Monday, January 27, 2014

Deuss Ex Machina # 483 - Untitled

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_483_--_untitled

20 Ocak 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. KILN - Boro (Ghostly International)
2. KILN - Pinemarten (Ghostly International)
3. Blochemy - Oweg (CleanError Records)
4. Blochemy - Olab (CleanError Records)
5. ASC - Polymer (Auxiliary)
6. ASC - Impasse (Auxiliary)
7. Ghostlight - Whispers and Some Kind of Understanding (Sun Glitters Remix) (Square Harmony)
8. Ghostlight - Losing Control (Square Harmony)
9. Ghostek - Trust Me (Square Harmony)
10. Ghostek - Heretic (Square Harmony)
11. Detz - March (Reflect Audio)
12. Detz - November (Reflect Audio)

untitled
(482)
Mühletsiz Tanıklık

"Ne yapılmalı, şimdi?"  Soru herkesin dudaklarında, ve bir şekilde, bu, mürur eden herhangi bir filozofu bekleyen, insanların hep sorduğu soru.  Ne düşünülmeli? değil: Ne yapılmalı? Soru (filozoflarınki de dahil) herkesin dudaklarında, ama alıkoyulmuş, nadiren dile geliyor, çünkü bizler onu sormak için hala hakkımız, ya da araçlarımız olup olmadığını bilmiyoruz. Muhtemelen, öyle ya da böyle, ihtiyatlı bir şekilde kendimiz için düşünüyoruz, muhtemelen ‘Ne yapılmalı?’nın belirsizliği bugün o kadar büyük, o kadar dalgalı, o kadar meçhul ki, şunu bile yapmaya ihtiyaç duymuyoruz: soruyu sormak.
Özellikle de soru, kişinin neyi düşünmesinin doğru olduğunu bildiğini, ve meselenin sadece, eyleme nasıl geçileceği olduğunu varsayıyorsa. Arkamızda teori, önümüzde uygulama – anahtar şey, neyin tam vaktinde, özgül eylemde işe koymak için seçileceği. Ama bu, soruca, en sıradan şekilde varsayılandır. Ve bu durumda ‘ne yapılmalı?’, çoktan verili bir hedefi gerçekleştirmek için “nasıl eylemeli” anlamındadır. Öyleyse “dünyayı dönüştürmek”, dünyanın çoktan verili bir yorumunu gerçekleştirmek, bir umudu gerçekleştirmek, demek.
Ama bizler, neyi düşünmemizin doğru olduğunu bilmiyoruz ve hatta uygun bir şekilde ümit etmeyi dahi. Muhtemelen artık düşünmek nediri de bilmiyoruz, bunun sonucu olarak, mutlak biçimde, ne ‘yapmayı’ düşünmek nediri, ne de ‘yapmak’ nediri biliyoruz.
Muhtemelen, en azından, bir şey biliyoruz: ‘Ne yapılmalı’ bizim için, nasıl, herşeyin çoktan yapılmadığı (oynanmış, bitmiş, kutsal bir kadere terkedilmiş), ve aynı zamanda, tamamen yapılmayacağı (gelecekte hep gelecek yarınlar için) bir dünyayı meydana getirebiliriz, demek.
Bu, sorunun bize eşzamanlı olarak buyruksal, çifte bir yanıtlama sunması demektir. Dünyadaki hiçbir şeyin, hiçbir yerleşik yasanın, hiçbir geri döndürülemez sürecin, hiçbir tahminin, hiçbir hesaplanabilir uzamın ölçemeyeceğine mukabil olunmak zorunda –mutlak adalet, kısıtsız nitelik, mükemmel şeref- ve dünyanın kendisi, burada ve şimdi, her an, geçmişe ya da geleceğe atıfsız, yaratılmak zorunda. Bu demektir ki, dünyayı olduğu haliyle, aynı anda hem olumlamak hem de aleyhinde olmak – eşit miktarda boyuneğiş ve devrimi ölçüp biçip, hep reformla uzlaşma arasında yarıyolda kalmak değil; hiçbir zaman durağan olmayan, her zaman daimi şekilde, kendi çelişkisine yeniden-açılan dünyayı meydana getirmek; bu bizi ne yapılmalıyı peşinen bilmekten alıkoyar, dünya olmayan hiçbir şeyi, hiçbir zaman yapmamayı dayatır.
Dünyamıza ne olacağı bizim bilemeyeceğimiz bir şey ve artık tahmin edebileceğimiz ya da yönetebileceğimize de inanamayız. Ama öyle bir şekilde eyleriz ki, bu dünya kendini, olduğu haliyle kendi belirsizliğine açabilecek bir dünya [olur].
 Bunlar muğlak genellemeler değil. Bu satırları Ocak 1996’da yazıyorum. ‘Ne yapılmalı?’da varolan tüm zorluğu –aporia değil- Fransa’daki Aralık grevleri açıkça; tüm teminatlar askıya alınıp, tüm modeller işlevdışı kalınca, ortaya koydu. İktisadi Realpolitikin gaddarlıkları karşısındaki çekilme, tam olarak ne yapılmalıyı söyleme riskini pek az alan, hararetli ve hevesli kelimelerle çarpıştı. Bu ikisinin arasında bir şey algılanabilirdi: dünyayı icat etmek; bir dünyaya tâbi olmaktansa, bir başkasını düşlemektense, kaçınılmaz. İcad her zaman için modelsiz ve garantisizdir. Ve bu, kargaşayla, endişeyle ve hatta perişanlıkla yüzleşmek demek. Kesinlikler parçalara ayrıldığında, hiçbir kesinliğin tekabül edemeyeceği tâkat cem olur." *
Mühletsiz bir tanıklık şimdinin her gününü kapsayan, her gününde ayrı bir vaka halinde başımıza örülenleri, birimizden birisinin hedef tahtasına oturtulduğu bizatihi buna çalışıldığı bir yerde yeni gerçekliğimizin her ne olduğu meydana çıkartan bir sağaltımdır. Sınırları belirsiz her gününün bir öncesinden bir sonrasına ulaşıncaya kadar her nasıl / hangi şartlarda yıkıma ve tahrifata uğratıldığı meydana çıkartan bir edimin de ta kendisidir mühletsiz tanıklık. Bilindik ezberlerin yüzlerde gram kızarma olmaksızın tekrar edildiği, herkesin en iyi bildiği şeyi yapmaya devam ettiğinin ilan olunduğu bir yerde yaşamın aslında nasıl da bilip isteyip, göstere göstere rehin edildiğini anlamlı kıldırandır mühletsiz tanıklık. Zamanın ayrışmazı karanlık dört yanımızı, her bir yönümüzü çepeçevre sarmalarken yağmanın adının ileri demokrasi olarak bahşedildiği anlamı ile yüz yüze kalakaldığımızdır bu mühletsiz tanıklık. Düne dair olanın çoktan unutturulduğu hep öyle varsayıldığı bu ülkede dünün yanlışları ve hatalarının istisnasız tekrar edildiği bir mefhum karşılaştığımızdır. Her gün yeniden çıkarken yola, bir nefes alabilmek gailesiyle; yine yeniden duvara çarpmamız boşuna değildir. Bütünlüklü, her tahlilde başka bir okumaya girişilen ülke siyasasının (siyaset-piyasa) kepazelikleri nasıl da utanmazlıkla sahiplendiğini, üzerini örttüğünü anlamamıza vesile teşkil edendir mühletsiz tanıklık. Dünümüz başka yargılara kurban, rehin edilirken oralarda eylenenlerin bugün tamamlanmasına girişildiği adının sanının dosdoğru konulmasına girişildiği bir tahrifat dönüşüm adı altında gerçek kılınmaktadır. Unuttuğumuz varsayılanlar birbiri ardına gündemin al takke ver külah, iki villa havuzu, bir kaç küçük gemicik bayağı milyon dolarlardan memleket mi batarmış düzeyinde karşılaştırmalara girişilirken halkın, esas söz sahibinin canına kast edilmesidir düşündürücülüğünü koruyan.
Farkında olsa bile tek başına, yalnızlaştırıldıkça bu erkler arası savaşın her iki yüzünden de hesap sormaktan gayrısını düşünmeyen insanlara yapılmayan fenalığın konulmamasıdır dikkatlerinize paylaşmak istediğimiz. Dün dündür bugün bugündür cümle kalıbını ta ilk günden bu yana içselleştirmiş yeni ülke mimarlarının, -pardon- yöneten erkanının dilinin altında, yaptıkları işlerin arasında kendini göstere gelen bir mefhumdur tanıklık ettiğimiz o zulümler. Her yerde herkese bol keseden akıl fikir paylaştırılmaktayken bu ülkenin, bu sınırların her defasında yinelenen misak-ı milli hudutlarının içeriğinin / içerisinin göz ardı edildiği bir kere daha karşılaştığımızdır. Bilal oğlanın, beyzadelerin bir dolu muteber / önemli şahsiyetin(!) el birliğiyle yaptıklarının adı bir türlü konulamamaktadır. Biçimsiz, tanımsız bırakılan yağmanın bölüşümün niceliği değildir sadece a'sından z'sine uzanan bir dolu kepazeliğin de üzerinin alelacele örtülmesi gayretidir. Onun içindir ki dinsel çıkarsamalar bu ülkenin başbakanının dilinden düşmemektedir. Günahı işleyip duranlardan hesap sorulmasının önünü alabilmek için bir nizamda, belli bir düzlemde yine din karşımıza çıkartılmaktadır bu mühletsiz tanıklıkta. Bildiğimizi, gördüğümüzü unutabilmemiz için ayakkabı kutularının, ses kayıtlarının üzeri sansürle boşuna kapatılmamaktadır. Hiç kimse bir numaradan, ülkenin sahibinden hesap sormaya yetkisi, haceti kalmayasıya kadar sürecek bir dolu önlemdir o yüzümüze çarpıp duran. Başbakan atarını, dilinde saklamaktan hiçbir zaman kaçınmadığı öfkesi ile hem onu hem bunu hem de şunu şunu diyerek eliyle, koluyla, yazı akardan geçen herkesin ismine, cismine bildiğini okuyup tahakkümünü yinelemekten başkasını yapmamaktadır. Sahte peygamber ilan ettiğiyse, kendi mevzisinden kendi doğrusunu anlatabilmenin başka yollarını yine ona benzeşerek, çirkefleşerek göstermeye devam etmektedir. Sorun birisinin ya da birilerinin tek başlarına koca bir ülke için de basbayağı önemli sayılabilecek bir meblağın iç edilmesi, rant adına, kendi istikballeri adına iç edilmesi değildir sadece. Bu hep bildiğimiz aşina olduğumuz devletlu ekolünün hiç ayrışamadığı muktedirleştikçe ve güçlendikçe daha fazlası diyerek oburlaştığı iç etme meselesinden daha derin bir fecaattir. Her defasında ortaya dökülen rakamlardan, biçilen yaparız ederiz inşaallah, maşaallahların arasında koca bir ülkenin hem dünü, hem günü hem de yarını ipotek altına alınmaktadır. Geçmişte başkalarına (!) ait olanların kamulaştırılmasında olduğu gibi, bugün de sözüm ona sandıktan sandığa hatırlansa da "halk"a ait olanın yeniden erkana, onun belirlediği zümrenin elinde bir pasta gibi pay edilmesinde zerre terredüt edilmemesidir mesele.
Mühletsiz tanıklığın göstere geldiği bunca hazinliğin ve bir dolu fecaat eylenirken handiyse on iki yıldır susulabilmesi, üzerinin örtülebilmesidir mesele. Şimdiye varana kadar birbirini takip eden bir özen birbirinin yoluna güller dökenlerin, ağızlarında dökülenler akçeli işlerin altından bir türlü kendilerini eksik etmediklerini, dünyevi şeylerle aslında hepimizden çok fazla o en azami biçimde uyduklarını söyledikleri buyrukları çiğneyerek istikrarla sürdürmelerinin kepazeliğidir söz konusu edilmesi gereken. Dini bir siyasi zemin olarak el altında bulunduranların çıkarları dışındaki her şeyi gözden çıkartıp keselerinden başkasını düşünmedikleri aleniyken, "Hepimiz Bilal'iz" pankartını açabilecek kadar kendilerini erke teslim ettiklerini gösteren ak partililerin suretinde karşılaştıklarımızdır mesele. Bugünlere gelene kadar her yerde ve her şekilde zulümle abad olunduğunun, istikbalin her bulunan fırsatta götürmelerle sağlama alındığının gösterildiği bir yerde hayatta, bu siyasa ikliminde söz hakları handiyse hiç olmayanların hedef tahtasına konulmasıdır esas meselemiz. Düzenin bir başka partisine ayar veriyorum derken yerin dibine sokup çıkarttığımız Yorgo olurdunuz, Dimitri olurdunuz tasvirinin devamlılığında Konstantiniyye ya da Konstantinopolis örneklemiyle pot değil gaf hiç değil hıncın büyüğünün yinelenmesidir üzerine düşünmemiz gereken esas mesel. Yadsınan, yok sayılan ve bir biçimde buraya olan aidiyetleri lobicilikten türlü fobilerle bağdaşık tutulan hainler işte ekmeğimizi yiyip suyumuzu içip hançerleyenler diye atfedilenlerin bu gümbürtü, telaşeli mevzi kapma savaşında tekrardan yem edilmeleridir. Siyasanın hesap vermesi zorunlu olduğu konuları değil, bambaşka konu dışı şeylerle zihinlere iyice tahakküm kurma gayretidir düşündürücülüğünü korumakta olan, derde dönüşen. Bu ülkenin hiçbir zaman asli unsuru olarak bellenmemiş insanlarının kendilerini seyrettiklerini bile bile, ezberden konuşmanın bildiğini okumanın adını dümdüz koyalım paralelinden normaline devlet erkanının çok iyi hatta en iyi bildikleri olan bir mihrak olarak Hıristiyan nüfusun, kılıç artıklarının üzerine oynanmasıdır yine yeniden öfkelenmemize neden olan.
Doksan yıllık cumhuriyet tarihinin sayısız yolsuzluk, hırsızlık ve bir dolusu aynı benzeşen kepazeliklerinde olduğu gibi kabak yeniden o az olanı da hedefe oturtarak normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Hırsızlığın üzerini neyle örterseniz örtün bir yerde muhakkak kendini ele verecek bir şekil ya da şemalda yapılanların aslında ne olduğunu idrak ettirecek onca emare varken kalkıp her şeyi birbirine karıştırmanın bunu da bile isteye yapmanın bu ülkede kalma iradesi gösteren, hayata karışmak isteyen insanlara ( hala kendi vatandaşlarıdır!) karşı bir suç teşkil etmesidir mesele. Şeklen, kitabına uyduğu için değil basbayağı ırkçılığın yinelenmesidir üzerine uzun uzun konuşulması gereken. Sadece "başbakan" değil aynı zaman fikri mühim sayılan yazarların da diline pelesenk ettikleri bir ayrıştırmadır. Yetmemiş midir onca şey hala inatla sürdürülmektedir hazin betimlemeler ve had bildirimleri diye sorgulanasıdır. Her karede dönüşürken içimizdeki ötekiler bahsinin ısıtılıp arasız yinelenmesi bütün kepazeliklerden sonra faturanın esas kesilecek olanın halk olduğunu göstermekteyken ne yapmalıdır? Nasıl içinden çıkılmalıdır? Yergilerin, hakaretlerin, bir dolu söylemin bir dolu tenkitin, alabildiği kadar hakaretin tam da dibinde hesap verilmesi gereken onca yolsuzluk varken bir kez daha sormalı sırası mıdır Rum'un, Ermeni'nin siyasetin güncelliğine yem edilmesinin, sırası mıdır? Rehin edilmeye hala inatla devam edilen Kürd hareketinin ( ya barışamazsak) onca baskıya rağmen özgün dilinde anlatmaya çalıştıkları bir özenle sunmaya devam ettiği tam da bu hedeflenen, köşeye kıstırılmak istenen bir ülkeden nihayetinde demokrasinin bir tabela tanımından daha "mühim" yaşanılır bir mesele olması değil midir? Hala gıybetle, her defasında olduğu gibi yinelenen benzeş söylemlerle kendiliğinden çözülmeyecek, yüzleşmeden aşılmayacak kaskatı ve bildiğiniz balçıktan mamul bu karaşınlık, düzensizliğin duvarı aşılabilir mi? Adını dümdüz koyalım faşizm'in resmiyette bu ülkenin en ayrışmaz yenisi olarak zikredildiği otokrasinin başbakan ve kurmayları ve hukuktan gazetecisine uzanan bir skalada destekçisi olan, kendine taraftar bulan bu belagatlerden ibaret bir ülke düze çıkabilir mi? Hala var mıdır böyle bir seçenek yahut ihtimal?
Dönüşüm devam ederken, her yerden akmaya devam eden bilgilerin paralelinde bir çoğu manipülasyon olsun varsaydığımızda bile sadece yaşadığımız kentlere karşı o en hassas olduklarını söyleyip durdukları çevreye duyarlılığın ne hallerde olduğunu bildikten sonra kime neyi nasıl ispatlayacaklardır. Gerçekten ve dosdoğru bu ülkenin adil, eşit, özgür olduğunun bir emaresi ya da geleceği söz konusu edilebilir mi bu gayya kuyusu halinden az biraz uzaklaştığınızda gördüğümüz vesikadan sonra. Utanç vesikaları birbiri ardına yinelenirken, yeniden türetilirken olan bitenin gümbürtünün de ardından fiiliyatta köşeye kıstırılmışlığımız meydandadır. Sandık ve seçim söylemlerinin artık bir teferruat olduğu, ümidin başımızdakilerden hiçbirisi olduğu artık aleni olandır. Erkanın, devletlunun, ana akıma ait her şeyin gösterdiği yegane sonuç budur. Yaşam dönüştürülürken insana dair olan hiçbir şeyin önemsenmediği yinelenmelidir. Yaşıyoruz ama nefesimizi kesecek olanların gözetiminde, yaşıyoruz mamafih yürek hep ağızda. Yaşıyoruz amma velakin kentlerimiz delik deşik, doğamız üç kuruşa, bir villaya bir kol saatine rehin!. Yaşıyoruz aynısının laciverti olanların ben en temizim dediklerinde bile ağızlarının kenarlarındaki kirin, irinin göründüğü bir yerde. Yaşıyoruz sesimiz soluğumuz engellenebilir, gerektiğinde kıstırılabilir olduğunu bilerek. Yaşıyoruz siyasetin belagatinin, rantın kepazeliğinin, geleceğimiz söz konusu olduğunda bir biçimde önemsiz bir şeymişçesine sunulmasına bağışıklık kazandırılıyoruz. Yaşıyoruz, "Elinizde belge varsa, açıklamazsanız şudur budur!" diye yüksek perdeden en namuslunun tiradını dinliyoruz. Oysa ne ufukta ne de yakınlarda hiç ses eden çıkmıyor. Bunca rezalet artık kendi sınırlarını aşarak dört bir yanda dört bir yönde kendini geliştirirken, devam ederken sistem hepimizi öğütmeye, müesses nizamın içerisindeki "biat" edecekler er ya da geç olarak etiketlemeye devam ediyor. Mühletsiz tanıklığımız hayatlarımızın bu kaydıdır. Gördüğümüz, ayan beyan ortada olanın aleniyetidir işte bu kadar kesin ve kesintisiz. Birbirlerini yiye duran erkanın hiçbir surette bahsetmeyecekleridir asıl içimize dert olan. Roboski'nin, Reyhanlı'nın, Gezi Direnişi'nde, Lice'de, Gever'de katledilenlerin hesaplarının hep Ankara'nın karanlık dehlizlerine terk edilip unutturulacak meseller haline dönüştürülme çabasıdır dert olan.
Biliyoruz ve farkındayız ki bu ülke hiçbir surette esas derdin değil, günübirlik makamların akıbeti için her türlü kumpasın, pisliğin üzerinde ilerleyen bir ülke. Açıktaki yaraların, kapatılmayacak olduğunu bildiren bir ülke. Demokrasinin herhangi bir ön takıdan bağımsız işlevinin amasız fakatsız gerçekliğinin olmadığı bir ülke. Siz söyleyin, burası nasıl bir ülkedir? Dünde, geçmişte ardımızda bırakıldığı varsayılan, dile getirilen hemen her nutuk benzeri söylevde kurtarıcı bir bağlaç vazifesi gösteren oysa onca çabaya rağmen ne unutulan, ne unutturulabilen ne de yüzleşmeye çabalanılan, mesellerin tözünde kaskatı durmaya devam eden bir sağırlık ile hemhalız. Kestirmeden doğruların anlatılması gereken nice şeyin bir aradalığında sığınılacak bir liman gibi addedilen daraltımın insafına terk edilmişiz. Kendi doğru savının mütedeyyin, muteber, müesses nizamın bekası için eğip bükmekten çekinmeyenlerin anlata geldiklerinin tastamam duyulmadan dile getirilen önyargılar olduğunu bildiğimizden   bu yana o daraltımın hangi mesnetsizlikleri oldu bildirdiğinin farkındayız. Çoktan kalıba dökülmüş, yekpareleştirilip, bir örnekleştirilmiş ötesinin berisinin bırakın sorgulanmasını toz almasının bile önüne geçilmiş bir yerde asıl dertler bizlerle beraber hayatımızda soluk almaya devam etmektedir. Evirilen, büyüyen, gelişmeye devam eden, intizam gösterilen devlet aklının fecaatidir çoğu zaman. Körü körüne bağımlılığın daimi bir biçimde her meseli şiddet kullanarak bertaraf etmenin, sol gösterip sağdan çakmaların, arsızlığı yüceltmenin dayanılmaz hafifliğinin sofrasındaki birlikteliğinde sağırlık esasın hiçbir türlü konu edilmemesine yol açmaktadır. Yaşamın böylesine sığ bir akla rehin edilmesi, hemen her şeyin o vahim algı ile dönüştürülmesi uğraşı, didinişi bugünümüzün dünden ala değil ve en az onun kadar zorlayıcı sınanışlardan mürekkep olduğunu yinelemektedir.
Hayatlarımız gündelik siyaset dilinin ezberleriyle terbiye edilmeye, her sıkıştırıldığı köşede muktedirin insafına ya da tersi terk edilmektedir. Oysa sağırlık akıldan uzaklaşmaktır. Devlet dediğimiz mekanizma ise tastamam bu akıl tutulmalarının izinde şekillendirilen, atılan her adımın milimi milimine hesaplandığı bir mekanizmadır. Tüm diğerlerinde olduğu gibi bizim devletin de aynı tornadan çıkma hezeyanları sahiplenişi sağırlığı çoğaltmak içindir. Kendi eylediği fecaatlerin, kıyametlerin hepsine birden tek seferde müdahale edebilme gayreti, önemsizleştirme, gündem alaşağı etme uğraşı bu sınırların tek ve yegâne gerçekliğidir. Suskunlaştırabildikçe devletler vardır. Sağırlaştırdıkça sorgusuzluğun yolu sağlama alındıkça defaatle kendini yenileyen bir mefhumdur. Şartlanmışlıkların önyargıların bağında birlikteliğinde görünen köy yapılması gereken tanım bunca şeyden sonra afakîdir. Devletin tam karşılığı zulümdür nokta. Basitçe kestirilip kısadan atfedilebilecek bir mesele değildir. Her anlamda her şekilde yapılan edilenlerin toplamı ve tam karşılığı zulümdür. Durmaksızın bu hengâme düzeninde biteviye karşılaştığımız o sıfatın pek çok farklı tezahürüdür. İçinde kalakaldığımız kuyu derin ve dipsiz bir haldeyken bu artık aleniyken her umudun karşısında dikiliverendir zulüm. Sağırlaştırılan, mekanik bir yapının evet-hayır seçenekleri dışında hiçbir yön belirlemediği, iletmediği yerin gerçekliği zulümü göstermektedir. İktidar söyleminin biyopolitik bir baskılama uzamı üzerinden yılmaksızın kotarıldığı, kalıcılaştırıldığı bir menzilin her ne hallere sürüklendiği lüzumsuz teferruatlar atıldığında tastamam böylesi bir vesikayı tanımlandırmaktadır. Biçimsizleştirilen bir form ya da yapı değil her tarafı yama barındırmasına karşın sisten denilene itimat beklentisinin yinelenmesidir zulüm. Sorgusuzluğun yükseltildiği, derinleştirildiği böyle bir ülkede hayatın her anın da her Allahın günü denetim altına alınma gayretidir zulüm. Hemen her yere istisnasız bol keseden akıl fikir verilirken van minüt çekilirken biz deneyim sahibiyiz biz tecrübeliyiz derken rantın talanın, yalanın, hilenin ve daha nice bedbinliğin takipçiliğidir bu sınırların dolaylarında bunca kepazeliği, zulmü manidar kılan(!). Gittiğimiz yol ulaştırılmaya çalıştığımız zemin hepi topu bu kaderden mürekkep bir muhteviyat değil sathı mahalimizde.
Her günün bir öncesinden farklı bir öncesinde yarım bırakılanlardan daha büyük yıkımlara yol ve yön tayinidir hep ama hep düşündürücü olan. Başlangıçların hep mümkünatsız belletildiği asgari müşterekin kırılıp  döküldüğü ve tam anlamıyla sağırlığı kotarabilmek için her şeyin yapıla geldiği ön ayak olunduğu bir yerdir karşılaştığımız. İçinde yaşamaya mecbur kılındığımız hep o oluyor. Muktedir aklın bu bilinçli tahrifatı ne düşünselliği ne de hayatın geri kalanını bize bırakıyor. Olmaması gereken her ne varsa ona olur bildirimi, körlerin sağırlığa uyumu, hazin olan tabloyu daha keskin bir yıkıma eviriyor. Kalakalıyoruz altında işte bu göçüğün hep çıkmak istesek de nereden başlamamız gerektiğini bir türlü bulamadığımız sorgularda buluyoruz kendimizi. Ya oncusun, ya buncu, ya şunlardan ya da berikisinden hep bir kalıp / kamplaştırma inat ve ısrarı. Her yer sayelerinde tastamam yekpare bir mermer oysa. Sorgulattırılmayan, yedirilmeyen hep insana dair meseller olduğu gözden kaçırılıyor alelacele. Küçük detaylar halinde kıyısından ve köşesinden vakıf olduğumuz hamlelerin hep akıbeti bunu gösteriyor. Her gün birbiri ardına yapılan her hamle, atak, tavır bu birbirine bağdaşık duran tedbir görünümlü çıkışların hepimizin geleceğine kasıt olduğu anlaşılacak, bir ihtimal anlamlandırılacaktır. Sağırlaştırıldıkça duyamadığımız dertlerin afakında her şey yağmalanmaktadır. İpotek altına alınmaya, rehin edilmeye (ç)alınmaya devam etmektedir. Basit çekincesiz, amasız ve fakatsız görünen budur. Erk tarafından bildirilmek istenmedikçe medyanın ketumluğunu elden bırakmadığı, ses çıkartmak değil çıtın bile çıkmadığı itirazların hep örtbas ettirmemek için olduğunun göz ardı edilip durulduğu bir görünümdür karşı karşıya olduğumuz. Demokrasi pratiği dogmatik olan ve akla zorla kazılmış dini motifler, yasalar, hadisler üzerinden şekli şemalı dönüştürülürken hemen hiç referans verilmeden, duyurulmadan ortalığı kapsayanın kesifliğini, hazinliğini örtebilecek herhangi bir edim söz konusu değildir. Kastedilen bunca hınçla girişilen, bozulan, yıkılan, tahrip edilen onarılmaz kılınan  her defasında olduğu gibi tahayyüllerdir. Karanlığın boyutu derinleştirildikçe her mekanizma kurcalana kurcalana en sonunda tanımsızlaştırıldıkça, ümitsiz kılındıkça hakkı ve hukuku dile getirmek bir nevi ütopya kalmaya devam edecektir. Bozgunun tarihi, erkin gözettiği menfaatlerinin hemen hemen hiçbirimizin hayrına olmadığı meclis çatısından sokağın bir türlü duyulmayan sesinde yankılanmaktadır, paylaşılmaktadır görebilene. Erkan kendisi gibi düşünmeyen, sorgulayan herkesi yaftalama gayreti içerisinde hemen her anında diline pelesenk ettiği ithamlarla karşılaşmaya, çözümsüzlüğü derinleştirmeye devam ve ısrar etmektedir. Gördüğümüz kepazelikler gemiyi azıya almışken halen her şeyin üzerinin örtülebilir bir mesele olarak değerlendirilmesidir dert. Örtülebilir unutturulabilir sineye çekilebilir de nereye kadar?
Yurtseverliğin kıstaslığının bilinçli bir biçimde faşizan olan bağıntılar ile atfedilmesinin partili (reyini teslim eden) olmayan herkesin hain ilan edilmesine kadar uzanan bir şeceredir gün aşırı duymakta olduğumuz. Geçmişi, olanı değiştiremeyeceğimiz bir gerçekliktir. Her göz yumacaksınız denildiğinde arkasının nasıl bir bezirgânlık, hayal kırıklığı, tahribat ve sağırlık olduğunu yinelenesidir tek elden. Erkanın başının, temsiliyet nam çıkarsamasında göz ardı edip durduğu vahameti sürdürebilmek adına ezberlerini tekrar ededurmasıdır. Bir an olsun düşünmeden, tahakkümüne halel getirmeden yoluna devam ısrarıdır. Gezi Direnişi'nden bu günümüze varan, iktidar olmanın belagat ile yan yanalığıdır ve bu teyit olunmaktadır. Muktedirleştikçe, dünün mağdurunun hep o bahisten yola çıkanın yoldan çıkmasıdır. Yaşamı şartlandırılmışlıklarla hemhal ettire ettire şimdinin muktediri bu olanların ulaştığı menzil karşımıza çıkmaktadır. İte çeke, döke saça, vura kıra tahrip ederek, kriz kaos ve kavga ile meşruiyet edinmesidir, bunun çabasıdır. Yıllar yılıdır bir türlü tanzim edilmeyen hakların, kırk bin takla atılıp sonunda yalan edilen süreçlerin, anayasa yazamama teşebbüslerinin, müştereki lağvedip tek adamın tek sözün otoriteryenliğin çabasıdır.

Sürümcemesiz, ikiletmeksizin devlet dediğin yapı, düzenek bu istikamette fecaati kervana düzmektedir. Zulüm ile abad olunmayacağı defaatle yinelenirken zulümden, tek ses ve söze biattan mürekkep yadsınarak nasıl olsa alışırlar denilen bir müesses nizam yaratılmakta, şekillendirilmektedir. Ana akım siyasetin, mecliste gırtlak gırtlağa düşenlerin hakaretin bini bir kuruş edenlerin hepsinin çabası bunadır. Rıza üretimi biat edeceksin noktasından bu yurdun bireyisin ya da hainsin arasındaki seyrüseferinde bunca rezillik, ala kepazelik, doksan yıllık ezberlerin en ezber bozduğunu iddia edeni bile rehin aldığını göstermektedir. Demokrasi bariz bir ucubeye dönüştürülürken, yıllar yılıdır bildik çözümsüzlük yeniden kurgulanmaktadır. Figürler değişse de daimiliği beklentilenen bu devamlılıktır. Jean Luc-Nancy'nin dediği gibi "Ne yapmalı?" sorusunun tam yeri, tam zamanıdır. Derinlemesine düşünmenin ve müesses nizamın hizasından ayrışmamın tam vaktidir. Hayat için...
*Jean LUC-NANCY (Retreating the Political [Siyasalın Ricatı, Routledge '97] kitabından alıntı..  kaynak 

>>>>>Bildirgeç
Manidar Zamanlar...  - Dikran M. ZENGİNKUZUCU - Evrensel Pazar

Başbakan Erdoğan, Hükümet ve çevresi son zamanlarda kendilerine karşı her hareketi Cemaatin devlet içindeki paralel yapılanmasının organize ettiği dış bağlantılı bir komplo, darbe girişimi olduğunu söyleyerek, zamanlamasını çok manidar buluyor. Tamam da… Biz de;
Başbakanın Cemaate “bugüne kadar ne istediniz de yapmadık” demesini çok manidar buluyoruz…
Bugüne kadar birlikte çevirdikleri dolapları manidar buluyoruz…
Kentsel dönüşüm, turizm bölgeleri, 2B’ler, mega projeler ile kentler, ormanlar yağmalanırken Erdoğan Bayraktar’ın istifasında “imar planları Başbakanın talimatıyla değişti” demesini manidar buluyoruz…
Ayakkabı kutuları, milyar dolarlar ortalara dökülürken asgari ücrete 40 TL zam yapılmasını manidar buluyoruz...
Gezi direnişi sırasında 7 gencin hayatını kaybetmesi, onlarcasının uzuvlarını kaybetmesi, Berkin’in hala uyuyor olmasına karşın kılını kıpırdatmayanların operasyonun ardından binlerce polisi, emniyet müdürünü, savcıyı sürmesini de manidar bulduk…
Tencere tava çalanlara soruşturma açılması emrini verenler kendileri hakkında soruşturmaların durdurulması talimatı vermelerini manidar bulduk…
7 yaşındaki Enes’in, 5’i çocuk 11 kişinin sokakta polis kurşunlarıyla öldürüldüğünde Diyarbakır Valisi olan Efkan Ala’nın İçişleri Bakanlığı’na getirilmesini de çok manidar bulduk…
***
Başbakan bir hesap varsa sandıkta vereceklerini açıkladı.
Bir “hukuk devleti”nde (!) vatandaşların hesabı mahkemede, muktedirlerin sadece sandıkta hesap vermesini çok manidar bulduk…
Başbakanın mitinglerinde beyaz çarşaflara dolanan “in de inelim, gir de girelim” diye bağırırlarken ayakkabı kutusu sallayan teyzenin evinin polislerce basılmasını manidar bulduk…
***
7 Ocak’ta İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’ın bacanağının da içerisinde bulunduğu bir “yolsuzluk operasyonu” daha yapıldı. Binali Yıldırım operasyonun zamanlamasını manidar buldu ama biz de çıkan görüntülerde el değiştiren para dolu valizleri manidar bulduk…
Pamukova’da devrilen hızlı treni, Marmaray’ın inşaatı ve testleri tamamlanmadan açılmasını manidar bulduk…
Binali Yıldırım “babam olsa gereği yapılır” demesinin hemen ardından savcı ve polislerin görevden alınmasını manidar bulduk…
***
Yılbaşı günü Reyhanlı’da Suriye’ye bir TIR durduruldu ancak aranamadı. İçişleri Bakanı “o TIR’da Türkmenlere giden yardım vardı” dedi. Savcının arama yapması ve zamanlaması manidar bulundu.
Biz de yardım TIR’ının MİT görevlileri eşliğinde gitmesini manidar bulduk…
İlerleyen günlerde Adana ve Hatay’da 13 TIR’ın daha durdurulmasını ancak “Cumhuriyet Savcılığının talimatı ile yapılan kontrollerde, MİT’in rutin görevlerini ifa eden personelin bulunduğu anlaşılması” üzerine aranamamasını manidar bulduk…
14 Ocak’ta Van ve 5 ilde yapılan manidar operasyonlardaki El-Kaide bağlantısı kokularını manidar bulduk…
Devlet sırrı “insani yardım” TIR’ları MİT refakatinde gittikleri Suriye’deki İslamcı grupların Kürtlere, Süryanilere, Ermenilere, Hıristiyan Araplara ve diğer halka yönelik yoğun saldırılarını manidar buluyoruz…
***
Başbakan hukuka saygılı olduklarını açıkladı ama…
Bugün ÖYM’leri ve özel yetkili savcıları paralel yapı olarak nitelerken gazetecilerin, öğrencilerin, ÇHD’lilerin, KESK’lilerin, KCK’lıların tutuklu oluşlarını manidar buluyoruz…
Operasyonların ardından “Adli Kolluk Yönetmeliği”nin değiştirilerek polislerin savcılardan aldıkları talimatları mülki amirlerine bildirmelerini yani İçişleri Bakanlığı’na fısıldamalarını istemenizi manidar buluyoruz…
Daha 2010’da “paralel yapı” ile el ele yaptıkları Anayasa değişikliği ile yeniden düzenledikleri HSYK’yı bir kanun ile Adalet Bakanı’na bağlı bir komisyon haline döndürülmesini manidar buluyoruz…
     
Yargıtay 5. Dairesi 17 Ocak’ta “sözde” şike kararını onadı.
Biz de Yargıtay’ın yasa ve içtihatlara aykırı olarak “Telefon dinleme kayıtlarının, başka delillerle desteklenmese dahi, tek başına mahkûmiyete dayanak oluşturabileceği” kararını manidar buluyoruz…
ÖYM’lerin gördüğü davaların yeniden görülmesi yönünde Hükümet açıklamaları ve CHP’nin kanun teklifi varken kararın açıklanmasını manidar buluyoruz…
Başbakan Erdoğan Brüksel’e hareket ederken kararın paralel yapının ince bir oyunu olduğunu ve zamanlamasının manidar olduğunu söyledi. Ne vardı ki seçim sonrası açıklasalardı, 3 Temmuz’da hep beraber hareket etmişler, zamanlamayı seçimlere göre yapmışlardı…
***
Başbakanın oğluna dokunulamazken Gezi direnişi sırasında Çanakkale’de duvara “Hükümet İstifa” yazan 13 yaşındaki çocuğun polis zoruyla mahkeme getirilme kararını ve hakkında 6 yıl hapis istenmesini manidar buluyoruz…
12 yaşında evlendirilen, 13’ünde anne olan Kader 14’ünde ölürken Aile Bakanı Ayşenur İslam’ın “çocuk nikâhlarının çoğu masumane” açıklamasını manidar buluyoruz…
“Paralel devlet önce dinlemiş, sonra fişlemiş” diyenlerin öğrencileri fişlemiş olmalarını manidar buluyoruz…
Roboski’de 34 kişiyi bombalayanların ortaya çıkarılacağı, yargılanacağı yerde takipsizlik kararını protesto eden köylülerin evlerinin basılmasını, darmadağın edilmesini, insanların yaka paça gözaltına alınmalarını manidar buluyoruz…
KCK YK Eşbaşkanının Gülen cemaati ile birlikte İsrail lobisini, milliyetçi Ermeni ve Rum lobilerini Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleyen paralel birer devlet olarak nitelemesine ve ardından gelen ırkçılığa kadar kayan açıklamalara karşın Gezi’de Nor Zartonk’lu “marjinal” gençlerin “Eşitlik, Barış, Kardeşlik, Özgürlük” pankartını manidar buluyoruz…
Bu arada apar topar Bakan’ın talimatıyla TİB Başkanının 48 saate kadar mahkeme kararı olmaksızın interneti sansürleyebilmesine yönelik düzenleme torba yasaya sokuldu.
18 Ocak’taki internete sansürü protesto yürüyüşüne yine polisin TOMA, gaz ve plastik mermilerle saldırmasını çok manidar bulduk... Haberleşme özgürlüğünü savunmak için gösteri ve yürüyüş hakkını kullananlar mı darbecidir yoksa vatandaşların yasal haklarını kullanmalarını keyfi şekilde engelleyenler ve üzerlerine saldıranlar mı darbe yapmışlardır?..
19 Ocak’ta Hrant Dink’i anma yürüyüşünde hava 13 – 15°  iken, biz terleyip üzerimizdeki ceket, kazakları atarken beyaz bere takan trafik polislerini hem MANİDAR hem de çok tatsız bulduk…
Evet, Hepiniz oradasınız, hepsinizi görüyoruz…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Anlatabilmek hem meşakkatli hem de belagatin sınırlarını gösteren kırmızı çizgilere denk gelmeksizin, birilerinin hissiyatlarını atağa geçirmeksizin oldukça mahir olmayı gerektirmekte. Sözün kelamın, hedef haline dönüştürmek için değil aslında ne olup bittiğini idrak ettirebilmek için bir mesele olduğunu hatırlatan yazıları kaleme alanlarımız var hala ve şükür!. Dikran M. ZENGİNKUZUCU'nun kaleme aldığı Manidar Zamanlar... başlıklı makalesi de bu minvalde sözün / taşın gediğine oturtulmasını / gerekliliğini hatırlatan bir yazı. Değinimizin içinde yer veremediğimiz bütün bu gümbürtüde her ne oluyor anlayabilmek için yardımcı bir okuma. Dikran M. ZENGİNKUZUCU'nun ve Evrensel Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Manidar Zamanlar... - Dikran M. ZENGİNKUZUCU - Evrensel
Ergenekon’dan Abim Gelmiş - Akın OLGUN - Birgün
Paralel Devlet, Demokrasi, Diktatörlük - Rıdvan TURAN - Gelecek Gazetesi
Buz Pateni Dekolteyse Yağlı Güreş Pornodur! - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Kötülük Ehliyeti - Kemal BOZKURT - Jiyan
Van Anadolu Konteyner Kenti Bir “Ayakkabı Kutusu”na Sığar Mı? - Cihan GÜRGÖZE - Kolektifler.net
Van'da Deprem Sonrası Çocuk İşçi Sayısı 7 Bin 500'e Çıktı - Çekirdek Çocuk
Demokratik Hukuk Devletinden Sapmaya Götüren Yanlışlar ve Doğrular - Levent KÖKER - Zaman
Hem Suçlu Hem Mütecaviz! - Ahmet İNSEL - Radikal
AKP Winning Perception War - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
AKP'nin Dolandırılmasının Sorumlusu Kim? - Kemal GÖKTAŞ - Gazetevatan
Erdoğan Nihayet TÜSİAD’ı Da Darbeci, Vatan Haini İlan Etti - Hasan CEMAL - T24
Roboskili Anneler Çocuklarını Rüyada Nasıl Görüyor? - Behmen DOĞU - Gülşen ALMA - Hür Bakış
Roboski Takipsizlik Kararı: Kuzey Irak Tezkeresi ile Yargısız İnfaz - Öznür SEVDİREN - Radikal
Ebubekir ile Serdar’ı Unutmadık - Yıldırım TÜRKER - Özgür Gündem
Yağma Raporu - Sızdırılan Tape Dökümleri - Haramzadeler
Cemaat’i Bitirmek O Kadar Kolay mı Hacı? - Alper DUMAN - Başka Haber
Cemaat Yapısına Bilimsel Yaklaşım! - Can GÜRSES - CG' Blog
‘Yetti Artık’ Bu Kavgada Hiçbirimiz Tarafsız Değiliz - Gürbüz ÖZALTINLI - Serbestiyet
Deli Olmak İşten Değil - Özgür MUMCU - Radikal
Erdoğan’ın Çatalca'daki Malikanesi - Akademi Politik
İstanbul’da Yolsuzluk Operasyonu - Bianet
Mecliste HSYK Kavgası Çıktı Milletvekilleri Bayıldı CHP Milletvekili Bülent Tezcan'a Saldırı - İnternethaberoku
Müsteşarın Savcıya “Soruşturmayı Durdur” Demesi Baskı Değilmiş - Bianet
Öldürülen Kişiye Ceza Tebligatı Gönderildi. - Musa ATAÇ - Vivahiba
Berkin Elvan'ı Vuran Polisler Korunuyor - İsmail SAYMAZ - Radikal
Berkin'in Karnesi: Direnme 100, Devamsızlık 221 - Mersin Dev-Lis Basın Açıklaması - Cumhuriyet
Muharrem Ayvaltıaş: 'Bir Hâkim Nasıl Boş Verin Diyebiliyor?' - Abdurrahman UYAN - Birgün
Gezi Mağduruna Dava - Al Jazeera Türk
Gezi Sonuç Aldı Mı ? - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar
Çocuk Gelin, Pedofili ve Patriyarkal Kapitalizm - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
Törenle Tecavüz! - Hülya GÜLBAHAR - T24
Çocuğa Cinsel İstismarda 20 Yıl Ceza İndirimi Yapıldı - Evrensel
KESK'lilere Adliye Önünde Biber Gazı! - DHA - Youtube
'Erdoğan Devleti' ve Büyüyen Tehdit - A. Cihan SOYLU - Evrensel
Savcıdan Dosyaya Bakmak İsteyen Avukata: ‘Bu Örgütsel Tavır’ - Sendika.org
Hayata Dört Metre Kalmıştı - Müjgan HALİS - Taraf
Faili Devlet Cinayetler Ayı: M. Suphi, H. Dink, Mumcu, Okkan, A. İpekçi - Ses Online
Kırıldı Ey Halkım Unutma Bizi!' - M. Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Uğur Mumcu Kendini Anlatıyor - N. ÇOLAKOĞLU - A. ABAKAN - BBC Türkçe
Uğur Mumcu: Musa Anter Hakkında - Statik Enerji
Subcomandante Marcos'un Deyimiyle " Biz Buradayız "... Zapatistalar'dan Rojava'ya... - Patria Libre O Muerte
Obama's New Problem: Turkey - Henri BARKEY - Al Monitor
'AB'nin Güven Avansını Boşa Çıkardı' - Ercan COŞKUN - Deutsche Welle Türkçe
Türkische Unternehmer: "Die Stimmung Wendet Sich Immer Mehr Gegen Erdogan" - Hasnain KAZIM - Der Spiegel
Kur mu Faiz mi? Yaklaşan Krizi Beklerken - Ümit AKÇAY - Başlangıç
Israel, Save The Palestinians in Syria’s Yarmouk Refugee Camp - Gideon LEVY - Ha'aretz
Burhan Kuzu: 'Velev ki MİT Silah Taşıyor, Neresi Gayri Vicdani?' - Ömer KOÇ - DHA / Onedio
Uluslararası Hukukta Sorumluluk Çerçevesinde Türkiye’nin Suriye Politikası - Ozan ERÖZDEN - Başlangıç
Suriye'de Ateşkese Doğru - Ayhan ŞİMŞEK - Köln Radyosu / Funkhaus Europa
Cenevre'de Öncelikli Konu Humus - Deutsche Welle Türkçe
The Dangers Of Excluding Iran From Geneva II - Zachary KECK - The Diplomat
Warsi Sounds Warning Over Persecution of Christians in Middle East Saying It Has Become A 'Global Crisis' - Hannah ROBERTS - Daily Mail
Bayık: Cenevre Ölü Doğdu - Mervan ARİ - Özgür Gündem
Kürt Hareketi, Türkiye’deki Krizin “Barış Süreci”ni Bitirmesinden Kaygılı - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
MLKP Savaşçısı Tıl Hamis Hamlesi'ni Anlattı - ETHA
Ukrayna… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
The Ukrainian Nationalism At The Heart of ‘Euromaidan’ - Alec LUHN - The Nation
Maybe the Most Orwellian Text Message A Government's Ever Sent - Brian MERCHANT - Vice
On The Barricades - Lisa Larson-WALKER & William J. DOBSON - Slate
WCC To Mark Centennial Of The Armenian Genocide - Arthur HAGOPIAN - Armenian Reporter
Diaspora Ermenileri Vatandaşlık İstiyor - Hrant KASPARYAN - Taraf
First World War: Memories Of The Last Survivors - The Guardian
Ermeni “Tohumu” - Serdar UĞURLU - Fraksiyon
Trabzon'u Anlamak - Nedim KARAEL - Jiyan
Kürt ve Ermeni: Kendine Gelme Stratejileri - Mücahit BİLİCİ - Hür Bakış
Velev Ki Ermeni, Yahudi, Rum Lobileri Var - İrfan AKTAN - Radikal
They Say: “No Justice For Hrant Dink”, We Say: “For Hrant, For Justice” - Tuğçe ERÇETİN - An Int'l Critique
Dink'in Avukatı Fethiye Çetin: MİT'teki İnfaz Kodu 80-85'ti - Cansu ÇAMLIBEL - Hürriyet.com.tr / Evrensel
Kirîvo Kirîvo - Mehmet Said AYDIN - Birgün
Bir İnsan Nasıl Faşist Olur: (Diyarbakırlı Ziya-1) - Vahap IŞIK - Jiyan
‘Resmi’, ‘Sivil’ İslam ve Son Nokta! - Ahmet YAŞAROĞLU - Evrensel
Yeni Akit Müdürü Hakkında Yakalama Kararı - Yıldız TAR - KaosGL
Bu Çağın Irkçıları Biz Olabilir Miyiz? - Sezai Ozan ZEYBEK - BiaMag
Ayşe Hür: TOKİ, İslamcı Modernizmin Kent Tahayyülünü Gerçekleştiriyor - Serkan AYAZOĞLU - Arkitera
Kent İstilacılarının Saldırısı Organize Mi? - Deniz HALMAN - Kolektifler.net
Ataköy Sahilde Skandal - Ömer ERBİL - Radikal
Ne İstiyoruz? Gıda Egemenliği Ne Zaman Hemen Şimdi - Ekin KURTİÇ -Karabasan
Artvin-Arhavi Halkı Bölgede Planlanan HES İnşaatlarına Dur Diyor. - İvme Dergisi
Ekonomi Kimin İçin Büyüyor? Türkiye’de Gelir Dağılımı Dengesizliği - K. Murat GÜNEY
Akademiler Kurumlar ve Sazanlar - Emek EREZ - Radikal.Blog
Mustafa Alp Dağıstanlı: Ben Bu Kitabı Tarihe İtiraz Etmek İçin Yazdım - Berkant GÜLTEKİN - Birgün
Abluka’nın Hatırlattıkları ve Neo-Liberal Medyanın Pislikleri - Ferda KAÇKIN - Jiyan
Gazeteciler Gezi Direnişi’ni Konuştu: “Sokağın Şenlikli Muhalefeti: Gezi ve Demokrasi” - Direnişteyiz
Artistler Ölmez - Bülent USTA - Birgün
Tahribad-ı İsyan Gezizekalılar Acapella At İKSV Salon vai Youtube
Küba ile Bask Maçının Formaları Kazova Fabrikasından - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Seçim, Bi’ Dur Allahını Seversen, Zaten Ortalık Karışık! - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Küresel Kapitalizm, Kimlik Siyaseti, Kültürel Görecelilik ve Çokkültürlülük - Ferma LEKESİZALIN - Mesele
Loic Wacquant ile Söyleşi: Bourdieu ile Devleti Düşünmek - Veysel Fırat BOZÇALI - Seda AYDIN - Canay ÖZDEN - Birikim
Who Are The New Middle Classes Around The World? You'd Be Surprised How Poor Some Are - Paul MASON - The Guardian
Bir Kere Suâl Eyle ki Ruhsat Ne Zamandır - Bilge GÜLER - Fraksiyon
Have You Ever Heard Virginia Woolf Speak? - Sadie STEIN - The Paris Review

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
erdogone - gülden canol's twitter

>>>>>Poemé
Yol Haritası - Özlem Tezcan DERTSİZ

elmayı koparırken dalını gücendirmiş
işliyor, acımasız bağ makası bu şehrin
sağım solum sobe sırların aynasında,
eski düşlere iki beden büyüğüm
keşke fark etmeseydim korkarım,
korkarım ah büyüdüm.

ateşçiydim önceden söz nargilesine
söndüm, ustasını utandıran bir sönüş
çokluğumu bitiriyor papatyasızlık
süstüm bahçeye, ansızın sustum
hiç okşanmamış sardunyanın yanında
çıt çıkarmadı ayrılık

kirliyse yol haritası kaç kere gidilmiştir?
söylediklerimden pişmanım söylemediklerimden
kaç kişi duyar yağmurun dindiğini?
kuşatmada çöller, küller, güç yemek tarifleri
kurtuluştur, sığınmadır, bilenler bilir
gökyüzünde
şiirlerin gen haritası gizlidir.

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: