Sunday, October 14, 2012

Deuss Ex Machina # 420 - here is something… that is nothing

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_420_--_here is something… that is nothing

08 Ekim 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
nihai bir sese varana kadar teyakkuz hali... roadside.picnic: armonycoma & ağaçkakan (m4nm)
a1-can - paperhouse (spoon records)
a2-hood - they removed all trace that anything had ever happened here (domino recording co. ltd.)
b1-armonycoma or slt - frank w. hals & ağaçkakan (music for non-musicians)
b2-sixtoo - the honesty of constant human error (ninja tune)
c1-roadside.picnic - gelme ölüm (music for non-musicians)
c2-amon tobin - lost & found (ninja tune)
d1-roadside.picnic - mütemadiyen (music for non-musicians)
d2-clouddead - mulholland instrumental (feat. jel & jordan dalrymple) (big dada recordings)
d3-clouddead - rhymer's only room (mush)
e1-roadside.picnic - gully foyle (music for non-musicians)

here is something… that is nothing
(420)

bir dünya tahayyülünden çok daha önce yaşadığımız sathı mahalin kendisinin her ne olduğuna dair anlamlar, yüklemler ortaya çıkartabilmek bütün bu kesitlerle anlamlı bir edimin yollarını arşınlayabilmek şimdiler söz konusu olduğunda elzem bir gereklilik halinin bizahati kendisidir. arşınlaya arşınlaya yazılan çizilen şeylerin ortaya sunduğu perspektiflerin paralelinde kendi başımızın, dimağımızın içinden dökülüp saçılanların birer ikişer, az veya çok bu meramın, çabalanımın kendisi doğrultusunda işlenebilirliği ile gün anlamlandırılabilecektir. anlamlı kılınabilecektir. kelimeler dökülmeye, birbiri peşisıra dizilmeye devam ederken tek v muğlak olmayan yegane şey bilince işlenmiş olanların nasıl bir tavırla dönüştürüldüğü, alışageldiğimiz üzere üstten indirgemeci, tepelemesine hedefleyici sonucu değil boşluğu v vaktin heder edilmesini savlamakla, benzeş ama bağnazlığı elden bırakmayan bir yapının tüme vardırılmasıdır. yaşadığımız yerin mevzusu değil, başka sathın merkezine odaklanmak, olan biten değil olup bitmiş şeylere kafa yordurulmak en önemlisi düşünmeme söz konusu olduğunda ortaya çıkan milli koalisyonların yamacında bir kere daha önem arz etmektedir gözlemleyebilmek. gözlediğinden, görüp de geçirdiğinden anlamlar kotarabilmek.

yangın yerini hatırlatan bir vesikanın apaçık ortaya çıktığı hemen hiç eksik konulmadığı bu cenah dahilinde okunmayan yazıların arasında saklı duran kelamlarda bunu irdeleyebilmek hala mümkünken dur durak bilmeksizin alışkanlık  olarak değerlendirilen yapılandırmalar, tahliller dizgesine kayıtsızlık bilahasa naçarlığımızı onaylamaktadır. onamaktadır pejmürdelik atbaşı giderken birlikte kervana düzülen eyyamcılık ucu bana hiç dokunmuyor  savlayışı v ötesinin bir arada bir seferde göz gezdirildiğinde bu anlam daha yetkin bir biçimde ortaya çıkacaktır. okunmadıkça sorun yoktur. keşfedilmedikçe, kelamın altında saklı duranın her ne olduğuna zihnin yorulması gereksinim dışıdır velhasılı kelam hayat boşa tüketildikçe anlamını bulmaktadır. böyle bir netice ortaya çıkartılmaktadır. dimağ v bellek algılatılmasına ön ayak olunmış şeylerin nelerden mürekkep tavır v tasvirler ile oluşturulduğu kısmında bunca kadük bırakılmaktaysa bu sathı mahalde başka derinlemesine düşünülesi, tartışılası konuların v edimlerin peşinde koşturabilmek haliyle yokuş yukarı yüklenişlerle ağır v zahmetli bir serüven olarak zikredilecektir. ütopya.

konumlandırmaların, birbirine yakın duran sorunların nasıl usulüne göre değişkenliklerle tahrifatının gerçekleştirildiği, en başında konuşulanların en sonuna bir neticeye bağlanacağı alanda durmaksızın fasit dairenin tamamlanmasından başkasına müsammaha edilmeyen bir zeminde okuyabilmek, anlayabilmek nasıl mesel edinilebilir dertlenişimiz budur. bu kadar kesinlik v keskinlik saiği içerisinde sınırlandırıldıkça ötesine vakıf olmak bir yana olduğun yerde mıhlanmanı savlayan, bunu amaçlayan muktedir dilinin, hareketlerinin, potansiyel tavırlarının birlikteliğinde düşünülesi, tamı tamına üzerine odaklanılası bir hasbıhal odağıdır, yol nereye. otuz iki yılı aşan organize, salt bizim çocukların işi olmaktan gayet de öte buraların tüm yapısında fecaate zemin hazırlayan, bugünü de dünden ayrışık bırakmayan hallerin devamlılığının sorgusuz sualsiz sürdürülmesinin müsebbibi olan "darbe ikliminin" yolunu sağlam döşendiği bir zihniyet sınırlandırması çalışmasıdır burada denkleştirmek istediğimiz. her konuda kelam vardır bir tabii ki gelgelelim dokunulmazlıklar, kırmızı çizgiler, milli birlik beraberlikler, toplumsal duyarlılığa en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günler, çıkarsamalarınızı neye hizmet ettiğinizi iki kere düşünerek oluşturun topaçlamasının yollarını hiç terk etmeyen uyaranlar ile donatılmış olan bir sathı mahalde nelerin bizi hala o ilk çizginin ardında başlangıç adımlamasından enikonu zerre uzağa taşımadığının farkındalılığına ulaştıracaktır. ulaştırmaya yeterli v kâni gelecektir.

gözümüzün önünde cereyan ettirilen v mevzu haline dönüştürülenlerin denklemine giriştiğimiz vakit bütün bu pejmürdelik kısasından ibaret çıkarsayışlar toplamı yine yeni yeniden karşımıza çıkmaktadır. çıkartılmaktadır değişmezlik akdi imzalanmış gibi, toz v toprak içerisinde kalsa da, köhneleşmiş düşünceler olarak değerlendirilse de yapım v kurgunun içeriği; her vakit, aynı kılınmaktadır. böyledir!. sorgulanılası olan bu hayat şartlanmışlığı içinde elimizi kolumuzu aklımızı v yüreğimizi hangisinden yana koyabileceğimizi deneyimleyebileceğimiz tekrarı olmayan sınavları ihtiva eder. orası kesindir. kesintisiz bir biçimde yalandan kim ölmüş madem öyle salla sallayabildiğin kadarıyla şirazesinden çıkmaya teşne olup fırsat kollayanların bol boyalı anaakım medyalarında (korsan gazeteciliğe son şiarıyla bilindik teranileriyle az çok bilinen her dem kadük mecra odağı) dokuz sütuna manşetlerinde haberin kendisinin ne olmadığı konusunda bir kere daha aydınlandığımız propaganda körlüğü için çabalanılan kesitlere kadar uzanan, izlediğimiz, dinlediğimiz v hatta okumakta olduğumuzu bile anında değerlendirme, kıstasların bir evresinden diğerine, hangisinden hangisine uygun olduğu değerlendirmesine kadar içeriğin yönlendirildiği tavırı önceden damıtılmış haber-yorumlarda vs. sathı mahalde gün yüzü bulması gerekli olan sorunların anlamlandırılmasına daha kaç vardır.

tutturulup'a kestirmeden götürülmeye çalışılan muasırlık düzeyine sıra gelesiye kadar onca bedbinliğin hesabı ne olacaktır. ne gibi yanıtlarla, çözümlemelerle aşılacaktır ciddi ciddi meraklardayız!. bunca bezirganlığın sadece alt alta dizilmesi neticesinde bile önemli bir potansiyeli ihtiva ettiği bir zaman aralığının ta kendisinde akla yol ne ara denk düşürülecektir, akil olanla yol ne zaman kesiştirilecektir. muktedirlik v payandalarının şarlamalara karşın riayet etmekten ötesini hiç bir zaman düşünmemiş olan sözümona bağımsız medyasıyla, tatavlası bol kendi görünürlükleri asıl lazım olması gerektiğinde olmayan sivil toplum kuruluşlarıyla bütün bu cinnet ül arz halin yapımı, devamlılığından sorumlu olanların düşünmezliğine bir durun artık yeterin gari demek ne aradır. hangi eşiktedir. lafazanlıkların tornistan bir biçimde linç ettirme eşiğini öne çektiği, kelamın kendisini değil itinayla cımbızlanan sözler ile beraber ipe çekilecek yeni hedefler arayışının ortasında ona diklenip, buna horozlanarak neyi aşmış olabileceğiz. yanı başımızda duran savaşın tüm etmenleri her yanımızı canhıraş bir biçimde yaralamaya inat v ısrarla devam edilirken hala bataklığın merkezine koşar adımlılık delilik değilse her ne olarak adlandırılmalıdır.

her durumda insana yabanıl olan bir kan akıtma çabasınının bu kadar sahiplenilmesi gayretinin has soruyu soralım altını hangi önemli gerekçeler söz konusu doldurabilir. yorgun düşmekten hemen hiç mi hiç yorulmayan bu "eğrelti" demokrasimizin ilerisi gerisi bir yana bu dönüştürülen toplum kurgusu içerisinde ötekisinden bir bahis açabilmek ne ara ciddi ciddi mümkün olacaktır. hem herkesi kucaklayıp, herkesin ağzına çalınacak balımız mevcuttur kıssalı -değiniler gerçekleştirip gününde yoldan sapmanın herkesin eşit olduğu bir yurtta hangi isim v sıfatlara sahip olanların daha eşit olduğu yinelenmekte kaçınılmazlık sergilenirken. siyasetin körlüğünden vicdanın gör dediğini ortaya koymaya devam edenlere karşı operasyonların, şartlı reflekslerin, daha beteri çoluk çocuklarının hedef tahtasına konularak münferit linçci gelgelelim duyarlı vatandaşlarımız olarak dile yerleştirilen kalıba haiz kitlelere servis edilmesinin ötesini düşünmek bütün bu gıybetlerin sorumluluğu her ne olacaktır? nasıl okunmalıdır. anadilin öneminden bahis açılıp anadilde eğitim olmaz diye buyurmaların bu sathı mahalde zaten unutulmuş, unutturulmuş olan dillerine sahip çıkmak isteyen bir avuç azınlığa ettiklerini şimdi dönüp dolalıp kürde reva görmesinin, yakıştırmasının buna didişip durmasının nasıl bir açılım olarak değerlendirmek mümkündür.

birinin ak dediğine ötekisi yok yok bilip bilmeden konuşma o kara deyip durduğu, etiketin yaftanın sürüsüne bereket istif edildiği bir zaman diliminde gündelikliğin merkezinde, bu rutinin içerisinde insana sıra ne ara gelecektir. sehven gözaltına alınarak altı kere inş mangasının müflis huzur bozucuları tarafından derdest edilen ferhat encü'nün halinde miyiz hepimiz. her durumda sehven, yanlışıkla derdest edilip, huzursuz kılınacak onca tatavladan sonra da bir şey olmamış gibi yeniden özgürlüğe salınıverilecek! şüpheliler miyiz hala birilerinin gözünde. bu sathı mahalin yaşayanları içerisinde her dem az olarak, azınlık olarak bedel isteriz de bedel ödetiriz de denilerek ne yarı ne tam bitirilemeyen, sonu hiç gelmeyen çabalanımlarla muhalif olanın kafasına indirilen yumruklarla, değneklerle, biber gazlarıyla, bombalarla beraber hizaya çekilme konusu işlendi. işlenmek bir ara yol suçların biri bitmeden bir başka insanlık suçunun vesikası eklendi duruldu. gelgelelim bakıp görelim bütün bu hafzalayı boğan, kendi yurdunda el kılınmanı hala anlayamamana neden olan hiçbir konuda net bir yanıtın taa kendisine ulaşılamadı.

enikonu yapboz öyle çevrildi, böyle evrildi. kah askeri vesayet kah laci takımlarından irin akanların direktifleriyle buralar hep yarım yamalak konuldu. her dem eksik. resimden, kayıtlardan v daha fazlasından silinip gidenlerin ardından tutturulan ne güzel günlerdi anımsatıcılarının tam da dibinde vatan hainleri metaforu hiç eksik konulmadı. ya sırtımızdan, ya ensemizden ya da arkamızdan hep bi' işler çevirenler olarak resmedildi duruldu bu cenahın diğerleri olarak atfedilenleri. gerisin geriye plağı başa sarıp aynı teranelere değinecek değiliz de, bunca yıllık tahakküm v sınırlandırmaların hemen her gün açıktan, dolaylı veya direkt olarak sunulduğu, gösterildiği, kimi kalem tutanlarca yılmadan yinelendiği bir coğrafya için sıra insana (salt, atfedişsiz başka ilavesiz düpedüz insan) ne zaman sıra gelecektir. resmi sepyalaşma süresini göz önünde bulundurduğumuzda vakit daralırken sade v sadece bir kaç hamleye imkan olanak kalmışken adil, eşitlikçi, sözün sakınılmadan söylenebildiği, muhafaza edilenlerin hınçtan arta kalanlar değil taşın altında barışın yolunda elini koyanlar olduğu bir ülke tahayyülü hala uzağımız mıdır. uzağımızda ulaşılmasına ramak varken elden kaçan şansımız mıdır?

durup düşündükçe 'esas resim' dönüştürüldükçe hızla v bunca öfkeli bezeyişle söze kıymet, akla hürmet ne ara, akil olana itimat hangi ara gerçeklik halinde bir metafor olmaktan çıkacaktır. tastamam hayatımız olacaktır. tastamam hayatlarımızın merkezini oluşturup tanımlandıracaktır. düzenli bir yansının, hiç bitmeyecekmişçesine daimiliği vurgulanan bunu belirginleştirmek adına hemen hiçbir fırsatın tepilmediği gerçeği tahrifatın, aslından uzaklaştırılmasının dolaylarında yeni yolların arşınlatıldığı, o da yetmez söylem v uygulamaların bir aradalığında naçarlığın, ketum savunulası bir algı olarak resmedilip sunumlandırıldığı bir ortamda ağıtlar, ağıtlarımızın sesli halleri hayatlarımızın beher anında, bu evresinde varlığını korumaya devam ediyor. her bir im birbirinden zerre farkı kalmayan bakışımın çoğaltılageldiği, fotokopileştirildiği, varlığının takdis edildiği, üstündeki ambalajı yenilense de o paketi açtığınızda naçarlığın ne menem şeyleri rotaya dahil ettiğini özümseten birer hayat dersine dönüşüyor. korkuları serpilip büyütürken anın getirdiklerinde hep daha fazla baskı, hep daha fazla zulüm v şiddet kutsal üçlüsüne başvurulurken duyumsanmayan, duyumsatılmayan duvarlar örülüp izole ettirilmeye çalışılan şeylerin tüm ortaklığının alt üst edilerek biçimsizleştirilmesi bu uğurda ortaya çıkacak hamlelerin de hepimizin iyiliği adına olduğuna biat edilmesi beklentilenen bir resmi kadrajlıyor.

kadrajın dışında kalmakta olanın derdi, tasasının neyden ibaret olduğu, ne için bunca ağıdın yakıldığı kimi zaman anlaşılırmış gibi yapılsa da, davranılsa da aslen hiçbir şeyin o kadük kurgunun devamlılığını sağlamak dışında hemen hiçbir değişkenliğe atfediş olmaduğı yineletiliyor. görünüyor. yaşadıkça gördüklerimiz, post takısıyla sunulan o tekrardan ibaret yanılgısına tam teşekküllü teslimiyet ile bütün bu vahim düzeenin getirdiklerinde asıl pay sahibi olanları önemsemememiz dikte ettiriliyor. ya herro ya merro. bugünün dünyasının ağıtlarının kalıcı, değişmez, ayrıştırlamaz, ilave yoruma gerek bıraktırmayan yapısına sade v sadece bir göz atıldığında bu bütünlük okuması daha net bir biçimde anlamını kazanacaktır. vavelyalar, lafazanlıklar, sürümcemeye yer bırakmaz bir biçimde ahkamlar, vesikalar dizini boyunca dizgilenen, alelacele denk getirilenlerin toplamına baktığımızda ortak usun, akil olanın lime lime edilerek önemsizleştirilme çabasının açık edildiği bir tasvir pek de yabanıl kaçmayacaktır haddizatında. korunaklılık başkaca bir hali öne sürse de bu topraklarda mutlak değiştirilmez olanı etiketlemektedir tüm yalınlığıyla. çıplak gerçek!....

vurdumduymazlığın biçar sofrasına hep tekrarlanan buyur edilmişler için anlam ihtiva etmeyen gerçek bu muymuş kıssasına tekabül eden aynalamalar, oldu v bittiler dahilinde acının, elemin nasıl harının yüksek tutulduğunu netleştirilmektedir. ağıtlar tek bir yönden, bir mesel karşısında geliştirilen somut bir duruş, tepkime olmaktan azade hayatın tahakkümlerle donatılan yapısında her unut diye buyurulanı yad etmenin, us'da tutmanın anahtarıdır. daha basit veciz ile kolay, kolay alışmak denilen şeylerin nasıl zor olduklarının kanıtlayıcısıdır. girdap hali hile v desise ile dönüştürülüp, derinleştirilirken acaba sorgusunu nerede ardımızda bıraktığımızı da ortaya çıkartandır. bir şekilde medeni olma hallerinde, mekanikleşen yeknesak tepkimelerin, şartlı refleks faunasında bakir olanın, atfedilip kire v yağıra, nemrut suratlarından şer akan dimağların eyvallahlarına, yalancı dolmaların tüm versiyonlarına girişenlerin maskelerini indiregelendir ağıtlar. kelam sözden ibaret değildir. katledilen insan benliğinin, fikrinin tüm öğeleri o kapsam altına eklemlenebilir. ya herro ya merro diyenlerin bu ahvali her dem çekilir kılmak bir yana yaşatılmaz bir halin tam karşısına yerleştirmelerini, bundan handiyse kıvançlanmalarını gösteregelendir.

bu kıvanç halinin yansıması, tumturaklı ekran zamklaması daha yeni söylenmiş, atfedilmiş olan bir seslenişte bile görülebilir. ölen gerillaya ağlamayız. mademki teröristlere ağlamayan insan değildir, o halde bu salonda insan da bulunmamaktadır. salon boştur. boş küme niteliğini eşitliğin ona ayrı buna ayrı bir dille oluşturulan algıların, muktedirlik dediğimizin bu v benzeri söz sarf edişleriyle beraber ağıdın mihenk taşı olan acıyı süründürmektedir. üzerinde tepinildikten sonra bir kaç da potansiyel oya tahvilinin zaruri bir yolu olarak ele alınır. yazıklardayız. askerin de gerillanın da, o veya bu diye ayırmadan şimdilerde ara ara şiddetlenip ara ara durulan, gündemin alt maddeleri arasına yollanan, unutturulmaya ise her dem namzet olunan v her, koşulda barışın adının zikredilmesine engelleyici olan savaşın kirli yüzü bir kere daha duyumsatılır. her ne kadar hesaplı kitaplı bir söyleyiş olsa da, bir gaffar okkan olmasa da, kumaşının ne olduğu bilinse de, emniyet müdürünün edi bese, yeter artık tepkimesinin siyasetimizin al birini vur ötekisine anaakım demirbaşlarında oluşturduğu endişenin, ya bunu engelleyemezsek sonrasında da başımıza ne haller gelecek kısır döngüsünün bir başka farazi olmayan kurgusu neticeleri daha öncesinden engelleyerek, sert çıkarak susturulabileceğine kaniliktir meydana bir kere daha serilen. akil olanla işimiz olmaz -müdüriyet.

konuşmak değil daha fazla suskunlaştırmak, methiyeler düzülecek iyi çocuklar olabilmek için bakarkörlüktür beklentilenen. ne dünü, ne bugünü ne de olası yarının getirebileceği ağıtların bunca   ağırlığı karşısında personadan beklentilenen dillendirilip yinelenmesidir üst makamlarca sergilenen. duyumsanıp önemsenecek olan yegane şey insana, insanlığa dair olan belirli başlı edimlerken hala sap v samanı karıştırmak, denilemeyenleri bilindik giyotinlerden geçirmek, birinin dediğinin diğerinin apar topar boşa çıkartması için aportta beklemesi, utancın da kendi kendine yenilenmesine vesile olmaktadır. yol nereyedir  bunca bedbinlik ile şüphe taşıtmayan bir biçimde nefret ediş, küfür kıyamet v hakaret başka bir yerde mi sergilenip, birbirleriyle iliştirilmektedir. gündelik siyasetin gazına alışkın olanlara, hazır kıtalara yol verilme çalışmasında kullanılmaktadır nedir? gizlilik kararlarıyla somut bir biçimde adalet tecellisinin başka baharlara bırakılmasındani neredeyse membası hiç tükenmeyen iyi çocuklara! direktiflere de riayet gösterilerek sahip çıkılmasına, vekilin vekaletten gayrı her şeyi yaptığı profesyonel komplosundan, tumturaklı ithamların uygulanmasına, bir var bir yok, bir adı sanı duyulmamış, bir bu toprakların yaşayan dillerinden vurgusu ile hemhal ettirilen, ölümü gösterip sıtmaya razı getirmelere kadar derinleştirilebilecek her biri bu zincirleme bakarkörlüğün bir başka halkası olan uygulamalar bambaşka bir cenahta mu tecelli etmektedir.düzeni bozulmuş ayarı çoktan şirazesinden çıkmış allem edip kallem ederekten savaş müstesna, gerek görüldüğünde başvurulması elzem bir yöntem olarak ele alanların tüm barış söylenceliğinin, demokrasi pratiklerinin hangi boyutta sınırlı kaldığı meydandadır.

buranın mezhebinin genişliği veya tersinin her ne olduğu yeterince açık sunulmaktadır. uydur kaydır, kesip yapıştır, parçala birleştir salla toparla, bir öncesi ya da bir sonrasında sahneye konan düzenek ağıtların yadsınamayacak bir biçimde daimiliğini vurgulamaktadır. bütün tahayyülerin ötesinde baskılamalar, diretimler bu v benzeri şeylerin belirli bir düzlem dahilinde sık aralıklarla her dem yenilenebilirliğine örnek teşkil etmektedir. ilerlediğimizi sandığımız zaman mevhumu içinde bilakis yerimizde saydığımızın vesikasıdır bu kadrajın içine dahil edilebilecekler, gösteregelinenler vs. belirli başlıca algı kalıplarına göre şeklinin karılıp biçimlendirildiği bu cenahta asıl mesele, insana sıra ne ara gelecektir. hayır üstün nitelikli, piç avlayan, vursanız da sarsılmayan, ite kurda bile nefaset gösteren besleyen tekçe, sığ bir tahayyülün, allame-i cihanı dize getirebilecek karikatürize edilmiş varlığı değil düpedüz insan. suç mesnedinin ağızdan çıkan her kelimeyle her an yeniden dönüştürüldüğü vurgu, betimleme v düzenlemelerle işe girişenlere gerekli iltimasın geçildiği, hiddeti aleni, adaleti yarım yamalak, özgürlüğü kısıtlı söze sahip çıkılması bir anlık veya daha az, engellemelerin hayat kesidinin sıradanlaştırılması evresinin sürekliliği sürek avında sıra insana ne zaman gelecektir. elin yazdığı rapordan, dışarıda yazılmış olan makalelere uzanan bir secerede bu haleti ruhiyeyi, içinde sıkışıp kaldığımız alanı sürümcemesiz sergileyen v tanıklık eden ibare v tespitlerin yanında sıra insana ne zaman gelecektir. allem edilip kallem edilip, ona diklenip buna efelenip bu toprakların dinamiklerini sürekli olarak kurcalayıp, tahrip ederek, yerle bir ederek üstünde per per tepinerek aşağıdan yükselen ağıtların hangi birisine merhem olunacaktır bilmek istiyoruz...

>>>>>Bildirgeç
Şiddetin Manevi Şahsiyeti - Ali TOPUZ - Utay*

Şiddet şiddeti doğurur lafı çok sevilir. Siyasal planda da, ilk bakışta siyasi görünmeyen toplumsal olaylar planında da “açıklayıcı” bir sihir gibi kullanıverilir. Fakat, şiddet nerede doğar, nerede yaşar, nerede ölür, bununla ilgilenmeden kullanıldığında, konuları konuşmak yerine konuşmamak, anlamak yerine anlamamak için kullanıldığını öne sürebiliriz. Vaka malûm: İki komiser, birinin statta karşılaşıp iki satır tatsız konuşmanın geçtiği bir polis memurunu çağırıp döver. Bunu duyan polisler toplanır, arkadaşlarına yapılanı protesto eder. Bu şiddet dolu kötülüğün uzaması böylece engellenir. Sadece polisten oluşan bir toplum içinde bulunsaydık, haksız şiddete karşı haklı bir itiraz öyküsünden bahsederdik. Şöyle olurdu öykünün bir başka anlatımı: Toplum, idarecilerin bir ferde uyguladığı haksız şiddetti protesto etti, devamına engel oldu. Tepkinin idarecileri şiddetten uzaklaştırmasını umabiliriz.


‘Büyütülmeyecek şiddet’

Yetkililer, basit bir tartışma, iki polisin tartışması, büyütülmeyecek bir olay makamından sözlerle izah etmeye çalışıyor işi. Devlet kaynaklı, yani kamu görevlilerinden sadır şiddet içe yansıdığında da dışa yansıdığında bu retorikle karşılaşıyoruz. Devlet açısından “haklı, haklı değilse de büyütülmeyecek şiddet” ve haksız, reddedilen, kabul edilmeyen şiddet arasında açık bir ayrım var, biliyoruz. Ayrıca her kategorinin kendi içindeki ölçütü de yine devlet tarafından yapılıyor sık sık.
Devlet denilen teşkilat, şiddet kullanma tekeline sahip bir teşkilat olarak tanımlanabileceğine göre, hangi şiddetin haklı, büyütülmeyecek, hangisinin haksız, büyütülecek şiddet olduğuna karar vermek de onun yetkisinde kalıyor. Bu genel, kaba şema. Pratikte, şiddetin tanımlanması ve kullanma biçimi, devletin niteliğini belirler: Norbert Elias’çı bir bakışla söylersek, şiddeti “çıplak” halinden çıkarıp kurumlara, prosedürlere yedirerek yumuşatan, soğuran, sıfırlamasa bile belli bir asgariye çeken devletler daha “uygar” bir görüntü çizecek, çıplak şiddeti sürekli sergileyen, toplumsal sorunların en küçük ölçeklisinden en büyüğüne hemen hepsini çözerken çıplak şiddeti hep muavin koltuğunda tutan devletler daha (haydi barbar demeyelim de) “uygar olmayan” bir görüntü çizecek.

12 Eylül mirası

Şimdi, polisin içinde tezahür edip, “büyütülmemesi” istenen şiddetin öyküsündeki bazı ayrıntılara bakalım: İşte, polis memuru amirine selam vermemiş, kepi yokmuş, düzgün konuşmamış falan filan. Polisin, devlete ait şiddet tekelinin icrasında birincil önemde olduğunu söylemeye gerek yok. Teorik olarak da bu icra, hukuksal olarak çerçevelendirilmiştir. Yani polis, şiddeti, hukuk dışı kullanamaz, kullanırsa ceza alır. Türkiye’nin yakın tarihi, en azından 12 Eylül sonrası tarihi, devlet kaynaklı şiddetin hukuk normlarına tabi olup olmadığının tarihidir. Bu tarihin en önemli sorunlarından biri olan işkence, yıllar yılı devlet tarafından “münferit hadise” olarak tanımlanmış, böylece başta politik alan olmak üzere, süreğen kılınmıştır.
Faili meçhulden basit “bireye kötü davranmaya” varan bir yelpaze içinde devlet şiddetine itirazlar, kurumları kötülemeye, iş göremez hale getirmeye, yıpratmaya yönelik kötü niyetli çabalar olarak değerlendirilmiş, ısrarlı girişimler “devletin manevi şahsiyetine hakaret” olarak damgalanıp mahkûm edilmiştir. 2000’li yılların başında, 12 Eylül’ün topluma zehirli hediyelerinden biri olan güvenlik güçlerinin şiddet kullanmasına yönelik mevzuat yumuşatılmışsa da, sonlarına doğru şimdi içinde bulunduğumuz konjonktürü de yaratacak biçimde yeniden şiddet lehine güçlendirilmiştir. Hem siyasal otorite, hem idari yetkililer, devletin elinin ağır ve etkili kalması için hem kanuni, hem söylemsel planda şiddeti koruyan ve kollayan bir tarzı esas almıştır. Son beş yıl içinde polis kaynaklı şiddetin görünür biçimde yükselişi, bu tarzın olağan sonucudur. Bu tarz aynı zamanda, şiddetin tanımı, kullanımı, kullanım koşulları konusunda devletin hiçbir engel istememesini açık eder.
Gazetelere yansıyan son vakaysa, şiddet tekelini kullanan teşkilatın “siyasal ve idari” icra için gördüğü hoşgörü ve teşvikin yarattığı iklimin olağan bir sonucudur: Şiddet şiddeti doğuracaksa, hukuku en az, şiddeti en çok uygulamak üzere örgütlenip mevzuat ve söylem olarak teşvik edilmiş teşkilatın kendi içinde şiddet üretmemesi düşünülemez. Tıpkı şiddetin çıplak kullanımını “hikmeti hükümet” sayıp yüceltirken, her tür toplumsal hareketliliği “şiddet”ten sayan

Şiddeti konuşmak zor. Konuşur gibi yapmak kolay. Hükümet yetkililerinden tutun da kanaat önderlerine, onlardan sanatçılara, sporculara, güzellik yarışmalarındaki podyumlardan sohbet programlarına, her yerde böyle. Hazır, güzel sözler var, itiraz etmesi de mantıksız görünüyor bunların, itiraz edene nazik deyimiyle şiddet yanlısı, az sinirlenince de terörist denilmesi yadırganacak işlerden değil. Örneğin, siyasette şiddete karşıyızdır, idarede zaten karşıyızdır.
Konuşmak zor dedik, zorluk kavramsal düzlemde değil, hayati düzlemde yer alıyor: “Şiddet” lafını duyunca irkilenler, şiddetin mahkûm edilmesi gerektiğini söyleyenler, hasılı şiddetle işi olmazcılar, şiddetin hem siyasetin hem de idarenin çekirdeği, olmazsa olmazı olduğunu görmezden gelir; öyle olmadığının farkında olsa da öyle olmasına inanılmasını ister.
Devletin manevi şahsiyeti lafını ters çevirmek gerekir: Devlet, şiddetin manevi şahsiyetidir. Çıplak şiddeti azaltmaya, eksiltmeye, soğurmaya çalışmayan bir devlet, öncelikle bunun icracısı kurumların yapısını şiddetle şekillendirmiş olur.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar. Gündelik tantananın kıyısında beklenirken esas görülmesi elzem bilinmesi lazım olanları dengi dengine getirip sunumlandırmak Ali TOPUZ gibi kalemlerin makalelerinde kelimelerle gerçekleştirdiği hamlelerle söz konusu olacaktır. Meram odağın koşa koşa kaçırdıklarına karşı farkındalılık sağlamak adına yeterli gelebilecek birer önermenin kendisidir. Şiddetin Manevi Şahsiyeti başlıklı makalesi karalama parçamızın devamlılığında okunabilecek bir yapının kendisidir. Değemediğimiz, ilişemediğimiz veyahutta bütünleştiremediğimiz tüm detaylar için feyiz alınası bir okuma parçasıdır. Radikal gazetesi'nden alıntı yapamadığımız için Ali TOPUZ'un Utay'ından makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Şiddetin Manevi Şahsiyeti - Ali TOPUZ - Utay
İktidarın Yeni İdeolojisi: Statükocu Reformizm - Prof. Ümit CİZRE - Agos
AKP’nin 2023 Vizyonu ve 63 Hedefi - İlhan Kamil TURAN - Muhalefet
Avrupa Birliği - 2012 İlerleme Raporu - European Commission Document Stuff
İleri Demokrasiye İlerlemeyen Rapor - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
AB: Kürt sorunu Türk Demokrasisi İçin Meydan Okumadır! - ANF
“Hapisaneler Yine Açlık Kokuyor…” - Tülay NALİN - Ajans Amed
Cezaevinde Olup Bitenlere Gözümüzü Kapatmayalım - Evrensel
Yine Mi Hayata Dönüş ? - Berxwedan YARUK - Radikal Blog
Açlık Grevleri: Yeniden Ama Başkaca - Derviş Aydın AKKOÇ - Birikim
Neden Barış Şart? - Faruk ARHAN - Radikal 2
Tek Yol Barış, Ama… Aması Yok! - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Tezkereni Al Da Git - İshak KARAKAŞ - Jiyan!
Tezkere Neden Çıktı? - Yüksel GENÇ - Bakırköy Cezaevi - Özgür Gündem
Ferhat Encü Daha Kaç Kez "Sehven" Gözaltına Alınacak? - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Tarihin Failleri Evine Çekilmedikçe - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Ezberleri Bozan Bir Araştırma: Gecekondu Gerçeği ve Kentsel Dönüşümün Gerçek Yüzü - Açık Radyo
Kentsel Dönüşümün Öznesi - İkbal POLAT - Turnusol
'Soysuzlaştırma Projesi!' - Çağla AĞIRGÖL - Sendika
Kentsel Dönüşüme Faiz Desteği - Rusya'nın Sesi
"Muhafazakarlık Azalmadı, Geometrisi Değişti" - Çiçek TAHAOĞLU - BiaMag
Tüzel: Türkiye Savaş Bataklığına Sürükleniyor- ETHA
‘Rusya ile Kriz’ Hevesinin Anlamı? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Notanın Rotası Karışmış Olmasın? - Ayhan BİLGEN - Emek Dünyası
Yeni Savaş Stratejisi - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
On Edge As Syria’s War Knocks Ever Harder On The Door To Turkey - Tim ARANGO - NY Times
Le Figaro: Muhaliflere Silahlar Adana’dan Dağıtılıyor - Muhalefet
Velev Ki Biz Orada Kaldık - Umur TALU - Habertürk
“Esad, İki Tutuklu Türk Gazeteci İçin Devreye Gireceğini Açıkladı” - Akşam Postası - Rusya'nın Sesi
Suriye'de Oluşan Yeni Politik Dengelerin Faktörleri - Dr. Mustafa PEKÖZ - Sendika
Karayılan: Türkiye Saldırdıkça Eylemlerimiz Devam Edecek - ANF
Kimler ‘İnsan’ Olarak Kabul Edilebilir - Ferhat KENTEL - Taraf
Önce Öldürecek Sonra Ağlayacaksın - Balçiçek İLTER - Habertürk
Ağla Ey Devlet - Hüsnü ÖNDÜL - Evrensel
Gece Sabahı Taşır İçinde - Başyazı - Agos
Hakkari-Doski’de Neler Oluyor? - Korsan Dergi
"Anadilde Eğitim Diye Bir Şey Yok" - Bianet
Sözde Yok, Ama Yazıda Var: Kürtçe Savunma ve Kamu Hizmeti İle Askere Yeni Eğitim - Murat SABUNCU - T24
Çoktan Seçmeli Benlik - Diyadin ABAK - Malatya E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Ercan Kanar Olaylı Duruşmayı Anlatıyor - Ümit ALTAŞ - Bir + Bir
Kürt Avukatlar Genel Kurula Damga Vurdu - ETHA
Baro Öfke Dilinden Kurtulmalı - Ferda BALANCAR - Agos
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Filiz Kerestecioğlu ile Söyleşi - Açık Radyo
“Barış Hakkını Savunmamız Lazım” - Korsan Dergi
Sebahat Tuncel Kararının Dayanağı Da Gizli Tanık - Turnusol
“öteki”nin iade-i itibarı - Reha RUHAVİOĞLU - Düzce Yerel Haber
Komutan Üç Köylüyü Bombaladı - Yüksekova Haber
Avcılar'daki Transfobik Saldırının Arka Planı - İMC
Avcılar'daki Translardan Suç Duyurusu - Kaos GL Derneği
Seçilme Yaşı Saçmalığı Yahut Kimse Kimseyi Temsil Edemez! - Sarphan UZUNOĞLU - Aşağıdan!
Tutuklu Öğrenciler İçin Boğaziçi'nde Ders Başı - ETHA
Dink Cinayeti Soruşturmasında ‘Gizlilik’ Israrı - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Hrant'a Mektup Var! - Enes ÇALLI - Radikal Blog
Kürdün Cam Kırıkları - Özgür AMED - Ajans Amed
orada varsın ya, en azından buradan koruyorum seni. - bettydir - Yasemin Çayı
Savaş ve Barış - Ahmet ORAL - Muş E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Li Pey Her Mirînekê Çend Gotin û Bîranîne - Ferzan ŞER - Agos-Şapgir
Mehmed Uzun'a Özür Borçlu Olmak! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
20. Yüzyıl'ın Büyük Tarihçisi Hobsbawm’ın Ardından - Serdal BAHÇE - Birgün
Bize Bir Atatürk Lazım - Ahmet ALTAN - Taraf
Özal ve Çiller: Bir Dönemin Hesabı Mı? - Özge MUMCU - T24
Jurgen Habermas ve Dialog! - Taner ADAY - Muhalefet
"Komünizm" Kelimesinin Anlam ve Kullanımları Üzerine İkinci Uluslararası Toplantı, S. 9-10. - Alan BADIOU - Metis Kitap
Travestileşen Destanlar - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Söz, Zeka ve Yürekten Öte - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Yazılmamış - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Ya KESK Kalacak Ya Da Kapıkulluğu... - Zeynel Abidin KAPLAN - Sendika
"Kıdem Tazminatı Fonu" Güvencesiz ve Geleceksiz Çalışmadır. Haklarımızın Gaspedilmesine İzin Vermeyelim. - İvme Dergisi
RedHack: Mücadelemiz Sadece Kodlarla Değil, Aranızdayız - Maxime AZADİ - ANF
Eugene Schoulgin Röportajı - Hamza AKTAN - İMC
Karşı Devrim Kendi Çocuklarını Yiyor - Ahmet ŞIK - Habervesaire
Sayın Medya Şimdi Bu Başlıktan Ne Anlayalım? - Serpil İLGÜN - Evrensel
Gazeteler Başkalarını Suçladıkları Korsanlığın Alasını Önce Kendileri Yapmaktan Vaz Geçsinler - Barış ENGİN - Turnusol
Kamuoyu Araştırmaları ve Kasteciler - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Çok Çocuk Yapmak - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu

roadside.picnic Resmi Facebook Sayfası
roadside.picnic Güncesi via Blogger
roadside.picnic Bandcamp Sayfası
roadside.picnic - Rigor Mortis üzerine - Yiğit A. - 13Melek
roadside.picnic - Rigor Mortis Albüm Röportajı via Hiphoplife Türkiye
roadside.picnic - Soru-Cevap via Bant Magazine
music for non-musicians Güncesi via Blogger
Can Official / Spoon Records
Can Live At Peel Sessions
Hood Official
Hood: Announce Recollected A 6 Cd Box Set via Domino Recording Co. Ltd.
Sixtoo Official
Sixtoo / Prison Garde - Système Hermès Vol. 1 via Sonic Router
Amon Tobin Official
Amon Tobin - 'ISAM' - Full Album With Track-by-Track Commentary From Amon Tobin via Soundcloud
Clouddead Official via Mush
Clouddead vs. Popular Hip-Hop via We Fear Exchange

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel therapy play: "comedy and tragedy"* march 2012 by stefan krikl
stefan krikl's flickr page

>>>>>Poemé
Yol Yorgunu - Arif DAMAR

Bana bir türkü öğretsen
Ayın aydınlığında söylesem
Gecenin karanlığında söylesem
Yağmur yağınca söylesem
Toprak uyanınca söylesem
Bana bir türkü öğretsen

Bana bir türkü öğretsen
Beraber olunca söylesem
Ayrı kalınca söylesem
Seni unutunca söylesem

Bana bir türkü öğretsen
Geldiğim yerlere er geç dönebilsem
Sevebilsem her şeyi yeniden sensiz
Sensiz vazgeçebilsem
Gece demesem gündüz demesem
Kimseleri dinlemesem
Hem yürüsem hem söylesem
Hem söylesem hem yürüsem

Kaynakça: Antoloji

No comments: