Monday, December 16, 2013

Deuss Ex Machina # 478 - solpor do bosque

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_478_--_solpor do bosque

09 Aralık 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Nick Hudson - Home / Bad Atoms (Child) (Antithetic Records)
2. Nick Hudson - Bring Out Your Dead (Antithetic Records)
3. Cihan Murtezaoğlu - Talihsiz Merdiven (Karga)
4. Savaş Cağman - Yerde Yagmur Delikleri Var (Karga)
5. Daire 2: General Gramofon - Kesit (Kesif) (Offprint)
6. Teyp Quartet - Ömür Sayacı (Offprint)
7. Vondelpark - California Analog Dream (R & S Records)
8. Vondelpark - Seabed (R & S Records)
9. Haraket - Taint (Melodica Recordings)
10. Haraket - Attgo (Melodica Recordings)
11. The Orb - Ghostdancing (Cydonia Version) (Universal)
12. The Orb - Majestic (Heavy Mix) (Previously Unreleased) (Universal)

solpor do bosque
(478)

Oyunlar Düzeninde Yaşam Nerede!

İnsana her zaman en yakın olan, içinde insanın günlük yaşam uğraşmalarının olup bittiği alan “kamu” alanıdır. Gerek kamu ulaşım araçlarının gerek haberleşme araçlarının (örneğin gazetenin) kullanımında her öteki diğer ötekinden farksızdır. Bu ötekilerle-birlikte-olma’da insanın kendisi ötekiler içinde erir ve her ötekinin kendi farklılık ve özelliği artan biçimde ortadan kalkar. Bu “göze batmamazlık” ve “belirsizlik” içinde “herkes alanı” ve bu alanın egemenliği gelişir. Herkes neden hoşlanır ve nasıl eğlenirse, biz de ondan hoşlanır ve öyle eğleniriz. Sanat ve edebiyatı herkes nasıl okur, görür ve yargılarsa, biz de öyle okur, görür ve yargılarız. “Kalabalık”tan herkes nasıl kaçınırsa, biz de öyle kaçınırız. Herkesi öfkelendiren, bizi de öfkelendirir. Belirlilikten yoksun ve hepimizden oluşan “herkes” alanı, insana günlük varoluş biçimini dikte eder.

Herkes alanının kendine özgü nitelikleri vardır. Birlikte olmanın içerdiği mesafelilik, temelini, birlikte olmanın sağladığı “sıradan olma”da bulur. Sıradan olma, herkes alanını oluşturan özelliklerinden biridir. Herkes alanı, varlığını ancak sıradan olma ile korur. Neyin yapılıp yapılmaması gerektiği, neyin geçerli neyin geçersiz olduğu, sonuç ve başarının nasıl elde edileceğinin ölçülerini veren sıradan olma, bu ölçülerle herkes alanını ayakta tutar. Neyin göze alınabileceğinin sınırlarının önceden çizilmişliğinde, sıradan olma, önce çıkmak isteyen her türlü kural dışı’lığı gözetim altına alır. Her türlü üstünlük sessizce bastırılır. Özgün olan her şey hemen alışılagelmiş’in, çoktan bilinen’in düzeyine indirilir. Uzun çaba ve didinmelerle kazanılan her şey, çabucak kullanıma hazır duruma girer. Bütün sırlar güçlerini yitirir. Sıradan olma kaygısı insanın temel bir eğilimini, bütün varlık olanaklarının “tekdüzeleşme”si eğilimini açığa çıkarır.

Mesafelilik, sıradan olma, tek-düzeleşme, herkes alanının varlık tarzları olarak, “kamu”yu oluştururlar. Her türlü dünya ve insan görüşünü düzenleyen, her zaman haklı olan kamudur. Ve bu, kamunun, nesneler ile temele inen bir bağ kurabilmesi, “şeyler”i açıkça görebilmesinden değil, “şeyler”e girememesi, düzeyli ile düzeysiz, bozulmuş ile bozulmamış arasında hiç bir fark gözetmemesinden ötürüdür. Kamu her şeyi bulanıklaştırır ve açıklıktan yoksun olan’ı, bilinen, kolayca kullanılabilen bir gereç gibi ortaya sürer.

Herkes alanı her yerde hazır bulunur, ama insanın karar vermesi gerektiği yerde “herkes” ortadan çekilmiş, kaçıp gitmiştir. Ne var ki bütün kararlar önceden herkes alanınca verildiği için, herkes alanı insanın sorumluluğunu insanın üzerinden alır. Herkes alanı kolayca herşeyin sorumluluğunu yüklenebilir, çünkü bu alanda yapılıp edilmiş olanlardan ötürü hiç kimseden tek başına kendisini sorumlu sayması beklenmez. Yapılıp edilenlerden sorumlu hep “herkes”, daha doğrusu “hiç kimse”dir.

Böylece herkes alanı insanın günlük yaşam yükünü hafifletir, insanın yaşamayı kolaylaştırma eğilimine yardımcı olur. İnsanın varoluş yükünün hafifletilmesinde sürekli olarak insanın yardımına koşan herkes alanı, bununla sürekli olarak kendi egemenliğini sağlamlaştırır.

Herkes alanında her kimse ötekidir ve hiç kimse kendisi değildir. Günlük insanın kimliği sorusunun karşılığı olan “herkes”, insanın ötekilerle-birlikte-olma’sında kendi varoluşunda teslim ettiği “hiçkimse”dir.

Günlük İnsan ve "Onlar" Alanı - Martin Heidegger - Çeviri: Akın Etan Kaynakça: Ders Belgeliği Nisan 1999 Sayı 5

*****

Çok bilindik her dem aşina olunan, akla bir yerleşen hemen hiç ayrışmayan neredeyse her an burnumuzun dibinde, nefes alma mesafesinde bizi bekleyen, yakınımızdan ıramayan uzaklaşmayan sözün hemen her defasında boşa çıkartılması için uğraşın nelere tekabül ettiğini ortaya çıkartan bir gerçekliğin zamanındayız. Tahakküm boyunduruğunu kamusal olanın / alanın nezdinde şekillendirmeye devam ederken inatla tabi ısrarla biteviye sürdürdüğü tavrın devamlılığını irdeleyebileceğimiz bir zamanın sofrasındayız. Heyula devam ederken, dört yan birbirinden karmaşık hale getirilirken, kararlar yüceler tarafından indirilen eller, sus! yapan kollar, birbirilerine zarafetten kırılan sözcükler ile behemehal devreye konulurken, alınırken al gülüm ver gülüm siyaset oyunundan geriye kalanlar bütün bu meseli belirgin kılmaktadır. Hemen her an ve bir biçimlendirme, koşullandırma ve sınırlandırma gayretinin sürekliliğinin söz konusu edilebileceği bir zamandayız. Yerle yeksan edilen hakikatin toptan lağvedilmesinin yerine ikame edecek olan sahte gerçekliği de bir biçimde usulünden hızlıca uyumluluk gösterilmesinin zikredildiği, pratiğe döküldüğü bir zamandayız.

Ne derdimizin her ne olduğundan haberlidir erk-muktedir-iktidar, ne de aslında neden bahsettiğimizin farkı ya da idrakine ulaşmak çabasındadır. Ne gözümüzle gördüğümüzün yıllar yılıdır okunan masalların artık janjanını alaşağı ettiğini, bildiğiniz paketten geriye kalanın hezimet olduğunun idrakinin bunca uzaklarını bir hışımla arşınlıyorsak bu çabaların devamlılığı, aralıksızlığı yüzündendir. Günler günleri kovalarken sözüm ona aynı cümleleri kuruyormuşuz gibi görünürken içimize batmaya devam eden can kırıklarının müsebbibi olanların kendilerine toz kondurmama hırslarını, göz ardı etme huylarını göstere gelen bir mefhumdur bugünün ülkesi. Şimdi farkındalılığın değil olabildiğince hızlı bir biçimde suskunlaşmanın el üstünde tutulduğunu ortaya çıkartan karşılaşmaların makamındayız. Zinhar bir şeyler söylemeye gayret etsek de bütün bunların boş birer hezeyandan ötesi olmadığını, yersiz bir kaygı olduğunu bildiren bir ana akım ile çevriliyiz şimdi bugünün ülkesinde. Çokluk paralize, terörize edilebilir bir mesel olarak ele alınırken yaşadıklarımızın alayının / bir dolusunun bunu derinleştiren bir çıkmazı kotardığı zamanlardayız vesselam.

Söylemek için sırayı bozmadan dâhil olabilmek için o yüksekler, ulular, kendilerini kutsallaştırıp ayrıştıranların dünyasında yüzde doksan dokuzun her ne olduğunun ve neye asıl bunca yandığının sözcüklerinin arayışındayız birlikte ve tek başımıza. Bütün paramparça eylenirken ne orada, ne burada ne şurada yapılanlara dair net / kesintisiz / dolambaçsız bir söz ya da cümle kurmaya tenezzül edilmezken tüm saklananların nasıl yara yaptığı ve her yanımızı kanatmaya devam ettiğini kanıtlamanın arafındayız. Malum kanıtlanmaksızın hiçbir şeyin doğrusunun anlaşılamadığının bildirildiği bir yerde bozuk plak gibi aynı teranelerin sürdürüldüğü, biteviye hınç ve öç almalar için yeni mesellerin ortaya çıkartıldığı dönülüp dolaşılıp Gezi'ye dair sözlerin bel altı vuruşların yinelendiği bir güncellikte geçmişte kalmayandır aradığımız. Üzeri örtülmesine karşın her gün başkaca bir biçimde karşılaştığımızdır meramımız. Bir gün değil her gün kendi doğrum diye ortaya çıkanların / bildiğimden şaşmazcılığın götürdüğü menzili irdeliyoruz. Görüyoruz ve anlıyoruz ki ne kadar karışık cümleler kuruyorsak da bir o kadar hezimeti anlatabilmek, vurgun dediğimizin, göstere göstere linç ettirmelerin ne olduğunu idrak edebilmek halen büyük bir sınav.

Kocaman karanlık bir gayya kuyusunun dipsizliğini her an yinelenirken, rantsal bölüşüm safhalarındaki gibi gün aşırı yeniden tanımlandırılırken en karışık cümleler bile bugünün erk-muktedir-iktidar algısının pejmürdeliğiyle harman ettiği öç almalarını net olarak anlamlı kılamıyor. Demeye çalıştığımız her defasında yarım konulurken, sözümüze kilit vurulurken, sokağımız elimizden alınırken, hayatımız çalınırken hepimize aynı sınırlar bir kere daha hatırlatılıyor. Kırmızıçizgileri her ne olursa olsun aşmayacaksın. İtaat edeceksin ve kanunlar diye ortaya çıkartılmış olan prangalanma / damgalanma ve fişlenme politikalarına sürekli boyun eğeceksin. Ne gak ne guk diyeceksin ne söz isteyecek ne kelamın peşinden gideceksin. Büyük devletualimizin sorgu, sual eden, bunca hiddeti uluorta sergileyen yapısını sorgulamayacaksın. E neye yaşayacaksın nasıl gidecek, geleceksin bu heyulanın içerisinde artık orası tam bir muamma. Muğlâklığın ehven olarak tanımlandırıldığı yerde ortak / müşterek / kamu her defasında tahrif olunur. Bizim ülkemizde de bunca gün sonra hala vandaldan, teröriste uzanan, yapılanları her türlü haklı çıkartma uğraşının, burada kem küm yurtdışına çıkıldığında alkışlanası bir demokrasi pratiği goygoyculuğunda maskaralık sürmektedir.

Yetenek sizsiniz yarışmasından zerre farkı olmayan bir mizansen ama her an yaralanma / tehdit edilme / tenkit edilme / can kaybetme riskini de ihtiva eden gerçek bir sınanış düzeneği ile hemhal oluruz. Bize dair söyleyebileceklerimiz bütün bu tekrar gibi görünenler değildir hiçte öyle değildir. Biz dediğimizin sınırları ne oraya, ne buraya, ne sadece şuna ne sadece buna ait / öznel bir resmediş, atfediştir. Bildiğimizi sandığımız devletin bilmediğimizi ortaya çıkartan her kötülüğünde bir kez, bin birinci kez daha ortaya koyduğu vurdumduymazlığının, tahakkümüne zeval gelmesin de gerisi nasıl olsa kolaylıkla, bir kaç iddianame, bir kaç kişinin daha adının anıldığı davaların ortaya çıkartılması ile hal ve yoluna konulabileceği sanılan bir demokrasi dersindeyiz. Demokrasiden geriye kalan her neyse onu da ileri ileri ileri diye şarlayıp duran, coştukça bendine sığmayan her defasında herkesi kucaklarken her nasıl, her ne şekilde hayatlarımızı gözetlediğini açık eden / sınırlarımızı hatırlatıp sinmemizi muştulayan, açık eden bir bakışımdır yüz yüze kaldığımız. Biz dediğimiz tam da bu danışıklı dövüşlerin meydanında, siyaseten en olmaz denilenlerin oldurulduğu bir menzilde asıl konuşulması gerekenlere dert yananları tasvir edebilmek için kullanılan bir çatı olarak değerlendirilebilir.

Bugünün ülkesinde hemen her şeye karşı bir alternatifi her durumda bir ters köşeyi ortaya çıkartan, her karşılaştığımız kıyamda bu daha başlangıç daha çekecekleriniz var yollu göndermelerin sürekliliğinde yaşayabilmeyi dert edinenlerdir biz. Yoksunlaştırılan, varsıl olduğu söylenip duran bir demokrasi anlayışının / eşitlik olgusunun / hürriyet mefhumunun / özgürlük bahsinin nasıl ikilemlere konulduğu, ikili davranıldığı tek tipleştirmenin nobran, hoyrat hallerine uymayanları da bir biçimde tenkitlere maruz bırakmanın açık edildiği bir ülkede yaşamak nedir bunun bahsinde olanlardır biz. Biz sınırları çoktan çizilmiş olan yukarıda atfettiğimiz edimlerin daraltımında ne yapmalı kısmını günü ve geceyi birbirine katarak sorgusuna düşenlerden olmaya çabalanıyoruz. Yarası bir türlü kapatılmayan, her defasında yokuşa sürülerek olan bitenin unutturulmaya çalışıldığı bir Roboski gerçekliğinde neredeyiz bunu anlamaya gayret ediyoruz. Oradaki kıyama yol verenlerin / emirleri uygulamaya koyanların fazla değil daha geçen hafta Gever'de üç kardeşimize daha eylediklerini biliyoruz. Sorgusuzluğu normalleştirirken işin doğrusu gerisini kurcalamayın yollu sus işaret ve işaretçileriyle yollar daraltılırken her gün ölmeye devam etmenin ne demek olduğunun acısında dolaşıyoruz.

Sözümüz hep havada bırakılırken bu ülkenin bir ihtimal tarihi boyunca görebildiği / görebileceği yegane kalkışmanın ortak aklın artık illallah dediği menzilin Gezi'nin dahilinde katledilenlerin davalarının nasıl sürüncemede konulduğunun örnekleriyle karşılaşıyor, yüz yüze kalıyoruz. Plastikleştirildikçe dokunulmaz / acıtmaz / değmez sanılan zulmün nasıl da içimizi kapsadığını görüyoruz. Birbiri ardına düşüyor insanlar, katlediliyor. Birbiri ardına geride bıraktıklarına hayatı dar etmeler bir sürekliliğe, aleni bir tavra dönüştürülüyor. Son kurban edilen Fadime Ayvalıtaş yeter mi!. Nefes kesildikçe, baskının daha da zorunlu hallerinin / etaplarının uygulamaya geçirildiği karışanın ya da görüşeni olmadığı için elini hiç korkak alıştırmayan bir ülkenin / muktedirinin / devletinin gerekli hallerde! insanlarını yok etmeye bunca hazır ve nazırlığı kıyamet değil midir? Bunca ağır gıybetin, hemen her yerde her gün tekrar edilen atfedişler ile boşa çıkartılmaya çalışılan isyanın nedenlerini birer ikişer ortaya döken zulme sahip çıkılması halen yaramızı kanatmaya devam etmemekte midir?

Bildiğini okuyanların bir yerde bir zaman aralığında değil her an ve her yerde ayrıştırmayı, direngenliğin ortaya çıkarttığı ortak uzamı / anlamı yerle bir edip yok etmek adına, acılarla yüzleşmek bir yana, hesap vermek diğer yana hiçbirisine hiç yanaşmadığını ilan ettiği bir zamanda yaşamak neye tekabül etmektedir? Fadime Ayvalıtaş'ın hayatını gasp edenlerin, Gever'de Bemal Tokçu'yu kolluk kuvvetlerinin elinden çıkanlarla katledenlerin, Wan'daki konteynır kentlerde yaşamları her gün daha zora konulan insanların, her yerde ve her zaman kırmızı çizgilerin arasına sıkıştırılıp sınanların yurdunda yaşam neye tekabül etmektedir? Farkında mısınız? Ehveni bir çıkmaza dönüştüren, acıyı son kertede pazarlanabilir bir mesel olarak belleyen, kanattığı her yarayı parasıyla değil mi böbürlenmesiyle azarlayan! Yerle bir ettiği hayatlara, kentlere, doğaya karşı sözcüklerini biri bitmeden bir başka cerahatle donatan bir akla / fikre karşı hayat ne demek hiç düşüğünüz oldu mu? Yoksunlaştırıldıkça varsıllığın maddi değil birbirinin sesini duyup, el eden, direnen, dayanışma çabasına düşen bir süreklilik olduğunun idrakine ulaşan halkın karşısında nereye kadar hayat çalınacak, nereye kadar masalların en güzelinde yaşadığımız yalanı savunulacaktır.

"Karnını doyuranlar, açlara seslenip gelecek güzel günlerden bahsediyor" diye yazmış Bertolt Brecht. Her günümüz bir öncesinden ve bir öncekinden ağır kurşuni bir griliğe tekabül ettirilirken özgürlük yok, adalet yalan, soykırım güncel, ayrıştırma baki kılınırken bu süreklilik halinde günümüze dahil edilirken, şimdi onun berikinin bunun yahut ta bilmediğimiz yerlerin değil hepimizin ortak uzamının yasını tutmak kalıyor bize. Bunca ağır yük ile yüzleşmek anlamak ne zaman. Kefaletlerin ödenebilirliği bu kısacık satırlara dâhil ettiklerimizin tamamını karşılayabilir, olumlanabilir bir şey midir? Anlamak için daha kaç kıyameti yaşamak, kaç kez daha sınanmak lazımdır. Jeton yuvarlaktır!. Çok uzun zamandır handiyse insanlık mefhumunun ilk adımı atmasından bu yana hemen her gün geliştirilen, dönüştürülen yapılıp yıkılıp, bir kez daha yola çıkılan, medeniyetin basamakları üçer beşer çıkılmakta iken bir an olsun el altından uzağa götürülmeyen oyunların refakatinde, hayatlarımız biçimlendirilmeye devam etmektedir. Devletlû aklının insandan nasıl bunca çabuk ayrıştığının, körleştiğinin, nasırlaştığının türlü çeşit örnekleri gündelikliğimizi çepeçevre sarmaktadır.

Her biçimlendirme ve her dönüşüm ihtirasların doğrultusunda yeni kutsalların yaratıldığı oyunlar ile şekillendirilmekte, atılan her hamle, vurgu yapılan her bir çıkarsama oyunun devamlılığı için bir yapıtaşı vazifesi göstermektedir. Gördüklerimiz bir mizansenmiş gibi görünürken sahnenin tümü ağır ağır oyununu sürdüren muktedir teslim edilmekte haddizatında. Bütünün yok edilmesi, çokluğun önemsizleştirilip saf dışı bırakılması mümkün kılınmaktadır. Her şeyden fenası da halkın tahayyülünün, hayallerinin, geleceğinin rehin edilebilmesidir. Oyunlar sürdürülürken sündürülen iyice çekiştirilen, fişlenen ve mihrak bellenen sözüm ona hep beklentilenen demokratikleşmenin, özgürlüğün gasp edilmesidir fenalığı daha da derinleştiren. Yok sayıp olmamış gibi davranarak hemen her durumda koruma kalkanlarını devreye sokup beklemenin sonu daha fazla çürümedir. Devletin bekası için gözden çıkartmaların orası burası, o ya da bu mesele fark etmez her an her yerde yeniden tanımlandırılmasıdır iş bu oyun meseli. Her gün başka bir uzamda değişimi vaaz ederken, gösterirken her şeyin yolunda gittiğini ilan edendir bu oyunlar döngüsü.

Bir süreklilik dâhilinde bir öncesinden bir sonrasındaki hamleye kadar bedbinliğin ve fenalığın rast getirilmesi üzerine şekillendirilen kavramların yerle yeksan, sözün dımdızlak ortada, naçar bırakılmasına müsaade edendir oyunlar. Bütün belagatin bir noktada, belirli bir sonuç olarak yaratılmasının / bildirilmesinin önünü açan bir mefhumdur oyunlar. Zaman bahsi bunca hızlandırılırken, devir koşar adım ilerlerken bazı şeylerin kasten değiştirilmediğini göstere gelendir oyunlar. Aynalanan, düz anlamıyla görünür kılınan acıların halen sürdürülüp, çekiştirilebilir, lime lime edilebilir bir mesel olarak ele alınıp tüm biyopolitik nesnelliğin, yeniden ve yetkin bir öç alma uzamını tanımlandırdığı bir sahnelemedir bu oyunlar. Hayatın kurban edildiği bir sahnedir. Hayat söz konusu edildiğinde hepimizin yerine karar mercii olarak kendini anlayan muktedirin bütün hiddetini boca ettiği / görünür kıldığı bir alandır oyunlar. İşte görmüyorsan sorun yoktur bahsinden her gün daha büyük yıkımlara yol verilen bir uzam inşa edilmektedir. Bilmiyorsan elbet vardır bir hikmeti düzleminden çıkarsamalar, tenkit ve tahakkümün bir aradalığını da enikonu göstermektedir.

Yol her nereye sorgusuna girişildiğindeki yekparelik tek parçalı tek dilli vb. söylemlerin nüfuz etmesini çoğaltılmasını olağan belleten bildiren bir güncellik kotarılmaktadır. Oyunlar arasız sürdürülürken asıl olan tragedyanın biteviye yinelenmesi, her sekansta basbayağı felaketlerin insan eliyle kotarılmasıdır. İnsan eliyle kalıcılaştırılmaya çalışılan yıkım, bozgun, yok etme ve tehcirin ve bütün bu bahis ve edimler gibi bir dolusunun muktedirin takdirine terk edilmesinin bunca kolay sağlanabilmesidir düşündürücü olan. Muktedir doğruların hemen her defasında yanlışlar, hakkaniyetsizce işlenen tenkitler bir dolu önlenebilir sorunların tam da yanında iki dudağının arasından çıkanlara göre şekillendirilmesidir oyunlar meseli. Yaşam her defasında taarruz edilebilir bir edim kılınırken yaşatmanın kurallara kayıtsız ve şartsız bir biat eliyle şekillendirildiği bir ülke gerçek kılınmaktadır. Çıplak gerçek tüm bu oyun düzeneğinin asıl neye istinaden yapıldığını imlemektedir böylelikle. Süre giden heyula dünün, öncesinin, bugün ve yarınların da devamlılığıdır. Bile isteye, batmaya devam ettiğimiz bataklığın ehven değil tam tersine hepimizi yutmaya hazır ve nazır bir simge olduğu ortadadır.

Basit cümleler anlatamaz kimi zaman. Kimi zaman yaşadığımızı, bu kırılmayı bunca oyunu, tezgâhı dosdoğru yaşayanın sözcüklerinden işitmek, tanıklık etmek lazım gelir. Bu yer bu dipsiz gayya kuyusu tam da böylesi bir mevkii olduğunun idraki o suretlerde saklıdır çünkü. Yadsınan önemsizleştirilen menzilin çoktan dışına itilen ötelenen şeylerin aslen neye meyil ettirdiğini oyun dediğimizin her ne olduğunu yekten cismanileştirmektedir. Bugünün ülkesinin topyekûn linçin kontrolünde yaşama vurulacak her kete olur vermekle şekillendirildiği, hamurunun karıldığı ortadadır. Gezi direnişi'nden bu yana gördüğümüz idrak etmeye ulaşmışsak da tepkimeyi nasıl dengeleyebileceğimizi bilemediğimiz tam da bu meseldir. Sabahından akşamına, akşamından sabahına apayrı kararların, hükümlerin, hınçların, kıyamların gerçekleştirildiği bir yer burası. Her defasında daha ağır ağıtları paylaşmaya devam ettiğimiz bir yer. Bedel istenip durulan bilahare hesabın o çok sözü edilen, sözüm ona savunulan halka kesilmeye, kurbanlara yeni kurbanlar eklenmesine zemin / sahne olan bir yer.

Durmaksızın, hiç bitmeyecekmişçesine zulümdür. Mehmet Ayvalıtaş'ın annesi Fadime Ayvalıtaş'ın yüreğine işleyen onu hayattan kopartandır zulüm!. Gever'de kıyametin kopartılmasının ardından hemen hiç kimsenin kılını kıpırdatmamasıdır zulüm. Bir iki üç istatistikî veri sanılmasıdır zulüm. Ölümlerin kanıksanabilir, alışılabilir bir mesel haline sıkıştırılmasıdır zulüm. Yara her yanı sararken, hala yayılırken Ethem Sarısülük davasında uyuyan hâkimlerin yeniden, gerisin geriye şaka değil gerçek mahkemeye iadeleridir, hükmü verecek olanlar olarak yollanmalarıdır zulüm. Dur ihtarına uymadıkları rivayet olunan 'dört yüz altmış altı' kişinin muktedirin on bir yıllık iktidarında vurulmasıdır zulüm. Yok yere değil her an her yerin zapt edilecek, yerle yeksan edilecek, kanatılacak ve işgal edilecek bir yer bellenmesidir esas zulüm. Yazgımız diye başa kakılanların Wan'da nasıl bir sonuca ulaştığının ibret vesikasında saklıdır zulüm. Zulüm sadece dün değil bugün sürdürülen ve yarına devredilen bir meseledir. Toplu kaybımız. Biz dediğimizin belirli bir sınırı değil hemen her şeyi ve yeri tastamam bir kelime karşılığı olarak ezme çabasıdır zulüm, mot a mot.

Dünü halen yaşamaya devam ederken günümüzü de enikonu tahrif edendir zulüm. Bitmeyecek bir yıkım gayretkeşliğinin tözüdür. Bir elin sürekli havada ya had, ya hudut ya edep ya ahlaktan bahis açanların bütün bu seremonilerde halka rağmen, halka karşı zorbalıklarına devam edebilmeleridir zulüm. Oyunları sürekli geliştirirken, yenileştirirken yok etme çabası ve güdüsünün nasıl halen önemsendiğinin acı bir tecrübesidir yaşadığımız günce. Analar hiç ağlamamaktadır içlerine biriktirdikleri ağıtlarla bir gün göçüp gitmektedirler bütün bunlar eylenirken. Güzel ölümlerin denk geldiği emekçilerin iş cinayetlerinin sayısı her daim artmaktadır sadece geçen ay beşi çocuk yüz yirmi sekiz isimsizin hayatlarının gasp edilmesidir bütün bunlar eylenirken. Wan'daki konteyner kentlerinin ne kaldıysa geriye, İzmir'in Roman mahallelerinin, İstanbul'un kenarının yaşayanına sıfır gelecek, yeni gelecek zümrelere ultra modern beton kabirlerin inşa edilmesine devamlılıktır bütün bu oyunlar, tezgâhlar arka arkaya sergilenirken. Adaletin içeriğinin, hukukun işlevselliğinin, özgürlük mefhumunun biyopolitik bir dönüşüme tabi tutulduğu, sonucun bir oyundan çok daha ağır bir yıkımı nihayetinde işlediği gelişmeye devam edildiği ortadadır.

Yaşamın her an ve bulunan her fırsatta bozguna uğratılması bütün bunlar uluorta eylenmesine rağmen kalıcılaştırılmaktadır. Yok sayılmalar, hakkaniyetsizlikler, tahakküm ve tecritler her kopan küçük kıyamette birbirine benzeyen karşılaşmalar bir dolu sözcüğün arasında yaşamaya çalışıyoruz. Acının tükenmediği her günün başka bir zalimane tavırla yeniden kotarıldığı bir küçük kıyametler yurdundayız. Yaşıyor muyuz bahsinin, robotik bir tepkime değil en başından bu yana savunduğumuz, paylaştığımız ortak olana / müşterek bir uzama sahip ülke tahayyülüne ne kadar uzak kaldığımız alenidir. Meydanda olan hayatlarımızın bunca gıybet-tehdit-tacizin altında bırakılmasıdır. Oyun-tezgâh şekillendirilmeye devam ederken düşünülesidir uzun uzun. Bu yolun sonu nereye varacak.

Ders almamız için! Büyük, kalıcı, yekpare hepsi birden hepsi bir arada oyunlar, tezgâhlar birbiri ardına sergileniyor. Büyük gösterimlerin içi dışı hep acıya çıkıyor. Her dem giyotin gibi kafamız üzerinde sallandırılan bir uyarana dönüştürülüyor. İkazlar, tehdit ve tahakküme dönüşürken oyun mütemadiyen erkin tahayyülüne göre şekillendiriliyor. Mağduriyet çoktan elden çıkmışken, gözden çıkartılmışken her gün o mevzilerden yeni bir girdap tahsis olunuyor. Söz önemsenmezken düne dair söylenip eylenenler çoktandır unutturulmaya çalışılırken oyunların cehennemi bir yeri bina ettiği ortaya çıkıyor yekten. Roboski'den, Lice'ye, Gever'e. Gezi'den, Gazi'ye, Amed ve Reyhanlı'ya, Wan'a her yer bu tıkış tepiş, ızdırap ile sınanıyor. Mahrumiyet katledilirken yaşam tefe konulurken, söz zayi edilirken, kıyılırken yaşamak için artık düşünmek ne zaman…



>>>>>Bildirgeç
Gewer’de İnsanlar Uçuyor! - Hakan TUNÇ - Halkın Nabzı

“İyidir uzun uzun düşünmek yitirilen hakkında bir şey söylemek için” Rilke

Gewer’de insanlar uçuyor! Öyle bir noktaya ulaşmışlar! Ne vakit polisler havaya ateş açsa insanların ölmesi bundan! Vakitli vakitsiz uçmalarından!
Hayır efendim, İçişleri bakanımızın dediği gibi değil mesele. Yakın mesafeden 50 uzun namlulu silahla bir saldırı yoktur ortada. Öyle saldırı olsa, saldırının olduğu noktada ülkenin güvenlik teşkilatına yönelik en ufak bir saldırı olsa, bir burun kanasa bunlar en büyük puntolarla yazılmaz mıydı? Geçmişte olduğu gibi kişinin özel hayatına ilişkin deşifreler yaşanmaz mıydı? Varsa çocuğunun yetim gözlerinin fotoğrafı çekilip TV’lere, gazetelere meze yapılmaz mıydı? Kimbilir kaç aylık evli olduğu yada görev süresinin dolmasına kaç gün kaldığının reklamı yapılmaz mıydı? Duygu sömürüsünün en güzel pasajlarını; yitirilmiş yahut sakatlanmış bir hayatın en afili şekilde tasarlanmış kolajlarını tam da bu zamanlarda yaşamamız bir tesadüf değil.
Ama işte olayın aslı öyle değil! Bütün olay Gewer insanının uçmasında. İşte hal minval bunun üzerinedir. Uçmamış olsalar, polisler iki el havaya ateş açtığında nasıl ölsünler! Gewer insanı hunharca uçmaktadır! Ne vakit gökyüzünde dolaşan bir kurşun görse yem sanıp üzerine atlamaktadırlar!
Yakın geçmişte bir sosyal sorumluluk projesi olarak bir kampanya başlatılmıştı. Sakızlarımızı yerlere atmamamız üzerineydi. Kuşlar onları yem sanıp yiyorlardı. Nesilleri tükenme noktasına kadar varmıştı. Lütfen duyarlı olalım. Havaya ateş açmayalım, açanları uyaralım. Gewerliler ve bölge insanları kurşunları yem sanıyor!
Marcel Proust hakikatin sadece bellekte biçimlendiğini söyler. Siz olayların bu şekilde geliştiğini düşünürseniz öyledir. İnsanlar 50 uzun namlulu silah kuşanıp yakın menzilden saldırıya geçmiş diye düşünürseniz öyledir. İnsanlar uçabiliyor diye düşünürseniz öyledir. Her ne düşünürseniz öyledir. Aksi bir şey sizi ikna edemez. Zihninizde kurduğunuz sizin gerçeğinizdir, inandığınız şeydir o. Ve inançların değiştirilebilirliği pek mümkün değildir. Belleğinizin putlarını kim kırabilir sizden başka!
Çocukken tek kanallı bir televizyonumuz vardı. Sonradan öğrenecektik onun bir televizyon değil mezbelelik olduğunu. Bir gündelik yaşamımız vardı, gerçeğimiz; bir de o kara kutunun içindeki dünya. Anadolu’dan Görünüm diye bir şey vardı. Şey diyorum çünkü anlamlandıramadığımız ama bir dünya anlam yüklenmiş bir mesajlar bütünüydü bizim için. Sırf insanlar gerçeği başka bir şey sansınlar diye üretilmiş bir proje. Başarılı da oldular. Misal şimdi siz Gewer ve tüm Kürdistan’da insanların uçabildiğini düşünüyorsunuz, buna inanıyorsunuz. Gerçeği belleğinizde böyle biçimlendirdiniz çünkü.
“Başlangıçta karanlık vardı.” diyen Klaus Mann haklı ama o karanlık başlangıçla kalmadı, hala sürüyor. Simsiyah bir zift gibi duruyor…
İnsanın can parçasının bir mezarının bile olmayışı kadar acı bir şey yoktur. Daha da acısı belki can parçanızın parçalarının konduğu mezarının tahrip edilmesidir. Siz bunları yaşamadınız belki. Ama bunu bir düşünün, size olsa ne yapardınız?
Bunu yaşayanlar için; “Bir daha asla dolu olmadı yaşam / karşılaşmalarla, yeniden görmelerle ve devam etmelerle,” Rilke

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün tamama erebilmesi, kelam olarak ortaya atılanların işitilmesi ve ortaklaştırılması ile mümkündür. Söz, bahsin çoğaltılması için mevzunun anlaşılabilmesi için bir anahtardır. Her gün yeniden başlarken, yeniden yola çıkarken elde kalanların neler olduğu ve nasıl bir ülke gerçekliğine mahkum edildiğimiz bir kez daha anlaşılmaktadır. Hakan TUNÇ'un kaleme aldığı Gewer'de İnsanlar Uçuyor başlıklı makale de bu minvalde hatırlatıcı bir paylaşımı gerçekleştiriyor. Anlı şanlı otuz dört yıldır yalan söyleyen medyanın, erkin yancısının hemen hiç dikkate almadığı hayatlara dair bir paylaşım, sessiz bir avazı kotarıyor. Görmek isterseniz, bilmek isterensiz diyerek TUNÇ ve Halkın Nabzı Gazetesinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.



..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Ölüm Takvimi - Çetin YILMAZ - Jiyan
Tezgah - İsmet Ulaş DENKLİ - Fraksiyon.org
“Çocuklar Siyasi Tutuklulardır” - Kürşad KIZILTUĞ - Uzunçorap
Öfkeli Sondacılar - Yıldırım TÜRKER - Özgür Gündem
Netameli Aydır: 'Fadime Ayvalıtaş... Veysel, Reşo ve Bêmal... Deprem Yaşamış Yoksulzedeler...' - Vahap IŞIK - Radikal.Blog
Kalplerimiz Mezar Yeri - Ercan KESAL - Birgün Pazar
Çok Öldük Be Anam Çok Öldük - Berkin Elvan İletişim Blogu
“Belki De Bir Ağacın Yaprağında” - Uğur PARILDAK - Vagus.TV
Fadime Ana’dan Fadime Ana’ya Anneler Tarihi… - Umur TALU - HT.com
Fadime Ana İçin... - Alınteri.org
Katliam Yaparak Barış Olmaz - Esra ÇİFTÇİ - Yeni Özgür Politika
İnfaz Üçe Çıktı - Kültürel Çoğulcu Gündem
Bemal Tokçu’yu Binler Uğurladı, Cenaze Sonrası Polis Saldırdı - Sendika.org
Sancar: Gever’deki Olağan Şüpheli Emniyet İçindeki Cemaat - Zeynep KURAY - ANF
İmralı'dan Gever'e Sürecin Provokasyon Kapıları - Ali TOPUZ - Radikal
Gever’in Haklı Gerilimi - Zilar STÊRK - Özgür Gündem
78 Saattir Mahsur Kaldığı İpek Yolu'nda Doğurdu, Bebek Donarak Öldü! - Mardin Arena
Vanlı Depremzedeler: Ölüme Terk Edildik - Evrensel
Depremzede Mi Yoksa? - Senar ATAMAN - Radikal 2
Muktedirin Dili ve Davranışı Üzerine - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Lice’den Gever’e Gezi ve Kürtler - Onur GÜNAY - Toplum ve Kuram
Gever’den Wan’a - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Özgür Medya
“Roboski’nin Failleri Hala Korunuyor” - Jiyan
Kalk Roboski'ye Gidelim Sevgilim - Hacer EROĞLU - Mardin Life
Zeki Kılıçaslan: Gezi Bir Devrimdir - Soner ÇETİN - İnsan Haber
Meclis'te “Neden Öldürüldüler” İsyanı - Yurt Gazetesi
Ali İsmail Korkmaz Davası İçin Anayasa Mahkemesi'ne Başvuruldu - İsmail SAYMAZ - Radikal
Erdal Eren'e Bugünkü Sıra Arkadaşından Mektup Var! - soL
Bu Cinayetleri Unutacak Mıyız? - Özgür MUMCU - Radikal
PKK'li Diye Katledilen 2 Kişinin Sivil Olduğu Belgelendi - Bestanuçe
‘Haberin Var Mı Taş Duvar?’ - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet.com.tr
Naklen İnfaz - Yılmaz ERKEK - Özgür Gündem
Kışanak: Anayasa Mahkemesi Kararına Rağmen Vekilleri Tutmak Suçtur - Yeni Özgür Politika
Katliamların Dili Tektir; ‘Devletçe’ - Gökçe ŞAHİN - Fraksiyon.org
Lawyer: #Turkey Trying To Whitewash 1992 Killing Of #Kurdish Intellectual Musa Anter - Rudaw.net
Ahmet Şık'tan Fethullah Gülen'e 25 Soru: "Cemaatin Nihai Hedefi Nedir?" - Başka Haber
AKP, Cemaat, Dershane, Kız-Erkek - Tanıl BORA - Birikim
Erdoğan Merkezli Akp ile Gülen Cemaati'nin İktidar Savaşı - Dr. Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
Turkish Politics: Erdoğan vs. Gülen - The Economist
'Çoklu Kriz Ortamı' -  Murat ÇAKIR - Yeni Özgür Politika
Meclis’te Bütçe Görüşmelerinin İlk Günü: Herkes Milli İradeye, Milli İrade Halka Karşı - Sendika.org
Siyasetin Geri Dönüşü - Ayşe BUĞRA - Post-Express - Bilim Akademisi
Did Someone Say Elections In Turkey? (Turkey Local Election Coverage 2014, 1) - Louis FISHMAN - Istanbul - New York - Tel Aviv
Soldefter’de Gün Zileli ile Röportaj: En Büyük Tehlike, Yeniden Seçim Oyunlarına Katılmak - Sarphan UZUNOĞLU - GZ' Blog
HDK-P ve Akıldaki Sorular - Betül YARAR - Bianet
Sırrı Süreyya Önder ve Toki Mevzusu - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
40 Liralık Haberle Çamur Atmayın Memlekete! - Nida KARABAĞ - Sendika.org
Demand For Women-Only Buses In Istanbul - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Türkiye Genelinde Elektrik Kesintileri Kapıya Dayandı - Ayşegül AKYARLI GÜVEN - Kerim KARAKAYA - WSJ Türkiye
Evsizler: 11-12 Aralık 2013 Zeytinburnu Spor Kompleksi / İstanbul - Fatih PINAR - Youtube
‘Gezi Parkı’ İddianamesi Tamamlandı - Milliyet.com.tr
13 Yaşındaki Çocuğa Gezi Davası: Ya Hapse ya da Yuvaya! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Savcılar Tutuklamaların Yüzde 97'sinde Gerekçe Göstermiyor - T24
Turkiye'de Tutukluluk Uygulamaları Araştırması İle İlgili @civilvvars'un Notları - Kaynak: Ceren Sözeri
Füsun Erdoğan'dan Egemen Bağış'a - Elif AKGÜL - Bianet
Prof. Ferhat Kentel, Konuştu: Evet, Beni ve Altı Kişiyi Tutuklayacaklardı - İsmail SAYMAZ - Radikal
KCK ve Oda Tv Savcılarından Yanıt - Aktif Haber
Sadece İnsan Olmak Yeter Aslında - Gülseren YOLERİ - Yeni Özgür Politika
Kerpiç Kerpiç Üstüne Kurdum - Mehmet Sait AYDIN - Birgün
Barış Umutları ve Kayserili Marissa Küçük - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Dünya Hepimize Yeter (Mi?) - Hakan TUNÇ - Radikal.Blog
TTK Ermeni Meselesini Araştıran Öğrencileri Fişlemiş - Emre ERTANİ - Agos
Turkish History Body ‘Profiling’ Scholars Working on Armenian Issue: Report - Vercihan ZİFLİOĞLU - Daily News
Zıplamak ile Aşmak - Karin KARAKAŞLI - Agos
İnsan Hakları Günü’nde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’ye Ceza - Yeşil Gazete
#10Aralik - 2013 Yılı İnsan Hakları Durum Değerlendirmesi - İnsan Hakları Derneği
Avrupa'nın En Büyük İnsan Hakları Sorunu - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Avrupa'da En İyi Siyaset Malzemesi Roman Karşıtlığı - Nilay VARDAR - BiaMag
Pendik’te Yaşayan Romanlarla İlgili Acil Eylemimiz Hakkında - Acil Eylem - Af Örgütü
Aktaş: Süryani Köylerinde 'Toprak Soykırımı' Yapılıyor - Sedat SUR - ANF
Avrupa Konseyi Türkiye'yi İnsan Hakları İhlalleri Konusunda Uyardı - Menekşe TOKYAY - SES Türkiye
JİTEM Resmi İlan Verdi - İshak KARAKAŞ - Halkın Nabzı
Kişisel Bilgilerimiz Ellerinin Altında - Sendika.org
RedHack/Hacktivizm: Yurttaş Gazeteciliği mi, Soruşturmacı Gazetecilik Mi, İfşaat Mı? - Savash PORGHAM - Vivahiba.com
Temsili Demokrasiden Tehditli Demokrasiye - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Gitti Üst Düzey General Geldi Üst Düzey AKP'li - Ahmet HAKAN - Hürriyet.com.tr
Laik Devlet Özgür Toplum için Aydınlardan ve Siyasetçilerden Bildiri - Dilfiraz DEĞERLİ - Vişne Haber Ajansı - Türkiye Gerçeği
Kadın Örgütlerinin İnkâr Politikası - Hidayet Şefkat TUKSAL - Serbestiyet
Medyanın Cinsiyetçilik Karnesi - Viral Mecmua
UNICEF: Dünyada 230 Milyon Çocuğun Kaydı Yok - Femin Kurd
Molla’nın İdamı ve Bangladeş - Ceyda KARAN - Taraf
Al-Qaeda-Linked Rebels Kidnap 120 Syrian Kurds - Watchdog - RT.com
Whose Sarin? - Seymour M. HERSH - LRB
Türkiye'de Suriyeli Göçmenler ve Müstakbel Entegrasyon Meselesi - İhsan ÇETİN - Birikim
Americans Killed By Cops Now Outnumber Americans Killed in Iraq War - Matt SAVOY - The Free Thought
Ukrayna Neyin Kavgasını Veriyor? - Rahmi YAĞMUR - Mamed MUSTAFAYEV - ANF
University Of London Protest: Students Protest Across City - BBC News
Police Violence Won't Stop This New Alliance Of Stu & Workers - Laurie PENNY - The Guardian
If Nelson Mandela Really Had Won, He Wouldn't Be Seen As A Universal Hero - Slavoj ŽIŽEK - The Guardian
Hadjian: Ermenilik Kültürel Bir Mesele - Sevag BEŞİKTAŞLIYAN - Akunq
Türk Irkı Var Mıdır Yok Mudur? - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
Yerevan'da Ne Oldu? - Aris NALCI - Radikal
Ռագըփ Զարաքօլուն հրատարակել է «Հայոց ցեղասպանություն. ականատես վերապրողների վկայություններ» գիրքը. «Խղճիս դեմ չեմ կարող գնալ» - Panorama.am
Paylarına Nar Ağacı Da, Darağacı Da Düşen Bir Halk Süryaniler - Zeynep TOZDUMAN - Femin Kurd
Sevan Nişanyan: ‘Bu Memleket Bizim, Sana Yer Yok’ Diyorlar - Emre ERTANİ - Agos
Dünyayı Bölen Utanç Duvarları - Maxime AZADİ - ANF
Çılgın İstimlak - Serkan OCAK - Radikal
Ahmetler’de Direnişin Zaferi - Doğu EROĞLU - Birgün
İş Hayatı - Patlıcangil - Ekşi Sözlük
Kıdem Tazminatı Fonu Tartışması ve İş Güvencesi - Doğan KESKİN - Bianet
Sosyalist Hayallerimiz, Bir ‘Orta Sınıf Ev Köpeği’ Beklentilerini Aşmak Zorundadır! - O. GÜRSEL - Günzileli.com
Ece Temelkuran Neden Bizi Sevmiyor ? - Deli Gaffar - Deli Gaffar'ın Notları
Dalkavuk ve Soytarı - İlhan SELÇUK - Radyotucu.com
Akdaş vs Türkiye (No 41056/04) - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Basın Bildirileri - Avrupa Konseyi TR
Suçları Doğru Tanımlayalım - Ahmet İNSEL - Radikal 2
Tutunamayanlar’dan Ne Kaldı? - Burçin ACAR - Neşe Rüzgarı
Şimşek: Yazarın İlham Kaynağı Disiplindir! - İlhami - Yazı Evi
Kılıç Artığı - Ali TOPUZ - Utay
Acılar Yarışır… - Barış YILDIRIM - Fraksiyon.org
Başkalarının Acısı - Barış ATAY - Birgün
Gördüklerimiz… Yaşadıklarımız… Kırılganlığımız… - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
memento vivere. - Nükhet SEZA - Zatracenie
Akademik Dünyanın Beşikçi'ye Özrü: Boğaziçi'nden Fahri Doktora... - Sesonline
Žižek: Git ve Sözlerimi Çarpıt - Çınar OSKAY - Hürriyet Pazar
2/5BZ aka Serhat Koksal At Tracks ARTE-Programm 19.10.2013 via berbatullaz
Anarşiyi Güçlendirmek: İktidar, Hegemonya ve Anarşist Strateji - Tadzio Mueller - Siyahi! - Futuristika
Rancière: Sanat, Estetik ve Kuram - Alparslan NAS - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Norway Is Digitizing All Its Books And Making Them Free To Read Online - Adrianne JEFFRIES - The Verge


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
we are al_l_one By aesthetics of crisis via Flickr

>>>>>Poemé
Yirminci Yüzyılda - Samih EL KASIM

Öğrendiydim nefret etmemeyi
yüzyıllar boyunca,
beni zorla yoldan çıkardılar:
Fırlattım oku suratına koca yılanın,
çarptım ateşten kılıcı canavar tanrının suratına.
İlyas Peygamber yaptılar zorla beni
yirminci yüzyılda.

Öğrendiydim ağıza almamayı
sapık düşünceleri
yüzyıllar boyunca.
Bugün yapıştırıyorum kamçıları tanrılara,
o tanrılar ki gönlümdeydiler, kutsaldılar,
sattılar benim halkımı iki pula
o tanrılar
yirminci yüzyılda.

Öğrendiydim kapalı tutmamayı
konuklara kapımı
yüzyıllar boyunca.
Ama bir gün açtım
gözlerimi ve gördüm ki
neyim var neyim yok yağma Hasan'ın böreği.
Ve gördüm ki asmışlar karımı,
ve yavrumun sırtında
na şöyle şöyle
yara izleri.
Konuk değilmiş onlar, anladım, düşmanmışlar.
Mayınlar, bıçaklar topladım eşiğimden.
Sonra ant içtim bütün yaralarım adına:
Atmayacak eşiğimden adımını, dedim,
bir tek konuk
yirminci yüzyılda.
Bir şairden başka bir şey değildim
yüzyıllar boyunca
tanrıdan medet uman.

Oysa şimdi ben
bir volkanım,
yirminci yüzyılda.

Patlayan bir volkan!

Çevirenler : A.KADİR - Afşar TİMUÇİN
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: