Monday, September 16, 2013

Deuss Ex Machina # 465 - er vi alle barbar?

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_465_--_er vi alle barbar?

09 Eylül 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
A. Mika Vainio - Docks (Blast First Petite)
X. Mika Vainio - Freight (Blast First Petite)
E. Vår - No One Dances Quite Like My Brothers (Sacred Bones Records)
M. Vår - Begin To Remember (Sacred Bones Records)
T. Nine Inch Nails - While I'm Still Here (Breyer P-Orridge 'Howler' Remix) (Columbia Records)
K. Nine Inch Nails - Find My Way (Columbia Records)
A. Ah! Kosmos - Anneannemin Koah'sı (Müzik Hayvanı)
T. Ah! Kosmos - Melting Into Rise (Müzik Hayvanı)
N. ASC & Synkro - Planet X (Veil)
A. ASC & Synkro - Machine Love (Veil)
H. Goth-Trad & Ruckspin - Behind The Glass (Deep Medi Musik)
X. Goth-Trad - Born To Know (Deep Medi Musik)

er vi alle barbar?
(465)

'Bir şey yazmak istiyoruz, aynı zamanda yalnızca yazıyoruz. Kısacası çağımızın kırma bir tür doğurduğu ileri sürülebilir: yazman-yazar. Bu türün işlevi de ancak çelişkin olabilir: aynı zamanda hem kışkırtıyor, hem kovuyor; sözü biçimsel olarak özgür, yazınsal dilin kurumu dışına çıkmış, gene de, bu özgürlüğün içine kapanmış durumda, ortak bir yazı biçimi altında kendi kurallarını üretiyor; yazman-yazar yazın adamları birliğinden çıkmış, ama bir başka birlikte, aydınlar çevresinin birliğinde buluyor kendini. Tüm toplum düzleminde, bu yeni topluluğun tamamlayıcı bir işlevi var: aydın yazısı bir "dil-olmayan"ın çelişkin göstergesi olarak işliyor, toplumun dizgesiz (kurumsuz) bir bildirişim düşü yaşamasını sağlıyor: yazmadan yazmak, bu bildirişim hiçbir asalak bildiri geliştirmeden arı düşünce iletmek, işte yazman-yazarın toplum için gerçekleştirdiği örnekçe. Aynı zamanda hem uzak, hem zorunlu bir örnekçe bu. Toplum da onunla biraz bir kedi fare oyunu oynuyor: yapıtlarını (biraz) satın alarak, kitlesel niteliklerini benimseyerek yazman-yazarı tanıyor; aynı zamanda, denetim altında tuttuğu yan kurumlardan (örneğin üniversiteden) destek almak zorunda bırakarak, durmamacasına düşünselcilikle, yani, söylensel olarak, kısırlıkla suçlayarak (yazar hiçbir zaman böyle bir serzenişle karşılaşma tehlikesinde değildir) uzakta tutuyor onu. Kısacası, insanbilimsel açıdan, yazman-yazar dışlanmışlığıyla benimsenmiş bir dışlanmış, Lanetli'nin uzak bir kalıtçısı: belki de toplum içindeki işlevi Cl. Lévi-Strauss'un Büyücü'de gördüğü işlevden fazla uzak değil: tamamlayıcılık işlevi, bir bakıma büyücü ile aydın sağlığın ortak düzeni için zorunlu hastalığı saptadıklarından. Kuşkusuz, böyle bir çatışmanın (ya da böyle bir sözleşmenin, nasıl isterseniz) dil düzeyinde düğümlenmesi şaşırtıcı bir şey değil; çünkü dil bu çelişkidir: öznelliğin kurumlaşmasıdır.' (Roland BARTHES, Arguments / 1960) Metis Kitap..

Günler günleri kovalarken, takvim yaprakları üçer beşer dökülürken, bir yerlerde eylenenlerin peşinden ilerlerken başkaca bir yerde vuku bulanın, yapılan edilenin / fenalığı etraflıca anlamlandırmaya gayret eder halde buluyoruz kendimizi topyekün hep birlikte. İnsanı anlamanın ne kadar büyük bir mesele olduğunun idrakında buluyoruz bir yandan hep birlikte. Açmazların, ket vurmaların, sözü biganeleştirip, yalnızlaştırıp kekremsi o bilindik ağız ağdalaşmış mamülatların bir kere daha ekranlardan zikredildiği bir yerde hakikat nedir, anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bir idmandan, bir sınanıştan, birbirini takip eden süreçlerden sonrası her dem olduğu gibi tanıklığın yazılı halini, kalıtını oluşturma derdine düşüyoruz. Sözcükler sadece yaşatılanları denkleştirmek, sıra savmak bahsiyle ortaya çıkan bir bileşke, kurtarıcı değildir. Anlık olarak tehdit, tenkit ve taciz altında tutulan hallerimizden arta kalanları özümseyebilme çabasıdır. Çabalanımıdır.

Yaşatıldığımız zulümler karşısında susanlar dilsiz şeytandır kısası dururken bir ucunda aklımızın, muktedir olanın hemen her defasında kendini tekrar ettiği bir karanlık ile donatılıyoruz. Nasıl anlatılmalıdır ki sessizlikten kurtulunabilsin. Ne yana dönülebilsin ki üç ayı çoktan geçmiş bir direniş güncesinin ardından mesaj kısaca net bir biçimde anlamlandırılabilsin. Ömür sayacı akıp giderken biz ne yanda duruyoruz artık idrak edilebilsin. Her yerde görünen tahakküm o bildik utanç vesikalarını birbiri ardına donatırken yeri yurdu Roland Barthes'in değinisi üzerinden şekillendirdiği haliyle yazarlık / yazmak bir klikten / entelektüel bir faaliyet olmaktan öteye geçebilsin. Artık bir şeylere değsin. Çaba ortaklaştırılabilsin. Hemen pek çok yerde başka tahayyüller birbiri ardına eklenirken, söze katılırken demokrasi dolayımında hiçbir zaman çabalanımın söz konusu edilmediği bu yerde tabelalarda sıkıştırılmış olanın, uzakta kalmış değiniler ile ifade edilenlerin ve çoğunluğunda unutturulan şeylerden mülhem bir algının parçalanması nasıl söz konusu edilmelidir.

Yekpareleştirilen bir dönüşümün değil tam aksine giderek grileşen, sorgulamaktan imtina edilen ve dokunulmaz kılınan bir tabular ikliminin tezahürüdür. Kimi değerlendirmeler seviye olarak ilerlediğimizi, muasır medeniyetler seviyesini zorladığımızı, bendimize sığmayıp aştığımızın ilamına tutuşmuken haddizatında, hemen şu yerde, şimdiki zamanda başa getirilen fecaatler toplamı nasıl okunmalıdır. Nasıl anlamlandırılmalıdır ki teferruatların, münferitlerin söylemi değil hepimizin, tüm bireylerin dertlenişi olduğu artık, amasız, fakatsız ve velevsiz, illa ki sığınılacak bir liman kotasından yer edinmiş olan kalıplaşmış klişelerle karşılanmasın. Bildik teraneler ile sorguların önü alınamasın. Örtbas edilemesin. Dertler bunca görünürken tekrar tekrar aynı cümleler kurulmasın. Hala ve biteviye bir çabalanım olarak demokrasi kavramının, insanlığın ve onun yükümlülüklerinden birisi olan vicdani sorumluluğun nasıl da hunharca telef edilmeye çalışıldığı bir kere daha meydandayken lanetlenesi elitizmle donanmış zannedilen sözcük birleştiriciliğinden kurtulup soralım; ne olacaktır halimiz! Nasıl olacak gidişatımız!.

Behemehal devreye konulanlar her olay, vakanın ardından dile dolananlar lafa katılanlarla beraber bir hatırlatıcı vazifesini göstermektedir. Geçtiğimiz hafta geleceğimizin elimizden (ç)alınmasının otuz üçüncü senesiydi. 12 Eylül 1980. Kurşuni darbe ağırlığının, her yere sirayet etmiş örneklerinin bizatihi yüzleşiyoruz, hesabını da muhakkak soracağız yollu söylemlerle, o iddialara paralel açılan davalarla kesiştirildiği bir yerde kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gösteren örneklerle hala hemhalken yol nereye sorusu önceliklidir. Askeri vesayetin her adımında eyledikleri biçimlendirir kılmaya, kalıcılaştırmaya çalıştığı korkularına beklemeksizin teslim alınmış, illa ki bir şeylerle oyalatılırken herkesi ilgilendiren şeylerin tamamen o erkanın, seçilmişlerin, tepeden inenlerin tahayyüllerine göre şekillendirildiği makamdan ve günlerden şimdi ne kadar uzağız. Ne kadar uzaklaşabilmişiz bunun sorgusundayız.

Dün o bu şu yanlıştı birlik ve beraberliğimize kastediyorlardı veczi devredeydi. Müdahaleler vatan kurtarmakla eş tutulandı. Bugünse iktidar gibi düşünmeyenin, karşısındaki hakkında bir şekilde kulp olarak taktığı bir genellendirici tavrın ta kendisi. Hain ayıklatıcı olarak muktedirin eli altında yaşatılan yardımcı. Dün kızıl dediğiniz bahsini açtığınız yerde sonunuzu da hazırlamış olmanız söz konusuydu. Bugün sadece kızılın değil gökkuşağını oluşturan herhangi bir renge sahip çıkmaya çalıştığınızda fenalıkların sizinle buluşması çabası süreğenleştiriliyor. Dün asker ile ortalık süt liman kes(tiri)lirken bugün aynısı polis eliyle gerçekleştiriliyor. Sözün itibarsızlaştırılması, söze katılanın asıl hangi dertleri duyumsatmak için dile getirildiği, avaza dönüştüğü dün de önemsenmeyendi bugün de hiçbir şekilde fark edilmeyeni olarak yaşatılmaya devam etmekte.

Hayrettin Eren'in annesinin sözleriyle, "1980 darbesiyle, gül gibi çocuklarımıza kıydılar. başbakan, '10 yıldır gençlere bir şey olmuyor' ama yine gençlere kıyılıyor." seslenişinde o farkına varmamamız için uğraşın kesintisizleştirildiği görünmektedir bir kere daha. Tahakküm, verili hakları, tanzim edilmiş asgari müştereği tarumar etmek için hemen hiç fırsatı kaçırmadığı, zulmünü yükselttiği okumasını da ilave etmeliyiz bi'kez daha. Ötekileştirdiği, hakkını arayan her kim olursa olsun onun ağzının payının verilmesi ilkesinden hareket eden bu karanlık döngü bugünümüzde eyledikleriyle yarınımıza ipotek koymaya devam ediyor, etmeyi sürdürmekte. Alenen ve uluorta her yerde. Dünde kaldığı sanılanın bugün yeniden günceye dahil edilmesi sorguyu ne kadar önemsersek o kadar çabuk ilerleyebileceğimizi, birbirimizin sesini duyabilmemizi şimdi daha kolay kılacaktır.

Her yeri dönüştüren, kimliğini tanımlanamaz kılan, kentleri yaşanılmaz eyleyen, hayatı zindana çeviren, içerisi dışarısı fark etmez her şekilde bir cezaevi tasvirinin canlandırıldığı bu 'ülke' hali düşündürücülüğünü sadece bir kaç günde yaşatılanlarla değil uzunca zamandır eylenenlerle beraber cismanileştirmektedir. Farkında mısınız? Birbirini takip eden süreçler dahilinde Ermeniler'in başatlığında hemen tüm azınlıklara, Kürt ve Alevi halklarına eylenenlerin ortak paydasında bu sınırların belirginleştirildiği, tahakkümün devamlılığının sağlanmasının yanında hep korkularıyla yaşamalarının devamlılığının çabası da söz  konusu edilendir. Ya belletilmiş olan kasten hatalı genellendirmeler devreye konulur, her şekilde her halükarda. Ya bildirilmesi zorunlu sanıldığından ikide bir sergilenen hainler seceresine dahil edilirler. Süreçleri ve açılımları daha özgür ve adil ve eşit bir ülke sonucuna ulaştırmak adına yapılıyormuş seslendirmesi eşliğinde yola çıkılırken, Muş'ta kilise'den arta kalan yapı tahrip Tekirdağ'daki kilise arazisi alışveriş merkezi kondurulması için kentsel dönüşüme kurban edilerek sağlanır.

Ya köy başına yıkılır, yahutta hiçbir gerekliliği söz konusu bile değilken camii-cemevi harmanı bir yapının temelleri atılır. 55 kişinin öldüğü Reyhanlı saldırısı gözardı edilirken sorumluluk henüz bir çocuk olan Utku Kalı'nın üzerine yığılır. Her yerde olduğu gibi adalet tecellisi dile getirilmezken, bundan hiç bahis açılmazken Reyhanlı'nın yarası ortadayken henüz tazeyken Haziran direnişi'nden bu yana üç kardeşimizin canına kastedilir. Canları karanlıkça zaptedilir. Bütün bu insan eliyle kotarılan kıyama varan felaketler arka arkaya sergilenirken 627. günü çoktan geride bırakan Roboski katliamının hesabı Ankara'nın dehlizlerinde, makam ve mevkilerinde bir kere daha kaybedilir. Kaybettirilir. Sorgu ve sorumluluk yazmayı beraberinde getiren bir sonuçtur. Her halükarda hedef tahtasına konulan yurttaşlık bağları sürekli sorgulanan bireyler olarak Haziran Direnişi'nden sonra görüp geçirdiklerimiz bugünlerden sonra rastlaşacağımız acıların katmerlenerek artmasına karşı "ortak irade"nin elzemliliğidir. Gereksinim duyduğumuz yegane şey.

Yaşadığımız yerin şekillendirilmesi tamamlandığında o ağızlarımız bantlandığında, aklımız lal konulduğunda, adım atacak, ses edecek kimseyi bulamadığımızda ahlanmamak için, vahlanmamak için söz başlangıçtır. Korkutmanın şekil değiştirmiş hallerinde gün aşırı ekranlardan yaygınlaştırılan yeni gulyabani hikayeleri, ayağınızı denk alın söylemlerinin taşıyacağı körlük ve karanlığa alışmadan önceki son çıkışımızdır söz. Gerçekliğin tahayyüllerden fersah fersah farklı konumlandırıldığı bir dönemi anlatmak için kullanılan 1984 romanının bile az kaldığı bu yerde hakkaniyet sözdedir. Söz ile denkleştirilecek olanlardadır. Yaşayabilmek için. Söylemin eylenenlerden bir kere daha ayrıştırıldığı, lafa söze katılanlar ile sonucunda denk getirilenlerin hemen hiç aralıksız bir biçimde daraltımın neticesi ya da sonuçlarından birisi olarak filizlendirilmesi çabası yaşadığımız yerde hedef tahtasının sürekli bir biçimde yer değiştirmesini, başka başka doğrultularda karşımıza çıkmasını kolaylamaktadır.

Suskunlaştırmalar sıradan olarak betimlendikçe bizzat bundan hareketle yeni tespitler gerçekleştirildikçe, sözün nihai alanından, daraltımış yöresinden hareket ettirilen şiddet sarmalı, itaat edeceksiniz buyrukları genelin doğal bir parçası haline dönüştürülecektir. Hal böyledir. İleri demokrasi tabelasının hemen altında, aba altından sopa sallamak, adamına göre muamele etmek, hakkı ve hukuku lağvetmek adına aralıksız dönüştürmek, biteviye tekrar olsa da sözüm ona geçmişte kaldığı zikredilenin vesayetçi düzenin a'sından z'sine takipçisi olunarak yapılananlar bu çıkarsamayı teyitlemektedir. Yol nereye sorusu unutulur kılınıp adım başı yeni bir utanç vesikasının Tuzluçayır'dan Armutlu'ya, Tarlabaşı'ndan, Kuzey Ormanlarına, Çukurova'ya, Kuzey Kürdistan'a her yere istisnasız bir biçimde kesintisiz ulaştırılmasıdır. Durmak yok, zulüm ve zalimliğe devam. Zulümle abad olunmayacağı yinelense de hemen hiç bu uyarıyı dikkate almaksızın, tam da değinin az ötesinde yinenenlerle zulüm mübalağasız bir ayrışmazımız haline dönüştürülür. Hal budur.

Her yerde bu tahakküm sergilenirken bir de mağdurum ve mazlumum türküsünü tutturduk mu ortada sorun kalmayacaktır körlüğü / intibası sımsıkı tutunulan, sahip çıkılandır. Sözün hemen hiç önemsenmeyip bildiğini okumaya alışmışken muktedirlik, karşıtlık yahutta muhaliflik bir tabii ki de işe gelmeyecektir. Oyun bozandır, teyitlidir. Şiddetin, devlet eliyle, imkanlarıyla kotarılmasının yanında seçilmiş isimlerin, halkın içinden çıkanların zamanla bu mezalimin gözü kapalı onaylayıcıları, tasdik edicileri olmasını, sistem denilen her yeri dökülmeye yüz tutanın çarklarını sağlam sağlam diye yutturma gayretkeşliği en azından hangi evrede olduğumuzu özetleyecektir. Görünürlüğünü arttıracaktır. Disipline edilmeyi, zor kullanmayı, büyüklerimizin sözlerine istisnasız uyumlu bireyler olarak yaşamayı savlayan bu bakışım ise körlüğü çoğaltır. Ancak bunu sağlar.

Bu perdelemenin paralelinde eylenenler bir bakarsınız Okmeydanı'nda hangi kolluk kuvvetinin elinden çıktığı bir ihtimal bilinse de itinayla saklanan, sırdır belletilen ve bir fişekle yaralanıp da yaklaşık üç aydır komada olan Berkin Elvan için toplanan kitleye zulmü, hemen anlattığımız bahsin bir başkasını sergilemekten alıkoymaz. İnancının gereğini ifa etmeyi bile zora koşturan, sorun belleyen bakışım, açılımlarla sözüm ona aşılırken, dar kapsamlı tekçilliğe bağlı camii-cemevi'nin konumlandırılmaya çalışıldığı Tuzluçayır'ı Taksim silüetinden, Kızılay'dan, Amed'den tanıdığımız bir tahakküm ve gaz bulutu, plastik mermi vs. ile donatılmasına mani olmaz. Şiddet her an her yerdedir. Hatay'da Ahmet Atakan'dır hedef tahtasına konulan, hayatı çalınacak olan. Yeterli gelir mi, yetmez mi bunca utanç vesikası, her saniye kıyım, hiddet ve arısızlık boyuna pervasızlık hedefe konulan hepimizken, düşünülesidir.

Kadıköy'ün aralıksız gazlanmasının, her köşe başında bir zebani gibi dikilen kareli gömlekli, direnişçi görünümlü sivillerin her an eyledikleri az fenalık değil midir? Nasıl atfedilmelidir. Bir istatistik verisi değildir Ahmet Atakan'ın kaybı. Daha iyi bir yurt tahayyülünün nasıl bile isteye mümkünatsız kılındığının vahim özetleyenidir. Katliamlar devletin özüdür. İnsan eliyle kotarılan kıyametlerse hepimize denk getirilebilecek olan kısmıdır. 1894'de Hamidiye Alayları'nın Anadolu'da eyledikleri kıyamdan bu yana, Dersim'den, Sivas'tan, Roboski'den bu yana sürekli güncellenen bir tehditin kendisidir. Süreklileştirilenidir. Durmadan aynı acıları biteviye paylaşırken buluyoruz kendimizi. Aştığımızı sandığımız kimi edimlerin kalıcılığı karşısında istemsizce umutsuzluğa düşüyoruz. Çıkmazlar yeni meskenimiz olurken önümüzü görebilmek için ortak aklın tahayyüllerinin her ne hallere konulduğunu bir kere daha teyit ediyoruz. Hiç bitmemişçesine Haziran Direnişi'nde gördüğümüz ve deneyimlediğimiz devlet zulmü/şiddeti Eylül'ün başından bu yana kendini yinelemekte, biteviye tekrardan sahnede.

Korunaksız, hedef haline dönüştürüldükçe insan, düş gücünün değil bu gri/soluk bir siyahın taaruzuna maruz bırakılıyoruz. Sözü fazla uzatmadan belki de yazının en önemli kısmı burasıdır. Bitmeyecek bir kabusun daim edilmesidir. Soluk almanın imkansızlaştırıldığı, akla getirilmeyeceğin oldurulduğu ya da henüz oldurulabildiği bir yerde hemen her günün hesaplaşacağız diye duyurulan on iki eylül darbesinin bıraktığı eksiklerin tamamlama gayretkeşliğidir. Her yerde olan biten. Bireyi ve düşünceyi hakir görmenin, politik doğruculuk tavrının odun, kömür makarna yardımları ya da Adeviye mi Gezi Parkı mı arasına sıkıştırıldığı ötesinin aman sorgulamalarla, tenkit ve tehdit edildiği yerdir yaşamaya çalıştığımız. Bir biçimde sessizleştirmelerin eskiden kulaktan kulağa yayıldığı bir yerde artık bangır bangır kapı önlerinde bütün bu şiddetin sergilenebilmesidir. Sergilenenlerin dehşetengizliğidir. İleri demokrasi'de ihbarcı komşu sırdaşınız polis gibi uygulamaların hayata geçirilmesinin olağanlaştırılması gayretinin cüretidir.

Devletluya değil dokunmak hesap sormak meselinin hala uzak bir ihtimal olarak değerlendirildiği bir devamlılığın tam ve eksiksiz bahsedilmesidir elzem olan. Yaşadığımız yerde hedef tahtasına kondurulmak olağanımız olarak belleğe zerk edildikçe korku alelade bir kavram olmaktan çıkarak güncellenmektedir. Her yerde ve her zaman muhalif kimliğin, halkların demokratik toplum önerilerinin neredeyse tamamen daraltılıyorsa, bu tarz çabaların devamlılığının muktedirce nihai sonuç olarak değerlendirilmesindendir. Her şey buzlu bir camın ardına hapsedilmektedir, hapsedilmeye çalışılan hayatlarımız. Anayasa'nın yanısıra, TCK ve TMK'nın kimi maddelerine yapılan kimi düzenlemelerin hayra değil tersine çabalanımın sonuçlarına ulaşmak için olduğu artık alenidir. Suskunlaştırma ne kadar sıradanlaştırılırsa o kadar baskı bir o kadar, bir o kadar tenkit ve tehdit devreye bunun için alınacaktır, alınmaktadır. Hayat zapturapt altına alındıkça ama polis ama kanun diye yazılanlarla bu çoğaltımlar günü karanlığa teslim edecektir.

Bu kadar nefretle açılacak yaralar ne öncekileri iyileştirecek ne de daha iyi bir güne uyanmamızı mümkün kılacaktır. Korkunun yıllarca eylediklerinin, yapa geldiklerinin hayatı kapsadığı bir hakikat karşımıza çıkar. Politik doğruculuk artık geçersiz bir türetmeye evrilmişken bir kere daha yinelemeli sus sus nereye kadar? Direniş tektipleştirici olan akla, militarist yaklaşımlara, neoliberal dayatımlara karşı başka bir sözün eylenebileceği pratiğiydi. Başka bir sözün tesisi için kuvvetli bir önermeydi. Duyumsananların, gösterilmeyenlerin hemen yanında esas meselin ne olduğunu bildirendi. Dayanışmanın özü bu hedef almalar süreğenliğinde biteviye yinelenenlere karşı dur çekmek, yeter artık demekti. Bir çoğu için bitmiş gitmiş denilse de halen geçerli olan çıkarsama ve önermeler halen önemli, halen bilmeyenler için direnişi anlamaya yardımcı olacak, tahayyüller.

Mesaj alındı buyurulmuşsa da devlet elinden ne hale konulduğumuz ortadadır. Söze sahip çıkmak, Altı candan, Roboski'ye, Reyhanlı'dan Rojava'ya, Armutlu'dan Tuzluçayır'a, her yere her an devlet gözetiminde yapılan katl ve hicap duyulası ötekileştirmelere karşı bir dirayettir. Şafak bir yerlerde sökün ederken hemen hiç dibimizden ayrılmayan devletin gölgesinin, aman kafanızı karıştırmayın, ilişmeyin şu kırmızı çizgileri zorlamayın yollu tehditlerinin aleniyetidir görünen. Görebilene. Bunca tahakküm esas resmin nasıl bir ucube kıvamına geldiğini kıssadan sunacaktır. Yaşatılanların anlık bir refleks değil, devletin kurulduğu ilk günden bu yana sürekli olarak yapageldiğinin behemehal devreye sokulması, icra edilmesidir. Acı hep bu yana, hep bu yöne denk getirilirken bir dolu lafazanlık mütemadiyen tekrara koşturulurken ister on iki eylül, ister Orwell'in yazını herhangi bir tarih yazını / metni ya da yaşanmışlığı yeniden tecrübe ettirilmektedir. Bunu hiç unutmayalım. Hedef tahtasına konulan bilmiyoruz kaçıncı defadır insanlıktır vesselam.

Valibeyin oh oh ve oh olsun nidaları, bir yerlerden tanıdığımız Boyunsuzpaşa'nın yüksekten düşmüştür açıklamasındaki hali ve tavırları, Başvezir'in diline pelesenk olan tekrarları, anamuhalefetin kadüklüğü, vurdumduymazlığı bütün bu tekrar edilenleri, zulmü ve faşizmin cismanileştirilmesi sürecini düşünülesi bir mertebeye taşımaktadır. Şimdi. Değerli yalnızlık teorisinin yurttaki karşılığı her yerde olağanüstü haldir. Karışanın görüşenin olmadığı bir yurtta, hak arama mücadelesi kırmızı çizgilere dokunulduğu anda alarmı devreye sokmaktadır. Hep korkarak yaşamın tecrübe ettirildiği, yaşayanların buna denek edildiği bir ülkedeyiz. Bundan ötesinin düşünülmediği bir karanlıktayız. Telkinler ve teskin edici sözler yok bu defasında her nerede yaşıyorsak neyle karşı karşıya olduğumuzu idrak edebileceğimiz bir güncellikteyiz. Akıl mı, fikir mi, doğruluk mu, adalet mi, eşitlik mi, özgürlük mü, birisi mi yahut hepsi birden mi hedef tahtasındayken, hedefe konulmuşken biteviye düşünmeliyiz yarınımızı. Hayatlarımız hep hedef tahtasına mıhlanıyor, yolu onunla kesiştiriliyor. Bir yerinden değmezse bir yerinden mutlaka ikrar olunan biyopolitik tahakkümün yeni tasarruflarıyla sınanıyoruz. Böylesi reva görülüyor biteviye, aralıksız biat edeceksiniz, çünkü biz her şeyin en iyisiniz biliriz argümanıyla donatılıyor dört yanımız. Nefes almak mı elbette onun için bile tenkitler ve hezeyanlarle beraber aman dikkatli olun, gazımıza, fişeğimize, mermimize denk gelmeyin buyuruluyor. Gel de hiç düşünmeden yaşa... gel de sorgulamadan sürdür hayatı..   [16.09.2013 00:30]

>>>>>Bildirgeç
Devlete Ahlak Daveti - Gündüz VASSAF - Radikal

Gençsiniz.
Güçlüsünüz.
Düşleriniz var.
İşsizsiniz.
Sen hem gençleri işsiz bırak hem de onlara karşı şiddet kullan.
Kapitalizmin en gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği’nde 25 yaş altı 5.6 milyon işsiz.
Yunanistan’da gençlerin %60’ı, İspanya’da %56’sı, Portekiz’de %42’si, İsveç’te %25’i işsiz. Türkiye %29.
Asya, Avustralya, Afrika, Amerikalar… milyonlarca genç işssiz.
Ekonomik, çevresel, siyasal kriz ve skandalların norma dönüştüğü egemen düzende, ILO istatistiklerine göre 2013 yılında dünyada işsiz genç sayısı 73.4 milyon. Anket üstüne anket gençlerin gelecekleri için kötümser olduklarını ifade ediyor.
Ne olacak?
Türkiye’de de iktidarlar, umut peşinde gençleri aldatarak, müteahhitlerle kol kola, kütüphanesiz, laboratuvarsız, kalifiye olmayan kadrolarla üniversite adında birçok tesis açtı. İşsizliği erteledi. İş bulabilenler geçmiş yüzyılın sınıfta kalmış taşeron mesleklerine mahkûmlar.
İyi bir üniversite eğitimi bile eskisi gibi işe yaramıyor.
ABD’de 20-24 yaş arası üniversite mezunlarında işsizlik oranı %12.
Özellikle ekonomik krizlerde savaşlar egemenlere çözüm olmuş.
Milliyetçi duygularla dinlerin takdisiyle devletlerin kamçıladığı gençler kendilerini cephede bulmuş. Birbirinden değişken devlet ideolojilerine edilgenlikte taraflaştırılmış.
Ölmüş. Öldürmüş.
21. yüzyılda siber savaşlara yönelen profesyonel ordularda, ne büyük sayılarda gençlere yer var ne de onları eskisi gibi bayrakla kışkırtmak mümkün. Askerler bile sokaklarda üniforma giymekten kaçınırken devletler gençlere güvenmez oldu. Askerlik işsizliğe geçici çözüm olmaktan çıktı.
Dünya kabuk değiştiriyor.
Düzen gençlerden kopuyor.
Demokrasi aldatmacalı plütokrasilerle, toplumların karşıt olduğu savaşlarla meşruiyetini yitiriyor.
Zengin yoksul arasındaki makas görülmedik ölçüde açılıyor.
Türümüzün tarihinde ilk kez yeni teknolojileri yaşlılar gençlerden öğreniyor.
%99 Biziz Occupy Wall Street hareketinde, geçen yıl Paris’te, Londra’da, Madrid’de, Stockholm’da, Sao Paolo’da, Atina’da, Türkiye’de, gençlerin gidişata dur demek istemesini, kurtuluş yolları arama çabalarını, çaresizlikle çırpınan devletler şiddetle bastırmak istiyor.
Günümüz gençliğini ‘68’e benzetmek isteyenler yanılıyor.
‘68 bir ret hareketiydi.
Savaşa ret. Kapitalizmin, ruhu öğütücü çarkında yer almaya ret. Sovyet egemenliğinde totaliter sistemlere ret. Kravatlı, kuaförlü kabız bir düzenin günlük yaşam tarzına, çifte standartlı ahlak anlayışına ret.
Günümüz gençliği, benden sonra tufan düzenine dur demekten öte, devletlerin sorumsuzluğu karşısında sorumluluk arayışında.
Devletlerin vatandaşlarına rağmen savaşlara gitmelerine, küresel ısınma karşısında ahlaksızlığına karşı ahlak davetinde.
Türkiye’de de devlet temsilcileri, Gezi’ye karşı tavırlarını, zırhlı araçlarıyla kimyasal silahlarıyla sokak savaşlarıyla sürdürüyor. Şimdiye kadar 10.000’e yakın genci yaraladı, 11’ini kör etti, en az altısını öldürdü.
Gençler, her şeye rağmen ideolojilerle, din ve bayrak aitlikleriyle parçalanıp bölünmeyip, provokasyonlara rağmen, somut sorunlara somut çözümler getirmeye odaklanma gayretindeler. Dünya vatandaşlığına doğru küresel bir demokrasinin tohumlarını ekmekteler.
Tarihte şiddetin ahlaka üstün geldiği nerede görülmüş?
Nereye kadar?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Gündüz VASSAF'ın kaleme aldığı Devlete Ahlak Daveti başlıklı makale değinmeye çalıştıklarımızın tamamlayıcısı bir okumayı, sözü beraberinde paylaşmaktadır... Radikal Gazetesi ve Gündüz VASSAF'ın anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Turkey: Fresh Protests Spark Fears Over Pending Tear Gas Shipments - Amnesty International
Bitmeyen 12 Eylül - Kaçakkova - Mutlak Töz
33 Yıl Olmuş... - Cafer SOLGUN - Taraf
12 Eylül ile Haziran’da Hesaplaşma: ”Bu Daha Başlangıç!” - Onur AKSOY - Sendika.org
33 Yılda Tank TOMA, Asker De Polis Oldu: Değişen Bu! - Sol Defter
12 Eylül’ün 33. Yıldönümünde Kadıköy’de “Yüzleşme” - Ekin KARACA - BiaMag
Akıl Oyunları - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Başımız Öne Eğilmesin - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Ölü Canlar İmparatorlukları - Erol ANAR - T24
Siz Niye Hep Bizim Çocukları Öldürüyorsunuz - Ece TEMELKURAN - Birgün
Usta Bizi Öldürsene - Neslihan GÜNGÖR - Radikal.Blog
İnsan Olmayı Sizden Öğrenecek Değiliz - Zeynep MİRAÇ - Milliyet.com.tr
Öldürülen Evlatlar ve Annelerin Acısı - Gezi Parkı - Açık Radyo
Her Yer Ethem'in Evi - Veli BAYRAK - Demokrat Haber / Alınteri
Duvarların Da Bir Dili Var - M.T. - Muhalif Yazılar
'Hoşgörü Adası' Hatay 3. Can Kaybına Ağlıyor - Radikal.com.tr
Antakya’nın Kır Çiçeklerinden Ahmet Öldü Başlar Yukarı, Yumruklar Yıldızlara - Serhad SAVAŞ - Sendika.org
Demirtaş, Atakan'ın Babasını Aradı - İnsan Haber
Mourning For #AhmetAtakan - The Stream - Al Jazeera
Anti-Government Protester Dies in Turkey - Desmond BUTLER - AP / The New York Times
'Ahmet Atakan Polis Müdahalesi Olmadan Düşerek Öldü' - T24
'Dur Demenin Zamanı Geldi' - Hamdullah KESEN - DİHA - Yüksekova Haber
İddianameye Göre Korkmaz, 4 Kamu Görevlisi ve 4 Esnaf Tarafından Öldürüldü - Onedio
Barolar Birliği Başkanı Korkmaz Ailesinin Avukatı Oldu - Milliyet.com.tr
“Adalet” Eylemine Polis Saldırdı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Police Intervene Against Protesters During Demos In Istanbul’s Kadıköy - Daily News
Polis Hastaneden Eylemci Kaçırdı! - Gelecek Gazetesi
KCK’den Hatay Kınaması: Demokrasi Güçlerinin Yanındayız! - ANF
Demokratik Fetva İşleri Başkanlığına - Umut ÖZKIRIMLI - Radikal 2
Gizli 'Gezi' Zirvesi' Yapıldı - İnsan Haber
Tuzluçayır… - Veli BAYRAK - Özgür Medya - Sendika.org
Gezi Sonrası Siyasetin Tribünler ile İmtihanı - Halil İbrahim GÜREL - Birikim
Bu Masallara Karnımız Tok! - Basın Açıklaması - Nor Zartonk
Trabzon Fikir Kulubü'nden Agos'a Ziyaret - Haberler.com
Dokunulmazlar - Deniz KAYNAK - 5 Harfliler
İyi Ki Doğdun Hrant Dink! - Müge İPLİKÇİ - Gazetevatan.com
Dink Davası Geriye Gitti - Dicle BAŞTÜRK - Taraf
‘Dink Cinayeti Davası Dolmabahçe’de Kapatıldı’ - Uygar GÜLTEKİN - Agos
#İyiKiDoğdunHrantDink - Hrant’a Mektup: Sosyalizm - Ali Rıza TAŞKALE - Sendika.org
#İyiKiDoğdunHrantDink - Hrant Dink BBC Türkçe'de
Utanç Yoksa Umut Da Yoktur - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Charles Aznavur: Ermeni Sorunu Bir Türk Sorunudur - ANF
"Bu Topraklarda Aynı Acılar Yaşanmasın Diye" - Bianet
Zorla Kaybetmeyle İlgili İki Rapor - Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
Toplu Mezarın Üstü Örtüldü İddiası - Oktay CANDEMİR - ANF
Bir Paket Demokrasi - Kerem ALTAN - T24
Paketten "Tek Millet" Mi Çıkacak? - Şeref IŞILDAK - Marksist.org
İsmail Beşikçi: Kürdistan Sorunu Her Şeyden Önce Duruş Sorunudur - İlke Haber
Fırat Anlı: Anadil Yasağı Derin Bir Kırılmaya Neden Olur - İnsan Haber
Kurdî Hîn Bibin, Hîn Bikin! - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
‘Marjinal’ Bizler - Deniz ÖZGÜR - Özgür Gündem
Gri Körleştirir Gri Köleleştirir.. - N. Orçun ÇOBAN - Öküz Komünü
Gezi’den Sonra Ne? - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Düzen Normallerine Geri Dönmeyi Reddediyoruz! Özgürlük Sokakta, Kurtuluş Kavgada... - Basın Açıklaması - SDP
The Gezi Park Protests And The Future Of Turkish Politics: An Interview w. Seyla Benhabib - ADALET, OVER, ÖZGÖDE, SALİHOĞLU - Dissent Magazine
Response To Melih Gokçek- "Erodoğan Is Responsible For The Rejection Of Istanbul 2020 Because He's A Murderer And Genocide - Juan MARINO - TPR
Egemen Bağış: Gezi'de Ölenler Suriye'de Ölenlerin Yanında Devede Kulak Kalır! - Birgün
Darbe, OTPOR, Melih Gökçek, Cemil Çiçek ve Arkadaşları - Murat GÜLTEKİN - Fikir Zamanı
Gezi Hareketi ve Seçimler - Cihan TUĞAL - Sol Defter
Ben Sadece İşimi Kaybettim… Oysa Siz Tarihinizi, Sınıfınızı… - Taylan TANAY - Baran Tursun Vakfı
Devlete Ahlak Daveti - Gündüz VASSAF - Radikal
Yeni Anayasa ve Türkiye Halkları - Sayat TEKİR - Radikal 2 / Nor Zartonk
‘Şehirdeki Dönüşümün Farkında Olmak İçin Uzman Olmaya Gerek Yok’ - Sarphan UZUNOĞLU - SU' Blog
Depremzedeler Ölüm Orucuna Başladı! - Besta Nûçe
Diyarbakır'da Ortak Vicdan Anıtı Açıldı - Evrensel
6 Eylül Yazısı (Son Kullanma Tarihi: 7 Eylül [7’si Dahil]) - Nimet ALICI - 5 Harfliler
İznik’te Romanlara Irkçı Saldırı - Muhalefet.org
Naomi Klein: 'Big Green Groups Are More Damaging Than Climate Deniers' - Jason MARK - The Guardian
Ormanı Korumak İçin Ağaçları Kestiler! - Sinem ŞİBUMİ - Evrensel
'Kapitalizm Sonrası Toplumu Düşlemeliyiz' - Feride TEKELİ Çevirisiyle - Red Pepper - Birgün
How Did Turkey Lose Egypt? - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
How The Anti-War Movement Won The Hearts and Minds Of The Public - Bernardine DOHRN - In These Times
‘İnsani Müdahale’ Ne Demek Bize Sorun - Evrensel
Rusya-ABD Formülü Neden Ankara’da ‘Soğuk Duş Etkisi’ Yarattı? - Serkan DEMİRTAŞ - BBC Türkçe
Maalesef - Barış ATAY - Evrensel
Garry Kasparov Tees Off On Putin & ‘The New York Times’ - Brian RIES - The Daily Beast
Krizden Çıkarken Savaşa Gerek Kaldı Mı? - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
“yasak” tamam! peki ya “düzenleme”? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Çatışma Biçimleri - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Kentin Gözleri Kapandığında… - Sibel YERDENİZ - T24
Kayıp Zamanın İzinde'nin Üzerinden Bir Yüzyıl Geride Kalırken... - Xezal-Nizam KARAAĞAR - Birikim
Cama Vuran Bir Dal: Tezer Özlü - Işıl KURNAZ - Bianet
Yolculuk; Tutunamayan Bir Adamın Hikayesi - Numan ÇAKIR - NÇ' Blog
Orhan Pamuk, Şamanlık ve Yasakçılık - Metin CELAL - Okuduğum Kitaplar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
İsimsiz via Friendfeed Satine

>>>>>Poemé
Sözcükler - Anne SEXTON


Sözcüklere dikkat edin,
olağanüstü olanlarına bile.
Çünkü olağanüstü için yapabileceğimizin en iyisini yaparız,
kimi zaman sözcükler arı gibi sokarlar
ve bir öpücük bırakırlar iğne yerine.
Parmaklar gibi değerli olabilir sözcükler
Ve kaya gibi güvenilirdir sözcükler
kıçınıza sokarsınız onları.
Ama hem papatyalar hem de bereler gibi olabilirler.

Yine de severim sözcükleri.
Tavandan düşen güvercinlerdir sözcükler.
Dizlerimde oturan altı kutsal portakaldır onlar.
Sözcükler ağaçlardır, yaz'ın bacakları,
Ve güneş, ve onun tutkulu yüzü.

Ne var ki sözcükler sıklıkla yanıltır beni.
Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki,
Bir sürü öyküler, betimlemeler, atasözleri, vb.
Ama sözcükler yetersiz kalır,
yanlış olanları gelip öper beni.
Kimi zaman uçarım bir kartal gibi
ama bir çalıkuşunun kanatlarıyla.

Yine de sözcüklere dikkat etmeye
ve kibar olmaya çalışıyorum.
Sözcüklere ve yumurtalara özenle dokunmalı.
Bir kez kırıldılar mı olanaksızdır
Onarılmaları.

Kaynakça: Şiir.gen.tr
Çeviri: Tuğrul Asi BALKAR

No comments: