Sunday, September 22, 2013

Deuss Ex Machina # 466 - Enlightenment (Hold Onto Me)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_466_--_Enlightenment (Hold Onto Me)

16 Eylül 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ben Frost - In Flesh And Blood (Self Released)
2. Ben Frost - Enlightenment (Hold Onto Me) (Self Released)
3. Tim Hecker - Stigmata I (Kranky)
4. Tim Hecker - Stigmata II (Kranky)
5. Alberich - No Mistake (Hospital Productions)
6. Alberich - Snow Is Falling In The Ruins Of Stalingrad (Hospital Productions)
7. Human Error - An Era (Remixed By Glue On Smile) (CRL Studios)
8. Human Error - Vacancy (with K-not) (CRL Studios)
9. Hecq - Flame I (Hymen Records)
10. Hecq - Flame II (Hymen Records)
11. Frank Bretschneider - Day.Dream (Raster-Noton)
12. Frank Bretschneider - Black.Out (Raster-Noton)

Enlightenment (Hold Onto Me)
(466)

Hayatta Mıyız!..

"Derrida bağımsız bir gösterilenler alanı olamayacağını belirttikten sonra, ilkin, hiçbir göstergeyi hiçbir gösterilene işaret ederken düşünemeyeceğimiz; ikincileyin de gösterenler dizgesinden asla kaçamayacağımız sonucuna varır. Bu sonuçlar hiçbir koşula bağlı olmayan bir "bulunuş" olamayacağına dair uyarır bizi. Şimdiye değin, "bulunuş" varsayımından ötürü konuşmaya yazı önünde hep bir öncelik tanınmıştır. Derrida buna "sesmerkezcilik" der. Konuşma yazıya göre daha üstün bir konumda düşünülür, çünkü konuşma "bulunuş" olanağına yazıdan çok daha yakındır. Daha yakındır çünkü belli bir dolaysızlık bildirir. Anlam görünüşte konuşmaya içkindir, dahası bilincin içsel sesiyle konuştuğumuzda kendimizle konuştuğumuzu duyumsamakla kalmaz, bunun yanında konuşurken konuşmanın anlamını yakaladığımızı sanar ve sanki o anlam üzerine herkesin kabul ettiği ortak bir karara varıldığı dolayısıyla "bulunuş"u ele geçirdiğimiz duygusuna kapılırız. Bu açıdan bakıldıkta, yazının ümitsizce yerine getirdiği aracılık ödevinin tersine konuşma, görünen an'a ve "bulunuş"a bağlanır ve bu nedenle daima yazı karşısında daha ayrıcalıklı bir konuma yükselir. Derrida bu nedenle sesmerkezciliği, "bulunuş"un kaçınılmaz bir sonucu olarak görür." - Biblio'nun Civanı - PoetikHars

Şimdi'nin sınırlarında görüp geçirdiklerimiz deneyimlediklerimiz, birbirine paralel olarak kotarılan, birbirinden zerrece ayrışmayacak bir biçimde hesaplı kitaplı türetilen kötülüğün o bedliğin bir devamlılığı, sonsuz bir döngünün kesitlerinden birisini oluşturmaktadır. Şimdiki zamanda eylenenler, birbiri peşine eklentilenenler sorunların ve vurgulamaların önemsiz birer küçük teferruat olarak değerlendirilmesini, kaçınılmaz bir biçimde yaşamayı zora / dara sokmayı amaç edinen bir çabalanımın bileşenlerindendir. Gösterilenler, rast gelenler modernleşen, muasırlaşan dünya imgeleminde aslında nasıl, ne kadar ilkelliğe doğru koşar adım ilerlediğimizi cismanileştirmektedir. Bir anlam veyahutta alıntıladığımız metinlerin sınırlarının sunduklarındaki değinilenlerden değil çok daha kötülüğün yüceltildiği bir zaman diliminde hayatlarımızı ikame ediyoruz!.

Yaşadığımızı varsayıyoruz. Sözün bayağı bir köşeye kıstırılması, sözcüklerin neredeyse iyice elenip hemen hemen aklın türetimlerine kapatılmış olması bu yarayı daha belirgin kılmaktadır. Üç yüz yahutta beş yüz sözcükle idame ettirilen, her ne oluyor, ne eyleniyorsa ona karşı bir direnç noktası oluşturmanın mümkünatsızlaştırıldığı bir mefhum şimdi. Olabildiğince yalın bir biçimde söylemeye gayret edersek ne düşündüğü ne için düşündüğü, hangi bağlamda kotarıldığının hemen hiç önemsenmediği acılardan türetilen ağıtların merkezinde yaşıyoruz. Ne kadar anlarsak. Adına ne kadar yaşam diyebiliyorsak. Belirlenmiş olan sınırların hemen dibinde ya da kenarında kıstırılmışlığımız düşünmekten özellikle imtina etmemizi, en azından kendi başımızı yakmamamız adına muştulanırken gün aşırı belirli belirsiz isimli isimsiz tehditlerin bu devletualinin söylemlerinden saçılıp yaygınlaştırılırken ne olacağız sorgusu kenara atılmaktadır.

Bu seferinde madem yazamıyoruz konuşalım o halde derseniz beklemediğiniz tepkimler yine bildiğiniz klişelere sabık bir biçimde tutunarak öne sürülmektedir. Bilmediğin işlere karışmayacaksın sözün kelamın ucu nereye dokunuyor bakacaksın. Uyaranlar arka arkaya eklemlendikçe ortaya çıkan şey yönergelerin tehditlerden ibaret olduğu bir manzarayı karşımıza çıkartmaktadır. Söz bir gün başınıza iş açabilir. Erkan-muktedir-iktidar değme akıl tutulmaları arasında her gördüğü boşlukta bu mefhumu daha da keskinleştirmek için eylemediğini asla yarına koymazken sözü ne yana bırakmalıdır. Hiç düşündünüz mü? Korkulara galebe çalınması için durmaksızın işletilen bir mekanizmada töz ne demek hiç arşınladınız mı?

Kenarın kenarına itilerek, dış kapının en dış mandalı olarak lanse edildikçe yerginin ötelenmek adına, hırpalanmak için değil düşündürmemek adına türetildiğini fark ediyor musunuz? Umursar mısınız. Düşünme ediminin yerle yeksan edilmesi rutinleri nasıl göz karartılarak bambaşka bir evreye taşındığını netleştiren bir vesikayı önümüze çıkartmaktadır. Utanç vesikaları bildiğimizden, bildiğimizi sandığımızdan da fenasını birleştirmektedir. Gün bir yanda bir yer ya da meskende, bir yer yahutta yurtta hiç umulmadık şeylerin denkleştirildiği bir kompozisyona dönüştürülmekte, karikatürize edilecek kadar bile hiciv unsuru ihtiva etmeyen bir karanlıkla donatılmaktadır. Hiç mi canınız yanmaz.

Her şeyi beyhude bir çabalanım, durmaksızın söylenen bir darbecilik mefhumuna sımsıkı tutturarak, belaltı vurmalarla sözün, endişenin sadece o yıkımlardan bir diğerine kapıyı açık tutmak ya da zemini sağlama almak adına gerçekleştirildiği sezisi, yargısı bizi ne hallere koyacaktır. Kurgulanmış ve ezberlenmiş olan oyunların sürekli sergilendiği, bizim gibi dünyanın üçüncü sınıfındaki ülkelere bile hallice ağır kaçacak yaklaşımların normalleştirilmesi, o zaten normalimiz olarak değerlendirilmesi otuz dört yıllık bir darbe yapısının bugün, halen kudretinden hemen hiçbir şey kaybetmediğini meydana çıkartacaktır. Ol haldeyizdir. Kötülük, bedlik yüceltilirken bir yanımız yaprak dökmektedir şimdi. Ne edebi bir çıkarsamadır, ne de şairane bir terennüm. Ne muğlak bir beyanattır, ne alışkın olunan şekliyle duygusal bir çoğaltım ya da serzeniş.

Ne vicdan kandırmacasıdır (çokça bildiğimiz örnekleri gibi), ne de günü kurtaralımcılık. Gün dediğimiz haddizatında yeterince karanlıkla hemhalken, bir o kadar daha baskılamalara göre şeklinin şemanlinin daha nasıl arttırılabileceği düşünürken, dört yandan korku dağları yine yükseltilirken ne yapmalı sorugusudur peşinde olduğumuz. Ne yapabilmelidir ki özenle bezenle hasıraltı edilmeye çalışılanlar tam ve eksiksiz olarak meydanda kalmaya, sorgulanmaya devam edilebilsin. Yaşadığımız salt yalanlardan ibaret, bienallerde gösterilecek bir deneysellikten öteye kurgulanmış olan ona da çok benziyormuş sığlından alışkanlıklarından kurtulabilsin.

Dün Ali İsmail Korkmaz'a sokak ortasında eylenenlerin, Ahmet Atakan'ın canına kastedenlerin, öldürmeyeceksin emrini çiğneyenlerin kafalarını yastığa gömdüklerinde nasıl mışıl mışıl uyuduklarını ilan ettikleri bir yerde, meçhullerin değil faili bellilerin kıyamlarının meşrulaştırıldığı bir ülkede yaşamak neye tekabül etmektedir bunun sorgusundayız. Beton ormanlarla sınırlarımız çizilirken çitler ile örülürken her yanımız hakkımızın, hukukumuzun o beton grisine teslimiyetinin, kalıba dökülüp çoktan bağlanmış ve sınırlandırılmış olan hallerin, dayatım ve baskılamaların yakacağı kaç canımız vardır. Kaç içeriği bilinmeksizin adımlanacak harekete geçilerek yerle yeksan edilecek hayat vardır.

Sulukule'sinden, Kuzey Ormanlar'ına HES'lere peşkeş çekilecek daha önce görülmedik ölçekte yağmalanacak, ranta peşkeş çekilecek daha kaç meskenimiz kalmıştır. Kaç kesilecek orman, kaç tüketilecek doğal kaynağımız mevcuttur. Dile getirilenlerin önemliliğinin sadece belirgin, görünen ya da bilinmesine salık verilenlerden öte bilinmezlik perdesi ardına sıkıştırılanlar ne olacaktır? Nasıl olacaktır. Şimdi, bütün bunların üstünden bir okuma çabası olarak sıklıkla atfedilen, seslendirilen yeni Türkiye bu mudur? Yaşatmayan, nefes aldırmayan, söz hakkını bile detay gören, konuşmayı edepsizlik savunmayı bozgunculuk ile birbirine lehimleyerek değerlendiren demokrasiyi ancak paketlerden çıkacak tavşanlara yok yok verilecek sözlere göre yaşanılabilir bir (devletimiz taviz vermez) mefhuma dönüştürme konusunda halen yalapalayan bir ülkenin neresi yenidir?

Eskinin tüm vehametini sahiplenerek, ona zerre-i miskal toz kondurmayarak, sorgulatmayarak, sözüm ona 'yüzleşme nasıl gerçekleştirilebilir. Nasıl gerçek addedilebilir ki yazmaktan yorulmuyoruz ancak her defasında tekrar ediyor gibi görünen söz dizimlerinin içeriğine bir dolu acıyı daha katık ediyoruz, ilave ediyoruz. Şecere fenalığın ister devlet eliyle olsun, ister onun yönlendirdiği paramiliterler, yancılar, yandaş medyasıyla olsun bu ülkenin asıl sorunlarının görünmezliği çabasından ötesi değildir. Buna ayabiliyor muyuz? Yıllar yılıdır tekerleme gibi zikredilen düşman yaratımında sözler hınç ile 1-0 önde başlarken, vicdan bütün bu felaket tellalığına karşı yeterli gelecek midir? Sorgulayacak mıyız.

Sorgulayıp da oncu, buncu değil şimdi 'insan' için bir şeyleri yapmanın, karanlıkla buluşturulan hayatların, zorla çalınan hayatların, derdest edilen doğanın, gözümüzün içine baka baka katilleri kollamaların, hiç hicap duymadan yalanlardan medet umulamasın yeni Türkiye'de. Gördüğümüz, anlatmaya çalıştığımız sadece şecerenin küçük bir kısmı. Hiçbir şey güllük gülistanlık değilken televizyonlar gazeteler ve erk eliyle yaygınlaştırılmaya çalışılan polyannacılık anlatısını yıkarak, gerçekle yüzleşerek, elimizden çalınanları geri alabilecek miyiz? Yıkıntının arasında yeni bir hayatı tesis edebilecek miyiz? Yağmalandıkça tanımlanamaz kılınan bir yerin eskisine-aslına hayıflanmaktan iş işten geçtiken sonra vahlanmaktansa düşünmeye başlamak ne zaman. Sorgumuz, sualimizdir.

Anın getirdikleri, denkleştirip önümüze bıraktığı, yolumuzu kesiştirdiği bir fikir jimnastiğinden ötesine varabilmek için özetlediği, kıyasıya tahrifatın önünün açıldığı bir zaman diliminde kavramların o hep zikredilen nüvelerin kitabi sunumları ve tanımlandırmalarından bir arpa boyu bile yol kat etmediğini ispat eden bir şecereyi öne çıkartmakta, özetlemektedir. Aleniyette bahsi açılan, çokça söze katılan edimlerin neredeyse bile isteye ve göz göre göre tahrif edilmesinin şeceresidir bu. Eylene gelen reva bulunanların eksiksiz ve topyekün bir hakir görme, iki şiddeti kesintisizleştirme, ve halen geçerli olan üç yalandan medet umup bütün bu bileşenlerden daha da kısıtlandırmaya sevk etmenin şeceresidir.

İnsanları ve oluşan tepkimelerin nedenlerini anlamak yerine zulmü eskiden de çok ve ağır hayatlarımıza defakto yerleştirmenin öteki adıdır karşılaştığımız. Zaman ne kadar ilerlerse, değişirse değişsin bazı şeyler söz konusu edildiğinde halen nasıl bir tavrın takınıldığının esameasini okutacaktır bu şecere. Kavramların içi boşaltıldıkça mizansen tepkimelerin hemen tümü saha kenarına alınıp, yeni torumun tüm tehditkar unsurları cilalanıp ileri sürülmektedir. Yasal olan haklar bir anda kanunsuzluk cenahına terk edilmesi bundandır. Bunun elindendir. Kolaylaştırmak yerine işi yokuşa sürmek, derdi görüp çözümlemek yerine erk-muktedire yapılan komploların izlerini aramak ve her adımı, her eylemi, her seslenişi, her yazıyı itibarsızlaştırmak adına yapılanlar bugünün ülkesinin her ne hallerde olduğunu, dahası hangi sınavlarını vermeye yanaşmadığını kestirmeden özetlemektedir.

Günümüz başka bir hayata evrilirken, buna yönlendirilirken, bunda gayrısı olmaz denilirken bugünün ve sonrasının ne olacağını hatırlatandır şecere. Bir bağlaçtan fazlası ve ötesi. Unutturulduğu varsayılanların geçerliliği ve halen gündemi kapsayabilmesi, tahakkümün seviyesinin nerelere ulaştığını gösterecektir. Nefes almak bile zor zahmet izine bağlıdır. Söze karışmak bir mesele savunmaya kalkışmak yaftalanmaya hazırlık olmak demektir. Yoksunlaştırıldıkça hemen tüm yapılıp edilenlerin elbet bir hayrı vardır odağının el üstünde tutulmasıdır. Dert sadece tek bir bakışımdan, avaza dönüştürülenden ibaret değildir oysa. Kelimeler yeniden türetilirken şecereye işlenmiş olanların bildik teranelerden, akıl tutulmalarından ibaret hali içler acısıdır.

Aşılmaz duvarlar, engellemeler vs. ile konuşulması gerekenlerin bir türlü birbirini bulamadığı bir memlekette barış bir masal, adalet bir ütopya, eşitlik kocaman bir heyhula özgürlükler yolun dışında tutulmasına çalışılan bir mefhum olarak değerlendirilir. Neoliberal tahakküm düzeninin bu çarkları her sıfırlanma çabasında her tarafında oluşan paslanışın sözüm ona yenilenmesi gayreti, derdine düşüldüğünde karşılaştığımız bunlardır. Biyopolitik fasılaların birbirlerini takip eden nefes aldırmazlık gayreti, anlatmaya çalıştığımız düzenin değirmenine taşınan suyu temsil etmektedir. Her uygulama bir yaptırım her yaptırım nihayetinde şecereye işlenecek bir kör nokta daha demektir.

Devletin ezberden okuduğu mütemadiyen tekrara koşturduğu yaptırmayacağız ettirmeyeceğiz, konuşturmayacağızın kıyısı aba altından sopa sallamaları denkleştirmektedir. Bu çaba behemehal yolun daraltılması adına hiç bitmeyen istimlak çalışmalarından bir diğeridir. En büyük fenalıklar, fecaatler arka arkaya dizilirken yurttaşın payına düşen efendisine (kendini öyle addedene) karşı sessileşmektir. Budur dillendirilip netice kabilinden sunulup durulan. Tahakkümün keskinleşmesi normal olanın her ne hallere konulduğunu da ispatlayacaktır. Söz dönüp dolaşıp üstten idirgemeci, sizlerin yerine kararları biz veririzciliğin eylediklerine bağlanmaktadır. Alınan her karar, atılan her imza v pratiğe dökülen her uygulama tahayyülü bu çürük sistemin işlevini ortaya çıkartmaktadır.

Muhalif olmak başlı başına suç menziline kıstırılırken, önü alınmaya çalışılan yegane şey ise düşünselliktir. Boşa doluya ekenen, iliştirilen taaruzlarla! her sekansı ayrı bir utanç vesikasından ibaret güncelliğimiz budur. Bunlardan ibarettir. Gezi Direnişi ile bağlantılı, polis şiddetine dair bakanlar ve başbakan'a atfen yapılan tüm suç duyuruları vesair çağrıların alelacele üzerinin kapanmasından görebiliriz. Ethem Sarısülük'ün katledilişinin bir meşru müdafaa olmayacağı, polis a.ş.'nin kasten ölüme sebebiyet verdiğinin bilirkişi raporunda yazılmış olsa da her halükarda duyumsanmayacak olandır, oralardadır. Hiç uzağa gitmeden Salih Memecan'ın karikatüristlik makamından bu devletin provokasyonunu, kendi bildiğini okumaya devam ettiği tehditlerini şirinlik ile gösterme gayretine ortaklığına gözü kapalı katılmasındaki hayasızlıktan görebiliriz.

Çizilen bir yaftalamadan daha fazla bilince işletilmeye çalışılan düşman kimdir sorusunun yanıtıdır inceden, hiç kimselere hemen hiç çaktırmadan düşman komşunuz, sırt çantalı, yeşil tişörtlü, barış işaretli herkes olabilirin ön duyurusudur. Bu kadar genelleme ve kör şiddeti onaylamak adına eylenenler makamında ne ilk ne sonuncu da olsa netice felakettir. Bir çizerin bile devletin ağzı, söylemi ve tasarruflarının ikiletmeksizin takipçisi olabilmesine ve bunun teyidine ulaşabiliriz. Daha pek çok bahsi açılası, iliştirilesi hadsizlik, kepazelik handiyse aralık verilmeksizin suçlu kavramının, suç meselinin günden güne kapsadıklarının arttırıldığını, nüfusunun çoğaltımına dair çabalanımları sergileyen ispatlayan nice kanıtı bulabiliriz.

Kesitler ya da görünenlerin yekünü ve şeceresi hep muğlakta bırakılan makul vatandaş stereotipinin nihayetinde betona kestirilmesidir. Yekpare sözü ve sesi çoktan bir kenara bırakan itaat edenler olarak kısaltılabilecek bir mefhuma sıkıştırılmasının tezahürüdür. Durduğumuz noktada şüphelere konulmaktan destan yazanların eylediklerinin sorgulanmazlığının tescilidir. Her durum ve koşulda mutlak doğru diye buyurulanların, dile getirilenlerin can yakıcılığıdır net. Soru ve bunca sorgu bütün bu şecerenin dahilinde neredeyiz kısmını, nasıl yaşatıldığımız mefhumunu göstermektedir. Yaşıyor muyuz veyahutta yaşamı bildiğimiz o hallerden ne kadarıyla ve eksiği olmaksızın sorunsuzca sürdürebiliyoruz.

Düşünce sarmalında dün ona bugün buna eylenenlerin, öyle diye yutturulanların bugün sana bana eylenebilirliği bahsinde imdat çığlığını yinelemektedir, avaz avaz. Bedenler üstün/de kurulan tahakküm tenkitten tehdite, zulümden ölüme, hukukun linç edilmesinden davaların müsamereye dönüştürülmesine kadar bir çok farklı katmanda eşzamanlı yürütülürke avaz her yerden yükselmektedir, duyuyor musunuz? En kestirmeden polisin şiddetine yönelik amirlerden, memurlara kadar yüz elli personele dair tahkikatın hayal ürünü olarak değerlendirilmesinde görünmektedir. İçişleri bakanı muammer paşa bi'tabii ki gülünesi geçilesi bir konuda sözünü sakınmayacak bu münferit, bölücülerin uydurmalarına karşı destan yazanlarını koruyacaktır. O dakikalarda görünmektedir avaz tüm o kahkahaların arasında, sızılar yükselmektedir. Duyuyor musunuz?

Ya o bin türlü zulümde hayatını kaybedenlerin yakınları, yaralanan, gözlerini kaybeden, biber gazından nasibini fazlasıyla alanlar, taciz edilen kadın ve lgbti'ler, ses çıkartarak yeni yaralara sahip olanlar neylesinler. Nasıl etsinler ki bunca gülünç olması bir kenara utanç duyulup hesabı verilesi bir konu nadasa bunca kolay terk edilmek istenmektedir. Nasıl yani!. Erkin dolduruşuyla, her durumda daha fazla korkuyu cismanileştirmek için şimdilik isimleri muammalara konulan bir Gezi Direnişi davasının, siyasi kırım, hınç alma hazırlığı nasıl okunmalıdır. Eskilerden aşina olunan tevatürlerinin güncel sürümleri, yakıştırmalarını nasıl değerlendirmelidir.

Bez parçası kırpığından uydur kaydır örgüt bayrağı, poşi'den simge, okunan kitap, asılan afiş, yazılan yazıların çarpıtılmasının yanında Direniş günlerinde taşınan ilaçlar, dayanışma gösteren insanlar, talcidli su  veyahutta şaka zannedilse de gözaltı sebebi arasına eklenen bir termos çay gibi nedenler aranıp bulunurken sonrası, sonramız ne olacaktır. Aklınızın kıyısından hiç geçiriyor musunuz? Şecere imalatı hınç ve nefretle sürdürülen bu neoliberal düzene karşıt olarak değerlendirilen herkesi bir biçimde sözde x, y, z olarak, o meşhur Andy Warhol'un sözüyle - on beş dakikalığına yasadışı olarak tescil ederken, bunun çabasındayken düşünecek miyiz? Rıza üretimi topyekün bir dayatım silsilesi olarak can yakmayı amaç edinirken, suskunlaşmayı vaaz ederken nice olacaktır bundan sonrası tahayyül edebiliyor musunuz?

Demokrasi biçimlendirmeler ve sözlük anlamından mütemadiyen ayrıştırılırken ortaya çıkan bu şecerede, muktedirin biçimlendirdiği naçar elbise deforme olmakta, artık yalanlar bu kılığa, kılıfa sığmamaktadır. Nihayetinde ayabiliyor musunuz? Sözün kifayetsiz kılındığı anlarla hemhal halen şeceremiz/lerimiz. Bağşedilmiş gibi nüksettirilen dolaylı ya da dolaysız ima ettirilenler sonsuz bir yarayı derinleştirmektedir. Yaraların sonsuzluğunu simgeleştirmektedir. Muktedir olanın aklı, fikri ve çabasının durmadan öc almak, hıncını çıkartmak, bedel ödetmek üzerine kurulu olduğu, tüm hamlelerini bunun, bu çıkarsamanın üzerinden gerçekleştirdiği her yarada her yaralanışımızda daha belirginleşmektedir. Görünmektedir. Gezi Direnişi'nde bir akıl bir tezahür bir tutunacak dal hasıl olmuştu. Görünen köye nihayetinde aracısız bir kılavuz hasıl olmuştu. Şimdi Tuzluçayır'da, Okmeydanı'nda, Olimpiyat Stadı'nda, Rojava'da ve her yerde olanın savaş tamtamlarından fazlası olduğu ifşaa olunmuştu. İktidar bozgunculuğa, vicdani olanı yerle yeksan etmeye, kendi bildiğini okumak için her şeyi provoke etmeye devam ederken önümüze sunulan şecereye itiraz ediyoruz. Yemedik, yemeyeceğiz, yenilmeyeceğiz.

>>>>>Bildirgeç
'İktidar Çürütür' Alın Size İdeolojik Bir Söz… - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog

Çay diyip geçmemek lazım. Nihayet sabah kahvaltılarında yumurta kabuğunudan kültablası yapmış 3 posta çay demlemiş bir kuşağız sohbet ederken üniversite yıllarında.

Biradan daha kritik yani..
Sohbetin bitmesi demek yani.
Sohbet yoksa arkadaşlıkda yok yani.
Memleket de yok.
Muhabbetin olmadığı yere memleket denir mi?

Karıma çaylı muhabbetlerimizde aşka düştüm, hala daha da çıkıp bir çay içelim mi en kritik, en romantik cümledir biz de. Ve şüphesiz genelleme yapacağım, milyonlarca el kalkar evet bizim de öyle diye...
Sanıyorum Türk filmlerindeki Boğaz'da, deniz kenarında çay içme sahneleri de artık sansürlenecek, sektörde blurculuk diye bir alan da var artık...

Ne bekleniyor yani;
Pencerelerden çay kaşığını şıngırdatarak çay içme eylemlerine başlamamız mı? Çayı şıngırtarak karıştırma eylemleri mi?
Gürültü kirliliği diye söylenirsiniz artık siz de tevelerden...

Taksim'in en kalabalık yerlerinden biri Haco Pulo geçididir...Sabahın kör saatinden gecenin karanlığına kadar da öyledir...Firuz ağa kahvesidir...Bildiğinizin aksine barlar o kadar değildir. Anlamadığınız da budur...İnsanlar o kadar sarhoş olsa, bu kadar ay sokaklarda nasıl direnebilirdi?

Elde kala kala ayran kalıyor, onla da 5 çocuk nasıl olacaksa artık. Nihayet uyku getiriyor...

Çay diyip geçmemek lazım. Tarihteki en büyük çay eylemi ABD'nin İngiltere'den bağımısızlığıyla sonuçlandı, hatırlamak gerek.

3-5 sene öncesinde ''Paranın dini imanı olmaz'' demişti başbakan.İyi niyetle onu kötülediğini düşünebilirsiniz isterseniz.Ama heryerin betonlarla donatılmasından sonra böyle söyleyebilecek kimse kalmamıştır herhalde.
Dün de ideoloji karın doyurmaz diyiverdi.
Oysa kendi okuduğu şiir ideolojik değilse neydi ve hapse de bu yüzden atılmıştı.

Başörtüsünü savunurken ''velev ki ideolojik'' demişti ve orada haklıydı. velev ki ideolojik.

İki kavram senelerdir kötülenmeye çalışılıyor insanların zihninde bir kötüye dönüştürülmeye çalışılıyor.
Örgüt ve ideoloji.

Oysa kapitalizm de bir ideolojidir ve devlet bunun üzerine kuruludur, devlet ise en büyük örgüt değilse nedir!
Ne ki kendinden gayrısının bir ideolojisi ve örgütü olursa işte o sorundur.
Seçimlere katılabilmek için şu kadar il de, şu kadar ilçe de örgütlenmek zorunluluğu getirenlerin, örgüt kötülemesi ne acayip. Türkçesi fikir bilimi diye çevrilen sözlüklerde, karın doyurmaz diyerek söylenmesi ne acayip.

Halbu ki hangi akla hangi fikre göre bilimle, sanatla ve elbette malla mülkle ilişki kuruyorsanız hayat ona göre değişir.

Binanın temeli nasılsa üstüde ona göre yükselir.

Dün ideolik tutumları ve söylemleriyle seçim kazananan bugün karın doyurmaz diyor.
E herşeyi ağzına götürüp dişlemeye çalışırsan doyurmaz elbette ama ideoloji hayat adabıdır bir yandan da unutmamak gerek.

Ve siz bugün Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Cami müezzinini, imamı ve Beyoğlu Müftüsünü sürmüşsünüz...Bizi ormana göndermiştiniz onları da başka başka yerlere...Sırf doğruyu söyledikleri için...Doğru söze karşı bu tumunuz ideolojik değilse de nedir? Sizin deyiminizle ideoloji karın doyurmuyor ama bizi da aç bırakıyor, öyle değil mi?
Siz Kanuni'nin kalbini arayadurun, dürüst bir müezzinin kalbini kaybettiniz...

Evladım Serin bu sabah evde bulduğu parayı makasla onlarca parçaya ayırmış. Ah! dedim, Serin niye yaptın? Yeni bir para yaptım işte dedi. İçgüdüsel ideolojik tutum bu olsa gerek. Adalet, onur ve özgürlük yerine parayı parçalamak lazım...Emek mi? Bakın onun para ile,hakkını almak ile hiç bir alakası yok işte, çalıştığı halde geçinemeyen ne kadar insan var değil mi?

Hemen her yerde Kürtçe konuştuğu için saldırılan Kürt işçiler var. Bu saldırılar ırkçılık değilse nedir? İdeoloji kimini doyuruyor kimini ise aç bırakıyor...Sizin ki aç bırakıyor. Soralım bir Kürt'e dilin mi yoksa onurun mu?

Dün kazandığınız ideoloji ile bugün işiniz bitti anlaşılan, ki bugün böyle söylüyorsunuz.
Sonra size pragmatik diyince de bozuluyorsunuz.
Bize değil kendinize bozlulunuz.
İktidar çürütür diye binlerce kere söylemiştik..
Alın size ideolojik bir söz daha.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Yazılanların tamamlayıcısı olarak uzunca bir listeyi paylaşıyoruz. Söze dahil edemediklerimizi tamamlayıcı olarak bildiğimiz meramı ortaya çıkartan karşılaştıklarımıza dahil uzunca bir liste sizleri bekliyor. Kemal Bozkurt'un kaleme aldığı 'İktidar Çürütür' Alın Size İdeolojik Bir Söz…başlıklı makale de bu meselden hareketle, sözümüze ilave bir çıkarsama. Eksiğimizin tamamlayıcısı bir söz ilave etmekte. Tahliller belirli kaskatı kesilmiş sığ doğrulardan ibaret değildir bunun farkına varmak için okumak isterseniz Kemal BOZKURT ve Radikal.Blog'un anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
'İktidar Çürütür' Alın Size İdeolojik Bir Söz… - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Demokratikleşme Paketiymiş - Kadir CANGIZBAY - Birgün
İsyan İnsanlaşmadır? - Doğukan ÜNLÜ - Fraksiyon
Gezi Benim İçin Ne İfade Ediyor? - Louis FISHMAN - Istanbul-New York-Tel Aviv
Korkmuyorum Anne - Abdurrahman UYAN - Birgün
Hezeyanlar, Sloganlar ve İnce Analiz (İçinde Gezi Parkı Geçmeyen İlk Direniş Yazısı) - Emrah SEKENDİZ - 16 Sayfa
Filistin’den Taksim’e Biber Gazı: Neoliberalizmin Küresel Kentler Savaşı (1) - Yahya BERMAN - Yeşil Gazete
Memecan Nasıl Anlasın? - Foti BENLİSOY - FB' Tumblr
Roboski ve Gezi'de Çocuklarını Yitiren Aileler Utanç Müzesi'ni Ziyaret Etti - ANF
Babasından Ethem’e Mektup - Muzaffer SARISÜLÜK - Brkshn.Tumblr
Kayıp Zamanın İzinde - Müge İPLİKÇİ - Gazetevatan.com
Ali İsmail Korkmaz'da Görüntüleri Polis Kararttı - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Kolluk İşkence Suçu İşlemeye Devam Ediyor - Şebnem Korur FİNCANCI - Evrensel
Büyük Gezi Davası Geliyor - Hüseyin İSTEMİL - Billur ÖZGÜL - Taraf
Die Zeit - Karamsar Beklentiler - Gelecek Gazetesi
Paradigma Sıkmaya Başladı - Metin ÇULHAOĞLU - soL
Dayak Yedi Yetmedi Dava Açıldı - Cumhuriyet
Nereye Bakıyor Bu İnsanlar? - İrem ÖZTÜRK - Fraksiyon
Bakan Bayraktar: Öyle Gezi Parkı'dır, ODTÜ'dür Geçti O Günler! - DHA - Radikal.com.tr
Dayanışma'dan Soruşturmaya Tepki - ETHA
Polise Taksim Dayanışması Talimatı: “Başbakan’la Görüşenleri İfadeye Getirin Ama Zorla Getirin” - Sendika.org
Birileri Ölürken Diğerleri Ne Yapıyor? - Rojda Duygu YEŞİLGÖZ - BiaMag
Sesli Düşünelim… - Misak TUNCBOYACI - Muhalif Yazılar
Utandırmak - Sezin ÖNEY - Taraf
Andımız ve SSK’lının Maceraları - Deniz SAL - Demokrat Haber
Adaletsizliğin Suretinde Adaleti Görmek  - Bülent ŞIK - Birgün
Hoşgörü Mü Din ve Vicdan Özgürlüğü Mü? - Dikran M. ZENGİNKUZUCU - Evrensel
Evden Mi Kaçacağız? - Aslı PERKER - Milliyet
Mesele Ermenistan Değil, Sen Hala Anlamadın Mı? - Hektor VARTANYAN - Radikal.Blog
Devletin Oyununa Son, Mücadeleye Devam - Rober KOPTAŞ - Agos
Dink'in Öldürüldüğü Yerdeki Kameralar Bozuk - Yurt Gazetesi
“Dink Davası, Erhan Tuncel’den Öteye Gitmeyecek” - Faruk EREN - Rusya'nın Sesi
"Artık Hrant'ın Yasını Tutacağım" - Haluk KALAFAT - BiaMag
Dink'lerin Vazgeçtiği Ülkeden Bize Ev Olur Mu? - Ezgi BAŞARAN - Radikal.com.tr
Siyasi Cinayet Davası Sil Baştan: Dink Ailesinin Çaresizlik İsyanı - Yavuz BAYDAR - Al Monitor
Defterler Nerede - Taner AKÇAM - Taraf
Azınlık Okulları, Caretta Carettalar ve Topa Bir Türlü Giremeyen Hagop - Oşu Bubu - 5 Harfliler
'Ortak Vicdan Anıtı' Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Nataša Kandić: Geçmiş Tartışılmazsa Suçlar Siyasilerin Demokrasiye Karşı Silahı Olur - Hazal ÖZVARIŞ - T24
Hêvî LGBTİ İnisiyatifi: Kürt Mücadelesinde Yeni Bir Umut - Zeynep KURAY - ANF
Toplumsal Cinsiyet, LGBT ve Siyaset Çalıştayı - YSGP
Okulda 'Alevilik Sorgusu' İçin Suç Duyurusu - T24
Azınlık Okullarındaki Sorunlar Çözüm Bekliyor - Agos
Demokratikleşme, Kürtler ve Anadilde Eğitim - Umut ÖZKIRIMLI - T24
Eğitimde Eylül Darbesi - Hatice ALTINIŞIK - Maltepe'nin Nabzı
Dolmabahçe Camii İmam ve Müezzinine Gezi Sürgünü - Yeşil Gazete
Adaletin de ‘Yeter’ Dediği An: Süleyman Yeter’in Katili Yakalandı - Sendika.org
Mersin'de Polis 8 Yaşındaki Çocuğu Hastanelik Edene Kadar Dövdü - T24
Polisin Dövdüğü D.Ö'nün Annesi: Artık Yeter - HaberFX
Utku Kalı - Candaş IŞIK - Habere Dikkat
TSK'dan Kalı Açıklaması: Battaniye Bile Verdik! - soL
Hasdal'da Kürt Askere Irkçı Saldırı - ETHA
Badilgali'da Vahşet Yaşandı! - Yüksekova Haber
Kürt Siyasetinin Kurtlarla Bitmeyen Dansı - Mahmut ALINAK - Özgür Medya
Barış Meclisi Dönem Sözcüsü Hakan Tahmaz'ın Ödül Töreni Açılış Konuşması - Barış Meclisi
Barış Süreçlerinin Sorunları ve Çözum Yolları - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Jadaliyya
Barışa Yürüyelim - Mehmet Lütfü ÖZDEMİR - Adil Medya
'Gezi’den Lice’ye Gençlik Barış Köprüsü' - Faruk AYYILDIZ - Evrensel
ODTÜ’den Geçirilen Yollar-1 - TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi
Emeğin Mekânı Haliç Tersaneleri’nden Dönme Dolaplı Haliçport’a - Cihan Uzunçarşılı BAYSAL - Açık Radyo
Mesele Kadın İstihdamını Artırmak Değilmiş, Anladık… - Hülya OSMANAĞAOĞLU - Sosyalist Feminist Kollektif
Erdogan To Use Twitter As Propaganda Tool - Deutsche Welle
Şiddetin, Baskının, Ölümün, Katliamın “Usta”sı - Hasan UYGUN - Muhalif Yazılar
Gezi'nin Siyaseti, Siyasetin Gezi'si - Arif Ali CANGI - Turnusol
AKP, İktidar, Devlet, Sistem vb… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Adli Yıl Açılışına Demokrasi ve Çoğulculuk Tartışmaları Damga Vurdu - Alakbar RAUFOĞLU - SES Türkiye
“Değerlere Dayalı Dış Politikamız…” - İsmail BEŞİKÇİ - Gelawej
İktidarlar Savaşıyor Suriye Yanıyor - Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Gelecek Gazetesi
AKP ve 27 Mayıs İltibâsı - Tanıl BORA - Birikim
Bir Çocuğun 12 Eylül'le Hesaplaşması - Servan ÇELEBİ - Radikal.Blog
Yunanistan'da Faşist Saldırı - Muhalefet
Leftist Musician  Dies After Being Stabbed By Neo-Nazis - Enet English
Greek Protests After 'Neo-Nazi' Killing - Mark LOWEN - BBC News
RIP, The Middle Class: 1946-2013 - Edward MCCLELLAND - Salon / Alternet
5 Cities In A Neoliberal Takeover; 5 Cities In A Progressive Boom - ITT Editors - In These Times
Gülsün Karamustafa'nın Tanıklıkları - Nilgün ÖZAYTEN - Hürriyet Gösteri / Salt Programlar
Sosyal Medya ve Enfosferin Fenomenleri - Erselan AKTAN - Serra TORUN - Birdirbir
Sosyal Medya: Bir Kavga Alanı - Diyar SARACOĞLU - Fraksiyon
WikiLeaks: Casus Dosyaları 3 - Özgür UÇKAN - BT Haber
Sosyal Medya Ormanında Maymun Olmak - Emrah SEKENDİZ - 16 Sayfa
Bağış: 'Türk Medyası'nın En Özgür Dönemi' - Milliyet.com.tr
Aynı Türkiye’nin Laciverti! - Sarphan UZUNOĞLU - Evrensel
Oyuna Gelme - Bedia Ceylan GÜZELCE  - Birgün
Istanbul Biennial Under Fire For Tactical Withdrawal From Contested Sites - David BATTY - The Guardian
Thomas Bernhard Anlatıyor: Devlet ve İktidarla Yatıp Kalkanlar - Kultur & Gespenster - Futuristika
Bir Sigmund Freud Şakası - Hürehni Fırat ÖNCÜ - Sanatatak
Tüm Reddedişlerin Sınırında: Aslı Erdoğan - Fırat DEMİR - BiaMag
Lanetiyle Azizleşmiş İnsan: Jean Genet - Pınar SELEK - PS' Blog

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Kaynakça: Evren Barış Yavuz via Twitter

>>>>>Poemé
Acının Bir Ucundan - Atilla AŞUT

Süzgün bir ceylan bakışın
Tedirgin ormanında hüznün
Avcılar acımasız
Avcılar kıyıcısı ömrümüzün.

Kaç kez tuz bastım yaraya
Kaç kez dağladım acıyı
İhanetin çatal dillisini gördüm
İnancın su katılmamışını.

İnce bir sızı büyür
Sesim boğulur ormanda
Rüzgâr yabanıl eser
Kalakalırım yollarda.

Kafeste kuş gibiyim
Yaralı, bungun ve tutsak
Sakıncalı bir iştir şimdi
Sevgi sözcükleriyle konuşmak.

Yaşamı paylaşıyorum seninle
İster zindanda ister sürgünde
Sevdadır emziren direncimi
Adın güneşli bir türkü dilimde.

Sorabilsem aklımdan geçenleri
Irmaklar nereye kuşlar nereye
Tut bir ucundan acının
Ekle yüreğini yüreğime.

Mamak, Ankara 1983

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: