Sunday, September 30, 2012

Deuss Ex Machina # 418 - truth is that which makes a people certain, clear, and strong

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_418_--_“truth is that which makes a people certain, clear, and strong.”

24 Eylül 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-kane br="br" ikin-europa="ikin-europa" k="k">>2<-kane br="br" ikin-compression="ikin-compression" k="k" waves="waves">>3<-silent br="br" chocord="chocord" curve="curve" harbour-descending="harbour-descending" radius="radius">>4<-silent br="br" chocord="chocord" harbour-saltwater="harbour-saltwater" intrusion="intrusion" nbsp="nbsp">>5<-mohn-mohn br="br" nbsp="nbsp" ompakt="ompakt">>6<-mohn-schwarzer br="br" ompakt="ompakt" schwan="schwan">>7<-niederflur-caduceus br="br" rchipel="rchipel" soundtracks="soundtracks">>8<-niederflur-incubate br="br" rchipel="rchipel" soundtracks="soundtracks">>9<-deadbeat-punta br="br" choros="choros" de="de">>10<-deadbeat-yard br="br">

“truth is that which makes a people certain, clear, and strong.” martin heidegger
(418)

bilindik hikayeler, arşı alaya salınıp durulan terennümlerin benzeşliği, hiddetin körlemesine sahiplenilişi karşısında durmak yol yola devam seçeneğinden başkasına tahammül etmeyen bir iklimin ortasında, kararlı, kararlaştırılmış, devinimi iyiye doğru değil ataleti sağlam kazığa bağlamaya meyilli olanların müsamere heyecanlarına kendilerini kaptırdıkça geride bıraktıkları yaraları iyice onulmaz kıldıkları bir cenahtayız. günü kurtarmak adına dile dolandırılanların mesnetsizliği bir yana her defasında atılınca mangalda kül bıraktırılmayan büyük efelenmelerin, seslendirişlerin kelimelerin yanında görünürlüğü için çaba sarf edilmesi gerekli olanlara sıra ne ara gelecektir hala düşünmekteyiz. sıra onlara getirilmeyecektir elbette. bunca kadük söylenceliğin, afedersiniz yetmiş iki buçuk milletten sadece çıkarımıza faydası dokunmuş bizleri hançerlemek bir yana her dem yanımızda, canımızda bulunmuş olanların isimlerinin zikredildiği, tüm ötekisinin toptan tefe konulduğu hikayelerin seslendirildiği bir güncellikte sıra elbette o atfedilmeyecek olanlara bir türlü tamı tamına vakitlice gelmeyecektir.

önemsenmediği her defasında yinelenen, birlik v beraberlik ambalajlaması dahilinde bir isteğe karşı binlerce teferruatın aynı bozuk plakla aşılmaz duvarlar örmeye devam ettiği bir iki değil sürekliliğine çabalanılan bir zaman mevhumunda acıları sidik yarıştırır gibi yarıştırmak, hesap verilmesi gerekli olanları değil gündemin tozunu dumana katıp hemen sonra unutulacak olanları dillendirmenin kime ne faydası olmuştur. olacaktır. derman aranıp da bulmak üzere yola koyulanlara, dermanı kendileri kotarmak isteyenlere siz hele bir soluklanını! geçeli çok zaman olan bu ülkede, ataletle dış kapının en dış mandalı olarak belletmekle, söylemleri geliştiriyoruz biz yahu diyerek ne edep, ne ahlak bıraktıran veçhelerle muktedirliğin dilinin v pespayeliğinin yeni biçimlendirmelerle ortaya çıkartılması bunun v benzerlerinin ahım şahım şeyler olmazsa da ana akım medya tarafından sahiplenilişi neticesinde bir kanaat haline dönüştürülmesi, yerleşikleştirilmesi son kertede düşündürücüdür. toptan kıvama getirilmiş olan, düşünme edimi v çabalanışını daha en başında saf dışı bırakarak sadece önüne ne çıkartılırsa ona taham edip, eyvallah çekip gerisine karışmayan bir halk kitlesinin önünün açılması çalışması bugünlerimizi daha belirgin bir şekil dahilinde çözümleyebilmeyi sağlamaktadır.

propaganda unsurlarına el ayak olundukça, onlar yerine karar mercii haline dönüştükçe, benim yok dediğim yoktur!, var dediğim ilelebet var olacaktır! çıkarsamasının peşinde koşturulup, kervana düzülenler hemen çekincesiz söyleyelim sansürün, suskunlaştırmanın hangi raddelere ulaştığını belirginleştirmektedir. bir kongreden yola çıkarak bunlar denk gelmeyecektir elbette v bir yerden görünenlerden ibaret değildir bu sonuca bizleri götüren. yıllar yılıdır süregiden hain belletmelerin, ötekisi yakıştırmalarının, yaftalardan yafta iliştirmelerin, tüm genellendirmelerin karşısından mazlumların yamacından sesleniş v konumlandırmaların belirli başlı hesaplarla dönüşümünün sağlandığı, bekasının teminat altına alındığı  bir izlekte durmaksızın yeniden dönüştürülen hakim olma savının gelip ulaştığı seviyeyi göstermesi, iktidar olmanın belagatli yanlarından belki de en önemlisi olan kendini kaptırıp gitmenin örneklemini capcanlı sunan, pekiştiren bir durumdur karşılaştığımız. sorun dediğin yoktur haddizatında. bunca, hallice söylenenin, kelam haline dönüştürülenin, acı olarak resmedilenin hakkaniyeti söz konusu bile edilmeyecektir o cenahta. ne bahsi açılacaktır ne de layığıyla tanımlandırılacaktır. ölen ölmüştür kalan sağların topu da o yola gönderilmek için teminat altındadır.

hem faşist olunmaz! hem de değme faşizan gözlemlere, kelamlara ev sahipliliği yapılır. gelgelelim toz kondurulmaz. hem sorgunun merkezine konumlandırılması gereken insana değerinin ne olduğunun hatırlatılması söz konusu edilir ucundan kıyısından, hem biteviye sormayın artık şu öteki basınının, öteki hainlerinin seslendirdiklerini diye bir gaz, iki gaz. hem dindar olanın kindarlığı şüphe taşınmaz bileşen olarak, gayet emin bir dille içişleri zabıtı tarafından zikredilir hem her yeni günde peydah olan lincin ise kimlerin elinden çıktığı bahsinin üzeri tam tekmil örtülür. kaçağa gitmesinin memlekette alenen hırsızlık yapıp edenler kadar imkan bulunduğunda kıyasıya eleştirildiği!, gel gelelim elli tl için hayatta kalabilmek için kaçağa gitmek zorunda kalan otuz üç (33) bedenin üzerine hangi mesnetle bomba yağdırıldığını, bunu reva gören sorumluların bulunamaması için dört elden saldırılır. hem kürt sorununun (sorun yoktu halbuse değil mi cevdet) çözümü için eli kana temas etmemişlerden bir diyalog çağrısı yineletilir. kimin eli kanla temas ettiği belirsizlikten ötesine netleşmişken. hem muallaktan beslenilir aralıksız hem muğlaklıktan feyiz alınır, araya iki gıdım da şairden bir alıntı eklentilendi mi değmeyin pastorize ileri demokrasi çorbasına! yerin yurdun sahibeliğinden, paylaş paylaş öldük bittik! kimselere yad etmedik bu kadim topraklardan dört cenahtan üçünü kovduk ettik!...

kimsenin hayat tarzına karışılmamasından dem vurulur, bundan yılmadan bahis açılır hem de dünya yaşam endeksinde bunca vehamete karşı iyi sonuncu olmayıp doksanlardan bir basamak alan işte o halkın bunu nasıl becerebildiğine dair ahkamlar- düzülür. dert bu kadarla kalmayıp ivedilikle çoğaltılıp çoğalırken vehamet vesikası, utanç abideleri ucubelik numuneler halen söz konusuyken deneklikten memnun değil misiniz diye bir sazanlık seremonisi sergilenir. yem atılır oltaya takılacaklar yeni operasyonlar kapsamında necip halkımızın hiddeti, değmeyin küçük eniştelerimize!! münferit linci karşısında abad olacaklar olarak sıraya konulur. el altında tutulur. hem sopa yoktur sallanan hem de giyotini çekiştirip duran cellatın aşındırmasından yorgun ip bir gün pattadanak kafalarımız hizasına denk getirilmeye çalışılır. ikibin yetmiş bir bahsi açılabilir bir vesileyle bunca kadüklüğün altında kalakalması gerekli olanların hala bir ümit gelecek tahayyülünün böylesi bir ironi dolu betimlemede neyin dile dolaştırıldığından habersiz seslendirmeleri karşısında polyannacılık bir güzeldir! belki ama arkasından çıkacaklar hemen hiç hoşnut şeyler olmayacağı yinelenesidir. cinnet ül arzın orta yerinde ironisi tükenmeyen ahvallere yeni mütereccimlikler sergilenir, peydah olunur. kardeşlik ona buna bırakılmaz aman laf, söz olur diyerek bilinmeyen dilden konuşan konuklar alkışlanır.

adaleti sadece v düzayak adaleti talep edenlere ise bu cenahta o misafire hürmetin onda birisi bile gösterilmez, zul olunur, dayak olunur, adı konulmaz işkence olunur bir şekilde görünür kıldırılır hayatı dar etme araçları. nifak tohumu ekiciliği de söz konusu değildir elbette. hem herkesle can ciğerizdir hem herkesin dostuyuzdur devlet-u ali olarak. gel gelelim gel bir daha dönüp dolaşıp meydana çıkartılan söz öbeğine bakalım milliyetçi söylemlerle, ayrıştırıcı dille işimiz olmaz buyrulurken aradan bir ermeni vavelyası, o bildiğimiz teranenin işitip de adabımızla yaşamlarımız söz konusu olduğunda aklımızda tuttuğumuz kırmızı çizgilerden bir diğeri destan gibi serilir. kırmızı halılara gerek yok senin onun gibi eşit olduğun zikredilmesi beklenirken, al başına birrr kere daha ne olduğunun mazbatası şiarıyla ermeniler bilsinler ki azeri kardeşlerimizin yanındayız. imza başvezir. dile getirilir. lafın kısası, hasbıhalin özü bu memlekette halen geçerliliği sağlanan belirli genellemeler birer ikişer güncelliğimiz dahilinde varlığı cilalanarak, gerektiğinde kullanılmak üzere o saklandıkları sandıklardan ortalığa salınır. biliniz, işitiniz diye değil sadece hiddetimizden payınıza düşeni almayasınız diye itaat, biat veya sebat ediniz diskuru yenilenmektedir. bu yanın öte tarafında belirsizliği itinayla korunup kollanılan bir savaş iklimi devam ettirilirken, can pazarları ortalıkta konulurken bu tarafın sorunlarını polemik düzeyinde tutup, gündemi belirli başlı şeylerle oyalarak günü kurtarmanın, geleceğin yolunu nefasetli kılmayacağı, negzel eylemeyeceği meydandadır.

görünüşün, gidişatın kendisi yeterince açık v seçik bir biçimde bunları anlaşılır kılmakta haddizatında ilaveye gerek duymadan seslendirirken anlamak için çaba sarf etmek ne aradır!. hayali kurulanların topyekün bir nefretten başka bi'nefret yumağına doğru dönüştürülmesi karşısında hakanniyetlilik edimine sıra gelebilecek midir. yüzleşilebilecek midir bütün bu atfedilen kadüklüğün hasmane bekçiliği ile (insanlarla değil edimlerle!) yoksa pek muhterem jöleli yiğit beylerin diline doladığı; inorganik bir ülkeden nihayet organik bir ülke olma şansının, o katarın yakalanmışlığı gibi bir terane midir hepimizin layığı. engin sansür ile perdelemelerden işte bu derin sığlıklara tekmili birden yekpare bir organiklik. nefes alamayıp, bitkisel bitkisel takılacağımız!.. hazinleşen, bir melodramatik öğe tahayyülünden ötesine demir atan, çokça dillendirilen gel gelelim üstten üstten bir bahis açılması v alelacele bir hızlılıkla üzerinin örtülmesine çaba sarf edilen her dem buna denk getirilen, denkleştirilen, didişilen anlamlandırılmasına çaba sarf edilenlerin değil tersi hayal kırıklıklarının bina edilip, kervana düzüldüğü bir yerde karşılaşılan, dediklerimiz ile bağlar oluşturacak öğeler ihtiva eden bir ayrışmaz ikilidir kardeş v kalleş. soluk alıp verilir gibi bir mutlak gereklilik savlayışıyla beraber birinin ötekisini koşar adım takip ettiği bir dünya tasvir olunur. bu dört tarafın da büyük birader'in gözleriyle donatılmış cenahta, cenahımızda.

bir yerinden başlanacaksa atfedilmeye o da her defasında ne de iyi insanlardık tıpkı kardeş gibiydik bahsinin çatkapı ardına dikiliveren, sonra her ne olduysa, olup bittiyse o dediklerimiz, canımız ciğerlerimiz kalleş oldular, o yola baş koydular düzeyi mütemadiyen tekrarlanan, tekrarına kaptırıldıkça hiddetin dozu daha da artan biçimlendirme v anlamlandırma okumalarına girişilen bir ayrılmaz ikili. önümüz arkamız, sağımız solumuz dahili v harici bedbahtlar, düşmanlarla donatılması yetmezmiş gibi iki araya bir dereye sıkıştırılan bir çıkarsamadır kardeş v kalleş. kimin ne olduğunun kafa kağıdında yazana göre düzeyini, karşılığını bulduğu bir yerde ikame olunan savlandıkça önyargıların nasıl eksiksiz tastamam korunaklılık zırhıyla donatılıp çelik gibi yekpareleştirildiğini simge, sembolleştiren bir odaktır kardeş v kalleş. simya her dem şüphenin sınanışın öteki adıdır. o olurken ne, bu meydana gelirken ne, şu şunu dillendirirken hangisini seçtiğimiz bu ayrışımın, kör kör parmağım gözüne  de olsa daimiliği söz konusuysa eğer sağlamlaştırıldığını ilave edebiliriz. herkes kardeşimizdir, ama aralarında serpiştirilmiş, seçmece kalleşlerimizle beraber. bir arada.

dediğim dedik çaldığım düdük laf ebeliğinin tüm mabadı boyunca seslendirilen, nefret söylemine kim ki karşılık vermez, kuralsız kaidesiz, sorgusuz sualsiz kardeş kabilindendir diye olur verilir bizdendir. kim ki daha ilk cümlesinden akıp duran irinin aslında hiçbirimize bir faydasının olmayacağından bahis açacaktır, daha yolun en başında nankördür tabi bir de kalleş. tırpan boylu boyunca indirilirken başımıza fikriyatımıza her defasında giyotinin çelik yüzeyi, yay gibi gerginliği yine yeniden bir sınavın daha varlığını belirginleştiriyorken, bunu duyumsatıyorken sıranın dahilinden ses etmemektir dillendirilen kardeşlik. beklentilenen el pençe divaneliğin yanında arzu edilip talepkar olunan yegane ley olan biteni sorgulamayıp, serzenişleri bir dolu sinkaf, hiddet v paylama olsa da sineye çekmek içselleştirebilmektir beklentilenen. budur bunca dillendirilmesi gereken eğrinin yanında sadece v sadece suskunluk, biattır referans olarak gösterilip tamah ettirilmeye zorlatılan. tın tın teneke zorlaması!. duyumsadığımız, gördüğümüz, belleğimize dahil ettiğimiz kadüklükler n'olacaktır sorusu hep bir diğer yan tarafa ötelenir. hep o birlik beraberliğe musallat, tebelleş olanların sırtına yük bina ettirilir. basitçe düz mantık böylesi bir paylaşımı reva görmese de, layığı o olmasa da tutturulmuş gidilen rotanın ezcümlesi iş bu noktada saklıdır.

biçimler alt üst edilip sorun tahrif edilirken hemen herşeyin olağanlığından şüphe duymaksızın, nedamet göstermek, boyun kıldan incedir demek bu düzenin talepkarlığının bu alanda da bitmez, bitmeyecek ricalarının bir diğerini sunumlandırmaktadır. gün yenileniyor, fikirler dönüşüyor, umutsuzluğun ikliminde yeni dayanaklar, tutunacak dallar ortaya çıkıyorsa bu her dem riayet edenlerin çabalandıkları ileri demokrasi güncelleştirmelerinden her dem ayarlanan fikir cambazlığı örüntüleyen kurnazlıklardan ileri gelmektedir, yerseniz!. biat etmeyen içinse bu yenilir yutulur olanın sağladığı sözde özgürlüğün esamesi, gölgesi okunmayacaktır. içinde kalakaldığımız zaman mevhumunun öylesi ya da böylesi bir dar alana hapis edilmesi, en azından bu tecrübenin daimiliği adına direnç gösterilmesi bile kardeş-kalleş ayrımının nasıl düpedüz hile hurdaya başvurulmadan, normal adledildiğine dair vakıalar toparlamasıdır. yol ayrımlarında, kervan ortasında biteviye tetkik v tahlillerle kimci olduğunun sorgusu buna gösterilen özenlilik hallerinin, ensede pişirilmeye devam eden hainler iş çeviriyor bozasının kanıtları için yıldırılamayacak yeni türetimleri beraberinde duyumsatmaktadır. nereye kadar böylesine bir kapsamsız hazımsızlık nereye kadar tuttuğu v denk getirdiğini kolundan çektiğim gibi karanlığa teslim ederimcilik.

bir gün önce ad verip, hedef gösterip ertesi gün i.n.ş. mangalarının insiyatifinde yeniden kotarılan otokratik görüngüyü daimi kılan vatan haini avcılığının sergilenmesi. ennn organik biber gazıyla allanıp pullandırılarak. bir belgesel seyretmiyoruz yahutta olan biten fi tarihinde olup bitmiş şeylerden mürekkep değilken acıları merhem belletmek, işkenceyi normal bir tavra indirgemek, hiddet v nefreti milli hassasiyetlerle iliştirip şirinleştirmek, linçleri, kristal geceleri premiyeri yapılan bir sahneleme gibi tek gösterimlik hep münferit işi olarak kestirip atmak, yanında, yamacında savaş tamtamları aralıksız çalarken ölüm kusturuculara para yetişmediğinden daha büyük güncellemelerle fedakarlıklar beklemek bunu çekincesiz dillendirmek, karın tokluğunun yanında bir de canın derdine düşürmek oradakini gece, buradakini gündüz mütemadiyen yedi yirmi dört istim üzerinde tutmak tahlil edilesidir. upuzun bir soluk boyunca düşünülesidir. eğrilik bu kadar kolay doğru diye savlanabildiği v savunulabiliyorsa elimizdeki son şanslarımızı değerlendirmenin vaktinin çoktan geldiği yinelenesidir. düşünselliğin temeli idelerden küçük fikir kırıntılarından ibarettir. gel gelelim, bakıp görelim bize sunulanlar er dem kıyaslandıkça daha meziyetlisi bu diye iteklendikçe, öne sürüldükçe bu sürümünde hemen hiçbir konuyu derinlemesine, kesin bir biçimde çözümlemeyi tasvavvur etmediği meydana çıkmaktadır.

bunca saik içerisinde atıl bir biçimde rol pay edilmiş, bir görünüp, bir kaybolan vesayet aksamının, zırhının çok canımızı da sıkarlarsa yaparız bir rererörörür kumpasının hatırda tutulması ile bağlantılı olarak öteklieştirme, hedef haline dönüştürmei yerinden yurdundan en önemlisi özgürlüğünden men edebilmek gibi varyantlarla beraber tekmili birden güncellikte yeniden canlandırılmaktadır. berhava olanın, bigane kaçırılan "yalan" dünya'nın bilindikliği karşısında hala sultanın, devamlılığının v tahakkümün başka ağır sınayışlarına tabii tutulmamızdır. denek bellendikçe bir öncesinde hayır n'olamaz nidalarının yerini ikame olaraktan bi'tabii ki buyrunuzlara denk getirilebilirliğinin, görünmesi biçem kazandırılmasıdır. gayya kuyusuna dönen bu karanlık güncellikte tek bir sesin işittirilmeme, ötesinin duyumsatılmama çabasıdır. vizyon, vitrin, öngörüler; şu veya bu endeks durmaksızın yeni parametreler ortaya çıkartsa da varsa yoksa aynı teranelerle hem üzümü yiyip hem de bağcıyı dövmek muktedirin odaklarından birisi olarak sürdürülmektedir. çözdürülmezlik şiarına iliştirilmiş barışın, handiyse her gün bir yanımızı harap etmeye devam edilen bir sathı mahalde, konuşmanın, müzakere etmenin, adını koymanın bi'yandan olabilirliğinden dem vurup öte yandan inatla vatan hainliği olarak resmedilme çabası, didişi buna bir örnektir.

otuz yıl, elli bin canın üzerine eklenen her yeni bir rakam soluk bir istatistik verisi değilken, hemen hiç öyle değilken yok kararlılıkla savaşa devam şıkkı v yolunda daimiliğine teşebbüsüne kendisidir üzüm bağ ilişkisinde atfetmek istediğimiz. bir yerlerde olan bitenin üzerini örtebilmenin yolunu daha fazla dezonformasyon, tahrifat v diğer unsurlarla donatmanın tüm biçarlığına teslimiyetten hemen hiç goculmamasıdır zikredilmesi gereken. sağduyu nerededir. vizyon ne yandadır. adalet hangi kıstaslarla mengenelenmiştir. eşitlik hangi dağın ötesindedir. sorular v sorgular....... bitmek tükenmek bilmeyen naçarlığın birebir görünürlüğünü ikrar ettirecek sorgular. gerçekliğe ulaşmanın yolunun kör sapalardan hep bilinmez yollardan arşınlatıldığını belirginleştiren bu uğraşı mümkün mertebe tamamlayamamayı düşündüren ide belleyen çıkarsamalar.

üç koca yıl geçer bir arpa boyu yol tek bir sorumlu veya sorumluluk sahibi erk hakkında soruşturma, bu iş nicedir sorgusu gerçekleştirilmeyen ceylanın bedenidir, yanıtları bekleyen ben niye öldürüldüm diye?. günler günleri kovalar yaptık ettik hele bir soluklanın niye ettik diye laf salatasına boca, heder ettirilen otuz üç canın roboskisinden geriye bıraktığı sorgu v soruların kendisidir. her şeyi kaçak göçek olan, al takke ver külahla, yalan v dolanla talan serbestken bu mümkünken, elli tl kazanç uğruna canından olmanın makul bir gerekçesi olabilir mi diye yanıt bekleye duran ruhlar, gitmesek de görmesek de kafalarında hala giyotinin sallanmaya devam edilenlerin yaşamak için sorgularını sürdürdükleri bir yerin seslenişidir zikredilmesi elzem. bir gerilla öbürü asker biri leş diğeri şehit diye tavır alınmışken bunun politikası gündelik dilde, karşılıklarının nice hazımsızlıkların güne kavuşmasını sağlamışken barışı yad edenlerin başlarına gelmeyenlerin eksik konulmadığı en son cerrah efendinin nefret iklimlendirmesine haiz olan osmaniye'den geçirilmeyen halil savda gibi sözü bayrak bellenisi insanlar için, tüm kalıplaşmış algıları bir kenara terk edilip barışın kendisine ulaşılabilirliği göstermek için burada yürünmesine bile mani olunan bu yurtta, dört köşesinde yanıt bekleyen sorular. ötele ötele nereye kadar? bir ses yanıt verir ekranlardan... 2071'e kadar... düşünelim.

>>>>>Bildirgeç
Ataşla Kıstırılmak - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün*

Ataş, heykeli dikilesi bir devlet adamıdır, nitekim Norveçliler 1989’da başkentleri Oslo’ya yedi metre boyunda heykelini dikmişlerdir. Kökeni tartışmalı olsa da Norveçliler ataşı kendilerinin icat ettiği konusunda ısrarlıdırlar. Norveçli Johann Vaaler yirminci yüzyılın tam başında, 1900 yılında ataş tasarımının patentini almıştı.
Ataş Norveçliler için salt bir büro nesnesi olmanın çok ötesinde anlam taşır. İkinci dünya savaşı sırasında Nazilere karşı direnen Norveçliler milli birlik ve dayanışmanın göstergesi olarak yakalarına ataş takıyorlardı. Savaş sonrasında Amerikan askeri istihbarat örgütü Nazi Almanya’sından biliminsanlarını yakalayıp ABD’ye getirmek ve ıslah etmek amacıyla Ataş Operasyonu (Operation Paperclip) başlığı altında bir program devreye sokmuştu. Dediğim gibi, ataş yüzyılın başında dağınıklığı gidermek, birlik ve beraberlik ruhunu canlandırmak için icat edilmiş bürokratik bir devlet adamıdır. Ayrı ayrı duran ve kaosa yol açabilecek öğeleri yakalarından tuttuğu gibi tomarlar halinde kıstırarak anlamlı bütünlükler yaratır.

ATAŞIN İŞLEVİ
Her evde ve büroda bulunan, notları, sayfaları, dosyaları ve elbette zihinleri bir arada tutmaya yarayan, çok basit olsa da dönemin zihinsel yapısını yansıtması açısından vazgeçilmez ve mutlaka yaratılması gereken bir icat olduğunu görüyoruz ataşın.  Tıpkı Japon kâğıt katlama sanatında olduğu gibi bir tel parçasının katlanmasından oluşmuş. İcat edildiği andan itibaren şeylerin ayrık durmalarına ve aralarında kendiliğinden ilişki kurmalarına izin vermiyor. Toplumsal kolajın hiç hesapta olmayan yatay bağlantılarından hiç haz etmez. Tutturduğu şeyler arasında tutarlılık arar; ‘ya/ya da’cıdır; ya bu tomara girecektir parça ya da bir diğerine. ‘Ya sev ya da terket’çi davranışın izlerini görürüz ataşın işlevinde. Yakaladığı, kıstırdığı şeyleri tutarlı cümleler haline dönüştürür, kekelemeye tahammülü yoktur; hele ki ‘VE’lerle kekelemeye.



VE’LERİN İFADELERDE YERİ
Fransızca attache sözcüğünden dilimize geçen bu sözcük halk arasında çoğu kez ataç olarak da söylenir ve ister istemez eleştirmen, denemeci, şair Nurullah Ataç’ı akla getirir. Sadece isim benzerliği olsa yine iyi, VE’lere karşı tutumunda da ataşvari bir tavrı vardır Nurullah Ataç’ın: “Türkçede, konuşma Türkçesinde, VE’den bir kaçınma, bir tiksinme var. Oysaki yazılara dolduruyorlar Ve’yi, onsuz olmazmış, anlaşılmazmış ne dediğimiz, daha bir takım lakırdılar. VE’yi konuşurken gerekli bulmadığımıza göre, atabildiğimize göre, yazı dilinden de atabiliriz! İşlerine gelmez, onun yazıya bir kibarlık, derinlik verdiğini sanıyorlar, boncuk diye kullanıyorlar onu. Nazar boncuğu yahut katır boncuğu…” (Günce 1953-1955, YKY).  Ataç haklı, VE’ler boncuk diye kullanılıyor, daha doğrusu VE’ler araya girerek her şeyi boncuklaştırıyor, bir boncuk dizisi gibi yan yana geliyor şeyler: “ve Türkler ve Kürtler ve Araplar ve …” diyebiliyoruz örneğin.  ‘Ya/ya da’cı ataşın aksine, birbirini dışlayan, diklemesine hiyerarşik, totaliter bütünlükler kurmak yerine, her zaman ortada, arada yer alacak şekilde düzenliyor VE şeyleri.  Deleuze ve Guattari’nin vurguladıkları gibi, dır/dur ile biten cümlelerin ontolojik tutarlılığını çökerterek boncuklar arasında yeni ilişkilere yol açıyor, dili sonsuz bir varyasyon içine sokuyor. Artık şeylerin ne başı ne de sonu vardır, VE bağlacı sayesinde bir içkinlik düzleminde şeyler yan yana gelerek, tıpkı müzikte olduğu gibi kontrpuansal bağlantılar kurabilirler aralarında.

ZAMAN KAZANMA SÖZLERİ
Devletçi zihinler VE’leri pek sevmezler o yüzden; VE kekelemeye yol açarak dilin bütünlüğünü bozacak, ataçla tutturulmuş tomarı darmadağın edecektir çünkü. Dildeki iktidar ilişkilerinin tam da kekelemeye başladığımız an çırılçıplak görünür olması ve bizi doğru yola sevk etmesi de manidar. Konuşurken, dilin dağılıp gideceğini, kekeleyeceğimizi hissettiğimiz an, nedense bir efendi giriyor hemen devreye. “Efendime söyleyeyim” diye bir zaman kazanma sözü var bizde. Tam da gramerin bozulacağı an.  Dilin görünmez efendisi çizgisellikten, doğru yoldan çıkıp ara yollara sapmamızı, dallanıp budaklanmamızı engelliyor, dilin yasalarını hatırlatıyor bize. Sadece konuşma dilinde değil, sanat, kültür, politika üzerine yazarken de dilin görünmez efendisinin ataşvari kıstırmalarına maruz kalıyoruz.
‘Ya/ya da’cı ataşın bizi ikili karşıtlıkların kutuplarından birine kıstırmasından VE’lerle kurtulduğumuzda, aynı anda hem bu hem de şu olabileceğimiz yeni bir deney alanı açılacak önümüzde.


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Rahmi ÖĞDÜL uzunca bir zamandır Birgün Gazetesi'nde gündelik teferruatların tam da lazımgelen söz söylenesi, bahis açılası konularında anlak, sanatsal izdüşümler, perspektiflerden ilham alarak okura yeni okumalar sağlıyor. Gördüğüne kani olmaktansa, yetinmektense başka şeyleri; sorgular, tahlil eder bir pozisyona teşvik ediyor. Ataşla Kıstırılmak başlıklı makalesi de bu merhalede değerlendirilebilecek bir metin. ÖĞDÜL ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni sayfalarımıza iliştiriyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Engin Çeber İçin Adalet İstiyoruz - Amnesty Int'l
Ataşla Kıstırılmak - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Bugün Günlerden Siyah / Ceylan’a... - Gulistan Gulê DEPÊ - Ajans Amed
Bitmeyen Soruşturma, Açılmayan Dava - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Kayıp Yakınları Ceylan Önkol'u Andı - ETHA
AKP Döneminde 183 Çocuk Öldürüldü - Evrensel
Yaşasın Adalet! Ki İnsanlık Ölmesin… - Reha RUHAVİOĞLU - Gazete İpekyol - Gyank
Çok-Aydın Türk’ün Hayal Kırıklıkları - Têkoşer QEMEROKÎ - Ajans Amed
Savda 1 Ay Boyunca Barış Yürüyüşünde Neler Yaşadı? - Ali Barış KURT - ANF
Vicdani Retçi Halil Savda'nın 'Barış Yürüyüşü' Durduruldu - Birgün
Yalan - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
“Bütün Bu Yaşananlar Bir Dejavu Gibi…” - Aslı KAYA - Korsan Dergi
Zehirli Sahtekarlık Kültürü - Göksel ARSLAN - Başka Haber
Her Türlü Milliyetçiliğe Karşı Olmak - Zana GÜMÜŞTEKİN - Gyank
Kürtler Karşısında Yenilgi Alan Devletin Yeni Bir Planı Var Mı? - Dr. Mustafa PEKÖZ - Sendika
Oyalama Taktiği - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Kürtlere Haklarını Salam Taktiğiyle Veremezsiniz - Ezgi BAŞARAN - Radikal
PKK Devlet İstiyor Dış Desteği De Var - Şenay YILDIZ - Akşam
Barış İçin Ölüm Şart Mı? - M. Latif YILDIZ - Yüksekova Haber
Görüşme(me)! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Botan Sendromu - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Yeni Stratejik Hamleler - Aysel TUĞLUK - Radikal 2
Müzakere, Halk İçin Geç Devlet İçin Erken - Ayhan BİLGEN - Yeni Özgür Politika
Savaş Emri Verenler Esneyiniz - Demiray ORAL - Taraf
Müge Tuzcuoğlu Dahil 9 Kişi Serbest Bırakıldı - Faruk AYYILDIZ - Evrensel
Arat ve Doğan Ailelerinden Devlete Çağrı - ETHA
Militarizmin Sonu Burası Mı? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Peki Bu Kadınlar Terörist Mi? - Mehveş EVİN - Milliyet
Haksızlığın Gümbürtüsü - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Balyoz Davası'nın Toplumdaki Yankısı ve Yargı Süreci - Ahmet İNSEL - Açık Radyo
Balyoz Davasından Çıkan Dersler - Osman KAVALA - Radikal
Hani Bu Kilisenin İlk Sahibi? - Emre ERTANİ - Agos
Başbakan’da Çocuk Yapsın, Örnek Olsun! - Özgür AMED - Ajans Amed
Uzmanlar ve Zamlar - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Gidişat Gidemeyişata - Sezin ÖNEY - Taraf
Hakikat Şimşeği - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Unutmadık, İzlemeye Devam Ediyoruz! - Murat ÇAKIR - Emek Dünyası
Medyanın Objektivizm Yalanı ve Kitlelerin İradesi - Sarphan UZUNOĞLU - Gyank
İçişleri Bakanı: Dindar İnsanlardan Zarar Gelmez - T24
İşte Polis Kayıtlarındaki Aydın Erdem Cinayeti! - ANF
Çünkü Onlar Mazlumdu... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Sizin Eseriniz - Ferhat KENTEL - Taraf
Behçet Hastası Hasan Alkış'ın Hayati Tehlikesi Var - Görülmüştür
Militerler İçerde, Militarizm Zirvede - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Türkiye Susmuyor - Can DÜNDAR - Milliyet
Bu Da Memleketimden Hıristiyan Manzaraları - Ferda BALANCAR - Agos
'Burası Askeriye, Olur Böyle Tacizler' - Kemal ÖZER - Evrensel
Sağır Dilsiz Sınıfı - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
"Dün Bir Öğretmen..." - Sultan KOMUT - Bianet
Ağam Ayağının Turabı Ben - Mehmet Said AYDIN - BiaMag
Önce Hatırlamalı... - Bülent USTA - Birgün
“Bize Garipler Derler…” - Kıvanç KOÇAK - Birikim
Neşet Ertaş Hep Vardı, Biz Neredeydik - Türler Arası - Açık Radyo
Neşet Ertaş’ın Vedaı: “Bilmem Azdan Çok Anlar Mısınız?” - Ulaş ÖZDEMİR - Derya BENGİ - Bir + Bir
Neşet Ertaş'ı Dinliyor Muyduk Sahi? - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Son Ozan - Veli BAYRAK - Gyank
Neşet Ertaş Senin Diline Gelmez, Orada Dur Pala - Orhan ALKAYA - T24
Selçuk'ta Bir İrtica Vakası - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan Facebook Sayfası
Nubar Terziyan 6-7 Eylül’ü Anlatıyor - Sevag BEŞİKTAŞLIYAN - Agos
Dêrsim Ermenileri Bugün Hanau’da Toplanıyor - ANF
Dengbêjliğin Tarihine Yolculuk - Suna KÖSE - Yeni Özgür Politika
Yeni Başlayanlar İçin İtiraz Engelleme Kılavuzu - Bilge TERZİOĞLU - BiaMag
'Kusura Bakmayın İmam Hatibe Gideceksiniz' - Emek Dünyası
Türkiye: Bir Kapitalist Cehennem - Uzay BULUT - Özgür Gündem
Gündönümü - Ümit İZMEN - Radikal
İş Kazalarında 'Kader-İhmal' Devri Yasalaşırken - Alp Tekin BABAÇ - Sendika
'Wall Street’i İşgal Et' Hareketi Teorisyenlerinden Charles Eisenstein: Krizden Kurtulamayacağız - Kıvanç ÖZVARDAR - DW Türkçe / Başka Haber
'Hedef Yarın , Ezilenlerin İktidarı' - Adil Medya
5 Ekim'e Doğru - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Vakit Tamam Yıkım Saldırısı Başlıyor - Sendika
Freedom On The Net 2012 - Freedom House
Kişisel Gizliliğe Veda Vakti Geldi Mi? - Berkin BOZDOĞAN - Başka Haber



Kane Ikin Official
Kane Ikin - Sublunar Album Official Informative via 12k
Kane Ikin - Sublunar Album Critic By Creaig DUNTON via Brainwashed
Silent Harbour Official 
Silent Harbour aka. Conforce - An Ambient Assault via Kana Broadcast
Silent Harbour - Silent Harbour Album Critic By Will RYAN via BPM
Mohn Official via Kompakt
Mohn - Ebertplatz 2020 (Wolfgang Voigt HardTranceAtlanticXSMix)  Stream via Kompakt Soundcloud Page
Mohn - Mohn Album Critic By Jess HARVELL
Niederflur Official via Facebook
Niederflur - DJ Mix via Soundcloud
Niederflur - Archipel Soundtracks
Deadbeat Official via Twitter
Deadbeat Mix For Trax Magazine
Deadbeat - Eight Album Critic By Ben DONNELLY via Dusted Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel three crowds make a flock by scorpocat - nicht zu hause
scorpocat - nicht zu hause's flickr page

>>>>>Poemé
Kapı - Birhan KESKİN

geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,
ama nereye geçersin benden ben bilemem.

dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,
dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.

dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,
şu ağaçlar gibi kederli.

açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm
gelenler kadar gidenleri de,
hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,
hani bahçe?

biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..
duruyor hala bende.

kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim
kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?
en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,
çok istedimdi.

bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,
sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye
gıcırdandım takatsız.

gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu..
biri gelse, biri görse, şimdi,
rüzgar sallıyor beni...

Kaynakça: Sırça Fanus

No comments: