Sunday, March 24, 2013

Deuss Ex Machina # 442 - sözler yorgun tecrübelerin aynasıdır


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_442_--_sözler yorgun tecrübelerin aynasıdır.

18 Mart 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. TM404 - 303/303/303/303 (Kontra-Musik)
2. TM404 - 202/303/303/303/808 (Kontra-Musik)
3. Offthesky - Through The Lines (SEM Label)
4. Offthesky - Down The Fist (A Remix By Juxta Phona) (SEM Label)
5. Pixel - Steel Tape (Raster-Noton)
6. Pixel - Brown Shirt (Raster-Noton)
7. Vladislav Delay - Kulkee (Raster-Noton)
8. Vladislav Delay - Hetkonen (Raster-Noton)
9. DJ Spooky - Ice Sonification (Synchronic)
10. DJ Spooky - Go Down Moses / Winds Of Change (Synchronic)

sözler yorgun tecrübelerin aynasıdır
(442)

karmakarışık bir ruh hali. ahvali sarıp sarmalayanın, dönüp dolaşıp batıp çıkıp o yeniklerden en bitlisini bulmasından halen medet umulan o koşullanmış, şartlanmışlığa sahip çıkılan bir yurtta tüh hali!.elem hali hiç ama hiç bitmeyen cinsinden. boyuna uzayıp duran bir nefeslik mola vermeyen acı hali. yazıklanma hali yazmanın bir şeylere kâni gelmediğini ta ki basbayağı ağır yıkımla buluşuncaya kadar anlamazlıktan gelindiği bir yurtta yaşam halleri. mevhumu. toplamı. acı hali, sevinç halleri. alt alta üst üste. birbirlerine yakın durup birbirleri arasında sımsıkı bağlar bulunan, bağlantılanan düğümlendikçe kördüğümün kendisini oluşturan bir haller toplamı. neresinden bakıyoruz bunca olan bitene ve hangi pencereden bağlar kurmaya çalışıyoruz. anlamak için özen ve itina gösteriyoruz. ne diyorsak ne biliyorsak şu kadar, ne işittiysek ala tüm gerisi fasa fiso serpiştirmesinde, serimlemesinde hangi gözle bakı(nı)yoruz. hangi gözle baktığımızı idrak edip de bütün bütün çetrefilli ruh hallerinden azad kalabiliyoruz. süreçlerin sıhhati, afiyetleri söz konusu edilirken (açılımlar silsilesi ne oldu) akilliğin akla sahip çıkmanın ve daha çok söze karışmanın değil de suskunlaşmanın zikredilmesi hangi yana konumlanabilir. hangisi daha anlamlı olacaktır işte bu zamanın ruhunda.

hangi pencereden bakmaya devam ederseniz edin, yeter artık'ın başkaca bir seslenişi mi duyumsanacaktır. anlamlandırılacaktır, kulaklar tıkandıkça, lal kalındıkça, nedir yani. farklı perspektiflerin farklı tanımlamaların yerinde kullanılmasının gerekliliğinde birbirimizin yaralarını anlamlandırabilmek, hangi gri pencerenin yamacında söz konusu edilebilecektir. vızıkdanma hali. bitmek nedir bilmeksizin böbür böbür böbürlenildikçe en kıymetlisi benim fikrim haddizatında diklenmesi ve payelenmesinde nihayetlenmesi daha uzunca bir süre alacak gibi gözüken bir tutunma biçimi. toplum dediğin ahval sen ben ve onun aynı şeyleri görebilmesi, hayra yorması bütün bu meslekler üstü duranların her şeyden kurtulup duran zanaatkarların laf cambazlarının yanında kendi dimağını oluşturma gayretkeşliğine doğal habituslarını korumaya ısrarlı bir mevzilenme hali. sarmalayıp duran. etrafımızı daha da daralatan. konjonktür kelimesi, dimağa yerleştiğinden bu yana önüne arkasına bulunup yamandı mı bir kaç tanımlama, isim, şehir, bitki oldu sana güncel memleket tahlili verdik mi ayar sekmesinden bir kaç toplu terennüm, topu taca çıkartacak hedef oldu mu sana gamlı meram hallenişi.

hallerimiz giderek, dönerek, ilerleyerek, adım atarak veya durarak hep aynı serzenişleri anlık bağlantılamaları, keşfedişleri duyumsatıyormuş gibi görünse de aslında bahsetmek istediğimiz, yazıklanmaktan ötesine geçebilmemiz için, yazıklanmaktan fazlasına nail olabilmek için kalbimizi, kelamımızı ve aklın şerden arındırılımışına olan itimatın gerekliliğidir dillendirmeye çalıştığımız. a halinden z'ye geçişte, yahutta uzamlar arasındaki seyyahlıkta direnişin kelamları birbirine ekleyip, sorgulayarak illa ve billa ki toplumun anlık gereksinim / duyumsamak istediklerine benzeşen öğeler ihtiva etmese de bir zorunluluk hali olduğunu yinelenesidir. görev değil ki bu satırlardan dökülenler. görev bilinciyle yazılmamaktadır ki muktedir kini ve düşmanlığına karşı kelama sığınışlar. her yerinde ayrı bir telaşenin, koşturmacanın süreklilik arz ettirildiği bir mevhumda yaşayabilmek, belki az da olsa soluk almanın sadece biyolojik bir manadan öte bir şey olabileceğine dair vurgulamalar ortaya çıkartabilmek içindir. ne yetkiniz, ne de yetkiliyiz. ne alimiz, ne de allame-i cihan. geçtiğimiz hafta değinimizde duyumsattığımız siyah ve beyazın arasında kalanlardanız.

araf haller ülkesindeyiz. arafta kalanlardanız. kestirmeden yolun tırpanlanıp, kısaltıyoruz biz bahisleri, aşıyoruz boyuna sorunları derken bir yandan sümen altı edilmeye devam edilenlerle hemhal olanlarız. yol bütünün bir parçasıyken bunca sınanışa rağmen dikenlerin fark edilmediği bir sahanlıktayız. önemsenmediği hallerin toplamındayız. şimdi ve burada!. geniş çözümlemeler ve kelimelerle oluşturulan tahayyül pratiklerini her koşulda istisnasız bir biçimde lağvedilmesine karşın irin dolu seslenişler hangi yana düşmektedir? seslendirilenler bir gösteri toplumu tahayyülü dahilinde gördüğünden gayrısından artık medet ummayacak! ne var canım işte konuşulmuş bir bahistir vur de vuralım öl de ölelim heyheylenmesine onun da vakti gelecektir elbette diye çıkışlara karşı anlamlı bir tepkime nasıl olmalıdır. nasıl ortaya konulmalıdır. "barış" dediğimizin kitabi anlamlarını en azından şimdiki zaman dilimindeki karşılığını bir kenara itip, içimizdeki işbirlikçi, bölücü ve çiyanlar vesaireler diye tumturaklı ne kadar zamk varsa lağım çukurundan onunla bütünlendiği, her farklı sesin sen ne diyorsun bakayım ile sınandığı bir satıhda linci nihayetlendirebilmek mümkün müdür.

hallerin hal, gidişatın gidişat olmadığını, nümayiş içerisinde bas bas bağrınanların bir endişeden değil çoktan unutulmuş olan, zihinden kaybolduğu varsayımlanan bir faşist tahayyülün izcileri takipçileri olduğuna erebilmek ne zamandır? hangi zaman. kolay mıdır yerleşik olan, silindiği varsayımlanan şeylere karşı yeniden söze sahip çıkma gayretinin bunca hakir görülmesi. nasıl anlamlandırılmalıdır ki pkk'nin silahı terk etmesinin, ölümlerin bir sonunun bulunmasının artık o mihrak bu mihrak diyerek doksan yılda ortada kendimizden başka kimseleri bırakmadığımız bir yere mahkum kılındığımız nihayetinde anlamlandırılabilsin. muktedir-erk-devlet mekanizmasının diline pelesenk ettiği türkleştirme projeksiyonun, sınayışının ve tahakkümünün süreğenliğinin hiç bir konuda bize sıhhati reçete etmediği idrak edilebilsin artık bilinsin!. yok mudur hakkaniyetli bir biçimde silahsızlanmanın, ölümlerden arınmanın gerekliliğini bir şekilde idrak ettirebilecek bir tasavvur. yığınların lince teşvik edilmesinin, bunun hassas insanların tahayyüleri canımcımlığın nasıl kadük ve ne kadar iç kıyıcı bir zorlama tutum olduğu bunca meydandayken ve aleni artık erebilir miyiz bir zahmet barıştan öte köy olmadığına. barıştan öte yolun kalmadığına.

öncesi ve haddizatında şimdisiyle doksan seneden fazlaca bir zaman diliminde yerlerinde, yurtlarında ötekileştirme deneyine kurban edilecek bellenecek 'kuzu' kalmış mıdır!. yetmemiş midir artık sunakta dökülen bunca kan. doymak nedir bilinmez midir irin yüklü milliyetçilik hezeyanlarıyla örülen laf cambazlıklarının hemen arkası, münferit ön tanımlı hınç ekiplerinin bildiklerini sergileyecekleri tam da ellerini oğuşturup istediklerini yapabilecekleri bir ülke karanlığından illalah gelmemiş midir? yetmez ama neydir kısası. bütünde güvercin tedirginliğini barındıran bir ruh halidir sırtlandığımız. korkularımızla her ama her an yan yana dururken hep sınanırken, bir yandan sövülürken bir yanda soruşturmalara, kovuşturmalara uğrarken, bir gece ansızınlara gerek yok; her sabah kapımızda, kıyımızda sivil kolluğun bir temsilcisiyle yüzleşirken, canlı yayınlarda operasyonlara şahit olurken, muntazaman fişlenip, fişteklenirken, topun ucuna sürülürken bu halkın bireyleri olarak sorgulamanın gerekliliğini hatra düşürme edimi ne zamandır. birbirinden uzak görünen, öyle bilinen ama sonucunda birbirlerini tamamlayan, tümleştiren, sonuçta bugünün ne hallerde olduğunu ortaya çıkartan bir simyadan bahsedebilmek mümkündür bu yurt sahanlığında.

bir buçuk yıl sonra bomboş, vur diyenlerin ellerinin temize çıkartıldığı raporun duyurulduğu roboski kıyımından, sosyo-politik gerçekliğimizde görmezden gelinenlere el uzatan pınar selek gibi yurttaşlarımıza, has akil insanlarımıza reva görülenlere kadar birbirine bağıntılı bir kompozisyon ortaya çıkmaktadır. simya karmaşık denklemlerde örülmemiştir. masumiyet karinesini toptan alt üst edebilmek için muğlak beyanatlardan, değinilerden hemen hiç kaçınılmadan öteki savlananlara karşı bir hınç tesis olunmaktadır. bina edilen, nüfuz ettirilen bu yerde, bu yurtta. gocunmaksızın her şey yapılıp edildikten sonra sessizlik tavsiye olunup ne yapıldı ki diye bir çıkarsama, özetleyiş gayesine düşülmektedir. oysa kazın ayağı hemen hiç öyle değildir. şüphe götürmez bir biçimde yaşadığımız toplum dahilinde kendiliğimizden bir şeylere erebilmek, kıyasıya tartışabilmek, ters giden bunca bedbinliğe karşı kelamlar geliştirebilmenin, hayatta ben de varım diyebilmenin nasıl zor kılındığının ilanıdır ortaya dökülen. içerideki gazetecilerden, şakran ve pozantı cezaevlerinin yahutta tekirdağ cezaevlerindeki tahakküm ve baskıcılığına, üniversite dediğimiz yerleşkelerin özerk, düşünsel agoralar olarak anılmasının önünü almaya teşne olan, sadece bunu düşünen bir kıstırma sahanlığına evrilmesine, kışlasından, rantsal bölüşümüne kurban edilecek topraklara kadar epey hallice yerde halka! reva görülenlere uygun bulunanlara zincirleme bir tecrübeler dizinidir görünmekte olan. güne dahil edilen.

tecrübe ettirildikçe nasıl da muktedir-erkin istediğinden ötesine hayat imkanı tanınmadığını ortaya çıkartan bir kompozisyon dökümlenmektedir. kelimelerle teker teker ifşaa etmeye gerek duyulmayacak olanlar her defasında yinelenmesi lazım gelmeyenler, bildiğimiz, kendimizin ezberinde sakladığımız şeyler, hikayelerden çok hakikatler. hikaye sanılandan çok demokrasi ve eşitlik, adalet ve özgürlük ekseninde ilerleyen tasarruflar. dedik ya bu meram bir şeyleri yekten anlatabilen bir makam değildir. hallerimizden hal beğendirildiğimiz, koştur koştur heder ettirildiğimiz ne mal olduğumuzun yinelendiği bir yerde kendiliğinden satır satır dizilen bir bilmece. bilinenlerin göz ucuyla bakıldığında bile fark edilmesini umut ettiğimiz ortak cümlelerimiz. unutmadığımızsa her seferinde işte bu devlet-u alinin sofrasina davet edilip, derdest edilecegimiz sonucudur. tek çıkarsamamız onu da kabul buyurusanız korkmayın ve hatırlayın olacaktır. korkmayın ve hatırlayın tarih tekerrür eder diye malumu ilam eden sözdeyiş ile beraber.. hemen her yerde, durmaksızın yinelenen, gözetilen ve gözetlenilen, biteviye insani vasıflarla donatılmış! duyarlı vatandaşlığın klişelerinden ayrıştırılamaz temelleyicilerinden birisi olarak varlığını sürdüre gelendir küçük tabelalara itiş kakış sıkışık tıkışık düzülen görüş ve önerilerinizi bekliyoruz ilamları.

olabildiğince küçük puntolarla yazılmış, rumuzlarla yanıt aranmasının salık verildiği, bir sorgu gönderildiğinde yanıt olanın ancak sesli yanıt sistemi namlı bir yapının derin dehlizlerinde birden sonsuza kadar uzanan bir rakamsal menünün durmaksızın mekanikleşen bir yanıtsızlığın çoğaltıldığı bir nevi yeni dünya düzeni gözetleyiciliği. güzin ablalığı. yenilendiği duyurulanı musarılaştığı ilan olunan dünya üzerinde yaşadığımızdan, bir yandan bunca hızla dönüşürken öte yandan vuku bulan adaptasyon sorunlarımızı kazasız belasız aşabilmemiz için hazırlandığı duyurulan bi'sanal agora oturumu. sorumsuzluğun gözetiminde epey hallicedir vakit geçirdiğimizden, rehin konulduğumuzdan bir ihtimal dertsizliğimizi, şükranlarımızı muktedir-erke duyurabilmek için hayata konumlandırılan bir bağ kuran aparat olarak işlevselliği arttırılmaya çalışılan bir yapım. sorgulanan beklentisizlik, sonuçsuzluk ekseninde ilerlediği, bize lazım gelenin sümen altı, sınırdışı edildiği nerede gereksiz bir tantana, pespayelik varsa ona maruz kalabilmek adına fişlenmenin modern zamanlardaki yardımcılarından bir mevhum. küçük tabelalarla yazılanan görüş, eleştiri ve önerilerinizi bekliyoruzların distopya yazınsallarını yad ettiren yönünü de hiç unutmadan ilave etmeliyiz.

gördüğüne kayıtsız kalmanın her şekilde tavsiye olunduğu haydi bir kere, iki kere şansınızı zorladınız üçüncüsünde geleneksel olarak hafzalaya yer edinmiş şeylerin başa getirildiği buna çalışıldığı dokunan yanarlık bir mevhumun ortaya çıkartıldığını ilave edebilmek gereklidir. bu kadar aleni bir biçimde, sözümona açık toplum olmak yolunda ilerleyen bu ülkenin, ilerleye ilerleye kendi sığılığını ve batağına saplanıp kalmasının nedenlerinden olarak değerlendirebilmek de söz konusudur. tavsiye olunanlar, görüş bildirimleri endişeler / eleştiriler bir şeylerin yolunda veya tersi istikamette ilerleyip ilerlemediğini belirginleştirebilecek bir elekken, ayrıştırıcıyken bizim örneklemimizde susun!, düşünmeyin!, dert ve tasanızı sadece kendinize saklayın özetleyişinin modern zamanlardaki müsebbiplerindendir. endişe, korkuların bir miadı vardır diye belletilir, her ne olursa olsun yaşatılanlara karşı geliştirilecek tepkime, söylenecek söz / tavır ya bir kaç saat, ya da bir günle sınırlandırılır. ne her şeyi anlatabilmek için uygun bir süre, ne her şeyi onaylayabilmek, kabullenmek, sindirmek için yeterli bir alan bağşedilir. ne yaşatılanları teferruat bilenlerin gayya kuyusuna terk etmemek için yeterli gelebilecek bir menzil.

endişeler, tahayyül edilmeyenlerin başa getirilmiş, yolumuzla kesiştirilmiş olanlar bütün bu mesel dağının hangi süreçlerde, neler gözetilerek tüketime açıldığını veyahutta tersini ifşaa edecektir. belirgin kılacaktır. rotaya düşen kelam, akla düşürülen intiba, şekilci düzmantık bir heves iki kalas ses çıkartıp sonra da unutuş tarlasında nadasa terk etmek olmayacağı muhakkaktır ki bilinesi ve idrak edilesidir. birbirimizi anlayabilmek sadece kuru kuruya sözlerin epey hallicesine bodoslama kanmaktan öte, kimi zaman haddinden fazla sınansak da, durmak zorunda, düşüp kalkmak mecburiyetine itlilsek de elbette her şeyin yeniden başlayacak olduğu vurgusunu, ümidini zayi etmeden, heder etmeden yaşama gayretinden geçmektedir. yalnız konulmanın alelade bir tasavvur olmadığını bizahati diken bahçesinde, etrafımızda olan bitenleri net bir biçimde çözümleyebilmeyi, umudun kuru bir hevesten azade yaşamak için elimizde kalan en önemli tutunacak dal olduğunu kanıtlayacaktır. gösteri toplumunda, toplu imgeler sağanağına maruz kalınan bu güncellikte hayat bazen bir kıvılcım ile esas manasını yakalayabilir. tam olarak çözümlenebilir.

görüş, eleştiri ve öneri nam çağrıların bir duyarlılık mekanizması değil tam aksine bir fişleme aygıtı olarak ele alınması da değerlendirildiğinde dikkate alındığında elde kalanın önemi belki bir nebze daha kolay anlaşılacaktır. ümit kolay yoldan heder ettirilmeye bunca müsait konulmuşken bizim birbirimizin kelamlarından başka sığınabileceğimiz bir şansımız, deneyim imkanı ve olasılığımız olmayacaktır. muktedire dert yanmaktansa kendi ağımız, sınırımız, etrafımız ve tarafımız dahilinden seslenişlerimize ihtimam göstermenin zamanı gelip gelmediğini ise takdirlerinize bırakıyoruz.vahim / vehamet taşıyan düşündüğünü dolaysız, amasız, paylaşarak, bildirerek, gördüğüne kayıtsız kalmayı ekarte etmek isteyenlerimizin yolunun tıkanmasıdır. önünün alınmasının gayretidir. eleştirellik sözümona özenli bir biçimde önemsenir sayılırken toplumun bu savlayışlara sahip çıkan erke göre ayrıkotlarından ayrıştırılması gerektiği iktibas olunur. ne dün, ne bugün ne de olası yarılarda köşeye kıstırmaların, aleni ifşaatların, esef verici çözümlemelerin sonu gelmeyecektir.

muktedir / iktidar dili, tavrıyla biçimsiz, şemalsiz kontrollü bir biçimde giderek sığlaştırılan bir filizlendirmenin deneyimlendiği bir sahadır bu ülke. böylesine sığlığın mabedi haline dönüştürülmek için çabalar uzun uzadıya devam ettirilir. diline kelamına sahip çıkanlar bir tehdit, ayrık otu olarak değerlendirilmesi de bu menzilin, tavrın devamlılığıdır. dikenli alanın tasnifinin, düzenlenmesinin fecaatlerin sır perdesi ardına saklanmış yüzeyleriyle yeni tahakküm evrelerinin binası, kontrol mekanizmalarının, gözetleyiciliğin başka evrelerinin devreye sokulduğunu da yineleyebilmek bizahati mümkündür. hakikatin her neye karşılık geliyorsa dimağımızda, peyderpey son derece kasıtlı bir biçimde tahrife açık edildiğini gözlemleyebilmek - bizahati yaşayarak tecrübe etmek mümkündür. hakikat, doğru eğilip büküldükçe tanımlandırılabilir olandan özen ve itinayla uzaklaşıldıkça şiddet mevhumundan derlenenlerin bir gerçek perspektifine doluşturulduğunu fark etmek de bu tecrübeye dahil olunur. hemen her şeyi tersinden ilerletilmeye çalışıldığı bir düşünsellik, ondan da önce hayat hiç birimizin layığı değildir. ermeni, süryani, pontus, rum, dersim kıyımları, varlık vergisi, 6-7 eylül olayları, 12 eylül, çorum, maraş ve sivas - madımak, roboski uzayıp giden, utanç vesikalarının, utanmamız gereken mesellerin, yaşatılanların arda kalanlarından olarka baktığımız bu hayat tecrübesi layığımız olan değildir. yinelenesidir.

zamanında tepkime verilmemesinin, sineye çekmenin, silikleşmenin reçetelendiği bir yerde muktedirlik makamının nasıl bir çetrefilli alandan hayatlara hüküm ettiğini ortaya çıkartan birer ibret vesikalarıdır. sadece tarihlerden ibaret, yer adları ve mevkilerden mülhem bir sayıklama değildir bütün bu yukarıda andıklarımız. kocaman beylik cümlelerin, böbürlenilecek ahkamların üzerinde varlığımızı sürdürmediğimizi idrak edersek, her konuya fransız kalmaktan artık uzaklaşırsak, hakkaniyetin yolunu arşınlamak, gerekiyorsa elle, tırnakla kazıyarak yol açmak için başka bir zamanımız, şansımız olmadığının farkındalılığı bir şeyleri dönüştürebilir. can alıcı soru / sorgu var mısınız? çağrıların / görüş, eleştiri ve önerilerin yekünü kayıtsızlığı ve her türlü rehaveti tavsiye edip duruyor. ses etme, ilişme, bulaşma, aman karışma ekürileriyle beraber gün dolduruluyor. yedi-yirmi dört zaman mevhumu donatılıyor. sus, pus ve sin diyen niteliksiz dayatımlarla beraber, kalıyoruz bir başımıza yolun bir kenarında.. yüklendiklerimiz sadece endişeli tahayyüllerin paylaşımını gerçekleştirmek değil, o yalnız kaldığımız noktalardan birbirimizin seslenişlerini duyumsayarak artık duyarak eşit, adil hakkaniyetli bir barış, demokratik bir ülke gerçekliğidir özlemimiz. yıkımlardan yorgun düşen bünyelerden bir umut kıvılcımı... dileğimizi paylaşmanız ümidiyle...

>>>>>Bildirgeç
Öyle Bir Yerdeyim Ki - Alper ÇEVİK - Aşağıdan*

Merak ediyorum, yaşanan süreçte -sahici aptallar ve kötü niyetliler dışında- kendini bir an bile olsa aptal gibi hissetmeden, bir yana tam anlamıyla “taraf olabilen” bireyler var mıdır? Gözleri ve kulakları, müzakere sürecinin ve (ara)sonuçlarının barındırdığı çelişkilerle doldurmaya gerek yok. Asgari düzeyde akıl-vicdan sahibi ve okuma yazması olan herkes en az 5-6 yıldır çelişkilerden yoruldu ve mzüakere sürecinde gündemin başdöndürücü ivmesinden belki de biraz sarsıldı. Yine de sorulacak sorular var.

Kalıcı ve onurlu bir barışı kendimi tanıdığımdan beri herşeyden çok arzulayan özgürlükçü bir sosyalist olarak, bu yazıda Kürt hareketinin batı emperyalizmiyle yürümekte olan (ve gelecekte yürütülecek olan) ilişkisinden veya Abdullah Öcalan’ın Sünni İslam birliği referanslarından bahsetmeyeceğim. Çok daha yetkin kişilerce enine boyuna tartışılıp defalarca kaleme alındı ve alınacak. “Denge siyaseti” deyip geçelim. Bu yazıya başlığını veren güzel şiirin “Bu ne beter çizgidir bu, bu ne çıldırtan denge” mısralarına referansla, sıradan bir vatandaşın asgari çelişkileri olarak okunabilir bu yazı.

Bir kere, yıllardır karşısındaki muhattabı “savaşan taraf” statüsünde görmeyen bir devletin ve kendini devletin omurgası pozisyonunda konumlandıran -kemik beyazı- vatandaşlarının, bugün bir “zafer” beklentisi içinde bulunmaları anlamsız. Zafer, olsa olsa bir savaşın sonucudur. Tıpkı “yenilgi” gibi… Oysa “barış” zafer ve yenilgi gibi değil, mutlaka bir savaşın sonunda elde edilmiş olmak zorunda değil. Artık, konuya insanların eşitliği perspektifinden bakan her bireyin kavrayışını bir üst noktaya taşıması ve fevri yaklaşımlardan kaçınması zorunlu. Kürt kimlik sorununu inkardan vazgeçmek için en iyi zaman 90’lı yıllardı. İkinci en iyi zaman tam olarak şu andır.

Evet, ardında ne olursa olsun barış, savaştan iyidir. Faydacı bir yaklaşımla, insanların ölüyor olmasından rahatsızlık duymayanlar bile görebilir barışın -en kötüsünün(!) bile- getireceklerini. Askerlik ve terörle mücadele yasalarındaki olası değişiklikler Kürtler kadar Türklerin de nefes almasını sağlayacaktır. Kamuoyunu “barışla barıştırmak” için ekonomik ilüzyonlar da sahneye sürülecektir elbet. “Aman, başarı sağ siyasetçilerin hanesine yazılacak” diye barışa yüz vermemezlik olmaz. Ancak bu aşamada, emperyalizmle mücadelenin kapitalist ekonomiyi benimseyerek sürdürülemeyeceğini, Türk ulusalcılarının çelişki dolu siyasi dünyasına bakıp analiz etmenin Kürt tarafına hiçbir zararı olmayacaktır.

Artık, mevcut siyasi iktidarın devletle ve -ordu da dâhil- kurumlarıyla bir mücadele içinde olmadığını biliyoruz. Devletin ve kurumlarının eski sahiplerinden intikam alınırken yürütülen mücadelenin ideolojik bir temelinin olmadığını da; aynı hegemonyayı, şeklen ve esasen mümkün olan en değişmemiş haliyle ele geçirmenin amaçlandığını da; bu mücadele esnasında yaralayıcı hukuksuzlukların yaşatıldığını da; milliyetçiliğin hiç bir versiyonunun ayaklar altına falan alınmadığını da… AKP iktidarının iç barışı, ideolojik veya vicdani sebeplerle değil, ekonomik, siyasal ve -hatta- “askeri” sebeplerle arzuladığını tahmin edebiliyoruz.

Silahlı mücadeleye girişmiş bir halk örgütünün, PKK’nin, barış zamanı geldiğinde siyasi iktidar yanında toplumun tüm kesimlerini “ikna etmek” gibi bir sorumluluğu da vardır. Siyasi iktidar şüphesiz olarak toplumun büyük bir kısmını ve yasayı temsil etmekte, ancak devlet adına gerçekleştirdiği eylemler de bir o kadar büyük kısım tarafından meşru görülmemektedir. Zaten Türkiye’de temsili demokrasinin işlemediğini Kürtler tüm kesimlerden iyi biliyor. Savaşın ve ölümlerin ne kadar acı verici olabildiğini hepimizden iyi bildikleri gibi… Hal böyle iken, tek muhattap olarak siyasi iktidarı görerek hareket etmenin barışın sürdürülebilirliği açısından sıkıntılı sonuçları olabilir. Kanımca, Diyarbakır nevruzunda Öcalan’ın mesajının Türkiye’ye okunması Kürt hareketi için nasıl bir dönüm noktasıysa, bir an için Karadeniz’de polis şemsiyesi altında bulunmuş olmak da öyle bir dönüm noktası olmuştur.

Türkiye’de ulusalcı kanat pek çok siyasi baskı, tutuklama ve yıldırma operasyonuna maruz kaldı. Bunun sebeplerinden bir tanesinin de iç savaşın sonlandırılması sürecinde yoldaki taşları temizlemek olduğu açık. Peki Kürtlerle barışmak konusunda kendi generallerini cezalandırmayı göze alacak kadar istekli olan siyasi iktidar neden binlerce Kürt siyasetçiyi hala zindanlarında tutuyor? Kürt hareketinin siyasi ayağı sadece müzakere kozu olarak mı tutuklu, yoksa hareketin politik arkaplanı da yoldaki taşlardan biri olarak mı görülmekte? Halkların tayin ettiği önderler meşrudur. Ancak, önderlerin oturduğu masaların meşruiyetini sorgulamak her zaman elzem. Masa, toplumların eteğindeki taşları döktüğü bir müzakere masası mı, egemenlerin kağıtları herkesten sakladığı bir poker masası mı? Şeffaflık ihtiyacı öne çıkıyor ve bu gidişle uzunca bir süre daha öyle olmaya devam edecek.

Evet, iç barış geliyor. Evet ölmekten yorulduk, hem de çok. Evet, lanet olsun bu kirli savaşı kutsayanlara ve bir toplumu zehirleyen ezberlere.

Mutlu mu olmak lazım? Hem de nasıl. Huzurlu mu olmak lazım? Aman ha!

Gümbür gümbür geliyor bir şeyler. Fakat gümbürtü sadece bahar barışının davul zurnası değil sanki. Sanki tersi yönde bir ittifakın manifestosu, kiralık tellalların gümbür gümbür sesiyle ilan ediliyor. Belki de büyük bir ortadoğu savaşının tank paletlerinden çıkan gümbürtü. Balki de ucuz işgücüne, su ve enerji kaynaklarına, hammaddeye doğru hızla koşan, dünyanın takım elbiseli vahşilerinin ayak sesleri.

Belki de… Bir şeyden eminim yalnız: Bu ses, televizyondan geldiğine göre, kesinlikle devrimin gümbürtüsü değil!

*Öyle Bir Yerdeyim ki, Hasan Hüseyin Korkmazgil

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Yapabildiğimiz, denk getirebildiğimiz belirli bir perspektifi duyumsatabilmek için daha fazla çabalanımı gerektirirken yalnız olmayıp, daha fazla sesin sözün tanımında ilerleyebilmeye çalışıyoruz. Kaçarımız yok bu gayya kuyusunda. Alper ÇEVİK'in Aşağıdan sitesinde yayınlanmış olan Öyle Bir Yerdeyim Ki başlıklı makalesi bu minvalde tortu düzeneği ile yaşadığımız güncelliği özetleyen salim bir metni tanımlandırıyor. ÇEVİK'in metni duyumsatılması elzem olanlar için bir yol gösterici olmaya devam ediyor. Yazarın ve Aşağıdan sitesinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz. İyi Okumalar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Öcalan Antlaşma Değil Program Sundu - Ferda ÇETİN - ANF
Öyle Bir Yerdeyim Ki - Alper ÇEVİK - Aşağıdan
Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 Saat - Hasan CEMAL - T24
11 Maddede PKK Pozisyonu - Yücel GÖKTÜRK - Bir + Bir
15 Maddede Öcalan'ın Mektubu - Doğan AKIN - T24
Mektup Üzerine Notlar - Emir YILDIZ - Muhalefet
Newroz Piroz Be - Pakrat ESTUKYAN - Agos
Vedat Türkali: Kürt Sorununun Çözülmesi Benim İçin Bayramdır - Beyaz Gazete
“Gerekirse Öcalan Posterini De Biz Açarız” - Foti BENLİSOY - Bianet
Öcalan’ın Mesajı: “Beton Millet Sakarya” - Ali Murat IRAT - Birgün
Ateşe Oynamak veya Ateşle Oynamak - Selaheddîn BÎNYANÎ - Antikapitalist Eylem
'Bizim Bayrağa Karşı Herhangi Bir Düşmanlığımız Yok' - Birgün
Newroz Öğretileri -1 - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Newroz İzlenimleri - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
İzlenim: Hakikatin Galibiyeti Kutlandı - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Alternatif Siyaset
Diyarbakır “Aşiti” (Barış) Dedi - Savaşın Bittiği Gün - Can DÜNDAR - Gundem.Milliyet.com.tr
Diyarbakır'da Milyonlar Barışa Evet Dedi - Basın Açıklaması - KüreselBAK
Newroz’da Milyonu Aşkın Kalabalık: “AKP Bizi Sınamasın, Nasıl Savaştığımızı İyi Bilir!” - Sendika.org
Biji Newroz - Yüksel AVŞAR - Hür Bakış
'İsyan Lideri'nin Newroz’la Dönüşü! - Şeyhmus DİKEN - Yüksekova Haber
'30 Yıllık Savaşın Sonu Geliyor' - BBC Türkçe
Hasta Tutsakların Aileleri: PKK Esirleri Bıraktı, Devlet De Bıraksın - Ali Barış KURT - ANF
Durum Muhasebesi - Hasan Basri KARABEY - Marksist.org
Artık Adım Atma Sırası Hükümette - Evrensel
Kürtlerle Barış Erdoğan İçin Tercih Değil, Zorunluluk - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik… - Gün ZİLELİ - Günzileli.com
İlk Kez Dağlarda - Arzu DEMİR - ANF
CHP’li Olmak Utancın Adresi Oldu! - Gökhan KAYA - Turnusol
DHKP-C Operasyonları ve 'Süreç' - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Chomsky: US Support For A Kurdish State Is A Remote Possibility - Aydoğan VATANDAŞ - Sundays Zaman
Kurdish Mothers 'Can't Lose Hope' For Peace - James REYNOLDS - BBC News
Baran Yokken, Sevdiği Yemekler De Pişmedi - Müjgan HALİS - Sabah.com.tr
İllegal Newroz Notları - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Tuksal: “İslam Kardeşliği” Barışa Yarıyorsa, Kullanılsın - İrfan AKTAN - Bianet
Helalleşme Roboski’den Başlamalı - Vural NASUHBEYOĞLU - Evrensel
TBMM: Uludere Saldırısında Kasıt Yok - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Muharrem İnce Meclis Konuşması!!! via Facebook
İşçi Partisi’nin Rober Koptaş’a Açtığı Davanın İlk Duruşması Görüldü - Agos
Ertekin: “Ergenekon Davası Derin Devletle Hesaplaşma Önünde Engel” - Ekin KARACA - Bianet
Ergenekon Yaşıyor Savaşıyor - Oya BAYDAR - T24
Çanakkale: “Milliyetçiliğimizin Manifestosu” - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Tekirdağ F Tipi’nde Açlık Grevi - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Şakran Çocuk Cezaevi’nde Olanlar - Hayri DEMİR / Sincan Çocuk Cezaevi - Özgür Gündem
Niyazi'nin Sözü Ortak Sözümüzdür! - İnsan Haber
Ağır Hasta Tutuklu Hediye Aksoy'a Şartlı Tahliye! - Fikir Cephesi
Kemoterapi Sonrası Tek Kişilik Hücreye Konuyor - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
“Dayağı Biz Yedik, Raporu Güvenlikler Aldı” - Eskişehir Orhangazi Üniversitesi Öğrencileri - Doğu EROĞLU - Şiddet Hikayeleri
Polis, Öğrencilerin Basın Açıklamasını 'Boğdu' - Radikal.com.tr
Hacettepe Üniversitesi’nde 17 Öğrenci Yurttan Atıldı - Sendika.org
Hacettepe Üniversitesi Rektörlük Duyurusu - hacettepe.edu.tr
Mis Sokak'ta Cinsel Saldırıya Tepki - ETHA
Erdoğan: Eşcinsel Çift Ahlaka Ters - Bianet
Don't Tell Us Fairytales - Witness via Al Jazeera
Remembering Halabja - James DENSELOW - Majalla
Bakan Çelik’ten ‘Geri Dönün’ Çağrısı - Şalom
Gidenler Dönüş İçin Devlete Güven Duyma İhtiyacında - Emre ERTANİ - Agos
Müzakere Süreci Türkiye'nin K.Irak'taki Etkisini Artıracak - FT - Haber / Yorum
Davutoğlu Foreign Policy'de Yazdı: 'Sıfır Sorun Politikamız Başarılı' - soL
Israeli PM Apologizes To Turkey After Obama Push - Turkish Daily News
Turks and Israelis Alike Welcome Reconciliation - Shlomi ELDAR - Al Monitor
Noam Chomsky: 'No Individual Changes Anything Alone' - Aida EDEMARIAM - The Guardian
Sosyalistler "Ezik" Midir? - Melih PEKDEMİR - Birgün
What Happened To Reform? - The Economist
Obama'dan Bağımsız Filistin Devletine Destek - BBC Türkçe
Sol ve Hıristiyanlar: Yok Oluş ve Sessizlik - Laurent MIGNON - Agos
Why I Would Go To Jail For My Journalistic Beliefs - Kostas VAXEVANIS - The Guardian
Aslı Erdoğan’dan Yardım Çağrısı - Yeşil Gazete
Mersin Limanı'nda 8 İşçi Daha Atıldı - Mersin Siyaset
Yurdatapan ‘Sigorta’ İçin İşçi Çıkardı - Yurt
Yurdatapan'ın Çıkarttığı İşçilerin Açıklamaları - Plaza Eylem Platformu
Çerkezoğlu: ‘Taşeronluk, İşçinin Haklarını Kullandırmama Sistemidir’ - Sibel YELDENİZ - Alternatif Siyaset
Hasan Cemal’i De Kovdular: “Yazma, Yazarsan Sıra Sana Gelecek!” - Ragıp DURAN - Bir + Bir
DSF İsyanın Merkezinde Toplanıyor - ETHA
Üniversite Sınavına Hazırlanış Sürecinde Yaşanan Sorunlar ve Eşitsizlikler - Arican PAKER - Nor Zartonk
Economists And The Theory Of Politics via Crooked Timber
Economics Versus Politics: Pitfalls Of Policy Advice -Daron ACEMOGU & James ROBINSON - Massachusetts Institute Of Technology
Kıbrıs Krizinde Görülmemiş Deney - Ali Topuz ile Dünya Hali - Rusya Rehberi
Rum Edebiyatından Bir Yazar Adı Söyleyebilir Miyiz? - Emel GÜLCAN - BiaMag
Çanakkale’nin Unutturulan Gayrimüslim Şehitleri - Emre ERTANİ - Agos
Land Of Hope And Story - Simon ROCKER - Jewish Chronicle
Bizce 4 / Vedat Türkali - Bize Göre
Körleşme - Özgür APAK - Haber Fabrikası
İstanbul Amargi Feminizm Tartışmaları 2011-2012 Kitapları  - Heinrich Böll Stiftung Derneği
Beyler, Müjde: Erkeklik Ölmeyecek - 5 Harfliler
Festus Okey Vakası - Pera GILMORE via Uzun Çorap
“Hayır Ölmenizi Değil, Yaşamanızı İstiyoruz” - Duygu UZUNOĞLU - Aşağıdan
Onların Ahlakı, Bizim Ahlakımız - Lev Troçki (Leon TROTSKY) - İşçinet
Yeni Medya ve Dijital Aktivizm Seminerleri Duyurusu

TM404 / Andreas Tilliander Official
TM404 / Andreas Tilliander Informative via Kontra Musik
TM404 - TM404 Album Review By Patrice KNAP via Laptoprockers
Offthesky Official
Offthesky - Through The Lines Album Review via Electroacoustic Tales
Offthesky - Through The Lines Album via Gogo Yoko
Pixel Official
Pixel - Mantle Album Review By Sascha KÖSCH via De:Bug
Pixel - Live At Transvizualia 010 Festival, Gydnia (25.09.2010) via Soundcloud
Vladislav Delay Official
Vladislav Delay - Kuopio Preview Mix via VD's Soundcloud Page
Vladislav Delay - Kuopio Review By Tony BERNARDO via BassDress
DJ Spooky Official
DJ Spooky Informative via Wikipedia
DJ Spooky - "Terra Nova: Sinfonia Antarctica" via SCAD' Youtube

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
annem_barış_istiyor - canburak via flickr

>>>>>Poemé
Halkın Ekmeği - Bertolt BRECHT

Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
bozuldumu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.

Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerle yuğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire...
Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.

Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o,günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.

madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?

Öteki ekmeği kim pişiren?

Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi.

Bol,pişkin,verimli.

kaynakça: antoloji.com

No comments: