalizm ve LGBT Hareketi - Fırat GENÇ - SDYeniyol
Blowback ya da Gerilemekte Olan Güçlerin Dramı - Immanuel WALLERSTEIN - Demokrat Haber
Banê Kurdên Dîndar “Înisiyatîfa Azadî” - Ömer DİLSÖZ - Yüksekova Haber


Klive Official Artist Page via Myspace
Klive - Sweaty Psalms Album Informative via Vertical.FM
Klive - Sweaty Psalms Album Review By Sean KEENAN via Trebuchet
Lutris Official
Lutris Official Artist Page via Facebook
Lutris Artist Page via Soundcloud
Mohn / Wolfgang Voigt Official
Mohn / Jörg Burger Official
Mohn - Mohn Official Album Informative via Kompakt
Mohn - Mohn Album Review By Simon Jay CATLING via The Quietus
Claro Intelecto Official
Claro Intelecto - Reform Club Official Site via Delsin Records
Claro Intelecto - Reform Club Album Review By Jonny MUGWUMP - Fact Magazine
Walls Official Informative via Kompakt
Walls Special Show via Red Bull Music Academy Radio

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
DSC_0034 By Ben JEFFERSON via Flickr
Ben JEFFERSON's Flickr Page

>>>>>Poemé
Yaşam  - Pär LAGERKVİST

Ey yaşam, seni unutmayacağım ömrüm oldukça
Boğazıma sarıldığın o geceden beri.
Gençtim, körpeydim.
Gövdem sivilceli ve mosmor
Ellerim boğazımda zincirlenmişti.

Her gece yatağımın köşesinde
Dalıyorum o ıssız karanlıklara,
İnsanlar arasında yürüyorum korkuyla
Ellerin hep boğazımda.

Bir aralık boğulmam işten bile değildi.
Kesik kesik sözcükler geldi kulaklarıma
Karışırken kara toprak kanıma.

N'olduysa işte o anda oldu,
Duydum birdenbire yaşadığımı,
Tüm ağırlığımca, tüm boyutumla,
İlk kez kuşkulandım o suskun boşluktan
Akarken taze kanım karanlıklar içine.

Ey yaşam, ömrüm oldukça seni unutmayacağım.
Boğazıma sarıldığın o geceden beri
Gençtim, körpeydim
Sivilceli ve mosmordu gövdem
Ellerim boğazımda zincirlenmişti.

Çeviri: Ata KARATAY
Kaynakça: Şiir

No comments: