Sunday, September 09, 2012

Deuss Ex Machina # 415 - driven through daylight_daydream

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_415_--_driven through daylight_daydream

03 Eylül 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Sophie Hutchings-Half Hidden (Preservation)
>2<-Sophie Hutchings-Shadowed (Preservation)
>3<-Phantom Ghost-Universal Prostitution (Dial)
>4<-Phantom Ghost-In The Tittery (Dial)
>5<-James Blake & Bon Iver-Fall Creek Boys Choir (Atlas Recordings)
>6<-James Blake-We Might Feel Unsound (Atlas Recordings)
>7<-Groundislava-Bottle Service (Feat. Shlohmo) (Friends Of Friends)
>8<-Groundislava-Flooded (Feat. Houses) (Friends Of Friends)
>9<-iamamiwhoami-U By Khonnor (To Whom It May Concern)
>10<-iamamiwhoami-T By Tele Tele (To Whom It May Concern)
>11<-Heavenly Beat-Tolerance (Captured Tracks)
>12<-Heavenly Beat-Faithless (Captured Tracks)

driven through daylight_daydream
(415)

bir mihmandarlık haleti ruhiyesinden uzakta kalmaya çabalayarak, sadece gözümüzün önünde cereyan edenlere bakabilmeyi başardığımızda bunu bir kere yapabildiğimizde konumlandırmaların, dönüştürmelerin v nihai sonuçların nasıl katmerlenerek, deli fişek bir biçimde toparlandığını çözümleyebilmek söz konusu olacaktır. kainata nüksetmiş, seda haline dönüşmüş olan güzelin yanında bu gözlem dahilinde ortaya çıkıp can sıkıcı olan hemen pek çok detaya vakıf olabilmek, üzerimizden her gün ayrı bir kamyonun geçtiğinin idrakına ulaşabilmek mümkün olacaktır. her defasında dön dolaş satır sonu, satır başı bir yerinde kerhen, öte yanında mizaç gereği uygun bulunup reva görülenler çıkarsamasının gündem diye yutturuverdiklerinin tortusu bütünlüklü bir yapıyı oluşturmakta, tanımlandırmaktadır. seslenişin önemsiz, atfedişin gereksiz bir veya daha fazla katmanlı olan sorun meselinin, kördüğüm halinden dem vurmanın istisnasız mümkünatsız, kolay lokma olmayan şeylerin anında sineye çekilmesinin olağan, bu kadarı da ağır gelmez herhalde diye bir bahse tutulanın daha ilk harfinden ortalığı ayağa kaldırdığı her şeyin tersinden ilerlediği bir cenah haline dönüşümümüzdür denkleştirmek istediğimiz. duyumsatmaya çabalandığımız.

derinlik sığlaşırken karşıtlık v cepheleşmelerin diğer yanında neler oluyor bitiyor sorgusuna da can kulağıyla eğilerek, en azından dinlemeye hiç değilse tahammül göstererek mümkün olur. oysa bizim gibi çoktan muasırlaşmış, pek medenileşmiş yurdumuz söz konusu olduğunda hemen devreye sokulan iş bitiricilik kaidesinin en naçiz örnekleri, en miğde bulandıran saplantılı okumaların, göndermelerin v daha da fazlasının sürekli olarak kaşıklatılmasını tavsiye eder. edilir. bir pilav vardır ortada da kaşıklanacak lapadan başka bir şey kaşık diye ele tutuşturulacak aba altından sallanan sopalardan başkaca bir denk bırakılmamıştır. kuvvetle muhtemel ortada yiyecek bi'şey bırakılmayıp tüketim için bari bununla oyalansınlar kısmı bile es geçilmiş olması mümkündür. öyledir. yerin yurdun güzelleştirilmesi doğasının bekâsından, insanının bilinçlendirilmesine uzanan bir secere düzeneği dahilinde her dem birbirine ilintili bir çabalanımı gerektirirken, kısa yoldan, kestirmeden oluşturulan ahvalin vizyonu bu istediğimize riayet edeceksiniz ya da paşa paşa sineye çekeceksiniz yaklaşımının ne kadar yıkımı eksiksiz bir biçimde tümleştirdiğini bu satırlara denkleştirmek olasıdır.

cereyan edenin, doğru olarak bellenenin, muktedir v payandalarının savunularının en diplerinde saklı duran her durumda sığınılası bir seçenek olarak mağdur edebiyatının, dış mihraklar ara gazının, beton millet sakarya gerisine pek karışma formülünün, ıkınıp sıkılıp bu yurdun tüm aidiyetleri bizim canımızdır diyememenin getirmiş olduğu kadüklüklerden bi'maç olarak resmedilenin ortasında ayağa kalkmayanın ne menem bir halktan olduğunun canhıraş uğultusunu arka fon olarak sesi kısmadan sunanlara kadar ileriyi okumayı geçtik, geçmişi de değerlendirmekten iyice, enikonu aciz düşenlerin ellerinde ne hallerde olduğumuzu çıkarsayabilmek pekala olasıdır. denkleştirilenler, duruma göre değerlendirilip öne sürülenler, peyderpey dile sakız edilenler her durumda kutsal olarak, kutsallığı tescillenmiş olan devlet-u ali yapısının, bina edilmiş olan sınırlandırma saiğinin dirliği v geleceğinden başkacasını düşünmemek olduğunu ikrar ettirmektedir bir kere daha!!. duyumsatılanlar önce söylenip arkasından uygulamaya geçilenler o denklem dahilinde birbirine sımsıkıya yapışık hale dönüştürülmüş olan muktedir algısının nasıl bir perspektife sahip çıktığını, insanın değerinin, düşünselliğinin zerre-i miskalinin dahi geçersiz konulduğunu cismanileştiren bir tahlilin sonucunu günyüzüne kavuşturmaktadır.

dolambaçlı, çok katmanlı bir sesleniş değil burada değinmek istediğimiz. eşit v aynı olmanın ne kadar da yabancı bir durum tespiti olduğundan tutunuz da, söyleyeceğim var diye ortaya çıkana, derdim var diye işittirmeye gayret edene karşı oluşturulan aşılmazlık duvarlarının, engelleme çabalarının hepitopu toplamının kendisinin oluşturacağı birikim burada değindiklerimizden daha anlamlı olacaktır. birbirimizi işitmekten özellikle imtina etmemizi buyuruk veren, dile getiren, töhmet altında tutabilmek için her ne olursanız olun; "insanlığınız" bize kafidir demekten bile uzaklaşan, ar duyan bir bakışım, topaçlama sahanlığının mabadında kime neyi anlatalım, hangi birisinden dert yanalım. hangi birisini bir diğerinden daha önemseyelim veya tersi. durum parlaklığını giderek kaybetmekteyken, ümitvar olmak bir yana elde kalan kırıntıların bile zapturapt altına alınmasına çalışıldığı, gak dese yayınlanan bir başvezir portresinin, guk dese sesleri duyumsatılan cenahın arz ettiği, naklettiği, uygun görüp tevazu bulup gösterdiklerinin, görüşlerinin etrafında sahiden şaka gibi bir polyanna ülküsüne mi sahip çıkılasıdır, kanılasıdır nedir?

yakın tarihin vesayetinin dönüşümü başka türlü olmazmış gibi lacivert takımındané mürekkep olanı mı şimdi makuldür makbüldür. derdest eylemek adına şifa bulmayı değil yaraları daha da derinleştirmeyi, olağan bir şeymiş gibi nefreti körüklemeyi sonrasında da sahneden çekilip kopan gümbürtüyü seyrelmenin neresi yönetişimdir. neresi elle tutulur cismanileştirilir demokrasinin kendisidir. bir türlü neticeye ulaşılaşılamayan otuz dört cana mani olan bombalama fecaati bir yanda, her güne başka bir elemin sığıntılandığı bir yurt portresi diğer yana sorulardan kaçarak, soruşturmaları üzerine ölü toprağı serperek, gerektiğinde konuşuruz  şimdi bölücülük yapmayın, yeri değil diye ayar vererek geçiştirmenin, önemsemediğini yüzüne gözüne doğrultulan kameralara karşı yineleyebilmenin neresi olumlanabilir. nasıl olumlandırılabilir. kalk gidelim osman kısasına denk düşmüş olan payandalığı, istisnasız bir onaylama, emme basma tulumba gibi her şeye olur verme olarak adleden bir cenahın ortasında, tam da kıyısında çemberin dışında kalmakta olanlar için dokunulmazlık zırhı diye tutturulan, acılarda sidik yarıştırma eşiğinin çoktan kırıldığı on mehmet yirmi reşo'nun mücadelesini akil olmayacak atış tutuşlarla resmedildiği kıyamet seremonisinin skor tabelasından görünenlere dair dertlenmek, ciddi ciddi karar alıp uygulamaya geçmek ne zamandır? hangi aralıktadır.

hangi sahanlıktadır hayat devam ediyor benzeştirmesinin ağza alınmasının bile abes olmayacak kadar can sıkıcı bir algı olduğunun nihayetinden birilerinin aklına dank edesidir. yinelemekten kaçınılmayan ötekisi, ötekisi içimizde ekmeğimizi paylaşıp yedikleri kabı pisleyenler, hainler, tumtutraklı küfürlerle hemhal ettirilenler v daha fazlası konusunda naçar değil, atıl değil tam v zamanında bir tepkimenin ortaya konulmasının, bilindikliğinin sağlanmasının sırası ne aradır? hangi zamandır? yoksunlaştıkça bataklığında diplere doğru ilerlediğimiz, nefessiz kalmaktan artık canımızı bile teslim eder noktaya doğru intikal etmeye başladığımız, kafamızda, aklımızda, ensemizde pişirilen bozaların tadlarının basbayağı ekşi bir tat vermeye başladığı, kimin ne dediğinin değil neyi ne kadar avazının yettiği kadar çığırdığı ile alakalı olarak önemsendiği bir coğrafya dahilinde kelama sıra gelebilecek midir? laf olsun beri gelsin diye değil kısacık değindiğimiz şeylerden yüklendiklerimizi aşabilmek için el birliğine ulaşmak, fikri imeceyi tahsis etmek ne zaman tahayyül edilecektir, düşünülecektir vessellam!. olmayan sorun! girdabından sayfalar dolusu yazınsaldan, meramdan, seslenişten sonra yankılanması hala mümkünat dahilinde değil midir?

noksansız, küsuratsız, artanı azanı belirgin durumu muğlaklıktan azade bir biçimsel görüngü üzerinden şekillendirilebilecek, odaklanılabilecek nasıl ki her şey ayan beyan ortada, meydanda o düzen v düzey dahilinde soruların cevaplarını imdi sunumlandıracak, paylaştıracak tıpkı geçtiğimiz hafta değindiğimiz onuncu köy metaforuyla bağdaş öğeleriyle yol alan, kademe kazanan bir savlayışın bizahati üyesidir düşleyişler. öngörülerin kapalı, empatinin duruma göre değişken çoğu zaman parçalı bulutlu, adam yerine koymanın kepenk kapattığı bir zamanda car car car borazanlığın, istim koyvermeksizin sıraya sokma bağnazlığının, durmaksızın yinelenen her defasında tekrarlanan ama gelgelelim göreceliliğin aba altından sopa sallamak dışında da pek de mahir bir çabalanımla yolunun kesiştirilmediği bir yerde v kıyıda köşede ama hepimize ait, hepimizi bu gayya kuyusunda düşünmeye sevk ettiren düşleyiş yığıntısı. o istifin kendisinedir meram sahanlığından seslenişimiz. düşünselliği idenin getiri-götürüsü üzerinden değerlendirip ona göre hal v tavır takınılan, insaniyet nam edimin, vicdan nam olgunun, adalet nam duruşun bölük pörçük kılındığı bir kara kumpanya güncelliğinde rotasyonun dışında kalanlar, kalabilenlerin yekünüdür düşler.

kulağa aşina her dem aynı bayat güftelerin seslendirildiği, hiddete dur diyen olmadığı için boş bulunan her anın tumturaklı hedefler, hedefleyişler ile donatıldığı, şiddetin eksik konulmadığı mizansen değil bihakikat olarak günün dar edildiği bir durumlar toplamında kadrajın dışında kalandır düşleyişler. kadrajın dışında bırakılıp henüz önemsenmeyen gelgelelim vakti zamanı geldiğinde önüne setlerin konumlandırılacağı, bina edileceği, korkulacak ya işitilirse diye endişelenilecek, ya öğrenilirse diye kafayı kuma gömmeyi zorunlu kıldıracak sağa sola bakmayı değil kara bahtın sunduğu diye atfedilen ona kanalize edilip, cızzz! belletilen bir toparlayış, sorgulayış halidir düşleyişler. toparlanılabilecek her ne bıraktırıldıysa artık. yerginin, sövgünün, işitmezliğin v kural tanımazlığın mabadında mazlum figürünün kabusunun ne olduğunu yineletip, hatra düşürendir, belirginleştirendir düşleyişler. dün öyle bir durum hasıl oldu, bugün bu dutluk bizim sadece biz v bize biat edenlerin çıkarsamasının kör topal çizgisinin, dar alana kıstırma perspektifinin kadüklüğü v vehametinin boyutu da okunabilmektedir düşler aleminde. hayal imgesinin avucunuzu yalarsınız ancak boyutunda karşılandığı, derdest edildiği bir sahnelemede hala elzem olandır düşleyişler.

muktedirlikçe karalılıkla bildirilen, böldürülmezlikle kutsanan, insaniyeti ise çoktandır bir kenara terk edip aynı rerörerö diye özetlenebilecek bir dışavurum ile sergilenmeye devam edilen, en azından o bağlamda inat v istikrarın sürdürüldüğünü de ortaya koyan çözümlemeler kurguda bile kendisine zor yerini bulabilecek tanımlamaların gerçeklik diye yutturulduğu günümüzde önemini koruyan düşleyişler. ferahlık ya da daha fazlası adına değil, sıra savmak v ötesi bağlamında değil, çemkirmek illa billa ama kime olduğunu bile bilmeden değil, tepki sunmak ama makine gibi tek bir odağa v sicime kanalize olup her dem tazelenen buyurun buradan vurmaya başlayın! arkanızda yetmiş milyon gazlaması değil, bütünlüklü anlamlandırılabilir bir çabalar toplamının v her ne getirilmekteyse başa ona karşı salt insani duyu, duygusal tepkimeyi 'akıl normlarında' v 'akil adımlamalar' ile hasbelkader değil doğrudan sağlayan düşleyişler. günümüz darken, kazın ayağı öyle değil, atfedildiği gibi hiç değil kısmının anahtarını elinde tutan düşleyişler. hayatın kendisini bir öç alma, hınç çıkatma, linç etme üçlemesiyle bağlayan, kesiştiren bundan hemen hiç gocunmayan erkin halkının önünde göstere göstere yediği nanelerin nelerden mülhem olduğunu irdeleybilmek için vesiledir dön dolaş, satır sonu düşleyişler.

kurgulanan, kurulan uzman diye bellenip ortalığa salınan, karabatak gibi ama göründüklerinde onlardan sevimsiz bir görüngünün, haberin telaşenin sahibi olmamızı sağlayan ahkam kesicilerin, delip geç(er)icilerin plastik masacıların, dün dündür bugün bugündür statükocularının, fikri hürriyet görünümü altında aleni ırkçılığı kaşıyıp, coşturanların her dem tazelenen betonmilletsakarya harcının tek v muzaffer harç karıcılarının sunageldiği resmin ters köşesidir düşleyişlerde iktibas olunan. iki bilemediniz üç gün haberlerde zikredilip, yoksul v yoksunluklarının, bu hayatı yaşayamadan göçüp gitmelerinin has sorumlularının pay sahiplerinin       kendilerine ait savunuşu, olan biteni punduna getirip ekarte etme yeteneğini daha fazla düşman bularak, onarmaya giriştikleri, görünmez savaş baronlarına ne hacet bile isteye, göstere göstere ölümleri kutsiyet nişanesi olarak sınıflandırıp handiyse kendisi gibi olmayanlara hemen her türlü eza v belayı reva görenlerin bir topaçlamayı hiçbir insani vecheyle bağdaşmayacak körlemesine bir savunuşun ortasında düşlenenler özlemini duyduğumuz barışın ta kendisidir.

amasız, dolambaçsız eğip bükmesiz yalın bir tezahürüdür. zembereğinden boşalırcasına dedikodu kaynatır gibi har har ortalığa salınan, koru daima canlı tutulan kurunu yanında yaşın da ateşe verildiği kandil'e gitsinler, kafasına göre takılan medya, bir teşekkür bile etmeyenler, hayat devam ediyor!, otorite görünümünü diktatoryal bir doktrinle sahiplenmeye çalışanlar karşısında oluşturulan bu kadarı da artık fazla değil mi söylemine, yakıştırmalar, yaftalamalar vd. susmanın elzem ses çıkartmanın nifak tohumluğu, istikrar bozgunculuğu olarak resmedilme çabasına karşı düşlenenler hisler ile duyulup, görülüp, belleğe kazınanların anlamı v bağlamı bir türlü oturtulmayan ikilemlere karşı adamına göre muameleye karşı bir tepkimedir. bozgun, yıkım v tahakküm, sabahına savaş akşama savaş, sabah hırgür akşam paldır küldür, sabah hedef gösterip işaret etme, akşamına toparlanıp linç ediyoruz buyuranların nümayişleri, sabah şöyle akşam böyle. sabah o kötü akşam bu kötü uzatılıp gidebilecek bir karşıtlık zincirlemesi v dünyasında gücün gösterisi yahutta güçlendikçe zalimliği kademe kademe artanların ibretlik vesikaları, turnusollerin sunduklarını yekten anlamlandıran bakışımlar, duruşlar toplamıdır. tanımına dert dediğimiz, dert edindiğimiz şeyler bunca vahim bir çoğunlukla gündem saiğini en başından sonuna kadar donatırken, bunaltmak bir yana bağrında yanılacak yer koymazken hala insani olandan azami suret, çaba ile uzakta kalma çabası ketum görünüp demediğini bırakmama, yapmadığını eksik etmeme, istim üzerinde tutmaktan bir an olsun imtina etmeme çabasının kollektif toplumsallığımız söz konusuysa eğer dünümüz dahilinde ne eylediyse yarınlarımızı da aynen şekillendireceğini, bizlerle beraber tutulacağını belirginleştirmektedir. anlayana, hicap duyana.

birbirinin, kendisinden öncesinin karbon kopyası olup görüngü v vitrinde ufak tefek değişiklikler ile medeniyet, ilericilik yahutta muasırlık olarak hala tanımlanmasına mani olan bu garabetlikler silsilesidir. öyle ya üç kuruşa medeniyet olmaz! bir yandan belleğe unutacaksın diye dikte ettirilenleri, bırakıp kaç kurtul diye diretmelerin, dokunma yanarsın ilişme hakkı neyse onla boğulursun v tüm diğer türdeş bağlantılamaların seslendirmelerin ortasında düşleyişler kırılgan yıkılmasına v zapt edilmesine müsade edilen idenin kendi öz sahasıdır. arta kalanıdır. elde avuçta her ne bıraktırıldıysa onun nesnel halidir. bugün bu şartların altında. yarım ağız geçiştirilen, bin dereden su getirilen, yokuşa sürülüp kulağın hep tersten tutulmasının dahi  ya tutarsa diye tasviye olunduğu, dahası önemsendiği bir sathın içinde düşleyişler, tezlerin ağırlıklı olarak tek yönlü, tek doğrudan mürekkep olarak savlanan bir cenahta onlar pek farkında olmasalar da hayata tutunmaktır. vicdan alaşağı edilirken hakkaniyet derdest eylenirken nefret mübalağasız bir sav ötekileştirmenin tüm dikenli cümleleri fikri kanaat, üstü açık yaraların tümüne kezzap, görünmeyenlerine ise psikolojik şirretlik kıyaslanamaz bir derecede ileri diye hamle edilmişken demokrasinin dsinden hala bir haber kalmaya ramak bırakılmışken belki de son şansımızdır. son savunulası cephemiz, insanlığımızın daimiliği adına...

>>>>>Bildirgeç
Acımız Var Diye Ara Mı Verelim? - Mustafa KARA - Evrensel*

Acımız var diye ara mı verelim?” diyor ya Afyon Valisi; haklı galiba. Acımız hiç bitmiyor ki bu topraklarda... Ölüm bütün halleri ve ihtimalleriyle sızmış haber bültenlerimize... Her anımıza...
Asker, işçi, genç, polis, kadın, gerilla, mülteci, çocuk... Mahşerin dört atlısından biri olan “ölüm”, her haliyle her anımızda... Oysa, Şair Yılmaz Odabaşı’nın ustaca özetlediği gibi “Ve andolsun ki hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan daha kutsal değildir insandan!”
Geçin efendim, kurşunu, vatanı, toprağı... “Zamanın ruhu” o kadar sıradanlaştırdı ki ölümü; 25 genç ölümünün ardından pekala sucuktan lokumdan söz edebiliyor Sayın Vali! Özrü kabahatinden büyük, farkında değil: “Genelkurmay Başkanı gibi popüler bir isim gelmiş. Küçük maddi değeri olmayan bir hediye verdik. Genelkurmay Başkanımız çevresi olan bir insan. Bir yere o kilimi koysa, biri de ‘Nereden aldınız’ diye sorup Afyon’a gelip satın alsa fakir insanlar nasiplenecek. Emrivaki yapıp eline tutuşturmuşuz. Hayır mı diyecekti. Hayat devam ediyor. Bir acımız varken buna ara mı verelim?”
“Üç beş Mehmet öldü diye...” cümlesini kurarsa Ankara’nın tepesi, Afyon’daki valisi ne yapsın? Hem zaten, “keder”lenseler, “acı”yı hissetseler ne olacak ki? Acısını nasıl yaşayacağını, yasını nasıl tutacağını bilemeyen bir toplum olmadık mı?
Bileni de susturuyorlar işte... “Oğlum benim vatanımdı” diyen annenin sesi kısılıyor, “Neden?” diye soran herkesin ağzına tıkılıyor yası...
“Şehitlik” en kutsal mertebe ya hesapta; “şehit”in cenazesi bile skandal oluyor bu ülkede... Ölüme gönderirken dinini, inancını, milletini sormayanlar; cenazelerde “aşk”a geliyor. “Medeniyetler Buluşması” diye yedi düvelin dini ile barışanlar, barıştığını ilan edenler; Papa cami gezince mest olanlar, Katedral koridorlarında poz verenler; “cemevi”nin sokağından geçmekten kaçar halde...
20 yaşında genci Beytüşşebap’a göndermesini bilen “devlet-i ali”nin yerel zevatı, haritada yerini gösteremeyeceği yerlerde ölmüş gencin bedeni başında “mezhepçilik” yapmaktan çekinmiyor. Hadi halktan korkuları yok, utanmaları da yok; “takva”dan da eser yok, “Allah korkuları” da kalmamış gibi davranıyorlar. “En ulu mertebe” edebiyatı yapıp, acılı ailelere neredeyse “sevinin, oğlunuz cennete gidecek” diye akıl verenler, haç görmüş vampir gibi kalıyor cemevi kapısında... AKP’li vekiller ve garnizon komutanı başta olmak üzere “devletin adamları”, cemevindeki törene katılmadıkları yetmezmiş gibi, daha da vahim bir “garabet”e imza atıyorlar. Alevi inanışındaki bir insana, Sünni inanışına göre resmi tören düzenleniyor; “Cemevi ibadethane değil” diyenler meydanın ortasında Sünni inanışına göre cenaze namazında saf tutuyor.
Aslında bir iki yetkili değil, “devlet”, beğenmediği dini inancı aşağılıyor; kendi inancıyla karar verip, onun adına namaz kılıyor! Ve bu ilk değil. Anlık bir “boş bulunma hali” değil... Foça’da ölen erin ailesine de, istemedikleri halde, “Devlet töreni yapılacak, camiye götürmeye mecburuz” denilmemiş miydi? 20 yaşında gençleri ölüme gönderen savaşın kaynağında da benzer bir “ayrımcılık” yok mu zaten?
“Acımız var diye ara mı verelim?” diyen Afyon Valisi haksız sayılmaz dememiz bu yüzden. Hükümetin temsilcileri, askerin temsilcileri, cenazenin kutsallığında bile ara vermiyorlar “mezhep” tartışmasına... Sucuk, lokum kaygısı 7 kere zemzem ile yıkanmış sayılır, “Cenazesine camide zorla namaz kılınan Alevi genci” trajedileri orta yerde dururken...
Yılmaz Odabaşı’nın dizesinin tersi yürürlükte bu topraklarda; kurşun da, çelik de, toprak da, vatan da daha kutsal insan canından... Hatta, mezhepçilik de, ırkçılık da, ayrımcılık da öyle... Hatta patronun üç kuruş kârı ya da kocanın “erkeklik gururu” daha kutsal insandan...
En ucuzu insan canı bu devirde... Nâzım Hikmet’in “23 sentlik asker” diye insana biçilen değeri anlattığı günlerden bile daha vahim bu “zamanın ruhu”...
İnsanlık tarihi boyunca neredeyse tüm dinlerin, inançların, felsefelerin “kutsal” saydığı insan hayatı, “Üç beş Mehmet”, “Hindistan’da da oldu”, “Takdir-i ilahi”, “Güzel öldüler” gibi sözlerle ayaklar altına alınıyor bu ülkede...
Ve ne yazık ki, “vatan” ve “din” gibi kutsal sayılan değerler, tüm bu trajediyi örtmek için kullanılıyor hâlâ... 25 asker nedeni bile bilinmeyen bir trajedinin kurbanı; Anadolu’nun dört bir yanında bayraklar yükseliyor hemen... Yetkili, apoletli büyükler de; İnternet’te klavye başında vatan kurtaran “bordo klavyeliler” de başlıyorlar hemen, “Sevinin aileler, çocuklarınız cennete gidiyor”, “Niye üzülüyorsunuz şehitlik en yüksek mertebe”...
Yetmiyor, yetemiyor... Ne bayrak, ne din... Ne “öbür dünya”ya dair verilen büyük vaatler yetmiyor bu dünyanın kirini pasını örtmeye...
Suçlu ortada ve çok açık. 25 askeri “kazara” ölürken de, Akdeniz sularında mültecilerin bedeninde insanlık can verirken de, gencecik bedenler katır sırtında taşınırken de, on binlerce hayatı karartırken de şu lanet olası savaş... Suçlu aynı!
“Öldürmeyeceksin!” diyor bin yıllardır insanlık... Ve ölüyor bin yıllardır... Öldürüyor da... İnsanın insan olabilmekle ilgili kavgası bu biraz da... İnsanı her şeyden kutsal saymayı başardığında kazanacak bu kavgayı...
Acısını içimize atarak, içimizde bir yerleri kanatarak, çürüterek yaşıyoruz bunca yıldır. Travma bu... Tek tek hepimizde ve koca bir halkın böğründe bir travma... Ölüme alışma travması, ölüm karşısında “duygu”yu kaybetme travması... Düşman saydığı öldüğünde “oh olsun” deme travması... Askerden bir fazla PKK’li öldüğünde “yüreğini soğutabilme” travması... Her ölümde, “Daha fazla ölüm” diye bağırabilme ve her nasılsa buna inanacak milyonları peşinden sürükleyebilme travması...
Genelkurmay “284 bin 550 adet el bombası...” diye başlayan “çok kesin” açıklamalar yapar; ağzı olan bir kompo teorisi atıverir ortaya... “Ölen askerlerin geçmişi araştırılıyor” haberleri yapılır hiç utanmadan... Antep’te bombalı eylemin ortasında sarhoşun birini çıkarıp nutuk çektirir de canlı yayınlar, “Üç günlük askeri oraya nasıl gönderirsiniz...”diyen asker babası konuşamaz.  Susturulur hemen. Haberlerin nasıl gizleneceği canlı yayında konuşulur da, çözüm konuşulamaz... Kan akar stüdyolardan...
Şüphe yok; Vali haklı! “Acımız var diye, ara mı verelim”; bütün bunlara... Acı bu toprakların mayası olmuş artık. Neresini tutsan dökülüyor... Ayar tutmaz artık.
Nâzım usta demiş ya; “Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına / Çürüyen diş, dökülen et / bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler”... İnsanlık için başka ihtimal yok, başka kurtuluş reçetesi de...
İnsanlık kazanacaksa, önce insanlığını kazanacak. Muhtaç olduğumuz kudret, Anadolu’nun toprağına yüzlerce yıldır akıtılan al kanlarımızda gizli... Ve “Kanı kanla yıkamazlar, suyla yıkarlar” diyen Anadolu halklarının sesinde, sözünde...
Yineleyelim; “Ve andolsun ki hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan daha kutsal değildir insandan!”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Kestirilip yarıda bıraktırılan cümlelerin değil, her defasında yoğun v katmanlı cümleler ile oluşturmaya gayret ettiğimiz meramın paralelinde okunsallar hasbıhalimizin tamamlayıcılığını sürdürmeye devam ediyor... Bu anlam çerçevesinde Mustafa KARA'nın Evrensel Gazetesi'nde yayınlanmış olan "Acımız Var Diye, Ara Mı Verelim?" başlıklı makalesi söylemek istediklerimizin devamında değerlendirilebilecek önemli bir okumayı tanımlandırıyor. KARA ve Evrensel Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sitemize iliştiriyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Acımız Var Diye Ara Mı Verelim? - Mustafa KARA - Evrensel
Rutindir Bizim Ölümlerimiz - Tamer İNCESU - Muhalefet.org
Diplomasi Değil, Siyaset - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Bi Gidin Yahu - Umur TALU - Habertürk
Devletin Kürt Algısı - Nedim DURMAZ - Adıyaman E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Bak Milliyetçi Kardeşim - Orhan Kemal CENGİZ - Radikal
Barışı Türkleştirme Zamanı! - Füsun ERDOĞAN - Gebze Kadın Kapalı Hapishane - Bianet
Selma Gürkan: Resmi Siyasetin Faturasını Kürtler ve Türkler Birlikte Ödüyor - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Dağdaki Plastik Çiçekler - Mehveş EVİN - Milliyet
Enis Berberoğlu'nun Naylon Gazeteciliği - Ercan GEÇGİN - Sendika.org
Kandil Mi? Gediktepe’de Buluşsak Olmaz Mı Tayyip? - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Faşizmin Bölünmez Bütünlüğü: "Şerzan Kurt’un Katili Türk Adaleti..." - Ayşe FIRAT - AjansAmed
Şerzan Kurt'un Babası: Artık Yargıya Güvenmiyorum - Ali Barış KURT - ANF
Bir Saçmalıklar Dizisi: Şerzan Kurt Davası - Korsan Dergi
Tutuklu Öğrencilerden Mektup Var - ETHA
Zana’nın Asıl Sorusunun Üzeri Örtüldü - Funda TOSUN - Agos
Türk Medyası Bir BDP’linin Vurulmasını Mı Bekliyor? - M. Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Nuray Mert: AKP Otoriterleşmenin Merkezi Durumunda - Korsan Dergi
AKP Bu Kez Gerçeği İstiyor..Tamamını.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
AKP ve Türkiye - Fatih YÜCEDİL - Jiyan
 “Süreç İyi Yönetilmiyor” - Rusya'nın Sesi
Erdoğan'ın Elinde Baltanın Sapı Kaldı - Ferda KOÇ - Sendika.org
Erdoğan Çillerleşti! - DİHA - Özgür Gündem
Erdoğan Yine Alevileri Hedef Aldı - Evrensel
"O Katilleri İstiyorum" - Habertürk
'Tarih Türkiye'yi Mahkûm Edecek' - Mehmet ALTAN - İMC
Afyon’da Yıkılan Duvarlar - Durukan DUDU - Yeşil Gazete
Yoksul Halk Çocuklarının Savaşı - Can DÜNDAR - Milliyet
Türkiye Siyasetinin Cenderesi - Vahap COŞKUN - Radikal 2
Isparta’da Tecavüze Uğrayan Kadına Kürtaj İzni Verilmedi - Sol Defter
Şiddet Yangını - Ali BAYRAMOĞLU - Yeni Şafak / DYH
Özel Savaş Basını - M. DELILA - PolitikART
Bir Anne ve 6 Çocuğuna Yaşatılan Dram - İbrahim AÇIKYER - ANF
Cizreli Cumartesi Anneleri de Galatasaray'daydı - Rüya YÜKSEL - Bianet
Savaş Çanlarına Karşı, Sivil Barış İnsiyatifi - Mehmet UÇAR - Demokrat Haber
Zaman Neyi Değiştirdi? - Zuhal TEKİNER - Tutuklu Gazete - BiaMag
Nevin Yalnız Kalmasın - Ayşe DÜZKAN - Sendika.org
Arakan'da Kürtler / Türkiye'de Rohingyalar - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Em Spas Etmış Dıkin Hewal! - Özgür AMED - AjansAmed
Onur ve Gurur Arasında - Ferhat KENTEL - Taraf / DYH
Bilirkişi Raporu: Balıkçı'nın Ölümünde Ağaoğlu Kusurlu - Ekin KARACA - Bianet
Arsız Bir Ölümün Kare Kare Anatomisi - Yusuf NAZIM - Evrensel / Ebruli Düşler Bahçesi
Eş Başkanlardan Erdoğan'a Yanıt - Yüksekova Haber
Başbakan O Davete Çoktan İcabet Etmiş - Kurtuluş TAYİZ - Taraf / DYH
Kanunsuz Recep - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
6-7 Eylül Defteri Kapandı Mı? - Foti BENLİSOY - Tumblr
6-7 Eylül Yağmasının Yaralarını Sarmak - Ayşe HÜR - Agos
6-7 Eylül Belgeseli - Açık Radyo
56.Yılında 6-7 Eylül Tanıklıkları - Aris NALCI - İMC - Emek Dünyası
Duruşmada 6-7 Eylül Tahammülsüzlüğü - ETHA
Harçsız Eğitim Parasız Eğitim Değildir, Kamusal Eğitim ise Parasız Eğitime İndirgenemez! - Samet BAYKAL - Muhalefet.org
Milli Gerilim Reformumuz! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Okula Başlatma Yaşı 5,5 - Yalçın YUSUFOĞLU - Sol Defter
Önce Bakan Konuştu, Sonra Kurşunlar! - Selmane ERTEKİN - Abidin ÇINAR - Evrensel
Ömer Dinçer’den İnciler! - Korsan Dergi
'PKK'lı Mısın Yoksa Laikçi Mi?' - İMC
Ragıp Duran: Tek Parti, Tek Medya, Tek Düşünce İstiyorlar - Ali Barış KURT - ANF
Gazetecilerin Eylemi Engellendi - ETHA
Basın ve Fikir Özgürlüğü - Murat ÇAKIR - Yeni Özgür Politika
Uslu Polisin Katliam Manifestosu - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Şimdi Sevmek Zamanı - Bülent USTA - Birgün
Barışın Erdemi Savaşın Vahşeti - İhsan ÇOLEMERKLİ - Yüksekova Haber
Hayko Bağdat: Bu İklimin Müsebbibi Egemendir, Devlettir - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
‘1915 Acısı Maziye Değil, Bugüne Ait Bir Mesele’ - Ferda BALANCAR - Agos
Ermeni Karşıtlığı Ortamında Ermeni Temsiliyeti - Talin SUCİYAN - BiaMag
Burada Kim Yabancı? - Berrin KARAKAŞ - Radikal
“Kaçakçıları Taşıyan Tekenelere Verilen Cezalar Çok Az” - Rusya'nın Sesi
Ölüm Sarmalı - Ömer MADRA - Açık Radyo
Ekolojik Mücadele ya da Yaşamın Diğer Adı Üzerine Notlar - Metin YEĞİN - PolitikART
Arşın - Çağdaş GÜNERBÜYÜK - Evrensel
Hilmi Özkökler ve Kutuzovlar - Süreyyya EVREN - Radikal 2
Erdoğan, Siyasî Bir Alex Mi? - Ragıp DURAN - Bir + Bir
The Love Affair With Erdoğan /2 - Agnes CZAJKA - Jadaliyya
Democratic Janissaries? - Cihan TUĞAL - New Left Review
Başbakan'dan Bu Kadar Mı Korkulur? - Emek Dünyası
Türkiye-Hollanda Maçı’ndan Bir Not - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Türkiye’de Bloglar ‘Kültür’leniyor - Selçuk OKTAY - DW Türkçe
Gündelik Hayat - Halil TURHANLI - Birgün
Çok Kutuplu Bir Dünya Uzak Bir İhtimal Olarak Duruyor. - Marwan KABALAN - Jiyan
Suriye Devrimi ve Solu Üzerine Tezler - Ghayath NAISSE - SD Yeniyol
Obama ile "Umuda" Yolculuk - Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet


Sophie Hutchings Official via Facebook
Sophie Hutchings - Night Sky Album Informative via Preservation
Sophie Hutchings & Max Richter - Yiğit A. - 13Melek
Phantom Ghost Official via Dial
Phantom Ghost - Pardon My English Album Critic via Kompakt.FM
Phantom Ghost: Dirk Von Lowtzow: "How One Comes Onto The Dog" via Arte Creative
James Blake Official
James Blake Live At KCRW's Morning Becomes Eclectic
James Blake - Enough Thunder EP Critic By Chris BARTH - Pretty Much Amazing
Groundislava Official via Facebook
Groundislava Podcast For XLR8R Magazine
Groundislava - Feel Me Album Critic By Andrew RYCE via Resident Advisor
iamamiwhoami Official
iamamiwhoami Fan Site
iamamiwhoami - Kin Album Critic By Alex DENNEY via BBC Music
Heavenly Beat Official via Facebook
Heavenly Beat Informative via Captured Tracks
Heavenly Beat - Talent Album Critic By Jude NOEL via Earbuddy

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel 4_366 by monica terrero
monica terrero's flickr page,

>>>>>Poemé
Faili Meçhul(!) - Devrim YILMAZ

Yürürüm ölümsüzlüğe kadeh kaldıran kurtuluş yolunda
Vurulurum!
Kanım çizdiği yoldan sarar her yanı
Ve durmadan akar,
Aktıkça iz bırakır!
Ruh çıkıp bedenden alır ölüme giden yolu
'Bak ab-ı hayatı içmiş direniş' der! ...
Vakitsiz gidişin kaçıncısı bilmiyorum
Vakitsiz olacak ölümüm
Tam anlatırken sana bir şeyler
Çayı yudumlama vaktinde
Sokakta yürüyüşlerin yalnızlaşmaya ayak direttiği an
Adımı dünden ezberlemiş biri seslenecek
Titrerken eli, kurşunu çoktan sıkmıştır
O bir kahraman, ben bir ölü...
İkimizde birbirimize güleriz
Sanıyor ki bitti oyun
Esaslı kavgadadır kendince! !
Ben sokaklar boyunca dağlaşmış gülüşler taşırım
Her toprak inkar eder beni sarmayı
İçimden yaşam kanar, yaşama akar...

Senden yana düşünce başım
Benden çok ceset olan yüzüne baktım,
Baktım korkak kahramanlığına,
Daha soğumamışken bedenim direttim
'Kurtardığın neydi? '
-_________
Duymadın,
'Kimdin sen çocuk? '
-___________
Duymadın!
İnan bütün ölüler duydu ve hatta
Biri kızdı diriydi hala öfkesi...

Sendin aç köpekleri kurtaran
Şimdi ülkende yeni cinayetlerin,
İçinde küle dönmüş bi'yürekle
Sendin sevgilerini köpeklere çaldıran! ! !

Kaynakça: Antoloji

No comments: