Sunday, December 16, 2012

Deuss Ex Machina # 429 - gud er sandheden, vejen og lyset

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_429_--_gud er sandheden, vejen og lyset

10 Aralık 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
dolaşıma çıkartılmayan seslerle yeni tümceler oluşturmak: okan aydın a.k.a. fasitdaire (kontra plak / radyo babylon / fasitdaire)
01 - NHK'Koyxeи - 572_2 - Dance Classics Vol. 1 - Pan
02 - Malorix - Hosni Mubarak Does A Backflip Over The Gaza Wall Without The CIA Safety Net - Recyclist - Markum Records
03 - Nongenetic & Cooptrol - War Person Remix - Hemispheres - SpezialMaterial
04 - John Foxx And The Maths - Talk - The Shape ofThings - Metamatic
05 - Ben Vida - Qweek Plus Enner (Outro Too) - Esstends-Esstends-Esstends - Pan
06 - Peter Adrianansz - Music for Sines, Percussion, Ebows & Variable Ensemble Part III - Three Vertical Swells - Unsounds
07 - Trapist - Pisa - The Golden Years - Staubgold
08 - Mergrim - Shdwgrph _Grain (Ametsub Remix) - Intersect Landscape - Moph Records
09 - Franck Vigroux - Ashes IV - We (Nous Autres) - CDD'autres Cordes
10 - Anthony Pateras - XIJ - Errors Of The HumanBody - Editions Mego
11 - Staer - Fluorescent Spots/Holiday Car - Staer - Discorporate Records

gud er sandheden, vejen og lyset
(429)

 "hakikat, ortada bir hakikat bulunmadığını gizlemeye çalıştığından -simulakrların hakikati gizleme şansı yoktur. simulakr hakikat demektir"  - jean baudrillard

bütünlüklü resim belirli hallerin toplamından, yansısından, posasından arta kalanları belirginleştiren, cismanileştiren, dönüştüğümüzü varsaydığımız zaman akışı içerisinde nerelerde takılı kaldığımızı gösteren bilakis bilince işleten bir denkler toplamıdır. denklemden çok denk getirilenlerin, kazara gözden kaçırılmışların doğruluklarını teyit edebilme sahasının kendisidir. içten içe kemirip duran bir modernlik habisinin, meramın önünü kesen, alıkoyan, durmadan nefes almaksızın sadece benim doğrularım var şartlanmışlığını meydana uluorta bırakan, serpilten bir yansının merkezidir bütünlüklü resim. bir resim kutsiyetinin, resmiyetten bir şekilde azade konulduğunu hatra düşürüveren bir kördüğüm yumağıdır. kasedin hep başar sarıldığı. iki ileri onlarca adım geri. bir öyle bir böyle. bir varsın binlerce kez yokluğun varlığına armağan olsun. belirsizi dönüştürmek dedikleri, hakkaniyet dediğimizi soluk almamız gibi şekillendirmek zorunda olduğumuz önceliklerimizi derdest eyleyerek, dönüşüm adı ile harap ederek, usta edeceğim diye girişip çırak çıkartarak ama biteviye yarıda koyarak ister mizansen, ister kurgu deyiverin neticesi hiç bu tanımlarla yakından uzaktan alakalı olmayan sonuçları önümüze çıkartan bir toparlamadır bütünlüklü resim.

hakkaniyeti bahsinin önüne ya da arkasına eklentilediklerimiz, kendi bilincimizde şekillenmiş olanlara göre tasnif ettiğimiz halde, düzenlemeye girişmemize karşın bunca kalıt hali, katıcıllaşmasının tahlillerini hep ötelemek zorunda bırakılmak bunca mecbur kılınmak dönüşümün, kurmaca diye kestirilip attırılanın da çoğu zaman yaralayıcılığını onaylamak anlamına gelmektedir. kelimelerin etrafından dolaşıp hiçbir şey söylememe mecburiyetine elbirliği ile tutunulmaya devam edilen bu cenahta görüp geçirdiklerimizin tortusu olanlara karşı böylesi bir tavrın yekpareliği, yok yok bunda da anlaşamıyoruz artık timsallerinin ortaya çıkması zaten enikonu ortak imge, akıl, tahayyül vesair denkliklerde durmaksızın ayrılmaya, bölünmeye doymayan yurdum düşünselliğinin sınırlarını bir kere daha dar alana kıstırmayı kolaylaştırmaktadır. birbirimize göstermemiz gereken asgarinin dolaylarındaki tahammülü göstermekten erinirken, hakkaniyet diye dilimize yer ettiklerimizin peşinde dolaşacak kimleri bulabileceğiz ki. bir yılgınlık bir düşüp kalma hali.

tökezletmek gayesiyle birbirilerinin sürelerini kolaçan edenlerin bu gayya kuyusu hallerin tam teşekküllü karşılayıcısı olan resmin dolaylarında sergiledikleri naçarlıklar, bağnazlıklar bizahati muktedir-erk-iktidar şartlanmışlığının cephesinin işini kolaylamakta, yokuşa sürüldüğü, aşılması zor bellenen pek çok şeyin nasıl olsa bize fırsat kalmadan kendi kendilerini yiyip bitirir bunlar mevzu-sathına sıkış tıkış edildiğini çözümleyebilmek için bir allamei cihan olmak gereksiz sanırız. belirgin olan görünüm budur. layığımız olanın her ne olduğu konusunda derinlemesine çözümlemeler boyumuzu aşar. aşırtılır. kolay değildir dur denilen alanın, kırmızı çizgilerle belirginleştirilen oyun alanını aşmak, başka şeylere girişmek. gelgelelim bakıp görelim, işittiğimiz bunca şey, tanık olduğumuz onca tekil, tek elden türetilmiş intibası uyandırılmaya çalışılan ama hepsi bir mekanizmanın ayrışmaz birer öğesinin tam ve eksiksiz tamamlayıcısı olan hamleler karşısında zaman mevhumu elimizden akıp giderken bu soyutlanmak, etrafımızdaki kuyular yetmez daha beterlerini inşa etmek, cehennem tasvirindeki gibi birbirimizin eteklerinden alaşağı etmeye çalışmak korkunç değil midir?

sessizliğin müdanasız ve mübalağasız bir netice kabilinden tekdüzeleştirilmesi, modernizm şemantiği içerisinde paldır küldür gerçekleştirilen tüm hamlelerin hepsini bir kerede algılamayı zorlu bir "sınav" haline dönüştürmektedir. bir yanımızı eksik koyduğumuzda, bir anlığına rehavete kapıldığımızda başımıza nelerin getirilebileceğinin sayısız örneklemlerini gerek bu sathın dahili yörüngesinde, gerekse de ağın kendisi içerisinde karşılaştıklarımızda irdeleyebilmek mümkündür. böyledir. ağır taşlar, kapatılmayan yaralar, denk getirildiğinde sevinçten havalara uçulan kapaklar, sataşmalar ve bütün bu trajediyi destekleyen bol atarlı, çok giderli kafa göz dalınan veçheler, laf ebelikleri ile beraber esas resim tamamıyla bir delilik halinin tezahürüdür. bilince hakarettir!. sizin yerinize biz kararlarımızı uygun bulduğumuz her saniye devreye sokarız, icra ederiz, dönüştürürüz, yeniden kurgularız en olmadı dayatırız. ne gıkınız çıkabilir ne de hedeflediklerimizden birileri bizi alıkoyabilir. bundan daha açık yekten bahsedelim bir darbe edimi söz konusu mu olur?

kesinleştirilen, keskinleştirilen, kestirilip atıldıkça başlangıcından saptırılan mesellerin her ne olduğunun değil her ne oldurulmayacağının inkişafında benzersiz örneklendirmelerin peyderpeylik makamından tekrardan güne duhul ettirilmesi bu kavisli, bulmacamsıl meramın özünde denkleştirmek istediklerimizi bir kere de anlamlandıracaktır. bir şekilde ilemeye devam ederken, suni olanın yankısında her dem tazelenen sabit devlet algısının, daralatımının sürekliliğidir. sahip ne derse, neye olur verirse onun konuşulabildiği, yazılabildiği, bahsinin açılabildiği en önemli konuların yirmi dakikada tüketilip ertesi gün tekil bir yansınının, zerresinin dahi konulmadığı günlere uyanmak işte bu deney laboratuvarında karşılaştıklarımızı sonuca bağlatacak bir bütünlük vesikasına dönüşmektedir. böylesine denk gelmektedir. getirilmekten kaçınılmamaktadır. bildiğimiz yegane şey insani olanı tahrifatının önü açılmışken her güne ayrı yandığımızdır. her güne sığdırılan acıların, hatırlayışların her ne kadar kısa süreli gibi görünseler de ayrışmaz birer öğe haline dönüşümüdür. benliğimize işlemesidir burada kastettiğimiz.

hedefleyişlerin arenasında dokunulmazlık mevzusundan başlayarak, mahkeme koridorlarında sergilenen trajik komdeyalara bunun tamamlayıcısı   olan ezaevlerinde meydana gelenlere, içerisi dışarısı algısını tamamen yerle yeksan eden operasyon iklimine, olağanüstü halin ortadan kalkmadığını şeklinin değiştirildiğini hatra düşürten uygulamalara, sabah körü baskınlarına, o gazeteciler var ya ne naneler ne naneler karıştırmış yardakçılar işbirlikçiler şarlamalarına kısacası birbirlerine denk getirildikçe, örüldükçe ağın deliklerinin daha sıklaştırıldığı, düşünselliği 'tanımsız' bırakmaya namzet bunu amaç edinen bir sağaltım kurgulanmaktadır. gerçeklik budur buyurun buradan tüketiniz diyerek oturtulduğumuz sofranın her birimizin geleceğinin ipoteklenmesinden gayrısı olmadığını ise tekrardan dile getirmek belki eksik parçaları tamamlamaya yardımcı olacaktır. olabilecektir. ulaştığımız menzilin ortalık yerinde olguların tartışılabilirliğini çoktan terk ettirilerek, kişilerin görüşlerinde yer kazanan kimi sabitikliklerin etrafında vakit kaybetmek bize roboski kıyamının elebaşlarını göstermeyecektir. buyur etmeyecektir!.

bir yanında örtülü ödenek denilen gizli saklı makamdan tırtıklananlar ile gerçekliğe bütün öğeleriyle kavuşturulan kirli savaş ikliminin ta kendisinde nelerin yok edildiğini anlamamıza mani olacaktır. tabî olduğu üzere. memleket menzilinin, sorunlarının bir açılıp bir kapatıldığı açılımdan başlanarak, milli mutabakat projesi gibi şarlı ad vermeler ile dönüştürüldüğü bir zamanda aşağıda kalanların, aşağıda olanların hallerine, ses ettikleri çağrılarına, yaralarının sarılmasına faydasızlığından dem vurulamayacaktır. asla! kendine hala "haberdar" eden gazete kimliğini ihtiva ettiğini düşünen yayın organlarında çarşaf çarşaf isimleri yayınlanan insanların gazeteci değil azılı birer terörist olduklarına kani olunmasına karşı bu kadar ağır yalancılık da artık pes edilesidir kısmı, onca propagandanın ardından ayaklar altına alınanın her birey için masumiyet karinesi olduğunun ikrarı mümkünatsız bırakılacaktır. böyledir. yıllar yılıdır sürdürülmeye inat, kör bir itaatla devam edilen mısır çarşısı davasında sosyolog'dan bombacı yaratma deneyinin başka bir evresinin, daha ne kadar uzatılabileceğinin hangi yüksek makamın yok böyle bir şey demesinin ardından o gizli elin yeniden devreye girip tekrardan bütün bu arsız döngüyü, devlet hiddetini yeniden hatırlatmasına vesile teşkil edeceği müsamelerini sergilemesine mani olmayacaktır. oldurulmayacaktır.

bahisler biriktikçe üst üste denk getirilenler çoğaltıldıkça her birimizin öteki olmasının şartlarının nasıl böylesine kolayca sürdürülebilir bir eylemsellik döngüsü olduğuna ayılınmayacaktır. muktedir-erk-iktidar, payandaları desteğini esirgemeyenleri şunları bunları bir günlüğüne gerçekten bahsedebilecekleri tek bir güne bile muhtaç kalacağımız artık görünendir. bu kadar dosdoğrudur. dört yüz üç haftadır seslerini duyurmaya çalışıp kayıpları hususunda tek bir adımının gerçekleştirilmediği, kafalarını kuma gömmeye devam eden devlet sultasının her ne demek olduğunun vesikası da okunmayacaktır. ne de olsa gerçeklik başka şeylere önem verilmesi zaruri olandır. böylesi fasaryadan iddialar ile vakit kaybetmek için değildir! e yuh. bildiğimizi sandığımız yegane şey hala bilmememiz gerekenlerin bir yerlerde istiflenmeye devam ettirildiğidir. figürler değişmeye devam ederken, bir o bir öbürü, bir kıyıdaki bir köşedeki sahneye çıkmasına karşın kenardan oyunu yönetenlerin halkın beklentilerini karşılamaktan uzak bir tahayyüller dünyasında kendi erimleri, beklentilerini neticeye vardıracak şeylere kafa yormaya devam ettiği bu ileri demokrasi güncesinde halen geçerliliğini koruyan bir kıssadır.

kıssasların, kıstasların, sen bilemezsin o konuları diyerek yarım yamalak konulanların sert ikliminde cereyan edenlerin yekünü biz dediğimize hep zulümün daimiliğidir. yaramazlık yapmaya devam eden çocuğun karşılaştığı kadar masum olmayan cinsinden, zorluğu, dayanması, hayata tutunması epeyce zor bir mesel olan zulüm. bütünlüklü resim dediğimiz hala bu sathın içerisinde değindiklerimiz kadar değinemediğimiz şeylerin duyumsanabilmesiyle bir şeylere evrilecek, neticesizlikten sonuçsuzluktan alıkonacak ve bir şekilde çözüm dediğimiz merhaleye ulaşacaktır. o zamana kadar tükenmeye mi devam edeceğiz, tükendikçe nefes almazlığa alıştırıldıkça başka bir şeye mi dönüşeceğiz hepimiz bu dünyanın güncelliğinde yaşayarak göreceğiz, belleyeceğiz, teyit edeceğiz!. gerçeğin eğilip bükülmesi, doğrunun salt doğrunun ötelenmesi, vicdanın sıradanlaştırılması, toleransın enginliğinden arındırılması her dem haktan bahsedilmesine rağmen doğrunun tekleştirilmesinden şaşılmaması inatla yanlışın sahiplenilmesi, dur denilmesine bunca uyarana karşın hiddetin içselleştirilmesi mütemadiyen tekrar edilmesi kasedi başa saralım bir kere daha, işte zaman mevhumu insana bunca yetersiz, az kalırken, kanıksanmışken yılların irinini hala biriktirmeye teşneliğin, statükonun günümüzdeki devamlılığını son kertede çok da hızlı ilerlemediğimizi örneklemektedir.

zaman yeterli gelmese de devlet erkanının kullandığı o süre belirtecindeki akrep ve yelkovanının nasıl da ağır işletildiğini hafızaya nakşettirmektedir. duyumsatılanlar, atfedilenler, durmadan yinelenenler vehametin nasıl topluca bir tortu halinde yükseltildiğini, güncelleştirildiğini o aralıkta göstermektedir. vurun abalıya forsesinin, güç kullanımının hemen hemen tüm kendisine benzemeze karşı uygulanması, daha bunu oldukça sıradan, tekil bir algıyla toparlanarak, vicdan meselini örseleyici masumiyet karinesini sonlandırıcı bir edim haline dönüştürülmesi; hem de muhatap alınacak kim var ki kendimizle uyumlu yönetim şemamız ile yasama, yürütme ve yargıyı beraberce götürebiliyoruz. yaptıklarımız yapacaklarımızın kati suretle teminatıdır kabilinden seslenişlere, hareketlere ev sahipliliğinin sergilendiği günleri önümüze çıkartır. zaman ilermekte, akış daimidir gelgelelim bazı mesellerin çözümlenebilirliği, konuşulabilirliğine dahi kısıtlamalar, önyargılar tahakküme zarar getirmeyecek tespitlerle hasbelkader yol alınabilir. aldırılır. bir türlü sonu getirilmeyen kırmızı çizgilerin , hassasiyet odaklarını tanımlandıran birlik ve beraberlik masallarının, ekmeğimizi paylaşan vatan hainileri söyleminin dile pelesenkliği çok daha fazlalarıyla beraber cümbür cemaat yurt denilenin, sahibi olduğunu savlayarca halkına karşı algısının nasıl kısıtlı bir perspektif içerisinde kaldığını cismanileştirmektedir.

o algının şeklinin şemalinin her ne ise zihindeki karşılığını meydana çıkartmaktadır!. zaman ilerler, akış tazelenir gün geceye ilhak eder devinimin sabitleri, mutlak korkunun mümtaz temsiline soyunanların hamlelerinin sonu gelmez, getirilmez, tükenmez. sunumu veya seslendirilmesi bir yana bu sefer esaslı operasyonların her dem tazelenen devlet-alinin rüştünü ötekisine karşı ispata giriştiği, 'ya sev ya terk et'çilerin korosunun şakımalarına müsammaha gösterilen bir karanlığa ev sahipliği yapılır. masumiyet karinesi diye bellediğimizse, fasa fisodur en nihayetinde yaftalanıp isimler alelacele, simaları eklenecektir bu korku ahvalinin bir başka yüzeyine, başka bir anına. denk getirilip denk düşürülense insan avının kendisidir. isimlerden de bağımsız adetler ile insan değil de basit istatistik gibi avaz avaz sayılıp dökülecek, bunlar teröristler, dış mihrakların oyunlarına gelenler vs. şarlamaları ile temsili bir iddianamenin boşta kalan yerlerine eklentilenileceklerdir olan bitenin ardından. bu kadardır insanlığın layığı. hak ettiği. yurt diyebileceğiniz yerin belirli başlı kıstaslarından birisi sorunların çözümlenebilirliğiyken bizim gibi olanlarında ise tersinin bir an evvel uygulamasına girişildiğini, tüm sorunların kördüğüm edilmesini, yok sayılmasının fasılalarından biri bitip öbürünün denkleştirildiğini gözlemleyebilmek söz konusudur.

zaman her ne kadar ilerisini işaret etse de dünü duraksamak nedir bilmeden kafaya kakarak, hiddeti sıradanlaştırmak erkin meselesinin tam karşılığını karşımıza çıkartacaktır. karşı konulmaz bir biçimde ötekisine karşı uygulanabilecek vehametler, yaftalamalar, ağır sözler ve gıybetler, linci boyuna teşvik edişlerin topluca okumasında maskaralığımızın, ulaştığımız modernizm masalının nasıl da kadük, içten içe harap, bir eza mertebesinin kendisi olduğunu, dönüştürüldüğünü bu ağın içerisinde yaşatıldığımızı gösteregelmektedir. görmesini bilene. kendiliğimizi, belleğimizi bunca arka plana çekmeye zorlanmışken, başka kaçarınız yok diye aba altından sopalar sallanmaya, ikazlar sağlı sollu her yönden gelmeye devam ettirilirken sathın ne olduğu konusu ancak bu denklikte karşımıza çıkanlarda saklıdır. çizginin dışından ses edenlerin, seslerini kısmaya zorlamak, meramlarını önemsememek sansürlemek gibi gailelerle ortaya çıkartılan, bütünleştirilen yekparelik aslında hepimizin asıl kıyameti olacaktır. bir yandan da başvezirimizin bahsettiği kabilden alıntılarsak bunca şeye rağmen etrafımızda sorun morun yoktur.

düzayak böylesi bir yaklaşıma sahip çıkma, topu taca çıkartmanın gözetiminde her gün cereyan edenler necidir diye sorgulanasıdır, hani insanız ya o meseleden!. senei devriyesine ramak kalan roboski kıyımının akibetinden, o düğmeye basanların belirsiz, kimliksiz konulmasından beşebab'ından, besta, colemerg vd. imha etmenin, yaşamı sonlandırmanın başkaca türlülerinin insana, doğaya ve geleceğe taşınmasına bunun süreklileştirilmesine, linç ettirmeyi konu ne olursa olsun devletin vatandaşını hizaya çekme el kitabının yardımcı nesnesi belletilmesine kadar bağlantılanabilecek detaylar necidir. neyin nesidir. sayısı mütemadiyen güncellenen tutuklu gazetecilerin cpj raporunda atfedilmiş, meram taşıyıcılarının tutsak edilmelerinde bir kerede görünebilecekler, menzil dahiline eklentilenenler birer ikişer sorun denilen nesnelliği tanımlamıyorsa hepimiz deliriyor muyuz bu güllük gülistanlık diyarda! sorun yok diye kafa bulunuruken!. bunca ağlanacak halimizde kafayı organlarımıza adını da yazalım vajinaya takılıp kalmak, utanç ve hicaptan bahis açılıyor gündem derdest ediliyorsa bu yukarıda az aşağıda ötede beride saymaya çalıştıklarımızın kıymetleri anlaşılabilir mi?

bu bacak arasına, cinsel vurgulara şuna buna hala kafayı takıp duran zihniyetin menzilinden sorunların önceliklerini anlayabilme ve çözüm beklemek fazlaca bir iyimserliğin kendisi olmayacak mıdır? kendimize sorular!. o uzuvların bahşettiği yaşamsallığın çeyreğini insanına, kucaklamak istediğini balkondan müjdelediği halkından esirgeyip duranların, özenle saklayanların, sümenaltı ettiklerinden başı fazlaca ağrımasın diyerek ecdad, muhteşem süleyman, sultan, vajina illa billa cinsellik ile gündemi boş laflarla donatarak geçiştirebilenlerin, bunu gayet güzel sindirenlerin çözümleyebilirlikleri, o kudretleri hangi yana düşer?. hangi kapasite ve terminoloji önyargıların fasitdairesinden hem onları hem de her dediklerine, uyguladıklarına kayıtsız şartsız teslim olanlara da sayıp döktüklerimizle beraber bir nebze gerçeği gösterebilir. idrak ettirebilir? ayırdına vardırabilir? zaman mevhumu elden avuçtan kayıp giderken bir on yılın özetleyişinden payımıza düşen fenalıklar idrakına erilebilir mi?

yargının elinden bilmiyoruz saymasını artık kaçıncı kez nihai kararların bozulup durulmasının ardından, nadasa terk edilmiş olan masumiyet karinesinin bir kere daha çiğnendiği sosylog pınar selek'in 'mısır çarşısı' davasından mı başlamalı yoksa aslı erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı suç ve ceza ii başlıklı makalesinde bahsettiği yazdıkça sonu gelmeyen suç karinesinin nasıl düzenlendiğini, nelerin suç haline eksik gedik olmadan taşındığını meydana seren ibret vesikalarının resmi geçidinden mi başlayalım. yeknesak makamdan başvezir ve korosunun beraber ve solo terennümlerinde eşik aşmaya, rekor kırmaya ikilemsiz devam edilirken! hepimiz birer acaba, varsayım vb ile mi sınanacağız bize vuran piyango bu mudur ileri demokrasiden!. alın yazgısı, kader kısmet diye bahsedilenler bunlar mıdır yoksa!. cümbür cinnet sahanlığı dahilinde on aydır yok yere mahpus edilen, isimleriyle olmadık ifşaatlara girişilen kesk'li kadınların ilk duruşmada tahliye edilmelerini nasıl bir iklimde yaşadığımızı, 'muhalif' olana tüm zeminlerin sınırlandırıldığını yekten göstermektedir.

2006 yılından bu yana yargılamanın sürdürüldüğü 22 sosyalistin yargılandığı davada füsun erdoğan'ın ve diğer tutsakların tahliye edilmemesinden, onlarca davanın esamesi okunması lazım olanlarla, sapla samanın karıştırıldığı sözde darbe yargılanıyor silivri seremonisine zincirleme bir deney sahanlığı, deneyim laboratuvarı. hesap görülmesi elzem olanlarla handiyse bile isteye mahşere taşınacakların bir arada, yanyanalığıdır. vecizlerin bahislerin nedenselliği, nicelikleri bunları temellendiren savların sorgulanmasının değil yaptım oldu, hedef gösterdik işte eserimiz çizgisinde güncellenirken bunca mesele, o ağıra kaçıp, utanç emarelerinin belirginleştirildiği vajina tartışmalarının dakikiliği sorgulanasıdır. katledenleri ifşa etmek bir yana o elleri, karar mercilerini daha da belirsizleştirmeye çalışanların roboski değil uludere ora katliam değil mesele bu konunun adı diye derdin karşısında sağırlığın sürdürüldüğünü gösterir alametler meydandadır. görmek isterseniz. devlet refleksinin ben farklıyım, ezilenlerden geldim diye övün övün daimi bir şekilde bahis açanların on yıllık bir sürecin ardından nasıl da sığ, o ellerinden çektiklerine benzeştiklerini, kopyası oldukları bir devlet erkanına dönüştüklerini yinelemek mümkündür. meram daha uzar gider... yazılıp çizilmesi tek satır dahi olsa nice yaralarımız, elimizden çalınan hayatlarımız, bizlerin yerine böyle bir devinimde alınan kararlarla savaşlarımız, yirmi liralık zamla yaşam mücadesi nefes alma çabalarımız var. hemen hemen hiçbir şeye bulaşmayın sonunuz altan gibi rahatça sahneyi terk etmek olmaz oldurulmaz diye övünme raddesinde bir ileri demokrasimiz var. zaman akıyor okur peki çanlar bir sonraki sahnede ne ve kimler için çalıyor / çalacak...

>>>>>Bildirgeç
40 Milyon Gün - Aslı ERDOĞAN*

Devam edecek gücümüz var mı? Kendi gerçeğimize hangi mesafeden -hangi duygularla ya da duygusuzlukla- bakabilir, çıplak, derisi yüzülmüş gerçeğin ne kadarına dayanabiliriz? Hangi sözcüklerle dile getirebilir, yaşanılır kılabiliriz? Suskun, sabit, sır vermez sayılar: 7, 9, 18, 15, 21, 17, 35, 10, 14... Zaman anlamına gelen, hayat anlamına gelen, zamandan daha ağır, hayattan daha gerçek, tek haneli, çift haneli sayılar... 7 yıl, 9 yıl, 18 yıl, 15 yıl, 21 yıl, 17 yıl, 35 yıl, 10 yıl, 14 yıl...

Sayıların ‘hiçe’ saydığı, kanatları, gelişigüzel bir darbeyle, yarı yarıya koparılmış kuşlara çevirdiği hayatlar.

“Suç ve Ceza” başlıklı yazımda birer ikişer cümleyle aktarmaya çalıştığım haberleri toparlıyorum. Basın açıklamasına katılmak, bir gösteriye katılmak, üç gösteriye katılmak, slogan atan toplulukta bulunmak, limon bulundurmak, newroz şenliklerine katılmak: 7 yıl, 21 yıl, 14 yıl, 10 yıl, 21 yıl... Toplu oturma eylemi yapmak, kantine zarar vermek, meclise yürümek: 5 yıl, 6 yıl, 7 yıl... Roboski (Uludere) Katliamı’nı protesto etmek: 16 yıl, 15 yıl, 15 yıl. Polis tarafından vurulanı, tek bir polisin bile yargılanmadığı ‘havaya ateş açmada’ öleni anmak: 9 yıl. Yasal bir partinin mitinglerine birden fazla kez katılmak:14 yıl. Olayların çıktığı sokakta bulunmak: 10 yıl. Pankart taşımak: 7 yıl, 3 ay. Slogan atmak: 7 yıl, 1 ay.Sessizce oturmak: 3 yıl. Islık çalmak: 1 yıl.”Savaş istemiyorum!” demek: 6 yıl.

Temel insan haklarından olan toplantı yapma, gösteri yürüyüşüne katılma, protesto etme hakkını kullandıkları için, sadece bunun için, ‘örgüt üyesi olmadıkları’ mahkemelerce tescillendiği halde, 5 yıl, 6 yıl, 7 yıl, 10 yıl cezalara çarptırılan yüzlerce insan. Düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilen ‘slogan atma’, ‘pankart taşıma’, ‘basın açıklaması yapma’ vb haklarını kullandıkları için, sadece bunun için 10 yıl ve üzeri cezalara çarptırılan çocuklar, gençler, öğrenciler, okuma yazma bilmeyenler, işçiler, sendikacılar, yasal partilerin, gençlik kollarının,derneklerin, sivil toplum örgütlerinin üyeleri, yöneticileri... Yazdıkları için suçlanan, okudukları için cezalandırılan, savundukları için susturulan yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, siyasetçiler...Şu ‘işgüzar, iki yüzlü’ Avrupa’da göz altına bile alınmayacakları, ‘taş atmak’ vb eylemlerden 10 yılla, 30 yılla yargılanan çocuklar... Polis tutanağıyla ya da gizli tanık ifadesiyle biçilen cezalar: 9 yıl, 18 yıl, 21 yıl, 30 yıl... Suç kanıtları: Puşi, limon, çakmak, su faturası, okuma listesi, gazete, konser afişi, bilgisayarda bulunan Kürtçe şarkı sözleri... (Kanaat varsa kanıta da gerek duyulmuyor.) Suç eylemleri: Islık çalmak, halay çekmek, kızının fotoğrafını taşımak, haber sitelerine girmek, saç kestirmek, taş atmak, araba yakmak... Şu ‘işgüzar, iki yüzlü’ Avrupa’da, söz gelimi Norveç’te, bir seri katile, 77 kişinin katiline verilen cezayla (müebbet hapis 24 yıldan işlem görüyormuş!) yargılanan, eline silah almamış binlerce insan! Tüm dünyada ‘terör’ suçlamasıyla yargılananların üçte biri!

Son sene içinde 50 bin kişinin, çoğu toplantı ve gösteri yasasına muhalefet nedeniyle göz altına alındığı, cezaevlerinde,1688’i  tutuklu iki binin üzerinde çocuğun bulunduğu, altı yılda insan hakları ihlallerinde 10 kat artışın bildirildiği, Güneydoğu’da sadece 6 ayda 15 binin üzerinde ihlalin yaşandığı Türkiye! Birlik ve bütünlüğümüze, güvenliğimize, esenliğimize, benlik ya da kimliğimize- bizi ‘biz’ yapan her ne ise- yani iktidarımıza tehdit gibi algıladıklarımız için biçtiğimiz toplam ceza: 40 milyon hapis günü.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Göstergeler, parametreler, sayılar ve istatistikler. Kuru kuruya sıkıştırılanların menzilinden ayrıştırılan bir meramı ortaya çıkartıyor Aslı ERDOĞAN yaklaşık üç haftadır Özgür Gündem gazetesinde yayınlanmış olan makalelerinde. 40 Milyon Gün başlıklı olanında da bu değinilerin bahsedilenlerin gerçekte neye evrildiğini çözümleyebilmek için önemli bir meseli ortaya çıkartıyor. Sorguların sınırlandırılmışlığında zihine pek çok şeyi dank ettiren bir metaforu yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınarak sayfamıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Çağrı: Mor Gabriel'e Dokunma!
"Terör"de "Error" Var! - Büşra ERSANLI - Bianet
40 Milyon Gün - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Erdoğan’dan Katliam Düzeltmesi: Roboski Değil Uludere’yi Vurduk! - soL
'Barış ve Kardeşliği Boş Verin' - Jihat AKÇA - Velat ÖZER - DİHA - Yüksekova Haber
11 Yakınını Kaybeden Veli Encü İşten Çıkarıldı - Hezil ROJDA - ANF
Kürt Kökenli Kardeş Nöbete! - Ali TOPUZ - Utay
Başbakanın Ecdadı - Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Bizanslı Hanımları Geçelim, Osmanlı Köylüsü Ne Diyordu? - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Savaşın Finansörü: Örtülü Ödenek - Serhat ÇAYAN - ANF
Erdal Eren: 17'lik İdam - ŞAHİN / ALP / YILMAZ - Emek Dünyası
Kardeşim Erdal - Mahir Ünsal ERİŞ - Afili Filintalar
Erdal Eren Kavgamızda Yaşıyor - Pendik’ten İMD’li Bir Metal İşçisi - İşçi Mücadele Derneği
Halka ve Devrime İnancın Sembolüdür - Genç Hayat - Evrensel
Vajina - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Vajina: Kimlerin Yüzünü Kızartır? - Agora Kitaplığı
Cici Hanımlar Vajina Demez - Mehveş EVİN - ME Blog
Ka.der, 4 Partinin Kadın Milletvekilleriyle Ankara’da Buluştu - Basın Açıklaması - Sosyalist Feminist Kollektif
"Esra, Selen ve Azra'ya Adalet" - Basın Açıklaması - Siyah Pembe Üçgen İzmir
Arkadaşım Fatma Cezaevinde - Filiz KOÇALİ - Radikal 2
'Üzerinde Kanlı Çarşaf Vardı' - Arzu DEMİR - ANF
Kabus 15. Yılına Girdi - Pınar Selek Resmi Sitesi
De L’Eau Dans Le Gaz - Le Monde
Kardeş Selek:‘Hayalim Bu Davanın Olmadığı Bir Yaşam - Burcu KARAKAŞ - Milliyet
İnsan Hakları Günü'nde Polis Saldırısı, 18 Gözaltı - ANF
YÖK Yasası'na Karşı Ortak Mücadele: Üniversiteleri Direniş Mekanlarına Dönüştüreceğiz - Başka Haber
Asgari Ücret Enerji, Su, Ulaşım ve Ekmekte Alım Gücünü Kaybetti - Sol Defter
Bu Mu Halkçı Bütçe? - Bülent FALAKOĞLU - Evrensel
Nihat Ömeroğlu’na Açık Mektup - Alper GÖRMÜŞ - Taraf
Dink’i Mahkûm Etmeyene HSYK Yolunu Kapatmışlar - Funda TOSUN - Agos
Öldürülen Gazeteciler ve Cezasızlık - Çözüm İçin 10 Öneri - Emel GÜLCAN - Bianet
TGS: Tutuklu Gazetecilerin Sayısı 72’ye Yükseldi - Muhalefet
Yazdı, Okuyamayacaksınız! Çünkü İletişim Cezası Verdiler - Füsun ERDOĞAN - BiaMag
Başar Arslan: Ben Taraf'a Karışmam, Patronların Karıştığı Gazetelerin Hâli Ortada! - Hazal ÖZVARIŞ - T24
Yasin Hayal Hayata soL’dan Bakıyor - Barış M. YILDIRIM - Haber Fabrikası
'Yeni Kerinçsiz, Ali Emre Bukağılı' - Onur EREM - Birgün
Türkiye’de Hukuk, Fiili Değil İnsanın Kimliğini Yargılıyor - Yurtsuz
Adın Bile Hasret Be Gültekin - Kemal BOZKURT - KB' Radikal Blog
Cemil Çiçek Ya "Ecdadını" Bilmiyor ya da Aleviliği Yasaklıyor - Özen TAÇYILDIZ - Sendika
Diyanetin Alevîlik Söylemi: İlmîlik Kisvesiyle Asimilasyon - Ayfer Karakaya-STUMP - Bir + Bir
Alevi Aileye Linç Davasında Skandal! - Kemal GÖKTAŞ - KG Blog
Sürgü’de Şimdi de Türban Dayatması! - Malatya Yenigün
Kabuk ve Irkçılık - Ferhat KENTEL - Taraf
Şark Cephesinde Değiş(mey)en! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
21. Yüzyılda Sınıf - Hasan - Yazılamalar
Adorno’nun Kürtlüğü… TSK’nın Vicdanı… - Özgür AMED - Amed News
Ruh İşbaşında - Yabancılaşmadan Otonomiye - Halil TÜRKDEN - Aşağıdan
Jodi Dean: Facebook ve Twitter'dan Radikal Bir Sol Örgütlenme Çıkmaz - Sibel KARADAĞ - Başka Haber
Bogdanov: “Suriye Hükümeti Kontrolü Kaybediyor” - Rusya'nın Sesi
Almanya Federal Parlamentosu'nda Türkiye'ye Patriot Füzesi Gönderilmesi Kabul Edildi - İMC
Tek Adam Karşısında Bakan El Pençe Divan! - Burcu CANSU - Muhalefet
Bir Pastane ve Mugalata Sanatı - İmece Toplumun Şehircilik Hareketi
Taksim ‘‘Müzesi’’: Olağanüstü Hal Kentleşme ile İktidar Mekânlarının İnşası - Yaşar Adnan ADANALI - Mutlu Kent
TTNET'e Phorm Soruşturması - Gerçek Gündem
Internet Restrictions In Other Countries: North Korea, Iran, China And More - HuffPost Tech
Kes Be! - 5Posta - Dekadenz
Akkiraz'ın Tweetine 10 Bin TL Ceza - Bianet
Yalan Haber İnsanlık Suçudur - Ahmet YAVUZ - Aşağıdan
Devletleşen Bireyden Militanlaşan Bireye - Şizo Krat - Solukbeniz
Ne Efendi Ne De Kul - Bao JİNGYAN - İtaatsiz
Yapısal Krizin Sınırları Üzerine Düşünmek - Yahya M. MADRA - Özgür Gündem
Lenin ve "İşçi Sınıfı Aristokrasisi" - Eric HOBSBAWN - Muhalefet
Nostalji ve Birikmiş Görsel Enerji - Serkan IŞIN - Poetihars
Dekan - Ülkücü El Ele, Saldıralım Gazetecilere - Onur EREM - OE Blog
Değiştik Dönüştük Tanrım, Ama Hâlâ Orada İktidar! - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Kütüphane Kurmak İsteyen Kürt Şair Selim Temo'nun Başına Gelenler... - T24
Sol ve Kafa Karışıklığı - Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet Pazar Dergi
‘Deli Değilim, Haddinden Fazla Rasyonel Düşünüyorum’ - Emre ERTANİ - Agos
Mavioğlu: Türkiye, Habercilik Açısından Çölleşmiş Bir Durumda - Yurtsuz
[Armağan Ekici] “Merak Cemiyeti’nin İnatçı Üyeleri İçin…” - Barış YARSEL - Futuristika
Yılbaşı Çekilişi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Kosova’nın Defacto Fatihi Polat: Televizyon=Emperyal Vizyon - Doç. Dr. Erxan TORBESOV - Kassam

Fasitdaire / Nota Bene Blog
NHK'Koyxeи Official
Malorix Official
Cooptrol Official
Nongenetic via Spezialmaterial Records
John Foxx And The Maths Official
Ben Vida Official
Peter Adrianansz Official
Trapist Official
Mergrim Official
Franck Vigroux Official
Anthony Pateras Official
Staer Official

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Pointless Propaganda Poster V By Matt CIPOV via Flickr

>>>>>Poemé
zeybek - kutsiye bozoklar*

`kelepçeyi yüreğinde taşıyanlara inat
kelepçem bırakmıyor ki zeybek oynayayım` diyenlere



dışarda fırtına yüklü havalar
rüzgar nasıl nasıl esiyor canım
başımın üstünde bahar çağrısı
sevdaya benzer çılgın bulutlar
birde bizim şu erkenci kuşlar
yare selam edin olur mu dostlar

özlem gözlerinde uzak yıldızlar
ellerini tutamam tel örgüler var
kavga büyütülmüş sevgilerdeyiz
kelepçem bırakmasın gülüm ne çıkar
bu yürek seninle bin zeybek oynar

kaynakça: ekşi sözlük

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)
Deuss Ex Machina # 426 (19.11.2012)
Deuss Ex Machina # 427 (26.11.2012)

No comments: