Sunday, September 08, 2013

Deuss Ex Machina # 464 - qui définit le moment où j'écris?

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_464_--_Qui Définit Le Moment Où J'écris?

02 Eylül 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. El Mahdy Jr. - Permanent Defeat (Disco Mix) (Boomarm Nation)
2. El Mahdy Jr. - Zalim Delay (Boomarm Nation)
3. İnan6666 - Değirmenim Terse Döndü (CD-R)
4. İnan6666 - Okumuş Bir İsçi Soruyor (CD-R)
5. Ağaçkakan - Sıkboğaz (Music For Non-Musicians)
6. Ağaçkakan - Görünmez İhtişam (Music For Non-Musicians)
7. Armonycoma or slt - Güler Misin Ağlar Mısın Live Remix (Music For Non-Musicians)
8. No Call Recently - Georges Perec (Armonycoma Or Slt Remix) (Music For Non-Musicians)
9. Moderat - Bad Kingdom (Monkeytown Records)
10. Moderat - Ilona (Monkeytown Records)
11. Perverse - Origin (New Moon Recordings)
12. Perverse - Symmetry (New Moon Recordings)

Qui Définit Le Moment Où J'écris? (Michel FOUCAULT)
(464)

İktidar kavramı aslında bugün artık tedavülden kalkmış bir ideolojik boyut ve bir tarihsel devamlılık yoluyla kendini sunuyor. Bodin'in bütün yönetim biçimlerinin monarşik olduğunu (modern dönemde egemenliği niteleyenin her zaman Bir olduğunu işaret ederek) söylemesinden ilhamla, biz de bugün yönetim biçiminin ve iktidarın maddesinin İki'ye indirgenebilir olduğunu, yani bir kuvvet ikilisine ve farklı güçlerin karşılaşmasına indirgenebilir olduğunu söyleyebiliriz. İktidarın uygulanışına karşı ortak alanın uygulanışı: Egemenliği tanımlama meselesinde, modernlikten postmodernliğe geçişte her yerde karşımıza çıkan aşkın çatışma budur. Hic Rhodus, Hic Salta. Biz de artık eldivenlerimizi çıkartıp atmış görünüyoruz!. (Antonio NEGRI - Porselen Yapımı - MonoKL)

İçinde kalakaldığımız bu kıstırılmışlık halinin üstesinden gelebilmek, aşabilmek için bentleri başka bir yolun tahayyülü üzerine düşünürken buluyoruz kendimizi. Çoğunlukla, parklarda, sokaklarda yan yana ortak bir dilin tahayyülüne bu kadar koşturmaktayken birlikte, elini hiç korkak alıştırmayan, kısıtlamayan muktedirin yapıp ettiklerinin tam da yukarda değindiğimiz usandırmak gayreti üzerinden şekli her dem yeniden kotarılan bir tahakküm güncelliğinde bir yol daha var mıdır bunun derdinde ortaklaşıyoruz. Konuşmaya gayret ediyoruz. Suskunlaştırmaların, suskun kalıp seyirci olmaların daha önce neler ettiği, nelere nasıl bir biçimde yol verdiğini bildiğimizden, 31 mayıs öncesinden teyit ettiğimizden bu yana geçen süre dahilinde nereye doğru evrildiğimiz, nasıl ve hangi şartlarda günün geçtiği sorgulamalarında bütünleşiyoruz. Bir kez daha ama son kez değil bütünün paramparça edilmesi karşısında, bildiklerimizin ve eylenenlerin, sonuç olarak önümüze çıkartılanların basit nüve ya da çıkarımlar ile açıklanamayacak, üzerinden alelacele atlanıp yahutta aşılıp geçilmeyecek yaralar açtığını deneyimliyoruz.

Sözün bitirilmesi çabasında, tüketilmesi hengamesinde onca şeyin bunca viraneliğin bir dolu tahakkümün eylediklerinin düşüncelerin ortaklaştırılmasına karşılık türetilenler olduğu bahsini hemen hiç unutmuyoruz unutturmayacağız. Düşünmenin kalıplaştırılmış olduğu bir yerde alışkanlık haline getirilmiş olan ilişmeyin vurgusunun dahilinde dolayında muktedire karşı hemen hiçbir şey söylemeyen bir makama sınırlandırılma gayreti halen güncelken hal böyleyken ne yapmalı sorgusuna düşüyoruz. Hep beraber. Yerin, yurdun dört başının her yerinin apayrı sorunlarla bir başına konulmasının, yara yerlerini hiç önemsemeyen, sızlayıp duranları ise önemsemek bir yana daha feci kılmak, dönülmez hallere ulaştırmak konusunda çabalanıldığı bir yerde demokrasi pratiği ne yana çıkmaktadır. Haklar dediğimiz kimleri kapsamakta kimlerin çağrılarına yanıt vermektedir. Bir dolu soru ve bir dolu sorgu birbirini takip edendir böyledir işte bu yurdun güncesi, şimdisi!. Güncellikte göz ucuyla bildiklerimizin, sunulmuş olan kadarıyla yetindiğimizden bu yana kaç savaş şekillendirildi. Kaç yıkım ve tahakküme yol verildi. Kaç yerde hangi fenalıklar doğal akışa dahil edildi. Bunlar ve daha fazlasına kafa yormak hiç artık ütopik bir mesel değildir. Olmayacaktır.

Yaşadığımız yerler başkalaştırılırken, beton ormanlar ile donatılırken, sözüm ona modernleştirilirken rantsal bölüşüm pastasından büyük pay kapacak olanların sofrasında yem edilmeye çalışılırken bunun gayrısı söz konusu edilmeyecektir. Hilkat garibelerini modernlik olarak ele alan, yoksulun daha da yoksullaşmasından gayrısına çıkmayan bu çalışmaların varsılların daha da varsıl olacakları kendi sözlerinden, simalarından uzak olanları görmeyecekleri birer korunaklı kent imgesi yaratılmaya devam ederken sorunlar başlangıcı göstermektedir. Her şeyin başlangıcında olduğumuz yalınlığını, hakkaniyetini gösterecektir. Durmaksızın şekillendirilen yola çıkartılan, projelendirilen şeylerin toplumun ortaklığına dair bir kazanım, iyilik değil tam tersi istikamette binbir fenalıktan mülhem olduğunu yinelemeli bir kere daha sonuçların her birimizin tahayyülündeki kötü imgesinden de beter olacağı yinelenmelidir bir kez daha. Gün devinirken, gündeliklik bir kaç manşette kısacık geçiştirilirken, muktedirin borazancılığına kendini teslim edenlerin bugün de memlekette önemli hiç bir şey olmadı, vallahi olmadı seslenişlerinin kıyısında cereyan edenlere, vakıa olarak değerlendirilmeyenlerdir sorumluluğumuz.

Asgari müştereğin "Gezi Direnişi" sırasında deneyimlenmiş olan halinde yaşadığımız sınırları dahilinde elbette pengueni bırakıp derdimize ulaşmayacakları malum olan ana akım medyadan bir şey beklentilemek değildir. Hemen hiç öylesi değildir işaret etmek istediğimiz, gayemiz. Devinen gün dahilinde cereyan edenlerin bin tane müsibetin tek güne sığdırılmasının, bütün bunlar olup biterken tın tın tenekeliğin devam ettirilmesindeki garebetliğin taa kendisinedir sözümüz. Görmemek bir tercih değil basbayağı kasıtlı bir biçimlendirme gayretinde, toplumun tüm dinamiklerini ortak aklını tahayyülünü ve beklentisini muktedirin iki dudağının arasından dökülecek olan lafazanlığa, kararlara istisnasız, teslimiyet gösterilmesinedir isyanımız. Sorgu devam ettirilirken yeni sorular devreye girerken yalan yere değil! ne olacak bu ülkenin hali bahsidir!. Döndürülüp dolaştırıldığımız yerde "demokrasi şenliği" nam tasvirlerin, "medeniyetler buluşması" göndermelerinin, "birleştiren köprü" imgesi kullanımından ve daha fazlasından sonra artakalan bir avuç kına mıdır!. Bütün gündem olimpiyatları nasıl çalıştıklarından hep emin olunan o mihrakların çabaları sayesinde alamamışımız mıdır. Tek derdimiz bu mudur yani allasen.

Kent sınırlarında kıyımlar bayağı eşzamanlı gerçekleştirilirken olimpiyat hazırlıkları menzilinde eyleneceklerin, kastedileceklerin sınırına bir adım attığınızda bu çıkarsama ile kaybedilenin başkaca şeyler olduğu kısmına olan biat olmasın sakın üzüntü ve keder!. Bütün bu 'dolgu gündem'in ötesinin değil hep kıyısının, kenarının sorgulanmasının daha sakız gibi sündürülmesinin kime ne faydası olacaktır. Geçiniz. Haziran direnişinden sonra ortaya çıkan resim insanlığa karşı işlenen suçlarda zirveyi zorlayan bir ülkeyi görünür kılarken, teyit ederken gün geçmiyor ki bir kötülük daha eklentilenmesin. Bir küçük kıyamet daha insan eliyle kotarılmasın bunları konuşmak ne zaman söz konusu edilecektir? Ne zaman? Derdin her ne olduğundan bi'haber kalmaya alışkın olan muktedir ve zevatın ve payandalarının görmezden geldikleri alanda, önemsemedikleri yüzeyde bu ülkenin gerçekliği ve geleceği şekillendirilip, ipotek altına alınıp geri dönülemeyecek şekilde düzenlenmektedir. Barış kelimesinin kullanım sıklığının savaş kelimesi karşısında basbayağı azaldığı bir yerden bahsediyoruz. Sözün kifayetinin, çıkarsamasının doğru olana değil tam tersi istikametteki fenaya doğru evrilmesi çabasının başka kanıtlarına ulaşıyoruz.

Dışarıya buraların ötesine akıl verilirken, Haziran direnişinden sonra eylenenlerin kısa bir seceresi bile bütün bu şirinlik muskalığını bir bir alaşağı edecek tavırları görünür kılacaktır. Baskının süreğenleştirilmesi çabasında her gün gözaltıların gerçekleştirildiği bir yerden bahsediyoruz. Muhalif kimliğin x ya da z olması fark etmez; bir biçimde sınırlı bir alana hapsedilmesinin bunun da ancak göz korkutmayla söz konusu edilebileceği bahsinden ilerlenildiğini ortaya çıkartan bir utanç vesikası. Hangi birisini sayalım ODTÜ ve 100. Yıl Mahallesi'nde eylenenleri mi İstanbul'un Gazi Mahallesi'nde gün aşırı gerçekleştirilenleri mi?. Cizre'nin sokaklarını hükümet adım at diyenlere dar edenleri mi, her taşın altında bir mihrak arama gayretkeşliğinde ana akım medyanın arsızca laf bindirmeye gayret ettiği esas sorunu görmezden geldiği Tuzluçayır'dan mı? Hangisinden. Dört dörtlük alevilik Camii-cemevi'nin bina edilmesi, her şeyin küflü bir mizanpajla taze diye dayatılması mıdır? Nedir. Herkesin özgürlüklerini tam olarak yaşadığı bir ülkeyiz sözünün iki adım ötesi bu tezatlıklar, hayasızlıklar bizatihi çürütmemekte midir?

Yarası 620 gündür kanayan Roboski'ye dair en ufak bir soruşturma, failleri ortaya çıkartma gayreti bir kenara, Ferhat Encü gibi yakınlarını kaybedenlere soruşturma zulmü nasıl okunmalıdır? Nasıl atfedilmelidir. Ne orası ne burası, her yerde söz konusu edilen biat edeceksiniz efendiniz, sizin için en uygununu dile getiren yapıp eden hükmedeninizin sözünü dinleyeceksinizlerin kıyısında bu tıynetsizliklerin akıbeti ne olacaktır? Ona da mı susalım ve sorgulamayalım. Bir başka yol tahayyülü, sadece dile getirmeye çalıştığımız bu bir kaç konu üzerinden değil hayatın tamamı için bir alternatif üretebilmenin gerekliliğine işaret etmek içindir. İmlemek içindir. Mutlak doğrular diye işittiklerimiz masal olduğu ortaya çıktıkan sonra geriye değil ileriye doğru hamle edeceksek bu çabayı sürekli kılmak, sözü önemseyerek mümkün olacaktır. Haziran direnişi'nden sonra faşizan muhafazakarlığın dayatımlarına karşı başka bir dilin başka bir dünyanın tahayyülü yavaş ve emin adımlarla sözümüzü işiterek söz konusu edilebilecektir.

Abdullah'ın, Mehmet'in, Ethem'in, Ali İsmail'in Medeni'nin muallakta konulan katledilişlerinin hesabını sormak karanlığın kökünü kazıyabilmek devletin safsatalarla vakit geçirmesinin önünü kesmekle, yalandan hakikate varması için direnerek, ses çıkartarak mümkün olacaktır. Katilleri koruyan, karanlığı sorgulayacaksak buradan yol almalıyız. Bunca günden sonra fikri tahayyülün ve pratiklerin yolumuzu kesiştirdiği saha burasıdır. Olan bitenin, yapılıp edilenlerin ve bir dolu katara eklemlenenlerin paralelinde, sırt sırta ilerlemeye devam eden iktidar bir önemsememe, iki hakir görme ve üç körlemesine körü körüne biat, bağlılık sergilemekte hemen hiç bu hezeyanlar düzeninden ayrışmamaktadır. Sözün dönüp dolaştırıldığı, gerisin geriye bırakıldığı yahutta terk edildiği nokta hep bu başlangıcı zapteden bir dolu tahakküm ile uyumlu olan birleştirilen güya tepkimeler sahanlığıdır. Hep ezberden okunan, ezberlenip de cismaniliği tescillendikçe kalıcı, kalıtlaşan, kaskatı kesilen bir hezeyanlar kümesidir dikkatle anlamlandırmaya çalıştığımız. İfademizde birleştirmek istediğimiz. Solmuş olan, soluklaşan resmin, resmi tahayyülün, devlet aklının neredeyse boşluksuz ilamının kendisidir.

İkrar edilenler bizim gerçekliğimize yapılan, tenkit ve tehditlerden mürekkeptir hala. Her baskılama, aşıyorsunuz limitleri, taşırıyorsunuz bardağı seslenişinde görünürlüğü bir kat daha artandır. Hezeyanlar geliştirildikçe hemzemin tarumar edilmekte, aklın öngörüleri telef edilmektedir. Hezeyanlar doğru diye çoğunluğa empoze edildikçe, ondan başkası bildirilmedikçe yıkımı yakınlaştıracak olandır. Kalıcılaştırıldıkça tahrifat kaçınılmaz olan sonuçsuzluk gazabını, iktidarın söylem ve eylemlerine paralel koruyacaktır. Foucault'un biyo-iktidar bir totalitarizmdir sözünü yekten kanıtlayan yaşamın bütün yönleriyle iktidar ve devlet tarafından kuşatılmasının sonuçlarını pekiştiren, görünür kıldırıp çatkapı gündelikliğe dahil edendir bahsini ettiğimiz hezeyanlar. Yanlışın pekliği, eğrinin eğreltiliği körleşmenin vicdanı ele geçirmesi  ve daha bir dolu sınanış / tecrübe bu hezeyan ediminde karşılaştığımızdır. Politik alanın daraltımının söz söyleme gayretinin önünün alınmasının, bedenler üzerine kurulan tahakkümün aynalayıcısıdır bu hezeyanlar Her çabalanım, akıntıya karşı kurulan her set, olan biteni görünür kılmak için her hamle ve daha fazlası bunun gibi bir çıkarsamaya yol veren, zemin sağlayan bileşenlerden mürekkeptir.

Dil pare pare edildikçe, dert değil de iktidarın korunaklılığına çaba muntazamlaştırıldıkça, hakikat bir bilinmez tabu olmaya devam edecektir. İhtimallerin en fenalarına teslimiyet adına, sırf bunun için defaatle yinelenenlerde bu bahisleri görmek, apaçık bir gerçek olarak tahayyülüne varmak mümkündür. Hezeyanlar daraltımın kendisidir. Tek bir cümlede bazen de bir dolu seslenişin ortasında çat kapı geldiğini ilan edendir. Sorunlar hep artmaya sorgulanası bahisler durmaksızın çoğalmaya devam ederken yol neresidir? Tutturabileceğimiz bir istikametten, devletin hamasi söylemlerini sineye çekip durma paratonerliğini kabul eden bir muhalefet midir hak edilen, yoksa bütün bu pespayeliğe karşı akıl ve vicdandan başkasını savunmayacak olan seslenişin yanı mıdır? Hemen her türlü noksanlığın bu tahakküm düzeneği, kırmızı çizgi bildirgeci, had ve hudut gösterici hezeyanlara kol kanat gerilen bir ülkede bunca uluorta gerçekleştirildiği bir yerde neresi olmalıdır? Düzenin muhafazası burada olan biten her şeyi zehir kılıp, dokunulmaz belletip, ilişmeyin buyurulup kör parmak gözüme kendi bildiğini okumaya, yapmaya devam ederken işin yanisi biyo-politik hamleler gerçekleştirilirken söz sadece ifşaat için midir?

Sözden kastımız erkin deneyimlediği kuru kuruya laf kalabalığı değildir bunun da notunu düşmeliyiz. Duyarlılık istenicinin alaşağı edilebilmesi için avaz avaz çoğaltımların yanında işittirmeye gayret ettiklerimizdir önceliğimiz ve asıl meselemiz. İfşaa ile tahrif edilenleri geri kazanabilmek  dönüştürebilmek ve hakikate en kısa sürede ulaşmak içindir. Hakikati tüm manipüle etmelerden kurtarabilmek, derdi ortaklaştırabilmek, asgari müştereği halk nezdinde tesis edebilmek için elimizin altındaki tek ve yegane deneyim bu tecrübeler silsilesi olacaktır. Bildirelim ve bir kere daha altını çizelim. Sözün boşa doluya iliştirilip, yetiştirilip bir zaman akışından olan biten her şeyin önüne kurulan setleri aşabilmek, erkin elinden kotarılan, aşılamaz, konuşulamaz, anlatılamaz kısımlarını ekarte edebilmek doğrudan, dosdoğru gerçeğin peşinden ilerleyerek mümkün olacaktır. Bildiğimizi bir kere daha ikrar edelim. Görülmesi, bilinesi kılınmaya çalışılanların yarım yamalaklığı (devlet elinden çıkanlar) bu meseli güçlendirmekte asıl derdin her ne olduğunu kıssadan ulaştırmaktadır. Duyuyor musunuz.

Yaşadığımız yerde göz önünden (ç)alınanların çokluğu, karanlığın aralıksız sürmesi gayretidir düşündürücülüğünü koruyan, hepimizi sorgulamalara sevk ettiren. Devlet aklının, pratiğinin hesap vermek bir yana kendini bütün bu utanç vesikalarında kaybetme, kamufle etme çabasının, üzerini bir an evvel kapatma gayretkeşliğinin önünün alınabilmesi ifşaatla mümkündür. Her dem bahsedilmeye çalışılan tespitlerin tümü, hezeyanlarla kotarılanları sineye çektirmek içindir.  Barış konusunda kem küm edip gerisini bırakanların savaş, zulüm konusundaki acelecilikleridir bahsi açılması gereken. Suriye'deki savaşa müdahil olmayı şimdilik tankla, topla değilse de el-nusra gibi katillere el vermekten gocunmayarak sürdürülen azrailliğe hevestir sorgulanması gereken!. İnsani müdahale bahsinin az dibinde kıyametin tekrar sahnelenmesidir sorgulanması yeter artık denilmesi gereken!. Her Allah'ın günü ekran parselleyen "biz biliriz" tayfasının ortaya attıkları sözler, değiniler (ki bu sözcükler yetersizdir) otuz dört koca yılın bir gününün hesabının verilmediği bu ülkede her şeyi birbirine katıp, karmaşıklaştırıp mazlum edebiyatını şark kurnazlığıyla buluşturmaların akıllardır sorgulanması elzem olan!.

Her günümüz çığırtkanların boşa doluya erkin tasarruflarını onatma gayretkeşliğinde, bunca savaş sayıklamasına şimdi o en elzem olanı barışı demeyeceksek ne zaman diyeceğiz!. Dahası rastlayacağımız hangi acıdan sonra akıl başa gelecektir. Daha kaç kıyamet vardır ki bir şeyler dank edebilsin. Hayat tecrübesi basit bir deneyim toplamından/çerçevesinden giderek biyo-politik tahakküme kurban edilecekler olarak sınırlandırılmış başla bir tasvire daraltılan bu ülkede yaşarken ne zaman. Roboski'de, Reyhanlı'da, Resulayn'da, Rojava'da eylenenlerin tümünün birbirinden ayrıştırılamayacak kadar benzeş bir mekanizmayı tahakkümün cana kast edişini amasız, fakatsız görmek ne zaman. Devlet eliyle kotarılan düşman tasvirinin cehennemin kapısını açtığını yinelemeliyiz. Yoksunlaştırılan, mahrum bırakılan önüne setler çekilen, canına kastedilmeye çalışılan hepimizin hayatıdır. Direnişi hakir görüp, aşağılayıp, yaftalamaların gırla gittiği bir yerde şiddeti mazur, el altından desteklenir kılmanın, buna müsammaha göstermenin hemen hiçbir şeyi düzeltmeyeceği açıktır. Neoliberalizm devrinde sözün kerametinin düzene karşı her çıkarsamayı maddi bir zarar olarak bildirdiği bu yerde  işte bu zamanda, şimdi utanç vesikalarının pekliği hepimizin derdidir.

Kaybedilenlerin maddiyattan ziyade asgari müşterek olduğu, hakkın hukukun çiğnenip çalışıldığı ilave edilmelidir. Sadece burada değil hemen her yerde unutturulmaya çalışılan budur. Bu meramdır. Zamane ustalarının hikayesinde gözyaşı, zulüm, şiddet vd. kesintisiz bir biçimde yerini korumaktadır. Her vakıa sırasında takınılan tavırlar hep o cehnemmi tasvire bir adım daha yaklaşmak ve bunu sıradanlaştırmak gayretidir. Tarihsel olanın içinde gördüklerimizin, bildiklerimizin biteviye tekrarı biraz daha net bir biçimde bunu kanıtlamaktadır. Söz elbet yıpranacak, unutuş tarlasına terk edilecektir. Bahsini kısaca açtığımız şu iki satırla dile getirdiğimiz niceleri ise söze hacet bıraktırmayacak bir biçimde kendi tahlilini, derdini ortaya koymaktadır. Güne katacaktır. Gerçek evrilmeye devam ederken sözün ontolojik kapsamsallığı da bizimle beraber ilerleyecektir. Dönüşecektir. Gezi'nin ruhu kah ODTÜ'den, kah Tuzluçayır'dan, kah Tarlabaşı'ndan ses edecektir. Kah yıkım için korunaksız bırakılan Emekevler'den. Kah Kuzey ormanlarından, kah Arhavi'den, her yerden. Tahakküm baskısını geliştirip ortak olanı tarumar ederken, yok etmeye çalışırken doğrunun her ne olduğu kısmı hepimizin önceliği olmaya devam edecektir.

Bildik sığlığın, adam sendeciliğin işimize gücüme bakalımcılığın ve ucu bana dokunmuyor bağıntısının ardı ise her zaman felakettir. Felakete giden yolda yeni rotaların tam ve eksiksiz kotarılmasıdır bilelim. Eskinin had bildirimciliği başka görünümlerde dönüşürken, şimdiye taşınırken söz mevzimiz. Bunca gün sonra hep bildikleri tabirle, eski köye yeni adet mi getiriyorsunuz diye öne sürdü muktedir-iktidar. O bildik teranelerden, geride kaldı diye bahsettiklerinden yeni hezeyanlar icat ettiler. Durmadılar, yetinmediler dahasına, daha fenasına dört kolda, dört yönden yol verdiler. Filizlendirdiklerinin nefret olduğunu bir an bile düşünmediler. Kuralları kaideleri alt üst edip suskun kılmayı doğal halimiz bellememizi istediler. Ne bildilerse onu tekrar ettiler.  Biteviye sürüde kalmamızı v suskunluğu vaaz ettiler. Gün oldu acıyı nasıl yaşamamız gerektiğini, gün oldu sevinci kursağımıza lokma lokma dizmeyi matah bir şey diye savundular. Sözüm ona kendini geliştirip muasırlık basamaklarını üçer beşer aşan bu yerde en iyi bildiklerinin o bellediklerinin ötesini hiç düşünmeyerek, korunaklı sanılan o sürünün sınırları olduğunu bildirip durdular. Bozuk plak gibi.

Gidişatın, lafazanlıkların yanlışlığına karşı ses çıkartmaksa bize kaldı. Tanığız, tanığıyız... Hic Rhodus, Hic Salta...

>>>>>Bildirgeç
Mutlu Yarınlar Miti - Bülent USTA - Birgün

“Hayal kurmak ciddi bir akıl hastalığıdır” demişti Zamyatin’in “Biz” adlı romanındaki bir karakter. Hatta romanda insanlar, fantezi yeteneklerini yok eden bir işlemden de geçiriliyorlardı. İnsanı robotlaştırmak isteyen totaliter sistemlerin hayali olsa gerek, insanı hayal kurmaktan mahrum etmek diye düşünebilirsiniz, ama değil. Çünkü insanların hayal kurmasını yok etmek yerine, o hayallere şekil vermek, kapitalizmin kitle kültürü yaratma zaferinin en önemli araçlarından biri oldu.

Martin Jay, kitle kültürü hakkında oldukça acımasız bir tespitte bulunup, kitle kültürünün asla demokratik olamayacağını, kitlelerin tüketmesi ve yönlendirilmesi amacıyla üretilen bir kültür olduğu için, mutlaka faşizmle büyüyüp gelişeceğini söylemişti. Yani “hayal kurmak” kendi başına olumlu bir şey değil, neyin hayalini kurduğunuz daha önemli. Mesela Başbakan da Malazgirt Savaşı’nın bininci yılı olan 2071 yılına dair hayal kuruyor ve o hayalin neye benzeyebileceğini, Gezi Parkı için hayal ettiği şeyleri düşünerek anlayabiliriz aslında. Bu açıdan Zamyatin’in romanındaki kişiye hak vererek, hayal kurmak ciddi bir akıl hastalığıdır diyebilirsiniz. Ben demiyorum, çünkü kapitalizmin kurdurduğu hayallerle mücadele, yine hayaller kurarak olacak. Gezi’yle aştığımız eşikle birlikte gökkuşağına tırmanır gibi merdivenleri rengârenk boyayarak devam ettiğimiz yol, tam da hayal gücümüzle mümkün olabilecek bir şey.

Başbakan’ın sıklıkla ileri tarihlere gönderme yaparak büyük projeler ortaya atması, kapitalizmin ve totaliter sistemlerin “mutlu yarınlar” mitinden başka bir şey değil aslında. “Sabredin, nüfusumuz artınca, hayalimizdeki projeleri gerçekleştirince mutlu olacaksınız” mesajı vermek istiyor kitlelere. Çünkü kitlelerin “şimdi” delice mutsuz olduğunun farkında ve bu mutsuzluğun karşısına “mutlu yarınlar” mitini koyarak, kitleleri oyalamak istiyor. ABD’de “mutlu yarınlar” miti, 400 kişinin toplam nüfusun yarısının sahip olduğu gelire sahip olması yüzünden çökmüş ve Wall Street İşgalcileri ortaya çıkıp, “mutlu yarınları” değil “şimdi”yi talep etmişlerdi. Aslında bugün Gezi’yle birlikte karşımıza çıkan manzarada da, kimse yarınların peşinde değil, “şimdi”yi istiyorlar ve onu alana kadar da evlerine kesin dönüş yapmaları mümkün gözükmüyor.

“Mutlu yarınlar” mitini başka bir yerden ve başka türlü düşünmek için özellikle Sel Yayınları’ndan çıkan Richard Stites’in “Devrimci Hayaller” kitabı, bir başvuru kaynağı olabilir. Rusya’daki devrimci süreçte, ütopyalar üzerinden iktidarlarla nasıl savaş verildiğinin ve devrimleri motive eden hayallerin kutlamalardan şehir planlamasına, gündelik yaşamdan edebiyat ve sanata uzanan seyrini, kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor Stites.

Badiou’nun, Sel Yayınları’ndan çıkan “Yüzyıl” adlı kitabında bahsettiği Mandelstam, bir şiirinde 20. yy’a “Ama omurgan kırık senin / Zavallı, güzel yüzyılım!” diye sesleniyordu. Stites de, kapitalizme hizmet eden iktidarlar tarafından omurgası kırılan 20.yy’da, sosyal adalet, eşitlik, barış ve doğa tahribatının sona erdirilmesine yönelik taleplerin nasıl alaya alındığından bahsediyor kitabında. Başka türlü sevmenin, çalışmanın, etkileşmenin, oynamanın yaşam tarzlarını yaratacak hayaller kurmadıkça, yaşadığımız yüzyılın omurgasını tedavi edemeyeceğimizi demeye getiriyor sözü.

Stites’in kitabın sonunda yer alan şu cümlelerini ise, akıldan hiç çıkarmamak gerek: “İnsan umudunun sıcak baharı sinik ve gerçekçinin kış havası taşıyan gülüşlerine teslim olmaz; çiçek açar ve kederli sonbahar rüzgârlarında kaybolur. Ve sonra tekrar doğar –sonsuza dek.”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün kerameti ifşaatın sınırlarındadır. Bülent USTA Deuss Ex Machina'da konuk ettiğimiz sıklıkla yazılarına yer verdiğimiz bir söz savuncusu. Bağlantılamaya çalıştığımız meramın sınırlarının yetişemediği kısımlara dair tespitler ihtiva eden "Mutlu Yarınlar Miti" başlıklı makalesi de bu minvalde sözün tamalayıcısı olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, USTA'nın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Bayraksız Eşitlik İstiyoruz - Vartan ESTUKYAN - Agos
1 Numara TC Vatandaşları - Deniz AYDIN - Radikal.Blog
6-7 Eylül Defteri Kapandı Mı? - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Eylül'de Can Kırıkları - Özcan GEÇER - Süryaniler.com
Sarkis Çerkezoğlu 6-7 Eylül'ü Anlatıyor - Ercüment GÜRÇAY - Yeşil Düşünce
Mihail Vasilyadis ile 6-7 Eylül Üzerine: “Susanlar Da Suçlu” - Arif KÖSE - Altüst Dergisi - Marksist.org
6-7 Eylül Belgeseli - Ömer MADRA & Dilek GÜVEN - Açık Radyo
‘Beyoğlu’nda Ne Kadar Gayrimüslim Varsa Hepsinin Dükkânlarına, Evlerine Daldık’ - Funda TOSUN - Agos
6-7 Eylül 1955… Yarım Kalan Sürgün ve Yağmanın Tamamlanması - Devrimci Karadeniz
HDK 6-7 Eylül Saldırılarında Yaşamını Yitirenleri Andı - ANF
Basın Açıklaması - Sultangazi  Pir Sultan Cem Evi Yönetim Kurulu - İstanbul Alevi Koordinasyonu
Turquie : Encore Une Femme Âgée Arménienne Agressée à Istanbul - CollectifVAN
Süryani Mimar Haricinde Belediyede Herkese Kadro Çıktı - Agos
614 Gündür Kanayan Yara: Roboskî - Fatih POLAT - Evrensel
Barış Yolu Roboski'den Geçsin - Özgür MUMCU - Radikal
Tuzluçayır’a Gaz Bombası ve Plastik Mermi Yağıyor - Sendika.org
Mamak'ta Cami-Cemevi Çatışması - Alican ULUDAĞ - Cumhuriyet
Akademisyenlerin Çözüm Süreci ile İlgili İmza Metni Üzerine - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Jadaliyya
İktidar, Üç Beş Ağaç ve Ekolojik Dayanışma - Stefo BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Kuzey Ormanları Savunması: ‘3. Köprünün Yapılmama İhtimalini Seviyoruz’ - Sendika.org
Mahallemizden ve ODTÜ Arazisinden Geçecek Otobanı Neden İstemiyoruz? - 100. Yıl İnsiyatifi
'ODTÜ'de Yaşananların Gereği Yapılacak' - Evrensel
Bilim Ağacını Korumak - Erkan BAYIR - Radikal.Blog
Düşmanını Sevindiriyorsan Yanlış Yoldasın! - Gün ZİLELİ - GZ.com
Başörtülü Kadın Sadece Başörtülü Kadın Mıdır? - Gökhan KAYA - Medyafaresi
Ankara Üniversitesi'nde Gerginlik - ETHA
Fethullah Nedir Fethullahçılık Kimdir? - Mustafa KARAKALEM - İştirakî
Eğitimde Yıkımın Karşısında Eğitim Hakkı Mücadelesi Devam Ediyor! - Genç Umut
“Alkan’ın Konuşması Yeni Döneme İşaret Ediyor” - Kemal GÖKTAŞ - Rusya'nın Sesi
İnsanlar Beklentileri Altüst Olduğunda Ayaklanır - Perihan ÖZCAN - Radikal.Kitap
Istanbul, Its People, And Their Limits - Murat Cem MENGÜÇ - Jadaliyya
Gezi, AKP ve Sınıf - Erdem YÖRÜK - T24
Mahallem Yerle Bir - Ege DÜNDAR - Birgün
Başbakanın Ağzı Dolu, Eli Boş - Erdal GÜVEN - EG' Blog
Bitmedi Mağduriyetiniz - R.UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar
MGK 28 Şubat Kararları İçin ‘Devlet Sırrı’ Dedi, Tutanakları Mahkemeye Göndermedi - Fikir Zamanı
Kimse Barıştan Söz Etmiyor - Burak MALKOÇ - Solukbeniz
Ortadoğu’ya Barış, Halklara Özgürlük! - Basın Açıklaması - Nor Zartonk
Demirtaş: Sizler Barışın Teminatısınız - ETHA
Siyaset Çözmezse!.. - Selahattin ERDEM - Yeni Özgür Politika
BDP: Çaldıran İnfazları Davasına Duyarlı Olalım - ANF
Barış Sürecinde Akil İnsanlar Deneyimi - Derya KAYA - Suat İNAL - Evrensel
Gerger: Kürtler Artık Kandırılamaz - ETHA
Artık Ana Güzergah Siyasettir - Vahap COŞKUN - Fikir Zamanı
Can Ağrısı Tesir Etti Koluma - Mehmet Said AYDIN - Birgün
Taşkın: 'AKP'nin Sokak Hareketine Evrilmesini Temsil Ettiği Çıkarlar Kaldıramaz' - Ertan ALTAN - Taraf - T24
Ayşe Berktay’ın Yanındayız - Evrensel
Polis Müdahalesi 8 Yaşındaki Evin'in Hayatını Kararttı - Muhalefet.org
Kaç Çocuk Hibe Etmeli? -1- Volkan ÇAKIR - Azad Alik
Utku Kalı İntihar’ın Eşiğinde - Emrah UÇAR - İnsan Haber
Bakanlık Kalı’ya İşkence İddialarıyla İlgili Ne Yapıyor? - Bianet
#Diren Kazova - Erk ACARER - Cumhuriyet
Kazova İşçileri Kendileri İçin Üretiyor - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
İşte Bu Tekstil Sektörüyle Gurur Duyabilirsiniz! - Nuran GÜLENÇ - Sendika.org
Çalışanların Vergi Yükü Rekor Kırdı - Muhalefet.org
Medya ve Aktörleşme - Etyen MAHÇUPYAN - Zaman.com.tr
“Gerilla Yazarlık” Üzerine Birikmiş Notlar - İsmail Güney YILMAZ - Bianet
Sonbahar Çok Hareketli Geçecek - Muzaffer AYATA - Özgür Gündem
İki Genç Kızın Tebessümü - Cihan AKTAŞ - Dünya Bülteni
Kimyasal Gaz, Gerçek Mi, Gerekçe Mi - Yüksel IŞIK - Taraf
AKP'lilerin Mezhepçi Açıklamaları Sürüyor: Egemen Bağış'tan Çirkin Sözler - soL
Ceylanpınar Notları - Bülent KALE - Newalaqasaba
İşte Akçakale’deki Muhalif Savaşcılar - Amberin ZAMAN - Taraf
We Don’t Have To Bomb Syria - Stephen R. WEISSMAN - In These Times
Syrian Christian Village Besieged By Jihadists - Sohaib ENJRAINY - Al-Monitor
What Is A Revolution? - Tariq ALİ - Guernica.mag
Emperyalist ve Hegemonyacı Saldırının Karşısında, Suriye Halkının Siperlerinde… - Gün ZİLELİ - GZ.com
‘ABD’den Başka Katil Tanımam’ Sendromu - Ayşe GÜNAYSU -  Özgür Gündem
Petrol İçin Öldürdüğünüz Yeter! - İbrahim MAALOUF - soL
G-20’ler Zirvesinde Suriye Pazarlığı ve Oluşan Dengeler - Dr. Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
Bir Mahpusun Cezaevlerindeki 34 Yılı - Ekin KARACA - Yüksekova Haber
Diyarbakır Kafesleri - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
1915 Öncesinden Kalan Son Yapıların Son Hali - Göksel GÖKSU - Selim TÜRK - Cnntürk - Agos
Members Of The Armenian Community in Argentina Protest Over The Presence of Turkish PM in Buenos Aires - Reuters
The Olympics: Unveiling Police State 2.0 - Naomi KLEIN - The Huffington Post
/Pasajlar/ - Mitin Yokluğu - Georges BATAILLE - e-skop
İsyanı Anlarken - Ahmet TONAK - Muhalefet.org
Dağların Hammaddesi? - Bedia Ceylan GÜZELCE - İnsan Haber
Kürtler ve Sosyal Medya: Örgütsüz Bir Macera! - Özgür AMED - ÖA'Blog
Ben, Sen, O - Münür RAHVANCIOĞLU - Muhalefet.org
Dijital Dualizm ve ‘Gerçek Hayat’ Fetişi - Ahmet A. SABANCI - Futuristika
Best Of Venice 70: Nobody's Home - Portrait Of A Family On The Edge - E. Nina ROTHE - The Huffington Post
Foucault’s Addendum - Christopher CHITTY - The New Inquiry
Αντίσταση, επανάσταση, αναρχία - Süleyman ARIOĞLU - Polisantrik
The Importance Of Postcapitalist Imagination - Ronan BURTENSHAW & Aubrey ROBINSON - Red Pepper
Why Socialism Causes Pollution - Thomas J. DILORENZO - Fee.org

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Protest.. - AP Photo Courtesy Time Of Israel

>>>>>Poemé
Işığın Örümcek Ağı - Osip Emilyeviç MANDELSTAM

Işığın örümcek ağı içindeyim şimdi.
İnsanlar saçlarının bütün gölgeleriyle
ışığa, soluk mavi havaya, ekmeğe
ve Elbruz'un doruğundaki kara hasretler.

Ve kimseler yok bana yol gösterecek.
Tek başıma neyi arayabilirim?
Gözyaşı döken bu parlak taşlar
bizim dağlardan değil.

İnsanlar kendi gizleri olacak
ve onları sonsuza dek uyanık tutup
soluğunun parlak saçlı dalgasında yıkayacak
şiire hasretler.

Kaynakça: Şiir.gen.tr
Cevat ÇAPAN'ın Çevirisiyle..

No comments: