Sunday, January 27, 2013

Deuss Ex Machina # 434 - görünmeyen, bilinmeyen, duyulmayan... sessiz çığlık


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_434_--_görünmeyen, bilinmeyen, duyulmayan... sessiz çığlık.

21 Ocak 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1- Dreamscape - Cradle (Kranky)
2- Dreamscape - Dreamsleep Eternal (Kranky)
3- Hammock - We Could Die Chasing This Feeling (Hammock Music)
4- Hammock - Dark Circles (Hammock Music)
5- L A N D - Cosmopolis (Important Records)
6- L A N D - Nothing Is Happening Everywhere (Important Records)
7- Neil Cowley Trio - Distance By Clockwork (Naim Jazz)
8- Neil Cowley Trio - Hope Machine (Naim Jazz)
9- John Zorn - The Dervish (Tzadik)
10- John Zorn - Towards Kafiristan (Tzadik)

görünmeyen, bilinmeyen, duyulmayan... sessiz çığlık.
(434)

güzide yurdu tanımlandıran edimlerden birisi kabilinden sonuçsuzluğun bağrında ucundan kıyısından hemen hiç değmeden, değinmeden, ilişmeden, konuşmadan ve yazmadan bir tahayyülün diretimi, dört yandan yükseltilmesi neticesinde arada bizahati arafta kalmışlık hali büyütülmektedir. nüksettirilen ironik bir benzetme değildir. yahutta fazlasıyla alaya alınası bir teşebbüs hiç değildir. yanyana durduğumuzu cancanalığın her ne demek olduğunun düşünselliğinde haddizatında bir haftaya sığdırılan şeylerin yekününde ortaya çıkan sürümceme halinin, kimin ne dediğinin değil, muktedirleşme hevesindekilerin, muktedirin şimdisinin ve diğerlerinin elbirliğiyle kotarmış oldukları 'havanda su dövmelerin' nelere karşı olduğunun yinelenebilmesidir. arafta kalmışlık bahsinde hep şu oluyorsunuz bu oluyorsunuz bi'kere de bizler demeden bu veyahutta şu olaydınız argümanından yola çıkarak derinleştirilebilecek bir temaşa~ı rezalet düzeneği yine yeni yeniden nakşettirilir. aksettirilir. aynalanan sözcükler birbirinden veya bir öncekinden aynı, bağdaşık şeylerden mürekkepmiş gibi görünse de aslolan ve giderek kalıtlaşmaya başlayan şey vicdanın kendisinin ortalık malı edilmesidir.

bu kadar kolay yerle yeksan edilebilmesi, gediklerin açılabilmesi, suyun taşkınına karşı çabaların olmadığı bir haleti ruhiyenin, tedbirsizliğin daniskasının denkleştirilmesidir. arafta kaldıkça o aralığa terk edildikçe başımıza gelecek şeyler birimizin veyahutta hepimizin şu hayat denilen maratonda neye ne kadar önem atfettiğimizi gösterir  ve anlaşılır kılacaktır. kılmaktadır. beraberce yoksunlaştıkça kulağı kapatmaya alıştıkça, dediğim dedik çaldığım düdük demeye devam edildikçe, hemen dibinde oluverene ses etmeyi bile düşünmedikçe maarifin öğrencisiz halinden dem vurup ne güzel idare edilirdi kısmından bahis tutturanların değinilerindeki gibi kılçıksız bir ülke portresi karşımıza çıkmaktadır. ses eden olmadıkça güzel güzel yönetilebilecek, zapturapt altına alınabilecek, gak demeye imkan tanımadan suskunlaştırılacak kitlelerin yaşadığı, yaşadıklarını varsaydıkları bir cenah, ne güzel!. değiniler, birbirlerine paralellikler barındıran epey hallice sayıdaki vakıanın birden bire suskunluk zırhının altına ötelenmesinin başımıza açtıklarını da gösteregelmektedir. bizahati kanıtlamaktadır. mevzunun menzilinin sınırlandırılmışlığı alelace derdest edilmesi için bunca uğraşının yegane nedeni bütün bu yukarıda saydıklarımızdır. suskunlaştırmak.

sustukça, deneye alıştıkça bir sonraki evrede daha fenasını, daha beterini devreye sokmak. vurgulamak. bilakis vurgulamalar silsile halinde birbirini takip ederken pattadanak bir arada iki derede yeni eşikler açmak. tüm o beklentileri sıfırlayan muhalifliğin arsız oyunculuğunda mevkilerini sağlama alan muhalefet partisinin pek muhteremi pek kıymetlisi olanlarından faşist söylemin ibret vesikasında son pankart tutucularından sn. birgül ayman güler'in ortalığa saçtıklarında görebilmek mümkün. döküp saçarken, haddini ve hızını alamayıp nasıl daha fazla giydirsem, çağıl çağıl gürüldesem de benim nihai üstünlüğümü işittirsem ve bu ülkenin üst ırkının ne olduğunu bir kere daha işittirsem diyerek denk getirilen söz öbeği şimdinin vesikasında nereye sıkıştığımızı ve konumlandırıldığımızı göstermektedir. asla eşit değilsiniz. bir tabii ki bizim gibi eşit olmanıza imkan ihtimal yok!. kadükleştirildikçe, şirazesinden çıkmaya görsün faşist söylemin, bilimsellik kılıfı altında nasıl da boşaltılmasında böyle usul usul yavaştan yavaştan zikredilip nihayetinde kabul görürlüğüne kani olunduğunda evrelerin birer ikişer aşılması enikonu düşünülesi bir cevher olarak karşımızdadır. fazlası var da eksiği yoktur.

demokrasi denilegelenin içeriğinin böylesine dönüştürülüp olağan olarak tanımlandırılan arsızca söylemlerle lime lime edilmesi gayretinin başka bir vesikasını da; -idris naim şahin beylerin içişleri bakanlığı koltuğundan düşmesi pardon yerini daha fena olan boyunsuz muammer paşa'ya devretmesi töreninde sarf ettiği sözlerde duyumsayabilmek mümkündür. mülkün temeli atılırken biraradalık savunulurken nasıl da pattadanak vakit bu vakittir diye ötekisi, ötekisi diye avuçların iç kısmının kaşınıldığı, hazine bulunmuşçasına öteki belletilen milletvekillerine laf çarpıtarak nelerin değişmeyeceğini haddizatında kafaya kazıtan bir vesika daha ibra edilir. muştulanır. ne de olsa ileri demokrasi güncelliği dahilinde söylemler ve pratikler günü birlik olarak şekillendirilir. bir gün öncesi dünyalara kapı açıktır. bir gün sonra dışarılarda söylenenler yenilir yutulur dönüp dolaşılıp aynı fasit dairenin en keskin taraflarındaki kırmızı çizgilerle buluşturulur. ne de olsa beton millet sakarya, gerisi tümü teferruat.

dönüşüp durduğumuz zaman mevhumu içerisinde her defasında söylemekten kaçınmadığımız yalnızlaştırmanın, yalnız konulmanın bu kadar ivedi bir biçimde şekillendirilmesi, her kesimden muhalif olanın (etiket olarak bunu taşıyanları kastetmiyoruz) başlarına denk getirilmek istenen şeylerin nasıl ağır sözler ve yaftalardan, kör bıçaklara kadar seçeneklerinin çoğaltıldığını gösteregelmektedir. gösterime giren, istisnasız hepimizin bir şekilde aşağıda olanlarımızın karşılarına bir şekilde dikilecek olan aşılmaz duvarların fikriyatın önünü alıp, aldığı nefesten ötesine uğraşmayacağı, kafasını yormayacağı bir iklimin devamlılığıdır. savaş ikliminin sürdürülebilirliği üzerinden hareketlenmeler her defasında bu defa son dönemeç denildiğinde yaşatılan hayal kırıklıklarını göz önünde bulundurduğumuzda şüpheler ne yersizdir, ne gereksizdir. böyledir. bu kadar kesin ve nettir. alışılageldik basmakalıpcılıkları aştığını ileri sürenlerin bir noktada, keşke bu kadar açılmasaydınız, keşke bu kadar sivrilmeseydiniz görüngüsü, tavsiyelerinin denk gelişi biraz da bu ortalığın böyle korunaksız bir çerçeveye sıkıştırılmasındandır.

yapılan edilenleri ne bu satırlara sığdırabilmek yeterli gelecektir ne de teferruat bilinenlerin aslen ne olduğundan dem vurabilmek için derman kalmıştır. buz dağının görünmeyen yüzünde binlerce kelimeden ibaret bir mesel yumağı yer almaktadır. fısıl fısıl, usul usul ötelenen, şimdi sırası değil daha sonra konuşuruz bu bahisleri diye kestirilip atılanların ivedilikliğini yineletebilecek detaylar bakmaya hevesli olanlar için gerekli olanı verecektir zaten. sıramızın her ne olduğunun bildirilmesinden gayrısına tenezzül edilmemişken bu hassasiyetler diyarında. ne söyleriz, ne eyleriz, ne deriz ne biliriz kimin umurunda olmuştur ki bunun bilindik, aşina olunan yüzeylerinden kelamlar ilave edilebilir belki bir ihtimal. ihtimaller dahilinde yaşadığımızı sonumuzun emeğinin tam karşılığını bekleyen işçiler, bu kadar aleni çarpıklığı işitilir kılmaya çalışan öğrenciler, bir yerlerde fena hatalar yapıldığını belirginleştiren özgür basın çalışanları, fikirleri kasten sorulmayan ötekinin ötesi olanlar lgbtt'ler, sağımızda avukatlar, solumuzda aktivistler önümüz arkamız dört yanımızda her metrekaresi bir ezavevine dönüştürülmeye çalışılan bu güllük gülistanlık diyarın! şerrinden nasibini alanlarla ortak olduğu artık bilinesidir.

ses etmedikçe, ses çıkartmadıkça bir şekilde köşeye kıstırılanlar olarak o eşiğe sıkış tıkış derdest edilenler olarak varlığımızı görünür kılmaya kafayı yormadıkça hassasiyet zırhının altında saklı duranlarla yüzleşebilmek, nihai bir çözüme ulaşabilmek oldukça ütopik / uzak bir ihtimalden fazlası olmayacaktır. görebiliyor musunuz!. bu bulmaca kıvamında yazınsalın değinileri arasında atfettiklerimiz bir çoğumuz için geçersiz / uzak / sınır dışında kalan ihtimallerden mürekkep gibi görünse de kazın ayağının öyle olmadığı da ilave edilesidir. bir biçimde ironik / entelektüel bir yansıdan, çoğaltımdan ziyade ses etmeye çalıştıklarımız gündelikliğin basitliğini tanımlandıran bunca önemli hadiseyken menzilimizin bir kademe daha genişletilmesinin elzemliliğini hatırlatmalıyız. camekanlar ardında saklanan numunelik bir vesikalar, hatıratlar olarak tanımlandırılacak bir mücadeleciler, yaşayışlar, formlar vardı manzumesinden öte artık daha dikkatli ve köşeleri çok keskin olan muktedirlik ve avanesinin bakışımına, yönlendirmesine, sirayet ve nüfuz ettiği yönlendirmelerine karşı gür bir ses çıkartabilmek yegane çabamız olmalıdır. 'yaşam', 'gyank', 'jiyan' adına... şimdi ve burada...

suskunlaşmanın mütemadiyen tavsiye edildiği, bunu şakıyıp duran koronun aksi istikametinden bir seslenişe girişildiğinde apar topar alarm zillerinin, yetişin düşünen var,   tanımlanamayan bir düşünme eylemi var diyerek bir biçimde ortalığın ayaklandırıldığı, hassas dengeleri hassasiyete duyarlılığı görebilmemizi mümkünatlar dahiline eklemleyen tevatürlerin, alametlerin belirgin hali dahilinde günlerimiz elden avuçtan akıp gidiyor. birbirilerinin basmakalıp söylemi olmuş söylemlerin ortaklığında, bütünlüğünde elbirliğiyle neyi yapıp neyi yapmamamız gerektiğini yineleyip duran bir fasitdaire ise layığımız haline dönüştürülmektedir. böylesi denk getirilmektedir. çabasında bulunduğumuz, daha iyisine dönüştürmeye gayret ettiğimiz yaşam ile bizlere sunulan yerseniz böyle yemezseniz şöyle diyerek önünün, tak diye kesilmesi gayretkeşliğinin refakatinde azabın miadı dolar mı, miadı doldurulabilir mi? hassasiyet ediminin her nereden, hangi yönden geleceğinin enikonu muamma kılındığı bir zaman mevhumunda erkin, iktidarın şekillendirmesinin, dayatımınıni tahakkümünün, zapturaptının karşısında insani olanın her ne olduğunu nasıl bir işlevsellik taşıdığına erebilmek mümkün müdür bu azap çıkuruna dönen platonun içerisinde, üzerinde.

duyumsatılan, atfedilen, yönlendirilen, serpilip büyütülen hassasiyetin her ne şekilde olursa olsun bireye değil, devlet mekanizmasının enikonu gıcırdayan çarklarını olduğu gibi o çürüklüğü, kıt akıllığı ile muhafaza ve koruma altına almaktan gayrı bir önceliğinin olmadığını yinelemeliyiz. ondan gayrısından da bir amacın bulunmadığını tekrar etmeliyiz. gün dediğimizi koca bir heyhula haline evirerek, sabaha tek bir gündem, akşamına apayrı bir gündem gelgitinde arada olan bitenin nasıl tavizsiz bir biçimde vicdana, düşüne, mani olmak ile iliştirildiğinden ilişkinliğinden dem vurabiliriz. bundan kastımız olup bitenlerin alelacele örtbas edilmesi gayretidir. hassasiyete gark olmuş konularda, tüm o kırmızı çizgilerde, mevzubahis vatansa klişelerinde, birlik ve bütünlüğümüz masallarında bütün bütün hiddetten mürekkep bir iktidar yapısında, hegemonyasında tüm bahisleri çağrıları, çığlıkları neden sorgusunu pas geçerek, bir potada derdest edilmesi söz konusudur. esas resimde ortaya çıkan eğreltiliğe dair kelam eden, yazıp çizen, ses eden, kendini belirgin kılan, bilmiyoruz kaçıncı kez vatan haini, işbirlikçi, hançerleyici vs. uzayıp giden bir yafta külliyatına, bunu bu görüşü evet öyleymişler bahsini savunanları  linç mangalarını ise münferittir münferit diye vız vız vızıkdayan, savunan bir yapılandırma bina edilir. etrafımız çevrelenir.

el altından bütün bu kötü-fena'ya destek-koltuk çıkılmasının fenalığıdır o toparlayış. o toparlayış demokrasinin bu ilerisinde hiçbir konuda hiçbir şey yapmazsanız dahi sizin için de uygun bir türetim - suskun kılma süreğinin bulunmasıdır. o toparlayış yıllar yılıdır hepimiz x'iz bağlamında denk tutulanı adı anılanın insan olduğunun anlaşılamadığını ya da anlaşılmazlığa nasıl kolayca sahip çıkıldığını tercih edildiğini duyumsatandır. o bağa sahip çıkanları ise hassasiyet dengesini bozduklarından dem vurup hedef tahtasına konulmasının tercihler arasındaki önceliğidir. bir çoğunda, bu ve benzeri tedirginliği yaşamaya devam ettirildiğimiz serimlemeler de ilavesi, cabası. bu tedirginlik dediğimizi birilerinin bizahati gözetimlerinde nasıl şekillendirildiğini görebilmek mümkündür. kin, nefret ile ayrıştırmanın önü alınmadığında ötekisi sayılana neyse bir türk'e de aynısını ettiğini yeniden belirtelim. hala fark edemeyen ve ama ile fakatlara tutunanlara bianen. o toparlayış hassasiyet sarmalının nasıl geniş bir sahmanlık halinde olduğunu fark ettirendir.

düşünselliğe müdahale edici, ket vurucu olunarak, içeriyi dışarıdan kalabalık kılmaya çalışan fikriyat soykırımına ve daha nicelerinde zamanın gerekliliği diye müsammaha / tolere edenlerin refakatinde bambaşka bir yere dönüşüyoruz. bambaşka bir kalıba dökülüyoruz. vesayetçi daraltımın üniformalısından sivil takım elbiselisine de geçmiş oluyoruz. geçmişler olsun!.. duraksanıp, durulmayacak bir akış dahilinde devlete tehdit oluşturduğu, intibası, şüphesi olan her kesime uygulanan şiddetin ve derdest etme gayretinin en azından şimdilik başkaca bir açıklamasını bulamıyoruz. fikrin fikirle mücadelesindense, fikre karşı sinkaftan, bombaya uzanan bir hiddet ile yanıtlanmasına karşı daha da farklı bir manasal çıkarmayı şu anda abesle iştigal etmekle eşdeğer buluyoruz. ne olmayacağımız bunca belirginken hala kırmızı çizgilerimizi aşıyorlar vavelyası, bozkurtlarımız en nihayetinde harekete geçecekler işgüzarlığı, eşit değilsiniz zaten sayıklamaları bkz. güler vakıası gibi tantanaların, milli mutabakatın nelere, ne işlere hangi fenalıklara yol verdirdiğini bilmek istiyoruz.

otuz dört canın bir tazminat mevhumuna karşılık olarak katledilebilmelerinin, kurban edilecekler olarak savlanmasının, o bombaların sanki kendi başlarına harekete geçmiş gibi bilmedik, duymadık görmediklerle sümenaltı edilmesinden bu yana bir seneyi aşkın sürede olan bitenler meydandayken bilmek istiyoruz. yanıtsız sorulara karşılık olarak. kendisine benzetemediğini ölümden beter hallere koymanın, sözünü işitmeye bile tahammül edemeyip terörist bunlar diye avaz avaz bağrışan zevatın ortaya koydukları hassasiyet odağının nasıl ve nerelerde devreye girdiği iliştirildiğini irdeleyebilmek olasıdır, hakkımızdır. yaşadıkları topraklarda aidiyetleri sürekli sorgulanan, milleti sadıkalıktan, evrile evrile satılmış, hançerleyen, vatan hainleri vb. atfetmesi tek seferde zor şeylere bir süreklilik dahilinde kademe kademe geriletilen bir topluluğa, dört beş saldırın gerçekleştirildiği o ermeni toplumuna karşı hassasiyetlerin nelere dönüştürüldüğü anlamlandırılabilir. korku bir kere bünyeye sirayet etmeye görsün bir kadının canına, iki kadının görmelerine mani olmaya, bir kadının derdest edilmesine neden olan saldırganlığın azaldıkça, azalan tam konuşmaya heves etmişken yeniden suskunlaşmanın yolları, patkalarına yollandığını, yol verildiğini söyleyebilmek şimdi olasıdır.

suskun kılma bir mesel olarak görülüp netice kabilinden reçetelendikçe sonrasında birbirini takip eden devamlılıklar, o kör algının sürekliliğinin farklı okumaları güne dahil edilir. yol nereye?. kadınların, çocukların başlarına getirilenler dayaktan, kör bıçağa taşınırken durmadan düzenlenirken düşünselliğe, fikriyata mahpusluk olarak tanımlandırılır, evrilir. mahpusluk ses vermenin, yeter artık demenin bir ölçüsü olarak tanımlara dahil edilir. bir bakarsınız pınar selek'in üç kez beraat etmesine rağmen tüm masumiyet karinesi bile isteye; lime lime edilerek "müebbet" hapis cezası ile hayatını zindana çevirmek konusunda bir dönem daha açılır. olmayan örgütün varolmayan öğesi hareketi olarak haber peşinde koşmanın suç tanımına dahil edildiğine tanıklık ettiğimiz özgür basın emekçileri bu faaliyetlerinin cezasını belirsizlikle / karanlıkla öderler. yayınlanmayan kitaptan suç, telefonda zikredilen sözcüklerden şifre / parola adı her neyse eylem mesajlaşması, boyuna takılan poşunun dahil bir biçimde terörist yaftasına denk düşülmesi, derdest edilebilmek için bir hep o menzile dahil edilir, budur.

böyle, böyle suskunluk arttırıldıkça, ona biat sağlandıkça iyice sıradanlaştırılan faşizm düzayak hayatın ayrıştırılmaz bir öğesi yüklenişimiz haline dönüştürülür. eskaza bugünleri yazacak birilerine bıraktığımız bu külliyatın, denk getirilenlerin parametreleri, ötekisi diye savladıklarına karşı muktedirin eyledikleri öylesine birbirlerine lehimlenmiş, karmaşıklaştırılmış ki asıl sorunun neden mürekkep olduğunu çözümleyebilmek bayağı bir uğraştırıcı olacaktır. ilerye. ilerisine bizler günü yaşayanlar içinse o masal gibi duyumsadıklarımızın hakikatinin birer kabus, öcü diye belletildiklerimizinse tam tersine çok daha fazla ehemmiyetle üzerine düşülesi ve sorgulanası gerçeklikler olduğunun ezcümlesi kalıcılaşmaktadır. cismanileşen hassasiyet dengesinde korunanların yanında hemen dibinde varlığını sürdürenleri uzun bir mücadele sürecinin beklediğidir. anlamamak için direnenlere karşı anlatmanın bir merhem olabileceğini varsayarak... süreğenleştirmektir bu çablanımı... hepimize düşen... meramımızdır!.

>>>>>Bildirgeç
Budala Kış Güneşi - Bülent USTA - Birgün

Bir gazete yazarı olarak mutlu olmanın imkânsızlığını kabulleneli çok oluyor. Mesela bu sabah, kışın ortasında güneşli bir sabaha uyansam da –Kadıköy’ün güneşli sabahları pek bir güzel olur- vapur yolculuğu yaparken kış güneşinin yüzüme dokunuşundaki tedirginliğinden bile keyif almam mümkün olmadı. Çünkü gece yarısı, insan hakları savunucusu avukatlar kapıları kırılarak gözaltına alınmış, benim için önemli bir yeri olan “Onuncu Sigara” adlı romanının yazarı İsmet Kür’ün aramızdan ayrıldığına dair acı haber ulaşmıştı bir kere. Vapurun güvertesinden martılara bakarken, içimde o tüm renklerini ezbere bildiğim hüzünden başka bir şey kalmamıştı yine.

Sanırım bu ülkede mutlu olan yazarlar sadece liberaller. Onlara ulusalcıları da ekleyebiliriz, ama bir süredir hırpalanıyorlar, takatleri yok şimdilik mutlu olmaya, sıralarını bekliyorlar. Ama liberaller, Özal döneminden bu yana pek bir mutlular, Sovyetlerin dağılmasıyla da kendilerini ideolojik anlamda da üstün hissedip, tek kutuplu dünyanın keyfini yaşıyorlar uzun süredir. Roland Barthes, YKY’den çıkan “Eleştirel Denemeler” adlı kitabında, mutlu yazarların sonuncusu olarak Voltaire’i gösterirken, bir bakıma günümüz liberallerini de tarif ediyordu. Voltaire’in bugün yaşasaydı, Marksistlerden, ilerlemecilerden, varoluşçulardan ve solcu entelektüellerden nefret edeceğine, onları sonu gelmez alaycı şakalara boğacağından çok emin Barthes.

Barthes’ın tarifine göre, liberaller “trajik düşünce”den yoksun kaldıkları için mutludurlar, çünkü karşılarında onları düşünmeye itecek hiçbir canlı kuvvete sahip değillerdir. Karşılarında sadece budala olarak nitelendirdikleri birtakım görüşten insanlar vardır ve onlarla değil de, onların budalalıklarıyla mücadele ettiklerine inanırlar genellikle. Budalalık ölçütü de sahip olunan güçten başka bir şey değildir. Budalalar, güçten uzak duran, ezilenlerin tarafında ezilmeyi göze alan kişilerdir. Mesela ÇHD üyesi avukatlar, liberallerin gözünde budaladırlar, çünkü tarihin sonunu reddediyor ve kendilerinden çok daha güçlü bir yapıya karşı açık biçimde hukuksal mücadele yürütüyorlar. Devletin, yani burjuvazinin suçlarıyla, bırakın maddi tatmini, manevi tatmin bile beklemeksizin mücadele etmek, budalalıktan başka bir şey değil çünkü onlar için.

Liberaller arasında, bazen vicdanla akıllarını dengeleyemeyip alışkın oldukları gücü kaybedip mutsuz olanlar da var. Aslında onlar, burjuvazinin kendi içinde yaşadığı iktidar savaşının kurbanları olarak da görülebilirler. Büyük paralar kazandıkları gazetelerden ya da televizyon kanallarından ayrılmak zorunda kalmış, hatta kazaran cezaevine düşmüş bile olabilirler. Ama dikkat edin, budala olarak gördükleri kişilerle aralarına mutlaka mesafe koyma telaşı içindedirler genellikle. O budalaların sadece hayranlığını ve saygısını talep eder, güç dengesinin değişmesiyle birlikte ilk fırsatta da yine eski konumlarına, üstelik kahramanca, sürgünden dönüyormuş gibi dönmeyi hayal ederler. Daha yüksek tirajlı bir burjuva gazetesinde, daha fazla güç ve hayrana sahip olarak mutlu olmak haklarıdır, çünkü vicdan sahibi olsalar da budala değillerdir. Bazıları da, budalaların arasından sıyrılıp liberallerin arasına karışınca, budalalara karşı kendilerini sorumlu hisseder, vicdan ve akıl dengesini henüz kuramadıkları için, budalaların da mutlu olmasını isterler, çünkü mutluluğun ancak güç ve iktidarla mümkün olacağına inanırlar. “Bakın ben mutluyum böyle, sizin budalaca eziliyor olmanız beni üzüyor” gibi bir hava vardır nasihatlerinde. Budalalar tepki verince de şaşırıp üzülürler, çünkü iyi niyetli bir çağrıda bulunmuşlardır. “Budala bunlar, anlamıyorlar işte” der ve kendi ihtiraslarının peşinde koşmaya devam ederler…

Bence bizim budalalığımızın en büyük sorunu, kendimizi ciddiye almaktan çekiniyor oluşumuz. Bir budala, hiçbir zaman kendisini budala olarak görmez, ama galiba biz, yani ilkelere ve bir dizgeye sahip olan bizlerin içine küçük de olsa “budala mıyız acaba” gibisinden bir kuşku tohumu ekmiş olmalılar ki, kendimizi nedense yeterince ciddiye almıyor ve de zekâmızı yeterince kullanamıyoruz. Liberallerden bizi farklı kılan “trajik düşünce”nin kıymetini bildiğimiz gün, ezilenler için kışın ortasında yaşadığımız bu güneşli sabahın anlamı da farklı olacak… Kış güneşi, bu kadar tedirgin dokunmayacak yüzümüze…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Menzilin içerisinde olan bitenlerin hemencecik yanında bitiveren şeyleri fark edebilmek için daha fazla çabalanabilmek gereklidir. Bülent USTA'nın Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan Kış Güneşi makalesi bu minvalde değerlendirilebilecek bir meram halini tanımlandırıp sunmakta. Değinmeye kani olamadığımız aklımızın kaldıklarını başka yerlerden okuma fırsatında kıraat etmede USTA ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni sayfalarımıza  alıntılıyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Budala Kış Güneşi - Bülent USTA - Birgün
Ne Mutlu İnsanım Diyene! - Balçiçek İLTER - Habertürk
Var Mı, Yok Mu: Türkiye’de Irkçılık - Cengiz ALĞAN - Dur De!
Samatya: “Münferit” Mi “Muntazam” Mı? - Foti BENLİSOY - Aşağıdan
Samatya’da Saldırılar Bitmiyor - Emre ERTANİ - Agos
Samatya'da Kol Gezen 'Kötülük'... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Samatya Ermenileri: Ermeni Sözcüğü Küfür Olarak Kullanılmaya Devam Ettiği Sürece Bu Saldırılar Da Bitmez  - Ermeni Haber
Darp Edilen Ermeni Kadının Yakını Anlattı - Akşam Postası - Rusya'nın Sesi
İHD'den 'Samatya Saldırıları' Raporu - İMC
Samatya Saldırıları: Türk'ün 'Yağma Hakkından' Vazgeçememesi... - Gökhan KAYA - Turnusol
‘Samatya’yı Açıklayacak Adam - İnci HEKİMOĞLU - Yurt
Kurtuluş’u Kurtarmak - Ezgi GÜVEN - Uzun Çorap
Dokundurtmayacağız! - Nor Zartonk
Soykırımın Ortakları! - Eren KESKİN - Özgür Gündem
Samatya Saldırıları: Türk'ün 'Yağma Hakkından' Vazgeçememesi... - Gökhan KAYA - Turnusol
Mouradian Delivers Talk On Genocide Justice In Ankara - The Armenian Weekly
Başımıza Gelen Komik Bir Fıkra: Türkiye’de Hukuk Algısı ve Hukuk Nedir? - Şizokrat - Aşağıdan
Pınar Selek'in Mahkeme Sonrası Beyanı - CNN Türk - 13Melek
Düşünce Suçu(!?)'na Karşı Girişim'in Pınar Selek Raporu - Pınar Selek Resmi Sitesi
''Müebbetiniz Yok Hükmündedir'' - Çaylak Haber
Turquie : La Sociologue Pinar Selek, Condamnée à La Prison à Vie, Va Demander L'asile Politique - Le Monde
Başbakan Protestosunda 18 Gözaltı - İMC
Zirve Katliamı Sanığı Medyayı Fişledi - Hür Bakış
Muammer Güler'in Kariyer Hikâyesi: Hrant Dink Davasından İçişleri Bakanlığı'na... - T24
Rober Koptaş: Muammer Güler'in İçişleri Bakanı Olması Başbakan'ın Hrant Dink Cinayetini Umursamadığını Gösteriyor - Başka Haber
Kendilerine Yakışanı Yaptılar! - Hidayet Şefkatli TUKSAL - Taraf - DYH
Belleğimde Mezar Taşları - Özge MUMCU - T24
Ocak - Abdullah ATAŞÇI - Agos - ŞapGir
Az İken Çok Olanlar - Burhan SÖNMEZ - Birgün
20 Ocak’ta Neler Oluyor? - Sayat TEKİR - Nor Zartonk
Türkiye’nin Barışı - Alper KALİBER - Açık Radyo
24 Ocak 2013, Türkiye Tarihi İçin Kara Bir Gündü - Sezin ÖNEY - Taraf - DYH
Ahmet Türk'ün İmralıya Gidişine Veto - Ötekilerin Postası
2013 Sürüm AKP - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
“Tu Terorîst Δ  - Rêşad SORGUL - Amed News
Barış İstiyorsan Hakikati Anlat - Selçuk CANDANSAYAR - Birgün
Savaş İstemi Barış Söylentisi - Sebatullah TEKİN - Özgür Gündem
"Mahkeme Siyasi Karar Verdi" - Beyza KURAL - Bianet
Seçkin Irkçılık! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
birgül ayman güler - asc - Ekşi Sözlük
Hangi Millet? - Necmiye ALPAY - Radikal
Önce Türkler Asimile Edildi - Ali Duran TOPUZ - Utay
Güler'in Irkçı Açıklamasına Tepki Yağıyor - Hür Bakış
Küçük Yüreklerden Büyüklere Ders - Evrensel
'Sevag Özel Bir Cinayetle Yaşamını Yitirmiş' - Yüksekova Haber
Sevag Seni Unutturmayacağız! - Nor Zartonk
Kışla Cinayetleri Örtbas Edilemez - Evrensel
Son 5 Günde 5 Zorunlu Asker İntiharı! Artık Yeter! - Basın Açıklaması - Asker Hakları
Siyasi Davaların “Liberal” Temsili - Serra HAKYEMEZ ve Önder ÇELİK - Azad Alik
Bağımsız Kürdistan Deyip Küfrediyorlar - Yeni Özgür Politika
Fransız Polisi Ömer Güney İçin Ne Dedi? - semioticus (shelbyl) - Komünal İşkembe
Hasan Hayri Bey'den (Ay)gün'e, CHP ve Aleviler İkilemi - Can BARAN - Radikal Blog
12 Eylül'den Roboski'ye I - Kollektif - Çaylak Haber
Barışa Giden Yol’da ‘Hakikat ve Uzlaşma’ - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Turkey: Nine Human Rights Lawyers Imprisoned - Human Rights Watch
Aygün: ÇHD’li Avukatları Soyarak Aranma Yapılmak İstendi - Vesmolla
Halkın Hukuk Bürosu; “Öfkeliyiz, Öfkemiz Arkadaşlarımızı Zulmün Elinden Almanın Gücü Olacaktır!” - Haber Fabrikası
Polise İşkenceci Demesine Kızıp İşkence Yaptılar - İsmail SAYMAZ - Emek Dünyası
ÇHD Operasyonunda Karar: 9 Tutuklama! - Muhalefet
ÇHD'li Avukatların Tutuklanma Kararında İlginç İbare - Çağdaş Ses
Hey Tekstil İşçileri Ve Avukatları Dayanışma İçinde… - Halkın Sesi
İHD Diyarbakır Şubesi’nden Hasta Tutsaklar Raporu - ANF
Şakran Cezaevinde Baskı Sürüyor - Miheme PORBEBOL - Ajans Amed
15 Bin Hükümlüye Denetimli Serbestlik Tahliyesi - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
’4+4+4 Eğitim Modeli Sürdürülemez’ - Sendika.org
BDP, Ezidi ve Çingeneler İçin Meclis Araştırması İstedi - Kaos GL
Galatasaray Üniversitesi Yangınından Bir Otel Çıkar Mı? - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
İstanbul’da Bir Tarih Yandı - zeynotozduman - Aşağıdan
Daiyang SK Grevine Kadın Desteği - Evrensel
Ataması Yapılmayan Öğretmenlerin Ataması Neden Yapılmıyor Diyenler, İşte Sorunun Cevabı! - Eğitim-Sen
Yapısal Eşitsizlik Koşullarında Hangi Barış? - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Türkiye’de Hukuk: Made In US - Eren BUĞLALILAR - Haber Fabrikası
Belçika ile Türkiye Arasında 'Antiterör Anlaşması' - ETHA
Bu Üç Avukatı Hatırladınız Mı? - A.Deman GÜLER - Bianet
Acanım Benim Acanım Ben - Ahmet Aziz NESİN - AN' Blog
babayı yitirmek mi, adaletsizlik mi daha çok acıtıyor! - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Türk Modelinin Barometresi Basın Özgürlüğü - Jean-Paul MARTHOZ - CPJ
Press Freedom In Turkey - Marc PIERINI  w. Markus MAYR via Carnegie Endowment
The State Of Media Freedom in Europe - COE Parliamentary Assembly
O Muhteşem Hayatınız! - Sarphan UZUNOĞLU - Akşam
We Are All Oxymorons! - Ayda ERBAL - Azad Alik
Diyarbakırlı Ermeniler Bize Ne Anlatıyor - Alper GÖRMÜŞ - Taraf - DYH
Kılamın Bir Diğer Adı - Zana FARQÎNÎ - Özgür Gündem
Slavoj Zizek: Felsefecinin Rolü - Santiago ZABALA - Halit YERLİKHAN - Agos - ŞapGir
Medya Denetimi ve Propaganda Modeli - Ömer ONGUN - BiaMag
Doğan Grubu Çalışanına Siyaset Yasağı ! - Atilla ÖZSEVER - Yurt


Dreamscape Official / La Di Da Productions
Dreamscape Informative via Kranky
Dreamscape - La-Di-Da Recordings Album Review By Jeff TERICH via Treble Zine
Hammock Official
Hammock via Facebook
Hammock - Departure Songs Album Review By Lauren PENNA via Highlander News
L A N D Official
L A N D Informative via Important Records
L A N D - Night Within Album Review By Ben RAG via Tiny Mix Tapes
Neil Cowley Trio Official
Neil Cowley Trio - The Face Of Mount Molehill Review By Martin LONGLEY via BBC Music
Neil Cowley Trio - Interview w. Neil Cowley Ahead Of His Trio’s Capstone Theatre Gig By Paddy HOEY via Liverpool Daily Post
John Zorn Official / Tzadik
John Zorn Informative via Wikipedia
John Zorn - The Concealed Album Review By Thom JUREK via allmusic

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Justice For Hrant Dink By ilovehoumous via Flickr

>>>>>Poemé
Eski Ormanlara Mektup - Haydar ERGÜLEN

bir mektup göndersen de açıp okumasam

ben hangisiyim; sen demekten başka
sana ulaşamayan zarfefendilerinin,
aç beni, başkapulum yok, başka mektubum
yok, yoksul olduğum söylenecek yoksa sana
annemin bir gül olarak terkettiğinden beri
beni gönderdiğin mektuplar ormanına

şehri karıştırmıyorum, seni yanlış anlarlar
kendimi karıştırıyorum, uçmaktan yanayım
ruhunu parmaklarında dolaştıran perinin
tevekkül penceresine konduğu eski ormanlarda

hangi yüzüğünden düştüm bu yolculuğa;
bilseydim, sen gönderseydin, ben o mektuba
yazılacak kadar aransaydım dilinin ormanında
açmazdım yine, yine yüzükler kazanırdın;
bana suluboya bir orman göndereceğini bile bile,
`peri ve eşek' mes'elini yazdığımı bile bile,
ormanlara dair şiirler okumak için
ayrı ve birleşik şehirler kurduğumuzu bile bile,
açmazdım bu sırlara layık olmayan şehri
içinden çıkacak ormana

bana orman gönderme, içinden şehir çıkar;

beni bir mektuba gönder, içinden birine
almamış gibi yaparım, vapura binmem,
yoluna inmem, ormanların sisi çökmeden önce
.. sonra inanırım

mektupların perileri
perilerin ormanları biriktirdiğine
yüzüklerin parmaklarda sessizce eridiğine
inanırım, eski orman tadı sinmiştir
açılmayan mektuba

gönderilse de

kaynakça: epigraf_delft

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 428 (03.12.2012)
Deuss Ex Machina # 429 (10.12.2012)
Deuss Ex Machina # 430 (17.12.2012)

No comments: