Sunday, November 04, 2012

Deuss Ex Machina # 423 - sese ehemmiyet göstermeyen kopan çığlığı kuru gürültü sanır!

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_423_--_sese ehemmiyet göstermeyen kopan çığlığı kuru gürültü sanır!

29 Ekim 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a1-Ricardo Donoso - Equivalence Of The Thirteen (Digitalis Recordings)
a2-Ricardo Donoso - Renunciation (Digitalis Recordings)
b1-Discoverer - Personal Clone (Digitalis Recordings)
b2-Discoverer - Memories (Digitalis Recordings)
c1-Maria Minerva - Heart Like A Microphone (Not Not Fun Records)
c2-Maria Minerva - Never Give Up (Not Not Fun Records)
d1-Kim Ki O - Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır Ha... (Enfant Terrible)
d2-Kim Ki O - Zorla, Zorlar (Enfant Terrible)
e1-Odesza - Today (Self Released)
e2-Odesza - I Play You Listen (Self Released)

sese ehemmiyet göstermeyen kopan çığlığı kuru gürültü sanır!
(423)

latif bir şeymiş gibi durmaksızın dile pelesenk edilerek güne dahil edilen bir iki de değil azalacağına çoğalan, çoğaltıldıkça yekpareleşen algının tam karşılığına denk düşürülebilecek bir tahayyül vesikasını tanımını meydana çıkartan tasvir odağı olarak değerlendirilebilecek kestirmeden bağlaçlardan birisidir: şov yapıyorlar. dur durak bilmeden laflara devam edildikçe, her duruma uygun bir kulp olarak takılabileceğine biat kanıksatıldıkça değme mizansenlerin değil süslenip, püslendikçe, ambalajı açılınca ortaya dökülecek rezaletlerin kamufle edilmesinin önünü alabilmek için sıklıkla başvurulagelen bir tanımlama şov yapıyorlar. her durumda onun bunun v şunun sorunlarına kulak kabartıyoruz biz yahu diye dillendirilirken erkçe, payandalarınca aslında sese ehemmiyet göstermeyenlerin, seslenişlere önem vermeyenlerin kopan çığlıkları kuru gürültü sanmaları üzerinden kısaca değinebileceğimiz bir özetleyiş hali dahilinde sürümcemesiz, sekmesiz kullanageldikleri bir tanımlandırıcı şov yapıyorlar. kendilerine göre işin doğrusunun neden mürekkep olup neleri kapsadığını onun ötesindeki tanımlandırma, dillendirme çabalarının topyekün bir kırmızı çizgi ihlali, kutsala hakaret olarak değerlendirildiği ahir zamanın içerisinde şov yapıyorlar kendi sığınaklı, korunaklılık hallerinin devamlılığında neleri kapsam dışında tutmaya devam ettiklerini istemeye istemeye gösteren bir veçhenin kendisidir. bizahati oldur.

kolay lokma görülerek dokuz sütuna manşetlenen, linç mangalarına ne haliniz varsa görün ama işin içerisinde bizim olduğumuzu çaktırmayın yollu göndermelerin, hedeflemelerin, söze söz katmaların yanı başında durmadan zihne takılan bu ülke bu kadar mıydı, bu ülke bu kadar sığı yaşayan bir mabad mıydı kısmının tamamlayıcısı olan bir edim haline indirgenebilecek bir terimdir: şov yapıyorlar. kast edilen, tapelerde, yazışmalarda, binbir hokkabazlıkla ortalık yerde sergilenen bunlar, şunlar suçlu, bi'tabii ki öyle olduklarından bunu v şunu yapmaya çekinmiyorlar. ama yemedik, böldürmeyeceğiz, kafamızı kırsalar da dinlemeyeceğiz, insanı yaradandan ötürü sevsek de bu zevzekleri sevmeyeceğizleri bir arada gösteren, tekmili birden ortaya koyan acınası bir vesikanın okunabilirliğinin ta kendisidir o şov yapıyorlar seslenişi. nasıl, neden sorgularını çoktandır kenara atmış bulunanların dillendirip, sunageldikleri alışılageldikleri yeniden ağız, burun, kulak tıkayarak, istiflemelerinin başkaca bir okuması söz konusu edilebilir midir?  kabadayılıklarının altında peyperdey linçci güruhların işlerinin kolaylayacaklarına emin olup, yol almalarının bunda pay sahipliliğini sakınmadan bir kere etrafınıza, çevrenize, çerçevenin kenarına baktığınızda hayatın hiç de atfedildiği kadar toz pembe olmadığının özetlenişi karşınıza çıkacaktır.

birbirlerine karşı demediklerini bırakmayanların, iş ötekisi olunca nasıl da el birliğiyle danaya girer gibi ortaklığa giriştiklerini, varsıllıklarını, hükümranlıklarını bu kemikleşmiş faşist tutum ile beraber ne var canım şov yapıyor hep aynı şeyi söyleyip duruyorlar manzumesinin altında koskocaman bir insanlığın katlinin söz konusu edilebilirliğinden bu kadar ırak durulması başkaca nasıl izah edilebilir ki? değinileri, atfedişleri, insanların tam da gırtlaklarına kadar tepelemesine zorlanmalarının, şartların hep alehyte kullanılmasının neticesinde nefes alacak bir alanın bile bırakılmadığı bu cenahta, gaz bombaları, biber gazları, ağır hakaretler, sinei coplar yetmez o kadarı falakalar, kameraların ışıkları kapansın bakalım el mi yaman bey mi yamanlar, az bile etmişizler, oh olsunlar, dibi kuruyasıcalar, kökleri kurutulasıcalar gibi nedamet getirip kim olduklarını açıklık boyutunda çekincesizce sergileyenlerin bir aradalığının nasıl da yatsıya kadar yanmayan mum kadar olduğunu bir kere daha kanıtlamaktadır. yalancıların mumu gözlerimizin önünde sönmekte bir kere daha! erk, payandalarının hep beraber kotardıkları ileri demokrasi şablonu içerisinde izleri silinenlerden sonra bir izleri silinecek daha bulunasıya kadar önümüze çıkartılan vesika, asacağız, keseceğiz kanımız ile boğacağız, öcümüzü alma, hıncımızı çıkartma şansımızı bu sefer kullanacağız yollu değinilerin kendisi "şov yapıyorlar" kısmının kimlerin elinde ne olduğunu, nasıl okunabileceğini bir kere daha zihine kazımaktadır.

gösterilip, sunumlandırılan ana akım haber bültenlerinden, boyalı basınına kadar mizansen değil hakikat diye tasvirine girişilen yegane şey anlaşılmazlıklarla donatıldıkça olmayan sorunların, varlığı bir türlü tespit edilemeyen atfedilemeyen kimliklerin, dillerin vesair pek çok şeyin karşısında devletin algısının, kırmızı çizgisinin yeniden tadiline girişilmesi, dönüştürülmesi karşımıza çıkmaktadır. ne de olsa beyimiz, başvezirimiz diline şeref yoksunluğunu ifade etmek için bir kıvılcım aramasına gereksinim duymaması günümüzün şartlanmışlıklarındandır. elzem olanın sahne düzeninde yazı akardan geçirilecek bir başka ötekisine laf yetiştirmektir... her taşın altında bir örgüt, her taşın yanında bir öldürülesi, yok edilesi varlığın hayattaki yerlerinin de büyük biraderce bir kere daha gözden geçirilerek, nefes bile alınamayan o tipleri bozuk cezaevlerinden birisinden birisine tıkılmalıdır. layığı budur. gün doğmadan operasyonlarla, gün doğup güneş yükselirken bir yerlerden artık yeter artık ~ edi bese diye ses edenlerin derdest edilmeleri için her türlü önyargının devreye dahil edilerek sergilendiği linçlere, gün geceye kavuşurken ister sanalı, ister ekranı isterse sokağı olsun cık cık cıklarla bunlar hala aramızdalar, yedirmeyiz, böldürmeyiz, geçindirmeyiz atfedişlerine varasıya kadar kör bir hiddetin zincirleme tekrarlarına varasıya bir gerçeklik hayatlarımıza lehimletilir. budur gerçekliğiniz diye işittirilir.

durmak yok yola devamdır haddizatında gerekli olan, yemek yiyip durmaktan ömrü hayatlarını tehlike sınırının çoktan ötesine taşıdıklarının farkına bile varamayanların seslenişlerinden! hayata tutunuşlarından tek anlamamız gereken budur. varsay yoksa tıkınmak!. bunu kendilerine dert edinerek daha önce neler olduğunu enikonu bilenler, balık hafızasına teslim olmayanlar için vebalin büyüklüğü seslendirilmek istendiğinde ekmeğimize ortak olmak isteyen hainler, bölücüler sayıklamaları, bir dolu ağız kalabalığı küflü küfürler v daha nicesi. gelip vardığımız noktanın bunca hezeyan dolu, nereye baksan kapkara olmasının yanında neden sorgusuna girişilmeksizin, niçin böyle şeyler oluyor kısmı es geçilerek şov yapıyorlar bahsi açılıp durulurken insanlık ne yana düşmektedir? insanlıktan geriye zerre kalmış mıdır? kalabilmiş midir? bir oyunun, mizansenin içerisinde değiliz ki durup da orasını, kesip burasını biçip düzeltebilelim kanıksanıp duruldukça çehresi, kapsayışı bunca geliştirilen bu gayya kuyusu halini. ölümleri, direnmeyi, hayatın her ne olduğunu ifade etmeyi, ana dili, varlığı, sözcükleri, sana benzemeyeni, senin gibi olmayanı, biat etmeyip kendi yolunda gidenleri, ekmeğini taştan çıkartsa da bunu ikide bir kafasına kakılacağını bilse de bu topraklarda yaşama v yaşatma arzusunu dillendirenleri yıkarak, yıkayarak biber'den başlayıp ne idüğü hemen hemen bilinmeyen kimyasallarla ehlilleştirmeye yola çekmeye gayret ederek nereye ulaşılacaktır?

nereye ulaşılabilmiştir ki bundan sonrası daha ehven olarak tanımlandırılabilsin. her defasında kelamın insanlık ile buluşturulmasına bunca mani olunan, engel çıkartılan, o demokratik cennet vaadinin kurtlanmışlığı karşısında insanım diyenlerin söyleyecek sözleri tükenince durumumuz, halımız ne olacaktır? nereye varacaktır!. şov yapıyorlar argümanının etrafında, en üstünden neredeyse düz ayak mavili inş mangası üyesine kadar herkesin ağız birliği etmişçesine söylediği yetmiş milyon sizi izleyecek, haksızlığınızı görecek şarlamasının, hiddeti makulleştirme çabasının yanı başında soralım bir kere daha. dört yanı uçurum olan bir yer ne kadar yaşanılır kıldırılabilir ki? nereye kadar ehven olarak tanımlandırılıp bunca aymazlığın üzeri kapatılabilir ki? halen bu yapılabilir ki. birbirimizin yaralarına merhem olmak bir yana insafsızca birbirimizi yermeye, sonumuzu mümkün olan en yakın süreye indirgemeye ant içmiş muktedirliğin daraltımlarının ötesine varma çabasına, ortak izana daha kaç vardır? kaç aşılması gereken etap yıpranıp sinire kesilmeden söze sahip çıkmak nerede mümkün olacaktır. bu mendeburluk vesikalarının toplu geçişinden sonra kardeşliğin masal olmadığının ispatı söz konusu edilebilektir bu sathı mahalde. büyük sözlerin gümbürtüsünde inceden çığlıklar kopup duruyor, aksaray'da, bursa'da, malatya'da, dersim'de, amed'de, colemerg'de roboski'de adını sanını bile duymadığınız/mız yerlerde.

her büyük sözün, laf ebeliğinin yanında bir gümbürtüdür gidiyor insanlığın lincinden önce inilecek bir durak aranıyor! var mıyız, yok muyuz sorgusunda yaşar kemal'in dediği "batmış bu türkiye" çıkarsamasına da kulak kesilerek, önem atfederek öldürmeyen bir cenahın oldurulabilirliğine zihin patlatmadıkça, merak etmedikçe, bu hiddet sarmalında boğulacağız ötesi yok! farkına varır mısınız! bir dakikalığına. unutmayalım yaradandan ötürü sevildiğimiz dillendirilen o kardeşlik masalının, şov yapıyorlar zımbırtısının nasıl foyasının aktığını görmek için etrafınıza bir göz atın, fark edebileceksiniz!.. ikrar edilip, muhteviyata dahil edilen, sürekliliği biçimlendirmelerin, anlık algılamaların günün taşımış olduklarının hemen paralelinde derlenip toparlandığı, öyle tanımlandığı; detaylarınn önemsiz tespitlerin gereksiz itirazların istisnasız bizi mi sınıyorsunuzlara denk düşürüldüğü, eşik arkadaşı eylendiği bir şeylerin tersinde ilerletildiğimizin kesintisiz bir şekilde sunumlandırıldığı büyük sözler dünyasındayız. sofrasındayız. dile her dem pelesenk edilenlerin muğlak doğrulardan ibaret her dem bu toplum için en iyisi budur bakış açısı üstten iteklemesi, yandan topaçlanmasıyla bütünlüklü bir oyunda eksiksizliği hemen her gün meydana çıkan bir nesneler tümleticisi, olayların özetleyicisi haline dönüştürülen büyük sözler.

fecaat, felaket, fitne fücur ortak yapımında kapı baca v dört duvar menzilinden handiyse arşa yükseltilirken, gösterilirken halen ayaklarımızı yere sağlamca basıyoruzlarla, bize hiçbir şey olmazların yıkıntılarının öte yanında duyumsatılmaya devam edildiği büyük sözler. ya hizaya çekiliriz, ya pışpışlanırız. ya efendilik içindir ya da zıpçıktılık etmememiz adına bir uyarı!. ya vatan sevgisinin ölçü biriminin tam v eksiksiz sınayıcısı yahutta büyük ustanın bahsettiği hainlik edenlerin alınlarının karışlayıcısı. ya bu sürünün içerisinde fazla ses etmememiz gerektiğinin hatırlatıcısı, dokunan yanar tümcesinin doğrudan usa kazıtıcısı, belleticisi. öyle veya böyle o veya bu, bu iletişimsizlik hali üzerinden sağırın duymadıkça uyduruvermesi gibi ne eksik ne fazlasını bağşeden büyük sözlerdir bu meramın şimdiki durağı. günün getirdiklerinde dört bir yana akıl fikir, özgürlük, özgünlük, kadirşinaslık, hakkaniyet dersleri sunumları verilip durulurken buraların nasıl müdanasız bir hiddetle beraberce ayar üstüne ayarın bina edildiğinin vesikalayıcısı büyük sözler. her defasında elini korkak alıştırmadan bütün beklentileri, yan yolları ortaya çıkartacak tahayyülleri atılıp tutulan engin hoşgörünün dışarıda satılırken içeride son kerte dahilinde gereksiz bulunduğunu bizahati erkin, iktidarın lügatından gösteregelen, kanıtlayıcısı haline dönüşüveren büyük sözler.

büyük lokma ye ama büyük söz konuşma diye şıppadanak yurdun özlüsündeki konusu edilmiş gel gelelim hamuduyla her ikisinin de bir arada götürülebileceğine, aynı davada tekleştirilebileceğine kani olunmuş, buna inanılmış zorlukların üstesinden gelmeyi değil vahim olanın da "derin" bir karanlığın sürekliliğine alıştırılmaya çalışıldığımız bir mütehassıslık sahasındayız. denekliğimiz bugün önce o tukaka dediklerimize, yarın hepinize, her birinize denilerek bir anda yükseltilerek, asabiyetinden şaşmaz hiddetinin ayarsızlığından şüphe taşınılmaz muktedirlik makamının cümle ortaklığını büyük sözler tasvirinin dikenlerini irdeleyebilme olanağını sunmaktadır. bol bol harcananlar duruma uygun bir kumaş olarak değerlendirlip kesilip biçilen kah ileri demokrasi, kah fikir özgürlüğü kah ifade hürriyeti vb. nasıl da ustalıkla aynı bedbinliğin yollarında arşınlatıldığını örnekleyebilmek için fazla uzağa gerek yoktur. bir kaç günlük "neşriyattan", o yekünden arta kalanlardan çıkartılabilir. bir daha olmasınların nasıl ikide bir karşımıza konumlandırıldığı yine yeniden irdelenebilir. bir daha olmasın diye didişiledurulanların mübalağasız şimdilerde yeniden tam v noksansız bir biçimde yeniden tanımlandırılmasını gözlemleyebilmek söz konusu edilebilir. hakikat bildirimini bir kenara terk edip muktedirleştikçe dün ki mazlumluklarını o kara toprağa verenlerin vicdandan, bunca tahrifattan sonra geriye kalabilenleri de linç ettirme çabalarının izleri sürülebilir.

ahvalin orta yerini biber gazı v tazyikli suyla donatıp, yükletip sırayı kollar asayişi sağlar görünürken, lacilerini giyenlerin alkış kıyametinde agorada avaz avaz bunlar bucu, bunlar öcü, bunlar gulyabani demeyi âdet edinenlerin seslendirişleri son kertede savunma hakkı bile tanımayan bir ileri demokrasi pratiği olarak hayata dahil edildiği   meydandadır. her bağrış çağrış, tatavla bir çığlığın önünü alabilmek, mani olmak adına bir gerekli araç olarak görülüp buna göre hareket edildikçe ana akım siyasetinin, düşünselliğinin, manşetlerinin, yazınsalının v enikonu çekip, sıkıştırılıp kırk karaktere kadar indirildiği öz tahlillere yol v zemin sağladığı ortada olandır. bunca yok bellenmişken sorun, önemsenmezken öteki denilenin tasavvuru, hala vurun abalıya trajedisi ikiletmeksizin sergilenmeye devam edilmesi menfurlukların henüz tükenmediği bir vesikayı tanımlandırmaktadır. görünür kıldırandır. linç etmeyi neredeyse ata sporumuz, geniş hoşgörümüzün bir tamamlayıcı öğe v unsuru olarak ele alıp, böyle belleyenlerin bursa'da eyledikleri neticesinde bir cana mal olan nümayişler! o vesikanın dahilindedir. nasıl taş atıyor ekmek verdiklerimiz, suyumuzu paylaştıklarımız kolaylamasının bir kere, iki kere değil daha binlerce kez sunulup takdim edilebilmesi için bir aymazlık düzeneği. faşist gündem.

tosunlar bizim çocuklar, barikat, korunaklı alanın dışındakiler içimizdeki hainler, ne idüğü belirsizi tanımlayacak olanlar metaforuna tutulup zamklandıkça sözün kendisine varmaya basbayağı uzun bir yolumuzun olduğu günyüzüne çıkmaktadır. dışarıdakiler tıkınıyor içeridekilerse ölümü bekliyorlar iş güzarlığını   da bu değinide bahsetmeden geçmeyelim. orucun mideyi boş tutmak için değil zihni toparlamak kendini bulmak olarak tanımlanageldiği bir toplamda içeriden tüm olumsuzluk, şiddet sarmalında 1-0 yenik sayılıp öyle ayrıştırlanların seslerini duyumsatabilmeleri, neyin ne olduğunu idrak etmek, ettirmek adına tercihlerini böylesine çapsızca alaşağı etmek, toplama kamplarında keyifleri yerindeyken! ızdırabı tercih ediyorlar algısını dillendirmeye teşebbüsler elli günü aşan bir sürenin ardından hala sorunun anlaşılmazlığa tahvil edildiğini yeniden duyumsatmaktadır. acının sonsuzluğu yükümüz. bezirganlığın oyunları sonsuz bir tahakküm çemberinde içten içe hepimizi çürüttüğünün özetleyicisidir. en aykırı şeyler seslendirilebilirdir gel gelelim bazı konular hala dokunulmaz tabu. o tabulara ilişmemek salık verilir bir kere daha. bildirgeler açıklamalar v değiniler salt insanı muhafaza edebilmek en asgarisinden o bağlam üzerinden bir arada kalabilmeyi simgeleştirme derdindeyken manifosto benzeri karşı atak v hücumlar, yığınlar halinde biz ne diyorsak onlarla bu gayya kuyusunda enikonu nefessiz, yalın ayak, başı kabak dımdızlak ortaya bırakıldığımızı netleştirmektedir.

hain arayışının, illa benzeş doğrultuda kelamlar eylemenin bugünkü yaşadığımız kara günlerin dahlinden çıkışı sağlamayacağıysa muhakkaktır. ellerini kanla buluşturanların ne cezaevlerindeki çığlıkları, ne dışarıda kalabilmişlerin ağıtlarını, balkon konuşmasında atfedilen yüzde ellinin dışındaki nüfusun sesleniş, tepkimelerini önemsemediği dahası yangına körükle gitmek şıkkını halen diri tuttuklarını belirtirsek bu memleketin haleti ruhiyesi daha net anlamlanacaktır. sağırlık basit bir türetme değildir!. bir sonuç hele bu tablonun tam karşısında ise hiç değildir. en kolay sorunlarda bile belirli bir  birlik dirlik aranırken halen bu toplumun yaftalananlarına, adlarına handiyse ciltler boyunca hakaretler ihtiva eden iddianameler, vurgulamalar, önyargıların beraberliği ile pekiştirilen aymazlık, umursamazlık insan ben hala diyenler için sınavların yeniden başladığını tam v noksansız olarak göstermektedir. büyük sözler sarf edilirken bu yandan o yana arada çarçur edilen, heder edilen, mundar edilip üzerinde tepinilen insanlıktır. çizginin ötesi berisi, şusu busu bir yana salt duyu, salt gerçeklik bu mevhumun okunabilirliğini kolaylaştıracaktır. devrilen her gün yıkılmış tabuları (öyle sanılanı) yeniden bina etmeye namzet teşebbüslerin varlığını gösterir. bunca yarıda konulmuş- bırakılmışlık dahilinde dün öyleydi, bugün farksız yarın benzeş savlamasının yekpareliği bunun muhafaza edilmesine gösterilen çabalanım son tahlilde aslen nereye doğru ilerlediğimizi, yahut tersini hiç de filozofik olmayan bir sonuçla buluşturmayı mümkün kılar. dallar kırıldıkça, ağaç kuruyup çürümeye terk edildikçe dışını pirupak eyleseniz kaç yazar ki içerisinde bunca acıyı beraberinde taşıdıktan, hepimize yük ettikten sonra. yapraklar döküldükçe meraklanmayınız yine çıkacaktır şartlanmışlığına mutlak teslimiyet diretildikçe o dökülen yaprakların birer ikişer canlar olduğuna kani olunmadıktan sonra neyi düzeltecek. düzü eğriyi noksansız hissettirecektir betimleyiş. an yığın halinde büsbütün karanlığı, gün ne kadar aydınlığı göstere gelse de az ötemizin 'boran fırtınası' olduğunu paylaşmaktadır. anlayabiliyor musunuz...

>>>>>Bildirgeç
İnsanlar ve Yabani Arılar - Mahmut ALINAK - Radikal 2*

“Devlet bizi darağaçlarında asarak değil F tipi mezarlıklarda çürüterek öldürüyor” diye yazıyor, Tekirdağ 1 nolu F tipi cezaevinde yatan ağırlaştırılmış müebbetlik mahpuslar.
Türkiye ’de idam cezası kalktı ama adı konulmamış ölüm cezaları daha da ince metotlarla devam ettiriliyor. Bunun nasıl yapıldığını gelin Tekirdağ 1 nolu F tipi Cezaevi’nde yatan ağırlaştırılmış müebbetliklerle düşünsel bir yolculuğa çıkarak görmeye çalışalım. Mahpusların Tekirdağ İnfaz Hâkimliği’ne yolladıkları 26 sahifelik dilekçeden işte bazı satırlar:
“Cezaevinde yatacağımız sürenin karşısında ölünceye kadar diye yazmaktadır. Yani, seni asmıyorum ama cezaevinde öldüreceğim… Abdullah Öcalan ’ın 40-50 yıl sonra çıkacağı korkusu yasaya damgasını vurmuş ve böylece siyasiler infaz dışı bırakılmıştı. Ziyaretçilerimiz de bizimle birlikte cezalandırılıyor. Anne ve babanla birlikte görüşemezsin, iki çocuğun varsa ikisini aynı anda kucaklayamazsın.
Kapatıldığımız hücrelerde iletişimsiz, üretimsiz, sosyal ilişkisiz, tecrit edilerek tek kişilik bir yaşam sürmekte. Tüm bunlara ilaveten adım atacak yeri olmayan, hareket edilemeyen, havasız, güneşsiz, nemli, daracık bir tabutluk, mezar. Yattığımız ranzanın kenarında 75 X 75 cm’lik plastik bir masa ve bir sandalye. Masa fazla yer kapladığı için hücrede yürüme zorluğu. Bu masaların daha ufak masalarla değiştirilmesi talebimiz yıllardır kabul edilmiyor. Ölünceye kadar burada yaşayacaksanız hücrede yürümek için sihirbaz olmanız gerekecektir. TV ’yi 1-2 metreden seyretmek zorundasınız.

Beton duvar
Günün 21 ya da 23 saati kapalı hücrelerde boğucu bir havasızlıkla sarılmış haldeyiz. Demir kapı devamlı kilitli, pencerenin önünü sekiz metre yüksekliğinde beton bir duvar kapatıyor. Bir nefeslik temiz havaya hasretiz. İçeride sirkülasyon olmadığı için bir sigara içildiğinde sigara dumanı bir bulut gibi hücrenin ortasında asılı kalıyor. Bunun için çoğu zaman hava havlu ile temizlenmeye çalışılır. Hava almak için pencereye yapışılıp derin nefesler alınır.
Hücrelerimizin zemini ve duvarları beton olduğu için yaz kış sürekli nem var. İçerideki kokular ve toz hücrenin duvarlarına yapışır. Bütün bunlara bir de tuvaletin nemini ve kokusunu ekleyin. Sayım için hücremize gelen gardiyanlar içerideki havasızlıktan rahatsız olurlar, bazıları iğrenip burun kıvırır, bazıları da farkında olmadan burnunu tutar. Bizler o havasızlığı, o nasıl olduğu bilinmez kokuyu yıllarca soluyarak ömür tüketiyoruz.
Yazın ve kışın beton zeminin tuvalet tarafında sürekli beyaz bir küf ürer. Bu küf metan gazı benzeri bir koku üreten bir mantardır. Kışın tüm bu olumsuzluklar üç beş kat daha ağırlaşır. Nefes almakta zorlandığımız günler daha da çoğalır, tüm o küflü bakterili kokular ciğerlerimize yapışıp kalır. Böylece biz farkında olmadan ciğerlerimiz çürümeye başlar.
Yaşamın kaynağı olan güneş, bilimin canlılar için vazgeçilmez dediği güneş bize yasaktır. Mezar tipi hücrelerimiz güneş almayacak şekilde dizayn edilmiştir. Güneşsizliğin ağır tahribatını öğrenmek için doktor raporlarına bakmak yetecektir.
Banyoyu tuvalet taşı üzerinde yapmak zorundayız. Banyo yaparken hücreyi devamlı su basıyor. En belalı olanı ise, daracık tuvaletteki lavaboda bulaşık yıkamak. El yüz bile yıkanamayan ufak lavaboda bulaşık yıkamak için türlü cambazlıklar yapılmak zorundadır. Bulaşıkların konulacağı bir yer olmadığı için altı yıldır tabaklar yıkanırken mutlaka yere, tuvalet taşına düşer, onlarla yemek yenir. Neyin hijyenini, sağlık koşullarını anlatalım…
Havasız, nemli, kokulu ortam, tat ve koku alma duygusunu bozuyor. Dar alana bakan gözler bir zaman sonra bozuluyor. Ancak bunlar içinde sağlık açısından en ağır tahribat yapanı sese karşı duyarlılığın artmasıdır. Damlayan su sesinden bile rahatsız olursunuz. Uzun süreli hücre yaşamında kulak çınlamaları, ses patlamaları gibi rahatsızlıklar artmaktadır. Annenizin, çocuğunuzun fotoğrafını başucunuza asmanız yasaktır. Bisküviden pasta yapmak yasaktır. Karton ve mukavva ile el işleri yapmak, boya kalemleri ve daksil yasaktır. Akla hayale gelmeyen yüzlerce yasak…

Yaşam biçimi
Yüzlerce, binlerce gün birbirinin tekrarıdır. Giderek yaşamın tüm renkleri silinir, yok olur. Yaşam koşullarının sınırlılığı beyin faaliyetlerini de köreltiyor. Kısa süre sonra astım bronşit, buna bağlı kalp hastalıkları, romatizma, eklem ve kas ağrıları, diş dökülmeleri, görme bozuklukları, kulak çınlamaları, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, algıda güçlük, hafıza kaybı, uykusuzluk, düşünceyi toparlayamama gibi rahatsızlıklar baş gösteriyor.
Hücre, dünya cezaevleri tarihinde geçici bir cezalandırma uygulaması iken, bizim için bir yaşam biçimine dönüştürülmüştür...”

Salkımsöğüt ağacı

F tipi mezarlıklarda ölüme terk edilen mahpusların bazı bölümlerini yukarıya aldığım dilekçesini okurken, düşüncelerim beni alıp sık sık birkaç hafta önce Kars’taki evimizin önündeki salkımsöğüt ağacını binler halinde istila eden yabani arılara götürdü. Güneşli bir öğle vakti yağmur yüklü siyah bir bulut gibi kanatlanıp vızıltıları ile ortalığı velveleye vererek, gelip salkımsöğüt ağacının üstüne kondular. Öldürücü oldukları için tedirgin olduk, onları kaçırtmak için ateş yakarak ağacı dumana boğduk, fakat hiç istiflerini bozmadılar. Sonra ağaca ilaç sıktık, yine de umurlarında olmadı. Telaşla İl Tarım Müdürlüğü’nden ve arıcılardan yardım istedik: “Eve topluca saldırabilirler, yuvalarını bulup dağıtmanız gerekiyor” dediler. Bir sabah gün doğarken kalkıp uzun uzun çevreyi araştırdım ve karşı komşumuzun bahçe duvarının içinde kurdukları yuvalarına ulaştım. Akşam karanlığında yuvanın ağzını bir parça alçı ile kapatsam onlardan kolaylıkla kurtulacaktık. Bunu yapmayı düşündüysem de gönlüm onları yuvalarında ölüme terk etmeye razı olmadı. Kendimi katil gibi hissedecektim. Şimdilik bize dokunmuyorlar. Kışa doğru çiçekler tükenince acıktıklarında saldırırlar mı bilmiyorum. Bildiğim tek şey, yaşamımız için bir tehdit oluştursalar da onlar gece derin uykularındayken yuvalarının ağzını kapatmayacağım.
Bazen salkımsöğüt ağacına yaklaşıp onları seyrediyorum. Aile ilişkileri tam bir eşitlik, dayanışma, hak tanırlık ve adalet üzerine kurulmuş. Birlikte yaşamanın paha biçilmezliğinin farkında olarak -bedenlerinde taşıdıkları öldürücü zehre rağmen- iç ilişkilerinde birlik ruhunu zedeleyecek her türlü taşkınlığa, saldırganlığa ve bencilliğe uzak duruyorlar. Yaşamlarını insanlara nanik yaparcasına sükûnet içinde geçiriyorlar. Yabani arılar böyle bir yaşam sürdürürken insanların insanlara yaptıklarına akıl sır ermiyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar v okumalar. Çoğunlukla bakarak, görerek anlamaya, anlamlandırmaya nail olunan bir zaman diliminde kelimelerin sunduklarıyla yaşadığımız günceyi tanımlayabilmek başımıza gelenlerin ötesine vakıf olabilmek için halen önemli bir şansıtır. Her ne kadar aynı sözcükleri defaatle kullansak da birbiri üzerine tahakküm kurmadan o söz dağarcığı dahilinde belirgin olmayana dair okumalar gerçekleştirilebilir. Belirginleştirilmeyen muğlak konulanların her ne olduğu anlamlandırılabilir. Mahmut Alınak'ın Radikal 2 içerisinde yayınlanmış olan İnsanlar ve Yabani Arılar başlıklı makalesi de bu minvalde değerlendirilmesi gerekli, günün önemli okuma parçalarından birisini oluşturmaktadır. Sayın Mahmut Alınak'ın ve Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni sayfamıza iliştiriyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Avrupa Birliği - 2012 İlerleme Raporu - European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Ölüm Orucu - Notlar - Ulus BAKER - Birikim
İnsanlar ve Yabani Arılar - Mahmut ALINAK - Radikal 2
Cezaevinden Mektuplar - Zeynep ALTINKAYNAK – Züleyha YILMAZ - Ajans Amed
Ölüm Oruçları: Benerci Kendini Neden Öldürdü? - Funda TOSUN - Agos
Açlık Grevi - Quadroz - Siyaset ve Ekonomi
Rehavet İçinde Ölümleri Beklemek - Ece TEMELKURAN - BBC Türkçe
Acı Komik - Bülent USTA - Birgün
Onbinlerin Dönüşü - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Bu Bir Zulümdür, Günahtır, Ayıptır! - Aysel DOĞAN - PolitikART
"50 Günde 18 Kilo Kaybedenler Var" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Açlık Grevindeki Tutukluların Yakınları Konuştu: Elimiz Kolumuz Bağlı - Mehveş EVİN - Milliyet
‘Devlet Pazarlık Etmez’ - Roni MARGULIES - Taraf - Marksist.org
Kürkçü: Açlık Grevlerini Bitirmek Hükümetin Elinde - Ertuğrul KÜRKÇÜ Resmi Sitesi
Hayatta Ne Hayatın Kendisinden Daha Kıymetli Olabilir Ki - Mahir Ünsal ERİŞ - Agos ŞapGir
Ölüm Oruçları, Sorumluluklarımız ve Utanç Tabloları - Nabi YAĞCI - Düzce Yerel Haber
Betonda Boy Veren Karanfile Yazılmıştır - İsmail Güney YILMAZ - Sendika.org
Gazeteci Mavioğlu: 'Ölüm Değil, Çözüm İstiyoruz' - İMC
Hekim Gözüyle Açlık Grevleri - Açık Radyo
Toplumlardaki Barış Kültürü - Şizokrat - Solukbeniz
Başlıksız - Özgür EYLEMCİ - Ajans Amed
Ölüm Sesi!.. - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
Asker Ölümlerinde Kimden Şüphelenmeliyiz? - Ayhan BİLGEN - Evrensel
Yası Tutulmayanların Hayatı - Meral ÇİÇEK - PolitikART
BDP Tarafından 'Topyekun Direniş Günü' Olarak İlan Edilen 30 Ekim'de Açlık Grevlerine Destek Eylemlerinde Gözaltına Alınan 12 Kişi Tutuklandı - Kollektifler
Silivri'de Kürt Siyasetçiler Tek Kişilik Hücreye Alındı - ETHA
AKP'li Komisyon Başkanı: Açlık Grevi Emaresi Göremedik - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Aydoğan: Laf Değil Adım Atma Zamanıdır - ANF
Dün Kazan, Bugün Erdoğan - Fatih POLAT - Evrensel
Herkes Her Şeyi Yiyor - Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
Açlık Grevi Tutuklusuna İşkence! - Korsan Dergi
Erdoğan Bir Telden, Ergin Başka Telden Çalıyor - Emek Dünyası
Kuzu Şişi ve Kürtleri Götürmek - Demiray ORAL - Taraf - DYH
Hipodrom Cumhuriyeti, Açlık Grevleri, Hayat Gerillacılığı - Melih PEKDEMİR - Birgün
'Şov Yapan Tek Kişi Başbakandır' - ETHA
Yiyenler ve Yemeyenler - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
Bursa Valisi'nden Ülkücülere Teşekkür! - Yurt
AB: Açlık Grevlerini Kaygıyla İzliyoruz - BBC Türkçe
Oğlum Dağdan İnse Benden Daha Az Ceza Alacak' - Oral ÇALIŞLAR - Radikal
Abdullah Öcalan’ın “Kudreti” - İrfan AKTAN - Bir + Bir
İleri Demokrasi'ye Karşı Ütopik(!) Anarşizm - Cansu BOZKURT - Solukbeniz
Otomatik Otoriter Ruh - Mithat SANCAR - Açık Radyo
'Gazeteciyiz Ama Önce İnsanız ve Şimdi De Yaşamın Yanındayız' - Emek Dünyası
Zalata Tabaa - Kemal BOZKURT - Radikal Blog
Sanatın Her Alanına Müdahale - Ateş KARLI - Solukbeniz
Bir Milyon Kişi - Ferhat KENTEL - Taraf / DYH
'Terörle Mücadele' Adıyla Yaşatılan Terör - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Baskılar Konusunda Kendi Kendisiyle Yarışan Ülke - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
''Uvvv, Hem Kürt Hem Alevi, Bir De Teröristir Şimdi O..'' - Ezgi Ç - Radikal Blog
Sözünden Utandığın - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Is It Time to Reconsider The PKK? - Michael RUBIN - Commentary
'Terörü Destekleyen Ülke' - Aydın ÇUBUKÇU - Evrensel
“Milliyetçiliğin Sonundan” Faşizme: Avrupa Üzerindeki “İkinci” Hayalet - Foti BENLİSOY - Agos ŞapGir
Kriegstreiber Unerwünscht! - Nick BRAUNS - Jungewelt
'Er Ist Immer Noch Krank' (O Adam Hala Hasta) - Perwer YAŞ - ANF
AKP'nin Dış Politikası: 'Sıfır Sorun'dan 'Aktif Taşeronluk'a... - soL
Ottoman Déjà Vu? - Conn HALLINAN - Counterpunch
Değişen Milliyetçilik (3): Yeni Milliyetçiler (Yeni Osmanlıcılık) - Aydın ŞELTE - Sendika.org
Jirayr Reisyan: Halep’te Yanan «Surp Gevorg» Kilisesi Uzun Bir Süre Sonra Onarılır - News Armenia
Kesintisiz Asimilasyon! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Ferhat’ı Öldürseler… - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Zülfü Livaneli: “Cezaevlerindekiler Ölsün” Diyen Faşisttir! - Akşam Postası - Rusya'nın Sesi
Neden? - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Radikal Dezenformasyon! - Emek Dünyası
Ahlaksız Habercilikten Vazgeçsinler! - Gözde ÖNDER - Korsan Dergi
Meğer Türkler, Türkiye’de Küçük Bir Azınlıkmış! - Gökhan KAYA - Haberdesin
Öğrencilerden Yeşilay Başkanına Suç Duyurusu - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Cemaat Bataklığından Gerillaya Bir 'Abi'nin Hikayesi... - ANF
İşte Faşizm! - Gülseren YOLERİ - Yeni Özgür Politika
Slavoj Žižek - Dlisted via Lacan Blog
Yol Güvenliği - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Rakel Dink: Yüzleşmek İçin Toplandık - Berfun ÇAĞİNLİ - Bianet
Stunning Spanish Illustrations For The Communist Manifesto - Maria POPOVA - Brain Pickings
Politikayı Profesyonellerden Kurtarmak - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
'Sevag İçin, Adalet İçin' - ETHA
Sevag Balıkçı Eylemi Basın Açıklaması - Nor Zartonk
Bitmeyen Mesele: Bayrak - Sevgi DOĞAN - Sendika.org
Taksim Nöbeti - Açık Radyo
Tekyumruk Metin Kurt Kütüphanesi Kuruyor! - Muhalefet
Çocukluk Coğrafyası: Böyle Yaşamak Olur Mu? - Hakan TUNÇ - PolitikART
‘mihmandâr’ı bilirdim, ‘mihman’ı da öğrendim! - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Sümbül'ün Ardı Nereye Çıkar? - Hasan HARMANCI - Radikal 2
her şey olur kilimi - Penguen #521 - Cem DİNLENMİŞ Tumblr
Zamanın Öğütücü Ruhuna Karşı - Tolga BİNBAY - soL
Laçiner:  “Muktedirliğini Yasaklayarak Yaşayabiliyor” - Rusya'nın Sesi
Avrupa Düzeninin Yıkılışı - Samir AMİN - Muhalefet
Where Artificial Intelligence Went Wrong - Noam CHOMSKY & Yarden KATZ - ZNet


Ricardo Donoso Official
Ricardo Donoso - Assimilating The Shadow Album Review By Marc MASTERS via Pitchfork
Ricardo Donoso - Dummy Mix # 141 via Dummy Magazine
Discoverer Artist Page via Soundcloud
Discoverer - Personal Clone Digital Single Informative via Digitalis Recordings
Discoverer On LoFiles Music
Maria Minerva Artist Page via Facebook
Maria Minerva Interview By Matthew SCHNIPPER via The Fader
Maria Minerva - Will Happiness Find Me Album Review By Sarah GRANT via COS
Kim Ki O Official
Kim Ki O - İstanbul'la İlgili Bir Röportaj Clément GIRARDOT via Mashallah News
Kim Ki O - Dans Album Review By Adrian ELMER via Cyclic Defrost
Odesza Official Artist Page via Facebook
Odesza - Summer's Gone Official Stream / DL Page via Soundcloud
Odesza - Summer's Gone Informative via Funkadelphia

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
nwo2 by Marius ROOSENDAAL
Marius ROOSENDAAL's Flickr Page

>>>>>Poemé
Ev Çiya Rûspî Ne - Arjen ARÎ

Di qada şer de pişta me negihişt erdê.
Te şahid bivê, va Herekol.
Miradkar, bi bext û ol
Va Cûdî
Û va ye ev ax!

Kîj wextî bêleheng ma?
Kî gavê bêkêr?
Ev axa bi xêr û bêr
Ji bakur ve serejêr
Gebar,
Sîmal,
Bêxêr...
Her yek şêrko
Ango,
Yek yek Êzdînşêr.

Li piştekê bigerî, va ne:
Ev Nemrûd e
Ev Agirî ye
Ev Sîpan e.
Kîjan e nerûspî
Heyran
Bêrûmet kî ji van e?

Ronakê lêda çûrisî
Kirasê l'bejnê qerisî, qelemsiltan e.
Enîmêr e û Dêrsimî,
Ev çiya Tûjik e, heyran!

Heyran,
Ev çiya destbirakê Sîpan e.
Ku di bin berfê de mane.
Ba hûû dike,
Mûnzir pûç î pûç dike,
Zivistan e!

Bi pilingê pêşî re şîyar dibin.
Têhn vedide l'lûlan ji teqînê.
Stran dikevin pêlên xuşînê,
Şer dîne, şervan dîne
Çarmêrkî rûniştî di bin berfê de
Ev çiya rûspî ne, heyran!

Me, lome nekir ji wan.
Na na, û ne ji yekî!
Navê lawê xwe kiribe Sîpan, kurdekî,
Me lîland,
Loma, bi Sîpan in stranên me
Ka bistrê, heyran!

Kaynakça: Antoloji
Arjen Arî: Tutuklu Şiirlerin Şairi - Fidan Berfe MİRHANOĞLU - Bianet

No comments: