Sunday, October 28, 2012

Deuss Ex Machina # 422 - seslendirmeler: tasviri kelamın özü duy[g]usaldır!

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_422_--_seslendirmeler: tasviri kelamın özü duy[g]usaldır

22 Ekim 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
x1-Grzegorz Bojanek - Remaining Sounds Part 1 (Dynamophone Records)
x2-Grzegorz Bojanek - Remaining Sounds Part 2 (Dynamophone Records)
x3-Tim Hecker & Daniel Lopatin - Ritual For Consumption (Software Records)
x4-Tim Hecker & Daniel Lopatin - Vaccination (For Thomas Mann) (Software Records)
x5-Rene Hell - Qi (NNA Tapes)
x6-Rene Hell - Meta Concrete (NNA Tapes)
x7-Grischa Lichtenberger - Ssfl (Raster-Noton)
x8-Grischa Lichtenberger - 1011 11104 V Re 61011s1b (Raster-Noton)
x9-Anne-James Chaton & Andy Moor - Inbound Outbound-Metro (Unsounds)
x10-Anne-James Chaton & Andy Moor - Not Guilty (Unsounds)
x11-Vatican Shadow - Encryption Nets (Hospital Productions)
x12-Vatican Shadow - The Hamburg Cell Was Born In Chechnya (Hospital Productions)

seslendirmeler: tasviri kelamın özü duy[g]usaldır!
(422)

simyası çoktandır bozulduğundan sapsarıya kesmiş demirlerinin göründüğü, griliğinin afakı sarmayı, sarsmayı mütemadiyen sürdürdüğü betonarme yapılar ile çerçevelenmiş herhangi koşul aranmasına gereksinim dahi duyulmaksızın bedbinliği enikonu meydana çıkartan bir kara parçasındayız. düzeneği teferruatı v bir kenara atılamayacak hakikatlerin sağırlığına handiyse günden güne yine yeni yeniden alıştırılma konusuna dair çıkarsamaları mümkün kılacak bir yekpareliğin mabadındayız. seslenişleri önemsizlik derecesinin altına mıhlatan, duyumsatılması gerekenleri şimdi işimiz var ile yeri mi şimdilerle geçiştirmek aralığına mahpus kıldırmaya debelenenlerin sahnelemelerine fon olan beton orman. beton ormanımız. içinde kalakaldığımız. durmadan anlatmak için yola çıkılsa da her defasında aynı şeyleri söylüyormuş aynı şeyleri işitiyormuşuz intibasını kuvvetlendiren bir döngünün has sahası. kurgu veya değil atfedilenlere kayıtsızlık belirli bir eşiği geçtikten sonra ne bir öncesi ne de bir sonrasında karşılaşacaklarımızın her ne olduğunu anlamlandırmak konusunda bu kadar yabanıl kıldırıyorsa, içimizi çürütüyorsa o raddede bir kere daha düşünmeliyiz. o kısa anlarda bir kere daha şapkamızı alıp önümüze eğrisini doğrusunu tartmalıyız.

tartmalıyız da nerelerden, hangisinden başlayalım kararsızlığının taşıdığı yeni sorun yumaklarında boğuntuya gitmek boğulmadan yola devam edebilmek ne mümkün diye daha ilk şerhleri duyar gibiyiz. duyumsadığımız sağırlığın nedenlerin, nasılların peşine takılması gerekenlerin kafalarını kuma gömerek yola devam seçeneğini bunca cansiperane savunuşlarındaki kadüklüğe uyanmalarını beklemekteyiz. beklemek söz konusu olduğunda bütün erim v tanımlandırmaların etrafında ömrü hayatını sadece bir gün iyi bir şey olsunun peşine, umuda takanların, bel bağlayanların hemen her gün yeniden dizlerinin üzerine çökertilmesi, bugün de karavana yarına kader kısmet menziline lehimlenmesi, oraya sıkıştırılması halimizin her ne olduğunun gerçek aynalayıcısı olacaktır bu beton ormanda. nefessiz konulduğumuz griliğinin şirinlik muskası gibi sunumlandırılan bacaların, kan kırmızısı kiremetileriyle örüntülenmiş, gizlenmeye gayret edilen devletin şefkatli kollarının ne olduğunu halktan saklayan o yapılarının altında dönen dolapların; can pazarı olduğunu bilebilmek halen mümkünatların sınırlarında değilse suç hepimizin. suç her birimizin.

düşünmedikten sonra sorun yoktur diye kükreyedurmuştu zamanında başvezir. bilindik işaretleyici, hedef gösterici sorumluluk sahibi değil koyun sürüsünü tam da istediği gibi güdebilmek için değneğini elinde tutaduran bir beklentisizlik abidesi çoban edasıyla sürüsüne hamlede bulunurken onların her ne düşündüğünü önemsemeyen yoktur, yoktur menziline takılıp kalan bir çıkarsamanın karanlığının, kararlılığının karşısında suçu ona buna atması bir mesel değildir. önceliğimiz değildir. hepimiz o gayya kuyusu haline dönüştürüldükçe, yeni eklemeler, çıkartmalar gerçekleştirildikçe biteviye bir karanlığın tesisinin oldurulabilirliği üzerine yeni kelamlar eklemlendikçe durup ne oluyoruz sorgusuna girişmemiz gerekirken bayram şekerlerini afiyetle götürmemizin çelişkisidir burada aracısız olarak sunmak istediğimiz. içerisi dışarısı pek de farklı olmayan bir deryada o betonun kasvetinin bizahati yürekleri nasıl da sertleştirdiğini gebersinler bedduasının nasıl kolayca ağızdan halen çıkabildiğini duyumsamak, onu işitmenin götürdüğü yer doksan yıllık bilançonun sonuç kısmında biz adam olamamışız, biz birbirimizi anlamamışız kısmına tekabül etmektedir.

haddizatında başvezirin dönüp dolaşıp ha'bire yinelediği afedersiniz şudur, afedersiniz budurlarının, sorun yoktur hasbıhalinin hep bu istikametteki eğrelti davutluğunun, körleşmenin mütemadiyen sürümcemesiz devamlılığının simgeleyiciliğidir asıl yaralayıcı olan. evet bu toprakların yek, tek, bir hakimi vardır, o da budur, şudur. diğerlerinin ne gık demeye ne de laf sarf etmeye hakları vardır. ne de olsa öyle yenmesine müsammaha gösterdiğimiz o lokmaları elimizde tutmaktayız. gerekirse kontrol ayağıyla gerekirse doğrudan müdahale etmeye v hıyanetlerinizi sorgulamak konusundaki haklarımızı saklı tutarız, böyledir yerseniz artık diskurunun fecaatini gösteregelen bir bakışımdır duyumsatmak istediğimiz. görünen köyün artık uzak bir menzilden değil tam da yanı başımızda olduğunu simgeleştirendir bütün bu meram. hiddetin ucunu bir kez gösterdikten sonra gerisini layığıyla yerine getirecek, devamlılığını sağlayacak, artık değme emir erlerinin vazifesini gösteren hemen hiç gık demeyen hep olur diyen basınından, ekranına, sokağın selamlaştığımız öte yanına kadar herkesi bir kırmızı çizgilere uyanlar v uymayanlar olarak resmetme,  o aralıkta tutma çabasının götürdüğü noktanın her ne olduğu umarız şimdi daha anlaşılırdır umarız.

ümitvar olmayı duyumsama bir yana ne gelir ki elden en iyisi linç edelim gitsinciliğin milim ötesine arşınlanmayan bu devletlu temsili, bakışımının hepimizi cehennemin ortası denilen o menzile taşıdığını duyumsatabilmek, anlamlandırabilmek bu kadar zor mudur? halen düşünülemez midir nedir allasen? yargıların v yaftalamalar ile oluşturulan kroşelerin aparkatların havada uçuştuğu hiddetin merhalesinde her dönemecin bir sonraki felaketin boynumuza ilmik gibi dolandığı bu cenahta vicdana sıra gelecek midir? yahutta geriye bırakılmış, öyle betimlenmiş olanın  linçten geriye kalanın vicdan meselinin neresi olduğu konusu duyumsatılabilir mi? arta kalanlar, tanıklık edenler bu toprakların bitmek tükenmek bilmeyen kahırlarını çekip bir yandan da kapının dışına ötelenmek için, hemen hiç fırsat kaçırılmayan ötekileri olarak (biz kendimizi öyle varsaymasak da velev ki dediklerinden olalım!) resmedilmeye öyle anılmaya devam edilirken bu uğurda yeni çaba v hükmedişler betimlenirken insanlık nereyedir? insanlığın neresindeyizdir? kırk yedi gündür sürmeye devam eden açlık grevi dahilinde adı sanı duyulmayan, o dört soğuk cephenin kapsadığı, izole ettiği duvarlar arasında kalanlarla mı terk etmişizdir?

yoksa yoksa aylardır tetiğin ardında kimler olduğunu, vur emrini kimlerin verdiğini bile sorgulamaktan kaçınılan ha'bire zapturapt, ha'bire eziyetin bir başkasının reva olarak dayatıldığı roboski'nin acılarını kendi başlarına yaşamakla mecbur bırakılanlarının dünyalarının başlarına yıkıldığı günlerde mi unutmuşuzdur? kendi şartlandırılmışlıklarıyla beraber kesin hükümlerin daha ortalıkta fol yok yumurta yokken açık edildiği, propaganda ile birlikte kesin yargıların sunumlandırıldığı üvey evlatların toparlanması merhalesinde kim bilir kaçıncı eşiğin aşıldığı operasyonların grimsi hiddetinde mi unutup gidilmiştir? dilin ne olduğunu, ne manaya geldiğini tam olarak çözemeyenlerin otuz küsür yıldır sürdürdükleri türkçe konuş çok konuş bağlamının bugünün enikonu kendi dillerinden daha iyi bir türkçe "konuşma" derdini anlatma kısmına, asilimasyonuna mübalağasız sapasağlam ulaştırdığı, dönüştürdüğü dillerinden ayrıştırıldıkları anda mı terk edilmiştir? yekpareliğin handiyse milim kıpırdamaksızın o gün neydiyse sabrımızı test edenler bugün yine sabırımızı sınamaktalar garabetliğinde dün ırkçıların, menfaatine göre muhafazakarların bugünün kalantorları haline dönüşenlerin, ulusal solculuk gibi hilkatliğin bir başka evresini tutturarak yol alanların dillerine pelsenek ettikleri ulus devletin dinamitleyicileri olarak bellenmiş olan ötekilerin adları sayılmaya başlandığı zamanda mı terk edilmiştir?

haddizatında birbirleriyle ortak paydası olmayacakları birbirleriyle buluşturan bir x meselimiz var denildiğinde apar topar devreye giren aşılmaz "bütünlük v beraberlik" gerisi teferruattır baskıcılığının harcı karılıp karılıp kaşıklatılmasına yol verilmesinden bu yana aşıp, aşındırıp duran süreçte mi unutulmuştur. insanlık nerededir? kat'i tahayyüller, ucu bana dokunmasın gerisi kimin canını yakıyorsa kimin hayatını dar ediyorsa etsinden artık illallah demek vakti gelmemiş midir? ne bu kadar alık bir biçimde, sırasıyla sadece birer cümlecik ile anmaya çalıştıklarımızı halen mazur görülmesini, münferittir o münferittir canımlı cicimli, bayram gününün getirdiği latif şeker şaklatmalarında insanlığın lincini sonladıracak olan uyanış. farkındalılığın kendisine varış. varsa yoksa bedbinliğin müsebbibi olarak kansızlardan başlayıp bir dolu alaycıl, ironik bile olmasına gerek olmayan mide bulandırıcı sinkaf v fazlası ile birbirine iliştirilip durulan bu mabadda yankısı tez zamanda buldurulan bir iklimin daimiliğinde geriye o dediğimiz vicdan / insan / ahlak meselinden koskocaman bir hiçlik kalacak anlayabiliyor musunuz?

fakat, ama gibi zaruri bağlaçlarla yolunu kesiştirmeden ahkam kesenlerin bol keseden sallayıp, allayıp pullayıp duyumsattıklarının ilerisi gerisini bilmeyiz a demokrasi olmadığının farkındalılığına ulaşabilmeye daha kaç v ne kadar fırın ekmek yenilmesi lazımdır ki ayılabilsin. nedendir bilinmez bu cenahın bayram günlerinin, tatil rehavetinin ortalık yerinde hep bu sorular aklımıza takılır. öylesine kendisinden geçmişçesine sallamaları bir kenara terk ederek boşluktan değil aklımızın almadığından yinelemekteyizdir bütün bu vurgulamaları peyderpey. birbirinin peşi sıra. duyumsayıp, gördüğümüzün vakıa olarak tanımlandırılmasından da öte git gide fasarya hesabına indirgetilmesi, kekremsi bir yalan yanlışlığın sürekli olarak güncellenmesi karşısında düşüncenin özgürlüğüne, kimliklerden azade bir insanlığın seslendirilmesine bu toprakların onun bunun v şunun babasının malı olmadığı gibi, öyle adledip de hak iddiasıyla başkasına dünyayı dar etmesinin önünü alabilmeye daha kaç tatil günü vardır düşünülebilecek? her yerin sorunu kendi başlığı altında onlarca alt kol, yön v fazlasıyla donatılırken gelip görülmesi salık vereceğimiz insanlığın zapturapt altında can çekiştirilmesinin bir sonu gelebilecek midir? amed'i, colemerg'i, beşşebab'ı, afyon'u, deyr-zor'u, arakan'ı, halep'i, arakan'ı... bir yerin açık sahası, ötekisinin dışladıklarının toparlandığı toplanış alanları.

bir kısmında kimselerin görmek istemediklerinin hayata tutunma çabaları, öte yanda hayata tutunmanın her gün daha zorunlu bir mücadeleyi gerektirdiğini ikiletmeksizin sunan açık seçik seçilebilen kan istismarcıları, hınç bekçileri, cehennem zebanilerinin varlıkları. dedik ya tembel tenekeliğin güzide mekanı bayramlık günlerinde aklımız hep bir yerlerde, hep bir şekilde kayıp ettirilenlerde, kaybedilmesine çaba sarf edilenlerin imdisinde. yaşamak için karşılaştıklarımıza nasıl tepkimeler veriyoruz, nasıl verdik vereceğiz bütün meseller o sathın evre düzenek veyahutta aralığında saklı. düşünmeye bir kere daha var mısınız? insanlığın başlangıç noktasından bugüne sözümona ulaştığı muasırlık seviyesinin hangi körlüklerde tıkanarak can verdiğine şahitlik etmek kısmından daha hakkaniyetli bir çözümleme için çabalanımı düşlemek ütopik midir? daha zorda kalınacak hangi eşik vardır ki bu satranç tahtası gibi sürekli olarak insanın piyon olarak öne sürülmesi, heder, linç v daha çoğuna karşı dur imi, yeter çığlığı anlaşılabilsin!.. hafıza dışarıdan tüm baskı altına almalara, müdanasız v mübalağasız tahrifine uğraşılmasına, yolunun kesiştirilmesine engellere, açmazlara bir dolu yanılgı v yanılsamanın özünde derlenip, toparlanıp aynı sade suya tirit çıkarsamalara yüz göz edilmesine karşın halen önemini muhafaza eden, tepkimelerimizi şekillendirebilmemize olanak sağlayan bir kurgu odağıdır.

bir sakız jelatininin plastiğinden çıkan maniler gibi kesit, tekil doğrudan mürekkep, illa olacak bu da tutacak beklentisiyle bir iki daha fazla hışmı öne sürülenlerin ayırdına varıp, ardılına bakabilmeyi söz konusu eden  tecrübe haline dönüştüren bir tümleç, toparlayıcıdır. derlenenler bunca çırılçıplak ucubeliklerle donatılarak bireysel olanın önüne anlı şanlı, içten içe küflü kurumsal mukaddesatçılığın beraberinde getirdiklerini bir şekilde anlayıp, anlamlandırıp çözümleyebilmeyi mümkün kılan bir odaktır hafıza. unutturulanların peyderpey bu limandaki çoğunluğunu göz önüne getirdiğimizde belirgin bir biçimde hafıza sınırı altına alınanların, kayıt haline dönüştürülenlerin, bireyselleştirilen, yakın bulunan edim v sorguların önemliliğini bir kere daha yad ettirmesi mümkündür. halen olasıdır. eleştiri olgusunun hazımsızlıkla dolamabçsız net bir şekilde tam teşekküllü sürdürülmesi, en azından boşa çıkartılması için çaba sarf edenlerin muktedirliğinde insani olanların her ne olduğu bahsini yeniden tanımlandıracak olandır hafıza. unutturma çölünün en mazbut denekleri olarak her günümüzün bir başka aşılmazlık ile çevrelendiği bu cenahta hey durun ben daha yitmedim, ben daha sözün kıymetini tüketmedim demenin başlangıcıdır, temelleyicilerindendir işte o hafıza.

görülmemesine el birliğiyle çabalanılanlar her ne kadar çoğaltılırsa çoğaltılsın, alıntı yapılamaz diye şerhler konulursa konulsun, devletin belirli kademelerince biz o sınayışları aştık diye seslendiriledurulsun biteviye o kısır döngünün çemberini, algısı v sınırlandırılmışlığını aşmamıza neden teşkil edecek olandır hafıza. korkmadan, çekinmeden dillendirilebilenler için, direnebilenler için hayatı savunmanın bir başka evresi, karşılığıdır hafıza. hangi şart altında olursa olsun duyumsadığınız, gördüğünüz yaşamak zorunda v zorunluluğunda bırakıldığımız iki yanlış var onlardan bir tane doğruyu tercih et diye dayatımların sergilenebildiği, evet halen yapılabildiği iş bu çerçevenin dahilinde hafıza kadrajın dışına öteleneni görebilmektir. kadrajın dışında tutulmasına çabalanılanların menfurluğunu ibret vesikalığını ispatlayandır. sözün tükenmesi bahsinde aportta bekleyenlerin yakışıksız savlarının her ne olduğunu v neyi amaçladığını belirginleştirecek olandır hafıza. ona eklenmiş, biriktirilmiş olanlar tümden biz mekanikleştikçe, her duruma aynı tepkimeyi veren, verebilecek hale dönen, dönüştürülen personanın hallerini ortaya serecektir.

biz size unutmanız için tüm şartları seferber ediyoruz. allem edip, kallem edip işi yokuşa, mevzuyu dağın ardına, meramı yerin dibine sokuyoruz. buna mukabil hala cendereyi, inadınızı aşamıyoruz diye devam eden o muktedir algısına karşı geliştirilebilen yegane seslenişi tekrardan kayıt altına almak elzemdir. #unutursakkalbimizkurusun. eninde sonunda duyarsızlaştırılıp ona (unutmaya) bağışıklık kazandırıldıkça öne sürülen kurgulamalarda memleketten haberdar kılındığını varsayanlarla bu eğreltiliği hiç gocunmadan savunabilenler için buradan öte köy olmadığının tastamam bir seferde anlaşılabilirliğini sağlayandır. oradan öte yol olmadığının bilindikliğine bir çabalanım v ortak amentüsünün yinelenişidir. unutulması adına nadasa terk edilmeyecekleri gösteregelendir. hafıza unutmaya her şart v koşulda teşvik edildikçe ne dicle anter'in açlık grevine karşı duyarlılığı irdelenebilir ne de günün getirdiklerinde her gün ölüm-yaşam arasındaki o ince doğrunun bir o yana bir bu yanında savrulanların derdi anlaşılabilir. pat küt başvezirin komutlarının doğrultusunda yargıya bunlar bunlar diye hedef gösterilen, soruşturma tahkikat onlar yetmez çatal dilli sesleniş v münferit ama bir o kadar da duyarlılık sergilemelerine içten içe sevinilenlerin, bunu sergilemekten kaçınmayanların linç girişimlerine maruz bırakılan barış v demokrasi partisi, destekçisi vd. halkın demokrasi partisi düşüncesinin etrafında yol almaya çalışanların neleri dert edindikleri okunabilir. halen bu yapılabilir.

dimağ o engellemelerle şekli şemali oturtulmuş yanılsamalara teslim edildikçe işin doğrusu o değilmiş de meğerse buymuş kısmı, hep karaltıda; hep gözün ötesinde sabitlenebilir. aklın öte yanında toparlandıkça doğru olanlar, erkin tahayyül ettiği doğru seslendirmelerinin her nasıl kıvamının tutturulduğunu görece özgürlük kısmının kocaman bir yalandan mürekkep olduğunu yineletecek, ispatlayacaktır. ispatına girişilen özgürlük mevhumunun hangi arada, hangi derede kaşla göz menzilinde usturuplu usturuplu bir suskunlaştırmaya evrildiğinin okumasını sağlayacaktır. doğrudur alışılıp sıklıkla tekrar edilebilecek, kulak kapatılıp, göz perdelenip bir özgürlükten dem vurulabilecek. taa ki diyarbakır cezaevi dünü v bugünüyle bilininceye kadar. ana babadan öğrenilen kelamın dilin okul dediğimiz o tektipleştirme merkezlerinden ilki olanda dakika bir kenara ayrıştırılıp, ana dile hükmedişin istikrarlı dayatımını göz ardı ederseniz, kim olduğunuzun, kimlerden olduğunuzun ne kadar insani, vicdani, ahlaki duruş v tepkilerden her an ayrışarak, sen bunlardansız onun için bölücüsün, bunun için hainsin seslendirişine tanık olana kadar. şahit olunana kadar sürecek bir özgürlük.

herkesle kucaklaşılmış herkes kapsanmış gibi veya bu "miş" oyununda daima saf dışı tutulacak bir avuç ermeni, bir kaç rum, bir mahalle ezidi ya da mezra büyüklüğünü aşamayan nüfüsla bir avuç süryani olana, söylenenlere her defasında kulağınızı tıkayıpta sıranın dahilinde edepli edepli, uyumlu bir vatandaş olmayı becerirseniz sessiz, sebatkar özgürlük diye bir problem olmayacaktır. atfedilmeyecektir. gözünüz, gönlünüz kepenk indirince sorun yoktur. olmamıştır!. oldurulmayacaktır da!. görmekten bu kadar itinayla uzaklaşılırken doğrusu o değil budur diye belirginleştirme hamlesine rağmen gelişigüzel gerçekleştirilen her hamle yığıntısı değil adını adını bir kere daha analım linçtir. hınçtan apartılan şiddetin dozu sürekli güncellenen eşik bırakmayan bir zapturap deneyimlemesinin karşılığına daha net oturtabileceğimiz, bir tanımlayıcı edim yoktur. belki de olmayacaktır. yorum farkları, çeşitliliğini bir kenara terk ettikten sonra sırasıyla giderek daha sertleşen, sessizleştirilen bir iklimin kendisi dört harfte saklıdır. bu dört harfte özetleyiş toparlanabilecektir. birbirimizin yarasına merhem olabilmeyi, birbirimizde olan biten fenalıklardan sonra el verip yola çıkabilmeyi mümkünatsız kılan, neler çektiğimizi her defasında kanla, gözyaşıyla ispat ettirmeyi amaç edinen bir mesel olan linç. ne kadar seviyorsunuz, ne kadar uyumlusunuz, bu ülkenin ekmeğini yiyip bölücülük yapıyor musunuz.

tohumunuza para mı saydık, sürün gitsinler.. kökünüzü kurutacağız söylencelikleri laf-ı güzaf olsun koyver gitsin diye değil her açmazda kimlerdensin, evet öcüsün! karşılaştırmalarının öncüsü, olan linç kavramı. duyumsanmayan, önemsenmeyen nedendir sorusuna hemen hiç denk getirilmeyen çıkarımların taca çıkartılıp yeknesak nefret-i hicaz makamında terennümlerin seslendirildiği bir cenahta hezimetler, yıkıntılarımız çoğalmaktadır. yıkım ehvenin kıyısından geçmeksizin serpilip büyütülmeye devam edilen linç ikliminin getirdiği hezimetin belirgin bir aynalayıcısı tümleticisidir. bu kadar. korkuyu dağ gibi yükseltirken erkin yapıp ettiklerinin "hesap sorulmazlığı" daimi kılınan, düşünselliği gereksiz olarak tanımlandıran, bir gayretkeşlikten mürekkep olunduğunu da yinelemekte faide vardır. güzel ölümlerle, ehvenin şerri olsalar da başımızda çobanımız var hala! hala'ya şükürlerle, fasaryadan gündemler, her dem taze taze (bayat!) hamasi nutuklar, gözyaşının tez kurumasını, akan kanın durmasını, derinlemesine nüfuz etmiş ırkçılığın sonunu, hunharca vicdanı tahrif etmenin önünü alamayacak olanı tanımlandıran topyekün yıkıma taşıyacaktır? farkında mıyız allasen! yoksa hayalini bile kurmadığımız, o zibilyon metrekarelik yaşam sahasında güllük gülistanlık bir yaşam vaat ede duran, bunu parlatıp sunan reklamdaki müteahitin canhıraş veçhesiyle "tarih hayal kuranları değil boş bulduğu son nefeslik alanları da betonarme ile donatabilecek, 320.000 ağacın katili olmayı becerebilecek, bu yıkımı, yağmayı! yapıp edenlerin, alkışlanacağı, hatırda tutulacağı bir garabetlik midir?" hala öylesi midir... yerin dibine batmış bir dünyaya ağıttır! "herkes biliyor ama kimse konuşamıyor. bizi çürüten bir bilmezliğin içinde tutarak suç ortaklarına çevirmek istiyorlar.." j.p.sartre

>>>>>Bildirgeç
Sonsuzun Bir Öncesi, Korkunun Ötesi - Önder ÖZDEN - Sendika.org

Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarını tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır (Bakara Suresi).

Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah'tan korkun, bana da itaat edin (Ali İmran Suresi)

Görünür olmayanın nazarın ufkuna girebilmesi, sayılabilir olmayanın hesap edilebilirliğe kavuşması, kimliksizin kimlik kazanması siyasal-toplumsal uzamın belirli bir işlem üzerinden inşa edilmesine bağlıdır. Tedirgin edici yığın sonsuz istek ve arzusuyla her türlü kuruluş olasılığını iptal eder. Kuruluşun ve dirliğin gerçekleşmesi sınırsızın sınırlandırılması, çevrelenmesi, hatlarının netleştirilmesiyle mümkündür. Görüş alanının dışındaki belirsiz görüntünün, ele avuca gelmez yığının belirli bir görüntü ve form kazanması, siyasallığın/toplumsallığın kurulmasıyla ilintilidir. Kuruluş ise bir işlemciye/aracıya ihtiyaç duyar.

İşleme müsait kitlenin, belirli bir şekle bürünerek amorf olmaktan çıkanın, işlem öncesi hali herhangi bir kuruluşa/düzene imkân tanımaz. Kuruluşun/düzenin mümkünlüğü belirsizliğin belirliliğe kavuşabilmesinde yatar. Belirli bir işlemden geçip kurulmuş olan ise aydınlıkla malulken, düzenin ötesinde gecenin korkutucu sesi hâkimdir. Cadıların, baykuşların, bil cümle bilinmezliğin diyarıdır ötede kalan. Haykırışları, kurulu olanının tarafında duyulsa da, sorunsuzca sindirilinceye/içerilinceye kadar dışarıda tutulacaktır.

Hem kuruluş öncesi hem de kurulu olanın ötesinde kalan ancak sınırlandırıldığı ölçüde kabul edilebilirliğe kavuşur. Beride kalan, henüz şekle girmeyen ürkütücülüğü ile ancak belirli bir forma, etikete, kimliğe kavuşabildiği ölçüde içerimlernir. Öncelikle kabul edilebirliğe kavuşması gerekir ki bu ancak belirli bir işlemcinin varlığında mümkün olur. Bu işlemci korkudur.

Korku, kurucudur. Kimliksizlikle, sonsuzlukla malul yığının kimlik ve sonluluk edinmesini sağlayan dolayımlayıcıdır. Sonsuzluktan sonluluğa, kimliksizlikten kimlikliğe geçişe aracılık edendir; sonsuzluktan sonluluk, kimliksizden kimlik yaratandır. Korku siyasal-toplumsal uzamın kurucu unsurudur.

Korkunun kuruculuğuna dair önemli vurgu Thomas Hobbes’un Leviathan adlı yapıtında bulunur. Hobbes’un “hepsinden kötüsü, hep şiddetli ölüm korkusu ve tehlikesi var” dediği ve “insan hayatı yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısa” sürdüğü varsayımıyla ortaya koyduğu doğa durumu, yukarda bahse konu edilen kimliksizlik, sayılamazlık ve sonsuzluk halidir. Kaotikliğiyle herhangi bir sabitliğe izin vermeyen, bu anlamıyla düzenin kuruluşuna meydan vermeyendir doğa hali. “Bir”liğe ulaşabilmek için o kimliksizliğin ve sınırsızlığın asimile edilmesi gerekir. Hobbes’un kuramsal müdahalesi öncelikle doğa durumundan düzene geçişte zorunlu bir işlemin gerekliliğinedir: sınırsızın sınıra, kimliksizin kimliğe kavuşması - ancak bu işlem dolayımsız geçekleşmez. Doğa durumunu düzene bağlayan hat ancak korkunun mabedinden geçerek hayat bulur. Korku düzenin gerekliliğini ve arzuyu terk edişin “haklı” gerekçesini sunar, insan çoğulluğunu “bir”e, devlete-Leviathan’a bağlar. Korku, Hobbes’un anlatısı içinde, taşkın insan arzusunu dizginlemenin ve böylelikle düzen kurabilmenin dolayımlayıcısı olur. Burada korku hayatın anti-tezidir. Sınırsız akan hayatı dizginlemenin, onu hapsetmenin aracıdır ve vazgeçilmezdir. Korkunun namevcudiyetinde düzen mümkün değildir.

Aldanacaksan sevgilerinde, sâf sevgilerinde/İnsanların yalancı gurularına…/Kalacaksan parlak sözlerin etkisinde,/Kelimelerinle onlara kapılacaksan,/Yaşama! (Özdemir Asaf). Korku, tam da, sevgilere, gurulara, parlak sözlere kanmamayı garanti altına alandır. O kırılmamayı, hayatın doludizgin akışında yaralanmamayı size temin edendir. Yalanlara, parıltılı sözlere kapılmamayı ve de bunlara gerek bırakmayacak bir uzamı inşa edendir. Sözü gereksizleştirendir. Korku, bir anlamıyla hayatı gereksizleştiren ve onu “bir”e tabi kılandır. Oysa hayat, yani o sınırsız ve kimliksiz çoğulluk – arzu, yalanlarla, ama bir o kadar da sevgiyle, gurularla ama bir o kadar da mürşitlerle birlikte vardır.

Hayat ise, korkudan bir öncedir, “bir”in dayattığı sonsuzdan bir öncedir: nedir sonsuzdan bir önceki sayının adı/diyelim sonsuz eksi bir/sonsuz eksi bir/hayatın adıdır bu/gece bütün şablonuyla/geldi üzerimize/ormanlar taş kesilip kömüre durdular/ve petrole kesti planktonların hepsi/gazyağı tunç duman/ne kadar sürdü ki ateşin yengisi/bir türlü yeterince yaşanamayan/sonsuz eksi bir (Turgut Uyar). Korku düzeni ve “bir”i dayatır; hayatı belirli bir sınırlılıkla malul kılarak sunar. Oysa hayat çoğulluğu, sınırsızlığı ve kimliksizliğiyle “bir”den öncedir; düzenin öne sürdüğü sonsuzdan da öncedir; kozmozdan önceki kaostur.

Korku düzeni dayatarak, hayata ancak “bir”in araladığı kapıdan geçmek koşuluyla izin verir. Korkunun hedefinde itaat vardır. Sonsuzdan bir eksi olan, korkunun aracılığı ile düzene ancak arzu ve çokluğu, yani siyasallığını bıraktığında, bağlanabilir. Korkunun işaret ettiği hayatın bağrında taşıdığı siyasallıktır. Düzenin varoluşunun, korku üzerinden, imlediği siyasallığın yokluğudur. Korku siyasallığın ilgasını gerçekleştirdiğinde işlevsel olabilir ki yukarıda korkunun dolayımsallığı ile vurgulanmak istenen de budur. Toplumsal-siyasal uzamın kuruluşunun öncesi, sonsuzdan bir öncesi, bitimsiz arzu ile yüklüdür - bitimsiz bir siyasallık taşır bağrında. Bütün konumların, bütün payların sınırsızca sorgulanmaya açıldığı; her türlü kimliğin akışkan halde bulunduğu bu durum, Thomas Hobbes’un deyimiyle doğa durumu, düzeni, “bir”in sultasını tehdit eder. O nedenle sınırlandırılması ve korkulması gerekendir.

Korku bir yandan düzeni kurarken kurulu olan ise “korkma”dan edemez, korkuya ihtiyaç duyar, onu besler. Şimdilerde korku söyleminin hortlamasının gerisinde, çoğullaşan, farklılaşan, eyleyen talep eden, soran sorgulayan ve yıkma arzusu ve umuduyla dolup taşan hayatın korkusu bulunmaktadır. Sınırsız yıkıcılığı ama yaratıcılığıyla korkunun sağladığı ve sürekliliğini garanti almaya çalıştığı o “bir” e karşı barbarların akını bulunmaktadır. Verili olanı sorgulamaya açana karşı hortlayan, onu bilinemezlikle yüklü kılan korkudur: tam da bu nedenle siyasal hak peşindeki Aleviler, Kürtler, Eşcinseller … gündelik hayatın dışında, karanlığın diliyle ancak kendilerine yer bulurlar, korkulması gerekenler olarak kodlanırlar. Siyasal varoluşlarından arındırılarak korku nesneleri olarak nitelendirilirler. Korku ancak sabitler, sınırlandırır oysa siyasal talepler ve arzu hep onun ötesindedir, korkunun çizdiği sonsuzun öncesinde düzeni yeniden ve yeniden kurulmaya zorlayandır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar v okumalar. Çoğunlukla bakarak, görerek anlamaya, anlamlandırmaya nail olunan bir zaman diliminde kelimelerin sunduklarıyla yaşadığımız günceyi tanımlayabilmek başımıza gelenlerin ötesine vakıf olabilmek için halen önemli bir şansıtır. Her ne kadar aynı sözcükleri defaatle kullansak da birbiri üzerine tahakküm kurmadan o söz dağarcığı dahilinde belirgin olmayana dair okumalar gerçekleştirilebilir. Bazı durumlarda gözümüzün önünde tutulur o sıkıntı duyduklarımız, çabalanmak gereklidir böylesi için. Sendika.org sitesinde Önder Özden imzasıyla yayınlanan Sonsuzun Bir Öncesi, Korkunun Ötesi makale bu bağlamda değerlendirilmesi gereken tamamlayıcı bir okumadır. Kelamın içeriği derinleştilebildikçe bir sığlıktan ötesine çıkış mümkün olacaktır. Önder ÖZDEN v Sendika.org sitelerinin anlayışlarına sığınarak bu okunsalı sitemize alıntılıyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Avrupa Birliği - 2012 İlerleme Raporu - European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Sonsuzun Bir Öncesi, Korkunun Ötesi - Önder ÖZDEN - Sendika.org
Ölüm Orucu - Notlar - Ulus BAKER - Birikim
Ahlaklı Devlet… - T. Özgür YILDIZ - Korsan Dergi
Açlık Grevindeki Tutsaklar ile İlgili Avukat Raporu - Gulistan Gulê DEPÊ - Ajans Amed
Yağmurun Değil, Kürtlerin Elleri - Sarphan UZUNOĞLU - Radikal Blog
Açlık Grevleri Güzel Söz Değil, Politik Adım İster - Ali TOPUZ - Utay
'Güzel Ölüm'ler Yaklaşırken - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Bedenini Ölüme Yatırmak - Şeyhmus DİKEN - Yüksekova Haber
Kürkçü: Cezaevlerindeki Sese Güç Katalım - Ertuğrul KÜRKÇÜ Resmi Sitesi
'Ölüm Değil Çözüm İstiyoruz' #Redhack - Youtube
‘Ölüm Değil, Çözüm İstiyoruz’ - Agos
'Sizin Alçak Manşetleriniz 'Hayata Dönüş' Katliamını Getirdi' - Emek Dünyası
Sezgin Tanrıkulu - Silahlar Nasıl Susacak Serisi - Türey KÖSE - Cumhuriyet
Ölüm Orucundaki Beden Neler Yaşar? - Seyid FIRAT - Bianet
Üstündağ: Ölümler Başladığında Bu Makası Kapatmak Zor - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Ölümler Engellenemezse Vebali Hepimizin - Evrensel
Guardian: Hükümet Açlık Grevlerine Kayıtsız - Sol Defter
Gel De Yaşa... - Özgür AMED - Yüksekova Haber
'Çocuğum Açken, Ben Nasıl Sofra Kurarım?' - Ali Barış KURT - ANF
Mazlum Tekdağ'dan Kışanak'a Ölme Kararlılığı Mektubu - Kürdistan Post
İsmail, Biz Yaşıyor Muyuz? - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Ne Zaman Ki Barış Ola, Bayram O Bayram Ola - A. Hicri İZGÖREN - Yeni Özgür Politika
İçeriden Dışarıya Kararlılık - İshak KARAKAŞ - Özgür Gündem
Erdoğan ve Açlık Grevi - Ahmet ALTAN - Taraf - DYH
'Hükümeti Uyarıyoruz' - Etkin Haber Ajansı
Dışarıdan Dışarıya Mektup: ''Okuyan İncinmesin...'' - N. Gün UZUN - Bianet
Yetim ile Kılıksız - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
29 Yıllık 12 Eylül Tutuklusu Öztürk'ten Mektup Var - Muzaffer ÖZTÜRK - Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevi - Etkin Haber Ajansı
Lûtfedilmiş Hakikatler, Faili Malum Cinayetler - Işıl KURNAZ - Bianet
Sakine Toraman: Acıların Zaman Aşımı Olur Mu! - Etkin Haber Ajansı
Daha Ne Kadar Seyredecekler? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Kürdün Yaktığı Ağıtla Ülke Isınır Mı? - Berxwedan YARUK - Bianet
‘Kürt Temsilinin Gerçekten Aktarılabilmesi İçin ‘Sahici’ Olması Gerektiğini Düşünüyorum’ - Nesrin AKSU - Okuryazar.tv
Baskılar Konusunda Kendi Kendisiyle Yarışan Ülke - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
Demirtaş: Meclis'e KPSS'yle Girmedik! - Osman OĞUZ - Red Dergisi / Kadraja Girmeyen
BDP Bölücülüğün Daniskasıdır! - İnternet Haber
Mehmet Bekaroğlu: 'Ülke Bölündü, Geçmiş Olsun Arkadaşlar' - Gündem Müzakere - İMC
'Halklar Demokrasi ve Özgürlük İçin Direniyor' - Emek Dünyası
Bir Millet Hizaya Sokuluyor - Selçuk CANDANSAYAR - Birgün
Van Depreminin 1. Yılında Enkazın Altındaki Halk... - Muhalefet
'Hükümet ve Genelkurmay Uludere'yi Karartmak İçin Dayanışma İçinde' - soL
Roboski’nin Şiirini Yazmaya Teşebbüs Etmekten... - Demiray ORAL - Taraf - DYH
Kitle Seferberliği Aracı Olarak Milliyetçilik - İsmail Güney YILMAZ - Sendika.org
Medyada Nefret Söylemi İzleme Raporu - Mayıs-Ağustos 2012 - Hrant Dink Vakfı
Devlete Karşı İşlenen Suçların Yargılanması - Başka Haber
‘Gazeteci Temel ve Arkadaşları Her An Ölebilir’ - ANF
'Öldürülmediğimiz İçin Teşekkür Mü Edelim?' - Taraf / Gazeteciler
Erdoğan'ın Avukatı: Basına Açtığımız Davalar Etkili Oldu, Basının Dili Değişti - T24
"Turkey's #PressFreedom Crisis." - Infographic - Committee To Protect Journalists
Erdogan’s Turkey Is Number One In Jailing Journalists - Selcan HACAOĞLU - Bloomberg
CPJ: Muhalefetin Suç Sayıldığı Karanlık Günler - BBC Türkçe
Ezidilik'le İlgili Sözlere Tepki - İMC
Oradaki Zerdüştler Buradaki Zerdüştler - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
Tayyip Erdoğan’dan Bayram Çikolatası - Aydın ENGİN - T24
Başbakan Nefret Suçu İşlemeye Devam Ediyor - Kemal BÜLBÜL - Özgür Gündem
Başbakan’dan Çok Ama Çok Önemli Bir Açıklama - Melih PEKDEMİR - Birgün
İleri Demokrasi 900 Yıl Sonra Ömer Hayyam'ı Yargılıyor ! - Kontiki - Milliyet Blog
İfade Özgürlüğünün Yol Haritası - Fikret İLKİZ - Bianet
Kitapsız Muhafazarlık ve İslam Ahlakı - Ayhan BİLGEN - Emek Dünyası
Sendika.Org'da Suriye Dosyaları - Sendika.org
ABD Başkanlık Seçimleri, Ortadoğu ve Türkiye - Emin NERGÜZ - Özgür Medya
Who Owns The World? Noam Chomsky On U.S.-Fueled Dangers, From Climate Change to Nuclear Weapons - Democracy Now
İsrail: Necef'te Etnik Temizlik - Ben WHITE - Al Jazeera / Fatih Gökhan DİLER - Agos ŞapGir
Liberal Gazeteciliğin Çöküşü - David EDWARDS - Onur EREM - Birgün
Polis Kadıköy'de Sosyalist Basın Avında - Nor Zartonk
“Tasarıda Belirsizlikler Var” - Gazeteciler Konuşuyor - Rusya'nın Sesi
Sistem ‘Güvenliğinde’ Taciz, Tecavüz, Fuhuş… - ANF
Arif Dirlik’te Bugünkü Ulus-Devlet ve Bugünkü Çin…- Gün ZİLELİ - Gün Zileli Weblog
Kadir Sarıkaya ile İkinci Sohbet - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan Siyaset ve Tarih Yazıları
Sevag Seni Unutmayacağız - Nor Zartonk
“Milli” Tarih, “Milli” Çizgi Roman - Foti BENLİSOY - BENLİSOY Weblog
2013 Bütçesi Hem Dindar Hem Militarist - Turan ESER - Muhalefet
‘İnsaniyetimiz Kalkacak!’ - Ferhat KENTEL - Taraf - DYH
“Bana Balık Verme” veya Eleştirel Düşünce Kültürü - Saepenumero - Kamburum
Yok Taştan Serttir - Kemal BOZKURT - Radikal Blog
Maviye Yürüyen Adam - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
İz - Îlon DİLÎN - Ajans Amed
Şeytana Uydum, İyi Uyudum - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Neydi Bir Arada Tutan Şey İkimizi? - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
İlkokulda Dağıtılan Skandal Kitap: 'Einstein Pistir, Ermeniler Gerginlik Çıkarır, Freud Sapıkların Babasıdır' - Başka Haber
Tesadüf Aşk - Bülent USTA - Birgün
Açlık - Kenan TEKEŞ - BiaMag
Hesar, Hasankeyf ve Cegerxwîn - Mirhem YİĞİT - PolitikART
Şarkıdaki Şiir - Hilmi TEZGÖR - Açık Radyo


Grzegorz Bojanek Official
Grzegorz Bojanek - Remaining Sounds Critic By postrockcafe via A Closer Listen
Grzegorz Bojanek - Remaining Motionless Video via Youtube
Tim Hecker Official
Daniel Lopation Official
Tim Hecker & Daniel Lopatin - Instrumental Tourist Official Informative via Mexican Summer
Tim Hecker & Daniel Lopatin - Instrumental Tourist Review By Edward Sharp-PAUL via Faster Louder
Rene Hell Official
Rene Hell & Oneohtrix Point Never - Split EP Official Informative via NNA Tapes
Rene Hell & Oneohtrix Point Never - Split EP Critic By Neyland via Pitchfork
Grischa Lictenberger Official
Grischa Lictenberger Artist Page via Raster-Noton
Grischa Lictenberger - And IV (Inertia) Album Review via Headphone Commute
Anne-James Chaton Official
Andy Moor Informative via Wikipedia
Anne-James Chaton + Andy Moor - Transfer/4: Inbound/Outbound Official Informative via Unsounds
Anne-James Chaton + Andy Moor - Transfer/4: Inbound/Outbound Review via The Vital Weekly
Anne-James Chaton + Andy Moor - Live Performance via Youtube
Vatican Shadow / Dominick Fernow / Hospital Productions Official
Vatican Shadow - Ghosts Of Chechnya Album Critic By Andrew GOLDSPINK via LWE
Vatican Shadow - Live At Los Globos (05.05.2012) via Youtube

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
gel de yaşa # 47.gün via kofiakofo

>>>>>Poemé
   Uy Havar! - Ahmed ARİF

   Yangınlar,
   Kahpe fakları,
   Korku çığları
   Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
   Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
   Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! 
   Pusatsız, duldasız, üryan
   Bir cana bir de başa
   Seher vakti leylim - leylim
   Cellat nişangahlar aynasındasın.
   Oy sevmişem ben seni...

   Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
   He canım...
   Çiçekdağı kıtlık, kıran,
   Gül açmaz, çağla dökmez.
   Vurur alnım şakına
   Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
   Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
   Şahmurat Suyu kan akar
   Ve ben şairim.

   Namus işçisiyim yani
   Yürek işçisi.
   Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,       
   Ne salkım bir bakış
   Resmin çekeyim,
   Ne kınsız bir rüzgar
   Mısra dökeyim.
   Oy sevmişem ben seni...

   Ve sen daha demincek,
   Yıllar da geçse demincek,
   Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
   Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
   Yaran derine gitmiş,
   Fitil tutmaz, bilirim.
   Ama hesap dağlarladır,
   Umut, dağlarla.

   Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
   Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
   Düşün, olasılık, atom fiziği
   Ve bizi biz eden amansız sevda,
   Atıp bir kıyıya iki zamanı
   Yarının çocukları, gülleri için,
   Koymuş postasını,
   Görmüş restini.
   He canım,
   Sen getir üstünü.

   Uy havar!
   Muhammed, İsa aşkına,
   Yattığın ranza aşkına,
   Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!   
   Benim de boş yanım hançer yalımı
   Ve zulamda kan - ter içinde asi,
   He desem, koparacak dizginlerini
   Yediveren gül kardeşi bir arzu
   Oy sevmişem ben seni...

#İyiKiDoğdunGözüm.
Kaynakça: Şiir

No comments: