Monday, October 14, 2013

Deuss Ex Machina # 469 - vanopasnosti

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_469_--_ vanopasnosti

07 Ekim 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
A. ASC - Solemnity (Auxiliary)
C. ASC - Fulcrum (Auxiliary)
E. Juss B - Below (Tuba NYC)
S. Juss B - The Cell (Tuba NYC)
A. Subreachers - Darka (Tuba NYC)
İ. Subreachers - Future Target (Tuba NYC)
K. LAS - Uuha (Innamind Recordings)
M. LAS - Daggers (Innamind Recordings)
Y. Truth - Empire (Tempa)
A. Truth & Stylust Beats - Chicks & Drugs (Tempa)
A. Matt-U - The Strangers Feat. Killawatt (Black Box)
H. Matt-U - Threshold (Black Box)

vanopasnosti
(469)

..Alacağımız Var.. 

"Her şey adalette son bulur mu ya da adaletle mi sonlanır? “Eğer her şey adalette son buluyorsa neden adaletin tersi olan yüzle ilgili bu uzun hikâyeyi anlatalım? İlk neden adaletin temeli olan şeyin etik olmasıdır. Adalet son söz olmadığından, adalet içinde daha iyi bir adalet ararız. Bu da liberal devlettir. İkinci neden adaletin belli bir derecede şiddet içermesidir. Adaletin hükmü dile getirildiğinde eşsiz Ben’e düşen bu hükmü yumuşatmak için bir şeyler bulma olasılığı olmasıdır. Adalet sonrasında iyilik yapma olasılığı vardır. Gerçekten demokratik bir devlet asla yeterince demokratik olmadığını fark eder. Kurumlarını daima geliştirmek ister. Üçüncü neden, eşsiz Ben’in diğer eşsiz Ben’lerle birlikte tümelliği geliştirecek başka bir şey bulabileceği andır." (Wright, Hughes,& Ainley, 1998 The Paradox of Morality: an Interview with Emmanuel Levinas)

Kimi zaman el üstünde tutulacak kimi zaman dibinden uzaklaşılmayacak, kimi zaman bir adımda duhul eylenebilecek ve sığınılacak limanlar aramaktayız. Basitçe görünen, kolay bilinen hemen pek çok şeyde ve fazlasında, bir dolu karşılaşmada, bir dolu meselde, bir dolu sözde dönüp dolaşıp, batıp çıkıp yine o zihnimizde konumlandırdığımız limana gerisin geri dönmeye çalışıyoruz. Arayışta ve bulmak için efor sarf edip her yerinden dökülmeye, parçaları dağılmaya devam eden modern zaman tırpanlarından kurtulmaya çalışıyoruz. Ne eylersek ne yapabilirsek işte bu bildiğimizden şüphe taşımadıklarımız ile yolumuzu kesiştirerek başka bir tahayyülün / oldurulabilirliğin ya da ihtimalin başlangıcına varabilmek adına sürekli kılmaya uğraşıyoruz. Mesel bir noktadan, tek bir odaktan ya da kısaca kestirilip atılabilecek bir hak mağduriyetinden, gaspından ibaret değilken, hemen hiç öyle olmamışken genelin dönüşümünün hızlılığında korkusuzca sözü savunabileceğimiz limanlar aramaktayız arayışındayız.

Hareketliliğini korumayı sürdüren iktidar tırpanının herkesi ve her sözü birbirinden ayrıştırmak adına eylediklerini gördükten sonra, hakkaniyetin ve özgünlüğün ve adaletin lime lime edildiği çoğunlukla unutturulduğu bu yerde çıkışın yönünü, geleceğin tahayyülünü bulmayı ümit ettiğimiz bir limanı arıyoruz. Söz nereye götürürse yol nereye çıkartırsa değil bazen durarak, bazen düşünerek, iki adım atıp üç kere sağı solu kolaçan ederek ilerlen ilebilen bu ülke şartlarında sözün kerameti, kıymeti ve öğrettiklerinden mürekkep bir yol haritasının kendisidir tasvir ettiğimiz liman. Korunaksızlığımızı göstere göstere meydana çıkartan, her soluk alışın tam dibinde takip etmeye kolaçan etmeye alışkın olanları fark edebilmemize vesile sağlayan bir güncellik makamında kaçışın değil çıkışın zeminini oluşturandır liman. Yıllardır anlatılanların, bahsi edilenlerin -otuz iki kısım tekmili birden nasıl müdanasızca kenara terk edildiğini önemsenmediğini ya da kısaca değinilip geçiştirildiğini bildiğimizden bu yana geçen her süre / vakitte hep pespayeliklerden ibaret olan bir daraltım ortaklığına karşı aklın gereksinimini illa bir aracıya gereksinim olmaksızın duyumsatacak olandır.

Duymaya, görmeye ve anlamaya başladığımız ilk andan bu yana geçen süreç dâhilinde hemen pek çok şeyin nasıl bile isteye kötü / fenaya doğru çevrildiğini illa ki yolunun kesiştirildiği bir zaman diliminde düşünmek için de bir başlangıç noktasıdır limanlar. Sözsüzlüğü matah bir şeymiş gibi duyumsatan, yücelten asri zamanlarda hep tekrar, illa tekrar, durmadan arasız tekrarlardan ibaret olan bir devinim, süreklilik ikliminde anlattırılmayanları nihayet gösterebilecek bir mekandır limanlar. Yetmeye çalıştığımız, sözü duyumsatmaya gayret ettiğimiz, önemsediğimiz her meselde ve vakıada onca şey olup biterken tek bir sözü esirgeyenlerin, mesajı almalarını beklemiyoruz elbette. Bunca umursamazlığın sıradan bir tavır olarak resmedildiği bir yerde bir yerlerde direnişin, sesine sahip çıkmak konusunda yeni hamlelerin gerçekleştirildiği bir yerde devlet dediğimizin her neden ibaret olduğunu yineletecek olan bir gösterici, aracıdır sığındığımız limanlar.

İdeolojik seslenişler yahut ta feylezofik bir metaforu çağrıştırmaktan, o aralara gelmeden az evvel insani olanın / vicdanı gereksinim / asgari müşterekin neler ile hemhal olduğunu meydana çıkartacak bir sağaltımın kendisi olan limanlar. Sözü anlamlandırabilmek için illa her şeyi mot a mot anlatmak yerine bazen dolaylı bazen başka şeylerle ilintileyerek ilerlemenin bir nevi mecburiyet olarak zikredildiği bir yerde hayat ne yandadır onun düşüncesini cismanileştirebileceğimiz ve tanımlandırabileceğimiz bir meskenin kendisidir limanlar. Kendiliğinden harekete geçen, yol alan, iz süren yeni rotalar belirleyen akıl bütünlüğü için, imece için gözden kaçırılmaması gereken bir zemindir limanlar. Söz eylenirken, edilgen tavırlardan sıyrılıp bir şeylere tenezzül etmenin hiç de korkulacak bir şey olmadığı ortaya bir kere daha çıkarken, bozuk plak gibi kendini yineleyenin, her dem ezberden okuduğu yıkımla fecaatin övgüsüne karşı meram belki aksettirilmeyenleri, önemsenmeyenleri fark ettirecektir.

Ötekileştirilme vesilesiyle toplum katmanlarını kestirmeden soyutlanmaya ve düşünmemeye sevk eden erk karşısında halklar için Haziran Direnişi'nden bu yana geçen süre dahilinde pek çok farklı detay önümüze serildi. Kah apar topar örtbas etmeler gerçekleştirilirken kah aba altından sopalar sallanıp durulurken, kah anayasal haklarımız söz konusu bile edilmezken müsamaha / tolere değil hak olan birçok şey iptal edilirken, gasp edilirken, kıyılırken bir şeylere ayabilmek ve fark edebilmek mümkün olmuştur. Liman olarak atfetmeye çalıştığımız yapım yahut ta mesken bütün bu denk getirilenleri tartışabileceğimiz, sonuca ulaşabileceğimiz bir mahalin adıdır. Tek anlatmaya çalıştığımız budur. İddialı vecizlerin, dolu dolu görünen cümlelerin birbiri ardına paslandığı, içeriğinin tam da nail olduğumuz, tecrübe ettiğimiz karanlığı görünür kılan bir sonuca evirildiği bir zaman diliminde sözü yeniden kotarmak, yola çıkabilmek elzem olandır. Tüm yalınlığıyla ve olanca gerçekliğiyle beraber. Dün olan bitenin geçip gitmiş olarak değerlendirilenlerin bir bakarsınız sekiz sütuna manşet edildiği yerde ertesi gün hiçbir esamesinin okunmamasıdır ezcümle paylaştığımız.

Hayatın bunca abluka altına alındığı, dijital gözetleyiciler ile kolaçan edildiği, kolluk kuvvetine olur olmadık akla zarar ne kadar hak varsa tahsis edildiği bir yerde, bu ülkede bir çok şeyin henüz başlangıcında olduğumuz bahsinin özetidir. Gördüğümüz, bildiğimiz ve artık nail olduğumuz yaşadığımız yerde hiçbir şekilde farklı bir bakışımın, sözü savunmanın mümkünatının zayıflatılmasıdır. Muhalif olmanın, bir yerlerde sözü yeniden kotarmanın, dile getirdiklerinden bilmediğimizi varsaydığımız nice yeni şeyi öğrenebilmenin bütün bunları üst üste koyarak farklı bir tecrübeyi tanımlandırmanın, oluşturmanın kırmızı çizgilere dokunmak olarak bir şekilde duyurulduğu yerde vahametten kurtulma çabasına daha kaç vardır. Her gün başka bir şekilde başlanan yollar kat edilen, aşıldığı söylenen şeylerden sonra karşılaştığımız gri duvarları, ağır laf ebeliklerinde tecrübe ettirilenleri ve anlaşılmazlığı ne yana koymalıdır hangi yana?

Al bir kaya.. düzeylerinde her günü meteor yağmuruna tutup duran erk-muktedir-iktidarın görece hakaretlerinin, had bildiriminden çok azarlarının ve paralelinde ortaya çıkan hiddeti daha fazla yüceltiminin mabadında suskunluk elzem midir? Nedir, nicedir. Hakkın tanziminden çok yerle yeksan edilerek, hiçleştirilerek daha fazla tahakküme zeminin arandığı bir yerde adaletin varlığından dem vurabilir miyiz? Levinas'dan yaptığımız alıntıda bahsedildiği üzere bir şeylerin ayırtına varabilmek, onun ne kadar körü körüne sahip çıkıldığını ifşaa ederek, kıyasıya eleştirerek söz konusu edilebilir bir mefhumken daha kaç gün her şeyi en başından anlatmamız gerekmektedir. Dilleri çatallaştıkça, had bildirimlerinden, laf salatalarından alenen uluorta eylenen kıyımlara, had bildirimlerine alkış tutmalara, zemin hazırlamalara, bilakis göz yummalara varan bir düzlemde demokrasi hangi paketle gelecektir?

Unutturulmaya çabalanılan Ali İsmail Korkmaz ve Ethem Sarısülük ve Hasan Ferit Gedik'in katledildikleri yerlerden başlayarak genişçe bir zaman diliminde kanıtların yok edilmesinden, davaların şehir şehir gezdirilmesine, katillerin taltif edilerek ödüllendirilmelerine, makamlarından bir kere özür bahsini hatra düşürmeyip homur homur homurdananların gümbürtüsünde o çocukların hesabı hangi demokrasi paketinde çözümlenecektir? Devletin hedef gözeterek, kendine düşman bildiğinin!! Halkı olduğunun farkına varmasına daha kaç vardır? Yerle yeksan edilenin demokrasi pratiğinin yanında adaletten, özgürlüklere, haklarımızdan, emeğimizin sömürülmemesine kadar çok katmanlı bir sorun yumağının kendisi ortadayken halen sessizliğini koruyan, nabza göre şerbet üretiminden kendilerini sorumlu bilenlerin sağırlıkları hiç mi vicdanları kanatmamaktadır?

Düşünmeye, endişelenmeye ve gidişatın vesayetler arası bir bayrak değişimi hadisesinden daha ağırına doğru ilerlediği, dönüştüğü bir iklimde ikilemlere, çukurlara düşmeden bir yerlerin, bildirilmeyenlerin sözünü işitmeye kaç vakit vardır, daha kaç zaman!. Hasankeyf'i korumaya çalışan çocukları fark etmeye, meskenlerin dönüştürülebilirliğini ne kadar büyük olursa o kadar memleketin gururu olacaktır şiarıyla kondurulan beton ormanlarla sağlanabileceğinden dem vurulan bir yerde zorlusentırın hemen dibindeki hayatlara ulaşmaya, Kazova direnişi'nde mücadele etmenin imeceyle sağlanabileceğini göstere gelen emekçileri fark etmeye ve anlamaya daha kaç vardır? Bunca hakkaniyetsizliğin bir aradalığı, yan yanalığında her yerde ayrı bir tahakkümün sergilenmesinin bir sonu olacak mıdır? Yaşamak için bir yandan barışıyoruz diye buyurulurken, sözüm ona hep o bahis duyurulurken Nisebin ile Qamişlo arasında duvar inşasını nasıl okumalıyız.

Her şey zora koşturulurken, yokuşa sürülürken kafanızı kumdan hiç çıkartmayın, işitmeyin, görmeyin, bilmeyin, ilişmeyin ve anlamayın vd. uyaranların dünyasında hakikate varmak ne zamandır!. Erk-muktedir-iktidarın sözünden çıkmayacak olan emir erlerinin rehberliğinde yaşam bir gayya kuyusunda, zipzifir bir karanlığa mahkum edildiği bunca aleniyken düşünmek, taşınmak ne zamandır. Bildik tevatürlerin, bilmiyoruz kaçıncı keredir tekrar edildiği, suflenin bunca idmana rağmen yetmediği, biçimsizliklerin daha fenalarını eyleyebilmek için sırasını beklediği her ne oluyorsa bütün bu telaşe sırasında - ortasında çat kapı zuhur ettiği bir yerde vehamet bir alın yazısı gibi peşimizi bırakmamaktadır. Her şey de hakikatin, en doğrusunun, en hatasız ve en kestirmeden de söylersek yolunun temellendirilmesi iddiasında olan erkin her eylediğinde, her hamlesinde sökün edendir vehamet.

Topyekün, toplumsal bir gelişim / ilerleme söz konusu edilirken bile dilden hiç düşmeyen hataların çoğunluğunda yaftalamaların, paylamaların kendisidir vehamet. Cismanileşen, halka rağmen seçilmişlerin kendi doğrularını, doğru diye bellediklerinden ayrışmamalarının özüdür vehamet. Gelişimin ranta, neoliberal düzendeki uyuma, emek sömürüsüne ve daha fazla sessiz kitleyi çoğaltarak her dem zihinleri lal kılarak sağlanabileceği iddiasında olanların her anlarının, her hamlelerinin karşılığına denk düşendir vehamet. Toplumsal dönüşümün, kent merkezlerinden, görünen alanlardan kameraların olmadığı, hiçbir şeyin kayıt altına alınmadığı yerlere çekilmesinde ortaya çıkandır. Düzeni iktidarı ve muhalefetiyle al gülüm ver gülüm paylaşanların bir çok fenalığı / bedliği umursamayan, önemsemeyenlerin dünyasında, hegemonyanın icrasını uluorta icra etmesine vesiledir vehamet. Yaşarken, yaşadığından bi'haber koymanın kendisidir vehamet.

Zamanın cenderesine gerilen bireyin, sıkış tıkış o aralıkta neylerse ondan gayrısına tenezzül dahi etmemesinin yolunu açan anahtardır vehamet. Bir kıyım eylenirken, sorumluluk sahiplerinin değil hesap vermek ses edenlere, davaları takip edenlere yapıp ettiğinin toplamıdır vehamet. Destan yazdığı gün aşırı zikredilen polislerden birisinin, Ethem Sarısülük'ün katilinin Urfa'ya atanmasındaki garabetliği örtme çabasıdır vehamet. Faili belli / malum cinayetlere kurban olmak / seçilmek bir yana geride kalanları da yaşadıkları her anı burunlarından getirendir vehamet. Yok bu kadarı da olmaz denilirken başka şeylerin, ömrü hayatta denk getirilmeyecek tavırların bizim güncemizin tamı tamına bir günlük mesaisinde sıkış tepiş bir aradalığıdır, günü kapsamasıdır vehamet edimi. Hasan Ferit Gedik'in katlinin hesabının sorulmasının mübalağasız ötelenmesinin, devletçe alıkoyulan bir tetikçi ile her şeyin hal yoluna koyulabileceğinin zikredilebilmesindedir vehamet.

Nefretin, ayrımcılığın alasının gün aşırı başka bir kesimi hedef tahtasına koyduğu bu ülkede kötülüğün bile isteye yüceltilmesidir vehamet, vahim halimiz. Başlarına çorap örmek için, tefe koyulacak, bunun yolunun ve zeminin sağlanacağı kaç kürd, kızılbaş-alevi, ermeni, süryani, yahudi ya da roman vardır ya da kaç lgbtiq yurttaş ve daha kaç kadın vardır, genç gözden çıkartılan. Vehametin süreğenliği a'dan, b'ye geçişin hızı, gündem denilegelenin öğütücü hızının iştahını keseceği reçete olarak erkçe zikredilen yazılan kaç can vardır. Yerginin tektipleştirilmiş mutlak itaat / biat edenler, hınç tasvirlerine rıza dayatımlarına bir neden teşkil ettiği bu yerde yaşayabilmek nasıl bir şeye tekabül etmektedir. Bunca hazandan sonra tanımlanacak hayat neyi kapsamakta, önemsemekte ve sineye çekilebilir bir edim olarak tasvir edilebilecektir, nasıl? Hiç düşündünüz mü?

Dönüp dolaşıp neredeyse hiç bitmeyen bu vesayet kuşatmasında vehametin bunca sıklığı ve bir aradalığından sonra nasıl? Genellendirmeler toplumsal tahayyülün, beklentilerin ve olası yeni tercihlerin önünü tıkayan bir settir.  Burada yazıp çizmeye gayret ettiğimizse bu inatlaşmanın, tavrın nelere dönüştüğüne dairdir teyitli bilgi. Soluk alırken müsaade eylenen, hiç kimsenin hayat tarzına karışılmıyor buyurulurken alttan alta yahutta açıktan müdahalelerin gerekli görüldüğünde beyanattan, işten attırmaya, soruşturmalar açtırmaktan, tehditin başka bir yüzü olan mahalle baskılarına, baş vezirin haberdar olmadığından dem vurduğu düzenlemelere, bir çok alanda, bir çok yerde halimiz nice olacak gidişatımız neye evrilecektir tastamam. Vehamet kendi korunaklılığını muhafaza ederken bir biçimde sağımız solumuz dört bir yanımız daraltılmaktadır. Kesinleştirilmiş yahutta netice kabilinden bildirilmiş her ne varsa bu baskılamaların / fenalıkların eylenebilirliği ve halen geçer akçe olarak bilinmesindendir.

Vahim olan, sokağına, mahallene sahip çıkmanın, ses çıkartmanın bile suç teşkil edebilecek bir hamle olarak değerlendirilmesindendir. Vehamet Emine Teyze'nin asgari hakkının, hukukunun çiğnenmesi, düzene attığı taş yüzünden tutuklanmasıdır. Gidişatın behemehal devreye konulan kararların ve şartlanmışlıkların paralelinde bu dillendirilen sözlerin hayata geçirilmesi öngörülen tüm tahayyüllerin her nelerden mürekkep olduğunı anlaşılır kılacaktır. Yaşadığın yere dair her sözün, sesin bir yerlerde fişlenmek için geçerli bir sebep olarak akıllara kazınmasındandır vehamet. Barbar mıyım? diye bir sorguyu öne çeken sermaye bienalinde gösterilmeyenlerin sokakta cereyan ettiğinde nasıl da önermenin kendisi haline dönüştüğünün vesikasıdır vehamet. Pres makinesinde can veren on üç yaşındaki Ahmet'in hayatının bedelinin yirmi dört ay taksitle ödenebilmesinin mümkünatıdır vehamet.

Çocuklarını yemeye doymayan bir ülkenin daha nice Uğur, Ceylan, Mehmet, Ethem, Ali İsmail, Abdullah, Medeni, Ahmet, Hasan'ına kıyabileceğinin mütemadiyen hatırlatılmasıdır vehamet. Böylesine kolay kanıksanabilmesidir vehamet tözü. Bir yerlerde birilerince alınan kararların hepimizin hayatını gölgeleyebilmesidir vahim olan. Soluksuz, yönsüz, yaşatmayan hep ezberden biteviye kural zikreden, tehditkar taaruzlarla çevrelendiğimiz bir tecrübedir vehamet. Ellerine kan bulaştıranların bunun farkına bir türlü varmamalarıdır vehamet Tehdit ve tenkitlerle tahakkümün, kıyımın ve zorun her şeyi olağanlaştırabileceğine, sukutu sağlayabileceğine olan inattır vehamet. Her yer kapkaranlık her yer gözün ferini kaçırtacak bir sis bulutunun ardında saklı tutulurken, prangalanırken bunca vehametten ibaret bir ülke, bütün gelecek okumalarını geçersiz / yersiz / yetersiz kılmaktadır. Nereye kadar?

Yeknesak makamdan kotarılan nefretin gün aşırı bunlar, bunlar diye zikredilebildiği bir mahalde insanlığın menziline varmanın daha çok yolu var mıdır? Wan'ın Westan ilçesinde ortaya çıkan kemiklerin çığlıkları bu sessizliği parçalarcasına tek kelam etmeye gereksinim olmadan hakikati aramaya / anlamaya ve sorgulamaya daha çok var mıdır? Her insan bir hikayenin tamamen özüyken onun sözcüsüyken te ne zaman ellerinden (ç)alınan hayatlara karşı sorumluluğumuz nerede başlamaktadır, hangi zaman? Sabit algının körlüğü olanca hücumuyla sıradanlaştırması gayretinde çocuk cezaevlerinde yaşanan utançlar hesap verilmezlik ne zaman alaşağı edilecektir, hangi zaman? Roboski'de bir türlü hakikate varamayan devletin, kendi sorumluluğunu yerine getirir, belki acıyı önemser bahsiyle yola çıktığı intibasıyla duyurulan Roboski Araştırma Komisyonu'nun "yüz otuz dokuz" milletvekilinin hazırda bulunmaması yüzünden daha en başından sonuçsuz kalması, örtbas etme gayretkeşliği bir kez daha kendini ifşaa ederken yaşam bunca gün sonra ne demektir, hiç düşündünüz mü?

Birbiri ardına ortaya dökülen bu can kırıklarının arasında, bunca had bildirme gayretkeşliğinde bulunan iktidarın karşısında adları hiç anılmayanlardan artık haberdarız. Anlatmaya, anlamaya her ikisi ile farklı bir uzama varabilmek üçüncü yol gibi tahayyüllerin, tercihlerin yapılandırılmasıyla söz konusu olacaktır. Çokluk ve çoğaltım, tekil ve tektipleştirmelerden ibaret bir dünyadan çıkış için şu azap dolu güncede belki de son şansımızdır. Kayıtsız kalmadan kaale alır mısınız? Reel politiğin tasvir eylediği, gösteregeldiği, biçimlendirdikleri vehamet örneklerinden müteşekkildir. Bir bir yana odaklanmışken, onunla ilgilenirken erk bildiğini okumaya mütemadiyen devam etmektedir.

Paketler, açılımlar, bir dolu vaatler seslendirilirken, güne sabitlenirken asıl dert nedir, nedendir diye düşünülmemesidir esas vehamet. Demokrasi bunca zikredilirken her an ve her şartta ortaya konan tastamam bir ucubeliktir. Demokrasiden başka her şey olarak değerlendirilebilecek, adlandırılabilecek bir muğlâklık. Otuz iki kısım tekmili birden çürüme hızla yaygınlaştırılırken hayatı yeniden kotarabilmek, kurabilmek, dönüştürebilmek için yola koyulma zamanıdır. Aksi kör talihlerden, kötü şans bizleri mi buldu vahlanışından öte tastamam felaketimiz olacaktır. Yaşadığımız yere ait sözcüklerimiz birer ikişer zapt ediliyorken, siliniyorken belleği kurtarmanın zamanıdır.. Bütün yaraların/mızın müsebbibi olanlara karşı sözü yükseltmenin vaktidir. Alacağımız var...

>>>>>Bildirgeç
"Ben Karşının Ölüsüyüm" - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog

Mantar

Kekik kokulu ve bol oksijenli bir sabaha uyanmıştım yine. Çadırdan kafamı çıkarana kadar da her şey olağan bir bozkır yaylasının uyanışına işaret ediyordu. İki kadının bir birlerini öldüresiye taşladıklarını gördüğümde olağanlığın yerinde irkilmişlik illeti barınıyordu artık. Kadınlardan biri Yayam(ninem) diğeri ise yaylanın yaylacısı Şamov'un karısı Fatiş Ana'ydı. Bu şeytansız taşlama ayininin nedeni ise sadece bir dağ mantarıydı. Yaylamızı kurduğumuz dağın tepesinde bir velinin mezarı olduğuna inanan yöre insanı zirveyi kutsal sayardı. Ermişin mezarını ziyarete giden Yayam ve Fatiş Ana mağarada o mantarı görmüşler ve koparmışlar. Bütün yaylaya seyirlik olan kutsal mantar savaşının çıkış nedeni hatırladığım kadarıyla buydu. Bu kavgadan sonra Yayam ve Fatiş Ana iki-üç hafta kadar hiç konuşmadılar ta ki bir grup çocuk dağın zirvesine kaya yuvarlamaca oynamaya gittiğimiz o güne kadar. Dağın zirvesinden koca bir kayayı yuvarlayıp aşağı inene kadar parçalanışını seyretmenin inanılmaz bir zevki vardı bizim için. O gün kayayla birlikte Fatiş Ana'nın torunu Yazel de yuvarlanmıştı. Ölümün ne anlama geldiğini tam kavrayamadığım zamanlardı, Yazel'in kana kesmiş suratını şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Lakin o güne dair hatırladığım ve gönlüme pelesenk ettiğim sahne yas çadırında gerçekleşmişti. İki haftadır konuşmayan ve birbirlerini öldüresiye taşlayan Yayam ve Fatiş Ana dizlerini döve döve ağıt yakmaktaydılar. Olanca nefretle birbirlerini taşlayan kadınların şimdi birbirlerine sarılarak ağıt yakmasındaki muazzam büyüyü o yaşımda dahi kavrayabilmiştim.

Ölüm masalların dahi erişemeyeceği gerçeklikte bir insanlık haliydi, ölüm birleştirirdi.

Bokböceği

Bütün gün bağda domates ektikten sonra akşam güneşi ve eve dönüş yolu. Toprakla hemhal olmanın verdiği o enfes yorgunluk. Önümde yürüyen koyunların kumda bıraktığı ayak izlerine baka baka ilerliyordum. Bu esnada gözüme takılan Bokböceği bir tezek topunu bütün gücüyle yuvasına taşımaya çalışıyordu. Daha yakından bakmak için yüzüstü toprağa uzandım ve öylece izlemeye koyuldum. Yanağım toprağa değer vaziyette tezek topunu yuvarlaya yuvarlaya giden Bokböceğini izliyordum. Birden arkama bir şeyin yığıldığını duydum başımı çevirdiğimde kocaman açılmış gözler ve zayıf bir genç kız suratıyla burun burunaydım. Bir nedenden ötürü kriz geçiren ve eşekten düşen Gülbahar Abla oracıkta benimle burun buruna can vermişti. Dedemin Gülbahar'ın başını göğsüne bastırıp "Biz kocalmışlar dururken ölmek sana mı düştü kızım" diye hıçkıra hıçkıra ağlayışını da hiç unutamam. Bu yürek parçalayıcı manzara karşısında tezek topunu yuvarlayan Bokböceğini daha dikkatli seyrediyordum, başımı çevirip Gülbahar'ın ölü yüzüne bakmamı engelleyecek tek çabaya odaklanmıştım. Nedenini bugün anlıyorum: Ölümün sessizliği ve ürkütücülüğü karşısında en "boktan" yaşamak bile yeğdi. O bokböceği hayatın bir şekilde sürüp gideceğinin teminatıydı benim için. Bütün köy yas evinde dost-düşman demeden ağıt yaktı Gülbahar için. Küsler birbirlerinin başını göğüslerine bastıra bastıra hıçkırdılar, hatırlıyorum.

Ölüm zamansız gelirdi, birleştirirdi.

"Dikkat Çapulcu Düşebilir "

Okunacak gazetenin kalmadığı, Başbakanın 10 gazetenin birden editörlüğünü yaptığı, sıkıcı kent hayatının hunharca kuşattığı bir sabaha daha uyanıyorum. Yine içimde yaşama sevinci yine evde menengiç yok. İnternette gördüğüm bir linke tıklıyorum ve Ahmet Atakan'ın çatıdan düştüğü videoyu istemeyerek izliyorum. Günlerdir polis gaz kapsülüyle mi vurdu yoksa kendisi düşerek mi yaşamını kaybetti tartışmaları yapılıp durmuştu. Ahmet'in düşmesi ve vurulması arasındaki "muazzam" farkı annesine sormalıydık! Geçmişten gelen bir alışkanlık olarak gözüm yine bir ölüm karşısında birleşen insanlığı aradı, ölüm birleştirirdi, bize böyle öğretilmişti. Fakat bu sefer durum farklıydı "dikkat çapulcu düşebilir" başlığı altında özetleyebileceğimiz iğrençliklerle doluydu medyanın her türlüsü. Acıyı ehlileştiren, kadim ağıtlarla küslük ve düşmanlık duvarlarını aşabilen sesleri yitirdiğimizi işte o an bir kere daha fark ettim. Toplumca nefret yüklü bulutlar gibi gürleyip duruyorduk artık, aramızdaki çatlaklar gittikçe derinleşiyordu. Ölülere birlikte ağlayan insanlar gitmiş yerlerine ölü övücüler ve beddua okuyucular ikame edilmişti. "Biz kocalmışlar dururken ölmek sana mı düştü gızım?" diyen dedemin yerini gençleri öğüten ihtiyar politikacılar almıştı. Ahmet'in kaldırıma tepe üstü çakılışını izleyip de içi sızlamayan insanların varlığına inanmak istemedim. İnsanların inanmadığımız değerleri savundukları için ölmeyi hak ettiklerini düşündüğümüz bir açık hava tımarhanesine dönüştüğümüzü nasıl olmuştu da görememiştim. Çocuk ölümleri üstünden kamplaşabilen insanların kendilerini normal addetmeleri ahlaki çürümüşlüğümüzü de gözler önüne sermekteydi. Ahmet'in ölümü ne yazıktır ki pek çok insanın yüzünü güldürüyordu. Tüm bunlar karşısında mide bulantım artıyor ve dünyam sarsılıyordu. Ölülerin karşı taraf-bizim taraf diye kategorize edildiği ufunet kokan bir mezbahaya dönmüştük artık.

Ölüm masalların tadamadığı büyülü bir gerçeklikti, ölüm birleştirirdi. Sırf buna inanabilmek için Yayamı arayıp sesini duymak istedim. Gözleri iyi göremeyen Yayam "alo, sen kimsin" diyerek açtı telefonu. Sesiyle bile rahatlamamıştım. Telefonu kapattım ve sessizce cevapladım:

"Ben karşının ölüsüyüm"

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Anlatabilmek çoğu zaman bir meseledir. Meselenin özü ona varabilmek için kavramları alaşağı etme teşebbüsünde gayretkeşliktir. Hektor VARTANYAN'ın kaleme aldığı "Ben Karşının Ölüsüyüm" başlıklı makalesi denk getirmeye tenezzül etsek de yetemediğimiz bir ufak kesittir. Yaralarımızdan bir diğerine dair önemli bir içeriktir. Sözün, meramın anlaşılabilirliği daha çok karşılaşmaya bağlıdır. Radikal.Blog ve VARTANYAN'ın anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Park Hareketi
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
"Ben Karşının Ölüsüyüm" - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
Orada Ol! - Çetin YILMAZ - Jiyan
Dili Yitirmek, Suriye, Ayaklanma Gezi’ntisi… Başka Dünya Mümkünse Adını Koyalım Artık! - Serdar UĞURLU - Fraksiyon
Kapitalizm, Umutsuzluk ve Aciliyet - Deniz YONUCU - Red Thread
Türkiye’de Kamusal Alanın Geri Kazanımı: Forumların Arendtçi ve Habermasçı Yorumu - Şule YAYLACI - Analiz Türkiye
Perspectives - 6. Sayı - Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye
“Nice Paketler Gördüm Boştular!” - Fikret BAŞKAYA - Sol Defter
Toplumsuz Sosyoloji Ya Da Ders Kitaplarının Eleştirisi - Emin NERGÜZ - Samandağ Kent Günlüğü
İçişleri Bakanı'na; Ahmet Atakan'ın Ölümüyle İlgili Şüpheler Hakkında - Ertuğrul KÜRKÇÜ - HDK
Ferit’e, O Güzel Çocuğa…Gülsuyu’na, O Güzel Mahalleye… - Memnune KAYAGİL - Sendika.org
Mehmet Tursun: “Oğlumun Kafasındaki Kurşunu Saklayan, Ethem Sarısülük Davasında Neler Yapmaz!” - Doğu EROĞLU - Şiddet Hikayeleri
Ethem'in Katili, Muammer Güler'in Arkadaşı - Birgün
Polise Kahin Yetkisi Demokrasiye Zarar Verir! - Gökhan KAYA - Jiyan
İhtimale Önleyici Gözaltı Olmaz - Aysun YAZICI - Taraf
Emine'yi Kimler Vurdu? - Nihan KEMALOĞLU - Birgün
Tuzluçayır’da Asimilasyona Karşı Çıkanlara Polis Saldırdı - Sendika.org
Pozantı'dan Sincan'a Getirilen Çocuklara Zorla Çıplak Arama - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Dilinizi Kaybedince Çıplaksınızdır ve İnsanın Giyimi Kuşamı Da Dili Gibidir - Kemal BOZKURT - Jiyan
Eteğine, İçkine Karışmayız Amaaa... - Ezgi BAŞARAN - Radikal.com.tr
Hep Dekolteye Mi Bakarsın Hüseyin Çelik - Ahmet NESİN - AN' Blog
Devletin Özel, Bizim Kamusal Hayatımız - Evren BALTA - Taraf
Başı Dik Memelerimiz - Gülfer AKKAYA - Siyasi Haber
Düşünmezsen Yaşam Tarzına Müdahale Yoktur - Meltem DİLEK - Gelecek
Her Şey Bizlerin Yararı İçin! - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
İsyan Sınıfsaldır, Halk İsyandadır! - Şöhret BALTAŞ - Red / Jiyan
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın Amed'te Yaptığı Basın Toplantısı - Sterk TV
BDP'den Demirtaş Açıklaması - Birgün
Nusaybin-Qamişlo Sınırına Duvar İçin Beton Kalıplar Yerleştirildi - ANF
Meclis Bir Kez Daha Savaşa 'Evet' Dedi - Evrensel
TBMM'nin Onayladığı Tezkerenin Anlamı - Hediye LEVENT - BBC Türkçe
Gezi Direnişi, AİHM’ye Gidiyor - Direnişteyiz
Prof. Öncü: Tüm Vurguyu Erdoğan’ın Totaliterliği Üzerine Yapmak Büyük Yanlış - Kıvanç ÖZVARDAR - T24
Murat Belge: Askeri Vesayet Kalktı, Müslüman Vesayeti Geliyor - Murat Şevki ÇOBAN - Taraf
Paketçiye Dikkat! - Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Gelecek
“Af edersiniz” Erdoğan’ın Irkçılıkla İmtihanı - Can Irmak ÖZİNANIR - Marksist.org
AKP'li Mehmet Metiner Cemevlerini 'Terör Merkezi' İlan Etti - soL
Mehmet Metiner'e Alevilerden Cevap - Demokrat Haber
Cemevleri Terör Değil Hoşgörü Yuvasıdır - Veli BAYRAK - Kırmızı Haber
Bir Gasp Hikâyesi - Tamar NALCI - Emre Can DAĞLIOĞLU - Bianet
Mor Gabriel: Kimin Malı Kime… - Dikran M. Zenginkuzucu - Evrensel Pazar
'Paket'in Süryanicesi - Muzaffer İRİS - Radikal.com.tr
'Varlığımızı Neden Türk Ulusuna Armağan Edelim?' - Kübra PAR - HTGazete
Eskişehir'in 'Şımarık' Rum ve Ermenileri! - M. Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Barışa Bir Evlat Büyütmek - Mehmet KARABAŞ - Diyarbakır Olay
12 Eylül’ün Ürünü O Ders Artık Üniversitede Okutulmayacak! - Agos
Wan’a Kış Geldi - Ercan Jan AKTAŞ - Özgür Gündem
Van Minute: Sor Bakalım Depremzede Ne Halde! - Fatih PINAR - T24
Bayram Oteli’nin Sahibine 11 Yıl Hapis, Ya Bakan ve Vali? - Sendika.org
Hükümet "Kentsel Dönüşüm" Bile Diyemiyor Artık - Bahar BAYHAN - BiaMag
Mülksüzleştirme Ağları Projeler Görsel - Mülksüzleştirme.org
Mülksüzleştirme Ağları Veri Tablosu - Mülksüzleştirme.org
IPCC’nin Gözlenen ve Öngörülen İklim Değişikliğine İlişkin Yeni Bulgu ve Sonuçlarının Değerlendirmesi - Prof. Dr. Murat TÜRKEŞ - Yeşil Gazete
HES Protestosuna Biber Gazlı Saldırı - Yüce YÖNEY - Bianet
Belediyeleri Halk Meclisleri Yönetecek - Ali Barış KURT - ANF
BDP Eyes Forming Alliance With Main Oppositon CHP In Turkish Local Elections - Göksel BOZKURT - Hürriyet Daily News
Bir Kazova İşçisi Patronsuz Üretimi Anlatıyor via Dropbox
Leroy Merlin Grevine Uluslararası Destek - soL
Disk-Ar: İşsizlikteki Artış, Umutsuz ve Gizli İşsizlerle 1 Milyon Kişiye Ulaştı - Disk.org.tr
İşsiz Sayısı 4 Milyon 894 Bin Oldu - Muhalefet
Beşiktaş'ta Kürt Esnaflara Irkçı Saldırı İddiası - Cizre Postası
Tazminatı LGBT Derneklerine Bağışlayacağım - Gabile
Balyoz: Yargıtay Generallerin Cezasını Onadı - Sinan ONUŞ - BBC Türkçe
Ağar'a Çifte Bayram Yaptıracak Karar - Posta.com.tr
“You Can Still See Their Blood” - Executions, Indiscriminate Shootings, and Hostage Taking By Opposition Forces in Latakia Countryside - Report - HRW
Syria Rebels Executed Civilians, Says Human Rights Watch - BBC News
Syrian Christians Choose to Stay Because 'It's God's Call' - Mary CHASTAIN - Breitbart
Alain Badiou: "Siz, Devletin Kendi Halkından Korkmasını Başardınız" - Başka Haber
Gezi Direnişinde İki Tarz-ı Siyaset - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Gezi'de Tarih Yazmak - Yaşam Barış YARDIMCI - Taha ERDEM - Habervesaire
Intervention - ‘Defending Future Commons: The Gezi Experience’ - Ozan KARAMAN - Antipode Foundation
Gezi Resistance, Police Violence, and Turkey’s Accession To The European Union - Elif BABÜL - Jadaliyya
Bir Algıla(t)ma Politikası ve Onun Tipik Bir Temsilcisi - Ömer LAÇİNER - T24
An Interview Over Žižek - Adam KOTSKO - Itself
Badiou ve Žižek - AkademiPolitik
The Politics Of Getting A Life - Peter FRASE - Jacobin
Korkut Boratav Kepenk Kapatan ABD Ekonomisini Değerlendirdi - Muhalefet.org
The Susan Sontag Guide To Photography In The Age Of Digital Culture - Maria POPOVA - Slate
Sabahattin Ali'nin Değirmen'i, Hacigöz'ün Sesiyle - Sen'li İhtimaller
Ele Vermek - Esmeray - Taraf
Taner Ceylan: Sanat Yaşamın Her Alanından Sökülmeye Çalışılıyor - İlker Cihan BİNER - Agos-Şapgir
Louis-Ferdinand Céline: “Değer Taşıyan Tek Hikâye, Bedelini Ödediğinizdir.” - Notosoloji.com
Twitter'a 'Gezi' Kontrolü Geliyor! - İnsan Haber
Medyanın "Gezi" Güncesi - Emel GÜLCAN - Bianet
Sıradan* Bir “Haberin” Söylem Çözümlemesi Denemesi - Murat Kaan GİRGİN - MKG' Blog
İsmail Saymaz’ı Tehdit Edemezsiniz - Fikret İLKİZ - Bianet
Ötekilerin Postası, Sadece Ötekiler İsterse Susar! - İnsan Haber
Yerel Yönetimler Siyaset Okulu - 11-17 Kasım - İstanbul - Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği
İstanbul Hepimizin Projesi Desteğinizi Bekliyor… - Beyaz Yakalılar Bişi Yapsa
Nedir Bu Ekolojik Okuryazarlık? - Evrim KEPENEK - BiaMag
Mistik Anarşizm - Simon CRITCHLEY - Doğacan DÜĞMECİ - Fraksiyon
Terapistime Mektup - Anna - Neurosigns

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
¡No Pasarán! Resistancia - Non Aux Réacs - Thierry Ehrmann via Flickr

>>>>>Poemé
Gökkuşağından Darağacı - Nilgün MARMARA

Şimdi'nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor...


Şimdi'si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını;
dal kırılıyor...


Şimdi'si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor...

Şimdi'si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor

Kaynakça: Şiir Perisi

No comments: