Sunday, August 11, 2013

Deuss Ex Machina # 461 - The Grief Does Not Speak

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_461_--_הצער שלא מדבר

05 Ağustos 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a. Human Error - Endure Yourself (Remixed By Mechanoreceptor) (CRL Studios)
s. Human Error - Vacancy (With K-Not) (CRL Studios)
e. Innode - Dedispersion I (Editions Mego)
f. Innode - Gridshifter 05 (Editions Mego)
d. CoH - Aniki (Editions Mego)
x. CoH - Disco Discrete (Editions Mego)
c. Mimetic - So Little Chance (Hymen Records)
m. Mimetic - Cyanure (Hymen Records)
k. Diamond Version - Turn On Tomorrow (Version) (Mute)
l. Diamond Version - Sense of Urgency (Mute)
f. Ultrademon - Dreamo (Rephlex)
v. Ultrademon - The Bayou (Rephlex)

הצער שלא מדבר
(461)
Matem Plastik Dünyamızda Konuşmaya Başlamamıştı!...

Sabit fikirlilik; kederi makus talihi olarak bildirilen halkların, her anı kayıt altında tutulan ettiği sözden attığı adıma kadar kontrol altında tutulmasının önemine kafayı takıp durmuş muktedirliğin, düzen bekçilerinin her anda eylediklerini, üstlendiklerini gözler önüne seren bir toparlayıcı çatının kendisidir. Gün devinirken olan bitenlerin üzerini çizmek yahutta alabildiğince çıkar denilen mesnetsizliğe göre tavır almaların halklar mevzubahisse eğer nasıl bile isteye sahip çıkıldığını anlamlandırabilmek için bir fırsatı teşkil etmektedir. Sabit fikirlilik mefhumu. Sabitliğe bağlandıkça, sabıklaşan fikirler her bulunan fırsatta bir başka neticesizliği, bir başka mesnetsiz tavrı birbirine bir adım daha yaklaştırmaktadır. Sorun mu ne sorunu tecrübesi az biraz da buradan ileri gelmektedir.

Aklın, fikrin ve zikrin deyim uygunsa paramparça edildiği her şeyin unutuş tarlalarına nadasa terk edildiği bir sahanlıkta, işte bu güncellikte bizatihi ortaya çıkan tablonun müsebbibidir "sabit fikirlilik". Düzenin alışılageldik kodlamalarla, biteviye kendisinin bile ikrar etmekten kaçınmadığının sağırlık, umursamazlık menzilinde şekillendirildiği bir güncelliğin özetleyicisidir. Soru ve sorunların değil bambaşka şeylerin üzerinden ilerleyerek, atlayarak, eşik atlanmayacağı bunca afaki ve belirliyken halen en inatla savunulmaz denilen şeylerin arkasında durma zorunluluğuna sahip çıkılmasının kadüklüğüne bir göndermedir sabit fikirlilik.

Çokça ayrışmazımız olması için handiyse dört yandan sarıp sarmalandığımız kıssa olarak durum değerlendirmelerinde siyaset erkanının diline doladığı, yapıp ettiğine harç bellediği söylemlerin yekününde bu ben bilirimciliğin tahakkümünü görebilmek mümkündür. Bunca saklamaya onca gayret gösterilen çabaya, sessizleştirme ve izole etmelere rağmen hakikat kendi çatlağından yaygınlaşmaya devam etmektedir. Görmek, duymak ve anlamak için çabalayanlar için bir başka yolun seceresini çatlağını ya  da yolunu menzile dahil etmektedir. Yaşıyoruz vesselam, korkunun üzerine gittiğimiz haziran direnişinden bu yana belleğimize ahzolmuş, kazınmış, kodlanmış, çokça yerleşik düzenin algısının, kör vicdansızlığının nasıl bile isteye manipüle edildiğini, işe geldiği gibi yorumlandığına şahit yazılıyoruz. Çoğu zaman, her zaman.

Kendi adımlamasının, hareket tecrübesinin bir başka baskı unsurunun öznesi olduğundan bir haberlik ile hemhal adım atarken muktedir ve payandaları ellerindeki tüm imkanlar seferber edilirken ne olacak insanlığımız sorgusuna düşüveriyoruz bir zaman, çoğu zaman. Sabit fikirliliğin illa ki ben haklıyım mahlasının ve bu ızdırabın nasıl kekremsi, hicivden öte bir zulmü ayrıştırmamız eylenmesine çabalanılırken durup sorgulamanın elzemliliğini hatırlıyoruz bir zaman, her zaman. Kanaatler dile getirilirken şüphenin sadece mimli ve bellenmiş olan halka dair şeyler olmasından zerre gocunulmamasının endişesine düşüveriyoruz kimi zaman, çoğu zaman.

Aklın taşıdıklarını değil, gözün gör dediklerini, kulağın işitmesi için yaygınlaştırdıklarının değil tastamam bildik teranelerin birer kere daha yüksek sesle okunmasının, baskılama ve tahakküm mekanizmalarının geleceği üzerine bunca kafa yorulmasının ne hallere koyduğunu idrak etmeye çalışıyoruz ki mevzubahis insanlıksa eğer' bir dolu zaman. Kalıplaştırılmış olan tepkiyi karşılamaların en başta; mübalağasız bir dertleri var herhalde sınırlarından ilerletilirken, hemen arkasına mesaj alındı buyurulurken bir dolu gün sonrasında hem o halkın da kapsayıcısı, birlikteliğine çabalayan olarak sözler sarf edip arkasına, eylül ayında gerçekleştirilebilecek olan seslenişlere yahut en basitinden tepkimelere bile nasıl orantsızca asabi ve sertçe tavır alınacağının duyumsatılmasındaki çetrefilliği saklamayan, hazımsızlıkların bir aradalığına takılıp duruyoruz epey hayli zaman. Kork kork nereye kadar?.

Gün bayramlıktan çoktan çıkmış, etraf taraf bildiğiniz kendi rızkının derdinde basbayağı bir derdine gırtlağına kadar gömülmüşken hazır kimselerin haberi yok diye eylenenlerin, katara eklemlenenlerin bir arada ortaya çıkarttığı resim bütün bu sabit fikirlilik bağlamında nelerin eksik konulmayacağını da bir kere daha teyit etmektedir. Göstermektedir. Centilmenliğe terfii ettirilen kolluk kuvvetlerinin handiyse her yaptıklarının payelik, alkışlık bir duruş olarak duyurma çabasından, kör kör parmağım gözüne tutsak eylenenlerin cezaevlerine varana kadar ve orada yaşadıkları işkence hallerinin bile birer masalmışçasına, sanki sıradan bir şeymiş gibi değerlendirilmesine dairdir bu görmekten kastettiğimiz.

Bir ülke mefhumunda siyaset erkanının alelade değil handiyse bile isteye Haziran direnişinden sonra ortaya çıkan katmanların, ses edenlerin, kendi halkının bir parçası olduğu konusunda bile engin şüphelerinin nasıl körlüklere sabitlenerek, işitmeyeceğiz işe bu darbe planlayıcılarını diye kestirmeden atarak, umursamayarak her günü ne hallere koyduğun utanç vesikasıdır değinmeye çabalandığımız Bunca kıyamet, bir dolu vehamet söz konusu edilmemiş, hiçbir şey olmamış gibi devamlılığın biz işimize bakalım yolunda, bir dolu gündem saptamasının denk getirildiği, duyumsatıldığı bir yamalı bohça hali ivedi bir biçimde kotarıldığı bu yerde bugünlerde esas sorunların farkındalılığına kaç vardır? Daha kaç heder edilecek gün sorusu beraberindedir. Bunun endişesindeyiz işte, hayat vapurlar, bayram seyran güllük elbet gülistanlık ülkemizde!.

Toplumsal katmanların flulaştırıldığı, silikleştirildikçe başımıza çoban kesilenlerin dediklerinin hiç de hayra yorulası şeyler olmadığını idrak ettiğimizden bu yana kendiliğimizden sözcükler ile kurduğumuz yeni yolların, çabaların bütün bu betonarme ile hemhal ettirilmiş kent yüzeylerindeki çatlaklardan dışarıya ve kendi doğrusuna ulaşma gayretindeki engellemeler ve yaftalamalar daha ne kadar sineye çekilmesi lazımdır bu kadar ağır kayıtsızlıkla ağız dolusu boş çenenin huzurunda bunun kıyısındayız. Düşünüp duruyoruz. Tekrar edilip durulanlar doksan yıllık bir cumhuriyet geleneğinin pek çok anlamda akıl ve fikir söz konusu olduğunda nasıl kırmızı çizgilerin ve alarm devrelerinin hemencecik devreye konulduğunu ortaya çıkartan bir başka karşılaşmadır.

Sözünü savunan elbette ki vatandaşlık meselinde bilindik şeyler ile suspus kalmaktan ötesine hareketlenenler her zaman olduğu gibi yeniden düşman edilecektir. Mihrak mihrak diyerek sonunda dönüp dolaşıp, kimi zaman kodlarla anılacak birler, ikiler, üçler, dörtler, beşler ya da alışılageldik tabirle vatan hainleri seceresi, kümeleşiminin yeniden yorumlanmasıdır. Denk getirilip durulanlar o da es kaza bir yerlerde bulunan üç beş satırlık ifşaat neticesinde. Yorulmaksızın sabit fikirliğin getirmiş olduklarını gözardı etmeden ivedilikle sahip çıkılması, biteviye aynı şifasız sesli taaruzların, yazı akar metinlerinden yaygınlaştırılanların ve o kolluk kuvvetlerini pohpohlamaların, yaşanılan kentleri daha da fazla izole etmenin kentin yaşayanları da bir yana doğanın kendisine karşı uygulanan tahakküm ve yıkım ve tahribatın süreğenliliğinin hiç te yabana atılmaması gereken örnekleri karşısında ne yapmalıdır ki hainlik söz konusu edilemesin. Bir daha bahsi açılamasın.

Alışıldık ezberlerden kurtulunduğuna dair tespitlerin hazır uluslararası mecraların gözleri üzerimizdeyken zikredilmekten, alkış kıyamet duyrulmasından bütün bu mefhumun, mevzuatın koca bir masal olarak sınırlı kalmasından öteye varabilmek ne ara mümkün olacaktır. Herkesin hakkını tanzim etmekten yolunu geçtiğini ifade edip duran bir 'muktedir-erk-iktidarın' aralık bırakmaksızın vesayetin tüm yazılı olmayan hallerine sahip çıkması bunca iddia edip durulan demokratikleşme, yeni anayasa yazımı, halkların eşitliği, hakkın zamanında ve eksiksiz tanzimi gibi konularda nasıl da sınıfta kalmaya devam ettiği kendiliğinde ortaya dökülmekteyken nasıl mümkün olacaktır?

Sabit fikirlilik alıp götürürken hepimizi menzilin sonu neresidir bilinmez bir karaşınlığa hayatı savunmak her dilde ve her renkte yalancı dolmasız, masalsız bir hakkaniyet çerçevesinde bizahati refakatinde, yol göstericiliğinde nasıldır? Gel de yaşa!. Her dem tazelenen, eklemeler ve çıkartmaların eksik edilmediği, dönüşümünün ama öyle ama böyle denilerek süreklileştirildiği bir mefhumda hep inanmamız salık verilenlerdendir masallar. Koskocaman yalan, bir dolu tahakküm hep ama hep bir avazda söylenegelen sabıklığın, fikri sabitliğin bir biçimde yenilendiği, bunlar da yenilir yutulur nasılsa denilerek türetilen masallar. Hep o bahisten yola çıkılan, örülen durmadan belleyecek ve itaat edeceksinizler ile bezenen masallar.

Gün deviniyor devinmesine, dönüşüyor başka güne de inandırıldığımız masalların karanlığı, kendine has gölgeleri hemen hiç eksik konulmuyor hayatlarımızdan. Görmek isteyenler için bunca şatafatın kıyısında hakikati cismanileştiriyor eğer tenezzül ederseniz, lütfederseniz bir kerede, bir karede. zorunlu olarak zikredilenlerin, bugün de kısmetinize bunlar çıkmışların paralelinde söz geçersiz bir türetmeye, akıl kullanımından şüpheye düşülesi bir alan ya da ihtisasa sabitlenmeye çalışılıyor. bataklığın tam da ortasındayız. Bu çıkarsamalar, söylencelikler ve uydur kaydır masallarla güllük gülistanlık bir yerdeyiz, mütemadiyen modernleşme basamakları çıkmaya çabalayan yerseniz.

Patavatsızlığın at başı gittiği bir yerde hukuka rahmet, adalete iyi saatte olsunlar, özgürlüklere de güle güle demeye olanca hızla devam ettiriliyoruz bu devlet derslerinde. Masallarla bezenmiş olan devlet tahakkümünün gözetiminde, az değil basbayağı köşeye kıstırılıyoruz. Vasatın yüceltiminde handiyse erk tüm sorumluluğundan feragat etmesine, al gülüm ver gülümlerle, yapılan danışıklı dövüşlerin alayının bir başka utanç vesikası ya da tecrübesi hayatlarımıza dahil ediliyor. Her ne olup bitiyorsa her şey bir mizansenmiş haline dönüştürülüyor. Dert dağ gibiyken kayıtsızlık reçetlendiriliyor işinin ehli, ustaları olduklarını değinmeden geçmeyenlerin açtıkları veçheler ile ettikleri sözlerle beraber.

Asgari müştereğin değil azami tahakkümün (ç)alınan oy yüzdelerine göre düzenlenmesinden her dem olduğu gibi bahislerimiz açılıyor. El hiç korkak kılınmadan sürekli har arttılırılıyor. Söz halkın temsilcisi olması gerken seçilmişlerin değil de üst zümre ile onların payandalarının hakkı olduğuna kıstırılıyor. Azınlığın çoğunluğa baskısını vızgelir tırıs gider diyerek nihayete bağlantılanıyor. Azınlık kim çoğulculuk bahsi kimleri kapsar soruları yanıtsız, her duruma uyar bir ayar verme, had bildirme, kırmızı çizgi uyarıları yineleniyor. Ortak aklın değil, naçar, yaraları derinleştiren, hep muğlak bırakılıp, daima kasteden, hedef tahtasına oturtan, lince korunaksız bırakılan bir halk vs. millet karşılaşmasına, münakaşası adına mevziler geliştiriliyor. Aralıksız nefessiz.

Her açılan gedik bir öncesinde sanki hiçbir şey olmamış, sanki ucu dokunmamış fecaat eylenmemiş gibi daha derin felaketleri beraberinde güne taşıyor. Dün öyleydi bugün böyle bahsinde hem rövanşist bir tavır  hem de birebir patriyarkal yönetim kaidelerine sımsıkı tutunuluyor. Meseller güncede birikip dururken masal okumalar, yeni yorumlamalar birbirlerini takip ediyor. Hemen her şeyi birbirinden ayrıştırarak, yeni fay kırıklarının "insan" eliyle kotarılmasının önü açılıyor. Dert nedir problemi bizatihi bu yapılanlar vesair tavır almalar, edilgen umursamaz görünürken bizzat hayatlara kastedişler ve bir dolu lafazanlık, bu süreçte taça çıkartılanlar oluyor. Tekrar soralım dert nedir?

Anlık ya da rastlantısal değil hesabı kitabı bayağı yapılıp edilen kotarılan veçheler birbiri ardına utanç vesikaları haline dönüştürülüyor. Yük azmış gibi yepyeni sınamalar, kodlamalar, had bildirmeler, tavır almalar katara ekleniyor. Yükü sırtlandığımız küfe iyice ağırlaştırılıyor. Düşünme edimi tarumar, söz söyleme gereksinimi önemsiz, hakkını savunmak çıkıntılık, adalet beklentisi ve talebi için irade ortaya koymak marjinallik vesair tanımlandırmalar bol kepçe yaftalamalar yükümüz eyleniyor. Ne eksik ne fazla. Biyopolitik veçhelerin de değerlendirilmesi ile kapitalist egemenliğin bugünlerinde en yoğun taaruzları arasında kaldığımızı yineleyebilmek, notunu düşmek farzdır.

Kesintisiz bir biçimde gündem heyhulasında ortaya dökülenler esas resimde hem bu tavrı hem de yanı başında iyice semirtilen tahakkümü kıssadan paylaşmakta ve kanıt kanıt diye dolaşmaktan helak olanlara ifşaa etmektedir. Görmek masalların geçer akçe kılındığı bir zamanda erkin herkese karşı üstünlüğünü kırıcı cümleleri, hakir ve aşağıda görmeye alışkınlığını kanıtını oluşturan meramlarının aymazlığında, mevzisini genişletmeye devam ettiği bir yerde tüm şartlanmışlıklara karşı sözü ortaklaştırmak ne zaman mümkünatlar dahilinde söz konusu edilebilecektir? Tecrübe ettirilmeye devam edilen masallar bunca kabusa kesmişken üstelik.

Demokrasi, demokratikleşme makamında eylenenlerden, hemen dibinde kotarılan adaletin yandı bitti kül oldulara evrilmesi, dönüştürülmesindeki alelaceleciliğe, pejmürdeliğin ve kokuşmuşluğun sanki hiçbir şey yokmuş gibi üstten üstten geçiştirilmesi çabasına kadar bir dolu kabus, bir dolu tahakkümdür bahsedilesi Her sorunun, sorgunun, tahlilin karşısına acabalardan komplo teorilerinin birbiri ardına sahip çıkma gayretkeşliğindeki yarışa duymuyoruz işitmiyoruz heyheylenmesinedir sözümüz. Yeter artık. Can alıcı sorunlar, tenkit edilip her dem hizaya çekilmeye çalışılan halk elinden, dilinden uyarılarını yinelemeye devam ederken buralarda kuzey ormanlarının 3. köprü için talanından, gülsuyu'nda çetelerin halka saldırılarının akibeti bunca ortada iken sorgulanası olanlara sıra ne zaman gelecektir? Bunların derdindeyiz.

Boyuna ifşaa olurken kayda düşülürken. Devletin gözetiminde katledilen Ali İsmail Korkmaz'ın ortaya çıkan hakikatin ve beraberindeki yok edilen kayıtların refakatinde hangi vicdana sığar bilinmez Eskişehir valisi'nin şükür ki siviller çıktı yollu seslenişinin yaralayıcılığını sorgulayabilmenin sırası ne zaman gelecektir? Hangi zamanda! Behemehal günlerdir hayata tutunmaya çalışan Berkin Elvan'ın örgüt üyeliği için ortaya atılan tespit tutanakları, uydur kaydır notlardan mürekkep bir vavelyanın süreklileştirilmesi, halkın bilincine işlenme ediminin günahı ne yana konulacaktır? Yetmedi mi eylediğiniz. Devletualinin elindeki kandan irinden ve ırkçı dilden kurtulmasının bir şafağı sökün edecek midir? Yoksa her şey bildiğiniz gibi tencere tava hep aynı havada mı kalacaktır başvezirin lügatından alıntılarsak! Nedir, nicedir?

Her şey ortalıkta hiçbir ilaveye gerek bıraktırmayacak bir biçimde aleniyette kotarılırken durup da düşünmek, hayatlarımızı kabusların prangasından kurtarabilmek için gereksinimiz olandır. Kodlamalardan, yaftalamalardan, had bildirimlerinden, yedirtmeyeceğizlerden, bir dolu benzeş sözcükten ibaret bu ülkede dört yanı uyarı, ikaz ve tehditlerle donatılmışken her an birlikte sorgulamalıyız. Her şeyin kontrol altında tutulduğu, bırakın anı, hayatın devamlılığının bile mücadeleyle sözkonusu edilebildiği, haziran direnişinden bu yanaysa kesin ve teyitli olan bu yerde tahakküme karşı halkların kelamlıdır önemsenmesi acil olan. Üzerinde ortaklaşmamız gereken zemin. Erk, muktedir-iktidar kendi bildiğinden zerre şaşmazken hep daha fazla masallarla kafa karıştırırken, gündemi karmaşa ile ikame ederken asgari müştereğimizdir sahip çıkmamız gereken zemin.

Duyarak, görerek, hafızaya kaydederek bir daha unutmamak için, bir daha tuzaklara düşmemek el aman feryatlarına kayıtsız kalmamak için. Hayatlarımız için. Erkçe bir yandan ezberlenmiş, bir örnekleştirilmiş tepkimeler düzülüp duruluyor. Methiyeden yergiye hep vasat olanla can yakması için bile isteye sayılıp saydırılıp dökülüyor. Allem edip kallem edip inatla hayat diyenlere iş bu cehennemi yurt tahayyülü, gezi'de gördüğümüz, deneyimlediğimiz öz / hakkaniyet lime lime ediliyor. Boşa çıkartılmaya çalışılıyor. Orası hayaldi ve bir masaldı bitti geçti denilerek bir kerede, otuz iki kısım tekmili birden avaz avaz her ekrandan duyumsatılıyor.

Şunu yapma bunu deme böyle tavır alma asla o şekilde kalkışma, nefes al ama yaşama!. Emirler gözetiminde yaşayın deniliyor işte. Masalların, penguenlerin ve bir dolu manipülasyonun bağrında tam da dibinde yol nereye sorusu mıhlanıyor kafamıza. Hiç eksik değilken ayrışmazımız oluyor işte!. Bir Ceylanpınar'da bir Rojava'da bir Lazkiye'de bir akıldan çıkmayacak olan Roboski'de bir Gazi'de ve her yerde.  Her yerde. Sokakta gördüğümüz, deneyimlediğimiz ile ezberlerden kurtulmuşken, korkuların yükseltilmesi, bu cepheden yol kat edilmesi kör inadının gözetimi altındayken hep birlikte halklar olarak ne yapmalı ve ne etmeli ki düş değildi o yaşadığımız günler olduğunu kanıtlayabilelim. Unutmayacağımızı kanıtlayabilelim. Ne yapmalı..

>>>>>Bildirgeç
Benim Vatanım İnsandır - Deniz SAL - Solukbeniz.com*

Deveye sormuşlar neren eğri diye, horoz da demiş ki ben fantezi canlısıyım abe, icraatıma bakar, kârı ön planda tutar zarar kısmına girmem demiş.. Karıncayı biliyorsunuz zaten ,tam proleter…

Evet sevgili günlük gazete okuyucuları ve Haydar Dümen fanatikleri; ne yazık ki “ulusun kaderini tayin hakkını , tahin helvası sanan bazı siyaset kirleticiler fantezinin dibine vurup,  dedikten sonra aşağıdaki paragrafa sözü bırakıyorum…

Gezi’de ergenekoncu ve ulusalcı veya darbe heveslisi var mıydı yok muydu bilmek için ; “Anadilde eğitimi sorun”… Sonra da mesafe kısmının ne olduğunu anlamak istemeyenler kimlermiş el kaldırmadan sözlü anlayın.. Hemen zıplayıp “ ne yani Gezi Direnişini kırmaya mı çalışıyorsun” diyen olacak.. Cevap veriyorum; “hayır herkes yerini bilsin istiyorum”…

……………………

Zamansız sorular savuruyor olabilirim ama şimdi sormayacaksam ne zaman sorucağım?

 Koltuğundan olan basın mensuplarının şimdiye kadar neden o koltukta oturduğu sorulmasın mı ? bu sorumu şimdi işinden olan basın mensuplarının işinden olmasını tasvip mi ediyorsun manasına yormak isteyen sevgili kardeşlerime derim ki; “ hayır sadece baskı şimdi varmış gibi yapma panpa”…

…………………………………….

Resmiyet aleminden  insan alemine geçişin zor olduğu bu yegane zaman diliminde Mars’ta hayat var mı diye tartışılırken  söylemleri ile bu dünyada yaşamadığını , Mars değil de  cehennemin dibinde ikametgahı olmasına rağmen bu garip dünyada yaşayanların hayatını cehennem ambiyansına çeviren ,Tiran koltuğunda çekirdek çıtlattıp paraya para diyen zalimlerin toprak parçasında  beşeriyete karışması vicdanı amansız acılara yollamak gibi bir şeydir , inançları dükkana çevirenler…

Devrimin coğrafyasına göre adlandırıldığı popülist politik yaşam alanında Rojava’ da yani Batı Kürdistan’da , yaw tamam düzeltiyorum Suriye’nin kuzeyi , Türkiye’nin güneyi, Irak’ın kuzeybatısı  olan coğrafyada halk kendi öz savunma mekanizmasını oluşturmuş kendi toprağında kendi gibi yaşamak adına mücadele ederken, dünyanın yada Türkiye’nin her hangi bir yerinde birileri ( bu birileri aslında ayrışan , iktidar hevesli gruplardan oluşur, lakin “Kürt” kelimesi tek başına bunları “bir” yapabiliyor) ahkam kesip oradaki insanları görmezden gelip yok saymak için uluslararası katillere bile göz kırpabiliyor..

Misal sınırdan geçen adamın cebine harçlığını ve silahını bırakanlar ne hikmetse masum çocukları ve kadınları öldüren bu çetelere tepki göstermek isteyenlere Ceylanpınar ‘da  sistemin  değişmediğini en klasik şiddetiyle göstermeye devam ediyor.. Bu ileri demokrasi icraatlarına bir de sınırdan geçirilmeyen yardım tırlarını eklersek , sonrada Ceylanpınar yolunda arabaya şiddet uygulayan polis ve jandarmayı eklersek ne kalıyor elimizde ?

Benim vatanım insandır……Masum insanlara kıymayın efendiler…

Rojava’da, Lazikiye’de  ölen çocukları  görmeyen medyamız mübarek ay nedeni ile ana haberde attığı yalanlardan sonra hocalar eşliğinde sevap point kazanacağını sanarken , savaşa nasıl benzin taşırım modundalar…

Kim ne derse desin , kim ne taşırsa taşısın, kim görmezden gelirse gelsin ROJAVA HALKI DEVRİMİ selamlayacak…

………………………………………………………………………………………….

-Baba o kadının karnı neden şiş?

- Karnında bebek var da ondan şiş..

-Bebeği kim koymuş oraya peki?

-Leylekler yavrum

-Bütün çocuklarımı leylekler bırakır baba?

-evet yavrum

- O zaman benim babam bir leylek ..Sen git babam gelsin .eeeeee ( çocuk ağlama konusunda haklı)

………………………………………………………………………………………….

“Benim  Kabem insandır”  diyen bir inanç sistemini sadece tek kişiyi sevmeyle analiz etmeye çalışanlar 4×4 lük Alevi olmayı başarmışlar .. Ama şimdi bunu söyleyen de haklı.. Aleviler içinde “Alevi olmayı” Cemevi işletme olarak anlayan ve bu ticari mekanın cami ile aynı binaya taşımayı düşünen insanların ; kılıçla yok edilmemiş bir inancı 30 yılda nasıl devlet eliyle asimile ettiklerini çok iyi biliyoruz. Dertleri Aleviler adına televizyon, radyo, vakıf, dernek  işletmek olarak görünen  ama asıl derdin “Türk İslam”  jargonuna Alevileri getirmek olduğunu okunan bu projeyi  bir Alevi olarak çok iyi biliyorum….

………………………………………………………

Sizler kızlı erkekli merdivenler çıkarken elin oğlu bir kat merdivende 3 çocuk yapma peşinde.. siz daha uyuyun, teeehooo mala min  xirabo…

…….. ……………………………………..

Ergenekon davası hükümsüzdür diyorlar.. Hayır yetersizidir ;çünkü sanıkların büyük bir kısmı gerçek suçlarından yani faili meçhullerden, köy yakmalardan, asit kuyularından, işkencelerden ceza almadı…13 yaşında öldürülen bir çocuğun cesedi  18 yıl sonra bulunuyorsa  ve Hukuk çoğu zaman Fırat’ın  ötesine geçemiyorsa ve geçmemişse ve yine geçirilmemişse olanları sorgulamak için geç olabilir ama düzeltmek için daha zamanımız var, Yeter ki  resmi tarih dışında yazılan gerçekleri anla…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün kerameti ifşaatın sınırlarındadır. İfşaa olundukça, rehavetle karşılanan bir anda kaynayıp giden nice dert anlaşılır kılınacaktır. Deniz SAL'ın Solukbeniz.com için kaleme aldığı Benim Vatanım İnsandır makalesi de bu bağlamda değerlendirilmesini salık vereceğimiz bir okumayı sağlıyor. Bildiklerimizden emin olduklarımızdan gayrı hangi şeylerden halen bir haber konulduğumuz, taraf olmanın ne olduğunun çözümlemesi için salık vereceğimiz metni SAL ve Solukbeniz.com'un anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz.


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Poz Vermenin Dayanılmaz Cazibesi - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Evlatlarımız Eksik! - Tamer Arda ERŞİN / Ercan KARAKAY / Metin AKARSU - Evrensel
Gülmek Hepimize Yakışıncaya Dek - Berfin AZDAL - Bianet
Benim Vatanım İnsandır - Deniz SAL - Solukbeniz.com
Direnişlerin Kardeşliğinden Halkların Kardeşliğine - Erhan DEMİRCİOĞLU - Birikim
George Orwell: “Totalitarizm, Bir İnanç Çağından Çok Bir Şizofreni Çağı Vaat Eder” - Futuristika
54 Gündür Yoğun Bakımda Olan Berkin Elvan'ın Ailesi Umutlu - Başka Haber
Polis, Son Tekmeyi Attı ve Öldürdü: Ali İsmail'i Böyle Öldürdüler - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Mektup
Abdullah Cömert’in Abisi: Devletle Aramıza Kan Girdi - Muhalefet.org
Mezar Başında Acı Bayram - Burcu KARAKAŞ - Milliyet.com.tr
Yeni Ethem'lerle Yürüyeceğiz! - Alınteri
Anti Kapitalist Müslümanlar: Allah Bizi Affetsin! - İbrahim YAYLALI - Demokrat Haber
Erdoğan Bayramlık Ağzını Açtı: “Had Bilmeyenlere Hadlerini Bildiririz” - Sendika.org
6 Ways Turkish Authorities Are Cracking Down On Dissent - Howard EISSENSTAT - Amnesty Int'l Usa
Lafı Dolandırmadan Yokuşa Sürmeden! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Müstesna Günleriniz Mundar Oldu Memnunum - bANDiSTA - Tayfa Bandista
Mutluluk Rüyası Görmek - Ömer MADRA - Açık Radyo
Duvarları Griye Boyuyorsunuz, Mucit Yok Diyorsunuz... - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
A Conversation: Turkey, Gezi And Erdogan -  intlcritique - An International Critique
Gezi’nin Geleceği Varmış Diyorlar - Kadri GÜRSEL - Milliyet.com.tr
“Mesele”yi Anlama Kılavuzu! Ya da Gezi’deki Çevreci Gençlere Yapılanlar! - Deniz ATAM - DA' Blog
Güzel Yara - Bülent USTA - Birgün
Bir Toplumsal Hareket Olarak Gezi - 1 - Umut ÖZKIRIMLI - T24
Voices From Turkey’s #OccupyGezi Movement via Yes Magazine
For A Bunch Of Trees: Graphic Diary From The Streets Of Istanbul - Özgür ERMAN - Risha Project
Yat Kalk Gezi'ye Dua Et Başbakan - Murat Serdar ARSLANTÜRK - Radikal.Blog
Yergu (İki) - Basın Açıklaması - Nor Zartonk
Bu Devlete Dekoder Lazım! - Ali Duran TOPUZ - Utay
Türkiye'nin Şifreleri: 1, 2, 3 - Orhan Kemal CENGİZ - Radikal.com.tr
"Soy Kodu" Fişlemesi: Rumlar 1, Ermeniler 2, Yahudiler 3 - Marksist.org
“Bu Kitabı Öfke ve Utançla Yazdım” - Sibel ORAL - Radikal.Kitap
Times: Türkiye'de Derin Devletin İslamî Modeli - BBC Türkçe
Gündemin Dümeni Kimin Elinde? - Onur YAZICIOĞLU - BiaMag
DSİP-TGB - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Gezi’den Sonra “Hukuk” ve “Siyaset” - Kaçakkova - Mutlak Töz
“Mağdur” Edebiyatları - Alınteri
Olması Gereken Oldu... - Rıdvan TURAN - SDP
Ergenekon Davasının, Normalleşmenin, Demokratikleşmenin Başlangıcı Olabilmesi İçin Mücadeleye Devam! - Sevil TURAN - Arif Ali CANGI - YVSGP
‘Faili Meçhuller’ AKP’nin Umurunda Bile Değil! - Faruk AYYILDIZ - Evrensel
İsimsiz Mezarlarda 'Kimsesizler' Uzanıyor Yan Yana - Yıldız TAR - ETHA
İdamımızı İstediniz..! - Avukat Ebru TİMTİK - Çağdaş Hukuçular Derneği
Gökdelenlerin Gölgesindeki Direnişin Sesi: Kazova - Melis TANTAN - Sendika.org
Kazova İşçileri: 40 Gündür Açız - Kazova Tekstil İşçileri - Halkın Sesi
Taşeron Sistemi Enerji İşçisi Murat Göçmen’in Canını Aldı - Sendika.org
Akp ve Memur-Sen Kamu Emekçilerine Karşı Bir Gecede Uzlaştı! - Kesk.org.tr
Forumlarda Neler Oluyor? - Gelecek Gazetesi
Gülsuyu’nda Çeteler Halka Saldırdı - Sol Defter
Yedikule Bostanları Üzerine Taleplerimiz - Yedikule Bostanlarını Koruma Girişimi - Birgün
Bostan Saldırganı Fatih Belediyesi Basın Danışmanı Çıktı! - Elif İNCE - Radikal.com.tr
15-18. Yüzyıllarda Yedikule Bostanları - Ecem SARIÇAYIR - Arkitera.com
Forumlardan Mahalle Meclislerine Sıçramak - Bülent UYGUNER - Bianet
10 Soruda 3.Köprü - Kuzey Ormanları Savunması
Turkey Appoints New Military Commanders As Government Asserts Control - Jorge BENITEZ - Atlantic Council
4 Aselsan Mühendisi 'Telekinezi' ile İntihara Mı Sürüklendi? - Radikal.com.tr
Bir Başka Sendrom: AB’de Sonbahar Sendromu - Stefo BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Reyhanlı Belgelerini 'Kalı' Sızdırmadı - Hürriyet.com.tr
'Şerzan'ın Katili Meslekten Atılsın' - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
Kanser Hastası Tutuklu Kemal Avcı İçin Çağrı: “Bir Tutsağın Daha Öldürülmesine İzin Vermeyelim” - Görülmüştür.org
İngiltere’nin Paravan Kuruluşu: İHH - Lekolin
KCK'nin Kadın Eşbaşkanı: Hüseyin Aygün Derin Devletin Adamı! - Müjgan HALİS - Demokrat Haber
Turkey's Jihadi Dilemma - Soner ÇAĞAPTAY & Aaron Y. ZELIN - The Washington Institute For Near East Policy
Rojava Nedir, Ne Değildir, Orada Neler Oluyor? - Amed DİCLE - ANF
Rojava Devrimi ve Gezi Direnişi’nin Kaderi  - Demir KÜÇÜKAYDIN - Demir'den Kapılar
Rojava'da Yaşanan Kürt Katliamına İlişkin Basın Açıklaması - Şırnak Barosu
Rojava'da Yaşanan Savaş ve Savaştan Etkilenen Ceylanpınar Halkının Yaşadığı Mağduriyete İlişkin Araştırma ve İnceleme Raporu - İHD
Massacre In West Kurdistan - Batı Kürdistan Da Katliam Var - Amed News
Militants Kill 450 Kurdish Civilians In Northern Syria - Press TV
Al Aan TV Çalışanı @jenanmoussa'nın YPG Sözcüsü ile Yaptığı Anlık Söyleşi @radikaldemokrat'ın Çevirisiyle - Yeni Yüzyıl
Suriye: İnsanlığımızdan Utanmalıyız - Yüksel TAŞKIN - Taraf
Car Bombs Kill Nearly 80 In Iraq, Target Eid Festivities - Reuters
Egyptian Military Opens New Chapter Of Fear - Ahmed MAHER - The Washington Post
E.A. Davası 3 Eylül’de Başlıyor - ANF
Tecavüzcülerin Adaleti - Jeniffer Rachel DADYAN - Nor Zartonk
Gezi’nin Başörtülü Kadınlarla İmtihanı veya Türkiye’de “Beyaz Feminizm”e Bir Bakış - Hkubra - 5 Harfliler
‘Eşcinsellik Propagandası’ Yasağının Sıradaki Durağı Ermenistan! - Ömer AKPINAR - KaosGL
Armenia To Ban Promotion Of Gay and Lesbian Sexual Relationships - Andrew POTTS - GaystarNews
Yargıtay ''Genç Bir Don Juan'ın Maceraları''nı Müstehcen Buldu, Yayıncı ve Çevirmene 10 Yıla Kadar Hapis İstedi - Başka Haber
From Workers Autonomy To Social Autonomy: The Experience of Socialisme Ou Barbarie. An Interview With Daniel Blanchard - Amador Fernández-SAVATER - Libcom.org
Surveillance, Sousveillance And PRISM - An Op-Ed For Die Zeit - Ethan ZUCKERMAN - My Heart’s In Accra
R.T.E Kararlı: Türkiye ‘Mısır’ Değil, ‘Çizilmiş Kestane’ Olacak! - Mert Ali BAŞARIR - Evrensel
Plea For A Constitutionalization Of International Law - Jürgen HABERMAS - XXIII World Congress Of Philosophy
F-Tipi, Mernis ve İnternet: Hapishanenin İçi Ve Dışı - Ulus BAKER - Körotonomedya
#direninternet – İzlem GÖZÜKELEŞ - Politeknik
Politik Şiir Üzerine - Ulaş KARADAĞ - SozialFrag
Bin Kere Hayır! - Bahia SHEBAB - Viral Mecmua
La Via Campesina’nın Yeni İnsan Hakları için Mücadelesi - Priscilla CLAEYS - Karabasan
Samatya Kaçamakları - Yusuf ATUĞ - Süryaniler.com

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Together We Stand, Divided We Fall - #occupygezi - Gökçen TUNÇ

>>>>>Poemé
mitos, dağıl, toz - lale müldür

depremler
şeylerin alanında ne ise
kelimeler
şiir alanında artık o
şairler artık hep mitos, dağıl, toz

ve insanlar
senin kemiklerinden
hep aşk tılsımları yaptılar

şair
insanların gözünde ne ise
insanlar
şairin gözünde artık o
şairler artık hep mitos, dağıl, toz

tanıdın sen dokunuşların
kelimelere dönüştüğü yeri
pembe küfünden acıların
tanıdığın yüreğini
sen istemesen de seni kullandılar
duygusallıkta belirleyip farkını
kişisel bir hüzne soyutladılar
bak ölüm perendesi atmakta artık onlar

artık silkin sen pörsümüş derinden
ıslak cevizler gibi yenile kendini
buzlu sularından tanı asıl yüreğini
yok et, yok et kendini
ki şiir bir kez daha doğsun külünden

ve insanlar
senin kemiklerinden
söz ve suskunun en üst bireşimini yaratsınlar

Kaynakça: Piktobet

No comments: