Monday, January 13, 2014

Deuss Ex Machina # 481 - isimsiz bir akıl / sıfatsız bir ses

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_481_--_isimsiz bir akıl / sıfatsız bir ses

06 Ocak 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Marsen Jules - XII (Oktaf)
2. Marsen Jules - IX (Oktaf)
3. As If - Morning This Morning (Biorecordings)
4. As If - Sudden Stillness (Biorecordings)
5. eMMplekz - Invoices In My Head (Mordant Music)
6. eMMplekz - Raining With Piss (Mordant Music)
7. Function - Psychic Warfare (Vatican Shadow Remix) (Ostgut Ton)
8. Function - Inter (NSI Remix) (Ostgut Ton)
9. Rowl - Egipto (ASC Remix) (The Crescent)
10. Rowl - Someone (The Crescent)
11. Pev & Asusu - Remnants (Livity Sound)
12. Pev - Aztec Chant (Livity Sound)

isimsiz bir akıl / sıfatsız bir ses
(481)

Modern Zamanların Yıkıcı Tahakkümünde Hayat Nedir

"Siyasal alana doğrudan saldırı

Terör örgütlerinin yanlış yorumlanan mantığını ele almaktansa, terörle karşı karşıya kalmış bir toplumun, bir iktidarın tavırlarını ele almak, bu olguyu daha iyi aydınlatır.

Terör, yalnızca kendini ifade edecek siyasal alan bulamayanların, alan bulamamaktan doğan bir sapması değil, varolan siyasal alanın kendisine yöneltilen bir protestodur.

Amaç her zaman gizli, fark edilmez olmaktır. Modern dünyanın “açıklık”, “saydamlık” etiğinin ta kendisine doğrudan bir saldırıdır. Zira bu etik Gorbaçov'un Glasnost politikasından bu yana salt kendi içinde bir değermiş gibi benimsenmekteydi. 

Yüzeyde kal!

Modern siyaset alanı, her şeyin yüzeyde yer almasını istiyor. Herhangi bir derinlik, gizlilik, herkesin anlayabileceği bir şekilde basitleştirilmeyen, vülgarize edilmeyen her şey katlanılmaz görülüyor. İşte bu gün siyaset, bu derin düşünce, ahlak ve anlayışlardan sakınma pratiğine dönüştü.

Terörü bir sahte siyaset biçimi olarak dışlamak, modern rejimlerin ikiyüzlülüğüdür. Bu ikiyüzlülüğe modern rejimler tarafından güdülen halkların, terör karşısındaki şaşkınlığı ve sessizliği de karıştı. Bugün kendisinden iktisadi ve siyasi alanda hiçbir şey beklenmeyen devlet, yalnızca terörü ortadan kaldırma rolüyle meşrulaştırmaya çalışıyor kendini.

Üç kutup

Masumiyeti temsil eden halk, iyiliği temsil eden devlet ve kötülüğün kendisi olan terör örgütü... Bu üçleme, modern siyasal alanın üç kutbunu oluşturuyor. Ama devlet, iyiliği yalnızca “temsil eder”, iyilik kendine ait değildir.

Halk ise kendinden masum değildir. İktidar tarafından kendisine hizmet edilecek bir amaç olarak ilan edilmiş varlıktır. İnsanların üzerine bu masumiyet, ancak suça ve teröre karışarak atabilecekleri bir yüklem olarak yapışmıştır.

İşte terör bu “masum” etiketini vuran faaliyet biçimidir. Terörist eylem her zaman doğrudandır; “anlamsız” olduğu düşünülebilir ama herhangi bir etkiye yol açmadığı söylenemez. Bir itirazı, bir adaletsizliği işaretler ama açıklama ve ortadan kaldırma gayreti değildir.

Kadim devlet

Doğrudan olumsuz eylem, maruz kalanın gözünde yalnızca olumsuzluğu görülen, lanetlenmiş bir eylem türüdür. Doğrudan mı yoksa dolaylı mı olduğuna ilgi gösterilmez. Çünkü modern dünyanın olumlu olumsuz her türlü eylemi, “doğrudan” olmalıdır.

Modern dünya, böylece dolaylı olanı dışlar. Tanrı insan sürülerinin sadece yaratıcısı değil, çobanı olmalı, onları her an ve her yerde gütmeli, kendini onlara adamalıdır. Hükümet, yalnızca halkı gütmekle kalmamalı, ona hizmet etmeli, güvenlik ve rahatlığını sağlamalıdır.

Asırlardır var olan kadim devlet, kendini meşrulaştırmak için “hizmet” ödününü verir. Terörizmin, doğrudan olumsuz eyleminin karşısında, devletin doğrudan olumlu eylemi meşru görülür.

Weberyenlerin, devletin tek meşru şiddet mirasçısı olduğunu söyleyip durmaları bundan. Şiddetin doğrudan mı yoksa dolaylı mı olduğu üstüne kafa yormamışlardır tabii."
( Ulus Baker - "Devlet İyiliği Temsil Eder, İyilik Yapmaz" başlıklı makalesinden)  

******

Her şeyin sıradan olağan bildirildiği bir yerde gün aşırı aklın sınırlarında pek ihtimal verilmeyecek şeylerin gerçekleştirildiği, gündem haline dönüştürüldüğü bir yapımın içerisindeyiz. Aklımıza gelmeyenlerin başımıza getirilmesinin, hemen her ne olup bitiyorsa bütün bunların artık gözümüzün önünde alenen yapıldığı bir tragedyanın tanıklığındayız. Aklın devlet nazarında, gözetiminde nasıl dönüştürülmeye çalışıldığı, nasıl tekinsiz ve umarsız bir biçimde yeni ülke tasvirinin bütün bu kaos ile şekillendirildiğini / dönüştürüldüğünü görebilmek mümkündür. Kanıksatılmaya çalışılan erkler arasındaki kavganın / didişmenin vesair anlamlarla bütün tenkitlerin / uyarıların nihayetinde faturasının kime kesileceği ortaya çıkmaktadır. Halkın tahayyülünün değil, halka rağmen bildiğini okumaktan hemen hiç sakınmayanların; her şeyi yaparken, ederken, biçimlerini yeniden dönüştürürken bu demokrasi mefhumunun esas sahiplerine karşı etmediklerini yarına koymamalarıdır görünen. Görünen köy kılavuz istemezse de karşılaştıklarımız birbirinin devamlılığını oluşturan epey bir süre sessiz sedasız kalmış olan erk olma aday adaylarının yahutta tek yetkili olmayan hükümranlık heveslilerinin eylediklerini yekten cismanileştirmektedir. Kalıcı bir hegemonya, suskunluğun arttırıldığı, daha fazla ses edenin geriye bırakılmadığı, her defasında hedefe konulacak yeni isimlerin bulunabileceği bir deney sahasının kendisidir. Bir ülkenin kolayca zapturapt altına alınabilmesinin hemen her gününün başkaca bir tahakküm ile donatılmasının ve hemen ertesi gün bütün bunların unutturularak yeniden yola koyulabilir olunmasının üzerimize biçtiği karamsarlıktır değinmeye çalıştığımız. Devlet dediğimiz mekanizmanın ipleri yahut da kontrolünü elinde tutanların açıklarını değil bilakis yaptıkları fenalıkları nasıl hevesle üzerini örtme gayretine düştükleri görünebilmektedir o aralıkta. Ortada henüz Gezi direnişi'nin kıvılcımı, esamesi bile olmadığı günlerden bu yana süregelen bir çabalanımdır. Her defasında yapıp etme kisvesi altında yıkıp yok etmenin yollarının arşınlandığı bir uzam karşımızda yapılandırılmaktadır. Karışan ve görüşenin olmadığı bir yerde her şeyin tastamam yöneten konumuna ulaşmış olanın(!) iki dudağından dökülecek olana göre şekillendirildiği bir kurgudur bu bahsini etmeye çalıştığımız. Her şey olur kısmı sağlamlığından kendince hiç şüphe etmeyen bir iradenin(!) bütün o tantana ile duyurulan sıfatının altında nasıl alttan alta kendi bildiğini eyleyebilmek için hinliğini kullandığını ortaya çıkartan karşılaşmaları muhteviyatında barındırmaktadır. İşte bu ülke böylesi bir sınırlara eskisinden de çok sahip çıkıp, olur olmadık kırmızı çizgiler icat eden yeni kurallar koyan, hırsızını bile kollayan, adaleti alt üst edip kendisine bağlı kılmaya gayret edinen bir yapı süre kısıtlaması olmaksızın durmadan yinelenmektedir. Ne de olsa durmak yok yola devam ve hedef ikibin yirmi üçtür sağlamlığına kendisinin bile körü körüne bağlandığı irade ve takipçilerinde. Sirayet edenleri her defasında parçalarına ayrıştırdığımızda, her meseleyi enikonu mercek altına aldığımızda devletin sahibi olarak konumlandıranların bugünümüzü nasıl şekillendirmekten bir adım öteye yarını da tastamam kilitleme konusuna çabalandığı anlaşılacaktır. Yerle bir edilen eskiye dair olan vesayetçiliğin haki yeşilinin bugün laci takım elbiseler içerisinde sözüm ona modernleşmiş ama zihniyeti de, uygulamaları da eskisinden hiçbir farkı ya da değişikliği barındırmayan bir tahayyül karşımıza çıkmaktadır. Aleniyette hırsızlar kollanmaya devam ederken devletin paralelinden düpedüzüne kadar birbirinden farklı yüzeylerinin kavgaya tutuştuğu zikredilip durulurken asıl kopan fırtına hala halka dair olan mesellerdedir. Erk kavgasının miadı da buraların büyük abisinin / doğal hamisinin sözlerine göre şekillendirilecekken kendiliğinden halkın sözcükleriyle zamansız Gezi Direnişi sırasında savunageldiği şeffaflık / açık seçik bir biçimde halka sorarak / sorgulayarak / işiterek ve anlayarak ilerlemenin pek de söz konusu edilmeyeceği hatırlatılmaktadır. Biçimlendirme halkın beklentisi / ses ettiği yanlışları bizatihi sahip çıkarak şekillendirilen bir zamanı göstermektedir. Bunca pespayelik bir kadrajda daimileştirilirken, bir yerde kalıcılaştırılırken “Dünün tabularını aşıyoruz artık.” lafı “Bugün yeniden o tabuları da yenilerini de eyleyeceğiz ve hiçbiriniz gık diyemeyeceksiniz”e çıkartılmaktadır. 

Nihayetinde doksan yıllık cumhuriyet tarihinin handiyse tamamında savunulan ötekileştirmelerin, azınlığın haklarının savunulmasının (dinsel-etnik bir ayrım değil memleketin erki olamayan herkes) önüne set çekilmesinin, duyulmamasının devamlılığıdır karşılaştığımız. Bugünümüz dünden fena eylenirken sadece ortaya çıkanları üst üste dizdiğimizde lobilerden, fobilere, kutsiyet atfedilmiş iradelerin aslında neleri sakladığını ortaya çıkartan bir korunaklılık sahanlığının icad olunduğu meydana çıkmaktadır. Senin benim sokağımda ettiğim, eylediğim, yaşadığım, yahut da avare avare dolaştığım yerlerin birer ikişer rant için daha fazla maddiyat için peşkeş çekilmesinden okunabilir bunlar. Her yerin dönüştürülebilir olduğu yanılsamasında iyisini değil mutenalaştırma adı altında kentlerin kimliksiz beton bir ormana dönüşümünün yolları aranmaktadır. Bir yerde gerçekleştirilen bir başka yerde de eylenebilmesi için zamanlamalar kollanmakta o içeri alınıp da bir gün sonra salıverilen bacanaklar gibi ensesi kalın haramzadelerin rahatlarının devamlılığı için şartlar olgunlaştırılmaktadır. Bir darbe söyleme tutturulup gidilirken esas darbenin bunca hırsızın elbirliğiyle eylediği yaptığı şeylere sessizlik olduğu unutturulmaya çalışılmaktadır. Yediğimiz fırçaların, “Herkes haddini bilecek!’ şarlamalarının esas menzili buradadır. Herkesin hırsızı ayrıdır. Kimisi daha bir el üstünde tutulasıdır tabi ki yedirilmeyecek olandır, böyledir. Ol bahiste bunca hadsiz hayasızın eyledikleri meydana paldır küldür dökülürken gerek iktidar partisinin gerek cemaatin türlü pislikleri, el altında göz yumdukları göstere göstere ilan edilmekteyken, darbe kimedir farkında mısınız? "Küfürbazlık" diye bir meslek erbaplığı varsa onu da layığıyla en iyi şekilde ben icra ederimci vekilin meclis denilen yeri ahır zannetmesinin uçan tekmelerle bir yerde bağlılığını kanıtladığı salvolarının paralelinde yargının da hacamat edilmesinin söz konusu edildiğinin idrakına ulaşır mısınız? Her bahiste demokratikleşmenin on iki eylül artıkları ile rezilliğin mimarları olarak tescillenmiş olan katillerin adalet önünde hesap verecekleri anayasa referandumu döneminde bolca köpürtülüp dile dökülmüşken bugün en az onlar kadar fenalarının açıklarının örtülmesi gayretkeşliği, yasamayı yargıyı ve yürütmeyi bir arada tek elde, tek bedende, tek partide toplama heveskârlığının ardı karanlık değilse nedir, nasıl okunmalıdır? Adalet konusunda yedirilmeyecek olanların hep hırsızlar olduğu bahsinde ilerlenirken, devletlu gözünde hırsız oldukları zikredilen ne de olsa yiyecek bir lokma için kaçağa gitmek ülkede alenen gran'tuvalet çalmaktan daha ayıplanası bir şeydir! Roboski katliamanının nasıl Askeri yargı elinde aklandığının, takipsizlik kararı verildiğinden okuyabilmek mümkündür. Otuz dört insan öldürülürken / ölüme sevk edilirken pijamalarıyla evinde oturan kimyasal kod adlı genkurun kılını bile kıpırdatmadan katliam emrini tam ve eksiksiz yerine getirmesinin hesabı nasıl sorulacaktır. Dahası bu kararla birlikte Roboski, Ankara'nın karanlık dehlizlerinde bırakılmayacaktır diye avaz avaz zikredenin gözetiminde hesapsız konulması en büyük, en çok yürek burkan hırsızlık değil midir? Vicdanın pespeye bir plastik duyarlılığa entegre edildiği, orada geriye bırakılan insanların başlarında zorbalığın hemen hiç eksik edilmediği 'gerçek tastamam gerçekliğini muhafaza ederken alenen bunca kepazeliğin ardı her ne olacaktır, sorabilir miyiz? Yekten tutturulan düzenin bekaası adına iç edilecek, sümen altı eylenecek daha kaç dosya olacak dahası kaç yaranın akıbeti böyle belirsiz konacaktır. Süreçlerden süreç beğendirilirken her güne bir lobi faaliyeti bir kesimin lobiciliği ilam olunurken oradan buradan her yerden, bir şekilde kanamaya devam eden, işte Roboski gibi kıyamların akıbeti her ne olacaktır. Bir şekilde maddiyatın ötesinde gerçek birlikteliğin köküne kibrit suyu asıl bu mesellerde, asıl böylesi zaruri hesap vermelerin gerektiği yerlerde suskunlaşmalar değil midir? Hepsi birden hepsi bir arada ülkenin rotasını / şeklini şemalını demokrasi sınırlarından çok öteye onu ütopik bir merhaleye taşırlarken biz sıradan olan halklar / müesses nizama karşı ne yapacağız ne yapmalıyız? Düşünmek için çok vaktimizin kalmadığı artık meydandayken bir zahmet eder miyiz? Kelamımızı yergiler için kullanmak, tıpkı eleştirilen muktedirin ağzından örnekleri kendimize benzetmeden kelamı paylaşıp, derdi görünür kılabilecek miyiz? Hasılı kelam sadece bir örnek değil, sadece bir yeri vuran değil, sadece ucu dokunduğu zaman ah edilen değil, peşinde koşulan hiç değil adaletsizliğin her anına isyanın gereğini yerine getirip hesap sorabilecek miyiz? Mütemadiyen erkin jargonuna göre şekillendirilen / şekilden çok şemalsizleşen bir ülke tahayyülüne karşı unutmama direncini hatırlayabilecek miyiz? 

Bugün, şimdi. Görünen, bilinen, zihne ulaşıp kaydedilen, aklın harici / dahili kıvrımlarına nakşolunan, bellendikçe bir sonrasının her nasıl olacağı beklentisini sorgular kılan buna yönlendiren daimi bir biçimde taaruz edilmesine rağmen bir çıkış vardır elbet umudunu çoğaltan bir zamane ruhunda tüm had bildirimlerine rağmen ayakta duruyoruz. Zaman ruhu plastik bir metaya evrilirken bununla sınırlandırılırken hep taciz edilmeye devam tahrif edilmeye aralıksız çabalanılırken hayatın oldurulmazlığını yasak hemşerimciliğini aşmaya bir yol / neden / gedik arıyoruz. Ayakta durmaya özen gösterirken düştüğümüz kaldırımları, içine çekildiğimiz o kör ve karanlık kuyuları, biteviye müesses nizam tefrikalarını, uyarılarını / tehditlerini görerek durarak, yaşayarak ayakta durmaya çalışıyoruz. Senim, benin, onun berikinin değil hepimize değen, değdiği yerde izini bırakan, yara açan aklın eylediklerine karşı sözün gerekliliğini hatırlıyoruz. Dönüp dolaşıp batıp çıkıp eskinin hallicesi bile olmayan bir şefaatsizliğe had bildirimciliğe zaman kaybetmeksizin uygulanan yaftalamalar vs. karşı sözün gerekliliğini hatırlıyoruz. Bildiren, anlatan ve yönlendirirken elini korkak alıştırmayanların şeklini şemalını dönüştürmeye çalıştıkları yapının biyopolitik bir taaruz silsilesinden gayrısı olmadığına artık uyanıyoruz. Ayakta kalmanın her türlü zorluğuna rağmen, dün yan yana duranların bugün birbirlerine demediklerini bırakmadıklarını işittiğimizden bu yana hayat için daha çok çabanın gerekliliğine tanık oluyoruz. Sözün laletayin gün kurtaran bir mesel, konuşulması elzem olmayana yol edilen bir mesel haline indirgenmesine isyan ediyoruz. Çokluğun derdest edildiği, hakkaniyetsizliğin at başı gittiği bu yerde 2014'ün her anında bütün bu taaruz sarmalında yaşanacağını artık idrak ediyoruz, teyitli bilgi. Erk-muktedir ya da iktidar olarak tanımlananların çoğaltageldiği belki de yegane tutunduğu edim olan korunaklılık zırhı bildiniz o mağduriyet ile karşılaştırılmaya, kıyasıya had bildirimine maruz kalmaya devam edeceğiz. Durmak yok yola devam bir slogan olmaktan öteye biyopolitik-biyoiktidar bir meselin başlangıç vuruşu olmaya devam ediyor. Yerle yeksan olunan zamanlarda dile pelesenk edilmiş olan sloganımsız her birimizin infazını bünyesinde taşıyor. Karar anlarının artık geçildiği varsa yoksa biat kültürünün yeni sınırlarını belirginleştirmeye çabalanılan tasarrufların paylaşıldığı bundan ötesinin ise düşünmek bir yana dışlanmak için bir sebep bellendiği bir yerde ayakta duruyoruz. Ahkâmların rezaletin daniskalarını, hırsızlığın dikalasını, muktedir olma ve kalmanın şartlanmışlığının gereği hıncını muhteviyatında barındıran, katık eden bir denetim-gözetim devleti içerisinde soluğumuz gözetlenirken yaşamaya çalışıyoruz. Paralel devletler, devlet sırları, işinize bakın sizler, barış görünümlü gemi yakma telaşesini barındıran mektuplar ve bir dolusunda / bütününde karşılaştığımız yegane şey yaşatmayacağız diskürüdür. Ayakta durma çabasına karşı hakir görmenin, had bildirip yola çekmek için vesile yaratılmasının, siyaset dilinin pejmürdeliğinde bütün hayatın kurban edilebilir bir mesele haline dönüştürülmesinin yeni eşikleri arşınlatılmaktadır. Her yıkım gayreti yeni bir soluk kesme bu devlet gözetimindeki deneklikte yeni bir evredir. Tüm mutlakiyet, meşruiyetin ayaklar altına alınabileceğini kanıtlayan birer utanç vesikası haline dönüşmektedir. İşinize bakın seslenişlerinin yegane gayesi budur. Biat etmekse ölene kadar, ölümüne biat edeceğiz lafazanlığının sıkça tekrar edilebilmesi bu utancı / ayakta durma çabasına vurulan keti gösteregelmektedir. Yerle yeksan edilen bilinç üzerine kurulan-kurulacak her tahakküm öznesi için aralıksız gayretkeşlik handiyse boşluk bırakılmayan bir dayatma dizini ve düzeni tertip edilmektedir. Normal alaşağı edilirken yeni norm olarak en akla hayale gelmeyecek, en izana asla sığmayacak, en bilinmez olarak zikredilenler birer ikişer ama az ama çok başımızda tıpkı bir giyotin gibi sallandırılmaktadır. Normatif bir ütopyaya dönüştürülürken her anormallik yeni doğrunun kendisi olarak tanımlandırılmaktadır. Bütün resin / bütün suret Picasso'nun resminde nakşettiği kadar karmaşık / sorgu açıkta kalırken sus! komutu yinelenmektedir. Tezatlıkların yinelenme sıklığı birine yasak belletilenlerin bir diğerine ehven sayılması, ikircikli hallerin kaskatılığı bir modern tahayyül ya da süret çıkartma çabası değildir. Tam tersine zıtlıkların kararlı karanlığının vesikasıdır. Tek tek beher karede görünür kılınmasıdır. 

Ali İsmail Korkmaz'ın devlet nezdinde lincinin her nasıl eylendiğini, hesap sormak bir yana her şeyi altüst eden bir düzenekte tanık ifadelerinin öncelenmesinin bu parçalanmış gibi görünen kara yazgının dehşetengiz bir suretidir. Hesap vermek bir yana hesap sorulanlar canı yananlardır. Davanın seyrindeki her tertibat ucu devletluya değmesin diye birleştirilmiş birer kaskatı duvardır. Adaletin tarumar edilmesi bütün bu açık ve seçik disfonksiyonelin sıradanlaştırılması her nerede yaşadığımızı tıpkı Gezi Direnişi süresinde katledilenlerin davalarındaki aymazlıklarla beraber ikrar olunmaktadır. Protesto anayasal bir hak olarak yazılmış ve teminat altına alınmıştır ama her avazınız, her seslenişiniz yahut da sessizliğiniz sadece o eylem alanında görünmeniz bu devlet nezdinde öldürülmeniz için yeterli bir sebeptir. Var mıdır böyle bir dünya? Dava sürecinin dört farklı ilde sürdürülme gayreti necidir? Sorgusuzluğun olağan netice olarak bildirildiği, belletildiği bu ülkede adaletin sekiz on parçaya ayrıştırılmış şehir ve duruşmalarda gelmeyeceği artık apaçıktır. Belleksizleştirilen bireye yapılabileceklerden sadece küçük bir kesittir bu. İki koca yılın sonunda ortada sadece ödendiği ikide bir zikredilen tazminat bedeli (ki tek kuruş bile ailelere gitmemiş / kabul edilmemiş), yarım yamalak bir komisyon raporu, erkler savaşında gözden kaçan haliyle ortaya çıkan düğmeye basanın her kim olduğunu artık ilan olunan, takipsizlik kararını duyuran askeri mahkeme hükmünün ifşaatında Roboski'dir bir diğer yara. Değerkam, buraların eşit özgür yurttaşları olmalarına bir türlü yol verilmeyen her şeyleri / ekonomik sıkıntılarının çözüm yolu kaçağa gitmek olan insanlardan otuz dördüne reva görülen kıyamın kusursuz (!) bir biçimde tasdik olunmasıdır iç kıyıcı olan. Devletin ötekisi savı yıllar geçse de sürdürülmektedir nitekim. Bildiğini eylemekten bir an olsun geri durmayan, sınırlarına verdiği ehemmiyetin de onda birini yurttaşına reva görmeyen aklın, katliamı sıradan bir vaka olarak sayıklamaktadır hala. Takipsizlik kararı içinde yaşadığımız sathı mahalde yaşamın bombalarla zaptedilebilmesinin karşısında sorumsuz yönetenlerin teker teker katilliklerinin ifşaasıdır. Emri verenlerin evlerinden komuta ettiklerinin bir simülasyon değil katliam olduğunu göz önünde bulundurduğunuzda bu karar hazindir. Birbirinin içerisinde böyle sıkı sıkıya lehimlenmiş, birinin kaderinin yarın bir başkasına yazıldığı, yinelendiği bir hatırlatmadan çok hakiki bir yıkımı süreklileştirdiği bu güncellikte yaşayabilmek, ayakta kalabilmek sorgulamaktır. Yantısız bırakılanlara, yara edilenler karşısında direngenliği muhafaza etmektir. Sorgulayarak yaraların farkına varıp üzerine gitmektir yaşamak. Gördüğümüz sadece bir veya bir kaç meselde karşılaştıklarımız yaşamakla zorunlu kılındıklarımız değildir çünkü. Gezi Direnişi dâhilinde ayyuka çıkan şiddetin, amanvermezliğin, nefes aldırmazlığın yıllar yılıdır hiçbir haber alamadığımız Kürdistan'ın gerçeği meselesidir çünkü. Kah adının unutturulamayacağı Roboski kıyamında, kah Lice'de Medeni Yıldırım'ın katlinde, kah Gever'de Veysel ve Reşit İşbilirlerin hayatlarının zaptedilmesi kah sahipsiz / belleksiz / kimsesiz konulan kemiklerin ardına bıraktıkları hüzünden ibaret değildir tüm mesele. 

Ama ve fakatların galebe çalıp durduğu, her sözün ifşaat ve tanıklığın, yüzleşme çabasının önünde yeni duvarların yükseltildiği bu yerde biz birbirimizin seslenişini duyabilecek miyiz? Son kertede ezcümle dert budur. Ayakta duruyoruz, tüm yenilgilerimiz, kıyamlarımız, kıyametlerimiz ve bütün önyargılara kurban edilişimize nazire edercesine kimi zaman tek kimi zaman da birbirimizle sessiz kalabalıkların içerisinde fark ederek. Bu sathı mahalde, bu sınırlarda bunca kırmızıçizginin üzerinde bugün başka bir sınırlandırılmışlığı, başka bir tahakküme özne, seçilmiş kurban bellenerek yaşıyoruz. Anlar, idrak eder miyiz? Şekilci, ezberci nutuklardan başkasını siyaseten doğrucu tahayyül ve tasvirlerin karşısında insani olanı işitebilecek miyiz? Galiba bütün düğümün çözümü buradadır. Tahrif edilip, tahribatın düzeyinin her geçen gün kademe kademe arttırıldığı bir deney sahası bu ülkenin gerçekliği yapılmıştır. Kasıt söz konusu olsa bile yedirilmeyecektir, evlere belalar salınmaktadır ama hakkaniyet halka hala karşı ve karşısında konumlandırılmaya devam etmektedir. Adalet söz konusudur çalana çırpana, yolunu yönünü her şeyi iç ederek yaşamakla mürekkep kılana gelgelelim hiç adı bahsi anılmayacaktır Ali İsmail, Berkin Elvan, Mehmet Reşit ve Veysel İşbilirlerde, ne de Roboski'de. Yaşamaktayız sözüm ona sırf bu bahiste bir yapayalnız, dımdızlak vicdansızların tahakkümünde. Cehennem uzaklarda değil tam dibimizde ve hep yanı başımızdadır. Bu bahisle artık uyanır mısınız (!)?

>>>>>Bildirgeç
Genelkurmay askeri savcılığın Uludere soruşturmasının bittiğini ve takipsizlik kararı verildiğini açıklamış. Askerlerin bir kusurunun olmadığı sonucuna varılmış...Bu bir açıklama mı?

Bilirsiniz söz kaybolmaz ve uzayda devam eder yolculuğuna. Roboski'nin soruşturması tamamlanmış ve kusurlu bulunmamış, bombaları insanların üstüne yağdıranlar.
Şimdilerde istikbal kavgasına tutuşanlar o zamanlar katırlarla 50 liralık mazot taşıyanlar mevzu bahis olunca hep bir ağızdan bağırıyorlardı; ''kaçakçı varrr...''

Oysa kaçırılan neydi muktedirlerce.
Neydi kaçan giden?
Vergisini alamadığınız için midir kaçakçı diye söylenmeleriniz.
Mesele hep para mıdır?
Mukaddesatçıların iktidarında en çok da paranın mesele olması ne büyük ironi ama. Sorsak, bize materyalist derler.

Aynı akıl anlayamıyordu bir türlü 50 liralık mazot için bu sarp yolları aşanlar 125 bin lira tazminatı nasıl redediyordu. Ve siz "Allah aşkına, tazminatsa tazminat" demek zorunda kalıyordunuz... Anlayamayacaksınız hiçbir zaman. Ve ben de anlatmayacağım. Anlamayın biraz da, anlamayın...

İnsan ne kadar değişiyor değil mi? İnsan değişiyor da sınırlar değişmiyor mu?
İnsandan daha çok o değişiyor belki de.
10 sene önceki haritayı alsanız elinize güncel diyebilir misiniz?
Hatta 1 sene önceki haritayı.
Her şeyin insan eliyle hırsla ve arsızlıkla değiştirildiği yeryüzünde tek değişmeyense, yoksul olanların her katledildiğinde aynı cevabın verilmesi; "Kusur bende değil sen de."
Yoksul olman bir kusur...

Muktedirler halk için değil ama kendileri için kavga ederken, görev yerleri o kadar çok değiştiriliyordu ki kimi polislerin, ki iddia edildiği gibi cemaatçi olduklarını farz edersek paralel değil, bildiğin dikey devletmiş demeliyim. Onların yerleri o kadar çok değiştiriliyorken belki de başladıkları yere dönüp gelseler kimseler farkına bile varamayacaktı.
Ama tek değişmeyen şey ise
Roboski de mezarların yeri oluyordu
Hala bulunmayan faili meçhul mezarlar.
Berkin'in, karagözlü umut çocuğunun yeri değişmiyordu...

Bu arada, silahlı yardım TIR'ı nerede? Onun yeri değişti mi?

Bombalarınız değil ama bir bombayla ölecek kadar zayıf olanlar kusurludur değil mi!
Kapitalizm de kusur hep yoksul da bulunur.

Kusursuz olan meğer bombalarmış, pek kusursuzca işlerini yapmışlar...

Cemaat ve AKP 17 Aralık'tan bu yana çarpışırken ve ben artık iyice karıştırırken kim kimdir diye onlar da kendi kusursuzluklarını anlatıp yine bir olacaklardır, kusursuzluk kuyusunun içinde...

Bense 'kusursuz'u nasıl tanımlamış TDK diye araştırırken Alfred Hitchcock'un "Dial for Murder" filminin yeniden çevrimi olan "Kusursuz Cinayet"e denk geliyordum. Muktedirler şimdi de derler miydi biz bu filmi daha önce gördük diye?

Bu kadar kötülük arasında tek iyi haber Fransa'da Goodyear işçilerinden geliyordu. Patronları, kendi ürettikleri lastikle kapatıyorlardı ofise. Belki de bu yıl "good bir year" olabilir...

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün tamama erebilmesi, kelam olarak ortaya atılanların işitilmesi ve ortaklaştırılması ile mümkündür. Söz, bahsin çoğaltılması için mevzunun anlaşılabilmesi için bir anahtardır. Kemal BOZKURT'un kaleme aldığı Kusursuzlar başlıklı makale bütün meram sathında denkleştirmeye çalıştıklarımızın bir nihai okumasını oluşturmaktadır. Kemal BOZKURT'un Radikal.Blog'un anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
“Edirne Sınırında Babamdan Başka Ölen Olmadı” - Ali Murat İRAT - Birgün
Bu Karar, 'Öldürmek Serbest' Diyor! - Ali TOPUZ - Radikal
Roboski Yahut Vicdanın Enkazı... - Mahmut ÇINAR - Bianet
Roboski ve Olmayan Adalet - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Adalet Hükümsüzdür - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Kim Yaptı, Belliymiş İşte... - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Hiçbir Vücut Isısı Değiştirmez Devlet Normallerini - Hektor VARTANYAN - Radikal.Blog
Roboski ve Paris Cinayetlerinde ABD-TC Ortaklığı - Ferda ÇETİN - ANF
Turkey Clears Military Over Uludere Bombing Deaths - BBC News
Paris Katliamı’nda Paralel Devlet Mi? - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Hozat: Paralel Devlet 9 Ocak Komplosunun İçindedir - ANF
Ermeniler ve Ötekiler - Hikmet ACUN - Fraksiyon
Bese Hozat’a - Hayko Bağdat - Taraf
Yeni Bir İttifak Mı Şekilleniyor? Süryaniler'den KCK' ye Tepki - Hektor VARTANYAN - Radikal.Blog
Süryanilerden PKK’ye Büyük Uyarı ve Açıklama - Gazete Çıla
‘Gayrimüslim Lobilerinin Paralel Devletleri’ Mi? - Foti BENLİSOY - Agos
Ermeni ve Rum Kimlikleri “Paralel Devlet” İle İlintilendirilemez… - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Sebahat TUNCEL -  HDP
Kürt Kimliği ve Ermeni Meselesi Üzerine Notlar - Nimetullah ATAL - Yüksekova Haber
Ermeni Lobisini Savunma Histerisi - Muhammed Cihad EBRARİ - Ebrari
3.5 Trilyonu Ne Yaptın Vali? - Jinda ZEKİOĞLU - ANF
Sosyalistlerden Ortak Tavır: “Sorumlu Erdoğan” - Siyasi Haber
Cumartesi Anaları; Güçlükonaktan Roboski'ye Devlet Aklı Hiç Değişmedi - DİHA - Ötekilerin Postası
Askeri Savcılık Uludere Katliamı İçin Takipsizlik Kararı Verdi: "Askerler Görevlerini Yerine Getirdiler"  - Hıdır TOK - Başka Haber
Roboski ve Askerleşen Siviller - Sezin ÖNEY - Taraf
Roboskî – Goyîler - İsmail BEŞİKÇİ - İlke Haber
Turkey's Power Struggle Affects Kurdish Issue - Wladimir van WILGENBURG - Al Monitor
İnkar ve Devlet: Katı Olan Her Şey Buharlaşmıyor - Eren BARIŞ - Azad Alik
Hasan Ferit Gedik’in Savcısından Avukatlara: ‘Kayıp Gömleği Ne Yapacaksınız?’ - Elçin YILDIRAL - Sendika.org
Polis Raporu: "Yazılama Yapan 13 Yaşındaki Çocuk 301’den Yargılansın!" - CNN Türk
Yaş 17, Gözaltı 29! - Umut AKPINAR - Özgür Gündem
Kara Kaşlı Çocuklara - Hüseyin KETE - Fraksiyon
On Dokuz Yaşındaydı Ama Daha Çocuktu - Abdurrahman UYAN - Birgün
Bu Sefer Destanı Onlar Yazdı - Cemre GÜMRÜKÇÜ - Gazete 9 Eylül
İnsanlığa İşkence - Özgür Gündem
F Tipi Cezaevinde Süngerli Oda İşkencesi - Ertuğrul MAVİOĞLU - Radikal
Şehre Dönüş - Bülent USTA - Birgün / BU' Blog
Dağılmayan O ‘Milli’ İttifak - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Dink Davasında Sabri Uzun Hamlesi - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
Adalet Bekleyişi Mahkeme Koridorlarında Başlıyor - Elif AKGÜL - Bianet
7 Ocak 2014 Hrant Dink Davası - Hrant'ın Arkadaşları Basın Açıklaması - Berkay BAĞCI - Youtube
Yeniden Başlayan Dink Cinayetinin 3.Duruşması Ardından İki Tutuklama - Özlem KATISÖZ - Yeşil Gazete
Gezi: Losing The Fear, Living The Dream - Rüzgar AKHAT - Roarmag
Sardı Korkular - Zeynep ARIKANLI - Fraksiyon
Ahmet Altan’ın Son Oyun’u: İktidar ve Cemaat Çatışmasının Kodları - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
TIR, Milli Sır ve Yaklaşan Fırtına - Fatih YAŞLI - Yurt
Feyzioğlu ve Kriz Fırsatçılığı Üzerine - Akın OLGUN - Birgün
M.Feyzioğlu ve Eyyamcılık - Setenay - Genç Baro
Güzel Yargım, Sana Ne Yaptılar? - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Daha Açık Konuşalım Mı? - Nuray MERT - T24
“Bu Yalnızca Hegemonya Krizi Değil, Aynı Zamanda Bir Meşruiyet Krizidir” Fikret BAŞKAYA - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Turkish Intelligence Agency (MIT) At Center Of Political Storm - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Thousands Protest Corruption In Turkey - Al Jazeera
Dispatches: Impunity And Cover-Up In Turkey - Emma SINCLAIR-WEBB -  HRW
Corruption Scandal Fallout Settles Uneasily In Turkey - Piotr ZALEWSKI - The National
Erdogan’s Son Caught with Al-Qaeda Financier - Walter Russell MEAD & Staff - The American Interest
Yollar Binali Yıldırım’a Çıkıyor: 2011’den Beri Bilinen “Sır”lar - Sendika.org
Hakan Gülseven: Yeni-CHP varlığını Pensilvanya Çetesi’ne Borçludur - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Cemaat İçin Zor Günler Başladı: Hasar Tespit Raporu-4 - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Cemaat Akp Çatışmasında Operasyonun Yeni Kodu: Akp - El Kaide İlişkisi -Dr Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
En Turquie, Les Intellectuels Libéraux ont-ils joué Les «Idiots Utiles» des Islamistes? - Ariane BONZON - Slate
École Gülen En France : "On N'est Ni Une Secte, Ni Des Intégristes" - Charlotte Oberti - France 24
İsrail Sizinle Gurur Duyuyor - Alper BİRDAL - soL
Ergenekon'u Öneren De Gitti Yöneten De! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Ağar'dan Sürpriz Ziyaret! - Şeyma ULUSOY - Gazetevatan
Kısaca Söylemek Gerekirse - Ahmet ÇİĞDEM - Fragmantoloji
Taksim’in Fonunda Polis Devleti Manzarası - Mehveş EVİN - ME' Blog
Deriteks Sendikası'ndan İşten Çıkarılan Punto Deri İşçileri İçin Basın Açıklaması - Emeğin Gündemi
Dünyada Tarihi Kırılma - Emin ÇAPA - CNN Türk
‘Görsel Efekt Gazeteciliği’ ve Özkök - Nilgün CERRAHOĞLU - Cumhuriyet
Sor Bakalım Neden Yıllardır Sürgündeler, Kim Bu Kürt Gazeteciler? - Tuğçe TATARİ - T24
HDN ve Radikal Çalışanlarından Manifesto - Pressout
Biz Ölerek Mi Yaşamayı Öğreneceğiz Hala - Burcu KARAKAŞ - BiaMag
Tatavla Dayanışması Hrant İçin Yürüyor - Çapul TV
Caferağa Dayanışması: “Kamu Mülkünü Kamu Yararına Kullanacağız” - Park Gazetesi
Kentsel Dönüşüme Direnen Hamburg - Onur İNAL - Bianet / Demokrat Haber
Hamburg’da Ne Oldu, Ne Olmadı? - Selami İNCE - Birgün
'Zanburg'dan Faşist ;Polis, Diktatör Merkel Manzaraları - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Görsen Hiç Ermeni Demezsin - Selen DOĞAN - Evrensel
Türkiye’nin “İnternet”le İmtihanı - Nida DİNÇTÜRK - RSFM
Her Internet Kullanıcısının Bilmesi Gereken Kavramlar - Alternatif Bilişim Derneği / Korsan Parti - CNN Türk
Industrial Internet - The Machines Are Talking - Jon BRUNER - O'Reilly
Hangi Ben? - Gökhan AKBULUT - Jiyan
Antibiotics, Capitalism and The Failure Of The Market - Scott NICHOLSON - New Left Project
Asayiş Değil, Nümayiş Berkemal - Bülent USTA - Karınca Hastanesi
Mapped: Every Protest On The Planet Since 1979 - By J. Dana STUSTER - Popular Resistance
Toplum ve Kuram Dergisi Tüm Sayılar - Toplum ve Kuram - ZAN
Caleb Williams Or Things As They Are - William GODWIN - Gutenberg.org
Neoliberal Dönemde Anarşizmin Açmazları - Nancy FRASER / Çeviri: Nursu ÖRGE - Skop Bülten
Gilles Deleuze & Felix Guattari Söyleşisi / Anti-Oedipus Kitabında Kapitalizm ve Şizofreni Üzerine - Köksal ÖZYÜREK - Suhuf
Blue - Mavi - Derek Jarman - Şenol ERDOĞAN - Trash Kulture
“Dar Alanları Genişletmek için”: Bu Adamları Ne Yapmalı?  - Nimet ALICI - 5 Harfliler


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
eksik bir şey mi var via turkey street art tumblr

>>>>>Poemé
Ne Gitti Ne Kaldı - Adnan AZAR

Ceyhun Atuf Kansu'nun anısına

Yaprak dökülür, omcalar soyunur
güz çimenleri yeşerir toprakta
bir asmada
bağbozumundan kalma bir salkımla karşılaşır insan

Ne gitti, ne kaldı
Tüm artıklar gitti
boyamalar, bezemeler, abartmalar gitti
bir küçük çeşme kaldı, bir bağ yolunda
güze bakan

Seni sordum dünyanın bütün çocuklarına
kuşlara, çiçeklere, ağaçlara seni sordum
seni çalıştım gün ağarırken, şafakla
bir ince şırıltı olup sabaha akmak için
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: