Monday, December 09, 2013

Deuss Ex Machina # 477 - remissum

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_477_--_remissum

02 Aralık 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Rafael Anton Irisarri - Lesser Than The Sum Of Its Parts (Room40)
2. Rafael Anton Irisarri - Her Rituals (Room40)
3. KILN - Boro (Ghostly International)
4. KILN - Willowbrux (Ghostly International)
5. Ricardo Donoso - The Child Primitive (Digitalis Recordings)
6. Ricardo Donoso - The Master Game (Digitalis Recordings)
7. Ólafur Arnalds - Brim (Kölski)
8. Ólafur Arnalds - Old Skin (Kölski)
9. Four Tet - Your Body Feels (Text Records)
10. Four Tet - Parallel Jalebi (Text Records)

remissum
(477)

Hatırlamaktan Başka Bir Çıkış Yok

"Devlet, benim kendi değerime ulaşmama izin vermez ve yalnızca benim değersizliğim yoluyla varlığını sürdürür.
Bireyin kendiliğine -ya da benliğine- devlet sahip olur, artık ona toplum sahiptir. Bu toplum hiçbir şekilde benlik değildir, ... bu topluma hiçbir fedakârlık borcumuz yoktur, fakat, eğer bir şey feda edeceksek kendimize feda edelim, -sosyalistler bu konuda hiç düşünmezler -çünkü onlar, tıpkı liberaller gibi, kendi dini ilkelerine mahkumdurlar ve şevkle kutsal bir toplumun, mesela şimdiye kadarki Devlet'in peşinden giderler. "Halk" iktidar tarafından yaratılmış bir bütünlüktür -hiçbir benliği yoktur. Devletin her zaman sahip olduğu tek amacı bireyi sınırlamak, evcilleştirmek ve tabi kılmaktır -o ya da bu genel ilkenin kulu haline getirmektir.

Devlet denilen şey, bir arada yer alanların kendilerini birbirlerine uydurduğu ya da kısaca, karşılıklı olarak birbirine bağlı oldukları, bir güven ve bağlılık dokusu ve şebekesidir; bir hep birlikte ait oluş, hep birlikte tutunmadır. Kilisenin ölümcül günahları varsa, Devletin sermaye suçları vardır; birinin sapkınları varsa diğerinin de hainleri vardır, birikiliseye dair cezalar veriyorsa diğeri yasaya dair cezalar verir; biri engizisyon süreciyse diğeri maliye sürecidir, kısaca orada günahlar, burada suçlar, orada engizisyon ve burada da engizisyon. Mevcut Devlete karşı ayaklanmak ya da mevcut yasaları devirmek için çok az tereddüt kaldı, ama Devlet fikrine karşı günah işlemeye, yasa fikrine itaat etmemeye kimin cesareti var? -onun her zaman kendine ait bir mantığı vardır ve kısa süre sonra halkın iradesine karşı dönecektir.

Yok edilmesi gereken "yönetim ilkesi"dir, bize hükmeden şey devlet fikridir. ...savaş, belirli bir Devlet'e karşı ya da Devletin zaman içindeki sırf belirli bir durumuna karşı değil durumun kendisine,Devlet'e karşı ilan edilmeli; insanın amacı bir başka Devlet (örneğin "halk Devlet'i") değildir.

Bu andan itibaren Devlet, kilise, halk, toplum ve benzeri sona ererler, çünkü var olduklarına şükretmek zorundalar ve ancak benim kendime saygısızlığımla bu eksik değerlendirmenin ortadan yok oluşuyla onlar da bizzat ortadan kalkarlar. Devlet, efendilik ve kölelik (tabi olma) olmaksızın düşünülemez; çünkü Devlet bütün bağrına bastıklarının efendisi olma iradesi göstermelidir ve bu irade 'Devlet İradesi' olarak adlandırılır'... Kendi iradesine sahip olmak için başkalarındaki irade yokluğuna dayanması gereken, bu başkaları tarafından yapılmış bir şeydir, aynı bir efendinin hizmetkâr tarafından yapılması gibi. Eğer itaatkârlık sona erseydi, bu tamamen efendiliğin de hepten sonu olurdu. Devlet kendisini, arzulayan İnsanı evcilleşmeye zorlar; diğer bir deyişle, devlet onun arzusunu bir tek kendisine yönlendirmeye ve bu arzuyu kendi sunduğu içerikle doldurmaya çalışır.

'Herkes' dediğiniz bu kişi kimdir? O 'toplum'dur! -Ama öyleyse o cismani değil mi? Biz, onun bedeniyiz!- Ya siz? Neden siz kendiniz bir beden değilsiniz?... Bundan dolayı birleşik toplum gerçekten onun hizmetinde olan bedenlere sahip olabilir, fakat kendisine ait bir bedene sahip değildir. Toplum bir kutsal kavramına dayanır ve bu yüzden bireyler arasındaki zoraki bir münasebettir. Öte yandan birlik ise ona girmek isteyen bireylerin arzusundan başka bir şeye dayanmaz: bu, her türden öz fikrini çözündüren, yalnızca amaca uygun ve faydalı bir ilişkidir.

Ben, kendimi varsayarken bir varsayımdan başlarım; fakat varsayımım 'kendi kusursuzluğu için mücadele eden İnsan' gibi kendi kusursuzluğu için mücadele etmez, fakat yalnızca onun keyfini çıkarmama ve onu tüketmeme hizmet eder... Ben kendimi önceden varsaymam, çünkü her an kendimi öne sürüyor ya da yaratıyorum. hiçbir kavram beni ifade etmez, benim özüm olarak belirtilen hiçbir şey beni bitiremez.
Özgürlük ile kendi-olmak arasında ne kadar büyük bir fark var!.. 'Özgürlük yalnızca rüyalar aleminde yaşar!' Buna karşın, kendi-olmak benim tüm varlığım ve varoluşumdur, o benimdir. Kurtulduğum şeyden özgürüm, kontrol etme gücüm olan şeye sahibim... Özgür olmak gerçekten isteyemeyeceğim bir şey, çünkü onu yapamam, onu yaratamam: onu ancak dileyebilir ve ona talip olabilirim, zira o bir ideal olarak, bir hayalet olarak kalır. yalnızca kişinin kendisi için aldığı özgürlük, yani egoistin özgürlüğü, pupa yelken gider. Özgür bırakılan insan, serbest kalmış bir insandan, bir libertinus'tan, beraberinde zincir taşıyan bir köpekten başka bir şey değildir: o, tıpkı aslan postuna bürünmüş eşek gibi, özgürlük giysisi içindeki özgür olmayan bir insandır."

Max Stirner:  Saul Newman'in, Bakunin'den Lacan'a adlı kitabının Stirner ile ilgili bölümünde, S. Byington'un, The Ego And Its Own (Londra: Rebel Press, 1993) çevirisinden yapılmış alıntıların derlenmesidir. (Kaynakça: Potlaç)

Cümle yığıntısının bir örnek, tek tip, tıpatıp aynısı gibi göründüğü bazen istemsizce benzeridir bu denilerek okunmadığı, önemsenmediği, bilinmezden gelindiği süreklilik dâhilinde, her günün başka bir okumayı ve anlama gayreti gereksinimimizken umursamazlığın bir seçeneğe dönüştürüldüğü bir yerden bildiriyoruz. Cümleler birbirilerinin paralelinde, kimi zaman aynı şeyleri söylüyormuş gibi görünse de gerçeğin tözünde tam da bahsedilmesi gereken bir dolu yarayı ortaya çıkartan bir edim olduğunun idrakinden bu satırları yazmaya yollanıyoruz. Her cümle kendi içerisinde dağarcık, bir anlama çabası, gösterici yahut ta aynalayıcı iken sözün kıymetsiz bir mesele olarak konumlandırıldığı, zihne düşürüldüğü bu yerde her neye tekabül ettiğini anlayabilmenin derdinde bu satırları yazmaya yollanıyoruz. Ezberlenmiş olan kurguların bilindik teraneler ile hemhal edile edile sonunda kapkaranlık bir balçığın daimi tasdikçisi, onayıcısı olan ikrarlardan değil bu cümleler. Bahsetmeye çalıştığımız yerginin, yerin dibine geçirmenin, insanlığa zulüm etmenin her gün acı, elem, keder yüklü felaketleri kotarılırken erk eliyle bize kalan alanda bunu daha önceden işitmiştik, bu sözleri okumuştuk bahsinin ne kadar geçersiz bir türetme olacağının sağlaması adınadır.

Cümleler var olanın duyurulması adına bir çıkarsama değildir sadece. Sadece olan biteni duyurmak için değildir. Anlaşılır kılınmaya çabalanılan hemen her gün birbirinden fena olan fecaatin sürekliliğinde bizim ortak olanın tastamam müşterekin her ne hallere koyulduğunu bildirendir. Bir başına pek etkisi olduğu söylenmez. Bir başına pek de mahir karşılanmaz. Cümleler uzadıkça, cümleler yığın haline dönüştükçe asıl ne diyordu bahsinin de uzağına düşülmesi tehlikesi mevcuttur kimi zaman. Dönüp dolaşıp ulaştığımız menzilde ikrar ettiklerimiz bütün bu viraneliği, pejmürdeliği sımsıkı korumak adına / için ortaya çıkan tehdidin, tahakkümün ve zulmün her neye ulaştığını cismanileştirmek içindir. Cümleler belli başlı olan simgeler, söylemler, siyasi ufuklar, menziller dâhilinden çok daha ilerisine işaret ettiğinde bir şeylere ulaşacaktır. Bir şeylerin nasıl tersine yolda ilerletildiğini, tam da uçurumun dibine yollandığımızı anlamlandırabilmek için kilit çözücüdür. Her sesleniş, her sözün etraflıca okunmasında bunu teyit edebilmek mümkündür. Erk-muktedir-iktidarın danışıklı daimi bir biçimde kendi kurgusuna göre, tahayyülü neyi işaret ederse ona göre yönlendirmesini yahut ta kısıtlamasını belirginleştiren bir meselden başkasıdır cümleler.

Kurmaya çalıştığımız her cümle bu ve benzeri olan hemen hiç tıkanmayan, ara vermeyen, hayatlarımızdan çekilmeyeceğini bas bas bağrınan bir akla karşı hayatta kalma mücadelesidir. Her cümle birbirinden, bir öncesinden bir sonra kurulacak olana kadar bildik teranelerden uzak kalıp asıl ne oluyor sorgusuna düşebilmek için yol gösterendir. Korkularımızla, çekincelerimizle, tehditlerle, gaz bombalarıyla, münakaşadan çok laf çarpıtmalarıyla, kentlerin ilhak edilmesiyle, kendi vatandaşına karşı düşman işgalinden kurtarma seremonilerine girişilmesinin tragedyasıyla beraber yapılandırılana karşı sual etmek içindir. Bağlar kurduğumuz harfler, birbirine iliştirdiğimiz kelimeler onlarla beraber ortaya çıkan cümle ağları ezcümle çalınmış olan hayatı geri kazanabilmek içindir. Çalınmasından zerrece gocunulmayan, geçici bir algı olmak bir yana basbayağı yaraları kanatmak konusunda korkusuz bir biçimde her günü zulme teslim eden bir yönetişimin / devlet aklının her neyi yok saymamız gerektiğini yineleyene karşıdır cümleler. Farkındalılık sıradan bir mesele değildir haddizatında.

Devlet aklı mümkün mertebe kilitli tutmaya, yapıp ettikleriyle sınırlandırmaya, hayatını yok etmekle tehditten kıyımla nihayetlendirmeye bir devinim içerisinde salınıp dururken, her yan karanlık kılınmışken bizatihi farkındalılık gayreti heyula değil bir dank ettirendir. Çok sonraları aklın başa geldiği, çok sonraları her şeyin tüh öyle mi olmuş özür dileriz bahisleriyle geçiştirildiği bir ülkede yaşayabilmenin soluk alabilmenin ötesinde bütün fecaati kotaranlara karşı söz eyleyebilmenin gerekliliğini hatırlatmaktadır. Unutuş tarlalarına terk edilmeye dünden de hızlı çabalanılan yok saymaların, silmelerin, ezici bir tahakkümü sıradanlaştırmanın, tek adamın tekçi dili, dini, milleti, söylemi, kelamı, polisi, adaleti, siyaseti, hukuku her şeyi her birisini tek tipleştirilmiş olan / belirlenmiş sınırlara hapsetmeye devam ettiği bir yerde normatifin yıkımına karşı ayakta kalabilme çabası ve iradesidir cümleler. Siyasi söylemlerin, efelenmelerin, ucu ancak dokunduğunda fark edilen şeylerin halkın her gününü yerle yeksan ettiği bunca meydandayken fark edilmesi gerekli olanları dizebilmek birlikte ve bir arada gösterebilmek adınadır cümleler.

Karanlık meşruiyeti için yedi yirmi dört ekranları parsellerken, benim doğrum, benim bilgim, bildiğim ve bellediğim diye sürekli aynı nefreti hicaz makamından laflar türetirken durup da bir başımıza o çerçevenin kenarında, kadrajın hemen dibinde neler oluyor ona uyanabilmek içindir cümleler. Kelamı yok sayarken, yerle yeksan edilen vicdan bahislerinin dostlar alış verişte görsün kabilinden al gülüm ver gülüm paylaştırıldığı bir mizansen olmayan, tastamam gerçekliğin, gerekliliğini hatırlatan bir çabanın kendisidir cümleler. Çoğunlukla bilmediğimiz, anlamazdan gelinen, defaat ile tam bir sağırlıkla karşılanan, işitilse dahi vurgusu çarpıtılan, anlamı bozulan mesellerin tümüne dair çıkış çabasıdır cümleler. Her yer anlatılandan farklısına, anlatılıp durulandan tersine doğru koşaradım götürülürken ol resimde olan bitenin, ol bahiste cereyan edenin asıl ne olduğunu idrak edebilmek hepimizin sorumluluğudur. Yurdun bir kısmı diye ekranlarda duyurulmaya, sekiz sütuna manşetlerin hiçbirinde bahsedilmeye asla tenezzül edilmeyen oysa yaramızın nerelerden birbirine bağlandığını son kertede çırılçıplak gösteren bir meseli, durmaksızın yüceltilen devlet aklının her neye karşı olduğunu idrak ettiren bir bahistir cümleler.

Bir yerinden başlanacaksa yaşamaya, o anlatılmayanların asıl ne olduğunun idrakiyle başlayacaktır. Gever'i uzaklarda bir yer sanıp, Roboski'yi Dobroski diye sayıklamaların, Amed'i kör bir şiddet ile tek başına tek bir çıkış yolu bırakmadan zulmetmelere kadar bir dolusunu anlayabilmek için sözcükler lazımdır. Hepsinin üzerini çizen, bu uygunsuz, bu geçersiz, bunlar mühim değil, şu siyaset, bu hayata kasıt, bu aslında uluya karşı bir başkaldırı, beriki terör faaliyeti, diğeri kentsel gelişime engel diye uzayıp giden masal okumalara karşı, sözüm ona savunmalara karşı kazın ayağının öyle olmadığı bildirilesidir. Her gün bambaşka bir hale değil bir öncesinden devralınanın karanlığı daha da yükseltmek, insanların canına kıymak, gerektiğinde her yeri delik deşik etmek, kameralar çekse de nasıl olsa yayınlayacak cesaret bulamayacaklar diye bayağı emin bir biçimde şiddet seremonisinin sürekliliğinde unutmamaktır elzem. Unutturmamaktadır Gezi Direnişi boyunca kaybettiğimiz canlarımız ile Doğu diye kestirilip atılan Kürd illerindeki kardeşlerimizle hiçbirisi arasında bir fark olmadığının ikrarında saklıdır.

O bilinmeyen, hala aşina olunmaya çabalanılmayan ne menem bir şiddetti ya hu diye söylene durulurken oraların Allah'ın her günü başlarında bitiveren bir şiddet ile tek başlarına direnerek hayatta kaldıklarını bildirmektir unutturmayacak olan. Empati kurma devrinin çoktan münhasıran lağvedildiği, geçersiz bir söylem türettiniz diye akıl buyrulan bir yerde öldürmenin ısrarla savunulmasının, bunun altının halen doldurulması için senaryoların yazılmasına karşı illallah demektir unutturmayacak olan. Biz buralarda sözüm ona yaşadığımız sıkıntılardan dem vururken, asıl sıkıntının büyüğünü her gün yeniden görmek zorunda kalan, bütün acısını kendi içerisinde sınırlandırıldığı alanda ne kadar yaşayabilirse, ne kadar eyleyebilirse o kadar yapabilen, yaşamakla prangalanan insanların tahayyüllerine hiç şüphesiz ki kulak vermektir unutturmayacak olan. Süreç diye bahsedilenin her ne hale dönüştürüldüğü aman ulular kızmasın, aman devletlûnun atarları gelmesin, aman daha fazla şu olmasın bu olmasın derken ve bütün bunlar her an çoğaltılırken bizatihi bir taraf olan devletin katliamlarına yenisini eklediği bir yerde yaşıyoruz. Farkına varıyor musunuz?

Mehmet Reşit İşbilir ve Veysel İşbilir'in Gever'de kolluk kuvveti eliyle katledilmelerinin, sabahına işçi olanların akşam teröristler olarak zikredilmelerinin acısını gerçekten duyumsayabilir misiniz? Yıllar yılıdır okunan masalların anlatılan ezberlerin üstünden çok zaman geçtiği bahsinin hemen her gün ısıtılıp durulduğu bir zamanda aslında tam da o geçmişin koynunda yaşıyor muşuz, ohaliyle, kırmızı çizgileriyle, infazlarıyla, susturmak için daha fazla zor kullanılmasıyla, buralarda yapılan edilenleri oralarda her gün daha büyük yıkımlara, kırılmalara zemin teşkil etmesi için zorlayan bir akılla bir arada yaşıyor muşuz farkına varıyor musunuz? Dünde kaldığı sanılan savaş baltalarının, kandan medet ummaların, ölümü yüceltmelerin kararlılığında devlet denilenin nasıl bir mekanizma, öğüten olduğunu artık idrak edebiliyor musunuz? Bu yaşadığımız coğrafyada hiçbirimizin tazminat diye böbürlenilen adı her defasında zikredildikçe bütün her şey örtbas edilebilirmiş diye savlanan kan paralarıyla, susun artık ikazlarının yan yana bırakıldığı bir yerde yaşadığımızı fark etmemesine imkân yokken acı nedir artık biliyor ve anlıyor musunuz?

Ol bahiste yaşatmak değil yaşatmamak adına kurulan bir mekanizmadır devlet. Sarılıp sarmalanılan aman başına bir şey gelmesin denile denile sonunda dünün mağdurundan da en muktediri yaratan bir karanlığın ta kendisidir. Cümlelerimizi yarıda koyan, acımızı derinleştiren, yaralarımızı, hep bildiğimiz o acılarımızı inatla kafamıza kakmaya devam eden, sündürdükçe sorunlar halloluyor derken bile hala inatla kıyama devam eden, öldüren bir zihniyetin ta kendisidir devlet. Ne uğruna ne için bunca yıkım, bunca hiddet, bunca kör karanlık diye sorguyu değil duymak artık işitmeyen, her şeyi provokasyonlarla açıklama yolunu tercih eden bir yönetişimin elinde her şeyimiz yağmalanırken, hayatlarımız çalınmaktadır. Hayatımızı telafisi mümkün olmayacak tahribatlara korunaksız bırakılmaktadır. Ne sesimiz ne soluğumuz ne avazımız, ne ağıtımız, ne dilimizden dökülen kelamlar o insaf / vicdan / hicap duygularından yoksun olanlara bir şey ifade edebilecektir. Sözlerimiz yaralarını birbirleriyle konuşmalarına gerek olmayanların bir tek göz temaslarıyla anlayabildikleri ortak uzamadır. Kıyıya, öteye ötekisi sanılanların birlikteliğinde bütün bu cismanileşen şiddet uzaklardaki bir şey değil aşina olunandır.

Biliyoruz her gün acıyı çoğaltacak olan bir tertibat daha eylenecektir. Biliyoruz ki Gever'de Mehmet Reşit İşbilir ile Veysel İşbilir'i katleden zihniyet Roboski'de de emirleri yerine getirmiş otuz dört canımızı katletmiştir. Zulüm etmeyi, şiddeti daimi kılıp ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranabileceklerini bildiğimiz bir yerde yaşadığımız artık kesindir. Büyük cümleler, büyük tespitlerin zamanı değildir artık. Her suskunluk, her sineye çekiş muktedirin kanla yazdığı destanı yinelemekte, geliştirmektedir. Biz sadece gözlerinde, sesinde, soluğunda acıyı bilenler, duyumsayanlar, hissedenler olarak sessiz avazımızı çoğaltabilirsek cümlelerimizi yeniden kurmaya başlarsak bu tahakküm ve cehennemi ortamda yaşamak bir ihtimalden öteye ulaşacaktır. Yaşamak bir ihtimalden, barışmak sözlerin çevrildiği ama hiç umursanmadığı bir bahisten hakkaniyete ulaşacaktır. Yeter ki bilelim, yeter ki bunca yalanla mücadele edebilmeyi, artık yeter diyebilmeyi unutmayalım. Yeter ki 1915'i, 1919'u, 1937-8'i, 1978'i, 1980'i, 1993'ü 2011'i hafızamızda birleştirmeyi amasız ve fakatsız başarabilelim.

Bir soluk almak kadar olağan olanın, ifade ve yaşam hürriyetinin bunca kolay gasp edilmesine mani olmak için akla danışmaktan bir an olsun imtina etmeyelim. Her hakaretamizlik, bir başka yarayı taşırken sırtımıza ve yük etmeye devam ederken acılarla yaşamı bir kez olsun düşünelim. Sözü de zaptederlerse nasıl bir karanlığa gömüleceğimizi artık idrak edelim. Olmaz mı bunca can kaybından sonra artık olmaz mı soralım. Sorgu bütün bu menzilde yalana koşulan, ezber senaryoların nüfuz ettirildiği bir yerde hakikatin zerresine varabilmek için bir ihtimaldir. Yalanların bunca kabul görmesine 'yeter artık' demek sorumluluğumuzdur. Bütün bunlar bir anlam ihtiva etmiyorsa size, sadece Amed'de bugün 1 yaşındaki bir bebeğin gaz bombasının etkisiyle boğulma tehlikesi geçirmesi bir şeyler ifade edebilecektir, dosdoğru. Eğer bilmek isterseniz Gözün gördüğü sadece düne dair, geçmişte kalmış, çoktan çözümlenmiş veyahut ta zamane gerçekliğinde, kırılmalardan ibaret olan, eşlik eden resmin paramparçalığını idrak edebilmek üzere şekillendirilmiş olan bir mesel / vakıa değildir. Ayrışımın hemen her türlüsünün zaman kaybedilmeksizin değerlendirildiği, harekete geçildiği bir yerde salt görünenlerden ibaret değildir bu mesel.

Her biçimlendirme dönüşüm sırasında artık kalıcılaştırılmış olan tenkit ve tahakkümün gözün görebildiği menzilde yaptıklarıdır mesel. Sınırlandırmanın ve yönlendirmenin başka bir uzamdan çok daha derinlikli bir biçimde, derli toplu sirayet ettirdikleri haldir mesel. Genel geçer diye bahsedilenlerin hiçte öyle olmadığını bizatihi kalıcı tahribatın kendisini anlayabilmektir mesel. Topyekun teyakkuz halinde bulunan devletlûnun sığ sınırlarının, kırmızı çizgilerinin, soy kodu uygulamalarının, bir tabî fişlemelerinin, yerle yeksan etmesinin tözünü / çıkış zeminini sürekli hatırlatan bir meselin kendisidir görebilmek. Görüntü tüm engellemelere, sirayet eden tavırlara, tenkitlere rağmen her nerede ve nasıl yaşadığımızı, yaşamı ikame ettiğimizi özetlemektedir. Mesele soluk almaksızın dayatımın başka bir sureti üzerinde çalışan, hep o bahsi diri tutan bir gayretin dökümünün ortaya çıkmasıdır. En basitinden fikir hürriyetinin önüne çekilen setlerin aşılamazlık yolundaki algının tescillenen örneklerindendir görünen. Bahse konu edilip, biteviye yinelenen birlik ve dirliğin hamasi söylemler, bel altı vuruşlar, baskı ve mahpusluk tehditleriyle bir arada birlikte düzüldüğünü aynalayandır görünen.

Bugünün ülkesinin muktedir - muktedirleşen onayan kayıtsız şartsız biat edenlerin ancak nefes alabileceklerinin hayatlarına devam ettirebileceklerinin yinelene geldiği bir tezahürü özetleyendir gözün görmeye devam ededurduğu. Her gün yıkıma bunca açık konulurken, tekilleştirmenin, tekliğin sığlığına bağlantılamanın yollarının arşınlatıldığı bir düzlemde hayat bütün bu biganelikleri aşabilmenin koşullarını sunacak, paylaşacak bir çatı mıdır? Düpedüz her gün yeniden belletilmeye çalışılan devlet dediğimiz mekanizmadan korkunun vaaz olunduğu bir yer midir? Gözün gördüğü aklın tahayyül sınırlarını derdest eden, bu kadarı da fenalık diye düşünürken daha beterlerinin henüz kervana düzülmediğinin idrakidir. Her idrak noktasında birimizin değil hepimizin acıları  yan yana durmaktadır. Acı böylesin sündürüldükçe bir pespayelik meseli olarak anlamazlıktan gelmeye devam şıkkını seçen erkin elinde görünen tam ve eksiksiz yıkımdır. Dönüp dolaşıp aynı yere gerisin geriye döndürüldüğümüz biteviye kafamızın üzerinde gezinen giyotin, peşimizde dolaşan gölge gibi takip / gözetim / denetim altında tutulan hayatlarımızın her ne halde olduğunun idrakidir bahis.

Gösterilenlerle, gerçeğin tezatlarının hemen her an yinelendiği, ayrışımın artık uçurum halini aldığını anlamaktır bahis. Kopkoyu ve kasvetli bir hayat imalatının tamamlayıcısı olan hiddettir bilinmesi elzem olan. Fikri sabitlikle, tahlilleri her dem kaçınılmaz bir biçimde yaftalarla bir başına terk eylerken meselenin her görünende / gözümüze sokulanlardan apayrı birer yarayı, elemi ve kırılmayı beraberinde taşıdığı, hayatı ezmesidir esas mesel. Zaman zorluğunu, muasırlaşırken, demokratikleşirken, barışırken yeni bir ülke kurmanın sancıları olarak değerlendiren a'sından z'sine siyasanın anlamazdan bir özenle heveslenip geldiği şeylerdir dikkatinize sunduğumuz Basitin en zor kılındığı bir yerde ifşaat, tanıklık, bellek birbirlerine bağlı bir devinimle bütün bu girişi, yazmaya çalıştıklarımızın özetini aktaracaktır. Görebildikçe, farkına vardıkça yaşamanın bir rutin olmadığı çok daha belirginleşecektir. Yaşamın yedi gün ve yirmi dört saat korkular üretilerek, had bildirilecek yeni olaylar yaratarak, kişileri hedef haline dönüştürerek kotarılacak bir mesel olmadığı artık afakîdir.

Tek tipleşip bir örnekleştirilen basbayağı köşeye kıstırdıkça erk eliyle, zıvanadan daha çok çıkmaya hazır ve istekli olunan, erke terk edilemeyecek kadar önemsenmesi gereken bir meseledir. Şimdi artık görüyor musunuz? Bugünün dünyasında hemen her şeyin böylesine muğlâklıkla, duyumsatılmamasına çabalanılarak üzeri alelacele örtülmeye çalışıldığının idrakine ulaşır mısınız? Her şey yenileştirilirken yenilenenin bu dar kapsamın hafızanın sıkıştırılması, daha ötesinin ne bugün ne yarın düşünülmemesidir meydana çıkan. Salt resimler, yazılar değil bir anda ortalığı kapsayan görüntülerin tümünden bunu okuyabilmek mümkündür. Gösterileni bunca manipüle edip, paramparça eylenirken hakikat aranma eşiğinden artık çok daha yakınımızdaki bir ihtimale dönüşmektedir. Erk-muktedir-iktidarın tahakkümü bütün meselleri, yazmaya çalıştıklarımızın her birisini yekten özetleyen ve paylaşan bir heyuladır kesin bilgi. Demokratikleşmenin bir mesel olmaktan çıkartılıp, erkin dilinde oyuncak belletilmesinden türetilebilir bir sonuçtur.

Adalet adına koca binaların arka arkaya yükseltildiği her sarayın bir mozoleyi ya da kapanı temsil ettiği çıkarımından okunabilir bir ihtimal. Behemehal devreye konulan, tepki gelirse geri çekilen en nihayetinde unutulduğuna enikonu emin olunduğunda sessiz sedasız yinelenen hamlelerde görünebilir bir ihtimal. Hak tanzimi değil hak gasplarının janjanlı sunumlarından sonra görülebilir bütün bu mesel, menzil. Hemen her şey dört dörtlük olduğundan kış ortasında konteynır kentte yaşamaktan zorla alıkoyulan, sokağa atılan, çürük evlerine geri döndürülmeye mecbur kılınan Wan'lı depremzedelerden görülebilir bir ihtimal. Roboski'nin hemen hiçbir şeyi dile getirilmezken, katliam uluorta örtbas edilmeye devam edilirken çit çekme, sınırların yeniden daraltımı gayretinin her ne olduğunu ifşa edecek yalın acıdadır görünen / bilinmesi gerçekten şart olan bir ihtimal. Bu ülkede yaşatmak yerine zulmederek hükmetmeyi tercihen önceleyen önceleyen dışarısı neyse içerisinde de bu tahakkümü sürdürmeyi daha da genişletmeye çalışan bir akıl tüm vaatlerin nasıl kısa süreli olduğunu göstermektedir.

Erk hemen hiçbir şey söylemse de mekanizmanın nasıl ağır bir yıkımı şekillendirdiği sürdürdüğü yine yeniden tanımlandırdığı artık bir ihtimalden fazlası hakikatin öznesidir. Her gün karşılaştığımız bir mizansen değildir. Kuşkusuz şüphe muhteviyata eklenerek, fitne gibi saptamalar çoğaltılarak, biteviye aklı hakir gören tespitler atılıp tutulurken siyasanın sahnesinde bütün bunların kalıcı neticeleridir hepimizin paylaştıkları, hepimizin payına düşürülenler. Geçtiğimiz cuma günü Gever'de tahrip edilen gerilla mezarlarına karşı düzenlenen protesto gösterisinde Mehmet Reşat İşbilir ile Veysel İşbilir'in hayatlarının ellerinden çalınmasıdır üzerine uzun uzun yazdıklarımızı kısaltıp özetleyen, durumun perişanlığını ortaya koyan ve o payımıza düşürülen! Unutturulduğu, geçilip gidildiği sanılan doksanlı yılların yeniden aramıza katılmasıdır. Sözüm ona geçmişin acılarını sonlandıracak, nihayetinde barışacağız diye umut vaat edenlerin hayatlarımızı görmemize müsaade etmedikleri kör şiddetle yeniden buluşturmaktadır. Her an ölmeye hazır bekletilen / acıları yaslarının hiçbir öneminin olmadığı yüzlerine bildirilen insanlara reva görülenlerin hangi boyutlarda olduğunu gösteren bir yaradır.

Gever bir yıkımın devlet eliyle kotarılan cehennemin sahnesi yapılır bir kez daha. Destan yazdıklarından bundan emin olunanların ellerindeki kanı göstere gelmektedir Gever'de İşbilir'lerin başına getirilenler. Hedef haline dönüştürmenin kırımın bir iki saatte nasıl aktarıldığının neticenin de nasıl hazin bir son olduğunu yineleyendir. Bütün olan biten tam da en başından kotarılırken emir eri medyanın bir tane bile hizasını bozmayan, gerçeği bildirmeyen dahası önemsemeyen örtbas edişler karalamalar meydana çıkar. Bir sual edilmesinden, iki sorgulanmasından, üç sisin aralanması için çabadan uzak, uydurulan kılıflar ile resmi tezin birleştirilmesidir. Yıllar sonra bir mezar taşının ya da bir köyün yok edilmesinin ve yakılmasının, ortaya çıkan onca tahribatın, kıyımın aynı özensizlikle unutturulmaya çalışılmasıdır bu bahiste denk getirilenler. Yıllar sonra kayıplarına dair tahkikatın ancak ite kaka açılabildiği bir ülkeyiz özetin özeti. İnsanlığın komple tahribatına ön ayak olunmasıdır hazin olan. Ne sadece Gever'den biliyoruz bunu ne sadece Roboski'den. Ne sadece Wan'dan tanıyoruz bunu ne de Merdin'den. Ne Amed'den aklımıza getiriyoruz bunu ne de Adıyaman'dan.

Her an, her şekilde; her an her düzlemde, her an her yakalanan fırsatta yok etme çabasıdır bizlere hemen hiç unutturmayacak olan. Vakti zamanında ne eylenmişse işte bu coğrafyanın halklarına bugün artık giderek üzeri örtülmeye ihtiyaç bile duyulmaksızın halklarla yeniden buluşturulmasıdır düşündürücü olan. Ölümlerin, kıyımların el üstünde tutulduğu artık emin olduklarından her dem bahis açılan yüzleşmenin doğrusunun nasıl yapılacağını! bildiren devletin kaydı bir kez daha yazılıyor. İleri demokrasinin polisiyle kurduğu tahakkümü zorbalığı onlar ha'bire yazmaya devam ederken biz hep bir yerlerden hatırlıyoruz. Ölü ele geçirmelerin, kontrolden, denetimden çıkan kitlelerin, isyana duranların nasıl gerisin geriye sıraya sokulmaya çalışıldığını, ayar çekmelerin arkasından ne geleceğini biz çok iyi biliyoruz. Gözlerin önünde cereyan eden, vuku bulan, rast getirilen her seferinde bu kadarı da olmaz denilirken daha fenalarının yolu çizilen, açılan bir mesele dönüştürülmektedir. Yanlı taraflı bildiğini okumaktan şaşmaz bir akıl normatifi linç etmektedir. Kaderiniz bu çekeceksiniz, daha bütün bunlar başlangıç diye vaaz olunurken eşiğin dibinde yeni yıkımlar kotarılmaktadır. Korku sabitlenmekte, sabık fikriyat her sözün, tahayyülün önünde dur imini oluşturmaktadır. Korkuyu ekarte edebilmek, onların taktiklerini açığa çıkartarak, söze ve sese daha fazla sahip çıkarak mümkün olacaktır. Bizlerin özgürlüğü gelecek tahayyülüne ulaşma erki ancak çokluğu yeniden tanımlayarak bunca had bildiriminde, fecaat ve kıyımla eylenenleri fark ederek, bilerek ve sorgulayarak mümkün olacaktır. Hatırlamaktan başka bir çıkışımız yoktur.


 
>>>>>Bildirgeç


Veysel İşbilir ve Reşit İşbilir…

Onları polis bir protesto gösterisinde öldürdüğü için tanıdık. Tıpkı 19 yaşında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ı ya da Ethem Sarısülük’ü tanıdığımız gibi… Biri 34 diğeri 32 yaşındaydı. Birinin 4 diğerinin 2 çocuğu vardı. Polis ‘yasadışı gösteriye’ müdahale etmek için havaya ateş açmıştı ve Veysel ile Reşit uçabildikleri için bu kurşunlarla ölmüşlerdi. İyi yakalamışlar çünkü ön otopsi raporuna göre, Reşit İşbilir’in 6 kurşunla, Veysel İşbilir’inse 2 kurşunla yaşamını yitirdiği ortaya çıktı.

Ülkenin İçişleri Bakanı” Yüksekova’da polisimize yakın mesafeden 50 uzun namlulu silahla saldırıldı, polis havaya ateş açtı 2 gösterici öldü.” Açıklaması yaptı. Medya “göstericiler polise ateş açtı” dedi. Ve birçok insan buna inandı hatta alkış tuttu. Tıpkı daha önceleri olduğu gibi… Oysa bu ülkede çok değil 6 ay önce Gezi Direnişi diye bir şey yaşanmıştı. Ve günler süren o direnişte tüm ülke (ya da ülkenin yüzde ellisi) basının ve devletin tüm açıklamalarına rağmen polis şiddeti denen şeyin ne olduğunu öğrenmişti. Ülkenin batısında olduğunda şiddet olan, zulüm olan şey ülkenin doğusunda yani Kürt illerinde yaşanınca değişmez. Karşının taksisi misali karşının solculuğunu yapıp yaşadığınız zulmü kendinizden menkul görmenin zamanı ve mekanı Gezi ile birlikte bitmiştir.

Devlet şiddeti memleketin neresinde olursa olsun devlet şiddetidir. Kürt illerinde yaşayanlar bunu yıllardır biliyor çünkü neredeyse her gün yaşıyorlar. Ülkenin batısı bu şiddeti 6 ay kadar önce yaşadı ve gördü. Zulme karşı direnmek meşru ve haklı olduğu için onbinler günlerce sokaklarda polis şiddetine karşı direndi. Ve o süreçte oluşan bu direnme bilincine Gezi Ruhu denildi…

Gezi eylemlerinin üzerinden 6 ay geçti. 6 ay insanlık tarihinde uzun bir süre değildir. Ve hiç kimse 6 ay önce yaşananları unutmuş falan da değil. 6 ay önce memleket sokaklarında yaşanan polis şiddetinin de izleri hala duruyor. 6 ay önce sorulan sorular da orta yerde duruyor. Şimdi Gezi’de sokağa çıkan yüzbinlerin önemli bir kısmının şimdi yanıtlaması gereken başka bir soru var…

Veysel ve Reşit Balıkesir’de polis tarafından öldürülseydi “ama onlar da terörist” denecek miydi? Yoksa zulme karşı direnmenin meşru olduğu bir kez daha hatırlanacak mıydı?

Devlet zulmünün Doğusu-Batısı, Kürdü- Türkü, haklısı- haksızı olmaz. Zulme sessiz kalan ise biraz insanlığından olur. Böyle bir zulümde hala ölenin kimliğine bakıp acı paylaşma hesabı yapıyorsan kardeşlik safsatalarını kenara bırakıp o çok korktuğunuz bölünmenin aslında çoktan başlamış olduğunu kabul etmeniz gerekir.

Ve kim olursa olsun bir insanın polis kurşunuyla hem de 6 kurşunla öldürülmesi cinayettir, suçtur, zalimliktir. Bu zalimliğe kılıf bulmaya çalışmak daha büyük zalimliktir. O tetiği çeken elden farkın kalmaz.

Acıyı ulusa göre ayırıyorsan, zulmü ulusa göre ayırıyorsan zalimden farkın kalmaz. Sen de zalimsindir.

Ey acıyı tasniflendirip, ulusuna göre şekillendiren akıllar… Siz böyle ayırdığınız için Abdullah Cömert öldü.

Uğur Kaymazların ölmesi karşısında sustuğumuz için Ankara’nın orta yerinde vuruldu Ethem. Eteklerinde Ceylan’ın kemiklerini toplayan annesinin acısına ortak olmadığınız onu görmediğiniz için Ali İsmail Eskişehir’de sokak ortasında döve döve öldürüldü. Ve şimdi yine siz Veysel’in ve Reşit’in ölümüne sustuğunuz için başka bir yerde polis birini daha öldürme hakkını kendinde bulacak. Ve o belki bir gün sizin çocuğunuz olabilecek…

Şimdi bu yazıyı okuyup benim objektif olmadığımı söyleyenler olacaktır. Evet değilim… Bir günde iki kişinin polis kurşunuyla öldürüldüğü ve insanların sustuğu sonra o iki kişin cenazesinde bir kişinin ağır yaralandığı bir yerde ben objektif olamıyorum. İyi ki de olamıyorum.

Bir kız çocuğunun babasının mezarına kapaklanıp ağladığı yerde ben objektif olamıyorum. İyi ki de olamıyorum.

Objektif olacaksak, siz “Biz Kürtleri ne vakit düşman görmeye başladık? Neden, ne kadar zalim olduk, bizi kim böyle yaptı?” Diye sormakla başlayabilirsiniz.

Gerçekten objektif olmaktan bahsediyorsanız “cezaevleri neden siyaset yapmak isteyen bu meseleyi demokratik yollarla çözmek isteyen Kürt siyasetçileri ile dolu” diye sormakla başlayabilirsiniz.

Geçmişte yaşananları saymazsak iki ölüye ve onlarca yaralıya rağmen Kürtlerden hala makul olmalarını beklediğinizi sormakla başlayabilirsiniz.

Barış, dayanışma ya da Gezi Ruhu öyle çağırmakla gelen bir şey değildir.

Barış, 20 yaşında vatan sağ olsun diye üniformalar giydirilip kendi yaşındaki kardeşlerini öldürmeye gönderilen ve üzerinde kırmızı bayrakla evlerine gönderilen gençler için üzüldüğünüz kadar üzerine bombalar, kurşunlar yağdırılan Kürtlere üzülmediğiniz için gelmiyor.

Dayanışma, “Askerlerimiz kaçırıldı, binlerce şehidimiz var” deyip acı yarıştırdığınız için olmuyor. Çünkü bu savaş ölmekle bitmeyecek. Ki en çok Kürtler öldü ve hala ölüyor. Ve unutmayın gerilla cenazelerinden sonra sizin evleriniz taşlanmıyorsa az öldükleri ya da evlatlarını sizin evlatlarınızdan daha az sevdikleri için değil; gerçekten barış istedikleri içindir. Yani sizin acınız daha büyük değil onların acısından onların ki tevekkül.

Kendi yaşadığınız acıya ağlıyor, kendi yaşadığınız zulme başkaldırıyor ve direnmeyi meşru görüyor fakat başka bir coğrafyadaki zulmü mazur ve haklı görüyorsanız tutarlılık konusunda sakatlanmışsınız demektir gidin ruhunuzu bir doktora gösterin.

Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir insan hem ırkçı hem de sosyalist, hem şovenist hem de demokrat olamaz. Hiçbir yerinde hiçbir insan hem dayanışmacı hem duyarsız olamaz. Kesin bilgi yayın bunu…

En fazla 12 yaşında bir çocuk güçlükle ayakta durabiliyor, babasının mezarına kapaklanıp ağlıyor ve babasıyla son fotoğrafı bu mezar taşında oluyorsa; siz bunu duymuyor, görmüyor, umursamıyor bu acıya ortak olmuyorsanız sonra “bu çocuklar neden taş atıyor, molotof atıyor” diye sormayın.

Son söz… Gezi Ruhu dediğiniz şey Gewer’e kadar ulaşmıyor orada yaşanan katliamı görmüyor, susuyorsa o ruha Fatiha okuyun bitsin gitsin.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün tamama erebilmesi, kelam olarak ortaya atılanların işitilmesi ve ortaklaştırılması ile mümkündür. Söz, bahsin çoğaltılması için mevzunun anlaşılabilmesi için bir anahtardır. Leyla ALP'in Jiyan için yazdığı Karşının Solcusu ya da Gezi Ruhu başlıklı makalesi de bizim bu sınırda eylediğimizi tamamlayan bir devam metnidir. Uzun uzadıya ve bazen ağır tonlu, kelime oyunlu yazma çabasındansa bu tarz şamarlara daha fazla ihtiyacımız vardır bir ihtimal uyanabilmek için. Leyla ALP'in ve Jiyan.org'un anlayışlarına binaen bu meramı sizlerle paylaşıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Devlet Dersi - Ali Murat İRAT - Birgün
Vasiliadis: Faşizmin Halka Vereceği Hiçbir Şey Yok - M. Ali ÇELEBİ - Özgür Gündem
Vasiliadis: Cumhuriyet Yakarak Geldi - M. Ali ÇELEBİ - Özgür Gündem
Njdo / Njdeh - Aris NALCI - T24
GBT: Gel Bakalım Tosun! - Ali Duran TOPUZ - Radikal.com.tr
Kurşun Atan Silah Paslanmaz! - Sparta Kürt - Radikal.Blog
Devletin Öldürme Alışkanlığı - Çetin YILMAZ - Jiyan
Gever’de Bir Mevsim - Evren Barış YILDIRIM - Fraksiyon.org
Bu Sokaklarda Polis Var… - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Demirtaş: Hakkari'de Analar Ağlıyor - Ünsal ÇAKİN - DHA-Radikal
Yüksekova'daki Olaylardan Notlar - Yüksekova Haber
Yüksekova'da Polis 2 Kişiyi Katletti - ANF
Kardeşini ve Yiğenini Kaybeden İhsan İşbilir'den Barış Mesajı - Ömer OĞUZ - Yüksekova Haber
Roboski Sınırına Tel Örgü Çekiliyor - Diyarbakır Haber
Akdoğan: 'Polis Türkiye’yi Demokratikleştirdi' - Cumhuriyet.com.tr
Şaşırmayın - Murat UYURKULAK - Özgür Gündem
Bebek Öldürmek Görev Tanımı Oldu - Remzi BUDANCİR - Taraf
Asker'in 'Dur' Ateşinde 7 Yaşındaki Ela Hayatını Kaybetti - ANF
Mardin'de Kayıp Kişiler İçin Çalışma Başlatıldı - Hürseda
Jandarma ve Emniyet Yine ‘Özenle Kaçındı’ - Kemal GÖKTAŞ - Gazete Vatan
Ape Musa'nın Katili Hâkim Karşısında - Yüksekova Haber
JİTEM Okulu! - Özgür Gündem
Şırnak Katliamı ve Sonrasında Ankara'da Neler Oluyordu? - Doğan AKIN - T24
Bitmeyen Yas:Barzan - Nurcan BAYSAL - NB' Blog
Depremzedenin Çilesi Bitmiyor - Umut YEĞİN - Evrensel
Van'da Üşüyen Minik Bedenler... Fotoğraf Albümü - İdris YILMAZ - Yeni Özgür Politika
Ali İsmail Korkmaz Davasında Sanıkları Yozgat'a Kaçırdılar - Ceren BÜYÜKTETİK - Birgün
Önce Eskişehir Sonra Kayseri - Gazeteport
Dersim’den Ethem’e Farklılığın Mağduriyetidir Yaşanan! - Emek EREZ - Radikal.Blog
Ethem Sarısülük Davasında Mahkeme Heyeti Çekildi! - İnsan Haber
O Mahkemeler Bu Mahkemeler Değil - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Evrensel / Nor Zartonk
#HakanYamanaNeOldu?: Uluslararası Af Örgütü - Çağlayan Adliyesi & Galata Kulesi - Fatih PINAR - Vimeo
Mustafa Ali Ameliyata Hazır - Mustafa Ali Tombul'a Destek Blogu
Gezi Sandığa Sığmaz - Foti BENLİSOY - Can ATALAY - FB' Tumblr
Gezi Bellek Platformu - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Ali İsmail’in Bilinmeyen Yazısı: İnsan Tektir, Hürdür, Dizginlenmemelidir - Elif ÖRNEK - soL
Yargı Reformu, Büyük Abi, Uyuyan Savcımız.. - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Gezi, Hrant Dink, Taksim, Eşcinseller: Bir Paketin Anatomisi - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Hrant Vurulduğu Yerde Yatıyor Hala - Akın OLGUN - Birgün
İhaleye Çıkarılmış Cinayet - Özgür MUMCU - Radikal
Koalisyonu Erhan Tuncel Mi Kurtaracak? - Fatih YAŞLI - Jiyan
Faili Meçhul Cinayetler Nasıl Gizleniyor? - Tarık Ziya EKİNCİ - T24
AKP'nin Diyarbakır Adayı Ensarioğlu'nun Roboski Gafı: Dobrovski'nin Hesabını Soracağız - T24
Dobroski'ye Gittim, Gelmeyebilirim... - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Dersim Cellatları İlk Kez Konuştu - Müjgan HALİS - Taraf
"Dersim Katliamı"nda Kimyasal İzi - Murat AYDIN - CNN Türk
İsmail Beşikçi'den Tarihi Çıkış: Dersimliler Kürtlere Yapılan Soykırımı Unutmuş, Kerbela'nın Yasını Tutuyor - Yeni Ülke Haber
Ne Zaman Havaya Ateş Açılsa Bir Kürt Vurulur - Barış YILDIRIM - Fraksiyon.org
Kahreden Şu Sessizliğe Bir Son Verin - Velat DEMİR - Özgür Gündem
Erdoğan Soykırım Anıtına Gitmeyecekse... - Orhan Kemal CENGİZ - Radikal
Nearly A Century After The Armenian Genocide, These People Are Still Being Slaughtered In Syria - Robert FISK - The Independent
Taylan ve RedHack - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Kıraç: ‘Türkiye’de Hapishaneler İnsan Deposuna Dönüştürüldü’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Adalet Bakanı’ndan İtiraf: 2 Bine Yakın Tutuklu Öldü! - Jiyan
Her Soruya 'İnşallah!' - Ayşe SAYAN - Cumhuriyet.com.tr
Avukat Kozağaçlı'ya Gözaltında İşkencenin Fotoğrafları - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Gazeteciye Cezaevi Aracında Darp - Bianet
Yalanın Perdesini Yırtmak İçin…- Füsun ERDOĞAN - Bianet
'KCK' Basın Davasında Savunma Süresi Kısaltıldı - ANF
22 Yeni Vicdani Retçi - Ercan Jan AKTAŞ - Bianet
‘Demokratikleşme Paketi’nde Hak Mücadelesine Hapis Cezası - İnsan Haber
Kaçınılmaz Olanı Daha Ne Kadar Erteleyeceksiniz? - Barış SULU - LGBT Haber
Mahkemeden R.Ç. Davasında Geri Adım - ETHA
Bir 'Uyuyan Hakim' Skandalı Da İzmir'de: Madem Uyuyorum Uyarsaydınız - İsmail SAYMAZ - Radikal
Uyuyan Savcıya HSYK İncelemesi - soL
Uyuyan Heyeti Çekenlere Suç Duyurusu - Hürriyet.com.tr
Erdoğan’ın Masasının Üstündeki Dosya - Cahit MERVAN - Sela Sor
Demirtaş: Hâlâ 5 Kamerayla İzleniyoruz - Deniz ZEYREK - Radikal
Dershane, Cemaat, Siyaset, Laik Devlet ve Aleviler - Murat AKSOY - Yeni Şafak
Bayram Balcı: Cemaat CHP'yi Desteklemez - Mahmut Hamsici - BBC Türkçe
Ümit Kardaş: Hükümet 'Fişleme' Yaparak Nitelikli Suç İşledi - T24
Neşe Düzel'den Hükümete Çok Ağır Yazı - Aktif Haber
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan Basın Açıklaması - Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı
Artık Dokunabilirsiniz Arkadaşlar! - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Arsan: "MGK Belgesi Yayınlamak Gazeteciliktir" - Elif AKGÜL - Bianet
Ters Köşe: Erdoğan'a Karşı Yeni Cuntanın Kirli İttifakı! - Cem KÜÇÜK - Yeni Şafak
AKP Kurucularından Kemalettin Göktaş'tan Erdoğan Bayraktar'a: "Kabahat Sende Değil, Seni Bakan Yapanda!" - CNN Türk
TTB: Özel Fişlemeye Razı Olmadan Düşünün - Muhalefet.org
"Savaş Gerçek Ama Biz Bunu Hatırlamak İstemiyoruz" - Cansu TECİR - BiaMag
Çocukluk Coğrafyası - 6 / Böyle Yaşamak Olur Mu? - Hakan TUNÇ - Radikal.Blog
Mesele Sormaktır, Yaşayacak Mıyız? - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Eğitime ‘Soy Kodu’ Engeli İdare Mahkemesi’nden Döndü - Ferda BALANCAR - Agos
Milli Eğitim Bakanlığı "Alevilik" Soruşturması Yapan Müfettişlerini Savundu: "Hukuk Tekniği Gereği Soruldu" - Başka Haber
“Gezi”ci Kadınlar Tartışıyor - Kadınların Kurtuluşu
TOKİ İnşaatında 6 İşçi Göçük Altında Kaldı - Evrensel
Diren Madenci... - Hakan Şevket TELKES - GazeteA24
ODTÜ’de Taşeron İşçilerin Sorunları Konuşuldu - Sinancem ALİKOÇ - Evrensel
Sendikalaşan İşçilerden E-Devlet Şifrelerini İstiyorlar… - Jiyan
“Yıkım Değil Kırım”: Selçuklu Belediyesi Göçmenlerin Evlerini Kar-Kış Demeden Yıktı - Sendika.org
Kapitalizmin Ekoloji Tahribatına Karşı Küresel İsyan! - Dünyalılar.org
Karapınar’da Tarım Havzası Kömür Havzasına Dönüşüyor - Yeşil Gazete
3. Köprü ve Çevre Yollarının Yapımı İle Binlerce Ağacın Kesildiği Eyüp'teki Orman Kıyımı Görüntülendi - Başka Haber
Ahmetler Kanyonu Issızlığına İnsan Eli Değdiğinde (I) - Bülent ŞIK - Yeşil Gazete
Rojava Direnişini Selamlamak İnsanlığın Gereği - Pakrat ESTUKYAN - Agos
Rojava’da Özgürlük Çok Yakın - Serkan KURT - Erdoğan ALTAN -  Diha - Özgür Gündem
Salih Müslim: Özgür Suriye Ordusu Diye Bir Şey Yok - Aydın BARAN - Jiyan
ABD’nin Sonbaharı Ortadoğu’da Mı Olacak? - Süleyman ALTUNOĞLU - Fraksiyon.org
Q&A: Arundhati Roy On India Editor 'Sex Case' - BBC News
Edward Snowden Revelations Prompt UN Investigation Into Surveillance - Nick HOPKINS & Matthew TAYLOR - The Guardian
Capitalism: The Right Way To Promote Democracy - Zachary KECK - The Diplomat
Ukraine: What's Going On, And What Does It Mean? - Peter STORM - Libcom
Rada Speaker Rybak Invites Ukrainian Politicians To Roundtable On Monday - Voice Of Russia
An Impromptu Uprising: Ethnographic Reflections On The Gezi Park Protests In Turkey - Collective - Cultural Anthropology
L’unité de l’AKP ébranlée - Samim AKGÖNÜL - OrientXXI
'Medyada Nefret Söylemi ve Ayrımcı Dil' İnceleme Raporu - Mayıs - Ağustos Dönemi - Hrant Dink Vakfı
Tek Parti Döneminde Kapatılan Cesur Gazete: Nor Or - Sevag BEŞİKTAŞLIYAN - Agos / Şapgir
“Saroyan Ülkesi” Vizyonda - Ayşegül OĞUZ - Bir + Bir
Saroyan Ülkesi - Janet BARIŞ - Arka Pencere
Angelopoulos: Vizöre Uzun Bakış - Haydar TAŞTAN - BiaMag
‘Fethiye Çetin Tarihi’ - Yıldırım TÜRKER - Özgür Gündem
Köken Ergun: Kitle ve İktidar - Şadiye DÖNÜMCÜ - BiaMag
Şimdi Ne Olacak? - Begüm BAĞDAŞ - KaosGL - Academia
Jacques Derrida İle Söyleşi: Gelecekteki Adalet İçin - Lieven DE CAUTER -Sadıkyalsizucanlar.net
Mehmet Akbaş: Almanya’dan Dünyaya Yayılan Ortadoğulu Bir Ses - Özgün ÇAĞLAR - Agos
TK 1727 - Deneme Bir Ki... - Selen GÜLÜN - SG' Blog
Pierre Soulages İçin Olası 21 Patika . . . - Uygar Asan - UG' Blog
[Jean-Luc Godard] Bir Artı Bir - Futuristika
Hannah Arendt’s Failures Of Imagination - Richard BRODY - The New Yorker
Trenin Önüne Atlayarak İntihar Eden Japon Ressamın 24 Rahatsız Edici Tablosu - Jakumetsu - Haberself.com

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Temporary By Wordboner via Flickr

>>>>>Poemé
Sinemalarda İki Rüya Birden - Sezai SARIOĞLU

bu gece sinemalarda iki rüya birden
hangi rüyayı oynatsa makinist
anemin gözleri şangır şungur
         şark karışık,garp taşlık
         insana hangi şarkılardan gidilir

bu gece camlarda iki perde birden
hangi perdeyi oynatsa kuklacı
ellerinin işaret parmağı kırgın
         dallar yokuş, dağlar iniş
         aynalara hangi yüzden gidilir

bu gece rüyalarda iki film birden
hangi sevinci görse nafile çocuk
beş dakka ara ve gazoz ferahlığı
          gurbet hüzzam, sıla klasik
          az'lara hangi fasıldan gidilir

bu gece afrika'da iki menekşe birden
hangi çiçeği oynatsa hayali küçük ali
gülhane'de nazım açan ceviz ağacı
          imgeler asi, şairler doğuştan siyahi
          afrika'ya hangi cazdan seksek gidilir

bu gece sinemalarda iki anne birden
hangi çocuğu oynatsa yazlık yağmur
devletbabalar sinemasız reisicumhur
anneler faslı, çocuklar dahilden gazel
          annelere hangi çocuklardan gidilir


bu gece aşklarda iki aşık birden
hangi öpüşmeyi efsunlasa aşık
her alışkanlığın sonu evvel ayrılık
aşklar kandırma kuvveti, aşıklar su
           aşklara hangi aşıklardan gidilir

bu gece düşlerde iki şiir birden
hangi şiiri yorumlasa acemi şair
evvel şairin sonra şiirin kalbi kırık
ölümler leyli meccani, kuşlar azınlık
          askerlere hangi annelerden gidilir

bu gece devrimlerde iki devrimci birden
hangi devrimi ağlasa çok bilmiş devrimci
devrim ölür annesinin şarkılarına gömülür
her aşk devrim her aşık devrimci
devrimlere hangi aşklardan gidilir

Yaratım, Mart-Nisan 2004

Kaynakça: Şiir Akademisi

No comments: